Şubat 7, 2022 Yazarı mermaridyy 9

Dilay Hanım 11. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Şehir dışında olduğum için bu günün bölümünü zamanlamıştım. Erken bir saatte yayınlandı. Umarım bölümü beğenir, yorumlarınızı eksik etmezsiniz.

***

Dilay gece vakti odasına girdiğinde çocuklarını kocaman yatakta birbirine sarılmış bir şekilde uyurken görünce içini büyük bir şefkat kaplamıştı. Şükür sebebi olan çocukları çok huzurlu görünüyordu. Bir gün kendisinin de huzurlu olacağı günler gelecek miydi acaba? Gelecek hafta İstanbul’a gitmesi gerekiyordu. Bunun için çocukları götürmek istese de onları bu yolculukla yormak istemiyordu. İçi sıkıntıyla dolarken bir çare bulması gerekiyordu. İkizleri çiftliğe o kadının olduğu yerde bırakamazdı. Burada da tek başlarına kalmasına izin veremezdi. Sıkıntıyla iç çekerken yine en iyisinin çocukları da yanında götürmek olduğunu hissediyordu.

Üzerini değiştirerek usulca çocuklarının yanına uzandı. Akşamüzeri Mehmet babası ile yaptığı konuşma kadını mutlu etmişti. Adam sonunda inadı bırakarak ameliyat olmaya karar vermişti. Belki korkuyordu ama bunu yapmak zorunda olduğunu biliyordu. Dilay her zaman adamın yanında olmaya kararlıydı. Selim’le boşansalar bile o her zaman Dilay’ın Mehmet babası olacaktı. Gözlerini kapatarak kendini uykuya teslim ettiğinde yıllar sonra ilk kez uyuyacağı çatı altında huzuru içine çekmişti.

***

Genç kadın sabah uyandığında oldukça dinlenmiş bir şekilde gözlerini aralamıştı. Uzun zamandır bu kadar rahat uyuduğunu hatırlamıyordu. Belki de buna en büyük neden gece gördüğü rüya olmuştu. Yıllar sonra anne ve babasını aynı anda rüyasında görmüştü. Rüyasında olsa da çok mutlu olmuştu. Üstelik o rüyada hiç beklemediği bir misafir de vardı. Gerinerek sırtını yatağın başlığına dayadığında gözü aydınlanmak üzere olan havaya bakmıştı. Gece perdeleri çekme gereksinimi duymamıştı. Evin etrafının çevrili olması yeterli mahremiyeti veriyordu. Yavaş bir şekilde yataktan kalkarak pencerenin önüne geçmişti. Uzaktan güneşin doğuşunun oluşturduğu kızıllığı görmesiyle gülümsedi.

“Çok şükür, bu günde uyandık,” diye fısıldadı. Dilay kendi sözlerini işittiğinde uzun zamandır bu sözü kullanmadığını fark etmişti. Babası ne zaman onu kaldırmaya odasına gelse kızı gözlerini açar açmaz ağzından ilk çıkan ‘Çok şükür bu günde uyandık’ sözleri oluyordu. Süha Bey’in en büyük şükrüydü akşam yatıp yeni bir güne gözlerini açmayı başarmak. Dedesi uykusunda öldüğü için babası her yeni günün şükrünü belirtiyordu.

“Çok şükür babacım,” dedi kendi kendine. Üzerini değiştirmek için giyinme odasına giderken kısa bir duş almaya karar vermişti. Çocuklar daha uyanmazdı ve rahatlıkla duş alıp kahvaltı hazırlayabilirdi. Yarım saat sonra işini bitirip mutfağa geçtiğinde Aslı’nın da hemen arkasından içeri girmesiyle bakışlarını ona çevirmişti.

“Hayırlı sabahlar abla,” diyen kıza gülümseyerek cevap vermişti.

“Hayırlı sabahlar canım, rahat uyuyabildin mi?” diye sordu.

“Çok rahat uyudum abla, alınma ama çiftlikten bile rahat uyudum,” dediğinde Dilay kızın sözlerine gülmüştü.

“Niye alınayım Aslı, ayıptır söylemesi bende çok rahat uyudum. Sanki yıllardır omzumda olan yük birden kalktı.”

“Anlayabiliyorum, son zamanlarda çok stres yaşadın,” dediğinde Dilay başını sallamakla yetinmişti.

“Ne dersin bu gün dışarıda kahvaltı yapalım mı?” Aslı başını sallarken kıvırcık saçları ahenkle yerinde havalanmıştı. Aslı önüne gelen saçlarını geriye atarken bileğinde ki bandanayı alarak başına takmıştı.

“Saç düzleştiricimi evde unutmuşum, bir ara gidip alırım abla,” dediğinde Dilay genç kıza kaşlarını çatarak baktı.

“Şu güzelim saçları rahat bırak Aslı, harika saçların var onlara eziyet etme,” dedi.

“Zor oluyor ve ablam, uzunlar birde.” Dilay kızın saçlarına gıpta ile bakarken aklına gelen şeyle “Bekle beni,” diyerek mutfaktan çıkmıştı. Birkaç dakika sonra elinde çatallı taçla mutfağa giren kadın elinde ki tacı genç kıza uzatarak “Bunu dene, liseye giderken benim çok işime yarardı,” dedi. Aslı kendisine uzatılan dişli taç tokaya bakarak aldı. Başında ki bandanayı çıkararak tacı taktığında saçları bir hayli toplu bir şekilde geriye doğru düşmüştü. Yüzü iyice açılan genç kızın güzelliği hayranlık bırakacak düzeydeydi.

“Aslı çok güzel oldun, bir daha saçlarını düzleştirdiğini görmeyeyim. Saçlarını yakmaktan sağlığını bozacaksın.”

“Ama abla…”

“Ben dedim diyeceğimi, hem kıvırcık saç sana daha çok yakışıyor. Üstelik bu saçlara ölüp bitecek kişiler var.” Aslı kaşlarını çatarak genç kadına bakarken Dilay işine dönerek Aslı’nın meraklı bakışlarından uzaklaşmıştı. Yarım saat sonra ikili ikizleri uyandırmak için üst kata çıktıklarında Dilay yatağa, Aslı ise pencereyi açmak için cama doğru ilerlemişti.

“Çocuklar, hadi uyanın. Süha, Süreyya, sabah oldu,” Dilay’ın melodik sesi çocukları uyandırırken genç kadın eğilerek iki çocuğunun da başını öpmüştü. İkizler her zamanki gibi annesine gülümseyerek gözlerini açmıştı. İşte bu görüntü Dilay için her şeye değerdi.

“Ayne, Selim geldi mi?” Dilay kızının sorusu ile duraksamıştı.

“Selim mi gelecekti canım?” Dilay bakışlarını Aslı’ya çevirdiğinde Aslı’nın da bir şeyden haberi olmadığını anlamıştı. Küçük kızın yüzü asılmıştı.

“Yayın gelirim demişti,” dediğinde Dilay durumu anlamıştı.

“Gelirim dediyse gelir hayatım, neden üzülüyorsun ki?” kızını kucağına alarak saçlarını geriye atmıştı. Yüzü açığa çıkınca da yanaklarını öperek kızını sevdi. Süha kardeşinin sözlerinden hoşlanmamış gibi yüzünü asarak “Gelmesin, istemiyoyum,” dedi.

“Süha, ona nasıl söz öyle?” Süha omzunu silkeleyerek yataktan inince Dilay arkasından üzgün bir şekilde baktı. Oğluyla konuşması gerekiyordu.

“Abla, Süha Selim abiye cephe almış durumda.”

“Farkındayım Aslı, en kısa sürede bir psikologla konuşmamız gerekiyor. Bu şekilde olmasını istemiyorum.”

“Peki abla, istersen randevu alayım,” Aslı’yı onaylayan genç kadın kızını kucağına alarak banyoya geçmişti. Oğlunu üzerini ıslatarak yüzünü yıkarken bulunca gülmeden edememişti.

“Küçük adam, anneye küstü mü?” diye sorarken Süha annesine kısa bir bakış atarak yeniden önüne dönmüştü.

“Sana kısmadım ama onu istemiyorum. O kötü biri!” dediğinde Dilay işini bitirerek kızını yere bıraktı.

“Hadi Süreyya sen Aslı ablana söyle üzerini değiştirsin,” dedi. Küçük kız koşarak banyodan çıkarken Dilay oğlunu kucağına alarak yüzünü kurulamıştı.

“Seninle konuşalım mı koca adam?” Süha annesinin ‘koca adam’ dediğini duyunca hemen göğsünü kabartmıştı. Küçük olmasına rağmen kendisini büyük gösterecek sözler her zaman hoşuna gidiyordu. Bazen ikizine abilik bile taslıyordu.

“Konuşalım ayne,” diyerek kadının boynuna kollarını sardı. Dilay banyodan çıkarak kızının üzerini giydiren Aslı’ya dönüp “Biz Süha ile konuşacağız, sen Süreyya’yı aşağıya indir Aslı,” dedi. Genç kız kadının söyledikleri ile üzerini değiştirdiği kızı alarak odadan çıkarken Dilay önce oğlunun ıslanan üzerini değiştirmişti. İşi bittiğinde oğluyla odaya geçerek Süha’yı yatağın üzerine oturtup kendi de önüne diz çöktü.

“Süha, seninle ciddi konuşalım mı?” dediğinde küçük çocuk hemen başını sallamıştı.

“Ne konuşacağız ayne?”

“Bak oğlum, şimdi sana bir hikaye anlatacağım ve sen beni dinleyeceksin tamam mı?” Süha yeniden başını sallayarak “Tamam,” derken Dilay oğluyla göz kontağını kesmeden anlatmaya başlamıştı.

“Bir adam ve kadın varmış, bu ikisi babaları istediği için evlenmiş. Ne adam kadınla evlenmek istedi ne de kadın adamla evlenmek,” dediğinde genç kadın nefes almak için duraksamıştı.

“O zaman evlenmesinler.”

“Ama evlenmek zorundalardı. Evlendiler ve mutlu olamadılar.”

“Ne oldu ayne, kadın ağladı mı?” Süha’nın sorusu ile Dilay gerilmişti. Biliyordu ki küçük oğluna birkaç kez ağlarken yakalanmıştı.

“Kadın ağladı ama adam yüzünden değil canım, çok sevdiği birini özlediği için ağladı.”

“Sonra ne oldu?”

“Sonra adam mutsuz olduğu için evden gitti, o gidince kadın mutlu oldu. Ama bilmediği bir şey vardı. Adam giderken kadına çok seveceği iki tane sevimli çocuk bırakmıştı.”

“Hihh adam çocukları bıraktı mı?” Dilay oğlunun sevimli haline gülümseyerek yanakların öpmüştü. Başını iki yana sallayarak oğluna cevap verdi.

“Hayır hayatım, adam çocukları olduğunu bilmiyordu. Yıllar sonra eve döndüğünde öğrendi ama baba olmayı bilmediği için nasıl davranacağını da bilmiyordu.” Süha aklı karışmış bir şekilde annesine bakmıştı.

“Selim gibi mi?” küçük çocuğun sorusuyla Dilay gerilmişti. Başını sallayarak “Selim gibi,” dedi.

“O bizim babamız mı ayne? Gerçek mi?” Dilay başını sallarken oğluyla göz temasını kesmiyordu.

“Evet hayatım, Selim sizin babanız. Dedenizin oğlu, sizi çok seviyor ama nasıl baba olunacağını bilmiyor. Ona siz öğreteceksiniz.”

“Biz baba olmayı bilmiyoyuz ki?” diyen oğlunu kollarına alarak sıkıca sarmıştı.

“Sizde babanızla öğreneceksiniz oğlum. Selim sizi çok seviyor, sizde onu severseniz kolay öğrenir. Hem benim babam çok iyi bir adamdı. Benimle oynar, gezmeye götürürdü. Sonra bana oyuncaklar alır ve bana sarılır ve beni her şeyden korurdu.” dediğinde Dilay oğluna nasıl açıklayacağını bilmiyordu. Baba demek Dilay için çok farklı bir duyguydu. O duyguyu açıklamasına imkan yoktu.

“Ama Selim bizi o kadından korumadı,” diyen küçük çocuğun yüzü asılmıştı.

“Çünkü Selim o kadının ne yaptığını bilmiyordu canım. Bundan sonra size kötü davranan olursa bana ya da amcanıza söyleyin, ama önce babanıza söyleyin tamam mı canım? Eğer Selim sizi korumazsa gelip bana söyleyin ben onun kulağını çekerim. Sizde küsersiniz. Ama bilmediği için babanıza küsmeniz çok yanlış. Beni anladın mı canım?” küçük çocuk bir süre düşündükten sonra başını sallamıştı.

“Anladım ayne, bundan sonra Selim’e küsmeyeceğiz.” Dilay oğlunun sözlerine gülerken yeniden sıkıca sarmıştı küçük bedeni.

“Hadi kahvaltıya inelim, Süreyya çok acıkmıştır.”

“Ayne, şimdi biz Selim’e baba mı diyeceğiz?” Dilay gelen soruyla duraksamıştı. Kucağında ki çocuğu yukarı zıplatarak beline yerleştirip kapıya yöneldi.

“İçinden nasıl geliyorsa öyle seslen canım. Seyhan amcana nasıl içinden gelerek amca diye sesleniyorsan Selim’e de baba demek istiyorsan söyleyebilirsin,” dedi. Süha annesinin sözlerini küçük kafasında tartarken Dilay oğluyla mutfağa giderek son anda Aslı’nın mutfakta hazırladığı masadaki yerini almıştı. Dörtlü sakin bir şekilde kahvaltısını yaparken mutfağın duvarında asılı olan telefon çalmıştı. Bu telefonu sadece güvenlikteki adamlar arıyordu.

“Efendim?” Dilay bir süre karşıda ki adamı dinledikten sonra derin bir nefes almıştı.

“Açın kapıyı gelsinler,” diyerek telefonu kapattı.

“Kim geldi abla?” Dilay çocuklara bakarak buruk bir şekilde gülümsemişti.

“Çocuklara misafir geldi, hadi çocuklar gidinde misafirinizi karşılayın,” dediğinde Dilay’ın aklında dün yaptığı konuşma vardı. O konuşmadan sonra çiftlikten ayrılarak ne kadar isabetli karar verdiğini anlamıştı.

Önceki gün!

Genç kadın misafiri olduğunu öğrendiğinde asistanına onu içeri almasını söylemişti. Dünden beri adam onunla önemli bir şey konuşacağını söyleyip ısrar etmişti. Şimdi kapıda kendisine endişeli bir şekilde bakıyordu.

“Benimle ne konuşacaksın? Bu kadar acil olan nedir?” Sevim odadan çıkarken Engin hızlı birkaç adımda Dilay’ın masasının önünde ki koltuğa çökmüştü.

“Acil olmasa bu kadar ısrar etmezdim Dilay.” Genç kadın adamın resmiyeti bırakası ile gözlerini kısarak ona baktı.

“Bana şu şekilde bakmayı bırak Dilay, bundan sonra beni sık sık görmeye alışsan iyi edersin. Sen istesen de istemesen de her zaman etrafında olacağım.”

“Bunu neden yapıyorsun?”

“Çünkü yapmak istiyorum. En azından Süha amcanın üzerimde olan hakkını bu şekilde ödemek istiyorum.”

“Seni anlıyorum ama babam bundan hoşlanmazdı. Yani yaptıklarının karşılığını istemezdi.”

“Biliyorum, Süha amcayı sandığından iyi tanıyorum. Bu benimle alakalı, içim bu şekilde daha rahat edecek. Üstelik şimdi size daha yakın olacağım.”

“Engin benimle açık konuş lütfen.” Dilay konuşmaya başlamadan önce Sevim’den iki orta şekerli kahve istemişti. Kapı tıklatıldığında ikisi de susmak zorunda kalmıştı.

“İkizler nerede? Onları inşallah getirmişsindir.” Dilay başını sallayarak karşısında ki adamın endişesinin nedenini anlamaya çalışıyordu.

“Evet, şuanda fabrikanın kreşinde oynuyorlar.”

“Çok şükür, iyi olmalarına sevindim.”

“Engin, ben sabırlı biri olsam da söz konusu çocuklarım olunca o kadar sabırlı değilimdir. Şimdi neler olduğunu anlatır mısın?” Engin derin bir nefes alarak olanları anlatmaya başlamıştı.

“Elmas’ı dün kocanın yanında gördüm, kendisini bana nişanlım olarak tanıttı,” dediğinde Dilay başını sallayarak adamı onaylamıştı.

“Bir süredir çiftlikte kalıyorlar,” dediğinde Engin inanmaz bir şekilde genç kadına bakmıştı.

“Sen ne dediğinin farkında mısın? Boşanmak üzere bile olsanız bu sana yapılan büyük bir saygısızlık. Nasıl izin verirsin?”

“Sorun değil, biraz geç oldu ama biz yıllar önce boşanmalıydık. Evlenirken bu şekilde anlaşmıştık.”

“Dilay, aklım almıyor. Madem boşanacaktınız ikizler nasıl…” Engin aklına gelen şeyle duraksamıştı. Şüpheyle genç kıza bakarak yerinden doğrulup masaya doğru eğildi. Mavileri grilerle buluştuğunda “Sana zor kullanmadı değil mi?” dediğinde Dilay geriye yaslanarak sıkıntıyla nefesini dışarıya vermişti.

“Elbette hayır, Selim öyle biri değil.”

“Madem öyle biri değil, o kadını neden karısının çatısının altına getirdi. Daha da önemlisi sen nasıl izin verdin?”

“Bu konu hakkında konuşmak istemiyorum. Elmas’ı nereden tanıyorsun?”

“Benim eski baldızımdı.” Dilay tek kaşını kaldırarak genç adama bakarken hatırladığı konuşmayla birden yutkunmuştu. Elmas ve ablasının bahsettiği çocuk Nisan’dı. Dişlerini sıkarak masanın üzerinde ki elleri yumruk oldu.

“Neden ayrıldınız?” Dilay’ın sorusu ile Engin gözlerini kapatarak sakinleşmeye çalıştı. Gerisin geri yerine oturarak önünde ki kahveden bir yudum aldı.

“Bak bu uzun bir hikaye, Esma ile karşılaştığımızda o kadar sıcak kanlı ve iyi kalpliydi ki sonradan dönüştüğü canavara inanamadım. Aslında her şey tezgâhlanmış bir oyun olduğunu sonradan anladım. Nisan doğmuştu. Beş yaşındaydı. O zamana kadar kızım için katlandım ama son yaptığı şey bardağı taşıran damla oldu.”

“Ne oldu Engin?” Dilay tahmin ettiği ama duymak istemediği cevabı gözlerini kapayarak beklemişti.

“Kızım oldukça hareketli bir çocuktu. Esma bu durumdan hep şikayetçi oluyordu. Oysa Nisan’la her zaman dadılar ilgilenmişti. Bir süre sonra kızım eskisi kadar oynamaz oldu. Nedenini merak ediyordum. Evde kimsenin olmadığı bir gün tüm ortak alanlara kamera yerleştirdim. Biliyorsun dadıların kötü muamelelerini her zaman okuyoruz. Öyle bir şey beklerken asla beklemediğim bir şey oldu. Kendi annesi kızımı koşturuyor diye merdivenlerden aşağıya yuvarladı. Görüntüler karşısında beynimden vurulmuşa döndüm. Şikayet etmek istedim ama Nisan’ın durumu çok ciddiydi ve birde annesini hapiste görmesini istemedim. Keşke hapse attırsaydım.” Engin nefeslenmek için biraz duraksadıktan sonra üzgün gözlerini genç kadına çevirmişti.

“Dilay, o kadın ve kardeşi çok tehlikeli. Aynı şeyin ikizlerin başına da gelmesini istemiyorum. Buna izin veremem.” Dilay kendi çocuklarını düşününce ürpermişti.

“Biz babamın evine geçtik bu gün, yani ikizler şimdilik güvende.” Engin rahat bir nefes alırken hafif gülümsemişti.

“Buna çok sevindim, Nisan ikizleri soruyordu. İki yıldır ilk kez onun içten gülümsediğini gördüm. Okula gidip geliyor ama hiç mutlu değil,” dediğinde Dilay küçük kız için üzülmüştü.

“Tedavi nasıl gidiyor?”

“Çok şükür iyi, artık ayaklarını oynatmaya başladı. Kemiklerini güçlendirmemiz gerek dedi doktor. Onu da at binerek yüzerek yapacağız. Birkaç ay içinde ayağa kalkmasını bekliyoruz.”

“Çok sevindim, Nisan istediği zaman ikizleri görmeye gelebilir. Sanırım babamın adresini biliyorsundur?” Engin başını sallarken ellerini dizine vurarak ayağa kalkmıştı.

“Ben gideyim artık, bir saat sonra toplantım var. Dediklerimi düşün Dilay, çocuklara dikkat et,” diyerek genç kadını yalnız bırakarak odadan çıkıp gitmişti. Dilay adamın arkasından üzgün bir şekilde bakarken onun yerinde olmayı asla istemeyeceğini düşünmüştü.

***

Genç kadın düşüncelerinden ikizlerin sevinç çığlıkları ile çıkmıştı. Kapıya geldiğinde kızının Nisan’ın kucağında olduğunu görünce kaşlarını çatarak Engin’e bakmıştı.

“Kızım, Nisan ablanın canını yakacaksın hemen in oradan,” diye uyardığında Süreyya hızla küçük kızın kucağından inmişti. Engin Süreyya’nın üzgün bir şekilde Nisan’a bakarak “Özüy dileyim Nisan abla, canını yakmak istemedim,” dediğinde Nisan kızın yüzünü okşamıştı. Yaşadığı acı tecrübe küçük kızı zamanından önce olgunlaştırmıştı.

“Canımı yakmadın Süreyya, korkma.”

“Ayne, bak canını yakmamışım,” diyerek sevinçle annesine bakarken Nisan onun bu sevincine gülmüştü. Süha ise Engin’in yanında tekerlekli sandalyeyi itmesi için kendince adama yardım ediyordu.

“Hoş geldiniz, kahvaltı yaptınız mı?” diye soran Dilay adamın yüzünün asıldığını görünce duraksamıştı.

“Henüz yapmadık,” diye kadına karşılık verse de Dilay başka bir sorun olduğunu anlamıştı.

“Aslı, canım sen çocukları kahvaltı yaptırır mısın, bizim Engin beyle konuşacaklarımız vardı.”

“Olur abla,” dediğinde Engin’in yerini alarak Nisan’ın tekerlekli sandalyesini itelemeye başlamıştı. Aslında sandalye akülü olsa da tamamen refleksle bu hareketi yapıyorlardı.

“Biz bahçeye geçelim çocuklar yemeğini yesin,” dedi. Engin ona ayak uydurarak evin arka bahçesinde ki oturma alanına geçmişlerdi. İkili karşılıklı otururken Aslı elinde iki çayla yanlarına gelerek masaya bırakmıştı.

“Teşekkür ederim Aslı, sen çocukların yanına geç.” Aslı oradan ayrılırken bakışları yeniden Engin’e dönmüştü. Ona dikkatle bakarken genç adam dayanamayarak konuşmaya başladı.

“Nisan’ın annesi birkaç gündür buralarda. Nisan’la görüşmek istiyor ama ben izin vermiyorum.”

“Bunda haklı nedenlerin olduğunu düşünüyorum.” Engin başını sallarken sıkıntıyla yüzünü sıvazlamıştı.

“Dün ben toplantıdayken Nisan’ı hastaneye dadısı Nuray götürdü. Nasıl öğrendiyse hastaneye gitmiş.” Dilay endişeyle yerinde doğrulurken dişlerini sıkmıştı.

“Bir anne olarak çocuğunu görmek istemesi normal diye söyleyebilirdim ama söz konusu karın olunca bunun altında başka bir neden olduğunu düşünmeden edemiyorum.” Engin başını sallarken ileriye bakarak bir süre susmuştu.

“Zaten istediği kızını görmek değil, beni tedirgin etmek. Bu şekilde benden daha fazla para koparacağını düşünüyor. Son zamanlarda da kızımı almak için velayet davası açacağını söylemeye başladı.”

“Bunu yapabilir mi?” Engin buruk bir şekilde gülümseyerek başını iki yana salladı.

“Bu mümkün değil. Eğer dürüst bir hakime denk gelirsek kızımı asla alamaz. Ayrıca ona yaklaşamaz bile ama para düşkünü olan biri her şeyi yapabilir.”

“Endişelenme, Nisan’ı korumak için her şeyi yapacağız.” Engin kadına minnetle bakarken çayından bir yudum alarak yeniden geriye yaslandı. Kısa süren sessizliği yanlarına doğru gelen adamın sesi bozmuştu.

“Yengelerin gülü…” Seyhan arka bahçeye doğru ilerlerken ablasını yanındaki adamı uzaktan görünce hızla onlara doğru ilerlemişti.

“Seyhan, hoş geldin.” Dilay genç adama kaşlarını çatarak bakmıştı.

“Hoş buldum, misafirin varmış?” dediğinde Engin’in karşısına geçmişti. Uzaktan onun kim olduğunu anlayamasa da karşısında ki adamı hatırlamıştı.

“Siz daha önce karşılaşmıştınız, Engin Bey, bu da kardeşim Seyhan,” dediğinde Engin ayağa kalkarak genç adamın elini sıkmıştı.

“Dilay, şu Bey lafını bıraktığımızı sanıyordum.” Adamın uyarısı ile Seyhan şüpheyle ikiliye bakmıştı.

“Ablam kolay kolay yabancılara resmiyeti bırakmaz.”

“Ben yabancı olmadığıma göre, sorun olmayacaktır.” Seyhan genç kadına bakarak başını sallamıştı.

“Neler oluyor abla?”

“Engin’i çocukluğumdan tanıyorum. Uzun zaman olduğu için onu tanımak kolay olmadı,” dediğinde Seyhan tek kaşını kaldırarak ablasına baktı.

“Öyle mi, çok şaşırdım.” Seyhan yanlarına otururken Dilay arka tarafa bakarak sormuştu.

“Selim gelmedi mi?” Dilay’ın sorusu havada asılı kalırken genç kadının kulaklarına içini yakan o sözler dolmuştu.

“Baba bak, Nisan abla kendi kendine sürüyor sandalyesini!”

****

Keyifli haftalar. Okuduysanız yorum yapmayı unutmayın lütfen. Bir sonraki bölümde görüşene kadar Allah’a emanet olun.

10. BÖLÜM <<<<<<——->>>>>> 12.BÖLÜM

19421cookie-checkDilay Hanım 11. Bölüm