Dilay Hanım 12. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Yeni bir haftaya başladık. Umarım bu haftaki bölümlerden keyif alırsınız. Bölüm hakkında yorum ve beğenilerinizi bekliyorum.

***

Genç adam sabah erkenden kalkıp önce babasına kontrol etmiş sonrada salona inerek kahvaltının hazır olup olmadığına bakmıştı. Evin emektar çalışanı masayı hazırlarken ona selam vererek bahçeye çıkmıştı. Bakışları bir süre etrafta dolandıktan sonra başını kaldırarak terasa üzgün bir şekilde baktı. İçi sıkılıyordu. Şu birkaç günde ikizlere çok alışmıştı. Etrafta olmalarına, neşeli seslerini bir günde özlemişti.

“Hayırlı sabahlar abi, erkencisin.”

“Uyku tutmadı, sen de erken kalktın.” Seyhan derin bir nefes alarak bahçedeki masaya geçmişti.

“Bende rahat uyuyamadım. Çocukları şimdiden özledim. Onları görmeye gideceğim.”

“Birlikte gideriz,” dediğinde Selim kardeşi ona imalı bir şekilde bakmıştı.

“Burada olabilirlerdi biliyorsun değil mi?” Selim başını iki yana sallayarak “Bu konu hakkında konuşmak istemiyorum şuanda. Lütfen sende sabah sabah tadımızı kaçırma.”

“Babam çok üzülüyor, ikizler onun neşe kaynağıydı,” dedi Seyhan. Selim ellerini saçlarına daldırarak dişlerini sıkmıştı. O da biliyordu çocukların babasına ne kadar düşkün olduğunu. Ama şuanda elinden gelen bir şey yoktu. En kısa sürede çözmesi gereken konular vardı. Özellikle bunun için Elmas’ın yanında kalması gerekiyordu.

“Babam uyandı mı, birlikte kahvaltı yapıp çıkarız,” dedi genç adam konuyu değiştirerek. O sırada evden bahçeye Elmas çıkmıştı.

“Günaydın aşkım,” derken Seyhan arkasını dönerek kusma işareti yapmıştı. Selim kaşlarını çatarak kardeşine bakarken yanına gelen kadının uzanarak yanağını öpesine bir şey diyememişti.  

“Günaydın, bu gün ne yapacaksın?”

“Ne demek bu? Birlikte dışarı çıkmayacak mıyız?” Selim başını iki yana sallayarak “İşleri çok boşladım Elmas, fabrikaya gideceğim. Malum borçlarımız var,” dediğinde Elmas’ın kulakları hemen dikelmişti.

“Borç mu? Ne borcu?” diye sorarken dünkü konuşulanlar aklına gelmişti. Elmas o konuşmanın gerçek olmadığını düşünüyordu. Gerilen genç kadın bakışlarını kaçırarak sormuştu.

“Bu borcu ödeyemezseniz çiftlik elden gider mi?” dediğinde Seyhan tek kaşını kaldırarak abisine bakmıştı. Abisinin cevap vermesine izin vermeden Seyhan hemen cevap verdi.

“Babam bu çiftliği kurtarmak için her şeyi yapar. Gerekirse tüm malvarlığını satar ama bu çiftliğin ailede kalmasını sağlar,” dedi.

“Satar derken, ne satacak?” Seyhan kadının beyaza kesen yüzü karşısında gülmemek için kendisini zor tutmuştu.

“Evleri, fabrikayı ve arsaları tabi… Sen ne düşünüyordun ki?”

“Bu çiftlik o kadar eder mi ki?” Seyhan cevap verecekken Selim bu kez araya girmişti.

“Elbette o kadar etmez ama kredileri geciktirirsek faizlerle daha fazla bile olabilir,” dediğinde kadın hemen Selim’e dönmüştü.

“İstersen ablamdan borç alabiliriz, yakında eski kocasından yüklü miktarda para alacak,” dediğinde Seyhan ve Selim birbirine bakmıştı.

“Ablandan alacağın borç bu çiftliğin tek taksitine yetmez,” diye konuşan Seyhan kadının pişkinliği karşısında şaşırsa da belli etmemişti. Abisine başını iki yana sallayarak “Sen akıllanmazsın,” diye dudaklarını kıpırdatırken “Ben babama bakayım,” diyerek yanlarından ayrılmıştı. Selim ve Elmas bahçede kalırken karşılıklı oturmuş sessizce duruyorlardı. Genç adam bir eli çenesinde çocukluğunun geçtiği bahçeyi izlerken Elmas elinde telefonu birileri ile mesajlaşıyordu.

“Madem sen bu gün fabrikaya gideceksin, o zaman bende ablamla alış verişe çıkayım,” diyen kadın Selim’in dikkatini dağıtmıştı.

“Bence sen İstanbul’a dönsen iyi edersin, bende yakında geleceğim zaten. Bu ay çok yoğun çalışmamız gerek Seyhan ile.”

“Ama Selim…” kadın itiraz edeceği sırada Selim onu susturmuştu.

“Hemen itiraz etme, ben evde çok sık olmayacağım, sen tek başına ne yapacaksın evde?”

“Sen beni düşünme, ben vakit geçirecek şeyler bulurum,” diyen kadının söz dinlemeyeceği aşikardı.

“İstersen seni çok istediğin tatile göndereyim?” Selim’in sorusuyla kadının gözleri parlasa da hemen başını sallamıştı.

“Ama o tatile seninle gitmek istiyordum ben, yalnız sıkılırım.”

“Bir arkadaşını da yanına alırsın, sıkılmazsın.” Elmas adamın teklifini düşünmeye başlamıştı. Aslında bir yandan da çiftlikten şimdiden sıkılmaya başlamıştı. Buraya gelirken Selim’in hakkını istemesi ve gerekirse çiftlikten kurtulmasını istemeyi kafasına koymuştu. O böyle bir ortamda yaşayamazdı. Hiçbir zaman doğa insanı olmamıştı. Onun en keyifli hali kalabalık caddelerde dolanarak geçirdiği vakitlerdi. Bir süre daha düşündükten sonra cevabını akşama vereceğini söyleyerek eve doğru yürümeye başladı. Selim kadının arkasından bakarken gözleri kısılı bir şekilde onun elinde telefonla eve girişini izlemişti.

Ellerini sandalyenin kenarına koyarak ağır bir şekilde yerinden kalktı. Yüzünde buruk bir gülümseme olan genç adam gözlerini kapatarak içine derin bir nefes almıştı. Gözü yaklaşık bir kilometre uzaktaki çitlere takılan yazıya kaydığında kaşları çatılmıştı. O kadar uzaklıktan bile büyük yazılar seçilebiliyordu. Başı geride eve doğru ilerlerken aklı karma karışıktı. Salona girdiğinde herkesin masaya geçtiğini görmüştü. Babası yorgun bir şekilde masanın başköşesine yerini alırken o da Elmas’ın yanına oturarak karşısında oturan kardeşine bakmıştı.

“Salih amcalar araziyi mi satıyor?” diye sorduğunda Seyhan öksürerek abisine bakmıştı.

“Anlamadım?”

“Yan arazinin çitlerine satılık ilanı asılmış, haberiniz yok mu?” dediğinde Seyhan babasına dönmüştü. Yaşlı adam sıkıntıyla nefesini dışa verirken “Evet, geçen gün beni aradı, almak ister misin diye ama durumlar malum. Almak istesem de alamam,” dediğinde Selim gözlerini kısarak babasına bakmıştı.

“Keşke daha önce haberimiz olsaydı, neden satıyor peki?”

“Çocukları gelmek istemiyor, o da yalnız kalmaktan bıktı. Satıp oğlunun yanına gidecek.”

“Salih amca yabancı memlekette yapamaz ki, yazık olacak araziye.” Mehmet Bey başını sallarken aralarında belki de sadece Elmas sevinmişti. O araziyi almalarını içten içe istememişti. Çiftliğin büyümesi demek Selim’in buraya dönmesi demek olurdu. Hep birlikte kahvaltılarını yaptıktan sonra Selim arabasını Elmas’a vererek Seyhan’ın arabasına geçmişti. İkili çiftlikten çıkıp yola koyulduklarında oldukça sessizdi.

“Babam orayı neden almak istemiyor?”

“Sanırım ablam alsın diye. Biliyorsun siz boşandığınızda Dilay ablam bir daha çiftliğe dönmez. Orayı almaya ikna ederse ablamı o zaman uzağa da gitmemiş olur.”

“Onun gitmesine gerek yok Seyhan, o çiftlik çocukların. Çocuklarda anneleriyle kalacağına göre çiftlikte yaşayacaklar.”

“Bunu ablama anlatamazsın.”

“Neyse, bu gün onunla konuşurum. Arabayı biraz daha hızlı süremez misin?” Seyhan abisinin uyarısı ile gülmüştü.

“Sen her zaman en sabırlımızdın ne oldu da böyle sabırsız oldun?” Selim kendisi ile alay eden kardeşine bakarak hafif gülümsemişti.

“Beni bekleyen güzeller güzeli bir prenses var,” dediğinde Seyhan da başını sallayarak abisine gülmüştü.

“İkizler seni ele geçirdi değil mi? Zaten sen oldum olası çocukları çok severdin,” diyen Seyhan abisinin iç çekmesine kahkaha atmıştı.

“Bu öyle bir şey değil Seyhan, başkasının çocuğunu sevmek başka, kendi çocuğunu sevmek çok başka.”

“Eminim öyledir, neyse birazdan onları görürsün.” İkili yarım saatin sonunda normal hızın üzerinde Dilay’ın baba evine ulaşmıştı. Kapı güvenliği onları görünce içeri girmeleri için demir bahçe kapısını açarken Seyhan adama eliyle selam vermişti. Arabayı park edecekleri sırada yabancı bir arabanın park yerinde durduğunu görünce ikili bir birine bakmıştı.

“Misafiri var sanırım,” diyen Seyhan arabasından inerek eve doğru ilerlemişti. Kapı zilini çaldığında kapıyı aralayan kızı görünce gözleri gülen Seyhan farkında olmadan derin bir iç çekmişti.

“Hoş geldiniz Seyhan Bey, Selim Bey,” diyerek kapıyı geriye kadar açtığında Selim dalgınlaşan kardeşini dürtmek için dirseğini kullanmıştı.

“Hoş bulduk Aslı, çocuklar nerede?” diye sordu. Seyhan abisinin uyarısı ile kendine gelirken Aslı adamın bakışlarından bir şey anlamamıştı.

“Seyhan Bey, siz girmiyor musunuz?”

“Hı…”

“Gelmiyor musunuz diye soruyorum,” diye konuşan genç kıza içi giderek baksa da Aslı farkında değildi.

“Saçlarını bir daha düzleştirme,” Aslı adamın sözleriyle şaşırmıştı. Eli istem dışı kıvırcık saçlarına giderken Seyhan ilk kez o saçlara dokunma arzusu hissetmişti.

“Anlamadım,” diyen genç kız yutkunmadan edememişti. Selim kızı tedirgin ettiğini anladığında işi hemen şakaya vurmaya karar vermişti.

“Anlamayacak bir şey yok Aslı, saçlarının doğal hali daha güzel, yazık ediyorsun onlara,” diyerek eve girmişti. Aslı şaşkın bir şekilde adamın arkasından bakarken çocukların “Amca,” diye bağırmasıyla kendisine gelmişti. Seyhan mutfağa girdiğinde ikizlerin yanında ki küçük kızı gördüğünde duraksamıştı. Onun kim olduğunu anladığında tek kaşını yukarı kaldırarak etrafına bakınmaya başladı.

“Ablam nerede?” Aslı adama arka bahçede olduğunu söylediğinde Seyhan’ın bakışları Süha’ya takılmıştı. Süha uzaktan kucağında Süreyya olan abisine kaçamak bakışlar atıyordu. Ona bakmayı keserek kendilerine endişeli bakan küçük kıza dönmüştü.

“Nasılsın Nisan’cım, babanla mı geldin dadınla mı?” Nisan Seyhan’ın gülümseyerek sorduğu soruya hafif gülümseyerek karşılık vermişti.

“Babam getirdi. İkizlerle oynamam için,” dediğinde Seyhan kızın saçını okşayıp başını öpmüştü.

“İyi yapmış canım, siz iyi arkadaş olacaksınız. Ben bir babanla ablama bakayım,” diyerek mutfaktan çıkarken abisinin kızına olan ilgisine gülümseyerek bakmıştı. Küçük kız sürekli babasına sorular soruyor, aldığı cevaplarla gözlerini büyüterek babasına yeni bir soru soruyordu.

“Abi, ben bahçeye çıkıyorum, sende birazdan gelirsin,” dediğinde adam ona bakmadan başını sallamıştı. Selim kardeşi mutfaktan çıktıktan sonra kızını yere bırakarak kendisine kaçamak bakışlar atan oğlunun önünde diz çökmüştü.

“Hala bana küs müsün?” dediğinde küçük çocuk omzunu silkmişti.

“Özür dilerim, sizi korkutmak istememiştim. Hem ben sizi çok seviyorum,” dediğinde Süha’nın gözleri hafif şekilde parlamıştı.

“Ama sen o kadının yanında durdun…” Süha’nın konuşması ile Selim kısa bir nefes vermişti.

“Özür dilerim küçük adam, o kadının size vurduğunu bilmiyordum. Bir daha size dokunmasına izin vermeyeceğim,” dediğinde Süha dudaklarını ısırarak “Gerçekten mi?” diye sorunca Selim oğlunun masumluğuna dayanamayarak onu kucağına almıştı.

“Gerçekten, kimsenin size kötü davranmasına izin vermeyeceğim.” Selim geri çekilerek elini kaldırmıştı,” Erkek sözü,” dediğinde Süha kıkırdayarak adama baktı.

“Barıştık mı?” Süha bir süre duraksadıktan sonra başını sallamıştı.

“Annem küsmenin iyi bir şey olmadığını söyledi, büyüklere küsülmezmiş.”

“Öyle mi?” Süha yeniden başını sallarken bu kez Süreyya onlara yaklaşarak Selim’in diğer dizine tırmanmıştı. Selim iki çocuğunu kucağına alıp ayağa kalktığında kendilerine bakan Nisan’ı görünce küçük kıza gülümsemişti.

“Merhaba küçük Hanım, sen Nisan olmalısın. Bende Selim amcan,” dediğinde Nisan daha önce teyzesinin yanında gördüğü adam kaşlarını çatarak bakmıştı.

“Sen Elmas teyzemle mi evleneceksin?” dediğinde Selim gerilmişti.

“O benim aynemle evli akıllım, senin teyzenle evlenemez.” Süreyya’nın sözleri ile Selim şaşkınlıkla ona bakmıştı.

“Bunu kimden öğrendim canım?”

“Siz söylediniz, aynemle boşanacakmışsınız. O zaman evli olmanız gerekmez mi?” Selim kızının zekası karşısında gülümsemişti. Küçük kızın tepesini öperken başını sallayarak onu onaylamıştı.

“Doğru, yakında boşanacağız.”

“O zaman bizi görmeye bir daha gelmeyecek misin?” Süha’nın sesinde hayal kırıklığı vardı.

“Sizi asla bırakmam küçük adam, bundan sonra her zaman yanınızda olacağım. Sadece aynı evde yaşamayacağız.”

“Neden?” Selim ne söyleyeceğini bilmiyordu. Bu konuları çocuklarla Dilay ile birlikte konuşması daha doğru olacaktı.

“Bunları sonra konuşalım olur mu? Şimdi annenizin yanına gidelim, misafirimiz varmış,” dediğinde ikizler hemen genç adamın kucağından inmişti. Nisan’ın yanına gittiklerinde Süha sandalyenin arkasına geçerken küçük bedeni ile onu itmeye çalışıyordu. Selim oğlunun çabasına gülümserken kapıdan çıkan çocukların peşine takılmıştı. Bahçeye çıkmak üzereyken Nisan’ın oğluna dönerek “Ben sürerim Süha,” dediğini işitmiş ama sonra küçük çocuğun heyecanla “Baba bak, Nisan abla kendi kendine sürüyor sandalyesini!” dediğini duyunca genç adam olduğu yerde donup kalmıştı.

Genç adamın kulakları uğulduyordu. Doğru duyup duymadığını anlamak için başını iki yana sallarken bakışları oğlunun çekinik gözlerine takıldı. Küçük çocuk yanlış bir şey yapmış gibi genç adamdan gözlerini kaçırıyordu. Selim daha fazla dayanamayarak hızla küçük çocuğu kucağına alıp öpmeye başlamıştı.

“Babacım, sen az önce ne dedin?” diye sorarken adam neredeyse sevinçten ağlayacaktı. Süreyya onlara gözlerini büyüterek bakarken Selim oğlunu yere indirip yüzünü avuçlarının arasına almıştı. Küçük çocukla göz teması kurarak kendine bakmasını sağlamıştı.

“Kızdın mı?” Süha’nın sorusu ile Selim hafif gülümsemişti.

“Neden kızayım, çok sevindim.”

“Annem bizim babamız olduğunu söyledi, uzakta olduğun için bizim doğduğumuzu bilmiyormuşsun.” Selim küçük çocuğa yeniden sarılırken bakışları kızına takılmıştı. Diğer kolunu açarak küçük kızı yanına çağırırken Süreyya bekletmeden babasına sarılmıştı. Selim içinden Dilay’a teşekkür ederken bir yandan da çocuklarını boyunlarını öpüyordu. Başını kaldırdığında kapıdan kendilerine ıslak gözlerle bakan kadını görünce Selim hafif gülümsemişti. “Teşekkür ederim,” derken sesi çıkmamıştı ama Dilay onu anlamıştı.

“Hadi bahçeye çıkalım,” diyen Selim ikiliyi kucağına alıp kapıya yönelmişti.

Dilay dışarıdan duyduğu ‘baba’ seslenmesi ile kısa bir süre şok olmuş, daha sonrada hızla eve girmişti. Karşılaştığı manzara genç kadının içini acıtmıştı. Çocukları için mutluydu, babalarına özgürce sarılabileceklerdi. Özlemle kendi babasını hatırladığında kendisine gülümseyen adama buruk bir şekilde gülümsemişti. Arkasını dönüp bahçeye geri dönerken çocukları babaları ile yalnız bırakmak istemişti.

“Abla, neler oluyor?” Dilay Seyhan’a hafif gülümseyerek başını sallamıştı.

“Çocuklar abini babalığa kabul etmiş görünüyor.”

“Hadi ya, gerçekten mi?” Seyhan heyecanlanmıştı. Engin sessizce onları dinlerken kendi kızının başını okşamıştı.

“Neden ayaklandınız, otursanıza.” Engin genç kadının ikazı ile yeniden otururken Nisan kadının elini tutmuştu.

“Dilay abla, o abi senin kocan mı?” diye sordu. Dilay küçük kızın sorusuna karşılık kısa biran Engin ile göz göze gelmişti.

“Kızım, o nasıl soru öyle?”

“Ama Süha dedi ki, Selim amca teyzemle evlenemezmiş, Dilay ablayla evliymiş.” Engin bakışlarını genç kadından çekerek kızına odaklanmıştı.

“Bu büyüklerin karar vereceği bir konu canım, siz küçükler karışmamalı.” Nisan endişeyle babasına bakarken gözleri dolmuştu.

“Ama Selim amca Elmas teyzemle evlenirse ikizlere ne olacak? Elmas teyzem onları sevmez ki.” Dilay duyduklarıyla nefesinin kesildiğini hissetmişti. Küçücük çocuğun aklından geçenlere inanamıyordu. ,

“İkizler annesiyle yaşıyor canım, onlar için korkmamalısın.” Seyhan küçük kıza cevap verirken, Engin mahcup bir şekilde Dilay’a bakmıştı. Adamın bakışları evden çıkan adamla çocuklara takılmıştı. Selim kollarında çocukları ile onlara doğru ilerlerken ortam gerilmişti. Genç adam o kadar mutluydu ki şuanda hiç bir şey umurunda değildi.

“Hoş geldiniz, kusura bakmayın. Çocuklarla ilgilenirken yanınıza gelemedim.” Selim kucağında ki çocukları indirerek Engin’e elini uzatmıştı. Engin adamın sakin yapısına şaşırsa da bir şey söylememişti. Uzatılan eli sıkarken “Önemli değil, öncelik her zaman çocukların,” dediğinde Dilay ikiliyi dikkatle inceliyordu.

“Aslı, bize çay getirir misin?” Dilay’ın seslenmesi ile Aslı hemen eve girmişti. Seyhan ablasına gözlerini kısarak bakıyordu.

“Abla, eve yardımcı alsana, kızı koşturuyorsun.” Dilay genç adama şüpheyle bakarak “Çok düşünüyorsan git sende yardım et,” dedi. Seyhan bunu bekliyormuş gibi hemen eve girerken Dilay arkasından şaşkınlıkla bakmıştı.

“Kardeşinin neyi var Selim?” Selim omzunu silkeleyerek çocuklara az ilerdeki oyun alanını göstererek “Hadi çocuklar siz oyun oynayın bizde sohbet edelim,” dedi. İkizler Nisan’ın iki yanında oyun alanına giderken Selim Engin’in karşısına geçerek oturmuştu.

“Nasılsınız? Kızınızın tedavisi nasıl gidiyor?”

“Yakında daha iyi olacak, teşekkür ederim.” Engin adama dikkatle bakarken Dilay ile aralarında ki iletişimi inceliyordu.

“Dilay ile yakın olduğunuzu bilmiyordum.” Dilay arkasına yaslanarak Selim’e bakmıştı. Sözlerinde herhangi bir art niyet olup olmadığını anlamak için genç adamın ifadesini incelerken nefesini dışarıya vermişti.

“Dilay’ın küçüklüğünü bilirim, ailem onun ailesinin yanında çalışırdı. Süha amcaya çok şey borçluyum,” dediğinde Dilay bakışlarını Engin’e çevirmişti.

“Babam bu şekilde konuştuğunu duysaydı üzülürdü Engin. Bu konuyu lütfen kapatalım,” dediğinde Selim sessiz kalmayı yeğlemişti. Evin kapısından çıkan ikiliyi görünce aklına gelen şeyle hemen Dilay’a dönmüştü.

“Dilay, sana söylemem gereken bir şey vardı. Gerçi çiftliğe gelince babamda söyleyecektir ama o zaman geç olabilir.”

“Hayırdır, babama bir şey mi oldu?”

“Yok, bu babamla ilgili değil. Biliyorsun bizim çiftliğin yanında Salih amcanın arazisi var. Salih amca araziyi satılığa çıkarmış. Babama alalım dedim ama sana teklif edecekmiş. Ne dersin? Orayı çocuklara alalım mı?” Dilay genç adamın sorusu ile şaşırmıştı. İlk kez çocuklar hakkında birlikte karar vereceklerdi. O araziyi seviyordu. Satılmasına üzülmüş olsa da komşusu olacak kişilerin iyi çıkıp çıkmayacağını bilmiyordu.

“Bunu biraz düşünelim. Ha deyince karar veremem. Şuanda nakit akışım çok fazla,” dediğinde Selim anlayışla başını sallamıştı.

“Anlıyorum, neyse bakarız bir çaresine. Yabancıya gitmesini istemezdim.” Selim bilmiş bir şekilde Engin’e bakarak gözlerini kısmıştı.

“Siz düşünür müsünüz?” Engin şaşkınlıkla genç adama bakarken aynı şaşkınlık Dilay’ın yüzünde de oluşmuştu.

“Anlamadım?”

“Bizim çiftliğin yanında ki arazi satılık, içinde evi de var. Siz yatırım amaçlı düşünmez miydiniz, diye sordum.” Engin kısa bir süre genç adama bakmış sonrada Dilay’a dönmüştü.

“Sen ne diyorsun Dilay, arazi yatırım için elverişli mi?”

“Aslında arazi çok iyi, hem verimlide… Almak istersen ilerde iyi bir yatırım olur.” Engin düşünceyle başını eğerken bir eliyle çenesini sıvazlıyordu. Selim adamın ciddi bir şekilde düşündüğünü görünce adamı incelemeye başlamıştı. Seyhan ve Aslı önlerine çaylarını bıraktığında herkesin başı onlara dönmüştü. Aslı hemen çocukların yanına giderken Seyhan abisinin yanına oturarak “Ne konuşuyordunuz?” dedi.

“Engin beye bizim evin yanında ki araziden bahsettim. Dilay nakit sorunu olabileceğini söyleyince bende ona sordum.” Seyhan abisinin ne yapmaya çalıştığını anlamamıştı. Ortamın sessizliğinden hoşlanmayarak Engin’in tepkisini ölçmek için abisine bakarak konuşmuştu.

“Engin beyin de nakit sıkıntısı olabilir biliyorsun.” Engin şüpheyle Seyhan’a bakarken iki kardeşin neden bahsettiğini anlamaya çalışıyordu.

“Siz neden bahsediyorsunuz? Neden para sıkıntım olsun ki?”

“Ee yakında eski eşinize yüklü miktarda ödeme yapacakmışsınız ya.” Engin dişlerini sıkarak iki adama bakmıştı.

“Yok öyle bir şey, kim söylemişse yalan söylemiş.”

“Öyle mi? Oysaki sabah Elmas oldukça emindi konuşurken,” dediğinde Engin elini sertçe masaya vurmuştu.

“O kadın hakkından fazlasını aldı zaten, bu saatten sonra benden zırnık koparamaz. Elmas hanıma böyle söylersiniz.”

“Elçiye zeval olmaz Engin Bey, ben sizi uyarmak istedim. Ne yapacaklar bilmiyorum ama senden para alacaklarından çok eminler.” Engin elleri yumruk olmuş bir şekilde ilerde oynayan kızına dönmüştü. Dilay iki kardeşe ikaz edici bakışlar atarak “Siz ne yapıyorsunuz,” diye sessizce söylenmişti. Selim ve Seyhan aynı anda omuzlarını silkerken Dilay başını iki yana sallamıştı.

“O kadının benden alabileceği hiç bir şey yok, izin vermem artık buna!” Selim izin isteyerek kızıyla oradan ayrılırken Dilay kollarını göğsüne bağlayarak ikilinin karşısına geçmişti.

“Az önce olanlarda neydi öyle?”

“Ne oldu ki?” Seyhan bakışlarını kaçırırken Selim kardeşinin ifadesine gülmemek için kendisini zor tutuyordu.

“Seyhan, neyi sorduğumu biliyorsun. Şimdi anlatın!” dediğinde Selim genç adamı “Ben çocuklara bakacağım,” diyerek yalnız bırakmıştı.

“Abi nereye?” Seyhan arkasından gidecekken Dilay önüne geçerek onu durdurmuştu.

“Hemen anlat Seyhan, az önce sen ve abin olacak adam ne saçmaladınız öyle?”

“Of yenge ya…” diyerek yerine oturan genç adam sabah Elmas ile olan konuşmayı en ince ayrıntısına kadar anlatmıştı. Dilay dinledikçe sinirleniyordu. Gözleri çocuklarla oynaya Selim’e takıldığında ona da anlam veremiyordu.

“Abin hala neyi bekliyor, her şey ayan beyan ortada. Anlayamıyorum, bu kadar mı aşık o kadına?” dediğinde Seyhan da abisine bakmıştı.

“İnan bende anlamıyorum. Abimi tanıyamıyorum. Gerçekten ne düşünüyor, neden böyle umursamaz davranıyor bilmiyorum.”

“Neyse yakında kokusu çıkar. Sen babama dikkat et yeter,” diyerek gülen çocuklarını izlemeye başlamıştı. İçine oluşan şüpheye engel olamıyordu. Başını iki yana sallayarak işe gitmek için eve yönelmişti. Gün içinde yapması gereken çok iş olsa da onun önceliği iki kız kardeşin neler planladığını öğrenmek olacaktı. Kimse ne kendi çocuklarını ne de Nisan’ı hedef alamayacaktı.

***

Bölüm hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce Selim ne yapmaya çalışıyor? Şurası şöyle olsaydı dediğini bir yer oldu mu? Son olarak hikayeler hakkında instagram hesabımı takibe alabilirsiniz. Hesap adı mermarid.yy

11.BÖLÜM <<<<<<——>>>>> 13. BÖLÜM

20122cookie-checkDilay Hanım 12. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

26 yorum

  1. Lütfen Dilay ve Selim bir çift olmasın. Selimin eğer başka bir sebebi ya da palnı varsa bile- ki sanmıyorum- ama lütfen olmasın. Engin ve Dilay gayet iyi bir çift olur

  2. Selim le artik boşanmalilar çocuklarda öğrendi selim artik ister iyi olsun ister kotu dilay la bi gelecrkleri olmamalı belliki bir planı var ama kendi cikmazindan kendi çıksın elmas i basa bela eden o

  3. Vallahi aklında birşey olduğu muhakkak âma nedir hiç bir fikrim yok yoksâ bir insanın onları para avcısı olduğunu anlaması için müneccim olmaya gerek yok tabi salak değilse öyle olmadığını ümit ediyorum .Bu arada niheyet çocuklaradan yana olumlu gelişmeler başladı çok sevindim onlar için şimdiye kadar bir baba faktörü olmamış bundan sonrası iyi olur onlar için inşallah birde artık birşeyler açığa çikarda hızlı gelişmeler olur diye düşünüyorum ve yine harika bir bölümdü emeğinize sağlık

    • Güzel yorumun için teşekkür ederim. Selim bir anda kestirip atan bir adam değil. Elbette bazı şeylerin farkında ama kendine göre de hesapları olduğuna eminim. Selim şuanda yeni öğrendiği çocuklarıyla vakit geçirme derdinde.

  4. Çok çabuk bitti. Okumaya doyamıyorum. Selim ne yapmak istiyor bilemiyorum. Ama inşallah bir an önce o Elmas denen kadın dan yakasını kurtarır. Dilay bir an önce boşansın. Ben Engin ile evlensin istiyorum. Ama ters köşe yapıp bir araya getirirsen o başka . Bence geldiği yere geri gitsin. Elmas mı? Teneke mi belli değil. Onu da götürsün .

  5. Emeğine sağlık Yazarcigim ❤️ Selim bir şeyler planlıyor belli bir şeyi bekliyor ama umarım geç olmaz ayrıca Engin alır inşallah o araziyi yakın olurlar iyice 🙂 ❤️ para alacaklarına çok eminler ya ellerinde bir şey mi var ki Dilay Nisanı koruyacak gibime geliyor bence o engelleyecek ❤️❤️

  6. Yine güzel bir bölümdü emeğine sağlık yazarım ben de herkes gibi Selim ve Dilay’ın artık boşanmasını istiyorum tamam belliki Selimin bir planı var ama onu sevemedim Dilay’a çok acı çektirdi artık mutlu olsun ve Engin de mutlu olsun çiftliği de alırsa komşu da olacaklar bence çok güzel bir çift olurlar Seyhan ile Aslı çok tatlı biraz daha onları okumak isterdim yeni bölüm için sabırsızlanıyorum♥️(✿ ♡‿♡)

    • 🙂 Selim naiftir ya. Bakalım ilerde nasıl olur ama Selim ve Dilay’ı barıştırmayı düşünmüyorum. En azından karı koca olarak. Dilay’a ya farklı bir aday ya da yalnızlık kalıyor 🙁 Aslı ve Seyhan için bölümler yazacağım. Kızımız çok masum.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*