Dilay Hanım 13. Bölüm

Herkese merhaba. Umarım iyisinizdir. Kitap fuarları başlamış bulunuyor. Fuara gidenler instagram hesabında düşüncesini yazabilir mi? Ayrıca bölüm hakkında yorumlarınız da bekliyorum. Keyifli okumalar!

****

Genç kadın üzerini değiştirerek evden ayrılırken Aslı’ya eve kimseyi almaması konusunda sıkıca tembihte bulunmuştu. Aynı uyarıyı güvenlik kapısından geçerken de görevliye yaparken gönül rahatlığıyla fabrikaya doğru yola çıkmıştı. Yol yirmi dakika uzamıştı ama Dilay’ın umurunda değildi. Çocukların güvenliği genç kadın için her şeyden önemliydi. Arabayı ana caddeye çıkardığında arkayı kontrol ederken kendisini takip eden aracı fark edince gerilse de sakince yoluna devam etmişti. Arabanın ekranına doğru eğilerek “Seyhan’ı ara,” diye talimat verirken birkaç dakika sonra arabanın içi telefon arama sesiyle dolmuştu. Birkaç çalıştan sonra genç adamın sesi arabanın içinde yankılandı.

“Ablaların bir tanesi?”

“Ardıma birini mi taktınız?” Dilay’ın konuya direk girmesi ile kısa bir sessizlik olmuştu.

“Anlamadım?”

“Arkamda bir araba var ve beni takip ettiğine eminim. Babam koruma mı taktı peşime?” dediğinde genç adamın sessizliği karşısında iyice gerilmişti.

“Neredesin abla?”

“Fabrikaya gidiyorum, şuanda on dakikalık bir mesafedeyim.”

“Sakın arabayı durdurma, hatta mümkünse hızını arttır ben geliyorum,” diyen genç adam telefonu kapattığında Dilay sıkıntıyla nefesini dışarıya vermişti. Anlaşılan yine aksiyon onu bekliyordu. Sinyal vererek sola geçtiğinde arabanın hızını da arttırmıştı. Trafik fazla olmadığından genç kadın rahat bir şekilde yolda ilerliyordu. Arada arkasından ki arabayı kontrole etmeyi de ihmal etmiyordu. Kendisi gibi hızlanan arabadan kurtulamayacağını anladığında plakasını alıp arabanın yönünü farklı bir şeride kırmıştı. Birkaç dakikalık bir takibin ardından genç kadın avucunun içi gibi bildiği şehirde birden polis merkezinin önünde durmuştu. Kendisini arabadan dışarıya attığında arkasında ki arabanın hızla yanından geçmesiyle kapıda ki polislere giderek “Memur Bey, şu araba sürekli beni takip ediyor,” diyerek şikayette bulunmuştu. Memurlardan biri giden arabanın arkasından bakarken diğeri genç kadını merkezin içine doğru yönlendirmişti.

“Plakayı alabildiniz mi?” Dilay plakayı söyler söylemez telsizden anons geçilmişti. Genç kadın adını söyleyerek kimliğini merkez amirine uzatırken dişlerini sıkmaya başlamıştı.

“Takip edildiğinizden emin misiniz?”

“Evet, uzun süre boyunca peşimden ayrılmadı. Hızlandım hızlandı, yön değiştirdim takip etti. Son olarak buraya geldiğimi görünce hızla yanımdan geçip gitti.”

“Peki sizi takip edebileceğini düşündüğünüz bir şüpheli var mı?” Dilay bir süre duraksadıktan sonra sıkıntıyla nefesini dışarıya vermişti.

“Büyük amcam Hikmet ve oğlu Nihat’ın olabileceğini düşünüyorum.”

“Amcanız sizi neden takip ettirsin ki?” memurun sorusu ile Dilay bakışlarını kaçırmıştı.

“Bakın memur Bey, daha birkaç gün önce Nihat beni tehdit etti. Onlardan başkası olamaz.” Odadaki iki polis birbirine baktığında Dilay onların aklının karıştığının farkındaydı. Sıkıntıyla nefes verirken odanın kapısı açılarak içeriye Selim ve Seyhan girmişti.

“Abla, sana bir şey yapmadılar değil mi?” Seyhan genç kadının önüne diz çökerek ellerini tutmuştu.

“Ben iyiyim Seyhan, sakin ol.” Selim ikiliye kısa bir bakış atarak amire dönmüştü.

“İyi günler amirim, ben Selim Bozkurt, Dilay hanımın eşiyim. Takip edenin kim olduğu anlaşıldı mı?” diye sorduğunda Dilay genç adama kısa bir bakış atmıştı.

“Dilay Hanım amcası ve oğlundan şüphe diyor,” dediğinde Selim dişlerini sıkmıştı.

“Onlar yine ortaya mı çıktı?” Selim genç kadına bakarak sorduğunda Dilay başını sallayarak “Bu konu seni ilgilendirmiyor artık,” dedi.

“Nasıl ilgilendirmiyor, bizim çocuklarımız var. Ya onlara zarar vermeye kalkarsalar?”

“Buna cesaret edemezler, sen çocukları asıl koruman gerekenleri düşün yeter.”

“İkinizde sakin olun, burası kavga edeceğiniz bir yer değil,” diyerek memur onlara uyarıda bulunmuştu.

“Bu amca ve oğlunun sizinle ne alıp veremediği var?” Dilay gelen soruyla dişlerini sıkarken Seyhan genç kadının yardımına koşmuştu.

“Amcası oğlunu ablamla evlendirmek istiyor,” dedi. Memur Selim’e dönerken Selim sıkıntıyla yüzünü sıvazlamıştı.

“Siz bu beyle evli değil misiniz?”

“Yakında boşanıyoruz, bunu fırsat bilip tehditle evlenmemi sağlamaya çalışıyorlar.”

“Neden? Ortada başka kadın mı yokta size kafayı taktılar!” dediğinde adam resmen alay ediyordu. Selim öfkeyle öne çıkarken Seyhan abisinin kolunu tutarak dalga geçercesine konuşan memura dönmüştü.

“Ortada ne kadar kadın var bilmiyorum ama Bursa da ablam kadar zenginini bulamazsınız!” dediğinde Dilay elleriyle yüzünü kapatarak sakinleşmeye çalışmıştı. Ellerini dizine vurarak ayağa kalktığında az önceki ifadesinden eser yoktu. Buz gibi gözlerle memurlara kısa bir bakış atarak amire dönmüştü.

“Ben Dilay Bozkurt, size şikayetimi bildirdim. Eğer dikkate almayacaksanız dikkate alacak üst yetkililer bulmakta zorlanmayacağımı bilmelisiniz. Tabi bu alaycı tutumunuz karşısında da bilgilendirme yapacağıma emin olabilirsiniz. Son olarak o koltuğa bizlerin güvenliği için oturuyorsunuz. Devlet size alaycı olmanız için değil, halkı dikkate almanız için maaş veriyor. Şimdi ifademi alın ve işimin başına döneyim,” dediğinde Selim ve Seyhan yutkunarak genç kadına bakarken memurların yüzü beyaza kesmiş bir şekilde hemen kızın ifadesini almak için onu başka bir masaya geçirmişti.

Yarım saat sonra merkezden çıkan üçlü Seyhan’ın tüm itirazlarına rağmen ayrılarak kendi fabrikalarına giderken Dilay gün içinde yaşadıklarına inanamıyordu. Bu gün teslim etmesi gereken önemli malzemeler olmasaydı eve geri döner çocukları ile vakit geçirirdi. Arabasını fabrikanın bahçesine sokarken sürekli etrafını gözlemliyordu. Güvenlikten geçerken adamların selamına karşılık yanlarına kısa bir süre duraksayarak “İşçiler hariç soyadı Yavuz olan kimseyi fabrikaya almayın,” dediğinde güvenlikler görevlileri şaşkınlıkla kadının arkasından bakmıştı. Odasına doğru hızlı adımlarla giderek asistanının günlük programını okumasını dinlemiş, sonrada üretim bölümünü gezerken giydiği önlüğünü ve baretini takarak üretim bölümüne geçmişti.

Dilay planlama odasına girerek işlerin nasıl gittiğini gördükten sonra imalathaneye geçip yapılan ürünleri incelemeye başlamıştı. Yanlış ürün müşteriye gitmesin diye her sevkiyat yapıldığında özellikle kendisi listeyi kontrol edip yükleme işini yaptırıyordu.

“Usta her şey hazır mı? Bir eksik yok değil mi?” genç kadının sesini duyan Muammer usta hızla kadının yanına gelmişti.

“Hazır Dilay Hanım, seri müşteriye gitmeyi bekliyor.”

“Hadi son kontrolü yapıp öyle yüklesinler,” diyerek malzemelerin arasında gezerek elindeki listeyi kontrol etmeye başlamıştı. Onun bu titiz davranışları birçok çalışanın takdirini kazandırsa da bazıları kendilerine güvenmediğini düşünerek kadının davranışını onaylamıyordu. Malzemelerde iki tane eksik görünce adama dönerek listeyi göstermiş ve eksik olan malzemenin de paketlenmesini istemişti. Neyse ki her zaman yapılan ürünlerden showromda sergilemek için birkaç tane yedek yaptırıyordu. Adam hemen eksikleri paketletirken Dilay tıra yüklenen malzemeleri dikkatli bir şekilde yerleştirilmesini izliyordu.

“Diğer ürünlerde hazır Dilay Hanım, başka bir şey istiyor musunuz?”

“Teşekkür ederim usta, çocuklara söyle daha dikkatli olsunlar. Ayrıca hafta sonu havaalanı ürünleri biter değil mi?” diye sordu. Adam kızın sözleri ile başını sallamıştı.

“Ürünler beklediğimizden erken bitecek gibi, hafta sonundan önce de bitebilir,” dediğinde Dilay rahat bir nefes almıştı.

“Çok iyi, bir sonraki üretim banda alınmadan önce bana haber verin,” dediğinde yükleme tamamlanmıştı. Genç kadın şoföre ürünleri teslim aldığına dair imza attırdıktan sonra üretimdeki kişilere dönerek hafif gülümsedi. Genelde sadece emekçi elemanlarına bu yüzünü gösterirdi.

“Usta, akşama arkadaşları bizim lokantacıya götür, gelmek isteyenleri tabi, gelmeyecek olanları da evine erken gönder,” dediğinde herkesin yüzü gülmüştü. Her seri bittiğinde Dilay elemanlarına akşam yemeği ısmarlardı. Belki onlara katılamazdı ama bu şekilde onlara moral gecesi yapardı.

“Siz nasıl isterseniz Dilay Hanım,” diyerek adam da kadına gülümsemişti.

“Sevime kaç kişi gideceğinizin sayısını verin ona göre yer ayırtsın,” diyerek üretim bölümünden ayrılmıştı. Ofisine giderken aklı çocuklarındaydı. Odasına girer girmez Aslı’yı aradığında çocukların uyuduğunu öğrenince yüzü asıldı. Birkaç saatlik dosya çalışması yaptıktan sonra yeni teklifler için toplantı yapmaya karar verdi. Fabrika olarak birçok firmanın ürünleri için teklif sunuyorlardı. Son zamanlarda yabancı müşterilere de üretim yapmaya başlamışlardı. Teklif dosyalarını alarak odasından çıkıp toplantı odasına girmişti. Üretimden, planlamaya, projeden pazarlamaya kadar tüm bölümlerin başında ki kişiler toplantı salonunda onu bekliyordu. Genç kadını gören müdürler ayağa kalkarken Dilay her zamanki ciddi duruşu ile masanın başına geçmişti.

“Oturun arkadaşlar, öncelik olarak teklif dosyalarını incelediniz mi?” diye sorduğunda hepsinin incelediğini görünce rahat bir nefes almıştı.

“Ne düşünüyorsunuz? Özellikle Rusya teklifi için?” genç kız kısa bir süre adamları inceledikten sonra konuşma beklemediği pazarlama bölümü müdüründen gelmişti.

“Dilay Hanım, açıkçası bu teklif bana şişirme gibi geldi, tabi bu benim düşüncem. İyice araştırmadan işi almayalım derim,” dediğinde Dilay fabrikadaki iki bayan müdürden biri olan Özlem’e bakmıştı.

“Neden bu şekilde düşünüyorsunuz?”

“Bu firma ileri sunduğu fiyatın yarısına bu malzemeleri elde edebilir. Ama sanki firmalara iyilik yapıyormuş gibi göstererek onları kandırmaya çalışıyor gibi.”

“Bunun olduğunu sanmıyorum. Adamlar iyi malzemeye değerinde fiyat veriyor,” diyen planlama şefi Dilay’ın dikkatini çekmişti.

“Biz kötü malzeme mi kullanıyoruz?”

“Asla Dilay Hanım, elbette birinci sınıf kalite malzeme kullanıyoruz” dedi. Tabi aile fabrikasından malzemeleri aldıkları için birçok firmaya göre malzemeyi daha ucuza alıyorlardı.

“O zaman bu adamların verdiği yüksek tekliften bir lira altta teklif verirsek işi alırız öyle mi?”

“Bizden başka firmalarda teklif verecektir.”

“Elbette verecek. Burada gözden kaçırmamız gereken şey zarar etmemek.” Dilay bir süre yüksek fiyata gözlerini dikip etraflıca istenilen ürünleri inceliyordu. Aklından kullanılacak malzemeler için kabataslak bir fiyat çıkarınca istem dışı kaçları çatılmıştı. Özlem’in de dediği gibi fiyat uçuktu. Normalde firmalar fiyat listesi gönderir ve bu listenin altında işi yapacak en uygun fabrikaya işi verirdi. Ama verdikleri fiyatta hiçbir firma zarar etmezdi.

“Özlem Hanım, şirketin şartlarını isteyin. Bakalım bu fiyat karşılığında şartları neymiş.”

“Peki Dilay Hanım, hemen isteteceğim.” Bir süre daha diğer verecekleri teklifler üzerine konuştuktan sonra toplantı bitmişti. Yorgun bir şekilde odasına girerken Sevim genç kadına seslenerek “Misafiriniz var Dilay Hanım,” dediğinde Dilay’ın kaşları çatılmıştı.

“Öyle mi? Bu gün görüşmem olduğunu bilmiyordum.”

“Yoktu ama çok ısrar etti.” Dilay daha da kaşlarını çatarken odasına girdiğinde beklemediği kişiyle karşılaşınca alaycı bir şekilde gülümsemişti.

“Seni buraya hangi rüzgar attı? Selim biliyor mu buraya geldiğini?” Dilay yerine geçip otururken aslında göründüğü kadar rahat değildi.

“Bilmesine gerek yok, seninle konuşmaya geldim.”

“Öyle mi? Ama benim seninle konuşacak bir konum yok,” dediğinde bir eliyle kapıyı göstermişti. Elmas’ın ne cüretle buraya geldiğini anlamıyordu.

“Senin olmayabilir ama benim var. Selimden uzak durmanı istiyorum. Ayrıca onlardan aldığın her şeyi geri vermeni!” Dilay kadının sözlerine kendini tutamayarak gülmüştü.

“Onlardan aldığım mı? Ben onlardan ne almış olabilirim ki?” dediğinde Elmas öfkeyle yerinden kalkmıştı.

“Öğrenemeyeceğimi mi sandın?” dediğinde Dilay kısa bir süre duraksamış çekmecesini açarak biraz uğraştıktan sonra yeniden kıza dönmüştü. Gözü çekmecesinde bir süre oyalandıktan sonra konuşmasına devam etmişti.

“Neyi öğrendin bilmiyorum ama benim kimseden aldığım bir şey yok.”

“Kendini çok zeki sanıyorsun değil mi? O çiftliği senin aldığını biliyorum. Bankaya gittim, ama bil bakalım ne öğrendim. Herkes ipotekli bildiği çiftliği Dilay Hanım almış.”

“Ne var bunda, orası aile evi,” dediğinde Elmas daha da sinirlenmişti.

“Beni bu şekilde kandıracağını mı sanıyorsun? O çiftlikte Selim’in de hakkı var. Kimseye yedirmem. Üstelik utanmadan kimden olduğunu bilmediğimiz çocukların üzerine yapmışsın çiftliği. Sana yedirir miyim sanıyorsun?” dediğinde Dilay da ipler kopmuştu. Kendisinin bile anlayamadığı bir hızla masanın arkasından çıkıp kadının boğazına yapışmıştı.

“Birincisi benim çocuklarım hakkında düzgün konuşacaksın. İkincisi benim kimsenin parasına malına ihtiyacım yok. Sanırım kör oldun şuanda bulunduğun fabrika tamamen bana ait. Üçüncüsü ve en önemlisi, bir daha çocuklarıma dilini uzatırsan o dili keserim. Senin gibi paragözlerin neler yapabileceğinin en yakın şahidi olarak bu sana son uyarım. Sakın beni karşına alma. Selim’i mi istiyorsun, al senin olsun. Ama ne bana ne de çocuklarıma yaklaşayım deme.” Kadının boğazını savururcasına bırakarak geriye çekilmişti. Elmas öksürükler içinde tehditlerini savururken Dilay Sevim’i çağırarak “Bir daha bu kadın fabrikadan içeriye alınmayacak, çağır güvenliği dışarı atsın,” dediğinde Elmas hala bağırıyordu.

“O malı sana yedirmeyeceğim. Piçlerini de mahvedeceğim,” diye bağırarak konuşurken Dilay kendisine zor hakim oluyordu. Ofis bölümünde çalışanlar şaşkınlıkla kadına bakarken Dilay odasının kapısını sertçe kapatarak çekmeceye yönelmişti.

Eline aldığı telefonu kulağına götürerek “Umarım biraz olsun gözün açılmıştır. Bu kadını benden ve çocuklarımdan uzak tut Selim, yoksa ben gereğini yaparım. Ayrıca o belgeleri hemen imzala,” diyerek Elmas konuşmaya başladığında aradığı genç adamın yüzüne telefonu kapatmıştı. Sinirden yerinde duramıyordu. Günü erken bitirerek çantasını alıp odasından çıkanken Sevim’e dönerek “Ben çıkıyorum, kim ararsa arasın beni rahatsız etme,” dedi. Genç kadın sinirli olan patronunun arkasından bakarken kendine kızıyordu. Tanımadığı kadını onun odasına alarak büyük hata yapmıştı.

Genç adam bir zamanlar babasının kullandığı odada son zamanlarda yapılan işleri incelerken telefonunun çalması ile bakışları telefonun ekranına kaymıştı. Dilay’ın aradığını görünce bir şey olduğunu düşünerek hızla telefona cevap vermiş ama karşıdan hiç beklemediği kişinin sesini duymuştu. Elmas’ın Dilay’ın yanında ne aradığını bilmiyordu ama bundan hiç hoşlanmamıştı. Gün içinde olanlar yetmiyormuş gibi birde Elmas başına sorun çıkarıyordu. Sesini duyurmaya çalışsa da iki kadının tartışması o kadar şiddetliydi ki genç adam sesini duyuramamıştı. Bir süre sonra kulağına yankılanan Dilay’ın sesiyle gerilen genç adam telefonun kapanmasıyla öfkeyle yerinden kalkmıştı. Seyhan’ın odasına giderek arabanın anahtarını istediğinde Seyhan şaşkınlıkla sinirli olan ağabeyine baktı.

“Bir şey mi oldu?”

“Sen arabanın anahtarını ver, acil gitmem gereken bir yer var!” dediğinde Seyhan şüpheyle adama baksa da arabanı anahtarını ona uzatmıştı. Selim hızla oradan uzaklaşırken Seyhan hemen ablasını aradı. Birkaç çalıştan sonra cevap veren genç kadın iyi olduğunu eve gittiğini söylediğinde sorunun Dilay ile alakalı olmadığını düşünerek derin bir nefes almıştı. Akşama kadar işlerini bitirip biran önce yeğenlerini görmeye gitmek istiyordu.

***

Genç kadın eve yaklaşmak üzereyken Aslı’yı arayarak çocukları hazırlamasını istemişti. Bu akşam babasını görmeye gitmek istiyordu. İkizlerin Mehmet beye moral vereceğini biliyordu. Arabası evin bahçesine girdiğinde ikizler koşarak annesini karşılamıştı. Dilay onlara sarıldıktan sonra neşeli olmaya çalışarak “Dedeye gidiyoruz,” diyerek onları sevindirdi. İkizler hemen arabanın arka koltuğuna geçerken Aslı da elinde hazırladığı çantayla onlara doğru ilerliyordu.

“Dilay abla ben gelmesem, ders çalışmam gerekiyor,” dediğinde Dilay ona anlayışla bakmıştı.

“Sorun değil canım, bizde akşam yemeğinden sonra gelirim. Babam torunlarını özlemiştir.” Aslı başını sallarken Dilay çocukların kemerini bağlayıp yola çıkmıştı. Elmas ile karşılaşacağı için tedirgindi. O kadının çocuklarına zarar vermesinden korkuyordu ve bu korkuya engel olamıyordu. Araba çocukların şen kahkahaları ile ilerlerken Dilay huzuru hissediyordu.

“Ayne babamda orada olacak mı?” Süreyya’nın sorusu ile Dilay’ın yüzünde ki gülümseme hafif solsa da hemen kendini toparlamıştı.

“Babanız işte canım, akşam gelince görürsünüz.”

“Ama ben babamı görmek istiyoyum,” diyen Süreyya’ya bu kez Süha cevap vermişti.

“Aynem akşam görürsün dedi ya,” diyerek kardeşine söylenirken Dilay oğluna aynadan öpücük atmıştı.

“Küçük adamım benim, sen çok zeki bir çocuksun Süha, kardeşini asla yalnız bırakmayacaksın,” dediğinde Süha göğsü kabararak annesine bakmıştı.

“Bırakmayacağım, Süreya benim yanımda kalacak,” diyerek kardeşinin elini tutmuştu. Dilay içinden çocuklarının birbirine olan bağı için şükrediyordu. İkiz olmaları bu bağı elbette güçlendiriyordu ama birçok yerde okumuştu. İkiz bile olsalar birbiriyle anlaşamayan çok kardeş vardı.

“Hadi şarkınızı açtım, hep bir ağızdan söyleyelim,” dediğinde çocuklar annelerine uymuş çiftliğe gidene kadar şarkı söylemişlerdi.

Araba yüksek sesli müzikle çiftliğin bahçesinde durduğunda evin kapısı açılarak arabaya doğru hızla gelen Emine hanımı görünce gülümsemişti.

“Ah kuzularım gelmiş,” diyerek ikizlerin kapısını açan kadın onların arabadan inmesine yardım etmişti. İkizlerde kadına aynı sevgiyle karşılık verirken Dilay arabadan çantayı alarak kadına döndü.

“Babam nasıl Emine abla?” dediğinde kadın üzgün bir şekilde Dilay’a bakmıştı.

“Mehmet Bey birkaç gündür iyi görünmüyor kızım. Odasında dinleniyor,” dedi. Dilay ikizlere dönerek “Hadi dedenizi uyandıralım, koşun bakalım dedeniz odasındaymış,” dediğinde ikili koşarak eve girmişti. Çığlıklar içinde ‘dede’ diye bağırarak adamın kapısından hızla odasına girmişti. Yatağında uzanan adam torunlarını görünce yerinde doğrularak kollarını açmıştı.

“Yavrularım gelmiş, hoş gelmiş,” diyerek ikizlerin yatağa çıkmasını gülümseyerek izlemişti. Dilay kapı pervazına yaslanarak onları seyrederken Mehmet Bey kıza gülümseyerek “Hoş geldin kızım,” dedi.

“Hoş bulduk baba, nasılsın?” dediğinde adam keyifle gülümsemişti. Torunlarını göstererek “Daha iyi olamazdım,” dediğinde Dilay yanlarına giderek kenardaki koltuğa oturmuştu.

“Ne zaman hastaneye yatacaksın baba? Geciktirmemek gerekiyor ameliyatı,” dedi. Adam kadına hak verirken çocuklarla ilgilenmeye başlamıştı. İkisi de adamın yanına uzanarak ellerini kollarını sallayarak bir şeyler anlatmaya çalışıyordu.

“Dede biz ne zaman geri geleceğiz?” diye soran Süha, Dilay’ın yutkunmasına neden olmuştu.

“Dedeniz biraz hasta oldu, o iyileşsin geri geleceksiniz.” Mehmet beyin sözlerine karşılık Dilay ona minnetle bakmıştı.

“Sen ne zaman iyileşeceksin?” diye bu kez Süreyya sormuştu.

“İnşallah yakında canım, siz annenizi üzmeyin yeter.”

“Ama babamızı göremiyoruz,” diyen Süreyya’ya Mehmet Bey şaşkınlıkla bakmıştı.

“Babanız mı?” bakışları Dilay’a döndüğünde kadın buruk bir şekilde gülümsemişti.

“Selim’i biliyorlar baba, öğrendiler,” dedi. Adam sevinçten ıslanan yanaklarını hızla silerken torunlarını kollarının arasına alarak sıkıca sarmıştı.

“Merak etmeyin babanız sizi bir daha bırakmayacak. Aynı evde kalmasanız da her zaman yanınızda olacak,” dediğinde bakışları kapıda kendisine bakan oğluna çevrilmişti. Dilay adamın bakışlarının odak noktasına kafasını çevirdiğinde Selim’in kendilerini izlediğini görmüştü.

“Babam gelmiş,” diyen Süreyya yerinden kalkarken Selim hızla kızı kucaklamak için ona yaklaşmıştı. Süreyya yatağın üzerinden babasının kucağına atlarken Selim yeni evi olan kızının boynuna başını gömerek kızının kokusunu içine çekti.

“Oh mis gibi benim bebeğim, babası çok özledi onu,” dediğinde bu kez bakışları kendisine kaçamak bakışlar atan Süha’ya kaymıştı.

“Koca adam sen babaya sarılmayacak mısın?” dediğinde Süha yerinden kalkarak Selim’in açtığı kollara sığınmıştı. Küçük oğlan hala babasına karşı temkinli davranıyordu. Bunun farkında olan Dilay sürekli gözü oğlunun üzerindeydi.

“Hoş geldin Dilay, geleceğini söyleseydin sizi ben alırdım,” dedi genç adam. Dilay sadece başını sallayarak ona cevap vermişti.

“Ben yukarı çıkıyorum baba, almam gererek şeyler var. Akşam yemeğinde görüşürüz,” diyerek odadan çıkan genç kadın adamın buğulu bakışları altında gözden kaybolmuştu.

“Nasılsın baba?”

“Sizi böyle gördüm ya çok şükür, daha iyi olacağım,” dediğinde Selim babasının yatağına oturarak adamın elini öpmüştü.

“İnşallah sağlığına kavuşacaksın,” dedi. İkizleri dizine oturtarak saçlarından öpmüştü.

“Baba, bahçede oynayalım mı?” Süreyya’nın sorusu ile genç adam yerinden kalkmıştı.

“Oynayalım bebeğim, hadi gidelim,” diyerek onları yere bırakmıştı. İkizlerin önden koşarak odadan çıkması ile Selim gülerek arkalarından bakmıştı.

“Onlara iyi bak Selim, kızımda çocuklarda sana emanet. Boşansan bile elini üzerlerinden eksik etme,” dedi. Selim adamın sözlerine karşılık hafif gülümsedi.

“Allah izin verdiği sürece elim hep üzerlerinde olacak baba, sen merak etme.” Selim izin isteyerek odadan çıkıp çocukların peşinden bahçeye çıkmıştı. İkizler için kurulan oyun bahçesinden içeriye girdiğinde oğlunu yerde bir şeye dikkatle baktığını görünce o tarafa doğru ilerledi.

“Süha oğlum ne var orada?” diye sorarken Süha gözleri parlayarak babasına bakmıştı.

“Bak baba, yavru bir kuş,” dediğinde salıncakta sallanan küçük kız hızla onlara doğru gelmişti.

“Kuş mu?” Selim oğlunun yanına geldiğine yerde yavru bir kuş görünce eğilerek onu eline almıştı. Kanat çırpıyor ama uçamıyordu. Etrafına bakındığında kuşun düşebileceği ağacın on metre ilerde olduğunu görünce duraksamıştı. Kuş o ağaçtan düşmüş olsa bile oraya kadar nasıl gelmişti anlamamıştı.

“Hadi bakalım yuvası neredeymiş,” diyerek ağaca doğru ilerlerken ikizler heyecanla babasını takip ediyordu.

“Baba, onu biz bakalım. Olmaz mı?”

“Olmaz prenses, o daha yavru annesine ihtiyacı var. Sen annenden ayrılmak ister miydin?” dediğinde Süreyya hemen başını iki yana sallamıştı.

“Ama ben onu çok sevdim,” dediğinde Selim gülümseyerek kızına bakmıştı.

“Ben sana yavru olmayan bir kuş alırım tamam mı canım, şimdi bu ufaklığı evine bırakalım.” Selim başını kaldırarak ağacın dallarında yuva aramaya başlamıştı. En üst dalda gördüğü yuva ile rahatlayan genç adam dikkatle ağaca çıkarak yavruyu diğer yavruların yanına bırakmıştı.

“Kardeşleri de varmış çocuklar,” diye aşağıda ki ikizlere baktı Selim. İkizler yerlerinde zıplayarak yavruları görmek istediği için Selim telefonunu çıkararak yavruların kısa videosunu çekmişti. Dikkatli bir şekilde ağaçtan inerek üzerinde ki kıyafeti önemsemeyerek yere oturmuştu.

“Hihh” diyerek izlediği videoya tepki gösteren Süreyya neşeyle şakımıştı.

“Baba, çok küçükler.” Selim kızının yanağını okşayarak diğer yanağından öpmüştü.

“Tıpkı sizin gibi küçükler canım. Yakında kocaman olacaklar,” dedi. Adam bakışlarını eve doğru çevirdiğinde terastan kendilerini izleyen Dilay’ı görüce duraksamıştı. Kadının değişen bakışlarını takip ederken kendilerine doğru gelen kadını görünce sıkıntıyla iç çekti. Başını iki yana sallayarak “Kazamız mübarek olsun,” diyerek oturduğu yerden kalkmıştı.

“Aile saadetiniz göz kamaştırıyor Selim Bey,” diyen kadına kaşlarını atarak baktı genç adam.

****

Sizce Selim ne yapacak?

Elmas istediğini elde edebilecek mi?

Bu bölümde Engin yoktu, sizce Engin karısıyla nasıl baş edecek?

Yorumlarınızı bekliyorum. Reklama tıklamayı unutmayın.... Teşekkür ederim!

12. BÖLÜM <<<<<<——->>>>>> 14.BÖLÜM

20430cookie-checkDilay Hanım 13. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

27 yorum

  1. Emeğine sağlık Yazarcigim ❤️ Elmas istediğine kavusamayacak boşa uğraşıyor 😡 Engin yoktu özledim ya❤️ Engin de kurtulur inşaallah o kadından . Polislere sinir oldum ayrıca 😡 . Mehmet Bey ölecek gibi hissettim biranda inşallah ölmez Yazarcigim ya ;( ;-(

    • Teşekkür ederim. Evet bu bölümde Engin yoktu ama sonraki bölümlerde sık sık karşımıza çıkacak. Hikaye şuanlıkta beklediğim gibi ilerliyor o yüzden Mehmet bey yakın bir tarihte ölmeyecek. 🙂
      Yorum için teşekkür ederim.

  2. Yine harika bir bölüm sanki Selim’de bir şeylerin farkına varmaya başladı gibime geliyor bakalım neler olacak Elmas hakettiğini bulmalı ve defolup gitmeli aç gözlü insanları hiç sevmem. Ellerine sağlık yazarcığım

  3. Selim ne planliyorsa amacı ne ise ortaya çıksa bir an önce çok yavaş hareket ediyor bu kadar ahir kanlı olursa çocukların başına bir şey geldiğinde hali ne olur bu sefer dila onu çiğ çiğ yer

  4. Güzel bölüm için teşekkürler yazarım yine Engin’i ♡çok özlediğim bir bölüm oldu Dilay ile birlikte olmalarını çok istiyorum inşAllah en yakin zamanda görürüm ❤Selim neler planlıyor çok merak ediyorum ve şu Elmas cadisinin cezasını bulmasını çok istiyorum ❤

  5. Bence elmasın suyu kaynıyor abla kardeş kazdıkları kuyulara kendileri düşecekler çok yakında ben öyle hissediyorum bekliyip göreceģiz inşallah emeğinize sağlık çok güzel bir bölümdü

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*