Cesur 13. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Hikaye eğlenceli olmaya başladı. Ben yazarken eğleniyorum, umarım sizde okurken eğlenirsiniz. Keyifli okumalar!

***

Genç kadın odasına giderek elindeki dosyayı masasına fırlatmıştı. Dişlerini sıkarak öfkeyle odada dolanmaya başlamıştı. Gün içinde olanlardan sonra Cesur’un hiç bir şey olmamış gibi ortalıklarda dolanması genç kadının sinirine dokunuyordu. Kendisine sarıldıktan sonra içindeki öfke daha da artmıştı. Sakinleşmek için elinden geleni yapsa da bir türlü başaramıyordu. Odasının kapısı aniden açılınca bakışları kapıdan içeriye giren kardeşine döndü.

“Abla ne yapıyorsun, çıkmıyor muyuz?” diyerek Serdar sorunca genç kadın bakışlarını kaçırmıştı.

“Birazdan çıkarız Serdar, gelmek yerine arayabilirdin.” Serdar ablasının ses tonundan hoşlanmamıştı. Kadının yanına yaklaşarak onu kendisine bakmaya zorladı.

“Neler oluyor abla, ne bu yüzünün hali?”

“Bir şey yok canım, yorgunum sadece. Bu gün olanlarda moralimi alt üst etti.” Serdar bir süre ablasına dikkatle baktıktan sonra üzerine gitmemeye karar vererek başını sallamıştı.

“Hadi hazırlan da çıkalım,” Aylin iş kıyafetlerini çıkarmak için soyunma odasına geçerek hazırlanmıştı. Üzerine kırmızı dizlerinin altına kadar uzanan belden oturtmalı kloş bir elbise giymişti. Saçlarını da gelişi güzel tarayarak fazla uzun olmayan saçlarını düzeltti. Son kez aynadan kendisine bakıp derin bir iç çekmişti.

“Yaşlanıyorsun Aylin, artık eskisi kadar genç değilsin,” diye söylense de aynada gördüğünün sadece ruhunun yorgunluğu olduğunu düşünemiyordu. Aylin birçok yaşıtına göre oldukça bakımlı ve güzel bir kadındı. Üstelik aileden gelen genetiği onun kolay yaşlanmayacağını gösteriyordu.

“Abla, iyi misin?” Serdar ablasının geciktiğini görünce odanın kapısını tıklayarak içeriden ses gelmesini beklemişti. Aylin kendine gelerek kapıyı açıp kardeşinin karşısına dikildiğinde genç adamın dudaklarının arasından tiz bir ıslık sesi yükseldi.

“Maşallah benim ablama, nazar değmesin aman kıçını kaşı,” dediğinde Aylin kaşlarını çatarak kardeşine baktı.

“Sen iyice edepsiz olmaya başladın Serdar,” diyerek önden yürüyüp odasından çıkmıştı.

“Gitmeden Ayşem’e uğrayalım mı? Oradan da Asaf’a uğrar eve geçeriz.”

“Olmaz,” Serdar’ın ani itirazı ile genç kadın ona döndü.

“Olmayan ne Serdar, fazla vaktimizi almaz.”

“Eve geçmeyeceğiz, saat daha erken ben ablamla güzel bir yemek yemek istiyorum. Ama dışarıda,” dediğinde Aylin buruk bir şekilde genç adama gülümsemişti.

“Ne gerek var Serdar, ben evde sana hazırlardım.”

“Abla, şu havanın güzelliğine bakar mısın? Sence de evde takılı kalmak haksızlık değil mi? Hem bir daha ne zaman vakit geçireceğiz ki?”

“Ne demek o?” Serdar omzunu silkeleyerek ablasına bakmıştı. Kolunu kadının omzuna atarak koridorda ilerlerken derin bir iç çekti.

“Bu günlerde daha yoğun çalışacağız abla, yönetim el değiştirdi ve Cesur Bey şimdiden birçok şey istedi. Onları hazırlamak zaman alacak.”

“İyi de senden istemedi ki? Bölüm sorumlularından istedi,” dediğinde Serdar omzunu silkmişti.

“Öyle bile olsa kendi hastalarımı benden daha iyi kim bilebilir ki? Kendi hastalarımın dosyalarını ben hazırlayacağım. Aynı şekilde diğer doktor arkadaşlarım da kendi hastalarının dosyalarını hazırlayacak,” dediğinde Aylin anladığını belirtircesine ses çıkarmıştı.

“Tamam, o zaman yemeğe gidelim,” dediğinde Serdar hemen devam etmişti.

“Ve sinemaya…” Aylin kendisine heyecanla bakan kardeşini kıramamıştı.

“Peki öyle olsun. Ama biletler senden sinema seçimini ben yapacağım,” dedi. Serdar kazandığı zaferin mutluluğu ile daha bir neşelenmişti. Önce Ayşem’in odasına giderek kapıyı tıklatıp müsait olduğunu görünce de içeriye girmişlerdi. Ayşem’in yanında sadece Ayşem Hanım vardı. Eve gitmek için kocasının oğluyla olan görüşmesini bekliyordu.

“Merhaba Ayşem teyze, nasılsın?” Serdar kadının elini tutarken Aylin ikiliyi gülümseyerek izliyordu.

“İyiyim çocuğum sen nasılsın? Eve mi gidiyorsunuz?” Serdar’ın ve Aylin’in üzerinde ki sivil kıyafetleri görünce hafif gülümsemişti.

“Evet, bu günlük mesaimiz bitti. Ablamla biraz hovardalık yapalım dedik,” dediğinde Aylin uyarır gibi kardeşine bakmıştı.

“Sen ona bakma Ayşem teyze, konuşuyor işte,” diyerek yatakta uzanan küçük Ayşem’e dönmüştü. “Sen nasıl oldun, ağrın sızın var mı?” diye sorarken Serdar da genç kıza bakmıştı. Ayşem odaya girdiklerinden beri ilk kez kendisine dönen abla kardeşe gülümseyerek başını sallamıştı.

“Şimdilik bir ağrım yok, daha iyiyim. Teşekkür ederim sorduğunuz için,” derken karşısında ki kadınla nasıl konuşacağını kestirmeye çalışıyordu.

“Buna sevindim, ne zaman çıkacağın belli mi?” diye sorduğunda Ayşem Hanım torununun yerine cevap vermişti.

“Yarın akşama çıkacağını söyledi Cesur, buradan bize gideceğiz. İsterseniz bize gelip ziyaret edebilirsiniz,” diyen kadını kırmamak için iki kardeşte onu onaylamıştı.

“Neyse biz çıkalım. Çıkmadan önce nasıl olduğunu görmek istedik. Asaf doktoru da ziyaret edeceğiz,” diyen Aylin ikiliden izin isteyerek kendini odadan dışarıya atmıştı. Odadan çıkar çıkmaz derin nefesler alan Aylin kardeşinin bakışlarından kaçamamıştı.

“Ne oldu abla?”

“Yok bir şey Serdar, hadi gidelim,” dedi.

“Beni kandıramayacağını biliyorsun değil mi abla, senin her halini ezbere bilirim.”

“Serdar lütfen,” derken serdar bu kez geri durmamıştı.

“Bana doğruyu söyle abla, Ayşem’i görmek sana acı mı veriyor. Onun bir suçu olmadığını biliyorsun değil mi?”

“Elbette biliyorum Serdar, onu suçladığım yok. Sadece bana olan bakışlarından rahatsız oldum. O kızda beni etkileyen bir şeyler var,” dediğinde Serdar ablasına hak vermişti. O da ablası gibi Ayşem’in bakışlarında bir şeyler görüyordu. Ama ne olduğunu anlayamıyordu. Asaf’ı görmek için odasına giderken Serdar’ın aklında genç adamın kardeşleri vardı. Acaba hala hastanede miydiler? Aylin kardeşinde ki değişimi fark edince duraksayarak ona baktı.

“Neden durgunlaştın?” kadının sorusu ile genç adam gülümseyerek ablasına bakmıştı.

“Asaf doktorun kalabalık bir ailesi var abla, eğer buradaysalar görünce sakın şaşırma,” dedi.

“Öyle mi? Ne güzel işte, en azından bizim gibi sapsız üzüm değil kendisi.” Serdar ablasının benzetmesine üzülse de haklı olduğunu biliyordu. Derin bir iç çekerek Asaf’ın yattığı odanın kapısına gelmişti. İçeriden oldukça gürültülü ses geliyordu. Ablasına dönerek “Kazamız mübarek olsun,” diyerek kapıyı tıklayıp odaya girmişti.

İkili odaya girdiklerinde gördükleri manzara karşısında şaşkınlıklarını gizleyememiştiler. Kızlardan biri erkeklerden birini saçına yapışmış hırsla asılıyordu. Diğer kızlardan biri de kızı geri çekmeye çalışıyordu. İşin garip yanıysa büyük abileri bu üçlüyü gülerek izlerken kadınlardan diğeri elini beline koyarak onları ayırması için söyleniyordu. Aylin yaşadığı şaşkınlığı Asaf’ın sesi ile atmıştı.

“Aylin abla, hoş geldin!” dediğinde Aylin yutkunarak yatakta yatan adama bakmıştı. İkiliyi gören grup birbirinden ayrılarak yatağın iki yanına kızlar ve erkekler olarak dizilmişti.

“Yanlış bir zamanda geldik sanırım. Nasıl oldun Asaf, daha önce gelemedim kusura bakma,” dediğinde tüm dikkatleri üzerine çekmişti. Serdar kendisine ter ters bakan erkeklere aldırmayarak ablasının arkasında durup arkadaşına bakıyordu.

“Daha iyiyim abla, sen bizimkilerin kusuruna bakma. Kendilerini hala ilkokul çocuğu sanıyorlar.” Aylin hafif gülümseyerek iki gruba ayrılmış kişilere bakmıştı. Bir tarafta altı erkek diğer tarafta ise beş kız vardı.

“Ailen kalabalıkmış gerçekten.” Dediğinde Serdar ablasına eğilerek “Değil mi sana söylemiştim.” Dedi. Onun sözlerine homurdanan büyük ağabey Serdar’a ters bir bakış atmıştı.

“Öyle ama burada bu kadar kalabalık kalamazsınız. Bunu sizin de bildiğinize eminim,” diyerek genç adamın kardeşlerini uyarmıştı. Farkında olmadan mesleğinin gerekliliğini yerine getiriyordu.

“Biliyorlar abla, birazdan gidecekler zaten,” dediğinde Erkan öne atılmıştı.

“Ben bir yere gitmeyeceğim,” dediğinde diğerleri de onu hemen desteklemişti.

“Evet bir yere gitmeyeceğiz,” dediler. Asaf sıkıntıyla yüzünü sıvazlarken başını iki yana salladı.

“Burada kalamazsınız neden zorluk çıkarıyorsunuz? Hem sizin işiniz yok mu? Yenge, yeğenim nerede?” dediğinde kadınlardan başta olanı elleriyle oynamaya başlamıştı.

“Anneme bıraktım, sen onu düşünme.”

“Yazık değil mi annenlere, çocuk onlarla asla durmaz. Bunu benden iyi biliyorsun.” kardeşinin sözleri ile Erkan homurdanmıştı.

“Hergele sürekli karımla arama giriyor,” dediğinde sessiz konuştuğunu sanmış ama kendisine dönen bakışlarla duyulduğunu anlamıştı. Asaf abisine gülerek bakarken Aylin’in meraklı bakışları arasında ona dönmüştü.

“Aylin abla sizi tanıştırayım. Abim Erkan ve onun eşi Menekşe yengem, diğer abim Erhan, bunlarda kardeşlerim Ahmet ve onun eşi Zehra yengem, Ali ve ikizi Naz, Gürsel , Suat ve onların üçüncüsü Gül, ve bu da benim diğer yarım Azra,” dediğinde Aylin şaşkınlıkla genç adamın gösterdiği kişilere bakmıştı. Azra kadının şaşkınlığı karşısında gülerek Asaf’a bakmıştı.

“Kadını şoka soktun ikiz,” dediğinde Serdar da en az ablası kadar şaşırmıştı.

“Vay be, amcayla tanışmak istiyorum,” dediğinde Aylin kardeşinin neden bunu istediğini anlayınca dirseğiyle karnına vurmuştu. Ama diğerleri onun bu isteğine anlam veremeyince Gül araya girmişti.

“Babamla neden tanışacaksın ki?” dediğinde Serdar ağzını tutamayarak kıza cevap vermişti.

“Nasıl tanışmam, büyük usta bir golde üç puan almış,” dediğinde Aylin gözlerini kapatmış Asaf arkadaşına kaçması için işaret yapmıştı. Serdar kendisine doğru atılan Erhan’dan son anda kaçarak kendini odadan dışarıya atmıştı. Aylin kardeşine gülmemek için kendisini tutarken odadakiler onun neden bahsettiğini geçte olsa anladıklarında kızlar hep birlikte gülmeye başlamıştı.

“Siz neye gülüyorsunuz?” diye çıkışan Erkan Asaf’ın sözlerine daha çok gülmüştü.

“Aldırma abi, onun ki meslek icabı merak. Kendisi çok çocuk doğurttuğu için bizim,” diyerek önce üçüzleri sonra da kendisi de dahil ikizleri göstererek, “babamızın kudretini merak etmiş,” dedi. Erhan kardeşine ters ters bakarken Aylin ailenin neşesinin kendisine iyi geldiğini düşünerek ilk kez birileri ile bu kadar çabuk kaynaşmıştı.

“Allah muhabbetinizi arttırsın,” diyerek odaya doktoru olarak Cesur girmişti. Cesur odaya girer girmez kalabalık arasından ki kadını hemen fark etmişti. Asaf’ın yarasını kontrol etmek için odanın boşaltılmasını isteyen genç adam aile üyelerinin dışarıya çıkmasını sağlamıştı. Aylin çıkmadan önce Asaf’a dönerek “Sonra yine uğrarım Asaf, geçmiş olsun tekrardan,” diyerek odadan çıkıp gitmişti. Cesur kapanan kapıya bakarken derin bir iç çekmeden edemedi. Onun bu halini fark eden Asaf gülümseyerek adama baktı.

“Aylin ablayla eskiden arkadaştınız değil mi?” Cesur gelen soruyla başını sallarken Asaf kadın için üzülmüştü.

“Onun için zor olmalı, siz gittikten sonra kendisine arkadaş edinmediğini duymuştum.”

“Öyle mi? Aylin zor bir kadındır. Kimseye kolay bağlanmaz,” dediğinde Cesur’un aklında onun duvarlarını ne zorlukla yıktığı gelmişti.

“Belki de bağlanacak zamanı ayıramamıştır. Serdar’ı o büyüttü. Ailesi öldüğünde tek başlarına kalmışlar. Kimseleri olmadığı için Aylin abla hem burada çalışmış hem de okuluna devam etmiş. Bu sırada da Serdar ile ilgilenmiş. Tek başına olmak zor olmalı.” Cesur duydukları karşısında içinin yandığını hissetse de belli etmemeye çalışmıştı. Asaf’ın bunları neden anlattığını bilmiyordu ama genç adam susacak gibi değildi.

“Serdar ablası için benim küçük annem der. Ne de olsa altı yaşından beri kardeşine o bakıyor.”

“Altı mı?” Cesur biraz hesap yaptıktan sonra zamanlamanın kendi gittiği yıllara denk geldiğini anlayınca gözlerini kapatmıştı.

“Aylin güçlü bir kadındır. Başarılı olması da bunu gösteriyor.” Asaf yarasını pansuman yapıp geri çekilen adama hafif gülümseyerek cevap vermişti.

“Haklısınız, Aylin abla çok güçlü. Serdar artık korunmaya muhtaç olmadığına göre kendi hayatına bakacaktır.”

“Anlamadım, ne demek istiyorsun?” Cesur kaşlarını çatarak genç adama bakmıştı. Asaf ise beklediği tepkiyi almanın memnuniyetini gizleyerek Cesur’a baktı. Aylin ablası duyunca onu öldürecekti ama o da Serdar gibi düşünüyordu. Aylin’in evlenmeme nedeni kesinlikle Cesur’du.

“Serdar söyledi…”

“Serdar söyledi, Serdar söyledi… Ne söyledi şu senin sivri dilli arkadaşın?” Cesur’un ani çıkışı ile Asaf yutkunmadan edememişti. Battı balık yan gider diyerek hızla konuşmuştu.

“Duyduğuma göre Aylin ablayla evlenmek isteyen biri varmış. Serdar da onu ikna etmeye çalışıyor. Artık evlenip yuvasını kurması için… Sizce de zamanı gelmedi mi? Kaç yaşına gelmiş, onunda evlenip kucağına çocuğunu almaya hakkı yok mu?” dediğinde Cesur kulakları uğuldayarak genç adamı dinlemişti. Nefesi ciğerlerine az gelince yutkunarak boğazını rahatlatmaya çalıştı. Adama ne cevap vereceğini bilmiyordu ama Aylin’in evlenmek üzere olması fikri genç adamın dişlerine sıkmasına neden olmuştu. Bu düşünceden hoşlanmamıştı.

Asaf adamın anbean değişen ifadesini izlerken Cesur’u can evinden vurduğuna emindi. Serdar’ın gözleminin doğruluğunu bir kez daha hayranlıkla anlamıştı. Aylin ve Cesur arasında konuşulmayan konular vardı. Adamın sessiz kalması ile Asaf yeniden sormuştu.

“Siz ne düşünüyorsunuz?”

“Benim ne düşündüğümün önemi olduğunu sanmıyorum. Önemli olan Aylin’in düşüncesi…”

“Öyle tabi, onunda fikre sıcak bakacağını düşünüyorum. En azından eskisi gibi kestirip atmamış. Sıcak bakıyormuş bu duruma.”

“Öyle mi?” derken Cesur hiç bir şey söylemeden hızla odadan çıkıp gitmişti. Asaf arkasından endişeli bir şekilde bakarken odaya kardeşleri girmişti.

“Ne oldu, o doktor neden öyle sinirle çıkıp gitti?” abisinin sorusu ile kendine gelen Asaf tedirgin bir şekilde kardeşlerine bakmıştı.

“Ben bir halt ettim, ama inşallah sonu hayırlı olur.”

“Asaf, yine neye bulaştın sen?” dediğinde Asaf omzunu silkmişti. Ne söyleyeceğini bilmiyordu ama Serdar’a mesaj çekse iyi olacaktı. Telefonunu dolabın üzerinden isteyerek mesaj bölümüne girmişti. Genç adama kısa bir mesaj çekerek durumu açıklamıştı. Birkaç dakika sonra telefonu çaldığında tedirginlikle telefonu açtı, açtığı gibi de kulağından uzaklaştırmıştı.

“Sen ne saçmalıyorsun Asaf?” diye bağıran adamın sesi telefondan dışarıya taşmıştı.

“Sakin olur musun Serdar, sana ne yazdıysam o.”

“Asaf, kafayı mı yedin? Ablam bu olanları duyduğunda ikimizin de canına okuyacak. Neden yaptın bunu?”

“Tepkisini merak ettim. Gerçekten Aylin ablaya bir ilgisi olup olmadığını, onun için önemli olup olmadığını anlamak istedim.”

“Anladın mı bari?” derken Serdar’ın sesi hala sinirli çıkıyordu. Asaf adamın sorusu ile kendini tutamayarak neşeyle konuşmuştu.

“Oğlum var ya, çıldırdı ama bir şey diyemedi. Barut gibi çıktı odadan,” dediğinde gülmeyi de ihmal etmedi.

“İyi o zaman o barut gerçeği öğrendiğinde senin üzerinde infilak edecek, hayırlı olsun kardeşim,” Serdar’ın sözleri ile iyice gerilen genç adam abisinin ters bakışlarını görünce telefonu kapatmıştı.

“Asaf sen ne karıştırdın yine?” dediğinde Asaf omzunu silkmişti.

“Ne yapayım abi, hayat kısa bunlar çocuk gibi küs yaşıyor.”

“Bu durum seni ilgilendirmezdi. İkisi de kocaman insanlar. Kimsenin duyguları üzerine oyun oynamamalısın,” diyerek genç adamı azarlamıştı. Kızlarda ağabeyine katılırken Asaf kabuğuna çekilmişti.

“Ne yapsaydım abi, onlara kalsaydı birbirlerine uzaktan bakarlardı. Belki bu şekilde konuşma fırsatları olur. İnsan kaybetmek üzere olduğunu anladığında harekete geçer.” Asaf’ın sözlerine karşılık kimseden ses çıkmamıştı. Bir süre oluşan sessizlikten sonra Azra ikizine bakmıştı.

“Sen emin misin bu doktorla o kadının bir birinden hoşlandığına?” diye sorarken Asaf ikizine gülümsemişti.

“Emin değildim ama az önce emin oldum,” dediğinde Azra ‘sen uslanmazsın,’ diyerek kapıya yönelmişti. Kapıda kendilerine bakan kişiyi görünce duraksayan genç kız “Misafirin var sanırım,” diyerek Asaf’ın önünden çekilmişti. Asaf karşısında ki kızı görünce yutkunmadan edememişti. Çisil eve geçmeden önce Asaf’ı ziyaret etmek istemişti. Kapısı açık olan odada konuşulanlar onu oldukça şaşırtmıştı.

“Siz az önce neden bahsediyordunuz? Kim kimden hoşlanıyor?” Çisil odadaki kalabalığı umursayacak durumda değildi. Şuanda ilgilendiği tek şey az önce duyduklarının gerçek olup olmadığıydı.

“Çisil Hanım?”

“Boş ver hanımı Asaf Bey, az önce neden bahsediyordun sen?” Asaf oldukça tedirgin olmuştu. Mahcup bakışlarını kaçırırken kardeşlerinden yardım istemek için onlara bakmış ama onların merakla Çisil’e baktığını görünce onlardan da hayır gelmeyeceğini anlamıştı.

“Ben şey…” derken Asaf’ın konuşmayacağını anlayan Azra araya girmişti.

“Kim olacak canım, Aylin Hanım ve şu Cesur denen doktordan bahsediyorduk!” dediğinde Asaf bir eliyle alnına vurarak ikizine çıkışmıştı.

“Azra kes sesini!” dediğinde Çisil ona kaşlarını çatarak “Asıl sen kes sesini!” dediğinde kardeşler şaşkınlıkla Çisil ve Asaf’a bakmıştı. Genç kız bir süre duraksadıktan sonra herkesin şok olmuş bakışları arasında ellerini vurarak sevinçle kendisine cevap veren Arzu’ya yaklaşıp koluna girmişti.

“Ay çok sevindim, gerçekten mi? Abim ve Aylin abla mı?” dediğinde Asaf genç kızın ani değişen ruh haline şaşkınlıkla bakarken diğer kardeşleri biranda ifadesi değişen kıza gerçek mi diye bakıyordu.

“Abi bu da normal değil,” diyen Ali’ye ters bir şekilde bakan Çisil onun Erhan’ın arkasına geçmesine neden olmuştu.

“Sensin normal olmayan. Çok konuşma,” dediğinde Arzu Asaf’a bakıp başını iki yana sallayarak dudaklarını kıpırdatıp ‘ne oluyor?’ diye sordu. Asaf omzunu silkeleyerek Çisil’i göstermişti.

“Tanıştırayım, Çisil Hanım, patronumun kızı. Ayrıca az önce konuştuğumuz Doktor Cesur’un da kardeşi,” dediğinde Çisil hızını alamayarak tek ayağını büküp odadakileri selamlamıştı. Onun bu hareketi karşısında kısa bir süre duraksayan kardeşleri odayı kahkahaları ile doldurmuştu. Çisil ne yaptığını o zaman anlayınca az önce ki halini hemen toparlayarak boğazını temizlemişti.

“Neyse, bu konuyu sonra konuşacağız Asaf Bey, ben gitsem iyi olacak,” diyerek hızla odadan çıkıp gitmişti. Asaf kızın arkasından başını sallayarak gülerken yengesi Menekşe ona dönerek konuşmuştu.

“Burada neden çalışmak için ısrar ettiğini anladım. Hastane hastane değil, senin gibi kaçıkla dolu,” dedi.

“Aşk olsun yenge, o nasıl söz,” dediğinde Erkan da karısına katılmıştı.

“Yengen haklı,” dedi.

“Sana göre karın hep haklı abi, bence sen karışma,” dediğinde diğerleri Asaf’ın bu haline gülmüştü.

“Neyse bu kadar gırgır yeter, olay nasıl oldu ona gelelim.” Erhan abisinin sorusu ile Asaf sıkıntıyla ensesini ovalamıştı. Gözünün önüne arabadan inip belinden silahını çeken adam gelince başını iki yana sallamıştı. Adamın kendisine baktığını biliyordu ama aradığının Asaf olduğunu sanmıyordu. Bu durumda adamı iyice işkillendirmişti.

“Sence kim yaptı bunu Asaf?” Asaf abisinin sorusu ile ona dönmüştü.

“Bu sefer bizim aile ile ilgili olduğunu sanmıyorum. Hedef ben olmayabilirim.” Genç adamın sözleri ile erkek kardeşleri bir birine bakmıştı. Daha öncede buna benzer saldırılar yaşamışlardı. On kardeşin her biri ayrı mesleğe sahipti ve ailesi Urfa’nın ileri gelen ailelerinden biriydi. Aileye düşman olmasalar da iki avukat ve iki polisin bulunduğu kardeşlerin düşmanları vardı. Kızlardan ikisi moda üzerine çalışırken diğeri de eczacılık yapıyordu. En büyük ağabeyleri ise aile şirketinin başındaydı. Hepsinin karar yetkisi olmasına rağmen onlar imza gerekmedikçe şirkete adım bile atmıyorlardı.

“Bundan emin misin?”

“Gürsel, Suat adam yakalandı, onu iyice araştırın. Size birkaç isim vereceğim. Eğer onlarla bağlantılı bir şey çıkarsa bana haber verin,” dedi. Gürsel ve Suat polisti. Ahmet ve Ali ise avukat, Naz ile Gül moda ile ilgileniyordu ve tüm ailenin iç giyimine kadar onlar ilgileniyordu. Kendi ikizi ise Eczacılık yapıyordu. Yengeleri de şirkette abilerine yardım ediyorlardı. Gerçi Menekşe yengesi çocuk olduktan sonra pek fazla şirkete uğrayamaz olmuştu.

“Tamam, o iş bizde. Sen burada ne zaman çıkacaksın. Bizimkilere haber vermedik. Neyse ki haberlere de adın verilmedi.”

“Haber vermeyin, şimdilik aramızda kalsın. Yoksa babam tüm sülaleyi toplar gelir. Olay daha fazla büyümesin.” Erkekler başını sallarken geldiklerinden beri merak ettiği şeyi sormuştu.

“Siz hayırdır, böyle iki dirhem bir çekirdek neredeydiniz?” dediğinde erkeklerin üzerinde ki takım elbiseleri göstermişti. Kardeşler arasında iki büyük abisi hariç takım giymeyi seven pek yoktu.

“Unuttun mu Asaf, gitmemiz gereken bir düğün vardı?” diyen Erhan ağabeyi Asaf’ın gülmesine neden olmuştu.

“Tamamen aklımdan çıkmış. O zaman burada ne işiniz var, düğüne gitsenize. Hepiniz buraya gelmişsiniz.”

“Boş ver düğünü,” diyen bu kez Ali olmuştu.

“Öyle demeyin, sizler gitmezseniz babama kadar gider bu durum. Sonra babama ne cevap vereceğiz?” dedi. Erkan kardeşine hak veriyordu. Erhan’a dönerek “Biz gidelim Erhan, diğerleri burada kalır,” dediğinde Asaf itiraz etmişti.

“Olmaz, hepiniz gidin, akşama çok istiyorsanız aranızda birinizi seçin o gelsin. Kalabalık yapmayın hastaneyi. Hem benim dinlenmem gerek,” dediğinde kardeşler genç adama hak vermek zorunda kalmıştı. Ameliyat olmuştu ve onlar bayram yerine çevirmişti hastane odasını. Kızlar genç adamı öperek odadan ayrılırken erkeklerde bir şey olursa aramasını tembihleyerek odadan çıkıp gitmişlerdi. Asaf bir süre sessizliği dinledikten sonra butona basarak hemşirelerden birini yanına çağırmıştı. Ağrısı kendini göstermeye başlamıştı ve ilaç alması gerekiyordu. Hemşire serumla birlikte ağrı kesici verdiğinde genç adam kısa sürede uykuya dalmıştı.

***

Genç adam hızlı bir şekilde odasına girdiğinde nefes nefese kalmıştı. Neye bu kadar sinirlendiğini anlayamıyordu. Aylin’in evlenme düşüncesinde olması onu ilgilendirmezdi. Zamanında kendisi de evlenirken ona haber vermediği gibi Aylin’in de kendisine bu konuyu açmasını beklemiyordu. Nefes alamadığını hissettiğinde bir eli boğazına giderek bisiklet yaka kazağının yakasını aşağıya doğru çekiştirmişti. Kendine gelmesi gerekiyordu. Birkaç kez derin nefes alıp verdikten sonra daha sağlıklı düşüneceğine inanıyordu. Başını iki yana sallayarak odanın dışa doğru açılan penceresini açmıştı. İçine dışarıdan gelen havayı çekerken “Yok böyle olmayacak,” diyerek odasından hızla çıkıp kendisini rahatlatacak tek kişinin yanına gitmeye karar verdi. Koridorda seri adımlarla ilerlerken kendisine selam veren kişileri bile görmüyordu. Kızının odasının kapısına geldiğinde derin bir nefes alıp aniden odaya girmişti. Kapıyı o kadar sert açmıştı ki içeride olan annesinin korkmasına neden olmuştu.

“Oğlum, ne bu telaş?” Ayşem Hanım endişeyle oğluna bakarken yatakta uyuyan kızına kısa bir bakış atarak annesinin yanına oturup başını dizlerine koyup koltukta cenin pozisyonunu almıştı.

“Canın mı sıkkın senin?” kadın oğlunun saçlarına elini atarak yavaş yavaş okşamaya başladı.

“Bir şey olmadı anne, endişelenme. Sadece yorgunum.”

“Bu halinin yorgunlukla alakalı olduğunu sanmıyorum. Anlatmayacak mısın annene?” dediğinde adam gözlerini kapatmıştı. Derin bir iç çekerek iyice başını rahat pozisyona getirip kendi içini dinlemeye başladı. Annesinin elleri onu iyice mayıştırmıştı. İçinde bulunduğu ruh hali kısa sürede onun uykuya dalmasına neden olurken Ayşem Hanım üzüntüyle oğluna bakmıştı. Yılların hasretiyle oğlunun yüzünü izlerken yanağından aşağıya kayan yaşa engel olamamıştı. Elinin üzerine damlayan ıslaklıkla hemen yüzünü silerken yutkundu. İçinden Allah’a dua ediyordu. Bir daha evlatlarından ayırmaması için. Kapıdan gelen tıkırtı ile içeriye giren kızına bakışlarını çevirmişti.

“Çisil, sen gitmedin mi?” Çisil odaya girip abisini annesinin dizinde uyurken bulunda gülümsemişti.

“Seni almaya gelmiştim anne, abim neden uyuyor?” dediğinde kadın üzüntüyle kızına bakmıştı.

“Bilmiyorum, morali bozuk geldi. Sonrada dizime yatıp uyudu.”

“Oh oh iyi…” diyen kızına kaşlarını çatarak bakan Ayşem Hanım Çisil’in yutkunmasına neden olmuştu.

“Sen abinin neyi olduğunu biliyor musun?”

“Ben nereden bileceğim annecim, uyanınca kendin sorarsın,” diyerek bakışlarını kaçırmıştı. Yatakta uyuyan yeğenine bakarak annesine sormuştu.

“Yarın bize götüreceğiz değil mi onu?” diyerek Ayşem’i göstermişti.

“Torunuma iyi davran Çisil, büyüdü demem sopayı yersin,” dediğinde Çisil şaşkınlıkla annesine bakmıştı.

“Aman sen varsın şu çırpı torununu, al ne yaparsan yap. Sanki bir şey dedik.”

“Halasına çektiyse artık, o da sizin gibi bir deri bir kemik,” dediğinde Çisil annesine omzunu silkerek karşılık vermişti.

“Anne bari bunu sen deme, hala çok zayıfsın. Senin yaşında ki kadınların göbekleri olur, yüzünde kırışıklarla kucağında torunlarıyla gezer,” dedi. Kadın kızının sözleri ile imayla ona baktı.

“Evlendiniz de, çocuk yaptınız da itiraz mı ettik. Kucağımızda torun yoksa bu seninle ablanın suçu,” dedi. Çisil her sözünün kendisine dönmesinden sıkılarak annesine bakmıştı.

“Kaldır abimi de gidelim, Çisem ablam evde yalnız kaldı. Hem kocası olacak adam da ne zamandır ortada yok. Biz yokken eve gitmesin.”

“Haklısın evladım, sen eve geç istersen. Ben abin uyanınca gelirim. Hem baban hala gelmedi.” Çisil annesini ikna edemeyeceğini bilerek sessizce kapıdan çıkıp gitmişti. Şuanda ailenin dikkat etmesi gereken tek kişi hamile olan Çisem’di.

***

Sizce Aylin olanları duyunca ne yapacak?

Kardeşler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Asaf ve Serdar’ın planı işe yarayacak mı?

12. BÖLÜM <<<<<<——>>>>> 14. BÖLÜM

21043cookie-checkCesur 13. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

13 yorum

  1. Emeğine sağlık Yazarcigim harika bir bölümdü ❤️ Aylin ve Cesur çıldıracak öğrenince 😀 . Kardeşlere bayıldım ya çok iyiler ayrıca Asaf ve Cisil de harika❤️. Şuan dikkat etmeleri gereken cidden Çisem tek kaldı ya bir şey olacak diye korkuyorum :-/ . Ah Cesur seviyorsun niye evlendin ya :-/ 😡

  2. Ay ben asafın kardeşlerini çok sevdim çok kafalar eminim onların yanında insanın canı hiç sıkılmaz .Bakalım asafın planı ne kadar yarar bilemiyom ćünki aylin ćok haklı cesur kendini nasıl affettirir hiç tahminim açıkçası bekleyeceģiz galiba ćok güzel bir bölümdü emeğimize sağlık.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*