Dilay Hanım 14. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Hikayelerin bölümleri nasıl ilerliyor, fikrinizi söylerseniz sevinirim. Ayrıca hikayelere yeni başlayanlar için kolaylık olsun diye alt kısımlarda önceki ve sonraki bölümlerin linkleri ekleniyor. Bu şekilde daha rahat hikayenin bölümleri arasında geçiş yapabilirsiniz! Keyifli okumalar!

***

Genç adam kendisine doğru gelen kadını karşılamak için ayağa kalkınca ikizlerin arkasına saklanması ile dişlerini sıkmıştı. Kadını umursamayıp çocuklarına dönerek önlerinde diz çökmüştü.

“Korkmayın çocuklar, hadi siz annenizin yanına gidin,” dediğinde çocuklar kadından uzak bir şekilde daire çizerek hızla eve girmişti. Selim yavaş bir şekilde yerinden kalkarak aynı yavaşlıkla Elmas’a dönmüştü.

“Seni dinliyorum Elmas, şimdi ne söylemek istiyorsan söyleyebilirsin.”

“Bu kadar aptal olduğuna inanamıyorum,” diye çıkışan kadına Selim hafifçe gülümsemişti.

“Sen bu adamı aptal olduğunu düşündüğün için seçmedin mi?” Selim’in sorusu ile Elmas yutkunarak duraksamıştı.

“Bu insanlar seni kandırıyor,” Elmas adamın sözlerine aldırmayarak kuyruğu dik tutmak için yeniden konuşmuştu.

“Bu insanlar dediğin benim ailem,” diye çıkışan Selim sesini yükseltmese de Elmas sesinde ki tehdidi anlamıştı.

“Bu gün bankaya gittim, Çiftliğin ipoteği için…” dediğinde Selim dişlerini sıkarak “Kim olarak bunu sormaya gittin?” diye sert bir şekilde sormuştu. Elmas bir adım geri giderken elleri iki yanında yumruk oldu.

“Ne demek kim olarak, ben senin karınım. Bilmek hakkımdı,” dediğinde Selim gülümsemişti. Gülümsemesinde genç kadını korkutan bir ifade vardı.

“Karım olman sana bu hakkı tanıyor mu?”

“Selim, neden görmüyorsun? O kadın sen burada yokken çiftliği eline geçirmiş. Üstelik kimden olduğu belli olmayan çocuklarının üzerine yaptırdı,” dediğinde Selim sabrının sınırına yaklaşmıştı. Genç adam nasıl yaptığını bile anlamadan kadının boğazına yapışarak kendine doğru çekmişti. Elmas’ın şok olmuş gözleri büyürken Selim kadının nefes alamamasını bile umursamamıştı.

“Seni uyarmıştım Elmas, sana daha önce de söyledim. Kim olursa olsun, çocuklarıma dil uzatamaz. Beni aptal mı sanıyorsun? Görmediğimi mi sanıyorsun? Bu evde, bana ait olan her şeyde çocuklarımım. Sakın bir daha seni ilgilendirmeyen şeylere burnunu sokma. Kaldı ki bu çiftlik babama aitti, ne benim ne de Seyhan’ın değil. O istediği kişiye istediğini verir…”

“Selim…” derken kadın nefes almak için çırpınıyordu. Selim’in ise gözleri dönmüştü. Hiçbir şeyi düşünemiyordu. Elmas’ın bu kadar ileri gidebileceğini düşünmemişti.

“Şimdi eşyalarını toplayıp hemen buradan ayrılıyorsun Elmas, ben yanına gelene kadar nerede hata yaptığını iyice düşün. Geldiğimde aklın başına gelmemiş olursa seni boşarım,” dediğinde Elmas’ı bırakmıştı. Genç kadın güçlükle nefes alırken korkuyla geriye doğru sendelemişti. Konuşmak istiyor ama bir türlü boğazının acısından konuşamıyordu. Arkasını dönerek hızlı bir şekilde eve girerken Selim arkasından seslenerek son sözlerini duymasını sağlamıştı.

“O ablan olacak kadını bir daha etrafında görürsem sonu kötü olur Elmas,” dedi. Kadın kapıdan içeriye girer girmez Selim kadının boğazını kavrayan elini gözünün önüne getirerek kendine kızmaya başlamıştı. O sabırlı bir adamdı. Her zaman konuşarak çözüm bulurdu. İlk kez bir insana bu şekilde davranmıştı. Üstelik bir kadına… Sıkıntıyla yüzünü sıvazlarken Elmas’tan nefret ettiğini hissetmişti. Onu böyle bir adama çevirdiği için hem ondan hem davranışı sonrası kendinden nefret etmeye başlamıştı. Gözleri dönüştüğü adama ağlamak istiyordu. Başını iki yana sallayarak gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.

Selim bir süre sakinleşmeye çalıştıktan sonra eve yönelerek yürümeye başlamıştı.  Etrafında kendisine şaşkınlıkla bakan kişilerin farkında bile değildi. Eve girdiğinde derin bir nefes alıp eskiden hissettiği huzuru aramış ama bulamamıştı. Adımları merdivenlere yönelirken odasının kapısını geçerek babasının odasına doğru ilerledi. Onunla konuşmak Selim’i her zaman rahatlatırdı. Babasının odasına girdiğinde adamı uyurken bulunca kapıyı sessizce kapatarak odadan çıkmıştı. Ne yapacağını düşünürken odasından çıkan Elmas’ı görünce kaşlarını çattı. Kadın Selim’e kısa bir bakış atarak elinde ki valizi çekerek merdivenlere yönelmişti.

“Elmas, sana söylediklerimi yabana atmasan iyi edersin. Ben söylediklerimde ciddiyim,” dedi. Elmas bir şey söylemeden hızla oradan ayrılırken Selim sıkıntıyla nefesini dışarıya vermişti. Başı ağrımaya başladı. Odasına gidip üzerini değiştirmeden yatağına uzandığında kolunu alnına koyarak gözlerini kapatmıştı. Odasının kapısının açıldığını duyunca Elmas’ın bir şey unuttuğunu düşünerek yerinden bile kıpırdamamıştı. Birkaç saniye sonra yatağın üzerinde hissettiği hareketle kaşları çatılsa da yüzüne doğru gelen gölgeyle anında gözlerini açmıştı.

Genç adam gözlerini araladığında hiç beklemediği, içini ısıtan bir gülümseme ile karşılaşmıştı. Süreyya babasının odasına girerek adamın yatakta yattığını görünce hızla yatağa çıkarak babasının yüzüne bakmaya başlamıştı. Babası ile göz göze geldiğinde ise yüzünde adamın içini ısıtan kocaman bir gülümseme adama bakıyordu. Selim’den karşılık alınca da neşeyle şakımıştı.

“Seninle uyuyayım mı?” dediğinde Selim kızını kollarının arasına çekerek göğsüne yatırmıştı.

“Çok mutlu olurum hayatım,” dedi. Süreyya arada başını kaldırarak Selim’e bakıyordu. Gözlerinin içi parlayan küçük kız eliyle babasının yüzünü avuçlayarak sormuştu.

“Hasta mı oldun?” dediğinde Selim başını iki yana sallamıştı.

“Hayır hayatım, hasta değilim.”

“Ama aynem hasta olunca yatıyor. Sen hasta deyilsen neden yatıyorsun?”

“Çünkü yorgunum,” dediğinde küçük kız eli babasının yanağında adamın göğsüne sokulmuştu. Selim kızının saçlarını öpüp gülümseyerek gözlerini kapattı. Kızıyla ilk kez uyuyacaktı. Oğlunun da diğer yanında yatması için zamana ihtiyacı olduğunun farkındaydı. Genç adam kızını uyandırmadan ayakucundaki örtüyü yavaşça çekerek üzerlerine örttü.

Dilay az önce şahit olduğu şeye inanamıyordu. Selim’in sakin yapısının elbette farkındaydı. Bazen öyle anlar geliyordu ki onun sakinliği karşısında saçını başını yolmak istiyordu. Ama az önce beklenmedik bir şekilde Elmas’a olan hareketi genç kadını şoka uğratmıştı. Ne konuştuklarını elbette duymamıştı ama Selim gibi birini çileden çıkarabilecek olan şeyi de merak etmişti.

Balkondan içeriye girerken ikizlerin salonda oynadıklarını görünce kendine kahve yapmak için mutfak bölümüne geçmişti. Kahvesini yaptıktan sonra çocuklara kısa bir bakış atıp yeniden terasa çıktı. Bakışları bahçede gezinirken elinde valiz ile arabaya binen Elmas’ı görünce duraksamıştı. Kadının yüzündeki ifade onun olduğu yerden bile görebiliyordu. Dilay Elmas’ın gitse bile rahat durmayacağının farkındaydı.

Araba çiftlikten uzaklaşana kadar kadının arkasından bakan Dilay kızının yanına gelmesi ile ona dönmüştü.

“Ayne, babam neden gelmedi?” diye sorduğunda Dilay kızının bu kadar kısa sürede babacı olmasına şaşırıyordu. Süreyya her zaman sıcakkanlı bir çocuk olmuştu ama bu çabuk kadar kimseye bağlanmamıştı.

“Baban aşağıda olmalı kızım hadi gidip gör babanı,” dediğinde Süreyya’nın yüzü asılmıştı.

“Ama o kadın da yanında,” dediğinde Dilay kızının saçını okşayarak ona gülümsemişti.

“O kadın az önce gitti canım, hadi babanı görmek istiyorsan yanına git,” dedi. Dilay’ın tek istediği çocuklarının baba sevgisini tatmasıydı. Selim de şu ana kadar bu konuda başarılı görünmüştü. Kızının koşarak daireden çıkması karşısında Dilay ona seslenerek yavaş olmasını söylemişti. İkizler büyüdükçe daha hareketli olmaya başlamıştı. Kahvesinden bir yudum alarak batmak üzere olan güneşi seyretmeye başladı. Bir süre olduğu yerde durduktan sonra Süha yanına gelerek annesinin bacaklarına sarılmıştı. Henüz annesinin beline uzanacak kadar boyu büyümemişti.

“Ayne, Süreyya nerede?” diye sorduğunda Dilay elinde ki kahve fincanını masanın üzerine koyarak oğlunu kucağına almıştı.

“Babanın yanına gitti, sende gitmek ister misin?” Süha omzunu silkerken Dilay onun her zamanki gibi kendini geri çektiğini anlamıştı. Oğlu ne kadar babasıyla vakit geçirmek istese de kendini geri tutması onun kolay güvenmemesinden kaynaklanıyordu.

“Neden hayatım, Süreyya babanın yanında. Sende onunla oynamak istemez misin?” dediğinde Süha yeniden omzunu silkmişti. Elini ağzına götürerek “Uykum geldi,” dediğinde Dilay oğlunu öperek gülümsemişti.

“O zaman kardeşini bulalım birlikte uyursunuz,” dedi. İkili daireden çıkarken Dilay salonda gördüğü Emine hanıma Selim ve kızını sormuştu. Onları görmediğini öğrenince bu kez babasının odasına girmişti. Adamın uyuduğunu görünce sessizce kapıyı kapatıp olası yerleri düşünmeye başladı. Bahçede değillerdi. Salonda da yoklardı. Çalışma odasından da ses gelmediğine göre elinde sadece bir yer kalmıştı. Selim’in odası. Dilay hiç istemese de kızını merak ettiği için adamın kapısını tıklatıp kapıyı açtı. Genç kadın ne bekliyordu bilmiyordu ama kızıyla babasını koyun koyuna uyurken görmeyi beklemediği kesindi. Ağır adımlarla odaya girerken kucağında ki oğlunun bakışlarını fark edince buruk bir şekilde gülümsemişti.

“Sende onlarla uyumak ister misin?” dediğinde Süha bakışlarını kaçırmıştı. Oğlunu iyi tanıyan genç kadının yavaş bir şekilde Selim’in boş kalan kısmına oğlunu yatırarak buruk bir gülümseme ile onları seyretmişti. Birkaç dakika sonra kıpırdayan Selim yanındaki varlığı hissetmiş gibi oğlunu da göğsüne çekip yatırmıştı. Dilay gözünden akan yaşı hızla silerek sessizce odadan çıkıp kapıyı kapattığında bir süre kapının yanından ayrılamadı. Merdivenlerden gelen sesle hızla yanaklarını silerek gelen kişiye baktı.

“Emine abla, hayırdır?” diye soran Dilay kadından gülümseyerek cevap almıştı.

“Mehmet beyin ilacını götürüyordum, sen neden buradasın? Bir şey mi istiyordun kızım?” diyerek Dilay’a baktı. Genç kadının başını sallayarak ona gülümsedi.

“Yok abla, çocuklar babaları ile, onlara bakmıştım.”

“Ah yavrum, çok sevindim buna. Yavrucaklar ve Selim oğlum çok mutluydu.”

“Öyle abla, babaları varken babasız büyüyemezdiler. Neyse sen ver ilacı ben babama veririm,” dedi. Kadın ilacı genç kadına vererek işini yapmak için mutfağa yönelmişti.

***

Genç kız odasında sıkılınca kitaplarını alarak bahçedeki masaya geçerek yanına aldığı termosundan bardağına kahvesini dökerek notlarını düzenlemeye başlamıştı. Yaklaşık bir saat çalıştıktan sonra üşüdüğünü hissedince eve girerek uzun kollu hırka almak istemişti. Yerinden kalkıp eve yöneldiğinde kendisini seyreden adamı görünce korkuyla geriye sendelemişti.

“Korkma, benim…” diyen adamın ne zaman geldiğini bilmiyordu.

“Seyhan Bey, siz neden buradasınız?” Aslı adamın ağır adımlarla kendisine doğru geldiğini görünce yutkunmadan edememişti. Aklı karışmıştı.

“Çocukları görmeye gelmiştim ama evde değiller galiba?” dedi.

“Güvenlik size söylemedi mi? Dilay Hanım ve ikizler çiftliğe gitti.” Seyhan elbette biliyordu ablasının ikizlerle çiftlikte olduğunu ama Aslı’yı görmek için geri dönmemişti. Kızı bahçede ders çalışırken görünce kapı pervazına yaslanarak kızı izlemeye başlamıştı. Ne kadar süre orada öylece kızı izledi bilmiyordu ama ayaklarının ağrısından kısa süre olmadığını anlamıştı.

“Güvenlik beni tanıdığı için sadece kapıyı açtı,” dedi. Kız yutkunarak başını sallamıştı.

“Dilay Hanım yok,” derken bir bakıma adama git der gibi bakıyordu. Seyhan onun bakışlarına aldırmayarak kızın ders çalıştığı masaya geçerek Aslı’nın şaşkın bakışları arasında kitabı incelemeye başlamıştı.

“Yardıma ihtiyacın var mı? İstersen sana anlatabilirim,” dediğinde Aslı ne söyleyeceğini bilememişti. Adamın gitmeye niyeti olmadığını anlayan Aslı ne yapacağını şaşırmış durumdaydı. Derin bir nefes alarak sakin olmaya çalıştı. Ondan kendisine zarar gelmeyeceğini biliyordu.

“Teşekkür ederim Seyhan Bey ama şuanda yardıma ihtiyacım yok,” dediğinde Seyhan yüzünü buruşturmuştu.

“Şuanda kimse yok Aslı, bana Bey demeyi bıraksan.”

“Bunun mümkün olduğunu sanmıyorum,” diyen kız taviz vermez bir duruşla adama bakmıştı. Seyhan kızın bu duruşuna gülümsemeden edememişti.

“O zaman bir kahveni içerim,” diyerek kıza meydan okudu. Aslı adamın dediğini yapmak için eve girdiğinde Seyhan’ın yüzü asılmıştı. Kızın giderken sırtında oynaşan kıvırcık saçlarına dokunma arzusu ile dolmuştu. Öyle cezbedici duruyorlardı ki bunu yapsa kızın ne tepki vereceğini kestiremiyordu.

“Kesin kaçar gider,” diye söylenen genç adam o kadar dalgındı ki yanına bırakılan boş fincanı yeni fark ediyordu.

“Kim kaçıyor Seyhan Bey?” Seyhan kızın sorusu ile kendine geldi.

“Kimse, kendi kendime düşünüyordum,” dedi. Aslı onu başıyla onaylarken masanın üzerinde ki kitapları toplamak için elini uzatmıştı ki Seyhan onu durdurmuştu.

“Neden topluyorsun, çalışmayacak mısın?”

“Bu günlük bu kadar yeter Seyhan Bey, ben sizi yalnız bırakayım,” dedi.

“Gitme bir yere, otur şöyle sohbet edelim.” Adamın sözleri ile genç kız şaşırmıştı.

“Anlamadım?”

“Anlaşılmayacak bir şey yok. Buraya yeğenlerimi görmek için geldim. Onlar gelene kadar gitmeyeceğim. Yalnız canım sıkılır,” dediğinde Aslı kaşlarını çatmıştı.

“Eve gidip onları görebilirsiniz, neden bekliyorsunuz ki?” dediğinde Aslı yanlış bir şey söylemiş gibi hemen devam etti. “Özür dilerim, haddimi aştım,” dedi.

“Özür dilemene gerek yok Aslı, eve giderken ablam geri dönerse ne olacak? Hadi yolda karşılaştık diyelim yol ortasında mı yeğenlerimi göreyim. Hem akşam olmak üzere karnım çok acıktı yemek var mı?” dedi. Aslı adamın hızlı bir şekilde konuşması karşısında şaşırsa da bir şey diyemedi.

“Ben size yemek hazırlayayım, Dilay Hanım akşam yemeğini çiftlikte yiyeceğini söylemişti,” dedi. Aslı eve girerek mutfağa yönelirken dolaptaki dünden kalan yemekleri ısıtmaya başlamıştı. Yanına da salata yapmak için malzemeleri çıkarırken mutfak kapısından içeriye giren adamı görünce duraksamıştı. Mutfak normalde oldukça geniş olmasına rağmen adamın varlığı ile genç kızı dar gelmişti.

“Bir şey mi istediniz Seyhan Bey?” diye sorduğunda adam omzunu silkeleyerek mutfak masasındaki sandalyeyi çekerek oturdu.

“Tek başıma sıkılırım, yardım edecek bir şey var mı?” dedi. Aslı hem yardım teklif eden, hem de oturan adama gülmemek için bakışlarını kaçırmıştı. İçinden ‘madem yardım etmek istiyor, o zaman etsin,’ diye geçiren kız yıkadığı domates salatalıkları genç adamın önüne bırakarak ona baktı.

“Nedir bunlar?” Seyhan’ın sorusuna karşılık Aslı gayet ciddi bir şekilde ona cevap vermişti.

“Yardım etmek istemiyor muydunuz? Bunları doğrayın işte, bende diğer malzemeleri halledeyim,” dedi. Seyhan kızın kabul edeceğini düşünmediği için öylesine konuşmuştu. Elbette domates salatalık doğramasını biliyordu ama salata için nasıl doğrayacağını bilmiyordu. Kaşları çatılan genç adam kıza bakarak “Madem doğramamı istiyorsun nasıl yapacağımı da göstermelisin,” dediğinde Aslı adama şaşkınlıkla bakmıştı. Onun ciddi olup olmadığını anlamak için adama adamı incelerken gayet ciddi olduğunu anladığında şaşkınlığı daha da artmıştı.

“Siz ciddi misiniz?” dedi.

“Elbette, daha önce sandviç yaptım ama salataya ne şekilde doğrayacağımı bilmiyorum.” Aslı başını iki yana sallayarak adama cevap vermişti.

“Siz yalnız yaşayamazsınız, aç kalırsınız,” dedi. Nedense bu sözler Seyhan’ı tetiklemişti.

“Ben ihtiyaç duymadım öğrenmeye, yoksa öğrenmek istesem değme aşçılara taş çıkarırım,” dediğinde Aslı ilk kez adamın yanında gülmüştü.

“Eminim öyledir.” Genç kız eline aldığı bıçakla Seyhan’a domates ve salatalıkları nasıl doğraması gerektiği göstererek yerine geçerken genç adam “İnanmıyor musun?” diye sordu.

“Boşuna yorulmayın Seyhan Bey, bu işleri yapacak biri elbet her zaman çevrenizde olacaktır,” dediğinde Seyhan onun zenginliğine atıfta bulunduğunu düşünmüştü.

“Para her şeyi çözmez Aslı, bazı şeyler parayla alınmaz.”

“Haklısınız, ama ben sizin paranızdan bahsetmiyordum.”

“Öyle mi neden bahsediyordun?” Aslı bir süre duraksadıktan sonra sırtını tezgâha dönerek adama bakmıştı.

“Şuanda teyzem sizin yanınızda, ilerde eşiniz yanınızda olacak. Bundan bahsediyordum.”

“Evleneceğimi nereden çıkardın?” Seyhan kıza yönelttiği soru karşısında kızın imalı bir şekilde gülümsemesine anlam verememişti.

“İlerde elbet evlenmek isteyeceğinizi düşünmüştüm. İkizlere olan düşkünlüğünüzden baba olmayı isteyebilecek biri gibi görünmüştünüz. İyi bir baba olacak gibiydiniz.” Seyhan kızın sözlerinde haklı olduğunu biliyordu. Onu bu şekilde tasvir etmesi adamın hoşuna gitmişti.

“Teşekkür ederim.”

“Ne için,” kız ocağın üzerinde ki yemekleri son kez karıştırarak altını kapatmıştı.

“Benim iyi bir baba olacağımı düşündüğün için.” Aslı başını sallayarak adamın doğradığı salatalık ve domatesleri kendi önündeki yeşillikle karıştırarak sosunu döküp son hazırlığını yapmıştı.

“Burada mı yoksa salonda mı yemek istersiniz?”

“Burada yiyelim,” dediğinde Aslı başını sallayarak adamın önünde ki kesme tahtasını alıp masayı silmişti. Masanın üzerine bir servis açarken Seyhan kaşlarını çatmıştı.

“Kendine de servis aç,” dedi. Aslı adamın sözleri ile kısa bir süre duraksadıktan sonra “Ben sonra yerim,” dediğinde Seyhan ciddi bir ses tonuyla kıza aynı şeyi tekrarladı.

“Kendine de servis aç Aslı, beraber yiyelim,” dedi. Kız adamın bakışlarından onun geri adım atmayacağını anlayarak kendisine de servis açıp hazırladıkları salatayı ortaya koymuştu. İkili konuşmadan yemeğini yerken Aslı ne kadar adamdan bakışlarını kaçırsa da arada onun kendisine attığı bakışları görebiliyordu. Sonunda dayanamayan kız elinde ki kaşığı kenara bırakarak adama bakmıştı.

“Bir şey mi söyleyeceksiniz?”

“Neden bu şekilde düşündün?”

“Sürekli bana bakıyorsunuz, bende söyleyecek bir şeyiniz olduğunu düşündüm.” Seyhan elinde ki kaşığı tıpkı genç kız gibi masaya bırakarak hafif gülümsemişti.

“Saçlarının sana yakıştığını düşünüyordum,” dedi. Aslında içinden Aslı ile yediği ilk yemek olduğunu düşünerek kızı izlemekten kendini alamamıştı. Kızın kızaran yanaklarını görünce yüzünde ki gülümseme daha da büyümüştü. Bu şekilde aynı elma şekerine benzetmişti kızı.

“Teşekkür ederim,” diyen kıza başını sallayarak “Elma şekerine döndün,” dediğinde Aslı şaşkınlıkla genç adama bakmıştı.

“Anlamadım?”

“Yanakların kızarınca elma şekeri gibi oldu,” diyerek açık bir şekilde kızın gözlerine odaklanmıştı. Aslı yutkunarak bakışlarını kaçırırken önünde yarısı yenmiş tabağını alarak masadan kalkmıştı.

“Ben doydum size afiyet olsun,” dedi. Seyhan kızı kaçırdığı için kendine kızsa da elinden bir şey gelmemişti. Aslı mutfaktan çıkarken Seyhan da yemeğini bıraktı. Önündeki tabağını kaldırarak tezgaha bıraktığında iki elini tezgaha yaslayarak gözlerini kapatmıştı.

“Sakin ol Seyhan, yoksa kızı kendinden uzaklaştıracaksın,” dediğinde yavaş adımlarla mutfaktan çıkıp salona geçmişti. Kızın salonda olmadığını görünce bu kez bahçeye geçerek orada olup olmadığına baktı. Orada da göremeyince odasına geçmiş olduğunu düşünerek yüzünü asıp bahçedeki masaya geçmişti.

“Kaçırdın işte ceylanı,” dedi. On dakika yalnız bir şekilde oturduktan sonra kızın kendisine doğru geldiğini görünce yerinde kıpırdanmıştı.

“Seyhan Bey, Dilay Hanım aradı bu akşam çiftlikte kalacaklarmış. Beklemenize gerek kalmadı,” dediğinde Seyhan’ın kaşları çatılmıştı.

“Sen burada yalnız mı kalacaksın?” dediğinde kız başını sallayarak “Sorun değil Seyhan Bey, daha önce de yalnız kaldığım zamanlar oldu,” dedi.

“Olmaz öyle şey, git hazırlan benimle çiftliğe geliyorsun,” dedi.

“Ama…”

“İtiraz istemiyorum Aslı, hadi seni bekliyorum,” dedi. Genç kız eve girerek önce mutfağı toparlamış, dışarıda yemeklerin bozulmaması için hepsini dolaba yerleştirmişti. Bulaşıkları makineye yerleştirip ortalığı topladıktan sonra ocağın gazını kapatarak ışığı söndürüp evin diğer odalarını kontrol etmeye başladı. Prize takılı gereksiz fişleri çekip, pencereleri kontrol etmişti. Sonrasında gece giyeceği kıyafetleri de alarak alt kata indi. Her yeri kapatıp dışarıya çıktığında Seyhan kıza bakarak sormuştu.

“Neden bu kadar geciktin?” Aslı adamın sorusuna nefesini dışarı vererek cevap vermişti.

“Seyhan Bey, evde kimse kalmayacağı için her yeri kontrol ettim. Mutfağı toparladım, gereksiz fişleri prizden çektim. Ayrıca…” diye devam ederken Seyhan elini kaldırarak kızı durdurmuştu.

“Tamam, sormadım varsay. Hadi gidelim,” diyerek kızı arabaya yönlendirmişti. Genç kız arkaya geçeceği sırada kıza öne binmesini işaret etti. Aslı öne geçerken oldukça çekingendi. Seyhan arabayı çalıştırıp yola koyulduğunda ikisi de sessizdi. Seyhan daha fazla sessizliğe dayanamayarak arabanın radyosunu açarken her zamanki dinlediği radyonun frekansı ayarlıydı. Arabanın içine yankılanan müzikle genç adam direksiyonda ritim tutmaya başlamıştı. Aslı genç adama kısa kaçamak bakışlar atarken hafif gülümsemişti. Seyhan onu unutmuş gibi rahat davranıyordu. Ama bunun olmasına imkan yoktu. Seyhan kızın varlığını iliklerine kadar hissediyordu. Kokusu arabaya bindiğinde arabanın içini doldurmuştu.

“Ablam çiftliğe kaldığına göre bir şey olmuş olmalı,” dedi birden adam. Arabanın hızını arttırırken Aslı farkında olmadan kapının koluna tutunmuştu.

“Bilmiyorum, bir şey söylemedi.”

“Yine de bir şey olmasa o kadın çiftlikteyken çocukları eve geri getirirdi.” Seyhan’ın aklına ilk babası gelmişti. Arabanın hızını biraz daha arttırırken korkan Aslı onu uyarmak istemişti.

“Seyhan Bey…” Seyhan o kadar dalmıştı ki kızın seslenmesini duymamıştı. Birkaç kez daha ona seslenen kız genç adama sesin duyuramayınca kızın bağırarak “Seyhan yavaşla,” demesiyle genç adam şaşkınlıkla arabayı durdurmuştu. Allah’tan arkalarından araba gelmiyordu. Öne doğru savrulan genç kız kemerin sayesinde başını torpidoya vurmaktan kurtulmuştu.

“Ne dedin sen?”

“Sen ne yaptığını sanıyorsun? Ölmek mi istiyorsun? Ne kadar hızlı gittiğinin farkında mısın?” kızın ağlamaklı bağırmasıyla Seyhan onu korkuttuğu için kendisine kızmıştı. Aslı titreyerek sakinleşmeye çalışırken genç adam arabayı yolun kenarına çekerek kızın tarafına geçmişti. Aslı’nın kapısını açıp kapı bölümünde her zaman bulundurduğu su şişesini açarak içmesini sağladı.

“Özür dilerim Aslı, ben babamı düşününce hızımı arttırdığımın farkında değildim.” Kızın ağlaması daha da artarken Seyhan nasıl yaptığını bilmeden kıza sıkıca sarılmıştı. Ani gelen sarılmayla ağlaması birden kesilen kız ne yapacağını şaşırmış durumdaydı. Genç adamın saçlarını okşaması Aslı’yı gafil avlamıştı.

“Ağlama, özür dilerim.” Dedi yeniden genç adam. Elleri kızın saçlarındayken eline değen yumuşaklıkla kalbi deli gibi atmaya başlamıştı. O an ne yaptığını fark eden genç adam geri çekilirken hiç acelesi yoktu. Elleri kızın omzunda dururken Aslı’nın gözlerini kaçırması ile hafif gülümsedi.

“Daha iyi misin?” dedi. Kız konuşacak durumda değildi. Sadece başını sallamakla yetinmişti. Kızı yeniden yerine yerleştirerek arabanın kapısını kapatıp direksiyona geçti. Sessiz bir şekilde arabayı yavaş sürerek çiftliğe kadar gelmişlerdi. Aslı arabanın durması ile hızla arabadan inip eve doğru koşmuştu. Adamın yanından biran önce ayrılması gerektiğini hissediyordu. Seyhan kızın eve girişini arabanın içinden izlemişti. Kızın saçlarına doladığı eline bakarak gülümsemişti. O kıvırcık saçları okşadığına inanamıyordu. Dua niyetine de dilememişti ki bu isteğini bu kadar kısa sürede kabul olmuştu.  Başını iki yana sallayarak arabadan aşağıya indi. Yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Evden içeriye girdiğinde beklediği sesleri duyamayınca iyice şüphelenir olmuştu. Hızlı adımlarla babasını görmek için merdivenlere yöneldiğinde ise oldukça telaşlıydı.

“Dilay abla,” diye seslenen genç adam üst kata çıktığında hızla babasının odasına doğru ilerledi. Kapıdan içeriye girdiğinde babasını gülümseyerek ablası ile konuşurken bulunca derin bir nefes vererek “Çok şükür,” dediğinde Dilay ona kaşlarını çatarak bakmıştı.

“Bir sorun mu var Seyhan, ne bu telaş?” diye sorduğunda Seyhan derin nefesler alarak odaya girmişti.

“Sen burada kalınca bir şey oldu sandım.” Dilay anlayışla genç adama bakarak gülümsemişti.

“Abinin odasına gidip bakarsan neden kaldığımı anlarsın,” dediğinde Seyhan tek kaşını kaldırarak genç kadına bakmıştı.

“Ağabeyimin odası ne alaka?”

“Sen git bir bak, ama sessiz olmayı unutma,” dedi. Seyhan merakla odadan çıkıp birkaç kapı ilerdeki ağabeyinin odasının kapısını yavaşça açmıştı. İçerisi karalıktı ama açık kapıdan içeri giren koridorun ışığı odayı az da olsa aydınlatıyordu. Yatakta uyuyan üçlüyü görünce gözleri iyice açılan Seyhan ne yapacağını bilememişti. İkizler neredeyse ağabeyinin üzerine uzanmış bir şekilde uyuyordu. Dayanamayarak yavaş bir şekilde yatağın ucuna kadar ilerlemişti. Onların resmini çekmek istiyordu ama ışığı yakıp da uyandırmak istemiyordu. Başucunda ki abajuru yakarak kırmızı ışığın azda olsa ortamı aydınlatmasını sağlamıştı. Küçük kız hafif kıpırdansa da uyanmamıştı. Eline aldığı telefonu ile üçlünün birkaç fotoğrafını çekerek yeniden sessizlikle odadan çıkmıştı.

Çektiği resme bakarak babasının odasına giderken yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Yaşlı adamın odasına girdiğinde ise yüzünde ki gülümsemeyi koruyordu.

“Ne oldu?”

“Şunların güzelliğine bakın,” diyerek elindeki telefonu babasına uzatmıştı. Mehmet Bey gördüğü resimle gözleri dolarak Dilay’a dönmüştü.

“Allah senden razı olsun kızım, senin yerine başkası olsaydı oğlumu çocuklarına yaklaştırmazdı,” dedi. Dilay adamın elini öperek adama karşılık vermişti.

“Allah senden razı olsun babacım.” Akşam yemeği gecikmeli de olsa yenmişti. Seyhan’ın yemek yememesi onların dikkatini çekerken Dilay gözlerini kısarak genç adama baktı.

“Hayırdır Seyhan, sen neden yemiyorsun?”

“Ben akşam yemeğini yedim abla,” dediğinde Dilay daha da meraklanmıştı. Salona giren genç kızı görünce yüzüne oluşan gülümsemeyle kıza “Sen ne zaman geldin Aslı, söyleseydin gelir alırdık seni,” dediğinde Seyhan omzunu silkerek kıza cevap süresi tanımadan konuşmuştu.

“Benimle geldi, orada yalnız kalmasına nasıl izin verirsin abla?” dediğinde genç kadın şaşkınlıkla Seyhan’a bakmıştı. Aynı şaşkınlık Aslı’nın yüzünden de okunuyordu. Mehmet Bey oğlunun tepkisini dikkatle incelerken gözleri kapı ağzında şaşkınlıkla donup kalan kıza takılmıştı. Kız Mehmet beyin bakışlarını görünce utanarak izin isteyip hızla merdivenlere yönelmişti. Yaşlı adam arkasına yaslanıp oğluna bakmıştı. “Seni dinliyorum Seyhan,” dediğinde genç adam bakışlarını kaçırmıştı.

***

Sizce Seyhan babasını atlatabilecek mi?

Elmas dediği gibi gider mi?

Dilay’ın çocuklar için bir planı var mıdır?

Bölüm nasıldı?

Son olarak lütfen çıkarken sitede ki her hangi bir hikayeye tıklayarak çıkın. Reklamlar sanıldığı aksine çok bir para kazandırmıyor. her bir reklam 1kuruş gibi bir ücret. Bu sizden kesilen bir şey değil. İnanın internetten indirdiğiniz her hangi bir resim bile daha fazla internet yiyordur. Reklamların aktifliği sitenin daha fazla etkileşim aldığını gösterir ve bu da okuyucuya daha hızlı ulaşmamı sağlar. Anlayış için teşekkür ederim!

13. BÖLÜM <<<<<<——>>>>>> 15. BÖLÜM

21171cookie-checkDilay Hanım 14. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

11 yorum

  1. Emeğine sağlık Yazarcigim harika bir bölümdü ❤️ babasını atlatamayacak bence 😀 Asli ve Seyhan çok tatlılar ya❤️ Elmas gitmeyecej bence vardır bir planı 😡 Engin’i özledim ama ben ya ❤️❤️

  2. Selim kadının onca lafına rağmen git beni bekle diyor yemin ederim şu katılmamış salak yada dila ya karşı tampon bölge görevi görsün diye bu kadar katlanıyor ilerleyen bölümde anlarız ayrıca selimi dinleyip gittiğini sanmıyorum eline geçen ilk fırsatta dila ve çocuklarına karşı saldırıya gececek bence ellerine saglik

  3. Bence yaşlı kurdu kandıramaz seyhan çok tatlıydı ama ,Selim ço yaptı elması göndekmekle çok daha önce yapmalıydı ya neyse artık emeğinize sağlık çok güzel bir bölümdü

  4. Yine Engicimin olmadığı bir bölüm daha geçti .·´¯`(>▂<)´¯`·. Özledim onu İnşAllah bir daha ki bölümde kavuşuruz (ʘᴗʘ✿) gelelim bu haftaki bölüme Seyhan ve Aslı harikaydı özellikle de Seyhanin ona sarılması o çok beğendiği saçlarını okşaması tebessüm ettirdi babasına atlatmaya çalışır ama o eski toprak yermi bilemem .
    Ve o cadaloz Elmasın gittiğini düşünmüyorum o beladan kolay kurtulamazlar keyifli bir bölümdü emeklerine sağlık yazarım ♥️♥️

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*