Mart 7, 2022 Yazarı mermaridyy 19

Dilay Hanım 15. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Bölümü henüz bitirebildim. Bu hafta maalesef benim için oldukça sıkıntılı geçti. Umarım bölümü beğenirsiniz. Bundan sora Engin’i daha sık okuyacaksınız!

****

Sabah erkenden kalkarak odasında ki banyoda sabah temizliğini hallettikten sonra ağır adımlarla kızının odasına giden genç adam oldukça yorgundu. Gece bir türlü uyuyamamıştı ve sabaha karşı daldığı iki saatlik uyku yorgunluğunu gidermemişti. İşler bir yanda, diğer yanda avukatlarının verdiği haberle uğraşıyordu. Esma bunca olana rağmen kendisine dava açmaya hazırlanıyordu. Engin eski karısının bu çabasına oldukça eğleniyordu. Elindeki görüntülerden haberi olmaması ise Engin’in yararınaydı. Biliyordu ki Elmas o görüntüleri yok etmek için elinden gelen her şeyi yapabilecek bir kadındı.

Kızının odasına girerek kapalı perdeleri açınca odaya güneşin parlak ışıkları dolmuştu. Nisan güneş ışığından rahatsız olarak başını diğer tarafa çevirirken hareket eden ayaklarını gören Engin içinden şükrediyordu. Kızının en güzel zamanları bir sandalye üzerinde geçmişti. Bunun tek nedeni de annesi olacak kadındı. Ağır adımlarla küçük kızın yatağına yaklaşarak saçlarını okşamaya başladı.

“Nisan, kızım hadi uyan,” diye şefkatle kızına seslenirken Nisan diğer tarafa dönerek uyanmak istememişti.

“Hadi ama meleğim, sana bir sürprizim var.” Nisan gözlerini aralayarak babasına bakmış sonra yeniden kapatmıştı.

“Uykum var babacım,” diye yakınan küçük kız Engin’in gülümseme sebebiydi. Kızı uykuya oldukça düşkündü. Bıraksa akşama kadar uyuyacağını biliyordu.

“Ama gitmemiz gereken bir yer var, merak etmiyor musun?” dediğinde Nisan Engin’in nasıl yaptığını anlayamadığı bir şekilde tek gözünü aralayarak babasına bakmıştı.

“Nereye gideceğiz babacım?”

“Sürpriz, hemen kalkarsan erkenden gidebiliriz.” Nisan güçlükle yerinde doğrulurken Engin ona yardım etmemişti. Fark etmişti ki kızına ne zaman yardım etmeye kalkışsa Nisan’ın yüzü asılıyordu. Küçük kız yatakta doğrulurken Engin sandalyesini yatağa yanaştırıp arkadan tutmaya başlamıştı. Nisan önce tek ayağını yataktan sarkıtıp sonrada diğer ayağını yere basarak sandalyenin kollarından güç alarak ayağa kalkıp kendini sandalyenin üzerine bıraktı. Bu hareketi her yaptığında ayağa kalktığı için küçük kız mutlu oluyordu.

“Gördün mü baba, bu sefer ayakta daha düzgün durdum.”

“Gördüm hayatım, yakında yürümeye de başlayacaksın.”

“Gerçekten yürüyecek miyim baba?” dediğinde kızı inanamıyormuş gibi babasına bakmıştı. Engin onun gözlerinde ki korku için bile Esma’yı öldürebilirdi. Engin o kazadan sonra evlerini değiştirmiş tek katlı büyük bir eve yerleşmişti. Nisan eski evindeki merdivenleri görünce korkuyla çığlık atmaya başlamıştı. Kızında oluşan merdiven korkusu bu evi almasına neden olmuştu. Üstelik tek kat olması kızının sandalyesi ile daha kolay hareket etmesini sağlıyordu.

Banyoya geçip kızının elini yüzünü yıkadıktan sonra giyinme odasına girerek Nisan’ın seçtiği kıyafetleri ona giydirmişti. Birlikte odadan çıkarak hazır olan kahvaltıya oturmuşlardı. Bir saat sonra da hazırlanarak yola koyuldular.

“Nereye gidiyoruz baba?”

“Çok seveceğin bir yere,” diyerek kızına gülümseyen genç adam içinden de ‘inşallah seversin,’ diye geçiriyordu. Araba yolda seri bir şekilde ilerlerken Nisan için sevdiği öyküleri doldurduğu flaşı teybe takarak kızının neşeyle konuşmasını dinlemişti.

“Baba, kurbağa prensi açar mısın?” dediğinde Engin artık yerlerini ezberlediği hikayeyi açarak kızının mutlu olmasını sağlamıştı. Belki kendisi hikaye okumayı beceremiyordu ama internette bir çok hikayenin seslendirildiği videolar vardı. Yol boyunca kızı hikaye dinlerken kendisi de olabilecek ihtimalleri düşünüyordu. Kızını annesi ile karşılaştırmamak için elinden geleni yapmalıydı. O kadın Nisan için travma nedeni olmuştu.

Araba büyük araziden içeriye girdiğinde kızının dikiz aynasından kızına bakmıştı. Nisan bir elini pencereye yaslamış etrafına merakla bakıyordu.

“Babacım, neden buradayız?” Engin bir süre daha ilerleyerek büyük evin önüne arabasını durdurmuştu. Bagajdan kızının sandalyesini çıkarıp açarak Nisan’ı kapısına yaklaştırdı. Kızının meraklı bakışları altında onu arabadan indirerek sandalyeye oturttu.

“Burası neresi baba?” diye soran kızına gülümseyerek cevap verdi.

“Eğer istersen yeni evimiz olacak,” dedi. Nisan şaşkınlıkla babasına bakarken Engin kızının ifadesini çözmeye çalışıyordu.

“Ama burası çok büyük değil mi?”

“Sen sevdin mi canım?” dediğinde Nisan bir süre duraksayarak evi incelemeye başlamıştı. Evin arka kısmından gelen sesleri merak ederek sandalyesini o tarafa doğru sürmeye başlamıştı. Evin çevresinin düzenli oluşu kız için zorluk çıkarmamıştı.

“Baba burada kuzucuklar var,” diye sevinçle bağıran Nisan’a genç adam gülümsemişti.

“Evet hayatım, bunlar bizim olacak. İstersen onları sen besleyebilirsin,” dediğinde Nisan hevesle başını sallamıştı. Kızının çitlerin içinde olan kuzuları uzaktan sevişini izlerken derin bir nefes aldı. Başını kaldırarak iki gün önce aldığı evi incelemeye başlamıştı. Ev eski olmasına rağmen oldukça bakımlıydı. Sonradan restore edildiği belli oluyordu. Etrafında ki arazi de oldukça verimliydi. Biraz araştırmadan sonra iyi bir yatırım olacağını düşünerek almıştı evi. Üstelik buna en büyük etken de komşuları olmuştu. Bakışları yaklaşık beş yüz metre ilerdeki çiftlik evine takılınca gülümsemişti. Nisan’ın sesiyle kızına döndüğünde kızının bir yere odaklandığını görünce onun yanına giderek “Ne oldu kızım?” diye sordu.

“Baba, bak oradaki çocuklar aynı Süha ile Süreyya’ya benziyor,” dedi. Engin kızının bu kadar çabuk onları görmesini beklemiyordu.

“Biliyorum canım, çünkü onlar ikizler.”

“Gerçekten mi? Artık onlara komşu mu olacağız?” dedi.

“Evet Nisan, bundan sonra ikizleri daha sık göreceksin. Onlara ablalık yapacaksın.”

“Dilay abla da bize katılacak mı?” diye soran kızına gülümseyerek başını sallamıştı. Birkaç dakika sonra kızını da alarak evin kapısına yönelmişti. İkili evin içine girerken Engin kızı için birkaç tadilat yapmayı planlıyordu. Kapı aralarında ki yüksek süpürgelikleri daha alçak yapıp kızının sandalyeyle evde daha rahat dolaşmasını ve bahçe kapısına rampa yapmayı aklına yazmıştı. Nisan hayranlıkla içinde eşyaları olan eve bakarken Engin de ilk kez eve girdiği için ailenin eşyaları da bıraktığını görünce şaşırmıştı. Bir ara telefon edip onları neden bıraktıklarını soracaktı. Klasik tarzdaki eşyalar oldukça şık görünüyordu. Alt katta ki odaları gezen ikili evin göründüğünden daha büyük olduğunu keşfetmişti. On iki odadan oluşan evin büyükçe bir teras balkonu vardı.

“Kimse var mı?” Engin ve Nisan duydukları sesle birbirine bakarken yavaş bir şekilde girdikleri odadan dışarıya çıkmıştı. Dış kapının orada etrafına bakınan kadını gören Engin duraksamıştı. Onu burada görmeyi beklemiyordu.

“Dilay abla?” Nisan’ın sevinçle şakıması kadının hızla kendilerine dönmesini sağlamıştı.

“Nisan, Engin?” Dilay şaşkınlıkla ikiliye bakıyordu. Genç kadın satılık ilanının indirildiğini görünce merakla önce arazinin sahibi Salih amcasını aramış sonrada evin önündeki arabayı görünce merakla çitleri aşarak evin önüne gelmişti. Etrafına bakındıktan sonra evin kapısının açık olduğunu görünce dayanamayarak içeriye doğru seslenmişti. Karılaştığı kişilerse kadının şaşırtmıştı.

“Hoş geldin Dilay?” diyen Engin kadının şaşkınlıktan çıkmasını sağlamıştı.

“Çiftliği sen mi aldın?” diye sorarken Engin ona gülümseyerek baktı.

“İyi bir yatırım olduğunu söylemiştin.” Dilay inanmaz bir şekilde genç adama bakarken gözü Nisan’a takılmıştı.

“Nisan’cım, hoş geldin. Nasıl oldun?”

“Dilay abla, babam artık burada yaşayacağımızı söyledi.” Dilay Engin’e bakarken genç adam omuzlarını silkmişti.

“Burası Nisan’a daha iyi gelecektir. Hem ikizler de yakında daha kolay görüşürler.”

“Aldığına inanamıyorum, neyse hayırlısı olsun. Madem buraya kadar geldiniz bize geçelim. Çocuklar oynar bizde kahve içeriz.” Engin kızına bakarken yüzündeki mutluluğu bozmamak için kadının teklifini kabul etmişti.

“İşe gitmem gerekiyordu ama biraz gecikebilirim.” İkili arabaya binerken Dilay geldiği yöne doğru yürümeye başlamıştı. Kısa yoldan ilerleyen genç kadın onlardan önce çiftliğe varmıştı. Evin önüne geldiğinde arabanın gelmesini bekleyen Dilay bahçede oynayan ikizlere kısa bir bakış attı. Oyun alanında oldukça eğleniyor görünüyorlardı. Araba sesini duyunca bakışları yola çevrildi. Aynı şekilde ikizlerin dikkati de gelen arabaya çevrilmişti. Koşarak annesinin yanına gelen ikili arabanın durmasıyla sevinçle Nisan’ın kapısını açtılar.

“Nisan abla geldi,” diye bağıran ikili kızın gülmesini sağlamıştı. Engin onların neşesi karşısında mutlu olmuştu. Kızının sandalyesine oturtarak Dilay’a doğru ilerledi.

“Bahçede oturalım istersen?” Dilay bahçedeki oturma alanını gösterirken bir yandan da evin içine seslenerek Emine hanımı çağırmıştı. Kendilerine kahve yapmasını rica ederken, babasına da haber vermesini söylemişti. Kadının içeri girmesiyle ikili karşılıklı oturmuştu.

“İşler nasıl gidiyor, siparişi zamanında bitebilecek misiniz?” Engin’in sorusu ile genç kadın çocuklarda olan bakışını genç adama çevirdi.

“Merak etme, siparişini zamanında teslim alacaksın.” Dilay konuşmasına devam edecekken kapıdan çıkan babasını görünce yerinden doğrulup yanına gitmişti.

“Nasıl oldun babacım?” diyen genç kadın onun oturmasına yardım etti.

“Daha iyiyim, temiz hava iyi gelecek.” Engin adamın kendisine baktığını görünce yerinde doğrularak elini uzatmıştı.

“Nasılsınız efendim?”

“İyiyim çok şükür.” Mehmet Bey merakla genç kadına bakarken Dilay bakışlarını kaçırarak ikiliyi tanıştırdı.

“Bu Engin baba, kendisi eski bir aile dostu…” Mehmet Bey tek kaşını kaldırarak genç adama bakmıştı.

“Öyle mi ben neden tanımıyorum?”

“Aslında uzun zaman önce eğitim için yurtdışındaydım. Süha amcanın öldüğünü geç öğrendim yoksa muhakkak gelirdim.” Adam başını sallayarak torunlarının neşeli bir şekilde oynamasına bakmıştı. Gözü tekerlekli sandalyedeki Nisan’a kayınca içi ezilmişti.

“Kızın mı? Geçmiş olsun,” dediğinde Engin’in bakışları da kızına kaymıştı.

“Teşekkür ederim, inşallah yakında geçecek.”

“Tedavisi zor olmalı,” adamın sessiz sorusu genç adamın dikkatinden kaçmamıştı.

“Son ameliyatı başarılı geçti şükür, şimdi fizik tedavi görüyor.” Yaşlı adam küçük kıza bakışlarını çevirince Dilay gözlerinde ki hüznü görmüştü. Ne düşündüğünü anlayabiliyordu. Zaten ameliyat sözünü duyunca yüzü hemen asılmıştı.

“Küçücük beden bunca acıya nasıl dayandı,” derken adamın gözleri yaşarmıştı. Kendi acizliğine üzülmüştü. Derin bir nefes alarak yeniden Engin’e döndüğünde genç adamın Dilay’a olan bakışlarını görmüştü. Kaşları çatılsa da bir şey söylemeyerek boğazını temizledi.

“Babacım Engin Salih amcanın çiftliğini satın aldı.”

“Öyle mi, hayırlı olsun. O arazi çok kıymetlidir,” derken Dilay’a üzgün bir şekilde bakmıştı. Çiftliği Dilay’ın almasını çok istemişti. Bu şekilde torunları ondan uzakta olmayacaktı.

“Teşekkür ederim efendim. Bundan sonra sık sık görüşeceğiz.” Dilay adamı onaylarken genç adam yerinde doğrularak “Benim gitmem gerek Dilay, Nisan’ı eve bırakıp şirkete geçmem gerekiyor,” dedi. Dilay başını sallarken Engin kalkarak kızına doğru ilerlemişti.

“Nisan, kızım hadi gidelim.” Engin’in seslenmesi ile çocuklar ona dönmüştü. İkizler Nisan’ın önüne geçerek başını kaldırıp Engin’e bakmıştı.

“Engin amca, Nisan ablam burada kalsa?” dediğinde Engin şaşırmıştı. Kızına baktığında küçük kızın gözlerinin parladığını görünce yutkunmadan edememişti.

“Ama Süreyya benim işe gitmem gerekiyor,” dediğinde Süreyya kollarını bağlayarak yüzünü asmıştı.

“Ama biz oynuyorduk,” dediğinde gözlerini doldurmuştu. Dilay şaşkınlıkla kızına bakarken Mehmet Bey de çocukların birbirine olan bağlılığına şaşırmıştı. Ne ara bu kadar bağlandıklarını anlayamamıştı. Dilay çocuklarının üzüldüğünü görünce Engin’in yanına giderek “İstersen Nisan burada kalsın, sonra gelip alırsın,” dedi. Engin bakışlarını genç kadına çevirdiğinde onun gülümseyen yüzüyle karşılaştı.

“Size zahmet olmasın, Nisan diğer çocuklar gibi değil.”

“Bunun farkındayım Engin, çocuklar oynuyor ben bu gün işe gitmeyeceğim, merak etme.”

“Çok fazla işi boşlamıyor musun?” diye soran Engin şakacıydı.

“Patron olmanın faydaları,” derken genç kadında ona şaka yollu karşılık vermişti.

“Patron gemiyi derk ederse gemi su alır Dilay Hanım.”

“Merak etmeyin Engin Bey, ben olmasam da işlerle ilgilenecek yetenekli müdürlerim var.”

“Sizi kıskanmaya başladım,” derken Mehmet Bey ikilinin atışmasını buruk bir gülümseme ile izliyordu. Dilay’ı uzun zaman sonra bu kadar rahat iletişim kurarken görmüştü. Oğlunun Dilay’ı eşi olarak görmesini çok istese de kızının çektiği acılara mükafat olarak mutlu olması için elinden geleni yapacaktı. Selim olsa da olmasa da Dilay onun kızıydı. Bunca yıl bir kez olsun kendisini yanıltmamıştı. Derin bir iç çekerken yorulduğunu hissederek yerinden kalktı.

“Kızım ben odama çıkıyorum, sen çocuklarla ilgilenirsin.”

“Yardım edeyim mi baba?” diye sorarken Engin adamın solgun yüzüne bakarak endişelenmişti.

“Siz iyi misiniz? İsterseniz hastaneye gidebiliriz.” Mehmet Bey genç adama gülümseyerek başını iki yana salladı.

“Yarın gideceğim zaten, düşündüğün için sağ ol evladım,” dedi. Dilay yaşlı adamın eve girip gözden kaybolana kadar arkasından bakmıştı. Engin’in hareketlenmesi ile bakışları genç adama dönerken “Bir şey olursa beni hemen ara. Dadısını evden gönderebilirim,” dediğinde Dilay onaylamaz bir şekilde başını iki yana sallamıştı.

“Merak etme, ilk kez çocuk bakmayacağım.” Engin kadının çıkışına gülerek kızının yanına gidip saçlarını öpmüştü.

“Akşama seni almaya gelirim canım, bir şeye ihtiyacın olursa Dilay ablandan istemeye sakın korkma. Tamam mı kızım? Sıkılırsan da ara hemen gelir alırım seni,” dediğinde kız sevinçle babasına sarılmıştı. O da ikizlerle oynamaya devam etmek istiyordu. Sonra aklına gelen şeyle hızla etrafına bakmaya başlamıştı. Kızının tedirgin olan bakışları Engin gibi Dilay’ın da dikkatinden kaçmamıştı.

“Teyzem burada mı baba, o zaman gidelim.” Engin o ana kadar Elmas’ın varlığını unutmuştu. Bakışları Dilay’a dönerken genç kadın küçük kızın önüne diz çökerek “Korkma teyzen burada değil, hem olsa bile ben varken sana bir şey yapamaz.” Dediğinde ikizler annesine katılarak küçük kıza gülümsemişti.

“Aynem doğru söylüyor, o seni koruyabilir. Bizim aynemiz çok güçlü,” derken Dilay çocuklarını onaylar bir şekilde başını sallamıştı. İkizler annelerine gülmüştü. Engin genç kadına minnetle gülümseyerek arabasına doğru yöneldi. Dilay da genç adamı geçirmek için ona eşlik etmişti.

“Elmas gerçekten gitti mi?” Engin arabasının kapısını açarak ona dönüp sormuştu.

“Evet, dün Selim onu gönderdi.”

“Selim mi?” Engin şaşırmıştı. Dilay ona hak veriyordu. Kendisi de dün şahit olduklarına inanamıyordu.

“Evet, şaşırtıcı olduğunu biliyorum ama dün Selim onu gönderdi.” Engin anlayışla kadına gülümseyerek arabasına binip oradan uzaklaşmıştı. Dilay çocuklara dönerek yanlarına doğru ilerlemişti. İkizler Nisan’ı ortasına almış oyun oynuyordu. Dilay ilk kez kendi çocuklarından ziyade Nisan’ın kahkaha atarak gülmesinde huzur bulmuştu. Yaralı bir çocuğun acı çekmesine dayanamıyordu. İkizler acıktığını söyleyince Dilay çocukları alarak eve girmişti. Nisan’a özen göstermeye dikkat ediyordu.

“Ne yemek istersiniz çocuklar?” Dilay’ın sorusuna ikizle “Patates,” diye bağırırken Nisan onlara gülmüştü.

“Sen ne istiyorsun hayatım?” Dilay Nisan’ın yüzünü okşayarak sormuştu. Küçük kızın gözlerinde ki hüzün genç kadının canını yakmıştı.

“Bende patates yiyebilir miyim?” dedi.

“Elbette hayatım, sen ne istersen onu yiyebilirsin.” Dilay çocukları masaya oturtarak onlar için daha önceden hazırlanan patatesleri kızartmaya başlamıştı. İkizler gülüşüp eğlenirken Emine Hanım mutfağa girince Dilay’ın patates kızarttığını gördüğünde hemen yanına gitmişti.

“Kızım bana haber verseydin ya,” dediğinde Dilay kadına gülümseyerek baktı.

“Senin işin başından aşkın Emine abla, elime yapışmaz değil mi?” kadın çocuklara bakıp önlerine meyve suyu bırakmıştı. Neşeli bir şekilde onlar yemeklerini beklerken Dilay kızarttığı patateslerin yanına önceden hazırlanan köfteleri de koyarak önlerine koymuştu.

***

Genç adam odasına oturmuş önünde ki dosyaları incelerken aklı dün akşam yaşadığı anlara gitmişti. Elini yukarı kaldırıp hala hissettiği yumuşaklıkla gülümsemişti. Dün Aslı’ya sarıldığı anı unutmasına imkan yoktu. Yüzü hüsranla asılırken babasıyla yaptığı konuşmayı hatırladığımda başını iki yana sallamıştı. Aslı’ya olan ilgisini yaşlı kurt hemen anlamıştı. Üstüne basa basa kızdan uzak durmasını söylemişti. Seyhan ne kadar itiraz etse de babasının üzerine gitmek istemiyordu. Onu ikna etmek zor olacaktı. Üstelik Aslı’nın bundan haberi bile yoktu.

“Ne düşünüyorsun?” Seyhan masanın üzerine vurulmasıyla daldığı düşüncelerden çıkmıştı.

“Ne?”

“Daldın gittin, sesleniyorum duymuyorsun. Bu kadar derin ne düşünüyorsun?” Seyhan ağabeyine yüzü asılarak bakmıştı.

“Babam önüme set çekti.” Selim kardeşinin sözleri ile gülmüştü.

“Babamın haklı olduğunu biliyorsun Seyhan, Aslı henüz bir öğrenci ve böyle bir ilişkiye hazır olduğunu sanmıyorum.”

“Bekleyebilirim abi, babam inanmıyor.”

“Sence de haksız mı?” Seyhan ağabeyine sıkıntıyla bakmıştı. Elleriyle saçını geriye tararken nefesini dışarıya verdi.

“Okulun bitmesini bekleyeceğim, sonra da onun için elimden geleni yapacağım.”

“Bu kadar kararlı olduğunu bilmiyordum.”

“İnan bende bilmiyordum. Aslı’yı yanımda istiyorum. Kalbini kazanmak için ona daha yakın olmam gerekiyor.”

“Kazan mübarek olsun kardeşim,” diyen Selim gülmüştü. Seyhan’ın kararlı olması adamın hoşuna gitmişti. Kendisi de onun kadar kararlı davranabilmeyi çok isterdi.

“Sen neden gelmiştin, bir sorun mu var?” Seyhan abisine sorarken genç adam elinde ki anahtarı kardeşine vererek kapıya yönelmişti.

“Eve gidiyordum, arabanın anahtarlarını getirdim.”

“Sen neyle gideceksin?”

“Cafer amca benim arabayı getirdi. Onunla gideceğim.”

“Dilay abla onu sana nasıl verdi? Cafer amca sadece ona şoförlük yapıyordu.”

“Arabamın alınması gerekiyordu, Dilay da onu göndermiş.” Seyhan başını sallarken Selim daha fazla beklemeden aceleyle fabrikadan ayrılmıştı. Eve gidip çocukları ile vakit geçirmek istiyordu. Park yerinden arabasını aldığında hızlı bir şekilde yola çıkmıştı. Bir süre ilerledikten sonra genç adam evi arayarak çocukların nasıl olduğunu sormuştu. Hala çiftlikte olup olmadıklarını merak ediyordu. Öyle ya Dilay onları yeniden babasının evine götürebilirdi. O zaman rotası çiftlik evine değil diğer eve doğru olacaktı. Dün gece uyandığında iki yanında çocuklarını görünce tarif edilmez bir mutluluk yaşamıştı. Onlar için her şeyi yapmaya hazırdı. Ama önce Elmas’ın neler yaptığını öğrenecekti. Gerçekten Bursa’dan ayrılıp ayrılmadığını öğrenmesi gerekiyordu. İşini şansa bırakamazdı. Özellikle ablasının da Bursa da olduğunu öğrendikten sonra…

***

Bakalım bundan sonra ne olur? Elmas gitti mi acaba? Esma davayı kazanabilir mi? Engin’in çiftliği alması Selim’in nasıl bir tepki vermesine neden olacak? Hepsi iler ki bölümde.

Yorumlarınızı bekliyorum!!

Unutmadan lütfen bir reklam yapın! 🙂

14. BÖLÜM <<<<<<——->>>>>> 16. BÖLÜM

21343cookie-checkDilay Hanım 15. Bölüm