Dilay Hanım 16. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Yoğun bir hafta sonu geçirdim. Bölümü anca bitirdim. Umarım beğenirsiniz. Özellikle bölüm sonunda ki açıklamayı okursanız çok sevinirim! Keyifli okumalar.

***

Genç adam yolda ilerlerken kenarda gördüğü seyyar satıcıyla arabasını durdurmuştu. Yüzünde oluşan gülümsemeyle ikizlerine kağıt helva alırken aklına Dilay’ın da gelmesiyle ona da almıştı. Küçükken sevdiğini hatırlıyordu. Sonra vazgeçerek adamın elinde çok fazla kalmadığı için tüm helvaları alıp arabasına binmişti. Poşeti yan koltuğa bırakarak yeniden yola koyulan Selim oldukça neşeliydi. Eğer Dilay bir şey söylemezse akşam ikizleri yeniden yanına alacaktı. Düşüncelerine gülen genç adam çocuklarıyla uyuyabilmek için annelerinden izin alması gerektiğini düşündüğüne inanamıyordu.

Kısa süren yolda arabasını çiftliğe doğru sürerken sürekli etrafına bakınıyordu. Doğup büyüdüğü topraklar onu geri çağırıyordu. Uzun süredir aklında olan dönüşü hızlandırmayı aklına koyarak derin bir nefes aldı. Arabasını ana yoldan ayırarak çiftlik yoluna sokarken arazinin yeniden yeşermesine gülümsedi. Çift taraflı ağaçların sıralı olduğu yolda ilerlerken telefonu çalınca arabanın tutacında olan telefonun ekranına baktı. Arayanı görünce sıkıntıyla nefesi dışarıya vermişti.

“Elmas, neredesin?”

“Sana da merhaba kocacığım, istediğin gibi İstanbul’dayım,” dedi. Selim kısa bir süre duraksadıktan sonra “Emin misin?” diye sormuştu.

“O ne demek? Sana yalan mı söyleyeceğim?” Elmas’ın ani çıkışıyla genç adam kısa bir süre sustu.

“Neyse, kendine dikkat et. Yakında bende geleceğim,” dedi. Kısa süren konuşmayla telefon kapandığında çiftliğin önüne gelmişti. Arabayı park ederek yan tarafında ki poşeti alıp arabasından inmişti.

Kapıdan içeriye girerken kolunda ki saate baktı. Henüz saat öğlen birdi. İkizlerin sesini duymayı beklerken sessizlikle karşılaşınca kaşları çatılmıştı. Dilay acaba çocukları götürmüş müydü?

“Emine abla,” diye seslendiğinde mutfaktan çıkan kadına sormuştu.

“Çocuklar gitti mi?”

“Yok oğlum, odalarında uyuyorlar.” Selim kadının sözleri ile hızla merdivenlere yöneldi. Çocuklarının gitmediğini duymak adamı rahatlatmıştı. Teras dairenin kapısına geldiğinde yavaş bir şekilde dairenin kapısını açıp içeriye girmişti. Salona baktığında masada çalışan kadını görünce duraksamıştı. Salon kapısına tıklayarak kendisini belli etti.

Dilay çocuklar uyuyunca evden işlerini halletmeye karar vererek bilgisayarının başına oturmuştu. Çocukları her gün saat on ikide öğlen uykusuna yatırıyordu. İkizler için bu uykunun faydasını biliyordu.  Birkaç saatlik çalışmadan sonra kapısının tıklatılmasıyla başını kaldırıp salon kapısında kendisine bakan adamı görmüştü.

“Kusura bakma, rahatsız etmek istememiştim ama çocukları görmek istedim.”

“Çocuklar uyuyor,” derken genç kadın bilgisayar ekranındaki saate bakmıştı.

“Onları görebilir miyim?” Dilay derin bir nefes alarak bilgisayarının ekranını aşağıya indirmişti. Genç adam dikkatle onu izlerken Dilay yerinden kalkarak küçük mutfağına dönmüştü.

“Kahve içer misin? Çocuklar bir saat içinde uyanır.” Selim elindeki poşeti koltuğa bırakırken, “Sen kahveyi hazırlarken ben çocuklara bakayım,” dedi. Adam salondan çıkarken Dilay ona seslenmişti.

“Çocuklar benim odamda uyuyor,” dediğinde Selim başını sallayarak Dilay’ın odasına doğru ilerlemişti. Yavaş bir şekilde odanın kapısını aralarken perdeleri kapalı olan oda oldukça loştu. Bakışlarını yatağa çevirdiğinde gördüğü manzarayla şaşırmıştı. İkizler yatakta daha önce gördüğü küçük kıza sarılarak uyuyordu. Sessiz olmaya çalışarak odadan çıkacağı sırada kenarda duran tekerlekli sandalyeyi görünce aklına Engin’in sözleri gelmişti. ‘küçük kızı annesinin merdivenlerden ittiği’ sözlerini hatırlayınca genç adam ürpermişti. Üzgün bir şekilde odadan çıkarak salona geçmişti. Dilay salonda değildi ve teras kapısının açık olduğunu görünce o tarafa doğru ilerledi. Teresa çıktığında genç kadının masaya oturmuş kahvesini yudumladığını görmüştü.

“Çocukların misafiri olduğunu bilmiyordum?”

“Engin, yan araziyi aldı. Nisan çocuklarla oynarken ikizler gitmesini istemedi.”

“Öyle mi? Onun adına sevindim. Nisan ve çocuklar beraber büyüyecek gibi,” dediğinde Dilay şaşkınlıkla ona bakmıştı.

“Seni anlayamıyorum, nasıl bu kadar rahat konuşabiliyorsun?” Selim genç kadının karşısına oturarak dikkatle ona bakmıştı.

“Anlayamadığın nedir?”

“Nasıl bu kadar sakin olabiliyorsun? Tamam çocukları geç öğrendin ama onlar senin çocukların. Öyle bir konuşuyorsun ki sanki onları başkasının büyütmesini istiyormuşsun gibi hissediyorum.”

“Asla, onları kimseye vermem. Ömrüm yettiğince de yanlarında olacağım.”

“O zaman bu sözlerin anlamı ne?”

“Belgeleri imzaladığımda yeni bir hayata başlayacaksın Dilay. Belki yeniden evlenirsin,” dediğinde Dilay adama gülmeden edememişti.

“Bu senin içinde geçerli,  senin gelin adayın hazır nasılsa.”

“Orası biraz karışık,” diyen adam kahvesinden yudum alırken Dilay soru sorar gibi ona bakmıştı. Selim omzunu silkerken Dilay başını iki yana sallamıştı. Birkaç dakika sessiz bir şekilde oturan ikili oldukça düşünceliydi.

“Geri dönmeyi düşünüyorum.” Dilay adamın sözleri ile hızla başını ona çevirmişti.

“Anlamadım?”

“Duydun, Bursa’ya geri taşınacağım.” Dilay şaşırmıştı adamın sözlerine. Bir yandan da çocukları için sevinmişti.

“Babam buna çok sevinecektir. Üstelik çocuklar da öyle,” dediğinde Selim başını salladı.

“Zaten dönmek istememin asıl nedeni ikizler, onlardan uzakta yaşamak istemiyorum.”

“Peki nasıl olacak? Yani boşandıktan sonra burada kalmayacağız.” Kadının sözleriyle Selim yeniden düşünmeye başlamıştı. Bu konuyu elbette o da düşünüyordu. Ama anlaşacaklarına da inanıyordu.

“Bu konu hakkında karşılıklı anlaşabileceğimize eminim. Hafta sonları onları alırım, diğer günler sende kalırlar ama gün içinde onları görmeden durmamı bekleyemezsin. Sadece gece kalma konusunda bu durum geçerli.” Dilay adamın sözlerine karşılık düşünmeye başlamıştı. Elbette ikizleri babasına gösterecekti. Onunla kalmalarında da sakınca yoktu ama Elmas’ın hayatlarında olduğu sürece bu söz konusu bile olamazdı.

“Buna bir itirazım yok ancak Elmas hayatında olduğu sürece çocuklar benim olmadığım hiçbir yerde kalamaz.” Selim Dilay’ın sözlerine karşılık ona anlayışla gülümsemişti.

“Zor günler geçirdin biliyorum. Çocukların sorumluluğunu tek başına üstlendin. Ama bundan sonra bende yanında olacağım. Belki eş olarak değil ama arkadaş olarak her zaman sana destek olacağım. Üstelik sorumluluk ikimize ait. İkizler bizim çocuklarımız,” dediğinde Dilay eski tanıdığı adamı yeniden karşısında bulmuş gibi hissetmişti. Selim annesi ölmeden önce oldukça ılımlı bir adamdı. Zaten bu yüzden onunla evlenmeyi kabul etmişti ya. Annesi öldükten sonra büyük bir boşluğa düştüğünü çok sonradan anlamıştı. İçine kapanan adamın kardeşine ve babasına birden uzaklaşmasına şahit olmuştu.

“Bu ev sana iyi gelecek mi?” kadının sorusuna karşılık Selim buruk bir şekilde gülümsemişti. Çiftlik evi ona annesinin nasıl acı çektiğini hatırlatıyordu. Ama buradan ayrılınca da o acılarda bir eksilme olmadığını anlamıştı. Nereye giderse gitsin acı hep vardı.

“Başka bir yerde de iyi olmadım. O görüntüler burada…” derken başını işaret ediyordu. Dilay anlayışla genç adama bakarken odadan gelen seslerle Dilay yerinden kalkmıştı. Selim de onu takip ederken genç kadın adımlarını daha da hızlandırmıştı. Odanın kapısını açtığında şaşkınlıkla üç çocuğa baktı. Süreyya ve Süha yarı uykulu gözlerle Nisan’ın sandalyesini tutarak küçük kızın ayağa kalkıp sandalyesine oturmasını bekliyordu. Süreyya elini ağzına kapatarak esnemesini saklarken Dilay’ın gözleri bu görüntü karşısında nemlenmişti.

“Çocuklar, ne yapıyorsunuz?”

“Hiii,” diye arkasını dönen Süreyya yanlış bir şey yapmış gibi annesine bakmıştı.

“Ayne, Nisan ablam tuvalete gidecekmiş, ona yardım ediyoruz.” dediğinde Dilay gülümseyerek çocuklarına bakmıştı. Odaya girerek sandalyesine oturan küçük kızın saçını okşayıp ikizlere döndü.

“Hadi çocuklar ben Nisan ablanızı götürürüm, siz babanızın yanına gidin,” dedi. İkizler kararsız bir şekilde önce Nisan’a sonradan kapıda kendilerine hayranlıkla bakan babalarını görmüştü. Selim kızının tatlılığına daha fazla dayanamayarak onu kucağına alıp öpmüştü.

“Ya baba, yüzümü yıkamadım,” diye itiraz eden kızını daha çok öpmeye başlamıştı.

“Ya baba ya…” diye kaçmaya çalışan küçük kızın kahkahası adamın kulağına hoş bir melodi gibi geliyordu. Gözleri onları izleyen oğluna takılınca onu da kollarının arasına çekmişti. Selim oğlanın kendisinden uzak durma çabasını nasıl bertaraf edeceğini düşünmeden edemiyordu. Dilay Nisan’ı tuvalete götürdükten sonra yeniden yanlarına geldiğinde Selim onlara dönmüştü.

“Hoş geldin Nisan’cım,” dediğinde küçük kız Selim’e temkinli yaklaşıyordu.

“Teyzem yok değil mi?” Nisan’ın sorusuyla Dilay dişlerini sıkarken Selim üzülmüştü.

“Yok canım, teyzen İstanbul’a gitti.” Genç adamın sözleri karşısında Nisan gözle görülür bir rahatlama yaşamıştı.

“Açıktınız mı çocuklar?” diye soran Dilay ortamın havasını birden değiştirmişti. İkizler annesini onaylarken Nisan onlara gülümsemişti. Dilay çocuklarını Selim’e emanet ederek Nisan’ı asansöre doğru götürmüştü. İkili asansörle aşağıya inerken Selim çocuklarını babasının odasına götürmüştü. Yaşlı adam yatağında oturup gazete okuyordu. Selim’i gören adam elinde ki gazeteyi kenara bırakarak kendisine yaklaşmasını beklemişti.

“Erken geldin?”

“Çocukları özledim, sen nasıl oldun?” Süha ve Süreyya sessizce dedesinin yatağına çıkarak adamın yanaklarını öpmüştü.

“Dede, biz yemek yiycez sende yer misin?” Süreyya’nın sorusuyla adam gülmüştü.

“Ben yedim küçüğüm, hadi siz gidin anneniz sizi beklemesin,” dedi. İki kardeş odadan çıkarken Selim de babasının yanına oturarak onunla konuşmaya başlamıştı.

***

Genç adam iki haftada biriktirdiği işleri yüzünden toplantı üstüne toplantıya giriyordu. Yardımcısı ve sekreteri isyan etmek üzereydi. Havaalanı bürosunun açılışına az kalmıştı. İç dizayn neredeyse bitmek üzereydi. Görüntülü görüşmeyle hazırlıkları takip ederken ertesi gün bizzat gidip ilerlemeyi takip edecekti.

“Efendim, bu gün başka toplantıya girecek miyiz?” yardımcısı Ali konuşurken Engin genç adama kısa bir bakış atmıştı.

“Bu işleri gün içinde kolaylamalıyız. Hafta sonu taşınacağım. Bu arada bana temizlik elemanı bulmanı istiyorum. Evin temizlenmesi gerekiyor.”

“Öyle mi? Nereye taşınacaksınız?” Engin adamın sorusuna derin bir nefes vererek cevap vermişti.

“Doğu kanadındaki çiftliklerden biri satılıktı, onu aldım. Hayvanlarla ilgilenmek Nisan’a iyi gelecek. Üstelik at çiftliği de yakında daha rahat terapi görecektir. Biliyorsun at bindikten sonra yolda çok yoruluyordu.”

“Sizin adınıza sevindim Engin Bey, inşallah tez zamanda Nisan ayağa kalkacak.”

“İnşallah.” Engin bir süre önündeki dosyaları inceledikten sonra ensesi ağrıyınca geriye yaslanarak boynunu ovalamaya başlamıştı.

“Ara vermelisiniz, öğle yemeği de yemediniz.”

“Az kaldı, bunları da halledelim birlikte yeriz.”

“Siz bilirsiniz,” diyerek Engin’in kendisine uzattığı belgeleri okumaya başlamıştı. İşini titizlikle yapıyorlardı. Özel bir uçak firması filosu vardı. Yeni açılan havaalanında kendi filosu için ofis açıyordu. Birçok şirkete göre ofis daha büyük olacaktı. Engin Korhan yıllardır gece gündüz demeden çalışmış yavaş yavaş işini büyütmüştü. Bu da akılcı yaptığı yatırımlar sayesinde olmuştu. Borsada birkaç yatırım adamın ilk uçağını almasını sağlamıştı. Birkaç yılda uçakları ona kadar çıkmıştı. Özel müşteriler için alınan uçakları son bir yılda normal yolcu taşımak için daha büyük birkaç uçak almıştı. İşleri iyi gidiyordu ve bunun için birçok anlaşma yapmıştı.

“Rota belirlendi mi abi?” Ali yalnız olduklarında arada Engin’e resmi bir şekilde seslenmiyordu. Bunu da Engin istediği için yapıyordu.

“Henüz belli değil, ama yurtiçi taşımacılıkla başlarız diye düşünüyorum. İlerde duruma göre yurtdışına da açılırız.” Ali patronunu onaylarken zor bir süreç onları bekliyordu. Özel uçak filosu iyi olsa da orta geliri olan insanlar için ilk kez bir uçuş planı hazırlayacaktı. Saate baktığında neredeyse saatin beşe geldiğini görünce şaşırmıştı. Normal koşullarda günde en az üç kez kızını ararken bu gün onunla hiç konuşmamıştı. Garip bir şekilde kızının güvende olduğunu hissediyordu. Bu günkü çalışman yeteceğini düşünerek ayağa kalkmıştı.

“Bu kadar yeter Ali, daha kızımı almaya gideceğim,” dedi. Ali şaşkınlıkla genç adama bakarken onun neden bahsettiğini anlayamamıştı.

“Nisan nerede ki abi?”

“Onu yeni komşumuza bıraktım. Çok tatlı iki çocuğu var onlarla oynuyordu,” dediğinde Ali şaşkınlıkla genç adama bakmıştı.

“Abi sen iyi misin? Nisan’ı yabancı birine nasıl bırakırsın?” dedi. Engin adamın çıkışına gülümsemişti. Ali Nisan’ın üzerine oldukça düşüyordu. Aynı şekilde Nisan da Ali’yi çok seviyordu.

“Bir şey olmaz merak etme. Güvenilir olmasa ben kızımı bırakır mıyım oraya?”

“Öyle de ne bileyim. Bende geleyim mi abi, ne zamandır cimcimeyi görmedim.”

“İstersen tabi, hadi çıkalım.” İkili ofisten çıkarken Engin odasını kilitlemişti. Sekreterine çıktığını söyleyerek kapıya yöneldi. İkili kendi arabalarına binerken ardı ardına otoyola çıktılar. Engin önde Ali arkada arabasıyla takip ederek yola koyuldular. Yaklaşık bir saat sonra çiftlik yoluna girdiklerinde araba yavaşlamıştı. Etrafta hayvan çoktu, biranda önüne atlaması olası olduğu için dikkatli bir şekilde yoluna devam ediyordu. Araba çiftlik evinin bahçesine girdiğinde etrafına bakınarak çocukları görmeye çalışmıştı.

İki araba yan yana park ederken kapıdan dışarıya çıkan Selim gelenleri karşılamıştı. Engin Selim’i görünce gerilse de belli etmemişti. Selim ile karşılaşmak genç adamı farklı duygulara sevk ediyordu.

“Merhaba Engin Bey, hoş geldiniz.” Engin kendisine elini uzatan adamın elini sıkarken Ali de yanlarına gelmişti.

“Ee nerede benim cimcimem?” diye soran Ali de Selim’le tokalaşarak kenara çekilmişti.

“Ben Nisan’ı almaya gelmiştim.” Selim başını sallayarak genç adamı onaylarken hafif bir şekilde gülümsemişti. Engin bazen adamın kendisini ciddiye almadığını hissediyordu. Selim sinir bozacak şekilde sağduyulu davranıyordu.

“Çocuklar arka bahçede oynuyor. Dilay da yanlarında,” dediğinde Selim yolu göstererek ikilinin önüne geçmişti. Ali şaşkınlıkla adamın ardından bakarken Engin’e eğilerek sessizce sormuştu.

“Abi ne ayak bu?” dediğinde Engin omzunu silkmişti. Arka bahçeye geldiklerinde çocukları yere serili olan kilimin üzerine otururken bulmuşlardı. Kucaklarında kedi yavrularıyla oynarken oldukça mutlu görünüyorlardı. Ali Nisan’ın gülen yüzünü görünce derin bir nefes aldı. Onu daha önce bu kadar rahat davranırken görmemişti. En azından yabancı bir yerde…

“Nisan’cım,” diye seslenen Ali çocukların dikkatini çekmişti. Nisan oturduğu yerde dönerek Ali’ye bakarken neşeyle şakımıştı.

“Ali amca…” Nisan’nın bağırmasıyla ikizlerde gelene bakmıştı. Süreyya babasını görünce hemen ona doğru ilerleyip bacağına sarıldı. Selim bu sarılmanın ‘beni kucağına al’ demek olduğunu hemen anlamıştı. Selim küçük kızı kucağına aldığında Süreyya yabancı olan adamla boy hizasına gelmişti.

“Sen Nisan ablanın amcası mısın?” diye sorarken oldukça tatlı görünüyordu. Nisan’ın yanına gidip onu kaldırarak sandalyesine oturtan adam Süreyya’ya dönerek cevap vermişti.

“Evet şeker kız, Nisan ablanın amcasıyım,” dediğinde Engin gözlerini devirmişti. Engin ise Selim’in dediği gibi çocukların yanında olmasını beklediği Dilay’ı göremediği için etrafına kaçamak bakışlar atıyordu.

“Hadi çocuklar dinlenme vakti,” diye seslenerek evin kapısında elinde meyve suyu dolu bardaklarla çıkan genç kadın gelenleri görünce kısa bir duraksamadan sonra onlara doğru ilerlemişti.

“Hoş geldin Engin?” diyerek elindeki bardakları masaya bıraktı.

“Hoş bulduk. Nisan çok sorun çıkarmadı umarım.” Dilay adamın sorusu ile gülümsemişti.

“Biz iyi anlaştık değil mi Nisan’cım, hiç zorluk çıkmadı.”

“Çok sevindim,” diyen Engin Ali’ye dönerek konuşmuştu. “Ali, bu hanımefendi Dilay, bu tatlı çocukların annesi. Ayrıca bizim büronun mobilyasını yapan Yavuzlar şirketinin sahibi.” Ali şaşkınlıkla Engin’e bakmıştı. Böyle bir şeyi beklemiyordu. Soğuk nevale diye duyduğu kadın karşısındaydı ve kadını gözleri şefkatle parlıyordu.

“Memnun oldum, kusura bakmayın şaşırdım. Engin abi Nisan’ı kimseye bırakmazdı. Burada olduğunu duyunca…” Dilay adamın uzattığı eli sıkarken Ali kendini tanıtmıştı.

“Sorun değil,” diyen genç kadının ardından Engin devam etmişti.

“Dilay’ı daha önceden tanıyordum Ali, kızımı bırakmak için ondan daha fazla güvenebileceğim kimse yok.” Dilay mahcup bir şekilde bakışlarını kaçırırken sessizce konuşmayı dinleyen Selim araya girmişti.

“Oturmaz mısınız? Size bir şey ikram edelim.” Selim’in konuşmasıyla Dilay genç adama dönmüştü.

“Selim ile tanıştınız değil mi?” dedi. Engin zaten tanıyordu ama Ali adamın garip tavrına sinir oluştu.

“Az önce tanıştık,” diyen Ali küçük kızın adamın yüzünü kavrayıp, “Baba, seninle uyuyabilir miyim?” dedi. Ali şüphelense de küçük kızın hitabıyla emin olmuştu. Engin’in Dilay’a olan yakın davranışına karşılık kocasının bir şey söylememesi garip gelmişti.

“Elbette hayatım, önce meyve suyumuzu içiyoruz.” Çocukları oturttuktan sonra ellerine bardaklarını verip içmelerini beklemişti. Nisan da ikizlerle birlikte masadaydı.

“Akşam yemeğine kalır mısınız?” Selim’in ani sorusuyla Dilay genç adama bakmıştı. Onun ne yapmaya çalıştığını anlayamıyordu.

“Biz rahatsız etmeyelim, zaten sabahtan beri Nisan sizin yanınızda.”

“Rahatsız olmayız, aksine çok seviniriz. Değil mi Dilay?” diye kadına dönerken Dilay bakışlarıyla adamı uyarıyordu.

“Elbette, neden olmasın. Siz oturun ben size kahve getireyim,” dediğinde Ali yanlarından ayrılan kadının arkasından kısa bir bakış atarak Engin’e dönmüştü. Onun da genç kadının arkasından baktığını görünce Engin’i uyarmak için dirseğiyle karnına vurmuştu.

“Gözlerine dikkat et, kocası buradayken yakışıyor mu?” diye fısıldadığında Engin çocuklarıyla ilgilenen adama bakmıştı. Gösterilen yere oturduklarında sohbeti açan yine Selim olmuştu. Üç adam beklenmedik bir şekilde koyu bir sohbete başlamıştı. Dilay onlara kahvesini servis ettikten sonra çocukları da alarak eve girmişti. Yapılan işler, girilen piyasalar ve elde edilen başarılar…

Engin’in karşı çiftliği almasına sevindiğini belli eden genç adam akşam yemeği vakti gelene kadar zamanın nasıl geçtiğini anlamamışlardı. Hava kararmak üzereydi. Selim yerinden kalkarak “İçeri geçelim isterseniz, birazdan yemeğe otururuz,” dedi. Üç adam eve girerken salondan gelen seslerle merakla o tarafa yönelmişti. Selim kapıda durup çocuklarıyla oynayan kardeşini görünce istem dışı gülümsemişti.

“Sıra bende amca?” diye bağıran Süreyya Seyhan’ın nefes nefese koltuğa yığılmasını izlemişti. Üç çocuğu da sırayla kollarında çevirmiş, mutlu olmalarını sağlamıştı. En son Nisan’ı çevirirken küçük kızla birlikte koltuğa çökmüştü. Engin şaşkınlıkla kızını ve diğerlerini izlerken aynı şaşkınlık Ali’nin de yüzünde vardı.

“Seyhan, sana çocukları rahat bırakmanı söyledim. Senin yüzünden terlediler,” dedi Dilay. Selim ve diğerleri salona girdiğinde Nisan babasına dönerek “Gördün mü baba, Seyhan abi beni uçuruyordu.” Engin kızının yüzündeki mutluluk karşısında duygulanmıştı. Daha çiftliğe taşınmadan Nisan’ın üzerinde ki olumlu etki belli olmuştu.

“Gördüm hayatım ama çok terledin.” Dilay Seyhan’ın küçük kızı sandalyesine oturtmasını izledikten sonra Engin’e dönmüştü.

“Siz geçin oturun ben çocukların üzerini değiştireyim,” dedi. Selim de yerinden kalkarak “Bende yardım edeyim,” dedi. Engin gergindi.

“İkizlerin Nisan’a göre kıyafeti olduğunu sanmıyorum,” dediğinde Dilay başını sallamıştı.

“İkizlere büyük gelen birkaç kıyafet olacaktı. Siz geçin lütfen,” dediğinde Seyhan soluklanarak yerinden kalkarak adamlara selam vermişti.

“Kusura bakmayın, çocukları görünce sizin yanınıza gelemedim,” dediğinde Engin başını sallayarak ona cevap vermişti.

“Çocuklar bizlerden daha önemli. Ayrıca çok teşekkür ederim. Kızımı uzun zamandır bu kadar mutlu görmemiştim.” Seyhan Ali’ye de elini uzatarak selamlaşmıştı.

“Otursanıza, birazdan babam aşağı inince yemeğe oturacağız.”

“Teşekkür ederiz,” diyen iki adam da genç adamın gösterdiği koltuklara geçmişti. Ali dikkatle etrafı izlerken Seyhan da ilgiyle ikiliyi inceliyordu.

“Dilay yengem eskiden tanıştığınızı söylemişti,” diye konuya giren Seyhan Engin’in bakışlarını üzerine çekmişti.  

“Evet, tanıştığımızda Dila henüz sekiz dokuz yaşlarındaydı.”

“Dila?” Seyhan tek kaşını kaldırarak genç adama bakmıştı.

“Dilay’ın diğer adının Dila olduğunu bilmediğinizi sanmıyorum,” dediğinde Seyhan şaşırarak genç adama bakmıştı.

“Ablamın iki ismi olduğunu bilmiyordum,” derken oldukça ciddiydi. Normalde kimlikte sadece Dilay yazsa da aile içinde iki adı da kullanılıyordu.

“Açıkçası bilmiyordum, ablama sormam gerek.” Ali genç adamın ikidir Dilay’a abla demesine anlam verememişti.

“Siz Dilay hanımın kardeşi misiniz? Az önce ona yenge diye seslenmiştiniz. Şimdi ise abla diyorsunuz.”

“Aslında yengem ama benim ablam gibidir.” Dilay Nisan ile birlikte salona girdiğinde konuşma kesilmişti.

“Dila Hanım, bu gün işe gitmemişsiniz.” Dilay Seyhan’dan ikinci adını duyunca bakışlarını Engin’e çevirmişti.

“O ismi kullanmıyorum Seyhan,” genç kadının sözleriyle Seyhan ablasına daha bir dikkatle bakmıştı. Ablasının moralinin bozulması, Dila isminden hoşlanmıyor olabileceğini düşünmesine neden olmuştu.

“Özür dilerim ablacım, seni üzmek istememiştim.”

“Üzülmedim canım. O adı sadece annem kullanırdı. Bu yüzden başkasından duymayı sevmiyorum.” Seyhan anlayışla genç kadına gülümserken evin kapısının çalınmasıyla bakışlar kapıya yönelmişti. Genç kadın geleni karşılamak için kapıya yöneleceği sırada salon kapısında görünen kadını görünce dişlerini sıkmıştı.

“Senin burada ne işin var?”

“Duydum ki kızım buradaymış, onu görmeye geldim.” Dilay hızla arkasında ki Nisan’ bakarken Nisan’ın korkudan morarmaya başlayan yüzü karşısında korkuyla öne atılmıştı. Aynı şekilde şoktan çıkan Engin de kızının yanına koşmuştu.

“Nisan, babacım! Nefes al canım…”

****

Öncelikle bölümü nasıl buldunuz? Yorumlarınızı eksik etmezseniz sevinirim. Ayrıca lütfen altta ki açıklamayı dikkatle okuyun çünkü bu konuda gerçekten mağdur durumuna düşüyorum.

****

Arkadaşlar, özellikle sitede hikayelerimi takip eden okuyucularıma belirtmek istiyorum. Biliyorsunuz, sayfada yayınlanan reklamlar var. Özellikle uygunsuz olmayan reklamların yayınlanmasını sağlamaya çalışıyorum! İnanın o reklamlardan bazılarının iddia ettiği gibi para kazanmıyorum. 4 aydır site reklamından gogle ads. hesabına 200 tl bile gelmedi. Bilenler bilir, 200 tl üzerinde olmayan ücretler site sahibinin hesabına yatmıyor. Ben zaten sitenin bir yıllık ücreti için neredeyse 900 tl yakın para ödedim. Alan adı, paylaşmak için hostinger alımı ve isim hakkı ücreti. Lütfen sizlere reklama tıklayın dediğimde asıl amacım para kazanmak değil. Site sene sonunda kendi maliyetini karşılasın yeter bana. İnstagram yada diğer sosyal platformlarda nasıl ki yorum yapın, kaydedin diyorlar başa tutturabilmek daha çok etkileşim alabilmek için. Sitede öyle. Her okuyucu sadece bir reklama tıklasa yeterli site için. Aynı şekilde yorumlar da öyle… Bu şekilde etkileşim daha yüksek oluyor. Site google aratılırken diğer sitelerin arasından sıyrılarak üst sıralarda görünüyor. Siz belki bir reklama tıklayarak 1 kuruş hesaba düşürüyorsunuz ama sizden bir şey eksilmiyor. Özellikle ev interneti kullananlar için hiç bir kaybınız olmuyor. En azından emeğime karşılık sayfanın daha fazla etkileşim alması için çıkarken ya da bölüm bitirdiğinizde bölüm içinde ki her hangi bir reklama tıklayabilirsiniz. LÜTFEN TEK REKLAMA TIKLAYALIM!

Bazı okuyucular mesaj atıyor, abla her gün siteye girip tek reklama tıklayıp çıkıyorum diye… Teşekkür ederim. İnanın mobil internet kullananlar için internetten resim indirmek daha fazla net yiyor. Anlayışınız için teşekkür ederim!

15. BÖLÜM <<<<<<<———>>>>>>> 17. BÖLÜM

21471cookie-checkDilay Hanım 16. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

13 yorum

  1. Emeğine sağlık Yazarcigim ❤️ Engine bayılıyorum ya❤️ Ali ‘yi de sevdim 🙂 pislik kadın nereden çıktı ya kız tam iyi diyoruz çıktı yine kızı korkutuyor 😡 Selim ‘i anlayamadım gitti be ya xmsnsnsmsns. Babaları biran önce ameliyat olsa bir şey olacak diye korkuyorum:-/

  2. Anladigim kadarı ile selim salağı engin ile dilanin yakınlaşması sağlamak istiyor … insan bizi düşünür de azcik peşinden koşar dilanın hayır yani ne var koşsun incilerin mi dökülür sen koşsun dola seni reddetse sonunda engin ile olsa daha mutlu olurum ben şahsen ama o kadar gerizekali ki dila gibi bir mucevherin kıymetini bile anlamıyor hayır elmas cadisinda da ne bulduğunu anlasak onu da bilmiyoruz … elmas cadisinin ablası ile beraber ortalığın tozunu artıracağını inanıyorum ya bakalım ne zaman ellerine sağlık guzel bir bölümdü

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*