Gelincik Çiçeği 16. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Bir önceki bölüme yapmış olduğunuz yorumlar için çok teşekkür ederim. Umarım bölümü seversiniz. Keyifli okumalar!

***

Genç kız sınıftan içeriye girdiğinde oldukça sakin görünüyordu. Kendisine yardım eden öğrencilere teşekkür ederek masanın kenarına otururken öğrenciler pür dikkat genç kıza bakıyordu.

“Alya hocam, Cenk hoca nasıl oldu? Derslerimize ne zaman girecek?” dediğinde Alya hastanede olan adamı düşününce derin bir nefes almıştı.

“Cenk hoca gece biraz fenalaşınca hastaneye kaldırdık. Belki aranızda bileniniz vardır, aynı apartmanda oturuyoruz. Şimdilik iyi, birkaç gün hastanede kalacak.”

“Geçmiş olsun hocam, okuldan sonra ziyaretine gidebilir miyiz?”

“Elbette, gitmek isteyenler gidebilir ancak fazla kalabalık olmayın. Aranızdan birkaç arkadaşınızı temsilci olarak gönderebilirsiniz. Biliyorsunuz hastaneler steril olmalı, fazla kalabalık Cenk hoca için iyi olmayacaktır.” Öğrenciler başını sallarken Alya ellerini çırparak devam etmişti.

“Evet arkadaşlar, size söylediğim konuya bakabildiniz mi?” dediğinde sınıfın kapısı tıklatılarak açılmıştı. Alya kapıya döndüğünde kapının önündeki öğrencileri görünce duraksamıştı.

“Bir şey mi oldu çocuklar?”

“Hocam, dersi sizin sınıfınızda işleyecekmişiz, Ayfer hoca sınıf temsilcisine öyle bilgi vermiş.” Alya dişlerini sıksa da öğrencilere belli etmemeye çalışmıştı. Anlaşılan Ayfer hoca hastanede kalabilmek için kendi öğrencilerini başından savmıştı.

“Peki arkadaşlar, geçin içeriye…” dediğinde sınıftakilere dönmüştü.

“Anlaşılan bu gün kalabalık olacağız. Lütfen ders sırasında sessiz olarak diğer arkadaşlarımızın konuyu dinlemesine engel olmayalım.” Büyük bir gürültüyle öğrenciler sıralara geçerken Alya sıkıntıyla onlara bakmıştı. Herkes yerine oturduğunda bazı kişilerin ayakta kaldığını görünce başını iki yana salladı.

“Hocam, arkadaşlar nereye oturacak?” Alya öndeki öğrencilerden iki kişiyi kaldırarak “Siz diğer boş sınıftan iki takım masa sandalye alıp gelin,” dediğinde ikili hemen sınıftan çıkmıştı.

“Şimdi arkadaşlar, ikinci şubenin işledikleri konuları bilmediğimden sormak zorundayım. Siz Ayfer hocayla hangi konuda kalmıştınız?” diye diğer şubedeki öğrencilere baktığında aralarında temsilci olduğunu düşündüğü öğrenci genç kıza cevap vermişti. Sınıf oldukça kalabalık olduğu için Alya içeriyi havalandırmak için pencerelerden bir kaçını açmıştı.

“Arkadaşlar, iki ünite geriden geliyorsunuz. Onları öğrenmeden bu gün anlatacağım konuları anlayamayabilirsiniz.”

“Hocam, arkadaşların konularını işleyelim, bizim içinde tekrar olur,” dediğinde Alya sınava kadar yetiştirmeleri gereken üniteler olduğu için kararsız kalmıştı.

“Bu gün iki saatlik dersimiz var, bu iki saati hızlandırmış olarak konuları anlatmaya çalışacağım. Ama bu gün sizlerle işlememiz gereken konuyu mutlaka ele almamız gerek. Bu yüzden saat beşten sonra ek ders yapalım, tabi sizin içinde uygunsa?” diye soran kıza öğrenciler hevesle karşılık vermişti. Dün işledikleri dersleri aralarında ki bazıları önceki yıllarda çıkmış olan sorularla karşılaştırdıklarında Alya’nın altını özellikle çizdirdiği konulardan çıkan soruları görünce kıza hemen onay vermişti.

“Olur hocam, son dersimiz üçte bitiyor aslında. Dört gibi de ders işleyebiliriz,” diyen öğrenciyi diğer arkadaşları da onaylamıştı.

“O zaman derse girelim. Öncelikle yeni gelen arkadaşlara dersi nasıl işlediğimize dair açıklama yapalım. Yarım saat konu anlatımı, yarım saatte soru cevap olarak işleyiş yapıyoruz arkadaşlar. Özellikle not tutarken size önemli dediğim yerleri yıldızlarla işaretleyin,” dediğinde öğrenciler “Hocanın dediğini yapmayı unutmayın sakın,” diye Alya’ya gülerek bakmıştı. Alya başını iki yana sallarken kalabalık olmasına rağmen ders anlatımında sorun yaşamamıştı. Arada anlamadıkları konuları soran öğrencilere örnekler vererek daha iyi anlamasında yardımcı olmuştu. Ayfer hocanın öğrencileri gözleri parlayarak Ayla’ya bakarken aralarından biri yanında ki arkadaşına dönerek “İlk kez bölümümü sevdiğimi hissediyorum,” dediğinde arkadaki arkadaşı onu dürterek sessiz olmasını işaret etmişti.

“Arkadaşlar sessiz kaldığınız için teşekkürler. İlk ünitemiz bu kadardı,” dediğinde öğrencilerden biri “Ama hocam Cenk hoca iki derste anlatmıştı bu konuyu. Siz yarım saatte bir ünite bitirdiğinizi söylüyorsunuz,” dediğinde Alya gülerek genç adama bakmıştı.

“Adın neydi?”

“Eşref hocam…”

“Eşref, öğrenciler fazla cümle kullanmadan da konuyu anlayabilir. Cenk hocanız dersi uzun uzadı anlatmıştır doğru ancak size eksik bir konu anlatmadığıma emin olabilirsiniz. Hocalarınızın konuları belli bir plan dahilinde işlemeleri gerekiyor. Şuanda plana sadık kalmamıza gerek yok. Anlayacağınız gereksiz ayrıntıya girmeden üniteyi işlemiş olduk. Şimdi söyleyin bakalım, iğneli ağaç olmasına rağmen kışın yaprağını döken ağaç hangisidir?” Öğrencileri genç kızın sorusu ile duraksamıştı. Ama duraksamalarının asıl nedeni biranda soru cevap kısmına geçmesinden kaynaklıydı. Hep bir ağızdan cevap vermeye kalkan öğrencileri eliyle susturan genç kız gülümsedi.

“Arkadaşlar bu gün kalabalık olduğumuz için cevap verecekleri ben seçeceğim, sizde cevaplayabildiğiniz kadar cevaplayın. Doğru ya da yanlış fark etmez, yanlış olsa da düzeltiriz. Aklınıza gelen ilk cevabı verin,” diyerek soru cevap kısmını başlatmıştı. Yarım saat boyunca oldukça hareketli geçen dersin ilk saati bittiğinde Ayla sandalyesine geçerek deri bir nefes aldı.

“Arkadaşlar, hadi bir ara verelim. Benim çay içmem gerek,” dediğinde öğrenciler de ara zamanının geldiğini görünce şaşırmıştı.

“Hocam kaçta dakika ara vereceksiniz?”

“On beş dakika yeter, hadi gidin.” Alya bilgisayarı kapatarak yerinden kalkmıştı. Bölümün kantinine doğru ilerlerken arkadaşlarını görünce gülümsemişti.

“Vay canına, öğrencileri büyüleyen genç hocamız teşrif ettiler.” Ahmet’in iki elini yukarı kaldırarak konuşmasıyla Alya gözlerini devirmişti.

“Saçmalama Ahmet, çok fazla vaktim yok. Çay içip derse gireceğim.”

“Bu asistanlık sana yaramadı, bizi hemen unuttun.” Alya adamın sözlerine gülmüştü.

“Ne oldu, uğraşacak kimseyi bulamadın mı?”

“Yok be nerede… Akasya’ya ne yaptıysan ayarlarıyla oynanmış gibi. Bir şey söylesem tersliyor beni.”

“Sende kızı kızdıracak bir şey söyleme. Ders yok değil mi?”

“Yok, bir saat sonra Aslı gelecek, onu bekleyeceğim.”

“İstersen benimle derse gir. Belki bilgilerin tazelenir.”

“Yok canım ben almayayım. Sabahtan beri hocalar yeterince kafamı ütüledi. Sen çıkınca görüşürüz,” dediğinde Ayla başını sallayarak çayını almak için kantine girmişti. Bir pakette bisküvi alan geç kız sınıfa geçerken dikkatli bakışların üzerinde olduğunun farkındaydı. Bir türlü kendi halinde kalamıyordu.

“Bir dakika, bekler misin?” Alya kendisine seslenen kişiye dönünce duraksamıştı.

“Bir şey mi oldu hocam?” Alya daha önce görmediği ama üzerinde ki önlükten hoca olduğu belli olan adama bakmıştı.

“Sen yeni asistansın değil mi?” Alya adamın bunu neden sorduğunu anlayamamıştı.

“Evet, Cenk hocanın asistanıyım.” Adam başını sallayarak genç kıza gülümsemişti.

“Cenk hocanın bana vermesi gereken analiz sonuçları vardı. İki gündür okula gelmediği için ona ulaşamadım. Sanırım telefonu yanında değil. Acaba sen analiz raporlarına bakıp verebilir misin?” Alya konu hakkında bilgisi olmadığı için Cenk hocaya soracağını söyleyerek adamın hangi dersin hocası olduğunu öğrenerek sınıfa girmişti. Dersin başlamasına beş dakika olduğu için çayını içerken bir yandan da Deniz hanımı aradı.

“Alya kızım nasılsın?” kadının telefonu açma şekline gülen genç kız cevap verdi.

“Çok şükür Deniz teyze, siz nasılsınız? Cenk hoca daha iyi mi?”

“İyi kızım, hastaneden çıkmak istedi ama doktorlar bırakmadı.”

“Anlıyorum. Deniz teyze müsaitse ben Cenk hocayla konuşmak istiyorum.”

“Elbette kızım, müsait. Hem yanındakine de nispet olur.” Alya kadının sözlerine gerilmişti. Anlaşılan Ayfer cadısı hala hastanedeydi. Birkaç dakika karşı taraftan Cenk ve Deniz hanımın konuşmasını dinledikten sonra Alya kulağına gelen yorgun sesle duraksamıştı.

“Alya, bir sorun mu var?”

“Yok hocam, bu gün bir hoca geldi sizin ona analiz sonuçları vereceğinizi söyledi. Belgeler nerede diye soracaktım.”

“Onları henüz çıkarmadım Alya, sen bilgisayara girip çıkarabilir misin? Sana özel bilgisayarımın şifresini atarım.”

“Peki hocam, siz gerekli bilgileri atın ben ders sonrası çıkarıp hocaya iletirim.”

“Teşekkür ederim Alya…” Cenk kısa bir duraksamanın ardından derin bir nefes almıştı.

“Derste bir sorun çıkmadı değil mi?”

“Biraz kalabalığız ama çıkmadı hocam. Şimdi derse girmem gerek,” diyerek adamın cevap vermesine izin vermeden yüzüne telefonu kapatmıştı. Cenk kısa bir an kapanan telefona bakarken yüzüne oluşan gülümsemeden habersizdi.

“Bir sorun mu var hocam?” Ayfer hocanın sorusu ile kendine gelen genç adam ona cevap vermişti.

“Sefa hocaya vermem gereken bilgiler vardı, onu soruyordu.”

“Öğrencilerle baş edebilmiş mi?” Cenk kadının imalı sorusu karşısında şüpheyle ona bakmıştı.

“Merak etmeyin hocam, Alya’nın öğrencilerle anlaşacağına eminim.”

“Elbette, ne de olsa yaşıt sayılırlar,” dediğinde Deniz Hanım araya girerek genç kadına bakmıştı.

“Ayfer Hanım, sizin kalmanızı gerektirecek bir durum yok aslında. Birazdan görevli hemşire gelip odanın kalabalık olduğunu görünce kızabilir.” Deniz Hanım üstü kapalı olarak kadına gitmesini söylerken Cenk annesine şaşkınlıkla bakmıştı.

“Merak etmeyin, görevli gelince dışarıya çıkarım,” dedi. Kadının gitmeye niyeti olmadığını anlayan Deniz Hanım oğluna bakarak konuştu.

“Cenk, ben kantinden yiyecek bir şeyler alayım. Sende uyumalısın,”

“Peki anne, dikkatli ol.” Kadının odadan çıkmasıyla Cenk genç kadına dönmüştü.

“Annem haklı Ayfer Hanım, dersiniz olduğuna eminim siz gidebilirsiniz.”

“Öğleden sonra olan dersimi senin dersinle birleştirdim. Bu yüzden gitmeme gerek yok,” dedi. Cenk başını sallarken yatak başlığını indirerek rahat bir şekilde uyku pozisyonu almıştı. Yanında ki kadından rahatsız olsa da tek kurtuluşunun hastaneden biran önce çıkmak olduğunu düşünüyordu.

***

Genç kız bir saatlik ders sonrasında beyninin dinlenmeye ihtiyacı olduğunu hissediyordu. İşlediği konuları hala hatırlayabildiğini görmek Alya’yı mutlu etmişti. Öğrencinin yardımıyla masasını toparlarken bilgisayar çantasını alarak sınıftan çıkmıştı. İki buçuk saatlik bir dinlenme molası vardı. Önce gerekli çıktıları alarak hocaya verecek sonrada öğle yemeğini yiyerek Cenk’in odasında dinlenecekti. Seri adımlarla Cenk’in odasına girerek kedisine attığı mesajdaki giriş bilgileriyle özel bilgisayarının ekranını açmıştı. Ekran resmini gören genç kız kısa bir süre duraksamıştı. Cenk’in ve annesinin alınları birbirine yaslı bir şekilde gülerken çekilen resim oldukça hoş görünüyordu. Fotoğrafın habersiz çekildiği belli oluyordu. Daha fazla oyalanmamak için hızla masa üstündeki belgelerin isimlerine göz atmıştı. Aradığını bulunca hızla dosyayı açtı. İçeriğine baktıktan sonra çıktısını alarak yavaş bir şekilde yerinden kalkıp kağıtları yazıcıdan alarak kapıya yönelmişti. Önceki deneyimden yola çıkarak odayı kilitleyip kendisine söylenilen odaya doğru ilerledi. Gitmesi gereken odanın kapısına geldiğinde kapıya tıklatarak içerden gelen seslenme ile kapıyı açıp içeri girmişti.

“Hocam istediğiniz belgeleri getirdim.”

“Gel içeriye,” dediğinde Alya odaya girerek kapıyı açık bırakmıştı.

“Kapıyı kapatabilirsin,” diyen adama elinde ki kağıtları uzatarak “Açık kalmasını tercih ederim hocam,” dediğinde adam kısa bir süre duraksayarak genç kıza bakmıştı. Alya’nın dik bir şekilde bakması karşısında hem şaşırmış hem de gülmüştü.

“Adın ne senin?”

“Alya hocam, başka bir isteğiniz yoksa yapmam gereken işler var hocam,” dediğinde adam eliyle sandalyeyi göstermişti.

“Otur bakalım Alya seni biraz tanıyalım.” Alya adamın dediğini yapmak zorunda hissederken kapının açık olmasından cesaret alarak oturdu.

“Anlatılacak bir şey yok hocam. Yüksek lisans öğrencisiyim, Cenk hocaya asistanlık yapıyorum.”

“Başka bir özelliğin yok yani?” dediğinde adam tek kaşını kaldırarak genç kıza bakmıştı. Alya hocanın neyin peşinde olduğunu anlamamıştı ama dilinin altında bir şey olduğuna emindi.

“Ne gibi hocam?”

“Bilmem, onu sen söyleyeceksin?” Alya bir süre adamla göz temasını kesmezken kapının tıklatılmasıyla bakışlarını çekmişti. Adam kapıda ki kişiyi görünce ayağa kalkarak onu karşılamıştı.

“Hocam nasılısınız? Sizi okulda görebilmek ne mutlu?” dediğinde Alya adamın kime yağcılık yapmaya çalıştığını görmek için başını çevirdiğinde göz göze geldiği dayısı ile bakışlarını devirmişti.

“Merhaba Sefa, bende geçiyordum aradığım kişiyi odanda görünce bir selam vereyim dedim,” dediğinde adamın bakışları Alya’ya dönmüştü.

“Demek söylentiler doğruymuş?” diyen adamla Alya az önceki sohbetin konusunu da anlamış olmuştu.

“Ne söylentisi?”

“Cenk hocanın asistanlığını yapan öğrencinin sizin akrabanız olduğu dedikodusu hızlı yayıldı hocam?” dediğinde Alya sıkıntıyla yerinden kalkarak kapıya yönelmişti.

“Adnan hocam, siz sohbetinize devam edin lütfen şahsen ben açlıktan ölmek üzereyim,” dedi. İkilinin arasından geçerek odadan çıktığında Adnan’ın seslenmesiyle duraksamıştı.

“Alya, akşam gideceğim, Akasya’yı seninle kalması için çağır,” dedi.

“Tamam dayı, annemlere selam söylersin,” diyerek Sefa hocanın ağzının açık kalmasına neden olmuştu.

“Sefa, kapa ağzını. Alya’nın asistan olmasının benim yeğenim olmasıyla alakası yok. Yeğenim diye demiyorum ama başarılı bir öğrencidir.”

“Bundan şüphe etmem hocam, sizin yeğeninizse…” dediğinde Adnan adamın sözlerine gülmüştü. Sefa da tıpkı Cenk gibi kendi öğrencisiydi. Aynı üniversitede hocalık yaptığını öğrendiğinde çok sevinmişti. Öğrencilerinin başarılı olarak kendi yolunda gitmeleri Adnan’ı mutlu etmeye yetiyordu.

“Neyse, gözün Alya’nın üzerinde olsun. Biliyorsun, başarılı öğrencilerin ayağını kaydırmak isteyen çok olur.”

“Elbette hocam, elimden geldiğince yardımcı olurum. Ayrıca Cenk’in ona sahip çıkacağına da eminim.”

“Biliyorum ama şimdiden kendine düşman kazanmış gibi. Bu da beni endişelendiriyor.” Sefa hoca adamın sözlerine hem şaşırmış hem de tedirgin olmuştu.

“Merak etmeyin hocam, Cenk ile hallederiz.” Adnan başını sallayarak izin isteyip oradan ayrılmıştı.

Genç kız yeni biriyle daha karşılaşmayı göze alamayarak Cenk’in odasına gitmeye karar verdi. Odaya girdiğinde telefonla kantini arayarak tost ve çay istedi. Cenk’in odasına istediği için kantinci ona bir şey söyleyememişti. Çayını ve tostunu aldıktan sonra çıkan adamın arkasından kapıyı kilitleyip sakince yemeğini yemeye başlamıştı. Bir yandan merak ettiği analizleri incelerken diğer yandan da çayını yudumluyordu. On sayfalık analiz raporunun sonlarına doğru yaklaşırken aklına yatmayan şeyler olduğu için tekrar bir önceki verileri incelemeye başlamıştı. Veriler doğru olsa da yapılan hesaplamada hata yapılmıştı.

“Seni ilgilendirmez kızım, her şeye burnunu sokma,” diyerek kendi kendine kızarken diğer yandan da düzeltme dürtüsüne engel olamıyordu. Sıkıntıyla saçlarını geri atarken biten çayını tazelemek için yeniden telefondan kantini aramıştı. Çay istedikten sonra eline aldığı A4 kağıdına hesaplama yapmaya başladığında haklı olduğunu anlamıştı.

“Acaba söylesem mi?” diye kendi kendine konuşurken kapının tıklatılmasıyla yerinden kalkarak kilitli kapıyı açmıştı. Genç kız çayını alırken hemen kapıda biten öğrenciyle duraksamıştı.

“Hocam bir şey sorabilir miyiz?” Alya tek kişi olan öğrenciye bakarken neden çoğul konuştuğunu anlamamıştı.

“Elbette,” dediğinde köşeden çıkan iki kişiyle gülümsemeden edememişti. Alya içeriye girip masaya geçerken öğrenciler birbirini bakarak “Hadisenize birazdan çıkar hoca,” diye uyarıyorlardı. Alya çayını masaya bırakarak öğrencilere döndü.

“Evet arkadaşlar ne soracaktınız?”

“Şey hocam, öğleden sonraki dersinize bizde girebilir miyiz?” Alya gelen soruyla gülümsemişti.

“Elbette, istiyorsanız girebilirsiniz.”

“Oh be…” diyen diğer öğrenci elindeki kağıdı Alya’ya uzatarak konuşmuştu.

“Hocam arkadaşlarla soru çözümü yapıyorduk ama bu soruda takılı kaldık. Bize verilen formüllerle istenilen cevabı bulamadık.” Alya çayından bir yudum alarak öğrencinin gösterdiği soruya odaklanmıştı. Soru eski tarz bir soruydu ve şuanda böyle soru soran hocanın olduğunu görmek genç kızı şaşırtmıştı.

“Soruyu nereden buldunuz?”

“Geçen yıl vize sorusuydu.” Alya tek kaşını kaldırarak öğrencilere bakmıştı. Genç kız o kadar sevimli görünüyordu ki öğrencileri kendine hayran bıraktığının farkında bile değildi.

“Kimin sınavı bu?”

“Kenan hocanın sınavı,” dediğinde Alya gerilmişti. O adam her defasında karşısına çıkıyordu. Derin bir nefes alarak çözülmeye çalışan soruya bakmıştı. Kullanılan formül sıralamasında hata olduğunu görünce öğrencilere dönerek birkaç dakikada soruyu çözüp anlatmaya başlamıştı. Sorularda istenilen sonuca göre formüllerin sıralamasını kenara not alarak kağıdı öğrencilere uzatmıştı.

“Arkadaşlar bu tarz sorular aslında çok zor değildir. Sadece soruda verilenleri ve verilenlerden ne elde etmemiz gerektiğini anlamanız yeterli olacaktır. Genel sıralamaları kenara yazdım, bu şekilde formülleri kullanarak sorularınızı çözün. Sorun yaşarsanız tekrar gelirsiniz.” Öğrenciler ayrıntılı bir şekilde yazılan nota bakarken oldukça mutluydu.

“Teşekkür ederim hocam, keşke dersimize siz girseniz,” diyen öğrenciye onaylamaz bir şekilce başını iki yana sallamıştı.

“Sakın bunu başka hocaların yanında söylemeyin düşman edersiniz.” Alya’nın şakacı sözleri odada gülüşmelere neden olurken kapıdan gelen sesle bakışlar kapıya dönmüştü.

“Alya hocam, bakıyorum bizi unuttunuz.” Ahmet ve Akasya kapıdan genç kıza bakıyordu.

“Arkadaşlar gelsenize.” İkili odaya girerken öğrenciler izin isteyerek gitmişlerdi. Ahmet ve Akasya karşılıklı otururken Alya ikiliye bakmıştı.

“Dersler nasıldı? Hocalar çok konu işledi mi?”

“Bilmiyorum Alya, inan son iki gündür hiç bir şey anlamıyorum.”

“Endişelenme, eve gidince bakarız. Bu akşam annenle konuşalım. Dayım gidecek, yalnız olacağız.”

“Tamam, sen eve geçmeyecek misin?”

“Saat dört gibi dersim var, beni beklemeyin. Cenk hoca hastanede belki onu görmeye de giderim.”

“Hastanede mi? Durumu o kadar ciddi mi?”

“Kendine dikkat etmeyince ciddileşti. Birkaç gün kalacak.” Ahmet ve Akasya bir süre daha genç kızın yanında kalırken Alya onları yolcu ettikten sonra yeniden odanın kapısını kilitleyip ders saatine kadar dinlenmek istemişti. Aklı sürekli düzelttiği sonuçlara gidiyordu. Daha fazla dayanamayarak Deniz hanımı aramıştı. Kısa süren çalıştan sonra kadının uykulu sesi kulağına gelince onu aradığına pişman olmuştu.

“Alya kızım, bir şey mi oldu?”

“Yok Deniz teyze, Cenk hocayla konuşacaktım konuşabilecek durumdaysa.” Karşıdan birkaç hışırtı sesi gelince kadının yerinden kalktığını anlamıştı.

“Alo?” genç adamın sesini duyan Alya kısa bir duraksamanın ardından cevap vermişti.

“Nasılsınız hocam?”

“Daha iyiyim, bir sorun mu var Alya?”

“Aslında size bir şey söyleyecektim. Sefa hoca için hazırladığınız analiz hesabında sanırım bir hata olmuş, tekrar göz atmak isterseniz…”

“Hata mı? Ne gibi bir hata?”

“Ben size göndereyim kendiniz kontrol edin. Tabi kendinizi iyi hissediyorsanız?” Cenk genç kızın sözleri karşısında onu onaylamıştı. Mailine dosyayı atmasını söyleyerek telefonu kapattı. Alya içi rahatlayarak sonuçları atarken not olarak da kendi bulduğu sonuçları eklemişti. İçini de rahatlattığına göre oturduğu yerden kalkarak masanın önünde ki iki sandalyeyi yakınlaştırıp ayağını uzatarak gözlerini kapatmıştı.

***

Cenk Alya’nın gönderdiği sonuçları incelerken yeniden verileri formüle yerleştirerek sonucu bulmaya çalışmıştı. İlk hesaplamasıyla yeni hesaplamasının aynı olmadığını görünce istem dışı gülümsedi. Alya haklıydı, gidişatta hata yapmıştı. Yanında ki kadının varlığını unutarak başka hata olup olmadığını incelerken Ayfer hocanın sorusu ile düşüncelerinden çıkmıştı.

“Alya’nın dediği gibi hesaplamada hata var mıymış?” Cenk kadına dönerek başını sallamıştı.

“Evet, gidişatta hata yapmışım. Fark etmesi iyi oldu yoksa deneyde sorun çıkardı.”

“Öyle, bu kadar dikkatli olabileceğini düşünmemiştim. Şanslısınız hocam, oldukça dikkatli bir asistanınız var.”

“Teşekkür ederim, şanslı olduğumu biliyorum. Neyse düzeltmeleri yaparak Sefa hocaya göndermem gerek.” Ayfer hoca bozulsa da belli etmemeye çalışmıştı. Yerinden kalkarak “Ben artık gideyim, uğramam gereken kişiler var,” dediğinde Cenk neredeyse nefesini dışarı vererek rahatladığını belli edecekti. Kadının gitmesi için birçok kez imada bulunsa da anlamazlıktan gelerek gitmemişti. Ayfer hocanın gitmesiyle Deniz Hanım oğluna dönerek kaşlarını çattı.

“Bak Cenk seni ikaz ediyorum. Bu kadını yanına çok fazla görmek istemiyorum. Okulda ne yaparsanız yapın ama benim evime girip çıkmasını istemiyorum.”

“Anne ben ne yapabilirim? Kadına git mi diyeyim?”

“Gerekirse diyeceksin, ben rahatsız oluyorum.””

“Tamam annecim, sen canını sıkma.” Cenk annesini sakinleştirmeye çalışırken bir yandan da telefonunu istemişti. Deniz Hanım oğluna telefonunu verirken oldukça sessizdi. Cenk Sefa hocanın numarasını hatırlayamayınca Alya’yı aramaya karar verdi. Birkaç çalıştan sonra karşıdan gelen mayışmış sesle genç adam gülümsemişti.

“Uyuyor muydun?”

“Cenk hocam?” Alya telefonu kendinden uzaklaştırarak ekrana bakmıştı.

“Alya, gönderdiğin belgeyi incelerdim. Haklıydın gidişatta hata olmuş. Sefa hocanın telefon numarası ezberimde yok. Lütfen ona bildirir misin? Sonuçların güncel halini ona vermeni istiyorum.”

“Elbette hocam, birazdan güncellenmiş bir şekilde kendisine iletirim.”

“Alya, uyarı için teşekkür ederim.” Alya adamın sözlerine karşılık sessiz kalmayı tercih etmişti. Telefon kapandığında ise hala düşünüyordu. Ayaklarını sandalyeden aşağıya indirerek hazırladığı sonucu da alıp odadan çıkmıştı. Birkaç dakika sonra elindeki belgeyle Sefa hocanın kapısını tıklarken içerden ses gelmesini beklemiş ancak odanın kapısının kilitli olduğunu anlayınca adamın odasında olmadığını anlamıştı. Sıkıntıyla nefesini dışarıya verirken geri dönerek sonra gelmeye karar vermişti.

“Sefa hocaya mı bakmıştın?” Alya arkasından seslenen kadına dönerken onun kim olduğunu anlamaya çalışmıştı.

“Evet ama odasında yok.”

“Bu saatlerde laboratuvarda olur o, bir de oraya bak istersen?”

“Laboratuvar nerede?” genç kız daha önce gitmediği laboratuvarın yerini öğrenerek adımlarını o yöne çevirmişti. Bölüm binasından çıkarak karşı binaya geçtiğinde, sınıflar ve atölyelerden geçerek laboratuvar yazan kapının önünde durmuştu. İçeri girip girmemekte tereddüt etse de gelme amacını hatırlayarak kapıyı tıklatmıştı. Kapının üzerinde ki camdan bakan adam genç kızı görünce yüzünde ki maskeyi indirerek kapıyı açtı.

“Hayırdır Alya, bir şey mi oldu?” Alya adamın ciddi sorusu karşısında başını iki yana sallamıştı.

“Yok hocam, size verdiğim analizde hatalar vardı, onların güncel halini getirdim. Cenk hoca sizin telefonunuza ulaşamayınca benden rica etti.” Sefa hoca anlayışla genç kıza bakarken uzattığı dosyayı alarak kapının önünden çekilmişti.

“Gelmek ister misin?”

“Yarım saat sonra derse gireceğim hocam, başka bir gün size katılabilirim.” Genç kızın cevabıyla adam gülümsemişti.

“Her zaman beklerim Alya. Ayrıca bir sıkıntın olursa, ihtiyacın olursa bana gelmekten çekinme. Belki bilmiyorsundur ama Adnan hoca üniversitedeyken hocamdı. Ona çok şey borçluyum. Yeğeni bizim de ailemiz sayılır.” Alya adamın samimi sözleri karşısında gülümsemeden yapamamıştı.

“Teşekkür ederim hocam, size kolay gelsin.”

“Sağ ol,” diyerek giden kızın arkasından kapıyı kapatmıştı. Alya vaktin çok çabuk geçtiğini düşünerek ders gereçlerini almak için odaya gitmişti. Kapıda kendisine yardım eden öğrenciyi görünce gülüşmemişti.

“Gelmene gerek yoktu Adem daha iyiyim.” Alya düne göre ayağının durumunun daha iyi olduğunu hissediyordu. En azından rahatsız edici bir ağrısı yoktu.

“Olsun hocam, Cenk hocanın kesin emri var. Size yardımcı olacağız,” dediğinde Alya öğrencinin sözlerine gülmüştü.

“Teşekkür ederim, o zaman sen bilgisayarı kur ben birazdan geliyorum.” Adem’e bilgisayar çantasını uzatarak kendi notlarını almak için hemen masanın üzerinde ki kağıtları toparlayıp ders yapacağı sınıfa gitti. Sınıfa girdiğin de sabahki sınıf mevcudunun arttığını görünce şaşırmıştı.

“Hayırdır arkadaşlar, sayımız artmış?” dediğinde yeni gelenlerin üst sınıf olduğunu anlamıştı.

“Hocam arkadaşlar dersi alttan alıyor. Eğer müsaade ederseniz boşta oldukları için dersinize girecekler.”

“Elbette, sessiz olmanız ve dersi bölmemeniz şartıyla derse girebilirsiniz.”

“Çıt çıkarmayacağız hocam,” diyen öğrenciyle Alya sınıfa göz gezdirmişti. Öğrencilerin sıkışık olduğunu görünce Adem’e dönerek “Adem git bak bakalım anfi sınıfında ders var mı? Yoksa oraya geçelim,” dedi. Adem hızla sınıftan çıkarak Alya’nın dediğini yapmıştı. Birkaç dakika sonra müsait bir anfi sınıf olduğunu söyleyince Alya öğrencilerden sessizce derslik değiştirmesini istemişti. Büyük sınıfta öğrenciler ön sıralara yerleşirken Alya altmışa yakın olan öğrenciye bakmıştı.

“Herkes oturduysa başlayalım arkadaşlar,” diyerek ilk konuyu anlatmaya başladı genç kız. Alya iki gündür hocalık yaptığı öğrenciler sayesinde eğitimci olmanın kendisine verdiği zevki yeniden anlamıştı. Ders vermek Alya’yı mutlu ediyordu. Aldığı kararın ne kadar doğru olduğunu kendisine cevap vermeye başlayan, arada espri yapıp sınıfı güldüren öğrencilerin aynı zamana zekice cevap vermeleriyle anlamıştı. Bir saatlik ders öğrencilerin ısrarı ile kırk dakika daha uzamıştı. Alya artık yorulduğunu söyleyerek dersi bitirdiğinde Adem genç kızın yanına gelerek “Hocam biz Cenk hocayı ziyarete gideceğiz, sizde bizimle gelmek ister misiniz?” diye sordu. Alya hastaneye gitmek istiyordu ama Ayfer hocanın orada olabilecek olması bu isteğinden vazgeçmesine neden oluyordu. Öğrenciler gözünün içine bakarken başını sallayarak “Olur, beraber gidelim,” dedi. Sonra da sınıfa dönerek “Arkadaşlar size özellikle altını çizdirdiğim yerleri yeniden tekrarlayın.  Şimdi çıkabilirsiniz.” Öğrenciler büyük bir kargaşa ile derslikten çıkarken Alya yığılır gibi sandalyeye çökmüştü. Adem onun bu haline gülerken genç kız kaşlarını çatmıştı.

“Komik mi Adem?”

“Yok hocam, bu gün iyi dayandınız.”

“Öyle mi? Hadi şu bilgisayarı toplada gidelim.” Adem bilgisayarı toparlayarak çantasına koyarken genç kız kendi notlarını toplayarak kapıya yönelmişti. Elindekileri odaya bıraktıktan sonra binadan çıkınca kendisini bekleyen öğrencilerle birlikte hastaneye doğru yola çıkmıştı. Hava kararmak üzereydi. O kadar yorulmuştu ki üzerinden tır geçmiş gibi hissediyordu. Sabahtan beri altı saat ders vermişti. Üstelik dersler arası da kısaydı. Hep birlikte dolmuşa binen öğrenciler, Alya’nın yol göstermesiyle hastane önünde inerek Cenk’in odasına doğru yürümeye başlamıştı. Kalabalık grup olmalarına rağmen kimse onları durdurmamıştı.

“Siz bekleyin arkadaşlar. İçeride Cenk hocanın annesi de var, müsait olup olmadığına bakayım.” Öğrenciler genç kızın odaya girmesiyle bir birine bakmıştı. Alya odaya girdiğinde Deniz hanımın uyuduğunu görünce onun için üzülmüştü. Hastane köşelerinde perişan olmuştu. Kadını uyandırmadan açılan üzerine çarşafı örterek kapıya yönelmişti.

“Alya?” Cenk odaya giren genç kızı görünce buğulu bakışlarla genç kıza dönmüştü. Genç adamın da uykudan yeni uyandığı belli oluyordu.

“Misafirleriniz var hocam,” diyen genç kız Cenk’in meraklı bakışları altında kapıyı açarak öğrencilerini içeriye almıştı.

“Arkadaşlar sessiz olun, Deniz teyzeyi uyandırmayalım. Çok yoruldu,” dediğinde öğrenciler genç kıza uymuştu. Alya kadının üzerini iyice örttüğünden emin geride kalarak öğrencilerle Cenk’in sessizce konuşmasını dinlemişti.

“Ders nasıldı çocuklar, yeni hocanızdan memnun musunuz?” Alya Cenk’in sorusunu duymazlıktan gelerek telefonuna odaklanmıştı.

“Size ayıp olmasın hocam ama yeni hocamızdan oldukça memnunuz. Hatta siz iyice dinlenin,” diyen öğrenciye gülen arkadaşları Cenk’in de gülmesine neden olmuştu. Genç adamın bakışları telefonuyla oynayan Alya’ya takılırken gülümsemesi yavaş yavaş tebessüme dönmüştü.

 “Alya’nın iyi bir öğretim görevlisi olacağına eminim zaten. Siz ilk şanslı öğrencileri olacaksınız.” Alya Cenk’in sözleri ile başını yavaş bir şekilde kaldırarak Cenk’e bakmıştı. İkilinin bakışmasını kesen kapının destursuz bir şekilde açılması olmuştu.

“Geldi ayrık otu,” diye ağzının içinden söylenen genç kız kalabalığı görünce yüzü düşen kadına başını onaylamaz bir şekilde sallayarak bakmıştı.

“Bu ne kalabalık böyle? Çocuklar buranın hastane odası olduğunun farkındasınız değil mi?” Ayfer hoca birkaç saat sonra yeniden hastaneye geldiğinde karşılaştığı manzaradan hoşlanmamış gibiydi. Bunu da oldukça belli ediyordu.

“Hocam sizde mi buradaydınız?” Öğrencilerden biri araya girerken diğeri de hemen atlamıştı.

“Hayrola hocam, varsa bir şeyler bilelim,” dediğinde ikilinin arasında bir ilişki olup olmadığını ima edince Cenk’in ters bakışlarına maruz kalmıştı.

“Bu dediğinizi ne ben duydum ne de siz ima ettiniz çocuklar. Sizi uyarıyorum, sakın okulda saçma dedikodular yaymayın. Ayfer hocanız incelik göstermiş ziyarete gelmiş. Bundan daha fazlası kesinlikle olamaz.” Cenk’in kesin sözleri karşısında öğrenciler şaşırırken Ayfer hocanın yüzü bozularak morarmaya başlamıştı. Duyduğundan hoşlanamamış gibiydi.

“Hocam ayıp olmadı mı acaba? Ayfer hoca bozuldu sanki!” diyen diğer öğrencinin rahatlığı dersine Ayfer hocanın girmesinden geliyordu.

“Sözlerine dikkat et, bahsettiğiniz kişi sizin hocanız. Ayrıca hocalarınız hakkında bu şekilde yakıştırma yapmanızdan hiç hoşlanmadım.”

“Neden hocam, çok normal,” Alya konudan sıkılarak ayağa kalkarak kapıya yönelmişti.

“Arkadaşlar, hasta ziyareti kısa olur. Hadi çıkalım.”

“Ama Alya hocam?” diye itiraz eden öğrenciye ters bir şekilde bakarak “Hadi arkadaşlar,” dedi. Öğrenciler Alya’nın peşinden çıkarken Cenk genç kızın gitmesinden hoşlanmamıştı. Annesinin yatağından kıpırdadığını gören Cenk, Alya’nın kapıdan çıkmasına izin vermemişti.

“Annem uyandı Alya, onunla görüşmeden mi gideceksin?” Alya uykulu gözlerle kendisine bakan kadına gülümseyerek bakmıştı.

“Alya kızım, hoş geldin?” diyen kadın yatakta doğrulunca odada ki fazlalık olan kişiyi görünce kaşlarını çatmıştı. “Kızım senin başka işin yok mu? Ne biçim hocasın sen sabahtan beri burada duruyorsun?” diye Ayfer hocaya çıkışan kadın odadakileri şoka sokmuştu.

“Ben…”

“Bak kızım, kız dediğin biraz ağır olur. Yabancı bir adamın üzerine bu kadar düşmez. Şimdi kalk evine git, ben hoşlanmam öyle yapışık kızlardan,” dediğinde Cenk annesine gözlerini büyüterek bakıyordu. Annesinin içinden çıkan çirkef kadına inanamıyordu.

“Anne lütfen…”

“Sen sus bakayım, aranızda benim bilmediğim bir şey mi var?”

“Yok tabii ki, olsa sana söylemez miyim?”

“O zaman neden sürekli etrafında. Bak burada sizin yanınızda söylüyorum. Seda gibi ikinci bir gelin istemiyorum. Bu kez gelinimi ben seçeceğim. Ona göre kimseye ümit vermesen iyi edersin. İstemediğim birini karşıma çıkarırsan evlatlıktan reddederim seni!” diyen kadın kızgın bir şekilde odadan çıkıp gitmişti. Arkasından şaşkın bir şekilde bakan gözleri bırakarak…

****

Deniz hanım sonunda patladı. Sizce bu patlama Alya’nın üzerine kalır mı?

Hikayeye yorum yapacak olan herkese şimdiden teşekkür ederim. Ayrıca bir önceki hikayede sayfaya girip reklama tıklayan arkadaşlara çok teşekkür ederim.

15. BÖLÜM <<<<<<<——->>>>>>> 17. BÖLÜM

21521cookie-checkGelincik Çiçeği 16. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

20 yorum

  1. Hele şukurnburune bu Ayfer cadisina haddini bildirdi ya cansın denizim hanımım yemin ederim en darlandım kadın her yerden çıkıyor hiç güvenmiyorum zaten alyanın tezini kendisi bulmuş gibi çalacak gibi geliyor oh bee sonunda dedim ellerine sağlık çok güzel bölümdü

  2. Allah Allah çekilin yoldan deniz sultan geliyor heyt be severim senin canını ben…. Çooook güzel bir bölümdü aaahhh gel teskere der gibi gün sayar oldum yeni bölümü dört gözle bekliyorum emeğine o güzel yüreğine sağlık

  3. Emeğine sağlık Yazarcigim ❤️ Deniz teyze bayılıyorum sana ya harika yaptın 😀 ❤️. Cenk de söyleyeceği söyledi iyi kapak oldu ama Alya’ya yönelecek gibi :-X bilgisayar şifresini Alya ‘ya verdi ama sanki o Ayfer bir şekilde öğrenip bir şey yapacak gibi hissettim ya :/ 😡

  4. Ha haa ay bundan sonra favorim deniz hnm,ağzına sağlık çok iyi yaptı bence laftan anlamayanın hakkı kötektir derler ya neyse artık birdahakine inşallah ama ayfer cadısı zaten alyayı sevmiyordu şimdi iyiye bilenecek bence .Bu gidişle Alyada bütün hocaların öğrecilerini alıcak gibi çok sevdiler , bencede sevilmiyecek gibi değil yani hayırlısı inşallah çok güzel bir bölümdü emeğinize sağlık

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*