Mart 23, 2022 Yazarı mermaridyy 19

Gelincik Çiçeği 17. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Hikayelere yaptığınız yorumlar için hepinize ayrı ayrı çok teşekkür ederim. Umarım bölümde de beni yalnız bırakmazsınız. Keyifli okumalar!

***

Genç kız şaşkınlıkla odadakilere baktıktan sonra kendini fazlalık gibi hissederek konuşmuştu.

“Ben çıksam iyi olacak!” Alya kapıya doğru ilerlerken Cenk dişlerini sıkarak genç kızın arkasından bakmıştı. Ayfer hala şok olmuş bir şekilde öylece duruyordu.

“Ayfer hocam, iyi misiniz?” kadın bir süre kendine gelemezken Cenk’in sorusu ile adama bakmıştı.

“Elbette, sorun yok Cenk hocam. Sanırım anneniz yanlış anlamış olanları,” dediğinde aslında yanlış anlamadığını ikisi de biliyordu.

“Onun adına sizden özür dilerim. Annem normalde böyle biri değildir, son olanlar sinirlerini yıpratmış olmalı.”

“Gerçekten önemli değil, ben gitsem iyi olacak.” Kadın pencere kenarında ki komodinin üzerinden çantasını alırken Cenk’e bakmadan kapıya yönelmişti. Kadının odadan çıkmasıyla Cenk derin bir nefes aldı. Oldukça kızgındı. Annesini ilk kez böyle davranırken görmüştü ve çok ayıp etmişti. Bir şekilde Ayfer hocayı kendisinden uzak tutabileceğine emindi. Bir süre odada yalnız kalırken düşünmeye başlamıştı.

Alya odadan çıktığında koridorda sinirle dolaşan kadını görünce çekinerek onun yanına gitti.

“Deniz teyze, az önce çok sert çıkışmadın mı?” diye sorarken genç kız oldukça tedirgindi. Ters bir söz duymaktan çekiniyordu.

“Ne serti kızım, sabahtan beri gitmesi için her türlü imayı yaptım ama kadın anlamadı. Ben oğluma söyledim, Seda ile evlenirken karışmadım ama bundan sonra evleneceği kişiyi doğru seçecek. Bu kadının gözü göz değil,” dediğinde Alya kadını sakinleştirmek için elini tutup onu kenardaki pencere çıkıntısına oturtmuştu.

“Yine de Cenk hoca adına ayıp oldu sanki. Sen sakin ol teyze, oğlun elbet doğru kararı verecektir,” dedi.

“Bundan o kadar emin olamıyorum kızım,” derken Alya etrafına bakınmıştı. Öğrencilerin çoktan gitmesi iyi olmuştu. Akşam vakti olduğu için hava kararmaya başlamıştı. Hastanede çok fazla oyalanamazdı, biran önce gitmesi gerekiyordu.

“Sen yine de sakin ol, zaman gösterecek ne olacağını. Hem Cenk hoca sen öyle çıkışınca çok üzüldü. Üstelik hasta…”

“Ah be kızım, bu kadar düşünceli olma. Çok kırılırsın, demedi deme. İnşallah kalbinin güzelliğinin değerini bilecek biriyle karşılaşırsın,” kadının duasına genç kız içten bir şekilde cevap vermişti.

“Amin!” ikili bir süre sessiz kaldıktan sonra odanın kapısının açılmasıyla kapıya bakmıştı. Ayfer hoca odadan çıkarken Deniz hanıma kısa bir “Hoşça kalın” dedikten sonra Alya’ya bakmayarak yeri döven adımlarla oradan uzaklaşmıştı.

“Bak kızım bu kadına dikkat et, bu gün olanlardan sonra sana iyice kinlenebilir,” dedi. Alya da bunun farkındaydı. Bazen buraya geldiği için pişmanlık duymuyor değildi. Ne güzel memleketinde kendi okulunda yüksek lisans yapabilirdi. Hem ailesinden de ayrılmamış olurdu.

“Hadi sen içeriye gir, oğlun seni merak ediyordur.”

“Sen gelmiyor musun?”

“Geç oldu teyze ben gitsem iyi olacak.” Kadın genç kızın elini hafif sıkarak gülümsemişti.

“Sen bilirsin güzel kızım, eve varınca aramayı unutma. Yolda giderken dikkatli ol.”

“Tamam, sende bir şeye ihtiyacın olursa beni aramaktan sakın çekinme. Bizim bizden başka kimimiz var öyle değil mi?” kadına sıkıca sarılan Alya oradan uzaklaşırken aklı karma karışıktı. Olanlara hala inanamıyordu. En azından öğrencilerin karşısında Deniz teyze o şekilde çıkışmamıştı. Bir de odada öğrenciler olsaydı Ayfer hocanın durumunu düşünmek bile istemezdi. Hastaneden çıkarak caddenin karşısına geçip dolmuş beklemeye başladı. O sırada Akasya’yı arayarak yolda olduğunu söylemiş, kendisini beklemesini istemişti. Dolmuşa binerek parayı uzatırken arka tarafa geçerek yol boyunca ayakta dışarıyı izlemeye başlamıştı. Sokak lambalarının altında yolu izlerken ineceği durak yaklaşınca şoföre seslenerek “İnecek var,” dedi. Araba durduğunda sıkışık olan yolcuların arasından geçerek aşağıya indiğinde derin bir nefes almıştı. Oldu olası kalabalık yolculuk yapmayı sevmezdi. Birbirine karışan kokular midesini bulandırmaya yetiyordu. Özellikle ağır parfüm sıkanlara ayar oluyordu.

Telefonunu çıkararak arkadaşını aradı. “Akasya ben geldim neredesin?” diye sorarken arkadaşından aldığı cevapla yönünü genç kızın evine doğru çevirmişti. Oldukça yorgundu ama Akasya’nın annesini ikna etmesi gerekiyordu. Birkaç bina geçtikten sonra genç kızın evinin bahçe kapısında kendisini beklediğini görünce gülümsemişti.

“Selamünaleyküm,” diyen Alya’nın selamını alan Akasya genç kıza sarılarak konuşmuştu.

“Sence ikna olacak mı?” Alya kızın endişesini anlayabiliyordu. Bu dönem Akasya için oldukça önemli bir dönemdi.

“Elimden geldiğince ikna edici konuşacağım.” İkili içeriye girerken evdeki gürültü Alya’nın gülümsemesine neden olmuştu. Küçük çocuklar annelerinin uyarılarına rağmen evin içinde koşup oynuyorlardı.

“Alya hoş geldin kızım, geç içeriye,” diyen kişi Akasya’nın annesi Sevgi teyzesiydi. Büyük abisi salonda otururken Alya’yı görünce hemen toparlanmıştı. Genç kız arkasından bir hışımla koşan çocuğu görünce şaşkınlıkla çocuğun kanepenin tepesinden arkasına atlamasını izlemişti.

“Oğlum rahat dur demedim mi ben sana?” diye bağıran adam mahcup bir şekilde Alya’ya bakmıştı.

“Sorun değil Ekrem abi, çocuklara alışığım.”

“Olsun Alya, misafir varken rahat durmayı öğrenmeliler. Gözde masayı hazırlayacaktı, tam zamanında geldin,” diyen adam kıza oturması için yer göstermişti. Adam onlar rahat konuşsun diye salondan çıkacakken Alya’nın seslenmesiyle kapıda durmuştu.

“Abi bir gelsene, Sevgi teyze ve seninle konuşacaklarım var,” dedi. Adam merakla geri gelerek kalktığı yere otururken Sevgi Hanım endişelenmişti.

“Hayırdır kızım, bir sorun mu oldu?”

“Aslında sizden bir ricam olacaktı, eğer kabul ederseniz Akasya’nın benimle kalmasını istiyorum,” dediğinde Ekrem yerinde doğrulmuştu.

“Anlamadım?”

“Hemen itiraz etmeyin abi, önce beni bir dinleyin.” Alya sözünü bitirdiğinde iki çocuk koşarak salona dalmıştı.

“Oğlum rahat durun demedim mi ben?” diye bağıran adamla çocuklar aynı hızla salondan çıkmıştı.

“Ekrem abi, Sevgi teyze… Ben yalnız yaşıyorum biliyorsunuz. Haftada üç gün dayım geliyor ve akşamına dönüyor. Eğer izniniz olursa diğer dört gün Akasya’nın ev arkadaşım olmasını istiyorum. Hem bu dönem ikimizin dersleri de ağır. Malum sizde kalabalıksınız, Akasya içinde çok iyi olur. Hemen kestirip atmayın, dayım geldiğinde buraya gelecek, gidince de benimle kalacak. İnanın bu şekilde hem okuldan mezun olması daha kolay olacak. Bakın burada Akasya’nın ders çalışması çok zor. Çocuklar çok hareketli maşallah, benimde yeğenlerim var biliyorum ne kadar zor olduğunu. Akasya benim ikinci kız kardeşim gibi oldu. Bu zor zamanlarımda bana çok yardım etti. Allah sizden razı olsun.”

“O nasıl söz kızım, sen benim kızımı kurtardın. Eğer onu yoldan çekmeseydin şimdi halimiz ne olurdu bilmiyorum.”

“Ben bir şey yapmadım teyze, bende sizin bir kızınızım artık. Dayım olmayınca çok sıkılıyorum evde. İzin verin en azından okul bitene kadar benimle kalsın.” Ekrem kısa bir süre kardeşine bakarken onun heyecanla annesinin vereceği cevabı beklediğini görünce duraksamıştı.

“Anne, inan her gün gelir yengeme yardım ederim, akşama da Alya ile ders çalışırız. Lütfen izin verin.” Akasya abisine de mahcup bakışlar atarken adam ne söyleyeceğini bilememişti.

“Bizim durumları biliyorsun Akasya?” dediğinde Alya onun neden bahsettiğini anlamıştı. İki adam çalışsa da kalabalık bir aile oldukları için geçimlerini karşılamakta zorlanıyorlardı. En büyük artıları babadan kalan evlerinin büyük olması ve kira vermiyor oluşlarıydı. Buna rağmen Akasya yeğenleriyle aynı odada kalıyordu.

“Ekrem abi, Akasya’dan hiç bir şey istemiyorum. Evin kirası zaten bir yıllık peşin ödendi. Sağ olsun dayım bana bile bir şey harcatmıyor. Geldiğinde alış verişi yapıp öyle gidiyor. Yani para sıkıntı değil. Sadece bana arkadaş olsun yeter. Hem dayım da sizinle bu konuyu konuşacaktı, onlarda evde yalnız kalmamı istemiyorlar.”

“Bilemedim ki şimdi?”

“Anne ne olur, bu dönem benim için çok önemli anne. Yeğenlerimi çok seviyorum ama onların yanında ders çalışmak çok zor oluyor. Gece çalışayım diyorum bu kez çocuklar uyanacak diye korkuyorum.” Sevgi Hanım kızının sözlerine üzülmüştü. O da elbet isterdi evli olan oğullarının kendi yuvaları olmasını, ayrı evde oturmasını.

“Her gün eve gelip kendini göstereceksin ama…” diyen kadının boynuna sevinçle atlayan genç kız tedirgin bir şekilde abisine bakmıştı. O da evin tek kızı olmasına rağmen her zaman ezilen kardeşi için en iyisini istiyordu.

“Abi?”

“Annem kabul ettiğine göre bana laf düşmez.”

“O nasıl söz abi, sen bu evin babasısın,” diyen genç kız çekinerek de olsa abisinin yanına giderek ona sarılmıştı.

“Hadi hadi yeme beni, en çok Erkan abini sevdiğini bilmiyoruz sanki,” diyen adamla genç kızın yüzü asılmıştı.

“Erkan abim izin vermezse ne olacak?” Akasya’nın sözleriyle birlikte salona giren adamla bakışlar ona dönmüştü.

“Ben neye izin vermiyorum,” adam işten gelmiş yorgun bir şekilde boş olan bir yere oturmuştu.

“Hoş geldin oğlum,” diyen Sevgi Hanım kapıdan bakan gelinine dönerek “Kızım yemek hazır mı?” diye sordu. Gelini yemeğin hazır olduğunu söylediğinde bu kez oğluna dönmüştü yaşlı kadın.

“Ee anne, bana ne söyleyeceksiniz?”

“Akasya okul bitene kadar haftanın dört günü Alya ile kalacak.” Ekrem’im sözleriyle salonda kısa bir sessizlik oluşurken genç adam kız kardeşine bakarak başını sallamıştı.

“Annem ne dedin, izin verdin mi?” diye soran adam Akasya’nın derin bir nefes almasını sağlamıştı.

“Dersleri zor bu sene kızın. Malum bizim evde epey kalabalık, Alya da yalnız kalıyor. Her gün eve uğrayacak, öyle anlaştık. Bende müsaade ettim,” dediğinde Erkan anlayışla annesine bakmıştı.

“İyi o zaman, sen bilirsin anne.” Akasya şaşkınlıkla abisine bakarken adam kızın ifadesine gülümsemişti.

“Neden öyle bakıyorsun? Bizde farkındayız bazı şeylerin. Gönül isterdi daha rahat yaşamanızı ama elimizden şimdilik bu kadar geliyor. Ama birkaç seneye Allah izin ederse düze çıkacağız,” diyen genç adama bakan aile üyeleri şaşırmıştı.

“Hayırdır oğlum?” kadın şüpheyle oğluna bakarken Erkan derin bir nefes alarak cevaplamıştı.

“Anne ne zamandır söyleyeceğim diyorum bir türlü fırsat bulamadım. Bizim fabrika Rusya’da ki yeni fabrikaya eleman gönderecek. Ben de yazıldım, bir yıllığına…”

“Oğlum sen ne dersin?”

“Bu gün gideceklerin listesi geldi. Orada hiçbir masrafımız olmayacak, her şeyi fabrika karşılayacak. Tek sorun tesisin içinden çıkamayacak olmamız,” dediğinde Sevgi Hanım üzgün bir şekilde oğluna bakmıştı.

“Bunu bize daha önce neden söylemedin Erkan?” Ekrem kardeşine bakarken genç adam gülümseyerek abisine cevap vermişti.

“Gideceğim kesin değildi abi, maaşı buradan aldığımız maaşın dört katı neredeyse. Her şeyimizle fabrika ilgilenecek. Oradan aldığım parayı biriktirerek küçük bir ev alabiliriz.” İki kardeş ellerinden geldiğince para biriktirmeye çalışarak aza kanaat edip evi geçindiriyordu. Birleşerek ev alacak, en azından baba evinin kalabalığını biraz olsun azaltacaklardı.

“Hayırlısı olsun ne diyelim. Şengül biliyor mu?” diye soran Sevgi Hanım oğlunun gideceğine üzülmüştü.

“Biliyor anne, ben dönenene kadar karım size emanet artık,” dediğinde Akasya ağlayarak abisinin boynuna sarılmıştı. Küçük abisi ile her zaman daha iyi anlaşmıştı. Aynı şekilde Şengül yengesiyle de iyi anlaşıyordu.

“Gitmek zorunda mısın?” diyen genç kız abisine kahkaha attırmıştı.

“Merak etme çok kalmayacağım. Döndüğümde daha rahat edeceğiz.”

“Yine de seni özleyeceğiz,” diyen genç kızı işaret eden Ekrem Alya’ya bakarak “Görüyorsun değil mi? Akasya abileri arasında her zaman ayrım yapar.” Akasya mahcup bir şekilde büyük abisine bakarken Alya kendi abilerini özlediğini hissetmişti.

“Sende zamanında kızı başından savmayıp onunla evcilik oynasaydın sana da düşkün olurdu,” diyen adamla Alya gülmüştü.

“Neyse konuyu dağıtmayalım, önce yemek yiyelim sonra sizi eve bırakırım. Geç oldu, lazım eşyaları yarın toparlarsın Akasya,” dedi. Ekrem’in sözleri ile herkes yerinden kalkıp yere kurulan masaya geçmişti. İki masa yan yana kurulmuştu. Birinde çocuklar yerken diğerinde büyükler yemeğini yiyordu. Bir saat sonra Ekrem iki kızı Alya’nın evine bırakırken kardeşine nasihatler vererek eve dönmüştü.

“Hala inanamıyorum,” diye gülen Akasya etrafına dönmeye başlamıştı.

“Sana söylemiştim, annenler anlayışla karşılayacaktır diye.”

“Bilmiyorum, açıkçası umudum yoktu.” İkili salonun ışığını yakarak koltuklara geçerken bir süre sessizce oturup yeniden ayaklanmışlardı.

“Arkada boş bir oda vardı Akasya, yarın oraya uygun mobilya bakarız. Zaten dayım tek kişilik yatakta yatmaktan şikayetçiydi. Sen istersen dayımın odasını kullanırsın,” dediğinde Akasya mahcup bir şekilde genç kıza bakmıştı.

“Benim yüzümden masraf yapma Alya, ben salonda da yatabilirim.”

“Saçmalama Akasya, öyle bir şey olmayacak. Hem dayım yüzünden hiç para harcamadım. Abilerim hep sitem ediyor.”

“Sen bilirsin, o zaman dayının yattığı odada ki yatağı boş odaya geçiririz,” derken Alya başını sallayarak onaylamıştı.

“Zaten diğer odada çift kişilik yatak sığmazdı. Oda çok büyük değil,” dedi. İkili boş odaya doğru ilerleyerek kapısını açtıklarında Alya etrafına göz gezdirmeye başlamıştı.

“Ev eşyalı olmasına rağmen bu oda boştu, her halde çocuk odası olarak düşünüyorlardı.”

“Olabilir, neyse… Bak yatağı şu duvarın dibine koyarsak iki kapılı bir dolapla çalışma masası odaya sığar,” dedi. Akasya itiraz etmek isterken Alya onu susturmuştu.

“Hadi sen çay koyda ben namazımı kılıp geleyim,” dedi. Alya kendi odasına giderken Akasya da mutfağa geçerek çay koymuştu. Okul hayatının bundan sonra daha keyifli geçeceğine emindi.

İkili yarım saat sonra çay içmek için salona geçerek Alya’nın bilgisayarından film açıp izlemeye başlayacakları sırada kapı zilinin çalınmasıyla iki kızda birbirine bakmıştı.

“Biri mi gelecekti?”

“Bilmem, saat dokuzu geçiyor.” Alya yavaş bir şekilde kapıya giderken tedbirli olmak için kapı kenarında bulunan büyük şemsiyeyi eline almıştı.

“Kim o?”

“Af edersiniz, kapıyı açar mısınız?” dışarıdan gelen yabancı erkek sesiyle iki kızda gerilmişti. Alya dayısının özellikle taktırdığı kapı zincirini takarak biraz uzaktan kapıyı aralamıştı.

“Buyrun?” diyen genç kız kapı ışığını açarak yabancıyı daha net görmeye çalışmıştı.

“Hayırlı akşamla, kusura bakmayın bu saatte rahatsız ettim ama alt kattaki kiracıyı evde bulamadım.” Alya Deniz hanımlardan bahseden adama daha dikkatli bakarken sormuştu.

“Cenk hocalar evde değil,” adam kızın zincir arkasından konuşmasına anlayışla gülümserken başını sallayarak devam etmişti.

“Ben alt kat dairenin sahibiyim. Evin yedek anahtarı sizde olmalı, mümkünse anahtarımı alabilir miyim?” Alya adamın sözlerine şaşırırken ne cevap vereceğini kestirmeye çalışıyordu.

“O ev boştu, nereden bileyim sizin daireniz olduğunu? Ayrıca evin yedek anahtarı bende değil,” dediğinde adam kızın sorgulayan bakışlarına sıkıntıyla nefesini dışarıya bırakmıştı.

“Bakın küçük Hanım, uzak yoldan geldim ve çok yorgunum. Büyük ihtimalle anahtarlar teras duvarında ki küçük kutuda olacak,” dediğinde Alya adama hala şüpheyle bakıyordu. Akasya adamın sözlerini duyunca terasa giderek söylediği yere baktığında eline gelen anahtarla kapıya gelip Alya’ya uzatmıştı.

“Alya, adamın dediği yerde bu anahtar vardı.” Alya genç kıza bakarak elinde ki anahtarı almıştı. “Biraz bekleyin lütfen,” diyerek salona geçip dayısını aradı. Dayısından ev sahibi arayıp alt katlarına gelecek biri olup olmadığını öğrenmesini istemişti. On dakika kadar kapıda beklettiği adamın gerçekten ev sahibinin yeğeni olduğunu anladığında anahtarı adama uzatarak “Kusura bakmayın, sizi tanımıyorum. Başkasının evinin anahtarını teyit ettirmeden size veremezdim,” dediğinde adam yorgun bakışlarını iki kıza dikmişti. Kapının aralığından anahtarı genç adama uzatırken adam bir şey söylemeden merdivenlerden inerek alt katın kapısını büyük bir gıcırtıyla açmıştı.

“Alya, adam o evde ne yapacak? Berbat bir durumdadır.”

“Bizi ilgilendirmez Akasya, başının çaresine bakacak kadar büyüdüğüne eminim.”

“Çok garipsin Alya, adam ev sahibinin yeğeni,” dediğinde Alya omzunu silkmişti. Alt kattan gelen kapı sesleriyle Alya yüzünü asarak “Umarım sabaha kadar evde dolanmaz. Kapıların yağlanması gerekiyor,” dedi. Akasya ona hak verirken kaldıkları yerden film izlemeye devam etmişlerdi.

İki genç kız gece yarısı olmadan odalarına çekilirken Alya sabah namazına kadar deliksiz uyumuştu. Sabah ezanıyla uyanan Alya, namazını kıldıktan sonra uyku tutmayınca terasa çıkarak dayısının almış olduğu ağaç anatomisi kitabını okumaya başlamıştı. Kitabın yarısı Latince, yarısı İngilizceydi. Birkaç kelimeyi hatırlamayınca genç kız yeniden çevrimiçi kurs videolarını izlemeye karar verdi. Saat yediye doğru duyduğu kapı açılma sesiyle Akasya’nın kalktığını anlamıştı. Elinde ki kitabı masanın üzerine bırakarak yerinden kalkıp mutfağa girmek üzere olan uykulu arkadaşının karşısına dikildi. Boşluğuna denk gelen genç kız küçük bir çığlık atarken Alya onun haline gülmeden edememişti.

“Neden korkuyorsun?” Alya hala gülerken Akasya damağını kaldırarak genç kıza kaşlarını çatmıştı.

“Ödümü patlattın Alya, sabah sabah ne yapıyordun balkonda?”

“Namazdan sonra uyuyamadım, kitap okuyordum,” diye cevap veren Alya kızın yanından geçerek tezgah üstündeki çaydanlığı eline aldı.  Akasya temiz havayı içine çekmek için balkona çıktığında masanın üzerinde ki kitabı görünce tek kaşını kaldırarak kitabı eline almıştı.

“Bunu mu okuyordun?” Alya ocağa çay suyu koyarken kapıdan kendisine kitabı gösteren kıza bakmıştı.

“Evet, güzel bir kitaptır,” dediğinde Akasya kitabın sayfalarını çevirmişti. Kitabın içinde birçok bitki resmi ve karşılaştırma verileri bulunuyordu Üstelik kitap yabancı dilde yazılmıştı.

“Sen bunu okuyabiliyor musun? Hadi İngilizcenin iyi olduğunu biliyorum ama Latince yazılarda var.”

“Özel ders almıştım, Latince az da olsa okuyabiliyorum.” Akasya şüpheyle genç kıza bakarken inanmaz bir şekilde başını iki yana sallamıştı.

“Nedense sana bu konularda güvenemiyorum. Neden kendini saklamaya çalışıyorsun? Alya, sen çok başarılı bir eğitimci olacaksın. Üstelik bu kadar bilgiyi beyninin neresinde saklıyorsun, o kafa nasıl o kadar bilgiyle ağrımıyor hayret ediyorum.”

“Allah bize beyin vermiş Akasya, bazıları onu çok iyi kullanma yeteneğine sahip olsa da birçok kişi boş bilgilerle beyni yorar. Bir süre sonra okuduğunu ya da gördüğünü unuttuğunu sanabilirsin ama zamanı geldiğinde o unuttuğun bilgiler bir anda düşüncelerinde sel olur akar. Eğer onu iyi ve etkin şekilde kullanırsak beynimiz zamanla daha fazla gelişir. Düşün bir bebekle ne kadar çok konuşursan o kadar çok öğrenir değil mi? Soru soran çocukların zeka seviyesi bir çok yetişkinden daha iyidir. Nedeni henüz bilgi yüklemesi başlangıcında olmasıdır. Düşünsene sıfır bir bilgisayar alıyorsun içinde hiçbir program yok. Hafızası ne kadar büyükse o kadar çok dosya yükleyebiliyorsun. Beyin en iyi bilgisayardan bile kat kat fazla bilgiyi depoluyor.  Bir araştırmaya göre beynimiz saniyede 7 şey öğrenebiliyor, bunun yaşamınızın her saniyesi için geçerli olduğunu ve ömrümüzün sonuna dek öğrenme potansiyelimizin sınırsız olduğudur. Pavlov’un öğrencisi, Moskova Üniversitesi’nden Pyotr Anokhin 1968 yılında yaptığı araştırma sonuçlarını şu şekilde özetler: “Normal bir beynin yapabileceği bağlantı ve yolların sayısı hesaplarıma göre 1’den sonra 10 milyon kilometre daktilo yazısıyla yazılmış ‘sıfırlar’dır. İnanın bana, bu mütevazı bir tahmindir.” Demiş. Hal böyleyken biz neden kirli bilgilerle beynimizi dolduralım. Bilmemek değil, öğrenmemek ayıptır.

Akasya şaşkınlıkla genç kıza bakarken ne söyleyeceğini bilememişti. Ocaktan gelen kaynama sesiyle dalgınlığından çıkan ikili birlikte kahvaltıyı hazırlayıp yedikten sonra hazırlanarak evden çıkmıştı. Evinin kapısını kilitleyerek merdivenlerden inerken orta dairenin kapısı gürültüyle açılmıştı. Alya ve Akasya kapıdan çıkan adama bakarken adam telefonla konuştuğu için onları görmemişti.

“Tamam abla, evi temizlemesi için birini tutacağım. Gelmene gerek yok zaten hastanede olacağım.”

“…”

“Evet, hemen başlamamı istediler. Müsait olunca seni ararım,” diyerek sıkıntıyla nefesini dışarı vermişti. Başını kaldırdığında iki kızı görünce duraksadı.

“Günaydın, dün akşam rahatsız ettiğim için kusura bakmayın. Evin anahtarını gelirken unutmuştum.” Alya bir şey söyleyecekken Akasya ondan önce davranarak oluşacak tartışmayı önlemek istemişti.

“Önemli değil, sizde kusura bakmayın. Her akşam kapımıza yabancı biri gelmiyor,” diye konuşmuştu. Alya gözlerini kısarak temkinli bir şekilde adama bakmaya devam ediyordu. Abisinden öğrendiği en önemli şey insanların göründüğü gibi olmadığıydı. Serdar uzun yıllardır polis olmasa da doğuda görev yaptığı zamanlarda insanlar hakkında oldukça iyi izlenimler kazanmıştı. Adam bir süre konuşan Akasya’ya bakarken genç kız gerilerek Alya’ya yaklaşmıştı.

“Sen Erkan’ın kardeşi değil misin?” Adamın sorusuyla Akasya şaşırırken Alya hala tepkisiz adama bakıyordu.

“Abimi tanıyor musunuz?” Akasya’nın sorusuna adam gülmüştü.

“Çok büyümüşsün, abinle lisede arkadaştık. Ben Onur, uzun zaman oldu abini görmeyeli. Benden selam söylersin…” derken fark ettiği gerçekte duraksamıştı.

“Sen neden üst katta kalıyorsun? Sizin ev iki sokak ötede değil miydi?” dediğinde Alya adamın Akasya’yı gerçekten tanıdığına emin olmuştu. Arkadaşına baktığında onun şaşkınlıkla Onur denen adama baktığını görmüştü.

“Akasya okul bitene kadar benimle kalacak. Sizin için bir sakıncası yoktur sanırım?” dediğine Alya adamla resmen dalga geçiyordu. Onur genç kıza ters bakışlar atarken kısa bir süre yeniden Akasya’ya bakmıştı.

“Abine benden selam söylersin, en kısa sürede onu görmeye geleceğim,” dedi. Adam ikilinin önünden aceleyle merdivenlerden inerken Akasya hala şaşkınlıkla giden adamın arkasından bakıyordu.

“Akasya kendine gel, ne oluyor sana?” dediğinde Akasya’nın gözlerinde ki hüzün genç kızın dikkatini çekmişti. Akasya Alya’ya baktığında yanağından akan yaşı hızla silmişti.

“Onu tanıyordum,” dediğinde Alya duraksamıştı.

“Neden ağlıyorsun? Hem abinin arkadaşı olduğunu söyledi elbette tanıyor olacaksın. Ama adam söyleyene kadar kim olduğunu anlamadın.”

“Ameliyat olmuş olmalı,” dediğinde Alya şaşırmıştı. Aşağıda arabasına binip uzaklaşan adamın arkasından bakan ikili merdivenlerden inmeye başlarken kötü olan Akasya’nın koluna giren Alya derin bir iç çekmişti.

“Sanırım anlatacakların var. Bu şekilde etkilenmen normal değil,” dedi. Akasya üzgün bir şekilde bakışlarını kaçırırken ikili durağa doğru ilerlemeye başlamıştı. Okula gidene kadar ikisi de hiç konuşmamıştı. Alya önce kendi dersine girecek, sonra da Cenk olmadığı için onun öğrencilerinin dersine girecekti. Sınıfa girdiklerinde onları Ahmet neşeyle karşılasa da Akasya’nın hiç havası yoktu. Üçü arka sıralardan birine geçerek oturduğunda hoca da sınıfa girerek kapıyı kapattı. Ders boyu alışılmışın dışında Akasya kalemini hiç oynatmamıştı. Bu durum Ahmet’in dikkatini çekerken Alya soru sormaması için genç adamı bakışlarıyla uyardı. İki saatlik ders boyunca ağızlarında tek kelime çıkmamıştı.

“Hadi kantine gidelim Akasya, kafan dağılır.” Akasya başını salladığında Ahmet hala ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.

“Neler oluyor?”

“Ahmet, bize biraz izin verir misin? Kızsal konular,” derken genç adam anlayışla başını sallayarak yanlarından ayrıldı.

“Kantin kalabalık olur, daha sakin bir yerde oturalım mı?” Akasya’nın sorusu ile Alya onu onaylamıştı. Karşılıklı boş buldukları piknik masasına oturduklarında Akasya derin bir nefes çekmişti içine. Bu şekilde kendini yapacağı konuşmaya hazırlıyordu.

“Neler oluyor Akasya, neden o kadar etkilendin? Adam adını söylediğinden beri kendinde değilsin.”

“Onur ve abim lisede çok iyi arkadaştı. Sonra kötü bir olay oldu ve Onur babaannesiyle buradan ayrıldı.” Alya merakla genç kızın devam etmesini beklerken yanlarına oturan kişilerle konuşması bölünmüştü.

***

Sizce yeni çocuk kim için gelmiş olsun?

Hikayede dengeleri değiştirebilir mi?

Alya adama yakın olur mu?

Cenk ne yapacak yeni komşusu karşısında?

Sorular sorular…. Yorumlarınızı bekliyorum. Reklamlara tıklayan herkese çok teşekkür ederim. En güzele emanetsiniz!

16.BÖLÜM <<<<<<<<<<———->>>>>>>>>> 18. BÖLÜM

21710cookie-checkGelincik Çiçeği 17. Bölüm