Dilay Hanım 18. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Bu hafta çok yoğun olacağım. Bu yüzden bölümleri kontro etmeden atabilirim. Hafta sonu, yani Ramazanın ilk günü sınavım var. Son senem olduğu için çalışmam gerek. 🙁 Umarım bölümü beğenirsiniz. Keyifli okumalar!

***

Genç adam odanın içinde dört dönüyordu. Aklı az sonra yapacağı konuşmayı toparlamak için zehir gibi çalışırken derin bir nefes aldı. Dün Aslı ile konuşması gerektiği konuyu babası yine bertaraf etmişti. Seyhan sanki üzerinde sensor varmış gibi ne zaman Aslı’ya yakınlaşsa babası tarafından engelleniyordu. Babası uyanmadan sabah erkenden yakaladığı kızı çalışma odasına çağırdığında Aslı mahcup bir şekilde genç adama bakmıştı. Sabah kahvesi içmeyi sevmese de Aslı ile yalnız kalıp konuşabilmek için kahve içmeyi bile göze almıştı.

Odanın penceresinden dışarıyı izlerken bahçeye çıkan adamı görünce kaşlarını çattı. Sabah sabah Engin denen adamı görmeyi planlamamıştı. Kapıya yöneldiğinde içeriye giren kızı görünce sıkıntıyla içini çekmişti. Bu konuşmayı şimdi yapmazsa hiç yapamayacaktı.

“Gel Aslı?” genç kız elinde ki kahveyi masanın üzerine bırakırken oldukça tedirgindi. O da biliyordu Seyhan’ın sabahları kahve içmeyi sevmediğini.

“Seyhan Bey, siz iyi misiniz?”

“Anlamdım neden soruyorsun?” Adam şaşkın bir şekilde genç kıza bakmıştı.

“Yani siz sabahları kahve içmeyi sevmezsiniz,” dediğinde Aslı ne söylediğini fark edince susmuştu.

“Bunu bilmen beni şaşırttı açıkçası Aslı. Seninle konuşmak istiyorum otursana.” Kız adamın gösterdiği yere bakarken yutkunmadan edememişti.

“Ben…”

“Seni tedirgin mi ediyorum Aslı?” diye soran adam kızın mahcupça bakışlarını kaçırmasını hayranlıkla izlemişti.

“Hayır, o nasıl söz Seyhan Bey?”

“Şu Bey lafını kaldır artık Aslı, ben sana Hanım diyor muyum?” dediğinde içinden de ‘yakında inşallah’ geçirmeyi unutmamıştı. Kız başını eğdiğinde kıvırcıkları yüzünü kapatmıştı. Seyhan ne söyleyeceğini bilemezken kapının birden açılmasıyla kaşlarını çatarak içeri girene bakmıştı.

“Ne yapıyorsunuz burada? Herkes seni kahvaltıya bekliyor,” diye Selim araya girince Seyhan isyan etmişti.

“Yeter artık, bir bırakında şu kızla konuşabileyim. Babam görevini sana mı devretti?” derken Selim’in gülümsemesi altında hızla odadan çıkmıştı. Aslı ne olduğunu anlayamadığı için Selim’e kısa bir bakış atarak kapıya yönelmişti.

“Aslı, bir sıkıntın mı var?” diye soran adama genç kız buruk bir gülümsemeyle bakmıştı.

“Yok Selim Bey, iyiyim ben.”

“Bak Aslı, ben senin abin sayılırım. Bir sıkıntın varsa çekinmeden söyle. Ölümden başka her şeyin bir çözümü vardır.” Aslı minnetle adama bakarak cevap vermişti.

“Şuanda yapılacak bir şey yok Selim abi, ihtiyacım olunca sana geleceğime emin olabilirsin.”

“Sözünü aldığıma göre hadi geçelim,” diyerek kızın önden geçmesi için kenara çekilmişti. Aslı mutfağa doğru ilerlerken Selim de salona geçerek toplanan ailenin yanına ilerlemişti. Mehmet Bey başköşede yerini alırken iki yanına oturan oğluna gururla baktı. Engin ve Nisan yan yana otururken ikizler de annesinin yanında yerini almıştı. Kahvaltı çocukların neşeli sesleriyle yapılırken aralarında en sessiz Seyhan’dı. Dilay genç adamın sessizliğinden hoşlanmamıştı.

“Seyhan bir sorun mu var?” diye sorarken bakışlar genç kadına dönmüştü.

“Yok abla,” diyen adam izin isteyerek yerinden kalkmıştı. “Benim işe erken gitmem gerekiyor, akşama görüşürüz,” dedi. Genç adam hızlı adımlarla kapıdan çıkarken Dilay şaşkınlıkla babasına bakmıştı.

“Hayırdır baba, neyi var Seyhan’ın?” diye sorduğunda Selim gülmemek için kedisini zor tutmuştu.

“Yok bir şey babamdan veto yedi,” diye Dilay’a cevap vere Selim olmuştu.

“Ne vetosu? Benim bilmediğim bir durum mu var? Baba bir ihtiyaç varsa…” derken Mehmet Bey kadına gülümseyerek bakmıştı.

“Yok kızım, önemli bir şey değil. Hadi kahvaltımızı yapalım da gidelim. Yoksa ben fikrimi değiştireceğim.”

“Aman babacım, hemen yaparız.” Dilay çocukları yedirdikten sonra Aslı’ya emanet etmişti. Engin de dünkü yardımı için genç kadına teşekkür ederek kızıyla birlikte çiftlikten ayrılmıştı. Mehmet beyi Selim ve Dilay birlikte hastaneye götürecekti. Yapılacak testlerin sonucuna göre ameliyat gününe karar vereceklerdi. Doktor vakit kaybetmeden ameliyatı hemen yapma taraftarıydı. Hazırlanarak evden çıktıklarında Dilay Aslı’ya bol bol çocukları yalnız bırakmaması konusunda tembihte bulunmuştu.

Arabaya binerek çiftlikten uzaklaştıklarında Aslı ikizleri alarak teras kata çıkarmıştı. Gün boyu onları yanından ayırmaya niyeti yoktu. Özellikle dün olanlardan sonra Dilay ablasına hak vermeden edememişti. Genç kız öğle uykusuna kadar ikizleri yormak için onlarla oyun oynamıştı. Yemeklerini yedirdikten sonra hemen uykuya dalan ikizleri bir süre izledikten sonra salona geçerek notlarını okumaya başlamıştı. Yaklaşık iki saatlik bir zamanı vardı. İkizler uyanmadan epey okuma yapacağını umuyordu.

***

Hastaneye vardıklarında Mehmet beyin doktoru hemen gerekli testlerin yapılması için talimat vermişti. Akşama doğru test sonuçlarını arkadaşlarıyla tartışıp ameliyat için gün belirleyeceklerdi. Gün boyu yorulan yaşlı adam gelinine bakarak derin bir iç çekti.

“Dilay sen çiftliğe dön kızım,” dediğinde Dilay sonuçları öğrenmeden gitmeyeceğini düşünüyordu.

“Doktor gelsin giderim baba,” diyen kızı Selim onaylamıştı.

“Dilay haklı baba, doktor bakalım ne diyecek. Ondan sonra Dilay çiftliğe geçer.”

“Oğlum, ben iyiyim. Çocuklar sabahtan beri evde yalnız. Bizden kimse yok çiftlikte.”

“Aslı onlara iyi bakacaktır baba, sen ikizleri düşünme,” diyerek adamın elini tutmuştu.

“Siz bilirsiniz, ama içim hiç rahat değil.” Mehmet Bey konuşmasını bitirdiğinde Selim babasının rahat yatabilmesi için yatağını hafif yukarıya kaldırmıştı. Adam sıkıntıyla elleriyle oynarken oldukça tedirgindi. İçindeki korkuya bir türlü engel olamıyordu. Elinde değildi, o masaya yatmaktan korkuyordu. Dilay onun korkusunu hissedebiliyordu. Adamın elini daha da sıkarak kendine bakmasını sağlamıştı.

“İyi olacaksın baba, sen güçlüsün. Bizi bırakmayacaksın. Sadece biraz inan buna,” dediğinde sesi oldukça naif çıkmıştı. Adam kadına gülümserken Selim babası ile Dilay arasında ki bağa imrenmişti. Kendisi yıllardır babasından uzakta kalmıştı. Babasının doktoru aramasaydı belki de rahatsızlığından en önemlisi de çocuklarından haberi dahi olmayacaktı. Derin bir iç çekerken odaya giren babasının doktoruyla ona dönmüştü. Selman Bey yıllardır babasının doktorluğunu yapıyordu.

“Nasılsın Mehmet?” diye sorarken elindeki test sonuçlarını inceliyordu. Yanında asistan doktor adamın istediği sonuçları elindeki tabletten ona gösteriyordu.

“İyi olmaya çalışıyoruz. Durumlar ne Selman?”

“İyi olacaksın. Beklediğimden iyi geldi sonuçlar. İlaçlarını düzenli alman, perhizine uyman iyi olmuş,” dediğinde adam şüpheyle doktora bakmıştı.

“Ben ilaç içmedim ki?” dediğinde Selman tek kaşını kaldırarak yaşlı adama bakmıştı.

“Nasıl içmedin?” bakışlar Dilay’a döndüğünde genç kadın gözlerini kaçırarak doktora dönmüştü.

“Sonuçlar nasıl?” konuyu kapatmayı istediği belli oluyordu. Mehmet Bey iyice şüphelenerek genç kadına bakarken Selim de aynı şekilde onu izliyordu.

“Senin bu ilcalardan haberin var mı Dilay?” Dilay kaçışının olmadığını bildiği için nefesini dışarıya vererek cevaplamıştı.

“Var babacım, Emine ablaya yemeğine koymasını söylemiştim.”

“Ne yaptım dedin?”

“Ne yapayım baba, çocuk gibi ilaç içmeyi reddediyordun. Bende yemeklerine katmalarını istedim.” Dilay adama tatlı sert bir şekilde çıkışınca doktor gülümseyerek kadına bakmıştı.

“Kızma Mehmet, gelinin iyi yapmış. İlaçlar damarlarındaki tıkanıklığa az da olsa iyi gelmiş. Ameliyatı yarın sabah yapmayı planlıyoruz. O yüzden bu gece iyice dinlenmen gerek.”

“Bu kadar erken mi?”

“Sonuçlar iyiyken, bedenin dinlenmişken hemen yapmak daha doğru olur. Endişelenme, ameliyat iyi geçecek.” Mehmet Bey yutkunarak adama bakmıştı. İçinde ki korku iyice artmıştı. Selim babasının gözünde ki korkuyu görünce canı yandı.

“Baba, torunlarının büyümesini görmek istemiyor musun?”

“Elimde değil oğlum, o soğuk masada yatacağımı düşünmek ürpermeme neden oluyor.”

“Sen o soğukluğu anlamayacaksın bile baba, lütfen sakin ol.”

“Elimden geleni yapacağım artık. Hem daha kızımın yuva kurmasını izleyeceğim.” Dilay adama şaşkınlıkla bakarken gözleri istem dışı Selim’e kaymıştı. Adamın da kendisine gülümseyerek baktığını görünce iyice utanmıştı.

“Sen beni değil, oğlunu düşün baba. Ben halimden memnunum.”

“Ah be kızım, senin mutlu olduğunu görmeden, güvende olduğunu bilmeden ölmek istemiyorum. Allah o günleri bana göstersin.”

“Hadi baba, yorma kendini,” dediğinde doktorun çağırdığı hemşire adamın koluna serumunu takıyordu.

“Ben akşama yine geleceğim Mehmet, çocuklar sizde babanızı fazla yormayın,” diyerek kapıdan çıkıp gitmişti. Dilay Selim’e işaret ederek dışarıya çıkmalarını istemişti. Genç adam gözleri kapanmak üzere olan babasına kısa bir bakış atarak Dilay’ın peşinden odadan çıkmıştı.

“Bir şey mi oldu?” Dilay genç adama dönerek konuşmuştu.

“Ben çiftliğe geçiyorum, babam sana emanet. Akşam ziyaret saatinde ikizleri getireceğim. Babama moral olacaktır.”

“Seni bırakayım mı?” dediğinde Dilay kısa biran duraksamıştı. Selim’in aklında geçen Dilay’ın takip edilme olayı vardı.

“Gerek yok Selim, sen babamın yanında kal. Ben çiftliğe geçince Seyhan ile gelirim.”

“Dikkat et giderken, bir şey olursa hemen beni ara. Ayrıca çiftliğe gidince de beni aramayı unutma.” Dilay adamın sözlerine gülümsemeden duramamıştı. Selim her zaman düşünceliydi. Ama kendisini bırakıp gittiği o günden sonra bunu unutmuştu. Başını iki yana sallayarak geçmişin bir önemi olmadığını düşündü. Selim gitsin ya da gitmesin, Dilay ile bir gelecekleri olmayacaktı. Hala düğün gecesi nasıl birlikte olduklarının şaşkınlığını yaşıyordu. İkisinin de hiç beklemediği bir anda karı koca olmuşlardı. Ama gece sonunda Selim’in yaşadığı pişmanlığı iliklerine kadar hissettiğinde Dilay ne hissedeceğini bilememişti. İlk kez kendisinden tiksinmişti. Nasıl böyle bir birleşmeye izin verdiğini düşünerek kendisine kızmıştı. Adam çekip giderken de hala kendisine kızıyordu.

Ne olduğunu, hangi duygularla evliliğini gerçek kıldığını hala bilmiyordu. Ama çocuklarına baktığında pişmanlığı biranda yok oluyordu. Dünyaya Allah izin verirse kendinden bir parça bırakacaktı. Selim’in yanından ayrılarak arabasına doğru ilerlerken peşlerinden gelen şoför hemen yanına yaklaşmıştı.

“Dilay kızım?” Cafer Bey genç kadının kapısını açarken genç kadın adama gülümseyerek bakmıştı.

“Cafer amca sen buralarda ol ama dışarıda bekleme. Hava soğumaya başladı. Selim’in yanına çıkıp hastanede olduğunu söyle. Bir şeye ihtiyaç olursa halledersin. Selim babamın yanından ayrılmasın.”

“Sen nasıl istersen kızım, hadi Allah’a emanet,” diyerek arabaya binen kadının kapısını kapatmıştı. Adam Dilay gözden kaybolana kadar arabanın arkasından bakmıştı.

***

Engin işlerini hallederken Ali’nin ayarladığı kadınların yeni aldığı çiftliği temizlediğini öğrenmişti. Eski ev sahibini arayarak eşyaları neden bıraktığını sorduğunda adam eşyaların o eve ait olduğunu, başka bir eve yakışmayacakları cevabını almıştı. Mobilyaların tarihi tahmin ettiğinden daha eskiydi. Eski sahipleri birkaç kez yüzlerini kaplatmıştı ama her zaman aile yadigâr mobilyaları kullanmıştı. İstediği gibi kullanabileceğini, eğer kullanmak istemezse atabileceğini söyleyen adamın konuşması ‘Ben evden çıkarmaya kıyamadım, atmaya da gönlüm el vermedi,’ diye son bulmuştu. Engin mobilyaları beğendiği için atmayı düşünmüyordu. Belki yatak odalarında küçük dokunuşlar olabilirdi. Kızı için uygun bir odada hazırlaması gerekiyordu. Bu yüzden Nisan iyileşene kadar alt kattaki odaları kullanacaktı.

“Engin abi, çıkıyor muyuz?” Engin Ali’nin ofisine girmesiyle ona bakmıştı.

“Birazdan çıkarız gel otur.” Ali genç adamın karşısında ki sandalyeye oturarak bilgisayarda bir şeyler yazmasını sessizce izlemişti. Birkaç dakikalık beklemenin ardından ofis telefonunun çalmasıyla genç adam ahizeyi kaldırarak cevap verdi. Sekreteri Dilay’ın fabrikasından aradıklarını söylediğinde şaşırmıştı. Mobilyalarda bir aksilik çıkmaması için dua ediyordu.

Genç adam Ali’nin dikkatli bakışları arasında telefon görüşmesini yaparken şaşkınlıkla telefonu kapatmıştı.

“Ne oldu?”

“Mobilyaların üretimi bitmiş, istediğimiz zaman sevkiyatı yapacaklarını söylediler.”

“Bu kadar çabuk mu?” Engin kendisi kadar şaşkın olan yardımcısına bakmıştı.

“Bitmiş, öyle dediler. Banttan ürünleri indirip paketlemişler bile.”

“Abi, uyduruk mobilya yapmasınlar?”

“Saçmalama Ali, Dilay işinde oldukça titizdir. Hadi kalk gidip ofisleri kontrol edelim.” Ali adamın sözleri ile kendi odasına giderek evrak çantasını alıp Engin ile birlikte şirketten ayrılmıştı. Havaalanına giderek hazırlıkları kontrol ederken Dilay’ı aramak için telefonunu çıkarmıştı. Ali hazırlıkları kontrol ederken Engin dışarı çıkarak genç kadını aramıştı. Telefon birkaç kez çaldıktan sonra açılmıştı.

“Dilay nasılsın?” karşıdan kısa bir süre ses gelmemişti.

“Dilay orada mısın?”

“Kusura bakma Engin, araba kullanıyorum. Hastaneden eve geçiyorum sen nasılsın?”

“Fabrikadan aradılar, mobilyaların üretimi bitmiş,” dediğinde Dilay’ın nefes alışı kulağına kadar gelmişti.

“Erken banttan ineceğini biliyordum bu kadar çabuk bitirmeleri iyi olmuş. Yarın öğleden sonra ürünleri kontrol eder yüklemesini yaparız.”

“Sorun değil, bir hafta daha vakit var. Erken bitirdiniz.”

“Bitirmek zorundaydık. Sizden sonra yüklü miktarda üretim var.” Telefonda kısa bir sessizlikten sonra Engin sormuştu.

“Mehmet Bey nasıl oldu? Ameliyat ne zaman olacak?”

“Yarın sabah erkenden ameliyata alacaklar. Akşama çocukları dedesinin yanına götüreceğim.”

“Bende gelebilir miyim?” genç adamın sorusu ile Dilay gülmüştü.

“Benden izin mi istiyorsun? Gelmek istiyorsan elbette gelebilirsin.” İkili telefonu kapattığında Dilay da çiftliğin bahçesine giriş yapmıştı. Arabanın sesini duyan çocuklar annesine doğru koşarken Dilay eğilerek çocuklarına sarıldı. Çocuklarına sarıldığı her defasında içi daha bir huzurla doluyordu. Derin bir iç çekerek geri çekildi.

“Nasılsınız çocuklar, yaramazlık yapmadınız değil mi?”

“Ayne, dedem nerede?” Süreyya’nın sorusuyla genç kadın küçük kıza bakmıştı.

“Dedeniz biraz hasta olmuş, babanız onu doktora götürdü,” dedi.

“Dedem iyileşecek mi?” bu kez Süha annesine üzgün bir şekilde sormuştu.

“İyileşecek çocuklar. Akşam yemeğini yiyelim sizi dedenize götüreceğim. O zaman siz ona iyileşmesini söylersiniz.”

“Olur, hem ben dedeme iyi bakacağım,” Süreyya’nın sözleri ile genç kadın gülmüştü. Küçük kız annesinin elini tutarken diğer elini de oğluna uzatarak kapıya doğru ilerlediler.

“Amcanız geldi mi?”

“Gelmedi, amcam sabah neden bizimle oynamadı?” Süha annesine bakarken bunun cevabını kendisinin de merak ettiğini düşünüyordu. Seyhan ilk kez çocuklarla sabah oyamayarak evden ayrılmıştı.

“Gelince amcanıza sorarsınız olur mu?” Dilay çocuklarla kapıdan girerken kulağına gelen araba sesiyle arkasına bakmıştı. İyi insan sözünün üzerine gelmişti. İkizler amcalarını görünce annesinin elini bırakarak arabaya doğru koşmuştu. Dilay ne kadar onları uyarsa da çocuklar dinlememişti. Seyhan çocukların koştuğunu görünce arabayı hemen durdurmuştu. Bir kazaya neden olmak istememişti. Araba çalışır durumdayken arabadan inerek yeğenlerini kucağına aldı.

“Amca, neden gittin?” Seyhan küçük oğlanın neden bahsettiğini anlayamamıştı.

“Anlamadım canım, nereye gittim?”

“Sabah bizimle oynamadın. Biz sana küstük,” diyerek amcasının kucağından inmeye çalışmıştı. Seyhan ablasına bakarken Dilay omzunu silkeleyerek başını salladı. 

“Ne oluyor abla?”

“Sabah çocuklarla oynamadan çıktın, onlarda sana küsmüş.” Seyhan üzgün bir şekilde ikizlere bakarken sabahki can sıkıntısıyla onları unuttuğuna inanamıyordu.

“Özür dilerim çocuklar, sabah çok işim vardı. Ama akşama telafi ederim sizinle oynamayı.”

“Akşama dedeme gideceğiz biz,” diyen Süreyya amcasının yüzünün asılmasına dayanamamıştı.

“Tamam, birlikte dedenize gideriz. Sonrada oynarız değil mi?” Dilay’a bakan genç adam kadının onaylamasıyla çocuklar sevinmişti. Hep birlikte eve girdiklerinde Seyhan babasının durumunu sormuş sonrada odasına giderek kısa bir duş alıp akşama kadar dinlenmek istemişti. Gün boyu sakinleşmek için hiç durmadan çalışmıştı. Sık sık üretime inmiş, bazen çalışanlara üretimde yardım etmişti. Artık herkes Seyhan’ın canı sıkkın olduğunda tulum giyerek üretim bölümünde çalıştığını biliyordu.

Birkaç saat sonra odasının kapısı tıklatıldığında gözlerini aralamıştı genç adam. Kapının açılmasını beklerken hala bir hareket olmamasıyla yerinden kalkarak uykulu bir şekilde odasının kapısını aralamıştı. Kapıda ki kişinin Aslı olduğunu gördüğünde gözleri parlasa da bir şey yapmamıştı.

“Akşam yemeği hazır Seyhan Bey, Dilay Hanım gelmenizi istedi,” dediğinde Seyhan’ın gözleri iyice açılmıştı. Islak saçlarıyla uyuduğu için uyku sırasında saçları iyice dağılmıştı. Aslı onun çocuksu haline gülmemek için kendisini tutarken arkasını dönerek hızla merdivenlere yönelmişti. Birkaç gündür garip bir şekilde evin küçük beyi sürekli aklını meşgul ediyordu. Buna en büyük nedense teyzesinin sözleri olmuştu. Derin bir iç çekerek salona girdiğinde Dilay genç kıza sormuştu.

“Seyhan uyandı mı Aslı?”

“Uyandı Dilay abla, birazdan aşağıya inecektir.”

“Tamam canım, sen bu akşam erken uyuyabilirsin istersen. Serbestsin yani,” dediğinde genç kız izin isteyerek salondan ayrılmıştı. Mutfağa teyzesinin yanına giderken Seyhan da merdivenlerden inerek hazır olan masaya geçti. İkizler normalin aksine oldukça sessizdi. Bu durum Seyhan’ın gözünden kaçmazken bakışları Dilay’a dönmüştü.

“Hayırdır abla, çocuklar neden bu kadar sessiz?” diye sessizce sorarken Dilay çocuklarına bakarak buruk bir şekilde gülümsedi.

“Dedeleri hasta olduğu için üzgünler. Yemekten sonra onu ziyarete gideceğiz dedim yine de keyifleri yerine gelmedi.”

“Anladım, o zaman yemekten sonra hemen çıkalım.” Sessiz geçen yemekten sonra Dilay ikizleri hazırlayarak arabaya bindirmişti. Seyhan da onlara katıldığında birlikte yola çıkmışlardı. Arabada her zamanki gibi ikizlerin sevdiği müzikler çalıyordu. Araba hastanenin önüne geldiğinde Dilay çocuklarla inerek Seyhan’ın arabayı park etmesini beklemişlerdi. Seyhan yanlarına geldiğinde hep birlikte Mehmet beyin odasına doğru giderken genç kadın çocuklarının elini biran olsun bırakmamıştı. Kapıya geldiklerinde baba oğulun konuşmasına şahit oldular. Adam Selim’in elini tutarak sıkarak konuşuyordu. Gözlerinde çaresiz bir ifade vardı.

“Ameliyattan çıkamazsam, kızımda çocuklarda sana emanet. Ben yokken evin babası sen olacaksın.”

“Allah esirgesin baba, sen daha başımızda olacaksın.”

“İnşallah ama sen yine de vasiyetimi unutma.”

“Böyle konuşma baba, sen iyi olacaksın. Hem çocuklar dedeleri olmadan ne yapacak.” Çocuklar dedelerini görünce koşarak odanın içine girmişti.

“Dede biz geldik.” Diyen ikizler adamın yatağına çıkmak isterken Selim onları belinden yakalayarak durdurmuştu. Yaşlı adamın kolunda ki serumu göstererek “Çocuklar biraz yavaş olun. Yoksa dedenizin canı yanabilir,” dediğinde Süreyya dedesinin kolunda ki iğneyi görünce yüzünü asmıştı.

“Dede sana iğne mi yaptılar?” diyen küçük kız elini ağzına götürerek hayretle sormuştu.

“Bakayım,” diye devam eden Süha da adamın kolunda ki seruma bakıyordu.

“Nasılsın babacım,” diye Dilay yatağın diğer tarafına geçerken Seyhan da onun yanına durarak adamın elini öpmüştü.

“Nasıl oldun baba,” diye soran Seyhan’a gülümseyerek bakan adam torunlarını da göstererek “Çok şükür, çocuklarım yanımda daha nasıl olayım ki?” dedi. Adamın sözlerine büyükler hüzünlenirken Süreyya babasının yardımıyla dedesinin yanına uzanmış adamın bir yanağını avuçlamıştı.

“Dede, eve ne zaman geleceksin?” diye soran küçük kıza Süha da katılmıştı.

“Hani iyileşince benimle oynayacaktın?” diye sordu.

“Oynayacağım Süha, dede sözü seninle maç bile yapacağız,” dediğinde Selim yutkunarak arkasını dönmüştü. Babasının konuştukça kızaran yüzünü görmeye dayanamıyordu. İçi acıyordu.

“Kalabalık oldu ben kantine ineyim,” diyen genç adam Dilay’ın radarına yakalanmıştı.

“Bende içecek bir şeyler alayım. Seyhan, çocuklar sana emanet,” dedi. Selim’in peşinden odadan çıkan genç kadın hızlı adımlarla ona yetişmişti.

“Güçlü durmak zorundasın. Farkında değilsin ama babam senden güç alıyor. Sen onun en büyük dayanağısın.”

“Elimde değil Dilay, babam kadar bende hastaneleri sevmiyorum. Acı hatıraları gözümün önüne getiriyor,” dedi. Genç kadın adamın çocukken de annesi hastayken de sürekli hastane ortamlarında kaldığını biliyordu. Onun için üzülse de elinden bir şey gelemezdi.

“Ona söyledin mi?”

“Neyi?”

“Buraya geri döneceğini elbette, ameliyata girmeden önce moral olurdu babama.”

“Söylemedim ama söyleyeceğim.” İkili hastanenin kantininden çay alarak boş bir masaya geçerken acilin önünden yükselen sesle bakışlar dışarıya kaymıştı. Acil hemen kantinin ilerisinde duruyordu.

“Neler oluyor?” Dilay adama sorarken Selim yerinden kalkarak istem dışı genç kadını arkasına çekmişti. Hava henüz kararmadığı için acilin ışıklarıyla ortam oldukça aydınlıktı.

“Bilmiyorum ama hiç hoşlanmadım. Hadi buradan uzaklaşalım,” derken Dilay adamın kendini koruma çabasına gülümsemişti.

“Bu olayın bizimle bir alakası olduğunu sanmıyorum Selim, sakin ol biraz.” Dilay’ın sözlerinin hemen ardından kadının birinin adama ters tekme attığını görünce gözleri kocaman açılmıştı. Üstelik bunu kendini engellemeye çalışan adamlara rağmen yapmıştı.

“Sana söyledim, ona dokunursan seni gebertirim dedim,” diye bağıran genç kadın başını kaldırdığında dağılan saçlarının arasında ki gözleri Dilay ve Selim’in üzerine takılı kalmıştı.

***

Hikayeye keyif katacak ele avuca sığmaz bir karakter geliyor. Umarım yeni karakterimizi seversiniz. Yorumlarınızı bekliyorum! Bölümden çıkarken lütfen reklama tıklamayı unutmayın! TEŞEKKÜR EDERİM

17.BÖLÜM <<<<<<<<<<———>>>>>>>>>> 19. BÖLÜM

21790cookie-checkDilay Hanım 18. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

11 yorum

  1. La neler oliy? Kim kime neden tekme attı şimdi? Kim la bu kadın? Yine merakta kaldık iyi mi…
    Bu arada sınavınızda başarılar dilerim, umarım istediğiniz gibi iyi geçer.

  2. Neler oluyor kim ki şimdi bu kadın
    Yeni bölümleri sabırsızlıkla bekliyorum
    Ellerine emeğine sağlık çok güzeldi yine
    Sınavlarında başarılar yazarım
    Allah kolaylık versin

  3. Emeğine sağlık Yazarcigim ❤️ ya Mehmet bey’e bir şey olmasın lütfen 🙁 ah Seyhan bir türlü konuşamadı Aslı ile 🙁 . Yeni karaktere bayıldım ben güçlü birisi eminim vee Selim ile shipledim 😀 oluru var mıdır

  4. Ne oldu şimdi ayy haftaya kadar merakla beklicem şimdi umarım Mehmet bey sorunsuz atlatır ameliyatı onun Dilay arkasında olmasına ihtiyacı var emeğine sağlık güzel bir bölümdü

  5. İnşAllah sınavın güzel geçer yazarım başarılar dilerim ♥️Mehmet bey eski topraktır iyi olacak İnşAllah Bu bölüm Seyhana üzüldüm konuşamadı Aslıyla artık bir daha ki bölüme konuşur ve yeni karakter bomba gibi geldi güçlü bir karaktere benziyor galiba Dilay ve Selimi tanıyor ♥️♥️

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*