Mart 30, 2022 Yazarı mermaridyy 14

Gelincik Çiçeği 18. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Biliyorsunuz bu hafta sonu sınavım var bu yüzden bölümleri kontrol etmeden ediyorum. Umarım fazla hata yoktur. Keyifli okumalar!

***

Alya ve Akasya yanlarına oturan iki gence ‘hayırdır’ der gibi bakarken onların bakışlarını umursamayanlar dikkatle Alya’ya odaklanmıştı.

“Sen şu yeni asistan olmalısın?” diye soran gençlerden biri ilk sorusunu sormuştu.

“Kim soruyor?” diye karşı soru yöneltti genç kız.

“Duyduğuma göre derslerde oldukça iyiymişsin, yüksek lisans öğrencileri seni konuşuyormuş.”

“Bundan bana ne? İsteyen istediğini konuşur,” diye cevap vermişti hemen Alya.

“Doğru, konuşur ama merak ettim dedikleri kadar iyi misin yoksa hocaların gözüne girebilmek için başka şeyler mi yapıyorsun?” Alya duyduklarıyla dişlerini sıkarken Akasya adamın sözleriyle hızla yerinden kalkmıştı.

“Bana baksana sen? Doğru konuş…” Akasya’nın kalkmasıyla oturduğundan beri hiç konuşmayan diğer genç çocuk kızı omuzlarından tutarak yerine oturtmak istemiş ancak Alya’nın hızlı davranmasıyla kendini yüz üstü piknik masasına eğilmiş bir şekilde bulmuştu.

“Sakın ona elini süreyim deme. Sizi kim gönderdi bilmiyorum ama yanlış kişilere bulaşıyorsunuz.” Elinin altından kalkmak için çırpınan çocuğa arkadaşı yardım etmek için hareket edecekken duydukları öfkeli sesle dördü de gelen kişiye bakmıştı.

“Neler oluyor burada?” Akasya Ayfer hocayı görünce daha da gerilmişti.

“Konuşuyorduk hocam, ama arkadaş agresif çıktı,” gençlerden biri konuşurken Alya dikkatle kadının ne söyleyeceğini bekliyordu.

“Alya, bırak öğrenciyi,” dediğinde Alya kadının söylediğini yapmadan önce çocuğa eğilerek “Dua et bu gün iyi günümdeyim, bir daha karşıma çıkarsanız bu kadar nazik olmam,” diyerek sert bir şekilde öğrencinin kolunu bırakmıştı. Abisine başta neden onları savunmaya yönelttiği konusunda kızıyordu ancak şimdi ona hak vermişti. Serdar her zaman ikizlere kendinizi savunmayı bilin. Hiç kullanmamanızı istesem de ne olacağı belli olmaz diyerek bazı basit ama etkili hareketleri onlara yeri gelmiş döverek yeri geldiğinde ikizleri azarlayarak öğretmişti. Selim abisi ona kızsa da Serdar abisi onu umursamamıştı. Günlerce ağrıyan sırtla dolaştıkları zamanlar olmuştu. Şimdiyse Serdar abisine minnettardı.

“Hocam bu öğrenciler bizi taciz etmeye kalkıştı,” diyen Akasya’nın çabasına üzülerek baktı Alya. Ona göre bu durum kesinlikle tesadüf değildi. Özellikle işin içinde Ayfer hoca varsa hiç bir şey tesadüf olamazdı. Kadının bakışlarından da belli oluyordu.

“Bir daha tekrarlanırsa disiplin kuruluna gidersiniz Alya,” diyen kadına Akasya şaşkınlıkla bakmıştı. Genç kız ağzını açacağı sırada Alya kolunu tutarak başını iki yana salladı.

“Emin olun hocam, disipline ben gitmeyeceğim. Bu olanları da unutmayacağım,” diyen genç kız Ayfer hocanın gözlerinin içine ona adeta ‘neyin peşindesin biliyorum’ der gibi bakıyordu.

“Kime güvenip bu şekilde konuşuyorsun?” Ayfer’in sözlerine Alya gülmüştü.

“Sizin gibi amcama güvenmediğim kesin… Bu ilk kez olmuyor Ayfer hoca, ben sizin öğrenciniz değilim. Beni diğer öğrencileri korkuttuğunuz gibi korkutamazsınız. Beni hiç tanımıyorsunuz hocam. Haklı olduğum bir davada sonuna kadar giderim.” Alya arkadaşının kolunu tutarak son kez Ayfer hoca ve diğer iki gence bakarak hızla oradan uzaklaşmıştı.

“Ne oldu az önce?”

“Olan şu Akasya, Ayfer hoca dünün acısını çıkarmak istemiş.”

“Anlamadım?”

“Anlaşılmayacak bir şey yok. Dün Deniz teyze Ayfer hocayı çok kötü payladı. Bunun acısını da aklınca benden çıkarmak için öğrencilerini kullanmak istemiş,” dediğinde Akasya şaşkınlıkla arkasına bakmıştı. Ayfer hoca ve yanındaki iki öğrencinin kendilerini izlediğini görünce birden ürpermişti.

“Alya, çok dikkatli olman gerekiyor. Bu kadının bakışları çok korkunç,” dediğinde Alya sıkıntıyla nefesini dışarıya vermişti.

“Amcası yetmedi birde bununla uğraşıyoruz.”

“Anlamadım?”

“Sorun yok Akasya, boş teneke gibi etrafta dolaşıyorlar. Onların bir şey yapacağı yok. Sadece ses çıkarıp rahatsızlık vermek istiyorlar.”

“Emin misin? Bence bu durumu dayına söylemelisin,”

“Olmaz, en azından şimdilik olmasını istemiyorum. Haftaya sınavlar başlayacak, bu yüzden kafanı bunlara yorma.” Akasya arkadaşı için endişeleniyordu. İkili bölüm binasının önüne geldiğinde Akasya’yı Ahmet ile Aslı’nın yanına bırakarak kendisi derse girmek için geri dönmüştü. Öğleden sonra saat üçe kadar dersi olmadığı için Cenk hocanın öğrencilerinin dersine girecekti. Eğitim vermeyi sevmişti ama anlaşılan hayatı eskisi gibi sakin olmayacaktı. Hadiste de belirtildiği gibi ‘Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır,’ kanununu benimsemiş, ne kendine ne de bir başkasına haksızlık yapıldığını gördüğünde geri adım atmamıştı. Şuanda kedisine haksızlık yapılıyordu ve Alya bu konu karşısında sessiz kalmayacaktı. Bir sonraki vukuatında gerekirse Ayfer hocayı şikayet edecekti.

Dersine gireceği bölüm binasından içeriye girerek Cenk’in odasına doğru ilerledi. Kapıyı sessizce açarak içeriye girdiğinde arkasından giren kadını görünce kaşlarını çatmıştı.

“Bir şey mi istediniz hocam?” diye sakince soran Alya, kadının alaycı bir şekilde kendisine bakmasıyla nefesini dışarıya vermişti.

“Kendini çok zeki sanıyorsun değil mi?”

“Anlamdım?”

“Yeri geldiğinde nasılda aptal numarası yapıyorsun? Gözüme batmaya başladın Alya, ayağımın altında dolaşmandan hiç hoşlanmıyorum.”

“Bu durumda benim yapabilecek bir şeyim yok Ayfer Hanım, şimdi izin verirseniz derse gireceğim.”

“Bana bak, seni ezer geçerim,” diyen kadın Alya’nın üzerine doğru tehditkârca ilerlemişti. Alya yerinde kalırken kapıdan boğaz temizleme sesiyle ikili kapıya dönmüştü. Sefa hoca sert bir şekilde Ayfer hocaya bakıyordu.

“Bir şey mi istediniz hocam?” Alya araya girerken Sefa hoca elindeki kağıdı genç kıza uzatarak “Bunu Cenk hocaya vermeni isteyecektim. Ama hiç olmaması gereken bir şeye tanık oldum,” dediğinde Alya az önceki olayı gördüğünü anladığı adamın sert bakışları karşısında yutkunmuştu. Alya Sefa elinden kağıdı alırken gerginliği almak için konuşmuştu.

“Hocam derse girmem gerekiyor, izniniz olursa…” derken ikisinin de odadan çıkmasını istemişti.

“Elbette,” Sefa hoca kapıdan çıkmak üzereyken duraksayarak geriye bakmıştı.

“Alya, eğer bir sıkıntı olursa her türlü şahitliğini yaparım,” dediğinde Ayfer hoca öfkeyle adama bakmıştı.

“Sefa hocam?” diye seslenen kadının sesi tehdit edercesine çıkmıştı.

“Sizi dinliyorum Ayfer hoca,”

“Bu işe karışmamanızı öneririm,” diyen kadına adam gülmüştü.

“Ne o, beni de mi tehdit edeceksin? Koskoca Ayfer Hanım bir öğrenciyle aşık atıyor. Onu tehdit edecek kadar seviyesini düşürüyor. Yazık, sizin bu kadar…” diyerek bir süre düşündükten sonra başını iki yana sallayarak “Boş verin değmezsiniz,” dedi. Kadın iyice sinirlenerek odadan çıkıp yan taraftaki odasına girerken Alya bir eliyle yüzünü sıvazlamıştı.

“Hocam keşke karışmasaydınız.”

“Seni ona yem mi edeydim, merak etme sana bir şey yapamaz. Ama bu olaydan Adnan hocanın haberi olacak bilesin.”

“Hocam yapmayın…”

“Alya, belki hafife alıyorsun ama gerçekten bu amca yeğen oldukça tehlikeli. En azından dayın bilirse önlem alabilir.”

“Neyse ben gerçekten geç kalıyorum,” diyerek bilgisayarı alarak odadan çıkıp kapıyı kilitlemişti. Karşıdan kendisine koşarak gene Adem’in nefes nefese önünde durmasıyla kaşlarını çattı.

“Hocam kusura bakmayın geç kaldım.”

“Gelmene gerek yoktu Adem, hadi derse girelim.” Alya elinde ki çantayı genç adama uzatarak Sefa hocadan ayrılıp peşinden gitmişti.

***

Cenk sinirli bir şekilde hasta yatağında yatarken annesinin suratını asarak odadan çıkmasını izlemişti. Bu hastalık ona yaramamıştı. Eli kolu bağlı gibi hissediyordu. Doktoruna iyi hissettiğini söylerken adamın kanının henüz tam olarak temizlenmediğini söyleyerek çıkış yapmasına izin vermemişti. Birkaç dakika sonra odaya giren adamı gördüğünde duraksamıştı.

“Merhaba, nasılsınız?” diyen adam diğer doktorların aksine dosyasına bakmamıştı.

“Teşekkür ederim, beni çıkarırsanız daha iyi olacağım.”

“Buna ben değil doktorunuz karar verecektir.”

“Peki siz kimsiniz?” diyen genç adam karşısında ki kişinin neden odasında olduğunu anlamaya çalışıyordu.

“Merhaba ben Onur,  ev sahibinizin torunuyum, burada olduğunuzu öğrenince geçmiş olsun demek istemiştim.”

“Öylemi, teşekkür ederim.”

“Bundan sonra daha sık görüşeceğimiz için tanışmak istedim.”

“Anlamadım?” Cenk adamın sözlerini anlamaya çalışırken Onur konuşmuştu.

“Üst katınıza taşındım. Tayinim buraya çıkınca baba evine döndük,” dediğinde adamın sesindeki burukluk Cenk’in dikkatinden kaçmamıştı.

“Öyle mi, hayırlı olsun.” diyerek adamı tebrik etmişti.

“Teşekkür ederim, dediğim gibi bundan sonra sık sık görüşeceğiz.” Deniz Hanım odaya girdiğinde Onur bu kez ona dönmüştü.

“Bir şey mi oldu Doktor oğlum?” diye adama sorarken Cenk annesine gülümseyerek adamı tanıtmıştı.

“Anne, Onur Bey bizim ev sahibimiz. Üst katta ki boş daireye taşındı. Burada olduğumu öğrenince de geçmiş olsun demek istemiş.”

“Öyle mi? Hayırlı olsun evladım. Kimden öğrendin burada olduğumuzu?”

“Üst kat komşunuzla tanıştım. Sizi sorunca hastanede olduğunuzu söyledi.”

“Alya’yı mı gördün evladım,” dediğinde adam Akasya’yı tanıdığı için diğer kızın Alya olduğunu varsayarak başını sallamıştı.

“Evet, dün akşam ondan anahtarımı isterken kısa bir tanışma yaşadık,” dediğinde bu durum Cenk’in hiç hoşuna gitmemişti.

“Alya ile tanışmanız iyi olmuş evladım, en azından biz apartmanda değilken yalnız olmadığını hisseder,” dediğinde Cenk annesine hayretle bakmıştı.

“Anne…”

“Alya Hanım yalnız değildi zaten. Yanında yakın bir arkadaşımın kardeşi vardı,” dediğinde Cenk şüpheyle genç adama bakmıştı.

“Akasya’yı tanıyor musun?”

“Ben burada doğdum büyüdüm, elbette buranın yerlisi olan birçok kişiyi tanıyorum. Açıkçası Akasya’yı üst katımda bulmak beni şaşırttı. Sonuçta kendi evleri birkaç sokak ötede,” dediğinde Cenk başını sallamıştı.

“Demem ki Alya ailesini ikna etmiş.” Kendi kendine konuşurken Cenk’in telefonu çaldığında genç adam hemen cevap vermişti. Dün akşam Adnan hocası gitmeden önce telefonunu ona getirmişti.

“Efendim hocam?” diyerek telefonu açtığında Onur izin isteyerek oradan ayrıldı.

“Anlamdım, ne yaptı dedin?” Cenk bir süre genç adamın sözlerini dinlerken Cenk duyduklarıyla dişlerini sıkarak adeta tıslamıştı.

“Ona dikkat et Sefa, ben gelene kadar sana emanet,” dediğinde telefonu sinirle kapatmıştı.

“Ne oldu Cenk, neden sinirlendin?” Cenk annesine bakarak sıkıntıyla nefesini dışarıya vermişti.

“Anne, dün olanlardan sonra Ayfer hoca sanırım Alya’ya cephe almış. Bu gün kızın canını sıktı biraz.”

“Ben sana söyledim, o kadının gözü göz değil diye. Bak Cenk o kadın senin yüzünden Alya’ya zarar verirse seni bağışlamam. Kızın hayatı bir kez senin yüzünden alt üst oldu bir daha buna izin verme.”

“Anne sen…”

“Elbette biliyordum oğlum. Sence gazeteye kadar çıkan bir haberi benim duymamam mümkün mü? Üstelik kıskanç kuzenlerin varken.” Cenk sıkıntıyla nefesini dışarıya vermişti.

“Anne, o haberlerin hepsi yalandı. Kimin çıkardığını bilmiyorum ama Alya ile aramda öyle bir durum hiç olmadı.”

“Bunu biliyorum oğlum. Ne sen karını aldatacak bir adamsın ne de o kız evli bir adama bakacak kadar arsız biri. Bak evladım, Alya’yı çok seviyorum. Allah var yaz ayında sizi çok yakıştırmıştım.”

“Anne!” Cenk’in uyaran sesi karşısında kadın gülümsemişti.

“Hemen diklenme, sadece hislerimi söylüyorum. Olacağından değil.”

“Bu konuyu kapat anne, sakın kızın aklına da sokma.”

“Merak etme Cenk, hem Alya’nın sana bakacağını da sanmıyorum.”

“Ne varmış bende?” diye çıkışan Cenk ağzından çıkanı fark edince öfkeyle geriye yaslamıştı. Deniz Hanım oğlunun çıkışına gülmeden edememişti. Kadın başını iki yana sallarken hala gülüyordu.

“Anne lütfen bu konuyu kapatalım.” Cenk yatağına uzanarak gözlerini kapatmıştı. Bu artık konuşmak istemediğini söylemenin en kısa yöntemiydi. Deniz Hanım kızan oğlunun üzerini örterek köşedeki tekli koltuğa oturup duvardaki televizyonu açmıştı. Sesi kısık olsa da oyalanacak başka meşgalesi yoktu.

***

Alya ve Akasya okul çıkışında çarşıya inerek Akasya’nın da isteğiyle spotçu mobilyacılara bakmaya başlamıştı. İstedikleri orta büyüklükte bazalı yatağı bulduklarında ikisi de sevinmişti. Küçük bir şifonyer, çalışma masasını da alışverişe ekledikten sonra ödemeyi yapıp adresi vererek yola koyulmuşlardı.

“Sence dayın bu yatakta rahat edebilecek mi?”

“Evdekinden daha büyük Akasya, edeceğine eminim.”

“Çalışma masası almamıza gerek yoktu, salondaki yeterdi bize,” dediğinde Alya umursamazca omzunu silkmişti.

“Boş ver nasıl olsa abilerim ödeyecek,” dedi. Akasya kızın sözlerine gülerken eve gitmeden önce markete uğramaya karar verdiler. Mutfak için küçük bir alış veriş yaptıktan sonra eve doğru yürürken Akasya Alya’ya eve uğrayacağını söyleyerek yanından ayrılmıştı. Akasya ailesini görmeye giderken Alya da eve doğru ağır adımlarla ilerliyordu. Yanından hızla geçen arabayla irkilen genç kız bir süre duraksamıştı. Elini kalbinin üzerine koyarak sakinleşmeye çalışırken mahalledeki kadınlar ona bakarak sormuştu.

“Bir şey mi oldu kızım?” diyen kadına kısa bir bakış atan Alya kadının art niyeti olmadığını anlayınca hafif gülümsemişti.

“Yok teyze iyiyim,”

“Kalbini tutunca rahatsızlandın sandık kızım, dikkat et kendine.” Alya elini hemen kalbinin üzerinden çekerken kadın dikkatle Alya’yı inceliyordu.

“Sen Selman amcaların terasında oturan öğrenci değil misin?” Alya gelen soruyla karşısında ki üç kadına bakmıştı.

“Öyle teyze, teras katta kalıyorum.”

“Yalnız mı kalıyorsun kızım? Bir şeye ihtiyacın olursa bize söyle. Biz karşınızda ki apartmanda oturuyoruz.”

“Yok teyze, dayımla kalıyorum.” Alya haftanın üç günü demeyi atlayarak cevap vermişti.

“Öyle mi? O adam dayındı demek.” Alya kadının kendi kendine konuşmasından ağzının arandığını anlamıştı.

“Evet, dayım üniversitede hocadır. Birlikte kalıyoruz.”

“İyi bakalım, biz seni tutmayalım. Hadi sen evine git kızım,” dediğinde Alya fırsatı kaçırmadan hemen yola koyulmuştu. Anlaşılan mahallede de dikkat çekmeye başlamıştı. Hızlı adımlarla evinin önüne geldiğinde binadan aşağıya inen adamları görünce kaşlarını çatmıştı.

“Birine mi bakmıştınız?” Alya kendini tutamayarak yanından geçen adama sormuştu. Orta yaşlarında olan adam genç kıza kısa bir bakış atarak cevap verdi.

“Yok kızım, evi tadilat edeceğiz de onu görmeye geldik.”

“Hangi evi?” dediğinde aklına orta kat gelmişti. Anlaşılan bir süre kafaları şişecekti.

“Orta daireyi kızım,” diyen adama endişeyle sormuştu.

“Amca, ne kadar sürer bu tadilat?” dediğinde adam şaşırmıştı.

“Bir hafta sürer gibi kızım hayırdır.” Alya sıkıntıyla nefesini dışarıya verirken ev sahibiyle konuşmaya karar vermişti.

“Yok bir şey amca, kolay gelsin size.” Genç kız merdivenlerden yukarıya çıkarken orta dairenin açık olan kapısını tıklatarak seslenmişti.

“İçeride kimse var mı?” Alya bir kez daha seslendikten sonra üzerinde iş tulumu ve elinde ki matkapla kapıya çıkan adamı görünce gerilmişti.

“Alya’ydı değil mi? Merhaba gelsenize,” diye soran adama Alya kaşlarını çatarak bakmıştı. Adam adını nerden öğrenmişti ki?

“Yok teşekkür ederim, ben tadilatın acil olup olmadığını soracaktım.”

“Anlamadım?”

“Bakın Onur Bey, bu hafta sınavlarımız var. Tahmin edersiniz ki tadilat sesleri nedeniyle çalışmamız olanaksız. Eğer acil bir tadilat yoksa sınav haftasından sonra yaptırabilir misiniz?” dediğinde adam kızın isteğine hem şaşırmış hem de garip bulmuştu.

“Ev gerçekten içler açıcı durumda. Bu yüzden acil yapılması gereken yerler var. Eğer sizin için sorun olmazsa saat beşe kadar işçiler çalışacak. Beşten sonra evden ses bile çıkmayacak.” Alya adamın ılımlı yaklaşmasına sevinmişti.

“Teşekkür ederim,” dediğinde arkasını dönüp merdivenlerden çıkarken yeniden adama dönmüştü. “Tamire kapılarınızı yağlamakla başlamalısınız,” dediğinde adam kızın sözlerine gülmüştü.

“Öneriniz için teşekkürler.” Alya evine çıkarken düşünceliydi. Apartman orta katın da şenlenmesiyle tamamen dolmuş olacaktı. Evin kapısından içeriye girerek elindekileri kenara bırakıp ayakkabılarını çıkarmıştı. Akşam Akasya ile ders çalışması gerekiyordu. Akasya’nın derslerinde iyi olması için elinden geleni yapacaktı. Sevgi teyzesine söz vermişti, kızının dersini geçmesine yardımcı olacaktı. Kapısını kapattıktan sonra poşetleri mutfağa bırakarak odasına geçip üzerini değiştirmişti. Akşama yemek yapmak için yeniden mutfağa girdiğinde telefonu çalmıştı. Arayan kişiyi görünce yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.

“Yarım elmam,” diyen Alya karşıdan ikizinin sesini duymuştu.

“Evde misin?”

“Evet yeni geldim yemek yapacağım. Sen ne yapıyorsun?”

“Bende işten yeni geldim. Aras ile babamlara geçeceğiz. Ecem’i hazırlıyordum.”

“Öyle mi? Bizimkiler iyi mi? Nasıl gidiyor hazırlıklar.”

“Şimdilik bir sorun yok. Sana bir şey soracaktım. Abime düğünde ne hediye edeceğiz?” diye soran Arya’yla genç kız duraksamıştı.

“İnan hiç düşünmedim.”

“Ortak bir şeyler alalım mı?” Alya kardeşinin sorusuyla gülmüştü.

“Ne oldu, enişte cimri mi çıktı,” dediğinde arkadan Aras’ın sesini duymuştu.

“Karım benden zengin Alya, benim paramı istemiyor.” Alya gülerek eniştesine cevap vermişti.

“Anlaşılan avukatlık işi iyi gidiyor.”

“Sorma, çok yoğunuz bu aralar. Ayrıca küçük yer diyordum ama ne çok dava açılıyor,” dediğinde Alya yeniden gülmüştü.

“Neyse düşünürüz bir şeyler. Ama ben hala öğrenciyim unutma,” dediğinde Arya da gülmüştü.

“Bilmez miyim, senin zevkin her zaman iyidir Alya. Tek de alabilirim ama ikimizden olması daha anlamlı olur gibi.”

“Ne almayı planlıyorsun?”

“Set alalım mı?” Arya’nın sorusuyla genç kız duraksamıştı. Kendi parasından biraz birikmişi vardı. Babasının gönderdiği paraya hiç dokunmamıştı. Abilerinin ortak kartını kullanmadan da Alya istediğini alabilirdi.

“Ne kadarlık bir şey düşünüyorsun?”

“Parası sorun değil Alya, sen sadece beğen. Pahalı olsa bile sorun değil.” Alya kızın sözlerine bir şey söylememişti. Biliyordu ki Arya ile arasında parasal mevzu hiçbir zaman sorun olmamıştı.

“Peki, sen beğendiğin modelleri bana atarsın bende sana gönderirim.”

“İşte beni bu işle uğraştırma Alya, çok işim var. Modellere bakacak zamanım yok.”

“Anlaşıldı, angarya işini bana yıkıyorsun,” diyerek kardeşine sitem etmişti.

“Sen halledersin canım, hadi göreyim seni,” diyen Arya karşıdan kahkaha atmıştı.

“Tamam, elimden geleni yaparım.” Alya telefonu hoparlöre alarak konuşmasına devam erken Akasya’nın artık onunla kalacağını öğrenince Arya çok sevinmişti. Aras’ın gitmeleri gerektiğini söyleyen uyarısıyla iki kardeş veda ederek telefonu kapatmıştı. Genç kız pratik yemekler yaparken canı poğaça çekince hiç üşenmeden hamur yoğurmaya başlamıştı. Aklına fırınının çalışmadığı gelince yüzü asılan genç kız yoğurduğu hamura üzgün bir şekilde bakarken aklına gelen fikirle telefonu eline alarak Deniz hanımı aradı. Birkaç çalıştan sonra fırınını kullanıp kullanamayacağını sorduğunda kadın evde istediğini yapabileceğini söyleyerek telefonu kapatmıştı. Hamuru yarım saatlik dinlenmeye bırakan genç kız diğer işlerini halletmek için banyoya geçmişti. Biriken çamaşırlarını makineye atarken alt kattan gelen sesleri dinliyordu. Anlaşılan işçiler geri gelmişti. Makineyi açtıktan sonra vakti olduğu için bilgisayarının başına geçerek mailindeki dosyaları indirmeye başlamıştı. Avrupa’daki arkadaşları güncel araştırmalar gönderiyordu. Son makalesi bittiği için kendine yeni bir araştırma alanı bulmak zorundaydı. Alya boş duramayacağını biliyordu.

Bir süre not okuduktan sonra hamurun dinlenmiş olacağına karar vererek yerinden kalkıp yeniden mutfağa gitmişti. İki tepsi çıkararak önce sade, sonra da peynirli poğaçaları pişmek üzere tepsiye dizdiğinde elini yıkayarak gülümsemişti. Annesi onun hamur işlerinde Arya’dan daha iyi olduğunu söyler dururdu. İlk kez bunun için memnun olmuştu. Canı gerçekten feci şekilde hamur işi çekiyordu. Bir ara simit yapmayı da düşünmeliydi. Alt katın yedek anahtarını eline alıp iki kolunun altına tepsileri düzgünce yerleştirerek evden çıkmıştı. Ağır adımlarla en alt kata inerken elindeki anahtarı kapı kilidine sokmaya çalışmış ama başarılı olamamıştı. Bir süre uğraşsa da kapıyı açamadı.

“Yardım edebilir miyim?” Alya gelen soruyla arkasını dönerken yeni komşusunun gülümseyerek kendisine baktığını görünce başını sallamıştı.

“Kapıyı açabilir misiniz?” Alya’nın elinde ki anahtarı açarak evin kapısını açarken Onur dayanamayarak sormuştu.

“Cenk hocalarla iyi anlaşıyorsun sanırım?”

“Evet, aynı memleketliyiz sonuçta.”

“Öyle mi, çok sevindim sizin adınıza.” Onur kapıyı açıp geri çekildiğinde anahtarı kızın eline bırakmıştı.

“Kolay gelsin size,” diyerek eve giren genç kız ayağıyla kapıyı kapatarak mutfağa yöneldi. Elinde ki tepsilerden birini masanın üzerine bırakarak diğerini de fırının kapağını açıp içine yerleştirdi. Masanın üzerindekini de fırının alt bölümüne yerleştirerek kapağını kapatmıştı. Fırın önceden ısıtılmadığı için poğaçaların ısı yayılımı boyunca biraz daha şişeceğini düşünüyordu. Ayarlamasını yaptıktan sonra fırının saatini de ayarlayarak evden çıkmıştı. Kendi dairesine çıkarken orta dairenin kapısının yine açık olduğunu görmüştü. Giriş bölümü kendi evinden daha farklıydı. Ortada uzun bir koridor ve iki yana açılan kapılar vardı. Kapı sayısına bakılırsa kendi dairesinden daha fazla odaya sahipti. Teras balkonu düşününce bunun mümkün olduğu aşikardı.

“Gelmek ister misin?” Alya dalgınlığından adamın seslenmesiyle çıkmıştı. Ayağında ki terlikleri çıkarmadan eve girerken Alya kendisi bile bu davranışına şaşırırken ustaların ne yaptığını izlemeye başlamıştı. Tam tahmin ettiği gibi dairedeki oda sayısı kendi kaldığı daireden daha fazlaydı. Kendi salonu daha büyükken bu dairede salon iki odaya bölünmüştü. Ama mutfak kendi mutfağının iki katıydı neredeyse. Anlaşılan önceden kalanların daha çok mutfakta zaman geçiriyordu.

“Eviniz güzelmiş,” diyen Alya odayı boyayan Onur’un bakışlarını üzerine çekmişti.

“Teşekkür ederim, eskiden daha güzeldi. Bakımsız kalmış,”

“Zamanla eski haline dönecektir.” Banyonun fayanslarının kırıldığını gören genç kız şaşırmıştı. Ne ara kırım yapılmıştı.  Bazı kapılarda yerinden sökülmüştü. Anlaşılan işçiler iyi çalışıyordu.

“Ben gitsem iyi olacak, size kolay gelsin.” Alya dikkatli bir şekilde evden çıkarken Onur onu geçirmek için arkasından gelmişti.

“Hayırlı akşamlar size,” diyen genç adam kızın merdivenlerden çıkışını izledikten sonra yeniden boya işine devam etmişti.

***

Akasya ailesinin evine giderek önce annesiyle sohbet etmiş, sonra da yengesine akşam yemeği için yardım etmişti. Yeğenlerini biraz sevdikten sonra evden çıkarken gelen abisini görünce duraksamıştı.

“Akasya, sen burada mıydın?” genç kız abisine gülümseyerek cevap vermişti.

“Anneme söz verdim abi, her gün onu görmeye geleceğim. Sen neden erken geldin?”

“Biliyorsun ay sonunda yurtdışına gideceğim, patron bu zaman boyunca erken çıkmamı söyledi.” Akasya abisinin sözlerine üzülürken Erhan kardeşiyle birlikte yürümeye başlamıştı.

“Seni özleyeceğim,” diyen genç kız abisinin koluna girerek yürümeye devam etmişti.

“Yengen size emanet Akasya, yalnız bırakma onu. Bir ihtiyacı olursa söyleyemez bilirsin, sen bir kadının ihtiyaçlarını kendinden bilirsin. Arada sor ihtiyacı olan şeyleri,” dediğinde Akasya abisinin özel ihtiyaçlardan bahsettiğini anlamıştı.

“Merak etme abi, yengemle ben de Özlem yengemde ilgilenecektir. Sen kendine dikkat et yeter.” İkili evin önüne geldiklerinde Erhan’ın bakışları apartmandan aşağıya inen adamlara takılmıştı.

“Ne oluyor burada?” Akasya abisinin baktığı yere kafasını çevirdiğinde adamların orta daireden çıktığını görünce unuttuğu şeyi abisine söylemişti.

“Onur geldi,” dediğinde Erhan şaşkınlıkla kardeşine bakmıştı.

“Hangi Onur, bizim Onur mu?” Akasya başını salladığında devam etmişti.

“Sabah karşılaştık, onu tanımadım abi. Sana selamı vardı, en kısa sürede seni görmeye gelecekmiş.” Erhan kardeşinin sözlerine üzülmüştü. Onur onun iyi bir arkadaşıydı.

“Buraya kadar gelmişken onu da göreyim o zaman,” diyen adam merdivenlere yönelmişti. Akasya abisini takip ederken oldukça sessizdi. Orta dairenin kapısına geldiklerinde Erhan kapıya vurarak “Kimse var mı?” diye seslenmişti. Birkaç saniye sonra yüzünde gülümsemeyle odanın kapısından başını uzatan Onur görüş açısına girdiğinde Erhan şaşkınlıkla arkadaşına bakmıştı.

“Onur?” Onur elinde ki ruloyu kenara bırakarak kendisine şaşkınlıkla bakan arkadaşına doğru ilerledi.

“Erhan hoş geldin,” diye arkadaşına sarılmak istediğinde üzerinde ki önlüğü hatırlayarak sadece tokalaşmıştı. İki arkadaş ayaküstü bir birini incelerken Erhan yüzü değişen arkadaşının değişmeyen tek yerine odaklanmıştı.

 Gözleri…

Gözleri hala eskisi gibi parlıyordu. Derin bir iç çekerek arkadaşına sarıldığında Onur hemen itiraz etmişti.

“Dur oğlum, üzerin boya olacak.” Erhan umursamazca adama sıkıca sarılırken gülmüştü.

“Uzun zaman oldu, keşke daha önce gelseydin.”

“İsterdim ama anca işte,” derken Onur’un gözleri kendilerini izleyen genç kıza takılmıştı.

“Sen nasılsın Akasya?” diye sorarken Erhan kardeşini hatırlayarak geri çekildi. Bir kolunu kızın omzuna atarak Onur’a baktı.

“Akasya geldiğini söyleyince çok şaşırdım. Beklemiyordum,” dedi genç adam.

“Evet, bende bu kadar çabuk tayinimin buraya çıkacağını beklemiyordum. Akasya’yı üst katta görünce şaşırdım.”

“Evet, Alya ile aynı bölümü okuyorlar. Malum bizim ev kalabalık olunca Akasya okul bitene kadar üst katta olacak.”

“Öyle mi, onun adına sevindim.” Akasya abisinin kolunun altından çıkarak eve gitmek için izin istemişti.

“Ben yukarı çıkayım abi, sizin konuşacaklarınız vardır. Kolay gelsin Onur,” diyerek merdivenlerden çıkmaya başlamıştı. Üst katın kapısının açılıp kapanma sesini duyan ikili eve girerek sohbet etmeye başlamıştı. Alya arkadaşının dalgın olduğunu görünce gözünün önüne elini salladı.

“Ne oldu Akasya, yine dalgınlaştın.”

“Abim aşağıda, Onur ile konuşuyor.”

“Ne var bunda?” Alya kızın koluna girerek onu salona çekiştirip oturmasını sağlamıştı. Akasya gözleri dolu bir şekilde genç kıza bakarken derin bir iç çekti.

“Onur’a baktıkça karşımda bir yabancı varmış gibi hissediyorum.”

“Anlatmak ister misin?” Alya kızın elini tutarak tek ayağını kırıp genç kıza dönerek oturmuştu.

“Lisedeydik, ben liseye yeni başlamıştım. Abim ve Onur mezun olacaktı. Bir gün eve giderken abim koşarak yanıma geldi. Gözleri kan çanağına dönmüştü. Ne olduğunu anlamamıştım bile. Bana sarıldığında önce anneme bir şey oldu sandım ama sonra…” Akasya derin bir nefes alarak devam etmişti.

“Onur gitti dedi,” Alya sessizce kızı dinlerken Akasya konuşmasına devam etmişti.

“Anne babasıyla merkeze giderken kaza yapmışları. Kaza o kadar kötüydü ki arabadan sadece Onur sağ çıktı. Nasıl sağ çıkmaksa artık, yüzü parçalanmış öyle dediler. Aylarca hastanede kaldı, onu görmeye gittiğimizde kimseyi görmek istemedi. Abim çok kötü olmuştu. Zorla odasına girdiğinde Onur’un tüm yüzünün sargıda olduğunu, sadece gözlerinin göründüğünü söylemişti. Abim o günden sonra kendine uzun süre gelemedi. Çok acı çekmişti Alya, o kadar acı çekti ki sanki bizde o acıyı yaşadık. Hastaneden çıktıklarında bir daha buraya gelmemişlerdi. Dedesi ve babaannesi onu alıp İstanbul’a gitti. Başta anlam verememiştik ama sonradan Onur’un en iyi tedaviyi orada göreceğini düşünerek sevinmiştik. Yıllar geçti Alya, düne kadar onu unuttuğumuza inanamıyorum. Ben onu tanımadım!”

“Akasya bu çok normal, yüzü değişmiş.”

“Değil, o gözleri tanımam gerekirdi. Onur abimle arkadaş olabilirdi ama benimle de oynardı. Çocukluğumuz beraber geçmişti. Ağlamayayım diye abimi kaç kez oyuna girmem için ikna etmişti.” Alya kızın sözlerine gülümsemişti. Akasya yaşadığı şoku kolay atlatamayacaktı anlaşılan.

“Bak şimdi iyi, bunu düşünüm mutlu olamaz mısın?” diyen genç kız Akasya’nın elini sıkmıştı.

“İyi değil mi?” Alya başını sallarken kızın dizine vurarak yerinden kalkmıştı.

“Alt katta fırına poğaça atmıştım. Sende çay koy ona da götürürsün. Acıkmış olmalı,” dediğinde Akasya minnetle genç kıza bakmıştı.

“Teşekkür ederim Alya, sen olmasan ben kabuğumdan sıyrılamazdım.”

“O senin içinden gelen bir şey canım, ben sadece aracı oldum.” Kız evden çıkıp fırına koyduğu poğaçaları almak için alt kata indiğinde oldukça düşünceliydi. Anlaşılan bu günden sonra hayatı daha da şenlenecekti.

***

Yorumlarınızı bekliyorum!

Beni yalnız bırakmazsanız sevinirim.

Çıkarken reklama tıklarsanız siteye yardımcı olursunuz. Anlayış için Teşekkür ederim!

17. BÖLÜM <<<<<<———>>>>>>> 19. BÖLÜM

21820cookie-checkGelincik Çiçeği 18. Bölüm