Gelincik Çiçeği 19. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Nasılsınız? Ramazan nasıl geçiyor? Umarım güzel geçiyordur. Hadi bölümü okuyalım! Keyifli okumalar!

***

Genç kız koluna taktığı çantasıyla hızla dış kapıya doğru ilerlerken bir yandan da arkadaşına sesleniyordu.

“Akasya hadi geç kalıyoruz,”

“Geldim, nasıl uyuya kaldık anlamıyorum,” diye söylenen Akasya hemen ayakkabılarını giyerken bir yandan da sınava yetişebilmek için dua ediyordu. Bu gün son vize sınavları vardı ve neredeyse bir buçuk haftadır doğru düzgün uyumadan ders çalışmışlardı. Bu günkü sınav belki de en zor sınavlarıydı. Gece yarısına kadar çalışmış sonra da masa başına uyuya kalmışlardı. Kapıyı kapatarak hızla merdivenden inerken orta kapının açılmasıyla kısa bir selam vererek aynı hızla aşağı inmeye devam ettiler.

“Kızlar bir sorun mu var?”

“Geç kalıyoruz Onur, çok geç kaldık,” diye adamı cevaplayan Akasya bir elini sallayarak ona bakmadan yola inmişti.

“Bekleyin sizi ben bırakayım,” diyen adamla Alya’nın ayakları aniden durmuştu.

“Sahi niye bu kadar koşuyorlardı ki? Arabayla on beş dakikalık bir mesafede olan okullarına yetişebilirlerdi. Sınava yarım saat vardı.

“Teşekkür ederiz, çok makbule geçer Onur Bey,” diyen Alya’yla Akasya da durmuştu. Genç adam evine girerek arabasının anahtarını alıp hızla kızların yanına inmişti. Birlikte arabaya bindiklerinde Akasya’nın heyecandan eli ayağına dolanmıştı.

“Sakin ol biraz Akasya, yetiştireceğim sizi,” derken Onur genç kıza kısa bir bakış atmıştı.

“Elimde değil, bu gün son sınava gireceğiz. Ayrıca zor bir sınav olacak.”

“Sen yaparsın, kendine güven.” Adamın sözleriyle utanarak bakışlarını kaçıran genç kız Alya’nın gülümsemesine neden olmuştu.

“Hangi bölüme gideceğiz?”

“Yüksek lisans binasına,” Alya yanında ki arkadaşının konuşmayacağını anladığında adama kendisi cevap vermişti.

“Sınavdan sonra çarşıda dolaşalım mı?”

“Çok isterdim ama öğleden sonraki sınavda gözetmenlik yapacağım.”

“Hadi ya, keşke işin olmasaydı. Canım acayip dondurma çekmişti.” Onur Akasya’nın asılan yüzüyle hafif gülümsedi. Demek ki zaman geçse de bazı şeyler değişmiyordu. Aklına evi tadilata başladığı günlerde Akasya’nın kendisine boğaca ve çay getirmesi gelmişti. Kızın getirdiklerini yerken oldukça mutlu olmuştu. Belki abisi var diye getirdi diye düşünürken ertesi akşam da Onur’a yemek getiren Akasya’nın mahcup bakışlarını kaçırması adamı yine böyle gülümsetmişti.

“İsterseniz akşama sizi çıkarabilirim,” diye teklifte bulunan genç adam Alya’nın dikkatini çekmişti. Yarın dayısı ile düğün için Trabzon’a gidecekti. Bu akşam Akasya’yı dışarı çıkarmak güzel olabilirdi.

“Bence güzel fikir, gitmeden çarşıya inerek alış verişte yaparız. Sonra da istediğin dondurmayı yer döneriz.”

“Bilmem ki, zahmet olmasın?” Onur aynadan kıza kısa bir bakış atarak başını olumsuz anlamda salladı.

“Ne zamandan beri benden çekinir oldun Akasya?”

“Ben…” Akasya gelen soruya ne diyeceğini bilememişti. Zamanla Onur’un yeni yüzüne alışmaya başlamıştı. Belki ambalajı değişmişti ama Onur, davranışlarıyla, düşüncesiyle hala aynı adamdı.

“Abimlere söyler öyle çıkarız,” diyen kız onların teklifini kabul etti.

“Bence şöyle yapalım, abinler de gelsin. Erhan abin gitmeden önce vakit geçirmiş oluruz.” Akasya hevesle başını sallarken kampüsün kapısından içeriye giriş yapmışlardı. Onur onları bölüm kapısına bırakırken hala on dakikaları olması Akasya’yı rahatlatmıştı.

“Çok teşekkür ederim, sen olmasan sınava geç kalabilirdik.”

“Önemli değil, bir daha yardıma ihtiyacınız olursa söylemekten çekinmeyin. Evdeysem muhakkak yardım etmeye çalışırım.”

“Teşekkürler Onur, biz gidelim artık.” Alya ve Akasya genç adamı yolcu ederek hızla binaya girip sınavın olacağı sınıfa doğru ilerlemişti.

“Alya çok heyecanlandım,” diyerek genç kızın koluna giren Akasya derin bir nefes aldı.

“Merak etme, sakin ol yeter. İnan sınav beklediğin gibi zor olmayacaktır.”

“Sana imrenmeden edemiyorum Alya, sınavlardan sonra bazen Cenk hocanın yanına gitmene rağmen başarılısın. Ben olmasam belki de sınavlara çalışmadan gireceksin.”

“Saçmalama Akasya, benim de hatırlamam gereken konular var.”

“Tabi canım bu yüzden mi ilk sen soruları çözüp sınıftan çıkıyorsun?” Akasya’nın komik ifadesiyle genç kız gülmeden edememişti. Başını iki yana sallayarak sırayla sınıfa giren arkadaşlarının arkasından o da sınıfa girmişti. Her zaman ki gibi kendisi kapıya en yakın olan sıraya geçerken Akasya’nın da ortalarda bir yere oturmasını izlemişti.

“Nasılsın kaçak?” Ahmet genç kızın masasına oturarak yukardan ona bakıyordu. Sınavlar başladığından beri Ahmet ile doğru düzgün vakit geçirmemişlerdi.

“Ben iyiyim asıl sen nasılsın? Sınav zamanı hiç yanımıza uğramadın.”

“Eve geçmem gerekiyor Akasya, malum bu dönem iyi çalışmalıyım.”

“Bizimle de çalışabilirdin.” Alya genç adama söylense de onun grup halinde çalışamadığını çok iyi biliyordu. Ahmet ilkokulda bile hocanın birleştirdiği gruplarda rahat edemezdi.

“İsterdim ama odaklanma problemi yaşardım. Neyse sınavlar iyi gidiyor seninkileri sormuyorum. Bu arada fena düşman kazanıyorsun.” Alya genç adamın sözlerine şaşırırken hocanın sınıfa girmesiyle masadan kalkıp Alya’nın kulağına “Sınavda biraz oyalan, çok erken çıkıyorsun,” dedi. Alya onun neden bahsettiğini anladığında başını sallamıştı.

“Evet arkadaşlar, masanın üzerinde kimlikleriniz ve kalemleriniz dışında hiç bir şey kalmasın. Herkes öndeki arkadaşının tam arkasına yerleşsin. Kopya çekenin sınav kağıdına sıfır veririm.” Alya kadının konuşmasını bitirmesiyle önüne odaklanmıştı. En ön sırada oturuyordu. Gözüne takılan detayla kaşlarını çatarak bakışlarını hocaya çevirdi.

“Hocam sıramı değiştirebilir miyim?” genç kızın sorusuyla bakışlar ona dönerken hoca Alya’ya dönmüştü.

“Neden?”

“Açıkçası masamda soru cevapları yazıyor. Silmek için zamanım olmadığına göre…” dediğinde kadın hızla Alya’nın masasına bakmıştı. Gördükleriyle dişlerini sıkarken bakışları sınıfta dolaştırdı.

“Arkadaşlar bu cevapları kim yazdı sıraya?” kadının sorusu ile sınıfta bir uğultu kopmuştu.

“Hocam arkadaşın sırası olduğuna göre ona sormanız gerekmez mi?” Alya konuşan kişiye cevap vermek yerine ters bir şekilde bakmıştı.

“Hocam izninizle arka sıralardan birine geçebilir miyim?” Alya’nın isteğiyle kadın onu arka sıra yerine kendi masasına yönlendirmişti. Alya kabak gibi meydanda olmaktan hoşlanmasa da kadının dediğini yapmak zorundaydı. Masanın üzerini boşaltan kadın az önce Alya’nın kalktığı sıraya çantasını ve kitaplarını bırakmıştı.

“Arkadaşlar herkes sırasını kontrol etsin. Birinin masasında yazı görürsem sınavı geçersiz sayılır.” Herkes masasını kontrol ederken bazıları da Alya’ya öldürücü bakışlar atıyordu. Sınav kağıtları dağıtıldıktan sonra Alya bir süre kağıttaki soruları okuyarak düşünmüştü. Sorular onun için kolay olsa da Ahmet’in tavsiyesine uymak istemişti. Belki on dakika içinde çıkmayacaktı sınavdan ama yine ilk çıkanın kendisi olacağını biliyordu. Birkaç dakika boş boş kağıdına bakarken hocanın kafasına dikilmesiyle bakışları kadına dönmüştü. Kadın sessizce “Ne oldu, neden cevaplamıyorsun?” diye sorunca Alya hafif gülümsemişti.

“Hangi sorudan başlayayım diye düşünüyordum.” Alya’nın cevabı ile kadın yeniden sınıfa dönmüştü. Gözü sürekli öğrencilerin üzerindeydi. Arada sınıfta gezerek kimin ne cevap yazdığına göz atarken yaklaşık on beş dakika sonra masasından sessizce kalkan Alya dikkatini çekmişti. En son baktığında kağıdına tek kelime yazmamış olan kızın on beş dakika sonra sınavdan çıkmak için sessizce hazırlanması onu şaşırtmıştı. Kızın soruları cevaplamadığını düşünürken Alya’nın sınıftan çıkmasıyla yönünü masasına çevirmişti. Soru ve cevap kağıdını toparlamak için eline aldığında şaşkınlıkla sonuna kadar dolu olan kağıda baktı. Alya’nın dediği gibi hangi sorudan başlamak istediği cevabının da doğru olmadığını anlamıştı. Cevaplar sırayla verilmişti. Başını iki yana sallarken bir süre sınıfı unutarak Alya’nın cevap kağıdını inceledi. Her bir cevapta hem şaşırmış hem de düşünmüştü. Kağıtta eksik bir cevap yoktu, aksine oldukça aydınlatıcı fazla cümleler bile vardı.

“Evet arkadaşlar son on dakika,” diye sınıftakileri uyarırken bitiren öğrenciler kağıtlarını tek tek öğretmen masasına bırakmaya başlamıştı. Birkaç kişi hariç bunlardan biri de Akasya hala kağıdına yazılar yazıyordu.

“Son beş…” hocanın sözleriyle Akasya kağıdını alarak ayaklanmıştı. Çantasını da omuzuna takıp elindeki cevap kağıdını hocaya vererek sevinçle sınıftan çıktı. Alya onu her zamanki gibi bahçede bekliyordu.

“Alya, nasıl geçti? Benim ki çok iyiydi,” diyen kıza gülümseyen Alya kızının koluna girmesiyle yürümeye başlamıştı.

“Sevindim, umarım iyi bir not alırsın.”

“Sayende alacağım,” diyen genç kız Ahmet’in de onlara katılmasıyla kantine doğru ilerlemişti.

“Ne yapacaksın?”

“Ben öğleden sonra ki sınava gözcülük yapacağım. Önce bir şeyler yiyelim.” Ahmet başını sallarken Aslı’nın sınavının öğleden sonra olduğunu bildiği için rahat davranıyordu.

“Yarın kaçta çıkacaksınız?”

“Bilmiyorum, dayıma sormam gerekiyor.”

“Gitmeden konuşalım, beni aramayı unutma.” Alya ve Akasya kantinde boş bir yer ararken Ahmet’te çay almak için ilerlemişti. Her yer doluydu ve ikili dışardaki açık alana oturmaya karar vermişti. Yerleştiklerinde Ahmet elinde çay ve tostlarla onlara katılmıştı.

“Ee anlatın bakalım sınavlar nasıl geçti?” Ahmet çayından bir yudum alırken Akasya heyecanla konuşmuştu.

“Benimkiler hiç olmadığı kadar iyi geçti Ahmet. Alya sayesinde bu yıl tüm derslerden geçeceğim inşallah.”

“Öyle mi buna sevindim. Alya sen sınavdan neden o kadar geç çıktın. Dakika tuttum. On dakika geç çıktın.”

“Sen söyledin ya geç çık diye,” Alya’nın cevabıyla Ahmet tiz bir kahkaha atmıştı. Alya’nın onu umursayacağını düşünmemişti. Ama bir yandan da iyi olmuştu. En azından bu sınavda genç kız göze batmamıştı. Bir süre sohbet ederek vakit geçirdikten sonra Cenk hocanın aramasıyla Alya onlardan ayrılarak bölüm binasına doğru ilerlemeye başlamıştı. Hızlı adımlarla ilerlerken peşinden koşturan kişiyi görünce duraksamıştı.

“Ne oldu Adem, nefes nefese kaldın?”

“Hocam sınavımıza siz mi gireceksiniz?”

“Bilmiyorum, Cenk hoca çağırdı.” Adem derin bir nefes alarak gülümsemişti. İkili yan yana yürüyerek binaya girerken onları pencereden gören adam kaşlarını çatarak arkasını dönmüştü. Birkaç dakika sonra kapısının tıklatılmasıyla girmesini söyleyen genç adam masasına geçerken Alya izin isteyerek içeriye girmişti. Her zamanki gibi kapıyı aralık bırakarak gösterilen yere geçerken Alya elinde ki çantayı masasının önündeki küçük sehpanın üzerine bırakmıştı.

“Hocam beni çağırmışsınız?”

“Sınavların bitti mi?” Alya başını sallarken Cenk nefesini dışarıya salmıştı.

“Bitti hocam, bir şey mi isteyecektiniz?”

“Bu gün benimle birlikte sınava gireceksin. Geçen yıldan kalan, dersi alttan alan çok öğrenci varmış. İki sınıfa bölmemiz gerek bizim şubeyi.”

“Anladım hocam, ben sınav saatinde gelirim o zaman.” Alya ayaklanacakken Cenk’in sözleri ile duraksamıştı.

“Sınavlar başladığından beri konuşamadık, nasılsın?” Alya adamın sorusu ile şaşırırken duraksamıştı.

“Çok şükür hocam, sizde iyileştiğinize göre bir sorun yok.”

“Biliyorum, ilk yıldan asistan olmak istemiyordum. Yine de asistanlığı kabul ettiğin için sana teşekkür edemedim. Bu akşam annemi dışarıya çıkaracağım, Akasya ile bize katılır mısınız?” dediğinde Alya şaşkınlıkla genç adama bakmıştı.

“Biz mi hocam, bunun doğru olacağını sanmıyorum.” Cenk aldığı cevapla kaşlarını çatarken Alya hemen sözlerine devam etmişti.

“Ayrıca bu akşam Akasya ve abileriyle çarşıya ineceğiz. Malum abisi yurtdışına gidecek.”

“Senin de onlara katılman şart mı?” Alya her bir soruda daha da şaşırırken başını iki yana sallamıştı.

“Siz iyi misiniz hocam, bir tuhaf davranıyorsunuz?” Cenk genç kızın sözleriyle kendine gelirken bakışlarını kaçırarak önünde ki soru kağıtlarına dönmüştü.

“Kusura bakma, bu aralar biraz yoğunluktan ağzımdan çıkanlara engel olamıyorum.” Alya adamın neden bahsettiğini bilmese de bir şey dememişti. Cenk soruları Alya’ya uzatarak kontrol etmesini istedi. Alya başta neden böyle bir şey istediğini anlayamasa da genç adam onun düşüncelerine cevap vermişti.

“Alya, sorularda bir hata olup olmadığına bakar mısın? Dediğim gibi bu aralar kafam biraz dağınık,” dediğinde Alya adama kısa bir bakış atıp elinde ki soru kağıdını okumaya başlamıştı. Birkaç soruda hata görünce gerçekten de Cenk’in iyi olmadığını düşündü.

“Bir sorununuz mu var hocam, neden bu kadar dalgınsınız?” diye soran genç kız hatalı olan soruları Cenk’e göstermişti.

“Teşekkür ederim, neyse ki kopyaları almamıştım.” Alya adamın cevap vermemesine üzülse de nasılsa Deniz teyzesinden öğreneceğini düşünerek adamın üzerine gitmedi.

“Hocam burada A ve B şubeleri soruları yazıyor,” diyen Alya kaşlarını çatmıştı.

“Evet, Ayfer hoca müsait olmadığı için ben hazırladım iki şubenin sorularını.”

“Ama hocam bu haksızlık değil mi? Sizin sınıfınız B şubesinden iki ünite ilerde.” Cenk duyduğu şeyle başını kaldırarak genç kıza bakmıştı.

“Emin misin Alya?” Alya başını sallayarak cevap vermişti.

“Elbette, daha iki gün önce B şubesinden dersime giren öğrencilerle karşılaştım. Anlamadıkları bir konu hakkında benden yardım istediler. Ayrıca sizden iki konu geride olduklarını da söylediler.” Cenk sıkıntıyla alnını ovalarken derin bir iç çekti.

“Bana B şubesinden öğrenci bulabilir misin Alya, bu konudan emin olmalıyız. Sınava henüz bir saat var, ona göre şubelerin sorularını değiştirebilirim.” Alya hiç bir şey demeden yerinden kalkarak odadan çıktığında alt koridorda gördüğü öğrencilerin yanına gelmişti. İçlerinde iki tane B şubesi öğrencisi olduğunu görünce fazla aramayacağı için sevinmişti. Öğrencilerle birlikte Cenk’in yanına çıktıklarında Alya’nın haklı olduğunu öğrenen Cenk sıkıntıyla yüzünü sıvazlamıştı.

“Bu kadın ne yapmaya çalışıyor?”

“Hocam, şimdi bunu düşüneceğinize yeni sorular hazırlamanız gerekmez mi?”

“Biliyorum,” Cenk hazır olan sorulardan B şubesinin geldiği üniteye kadar olan soruları silerek önceki ünitelerden birkaç soru eklemişti. Neyse ki fazla uğraşmasına gerek kalmamıştı. Alya yüzünü asarak Cenk’e baktı.

“Hocam sizce de bizim öğrencilerimize karşı haksızlık olmayacak mı?”

“Anlamadım?”

“A şubesinin çalıştığı ünite sayısı daha fazla olduğu için soru sayısını azaltıp puanlamasını yükseltmeniz gerekmez mi? Her şubeye on soru sordunuz, tamam cevaplar kısa olsa da bence haksızlık yapıyorsunuz. A şubesini en azından soru sayısını azaltıp öğrencilerin hakkını puan olarak vermeniz gerekir.” Cenk şaşkınlıkla genç kıza bakarken Alya omzunu silkmişti.

“O zaman hazır olan sorulardan hangilerini seçeceğimizi sen göster,” derken Alya yutkunarak adama bakmıştı.

“Buna yetkim olduğunu sanmıyorum.”

“Alya, bu çocuklara olmadığım zamanlarda sen ders verdin. Hangi konularda daha iyi olduklarını eminim hemen anlamışsındır. Benim aksime sen onların içindensin, öğrencisin. Şimdi al bu soruları, hangileri kalsın, hangileri gitsin sen karar ver. Altı soru seç, ilk dört on beş, diğerleri yirmi puan olsun,” Alya başını sallayarak adamın dediğini yapmıştı. Sınav zamanı geldiğinde ise genç adam soru kağıtlarının yarısını Alya’ya vererek gözetmenlik yapacağı sınıfa gitmesini istemişti.

“Hocam, sorular zor mu?” Adem’in sözlerine gülen genç kız başını sallamıştı.

“Sizin seviyenizdeki öğrenciler için zor olduğunu düşünmüyorum.” Öğrenciler yerlerine geçerken kapıdan içeriye Cenk girmişti.

“Evet arkadaşlar, herkes masaları boşaltsın. Sorular zor değil, sınav süreniz kağıdınızda yazıyor. Lütfen cevap kağıdında ki yazınız okunaklı olsun. Birazdan Alya size soruları dağıtacak. Lütfen kendi kağıdınızdan başka kağıtla ilgilenmeyin.” Cenk Alya’nın kağıtları dağıtmasını bekledikten sonra son uyarılarını yaparak diğer sınıfa geçmişti. Sınav bir saat sürecekti ve Alya bu bir saatte sıkılmamak için arada sınıfta dolaşıp öğrencilerin verdiği cevaplara bakıyordu. Zaman çok çabuk geçmişti ve Alya sınavın bittiğini duyurduğunda kimsenin yerinden kalkmamasını isteyerek cevapları toplamaya başladı.

“Hocam teşekkür ederiz,” diyerek yanına yaklaşan öğrencilere gülümseyerek bakan Alya başını sallamıştı.

“Neden?”

“Altını çizdirdiğiniz yerlerden ağırlık olarak soru çıkmış.” Alya etrafını sararak soruların cevaplarını öğrenmek isteyen öğrencilere gülerek karşılık verdi.

“Arkadaşlar, cevap anahtarını Cenk hocanız asacaktır. Şimdi izin verirseniz kağıtlarınızı Cenk hocaya götüreyim.” Alya öğrencilerin arasından geçerken başı dik bir şekilde sınıftan çıkmıştı. Bu duyguyu seviyordu. Belki lise öğrencisi ya da ortaokul öğrencisi değildiler ama Selim abisini şimdi daha iyi anlıyordu. Öğrencilerinin neden bu kadar değerli olduğunu bu sınıf sayesinde öğrenmişti. Birine bir şeyler öğretmek gerçekten de paha biçilmez bir duyguydu.

“Hocam nasılsınız?” Alya duyduğu sesle arkasını dönüp baktığında Cenk hocayla konuşan kadını görünce duraksamıştı. Kadının elinde sınav kağıdı görünce onunda bölümde hoca olduğunu anlamıştı. Kadını daha önce görmediği için kim olduğunu bilmiyordu. Uzun siyah saçları koridor ışığı altında parlıyordu, gözlerinin rengi uzaktan seçilemese de renkli olduğu belliydi. Üstelik kadın mankenlere taş çıkaracak bir fiziğe sahipti. Ayağında ki topuklularla boyu Cenk hocanın burnuna kadar uzanıyordu. Gerilen Alya daha fazla onları izlemek istemediği için hemen arkasını dönüp üst katta bulunan Cenk’in odasına doğru ilerlemeye başlamıştı. Az önce düşündüğü şeylerden ötürü kendisine şaşırıyordu. Sıkıntıyla başını iki yana sallarken derin bir nefes verdi.

“Yorgunsun hep bundan bu karmaşa.” Sessizde olan cebindeki telefonu titreyince Alya hemen cebindeki telefonu alarak cevap verdi.

“Dayıcım?”

“Alya, sana attığım maile bak, hemen!” Alya dayısının kısa konuşmasıyla kaşlarını çattı.

“Alya bir sorun mu var?” Sefa hoca genç kızın koridorun ortasında öylece durmasından dolayı sormuştu.

“Yok hocam,” derken içinden de ‘umarım’ diyordu. Adnan hocanın attığı maile telefonundan baktığında daha önce makalesini ve araştırmasını gönderdiği derginin adını görünce gerilmişti.

“Alya, sorun ne? Yüzün bembeyaz oldu!” yutkunan genç kız dişlerini sıkarak gözlerini kapatmıştı.

“Umarım yapmamıştır,” dediğinde Sefa hoca hiç bir şey anlamamıştı. Alya elindeki telefona o kadar dalmıştı ki Sefa hocanın koluna dokunmasıyla irkilerek ona baktı.

“Alya?” Alya derin bir nefes alıp elinde ki kağıtları düşmeden son anda yakalamıştı.

“Hocam biraz müsaade eder misiniz, bakmam gereken önemli bir şey var.” Alya hızlı adımlarla Cenk’in odasına girerken elinde ki sınav kağıtlarını masaya bırakarak aceleyle bilgisayarı açmıştı. Kendi mailine girerken yanında ki Sefa hocanın farkında bile değildi. Genç kızın mailden dayısının gönderdiği dosya indirip dikkatle incelemesi, sonradan dosyadaki bir yere telefonunu tutarak öfkeyle yerinden kalkmasıyla Sefa hoca hızla geri çekilmişti.

“Bunu ona ödeteceğim,” diyen kız iki elini masaya vurarak sakinleşmek için gözlerini kapatmıştı. Derin derin nefesler alırken yanındaki adamın endişelenmesine neden olmuştu.

“Alya, neler oluyor?” Sefa hocanın sert çıkan sesiyle kız kendine gelirken kapıdan giren Cenk ile öfkeli gözleri ona dönmüştü.

“Ne oluyor Alya?” Cenk’te bakışlarını ikili arasında gezdirirken Alya dosyanın sonunda ki imzayı görünce iyice delirmişti.

“İçeriği çaldığı yetmediği gibi imzayı da çalmaya kalkmış. Onu mahvedeceğim. Bundan sonra hiçbir üniversitede eğitim vermemesini sağlayacağım.”

“Alya, sakin ol neden bahsediyorsun?” Cenk’in çıkışına karşılık genç kız alayla gülümsemişti.

“Neden mi bahsediyorum Cenk, neden mi bahsediyorum? Hepsi senin yüzünden, senin yüzünden bir yıllık emeğim hırsızların eline geçti!” kızın sesini yükseltmesiyle Sefa geri giderken, Cenk kaşlarını çatarak kıza bakmıştı. Alya ona ilk kez adıyla sesleniyordu, önüne ya da arkasına hiçbir hitap olmadan. Ama onda da öfkesini kusmak için…

“Alo, dayı haklısın. Araştırmamı çaldığı yetmemiş gibi birde imzamı çalmaya kalkıştı. Bunu onun yanına bırakmayacağım. Üstelik dergiye de dava açacağım. Bana onay metni göndermeden adımı kullanan birinin makalesini yayınlamış. O kadın kendine iyi bir avukat tutsa iyi olacak. Onu mahvedeceğim,” derken son sözlerini bağırarak söylemişti. Cenk ve Sefa şaşkınlıkla sinirli bir şekilde odadan çıkıp yan odaya bir anda giren kızın arkasından bakmıştı.

“Ayfer hoca elinde çayı yayınlanan makalesini okurken oldukça keyifliydi. Bu makale ile doçentliği garantilemiş bile olabilirdi. Odanın kapısının aniden açılmasıyla ellindeki çay üzerine dökülmüş, çığlık atarak hızla yerinden kalmıştı.

“Neler oluyor?” Alya kadının masasına kadar giderek alev alan gözlerini ona dikmişti.

“Sen, yaptığın hırsızlığın bedelini ödeyeceksin!” Alya’nın sözleriyle Ayfer hoca hemen atılmıştı.

“Sen kim oluyorsun da odama bu şekilde giriyorsun?”

“Senin çaldığın araştırmanın sahibiyim!” dediğinde kadının yüzünde ki renk gitmişti. O araştırmanın Alya’nın olabileceği hiç aklına gelmemişti.

“Saçmalama, ben bir şey çalmadım.”

“Öyle mi? Sen de, araştırmamı izinsiz yayınlayan o dergide bunun hesabını verecek. Bundan sonra kimsenin emeğini çalmamanı sağlayacağım.” Kadın Alya’nın sözleri karşısında o kadar sakindi ki birden kahkaha atmıştı.

“Sen mi? Araştırmanın senin olduğunu nasıl ispat edeceksin? Söylesen de sana mı inanırlar, yoksa bana mı?” kadının pişkinliğine hayretle bakan genç kız başını iki yana sallamıştı. Yüzünde ki gülümseme kan donduran cinstendi. Kapıda onları izleyen iki adam da oldukça şaşkındı. Alya arkasını dönerek Cenk’e baktı.

“Görüyorsunuz değil mi Cenk hocam, utanmaz inkar bile etmiyor. Birde eğitimci olarak öğrencilere ders veriyor. Bunlara neden olan sizin dikkatsizliğinizdi.” Cenk kızın sözleri karşısında oldukça üzülmüştü. Hala severek takip ettiği araştırmacının Alya olduğuna inanamıyordu.

“Haddini aşma Alya, sen kime hırsız diyorsun?” Ayfer hoca Cenk’i görünce hemen saldırganlaşmıştı.

“Size diyorum Ayfer Toprak. Utanmadan bir de AT. İmzasını da kullanmışsınız. Bu yanınıza kar kalmayacak. O araştırmayı benim hazırladığıma dair şahit olacak birçok önemli profesör var, onu geçtim o kadar aptalsınız ki daha önce hiçbir yerde kullanılmayan patentli bir formülü sizinmiş gibi kullandınız. Birde doğru kullanabilseydiniz keşke. Tüm sonuçlarınızı yanlış veriler üzerinde yapmışsınız. Bu yüzden dosyanın peşine düştünüz değil mi? O küçük aklınız basmadı formülün verilerini çözmeye!” dediğinde Ayfer ileri doğru atılmak istemiş ama Alya onu hemen savuşturmuştu.

“Kendinize iyi bir avukat tutsanız iyi edersiniz Ayfer Hanım, çünkü sizi mahvedeceğim. Kimse benim emeğimin üzerine konamaz!” diyerek hızla iki adamın arasından geçip koridora çıkmıştı. Seslere toplanan öğrencileri görünce duraksayan genç kız kendine kızıyordu. İlk kez kendini bu kadar kaybetmişti. Olmaması gereken bir yerde sesini bu kadar yükseltmişti.

Alya öğrencilerin şaşkın bakışları arasında bölüm binasından ayrılırken geride büyük bir dedikodu yumağı bıraktığının farkındaydı. Ama umurunda olduğu söylenemezdi. O kadar öfkeliydi ki kendisine seslenen Akasya’yı bile duymamıştı. Kolunu yakalaya genç kızla hızla arkasını dönen Alya sinirden neredeyse ağlayacaktı.

“Alya, neler oluyor?”

“Yok bir şey Akasya, hadi buradan gidelim. Her şey üzerime geliyor.” İkili okuldan ayrılırken genç kız Ahmet’i aramıştı. Akşam ki planın iptal olması gerekiyordu. Biran önce memlekete doğru yola çıkmak için dayısını arayıp, akşam yola çıkmak istediğini söylemişti. Burada kalamazdı. Kalırsa istemediği şeyler yapacak, haklıyken haksız duruma düşecekti. Onun sakinleşmesi gerekiyordu.

***

Genç adam ne yapacağını ne söyleyeceğini şaşırmış durumdaydı. Olanlara hala inanamıyordu. Alya’nın çekip gitmesinin ardından Ayfer de ikisinin arasından geçerek hızla üst kata doğru ilerlemişti. Onun nereye gittiğini tahmin etmek güç değildi. Öğrencilerin konuşmaya başlamasıyla Cenk onlara dönerek “Hadi dağılın çocuklar, izlenecek bir şey yok,” dediğinde öğrenciler olayın vahameti yüzünden hemen orayı terk etmişti. Cenk’in kulağına arada öğrencilerin “Ayfer hoca hırsızlık yapmış,” sözleri yankılanırken kendi odasına giderek hızla ekranında ki dosyayı okumaya başlamıştı. Alya haklıydı, bu belgeler Alya’nın ona verdiği belgeler olsa da sonradan farklı bir araştırma konusuyla devam ediyordu. İlk sayfalardaki yazım şekliyle, sonrakiler oldukça farklıydı. Resmen araştırma, profesörlükten acemiliğe inmiş gibi yazılmıştı. Sıkıntıyla yüzünü sıvazlarken gözünün önüne Alya’nın öfkeli bakışları gelmişti.

“Neler oluyor Cenk, az önce olanlarda neydi öyle?” Cenk kendisine merakla bakan arkadaşına dönerek üzgün bir şekilde gülümsemişti.

“Olan şu Sefa, şu önümde duran araştırmanın sahibi Alya olmasına rağmen altında Ayfer hocanın imzası olarak yayınlanmış. Üstelik bunun sorumlusu da benim. Alya araştırmayı bana verirken kimse görmesin demişti ama nasıl olduysa Ayfer hoca bilgisayarımdan araştırmayı almayı başarmış.”

“Bu çok ciddi bir suçlama!” diyen Sefa hocayı başını sallayarak onaylamıştı.

“Hem de çok ciddi. Eğer Alya bunu kanıtlarsa ki kanıtlayacağına eminim, Ayfer hanımın eğitimci hayatı son bulabilir.”

“Bence iyi olur, zaten bir işe yaramıyordu!” dediğinde odanın kapısı sertçe açılmıştı. İçeriye Ayfer hocanın amcası Kenan hoca girince iki gençte bakışlarını ona çevirmişti.

“Nerede o?”

“Kimi arıyorsunuz hocam?”

“Ayfer’i hırsızlıkla suçlayan o asistan parçası! Onu mahvedeceğim, benim yeğenime iftira atmak neymiş görecek!” diye bağıran adamla birlikte Cenk hemen ayağa kalkmıştı.

“Haddinizi aşmayın Kenan hocam, benim yeğenim kimseye iftira atmaz.” Kapıdan giren Adnan ile ortam bir anda soğumuştu. Kenan hoca Adnan’a dönerek öfkeyle konuştu.

“O yeğenin olacak kızın bu okulda barınabileceğine inanıyor musun Adnan, bazı şeylere senin bile gücün yetmez.”

“Merak etme, benim yeğenim haksız olduğunu düşündüğü hiçbir işe kalkışmaz. Bence sen Alya’nın peşine düşeceğine Ayfer hanıma iyi bir avukat tutmalısın! Zira dava sonucunda mesleğinden olabilir,” dediğinde Kenan öfkeyle öne çıkmıştı.

“Bunun hesabını ödeyeceksiniz!” dedi. Adnan başını sallayarak adama cevap vermişti.

“Hesap sormak istiyorsan önce başkalarının emeğinin üzerine konan yeğeninizden hesap sorun. Ayrıca bu ilk kez yaptığı bir şey de değil.” Cenk ve Sefa hoca adamın sözlerine şaşırırken Kenan hoca hızla odadan çıkıp gitmişti.

“Hocam, bu iş çok pisleşecek gibi,” Sefa’nın sözlerine Adnan gülmüştü.

“Merak etme, Alya zaten bu duruma hazırlıklıydı.”

“Anlamdım, ne söylemek istiyorsunuz?” Cenk’in sorusuna karşılık Adnan gülmüştü.

“Ah Cenk, sen benim yeğenimi fazla hafife alıyorsun. Ona ne kadar gelincik çiçeği desem de kendini savunacak kadar akıllıdır. Sence araştırması bittiği halde neden onu yayınlanması için göndermedi. Böyle bir atak bekliyordu Ayfer hocadan. O kadın sürekli Alya’yı araştırma dosyası için rahatsız ediyordu. Sence neden?” Cenk ve Sefa birbirine bakarken Adnan onların haline gülmeden edememişti.

“Hocam siz!”

“Neyse, benim gitmem gerek akşama yola çıkacağım. Dinlenmem lazım!” dedi. İki şaşkın adamı arkasına bırakarak oradan ayrılmıştı. Cenk ise hala olanlara inanamıyordu.

“Vay canına, sevdim bu kızı,” diyen Sefa’ya kaşlarını çatarak bakarken farkında olmadan çıkışmıştı.

“Sakın Alya’ya yaklaşayım deme!”

***

Alya fena sinirlendi. Cenk bakalım kendini affettirebilecek mi? Sefa hoca Cenk’in üzerine oynar gibi geliyor bana! Ayfer fena sıkıştı sanki…

Not: Arkadaşlar sitenin etkileşimi çok düştü. Lütfen yorum yapın ve sadece bir tanecik Reklama tıklayarak siteye yardımcı olun! Teşekkür ederim!

18.BÖLÜM <<<—————>>> 20. BÖLÜM

22011cookie-checkGelincik Çiçeği 19. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

26 yorum

  1. Ayfer hocanın sağlam bir avukat bulması lazım ama işe yarar mı bilemedim Alya araştırmasını kolay kaptırmaz .Ellerine emeğine sağlık yazarım bakalım yeni bölümde neler olacak

  2. Başta Cenk’in Alya ile vakit geçirme çabasına bayıldım ya ❤️ Ayfer kendi kendini bitirdi Alya lafları çok iyi verdi eğitimi bitecek 😡 sırada da dayısıar ayrıca dergi de cezasını çekecek . Sefa fırsatıni buldu Cenk belli etti kıskandıgini 😀

  3. Vav bu tahminimdende iyiydi yürü alyacım kim tutar seni ,Ayfer hoca bu sefer yaş tahtaya bastı ve kurtulamayacak yaşasın inşallah kurtuluyoruz kendisinden .Ama yazık Cenk’i kötü bir duruma düşürdü umarım kendini affettirebilir .Sefa hocayada tebrikler bence burdan yürür koloy gelsin Cenk hocam harika bir bölümdü muhteşem muhteşem muhteşem emeğine sağlık

  4. Oh oldu Ayfer cadısina ve gereksiz amcasida vakti zamanı gelince oda haddini bilmeli Cenk bizim kız seni suya götürür susuz getirir Sefa hocada hayran oldu bizim kıza işler karıştı iyice haftaya kadar zor olcak beklemek emeğine sağlık güzel bir bölümdü

  5. Çok iyi oldu, Ayfer resmen kendi eliyle egitimciligine son verdi. Zaten haketmiyordu. Cenk de Asya’daki hoşlandığını bi anlasa artık. Peşinden koşup kendini affettirmeye çalışmasını okumak çok eğlenceli olacak

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*