Cesur 19. Bölüm

Herkese hayırlı akşamlar. Bu gün güzel bir gün oldu, umarım sizin içinde aynı şekilde güzel olmuştur. Fazla uzatmadan bölüme geçelim. Keyifli okumalar!

***

Genç kadın etrafına göz atarak masaları en güzel şekilde yerleştirmeye çalışıyordu. Kafenin üç tarafı cam olduğu için içerisi oldukça aydınlıktı. Geriye kalan tek duvarın dibine kendi renkli masasını ve kırmızı koltuğunu yerleştirmişti. Burası ona özel olacaktı. İstediği gibi en sevdiği kitaplardan, ünlü yazarların küçük fotoğraflarıyla birlikte en beğendiği sözleri alıntılar yaparak camlara yazdırmıştı. En sevdiği sözü ise kendi masasının arkasındaki tek duvara büyük puntolarla kendi eliyle yazmıştı.

“Sevdiğin insanları kaybetmeye alıştığın zaman, hayatı önemsememeye başlıyorsun.”

                                                                                                  Lev Nikolayeviç Tolstoy

İç dekorasyonun bu kadar çabuk biteceğine inanamıyordu. Yan taraftaki restoranın da tüm masaları boyanmış bir şekilde kurumaya bırakılmıştı. Sandalyelerin oturma kılıfları değişmiş bazı yerlere nostaljik hava katılmıştı. Üstelik değişimi yaparken yalnızda değildi. Eski olan ama kendisinin yeni personeli de genç kadına severek yardım ediyordu. Hafta sonu açılış yapacaklardı. Restoranın adına dokunulmazken kafenin tabelasını “Hayal Kitap Kafe” olarak değiştirmiş, ismin altına da küçük harflerle okunaklı şekilde ‘İyi bir kitap iyi bir arkadaştır.’ Yazdırmıştı.

“Aylin Hanım bir bakar mısınız?” Aylin kendisine seslenen Cengiz ustanın yanına geçerken yeni açılan kapıyı kullanmıştı. İki taraftan da mutfağa geçiş sağlanması çalışanlar için kolaylık oluyordu.

“Bir şey mi oldu Cengiz usta?”

“Yemekler konusunda ne yapacaksınız?”

“Ne gibi?” adam sıkıntıyla genç kadına bakarken devam etmişti.

“Aslında bazı müşteriler açılışın ne zaman olacağını, açılış olana kadar eve servis yapıp yapamayacağımızı sordu. Biliyorsunuz içeride fazla bir tadilat yapmadık. Sadece boya ve birkaç köşe bitkisi,” dediğinde adam hala küçük dokunuşlarla bile ortamın ne kadar değişmiş olduğuna inanamıyordu. Özellikle rengarenk boyanan masalar adamı şaşkına uğratmıştı. Üstelik bazı kare masaların kenarları zımparalanarak oval hale getirilmişti.

“Sizin için sorun olmazsa elbette eve servis yapabiliriz. Ama arkadaşlara da sormak lazım,” dediğinde adam şaşırmıştı.

“Onlara neden soracağız ki?”

“Servisi onlar götürecek sonuçta, kimseyi zorla bu işte çalıştıramayız.”

“Merak etmeyin onlar seve seve işi yapacaktır. Zaten kaç gündür boş boş oturuyorlar. Onlar içinde iyi olacaktır.” Aylin adamın sözlerine gülümseyerek cevap vermişti.

“Biz yine de onlara soralım.” Birkaç dakika içine restoranda görev yapan üç garson karşısında dikiliyordu. Onlara açılış yapılana kadar paket serviste çalışıp çalışamayacaklarını sorunca ikisi hemen kabul etmişti. Diğeri ise henüz iki aydır Ankara da olduğu için adresleri bulamayacağı endişesiyle kafede kendisine yardım etmek istediğini söylemişti. Aylin anlayışla ona bakarken içten bir gülümsemeyle personeline teşekkür etti. Onlarla iyi anlaşacağını biliyordu. Onlara güvenmek istiyordu.

“Ben geldim!” kapıdan içeriye neşeli bir şekilde giren genç adama dönen grup aynı neşeyle onu karşılamıştı.

“Hoş geldin, bu gün geç kaldın?”

“Son anda bir doğuma girmem gerekti, nasıl gidiyor?” Serdar etrafına alıcı gözle bakarken ablasına dönerek gülümsemişti.

“Nasıl buldun?”

“Senin gibi,” diyen kardeşine gülerek tek kaşını kaldırmıştı.

“Benim gibi mi?” Serdar hızla başını sallayıp cevap verdi.

“Evet, senin gibi rengarenk. Burası çok değişmiş, ama aslında hiç değişmemiş gibi. Masaların renkleri çok güzel. Üstelik yan taraftaki kütüphaneye bayıldım.”

“Öyle mi? O zaman içini doldurmama da yardım edersin.” Serdar ablasının sözleriyle yüzünü asmıştı. Onca kitabı raflara dizmekten şimdiden hoşlanmayacağını hissediyordu.

“Ben karışmasam? Sana başka yardımcılar getirsem?” diyen genç adama Aylin kaşlarını çatarak baktı. Kardeşi o kadar ciddi duruyordu ki sormadan edemedi.

“Yardımcı mı?” Aylin anlamaz bir bakışla ona bakarken kapıdan içeriye çekinerek giren kızı görünce şaşırmıştı.

“Merhaba Aylin abla, nasılsın?”

“Ayşem, senin burada ne işin var?” Aylin şaşkınlıkla genç kıza bakarken sorduğu soruyu yanlış anlayabileceğini düşünerek hemen devam etmişti. “Yani henüz iyileşmedin, neden buradasın?” dedi.

“Ben işe bile başladım Aylin abla, bir hafta olacak sen ayrılalı,” dediğinde Aylin zamanın ne çabuk geçtiğini düşünmeden edememişti. Tam bir hafta olmuştu tadilata başlayalı ve bu bir haftada Cesur’u hiç görmemişti.

“Anlıyorum, yine de kendini yormamalısın.” Ayşem etrafa bakarak kocaman gülümsedi.

“İşi bırakıp burada mı çalışsam, gerçekten harika olmuş.”

“Teşekkür ederim, bende yenilikleri sevdim.”

“Camlardaki ve duvarda ki yazılar hoş olmuş. Ellerinize sağlık, eminim müşterisi çok olacaktır.” Aylin kafe gibi restorana da bazı aşçıların yemekler hakkında dile getirdikleri güzel sözleri yazdırmıştı. Gözü duvarda yazan Gordon Ramsay’ın sözüne takılmıştı.  “Bir restoran işletirken zamana göre değişmelisiniz. Aksi takdirde zaman sizi değiştirecek. ”

“Umarım, güzel bir ortam olur. Bir şey içmek ister misiniz? Ya da yemek?” dediğinde Ayşem şaşkınlıkla etrafa bakınarak sormuştu.

“Aslında acıkmıştım ama burada nasıl yiyeceğiz ki?” Aylin kızın koluna girerek onu mutfak bölümüne doğru ilerletmişti. Cengiz usta sipariş verilen yemekleri paketlere yerleştirirken oldukça telaşlıydı.

“Kolay gelsin Cengiz usta, bir misafirimiz var. Oldukça da aç!” dediğinde adam onlara kısa bir bakış atarak gülümsemişti.

“Bunları göndereyim hemen servis açıyorum size,” dediğinde Aylin adamın sözlerine aldırmayarak kendisi Ayşem’e servis açmıştı. Genç kız dikkatle Aylin’i izlerken onu ilk kez bu kadar mutlu görüyordu. Belki kadını fazla tanımıyordu ama ilk zamanlardaki kadınla şuan karşısında duran kadın arasında çok fark vardı.

“Aylin abla, biraz konuşabilir miyiz?” Aylin elinde ki tabağı kızın önüne bırakırken duraksamıştı.

“Bir sorun mu var Ayşem?” genç kadın karşısında ki kıza baktığında eskisi gibi canını yakmıyordu. Hastaneden ayrılmak, kendi yoluna gitmek için adım atması uzun yıllarını alsa da bundan pişman değildi.

“Aslında benim için önemli ama senin için ne derece önemli olur bilmiyorum,” dediğinde Aylin kıza tabağını işaret ederek “Önce yemeğini ye sonra konuşalım,” dedi. Ayşem kafasını sallayarak onu onaylarken Serdar da onlara katılmıştı.

“Abla fikrini değiştirdin mi, benimle gelecek misin?” Aylin kardeşinin sorusuyla ona dönerek gülümsedi.

“Bunun mümkün olmadığını sende biliyorsun. Hafta sonu açılış var, ilk günden buradan ayrılamam.” Serdar yüzünü asarken Ayşem ikili arasında ki iletişime imrenerek baktı. Kendi kardeşi yoktu ve babası yeniden evlenmediği sürece olmayacağı da kesindi. Üstelik olsa bile aralarında oldukça yaş farkı olacağından iletişimlerinin nasıl olacağını düşünemiyordu.

“Neyse, yıllık iznime çıkınca seni güneye kaçıracağım. İtiraz etme hakkında olmayacak,” dediğinde Aylin adamın sözlerine daha da gülmüştü.

“O zaman gelsin düşünürüz.” İkili kendi aralarında sohbet ederken çalışanlardan biri Aylin’i çağırmasıyla oradan ayrılmıştı. Serdar ve Ayşem yemeklerini yerken bir süre sessiz kalmıştı.

“Cesur beyle konuştun mu? Seminere gönderecek mi seni?” Ayşem yanında ki adama dönerek başını sallamıştı.

“Konuştum ama bir cevap alamadım. Bu aralar hiç olmadığı kadar aksi davranıyor,” derken Ayşem keyifle kıkırdamıştı.

“Neden gülüyorsun?” Ayşem omzunu silkeleyerek cevap vermişti.

“Babamı ilk kez böyle görüyorum. Oldukça eğlenceli geliyor,” dediğinde Serdar başını iki yana sallayarak onu onaylamıştı.

“Hastanede çalışanlara kök söktürüyor ama… Şu bir haftada doktorlar bile isyanda,” dedi. Ayşem derin bir nefes alarak adama iyice dönmüştü.

“Babam özel hayatını işine asla karıştırmaz. Doktorlar fazla rahatlığa alıştığı için onları disipline sokuyor. Babam için hiç bir şey insan hayatından önemli değildir. Bu yüzden düzen kurulana kadar daha çok isyan ederler.” Ayşem yeniden tabağına dönerken Serdar kısa bir süre genç kıza baktıktan sonra önüne dönmüştü. Oluşan sessizlikle bir süre öylece yemeklerini yediler. Ayşem’in yemeğini bitirip ayağa kalkmasıyla yeniden bakışları üzerine çekmişti.

“Elinize sağlık, yemek çok güzeldi,” dediğinde Cengiz usta ona bakarak “Afiyet olsun,” diyerek cevap vermişti. Ayşem izin isteyip mutfaktan çıktığında Serdar bir süre daha oyalanmıştı. Mutfak çalışanlarıyla sohbet etmeye başlamıştı.

Ayşem Aylin’in çıktığı kapıdan geçerken farklı bir ortama girdiğinde duraksamıştı. Etrafına hayranlıkla incelerken iki mekanı ayıran kitaplığa bakıyordu. Kısa adımlarla yerde duran kolilerin yanına geldiğinde içinde birçok kitabın olduğunu görünce gülümsemişti. Kendisi de kitap okumayı seviyordu ama kütüphane oluşturma imkanı bulamamıştı. Daha çok kasaba halk kütüphanesinden aldığı kitapları okuyarak vakit geçirirdi. Önündeki kutudan üstteki kitabı alarak adına bakmıştı. “Vadideki Zambak”

“Kitap okumayı sever misin?” Ayşem arkasından gelen sesle başını çevirip soruyu soran kadına baktı.

“Evet, çok severim. Sizde seviyorsunuz anlaşılan.” Aylin kızın elindeki kitabı alarak gülümsemişti.

“Evet çok severim, anladığım kadarıyla sende seviyorsun.” Ayşem başını sallarken başka bir kitabı eline almıştı.

“Evet, ilerde büyük bir kütüphanem olsun istiyorum.”

“Umarım dileğin olur, benimle ne konuşmak istiyorsun?” Aylin’in sorusuyla Ayşem gerilmişti. Konuşacağı konu kendisi için oldukça önemli olsa da Aylin’in ne denli ciddiye alacağını bilmiyordu.

“Geçen gün teyzem size ne söyledi?” Aylin’in yüzündeki gülümseme genç kızın sorusuyla silinmişti.

“Anlamadım?”

“Sizi pencereden gördüm, teyzem ne dediyse yüzünüz beyazladı.” Ayşem dikkatle kadının değişen ifadelerini izliyordu.

“Bu konu hakkında konuşmak istemiyorum.”

“Biliyorum, sana kötü bir şey söylemiş, bilmek istiyorum. Teyzem pervasız biridir. İnsanların canını sıkmasını çok iyi bilir. İstediğini elde etmek için her türlü pisliği yapabilecek kapasitesi var.”

“Ayşem o senin teyzen.”

“Ben bir teyzeliğini görmedim. Onun tek derdi babam…” dediğinde Aylin’in dikkatini çekmişti.

“Baban mı?” genç kadın fark ettiği ama inanmaktan imtina ettiği konunun gerçek olması canını yakmıştı.

“Teyzem kendimi bildim bileli babamla evlenmek için elinden geleni yaptı. Ama babam hiç ona fırsat vermedi. Önce beni öne sürdüler, babam kızımı alıp giderim dediğinde dedem karşı çıkmıştı. Başta sevdiğinden sanmıştık ama zamanla öyle olmadığını anlamıştım. Annemin ölümüne sebep olduğumu düşündüğü için yanında kalmamı istemişti.”

“Sana kötü mü davrandılar?” Aylin sorsa da alacağı cevabı duymak isteyip istemediğini bilmiyordu. Derin bir nefes alırken kızın cevap vermesini bekledi.

“Küçükken davranıyorlardı ama büyüyünce izin vermedim. Babam bilmesi olur mu?” dediğinde Aylin yutkunarak kapıya bakmıştı.

“Neyi bilmemem gerekiyor Ayşem?” Cesur bir haftadır başını dosyalardan kaldıramadığı için merak etse de Aylin’i görmeye gidememişti. Kadının yokluğu hastanede oldukça hissediliyordu. Yerine gelen kişi ortama hemen ayak uydursa da Aylin’in yerini tutmuyordu. Kısa zamanda Aylin’in hastanedeki varlığına alışmıştı. Gözü her yerde kadını ararken göremedikçe agresifleşiyordu. Gün içinde işlerini tamamlayarak Aylin’i görmek için hastaneden çıktığında hediye olarak ne alacağını düşünmüş ama aklına bir şey gelmemişti. Sonradan kitap kafe açacağını hatırlayarak kitaplar almanın daha doğru olacağını düşündü. Aylin’in eskiden sevdiği tarzı hatırlamak için biraz hatıralarını zorlamıştı. Sonunda karar verdiğinde ise internetten oldukça büyük bir koli alışveriş yapmıştı. Üzerine de iyi dileklerini yazan bir not.

Genç adam arabasından inerek karşısında ki kafeye bakarken gülümsemeden edemedi. Lise hayatı ve üniversitenin ilk iki yılı bu kafede geçmişti. Aylin ile sürekli geldiği kafeyi genç kadının alması onlar için bir anı defterini açmak gibi bir histi… Bir süre uzaktan kafedeki değişimi izlemişti. Tabelanın hemen altında bordo M kesimli tente yerleştirilmiş, tente üzerine de kitaplardan alıntılar yazılmıştı. Genç adam gülümseyerek kafeye ilerlediğinde gördüğü kişiyle duraksadı. Kızını Aylin’in yanında bulmayı beklemiyordu. İçeri girdiğinde ikili geldiğini fark etmemişti. Ayşem’in son sözlerini duyduğunda kaşlarını çatarak sormuştu. Kızı kendinden ne saklıyor olabilirdi ki?

“Babacım, senin burada ne işin var?” Ayşem gergin bir şekilde adama yaklaşarak hemen sarılmıştı.

“Asıl benim sormam gerek, burada ne arıyorsun Ayşem, eve gidip dinlenmen gerekiyordu.”

“Aylin ablaya hayırlı olsun demeye gelmiştim,” dediğinde Aylin hala karşısında duran adamın varlığını sindirmeye çalışıyordu.

“Benden ne saklıyorsun?”

“Ben senden ne saklayabilirim ki?” diye soruyu geçiştiren Ayşem’e gözlerini kısarak bakmıştı.

“Ayşem, beni kandıramayacağını öğrenmiş olmalısın,” dediğinde Aylin’e dönerek devam etmişti. “Siz neden bahsediyordunuz?”

“Bu ikizimi ilgilendirir Cesur, seni ilgilendirmez.”

“Aylin, burada söz konusu kızım ve…” dediğinde susmuştu. Genç adam nasıl devam edeceğini bilememişti. Aylin onun neyiydi ki? Eskiden olsa en yakın arkadaşı, sırdaşı derdi. Şimdiyse konumundan emin olamıyordu.

“Geçen gün teyzesinin bana ne söylediğini sordu!” dediğinde Cesur dişlerini sıkarken Ayşem şaşkınlıkla genç kadına bakmıştı. Kadın yalan söylememişti ama son konuşmayı da anlatmamıştı.

“Ayşem?” diye kızına bakarken Ayşem omzunu silkeleyerek bakışlarını kaçırdı.

“Madem baba kız merak ediyorsunuz söyleyeyim. Çok sevgili baldızın aileni ziyaret ettiğim için senin ve servetinin peşinde olduğumu düşünerek bana gözdağı vermeye çalıştı. Malum ablasına benzemezmiş, seni bana bırakmazmış!” dediğinde baba kız şok olarak Aylin’e bakmıştı. Onların ifadesine genç kadın ilk kez içten gülerek karşılık vermişti.

“Neden bu kadar şaşırıyorsunuz ki? Bu ilk kez duyduğum bir şey değil. Daha önce de aynı tehditleri aldım. Ama biliyor musun Cesur, senin ne yaptığın beni artık ilgilendirmiyor. Yalan yok bir zamanlar seni gerçekten sevmiştim ama sen o sevgiyi küle çevirdin. Şimdi önemli bir şey yoksa işimin başına dönmem gerekiyor.” Aylin sözlerini bitirdiğinde büyük bir rahatlamayla arkasını dönerek mutfağa yönelmişti. Arkasında üç şaşkın kişi bırakarak…

Serdar ablasıyla Ayşem’i merak ederek yanlarına girmek istediğinde ablasının Cesur’a yaptığı itirafı duyunca şaşkınlıktan ne diyeceğini bilememişti. Ablasının Cesur’u sevdiğini elbette tahmin ediyordu ama bunu kendi ağzından itiraf etmesi, hem de Cesur’a itiraf etmesini beklemiyordu. Ayşem ise babasını girdiği şoktan çıkarmak için elini gözünün önüne sallayarak seslenmişti.

“Babacım, iyi misin?” Cesur kızına döndüğünde hala üzerinde ki şaşkınlığı atamamıştı. Yutkunarak onay istercesine kızına baktı.

“Az önce ben yanlış duydum değil mi?”

“Ne duyduğuna bağlı,” diye konuşan genç kız gülmemek için kendisini zor tutuyordu. O da en az babası kadar şaşkın olsa da şüphelendiği sözleri duyunca belli etmese de rahatlamıştı. Aylin’in babası sırf evlendiği için onu affedemiyor değildi. O kendi içindeki duygularla savaşıyordu.

“Beni sevdiğini söyledi!” dediğinde adam ne söyleyeceğini bilememişti.

“Bir zamanlar diye de ekledi baba!” Cesur kızına kaşlarını çatarak bakarken onun sözlerini umursamamaya çalışmıştı.

“Sen kimden yanasın Ayşem?”

“Haklıdan yana, şuanda Aylin abla haklı baba,” derken gözleri kapıda şaşkınlıkla onlara bakan Serdar’a takılmıştı. “Ayrıca şu seminere gidip gidemeyeceğim konusunda bana bir şey demedin.”

“O konuyu hala düşünüyorum,” diyen Cesur, kolunu kızının omzuna atmıştı.

“Ama baba çok önemliymiş bu seminer.”

“Ve doktorlara özelmiş kızım, sen neden gitmek istiyorsun ki?”

“Ebe de olsam doğumlar hakkında her şeyi bilmek istiyorum,” dediğinde Cesur kızının hala kendini suçladığını anlamıştı.

“Annen senin yüzünden, ya da iyi bir doktorla karşılaşmamış olmasından dolayı ölmedi Ayşem, kendini suçlamaktan vazgeç. Senin ya da bir başkasının suçu yok. Kimse böyle olacağını bilemezdi.” Cesur kızını rahatlatmak istese de gerçeği sadece kendisi biliyordu. Tüm uyarılarına rağmen karısı ona zarar verecek şeylerden uzak durmamıştı. Kendisinden gizli saklı her istediğini yemişti. Hamilelik tansiyonu olmasına rağmen yememesi gereken tüm tuzlu yemeklerde dahil.

“Biliyorum babacım, vadesi beni doğurana kadarmış,” dediğinde Serdar varlığını belli etmek için boğazını temizlemişti.

“Cesur Bey hoş geldiniz. Sizi burada görmeyi beklemiyordum.”

“Neden, burası herkese açık değil mi?” Cesur’un sorusuyla Serdar alaycı bir şekilde gülmüştü.

“Elbette, müşteri velinimettir. Ama henüz açılış yapmadık.”

“Olabilir, mekanı görmek istedim.” Cesur kısa cevaplarla adama cevap verirken Ayşem’in elinde ki kitabı görünce duraksamıştı. Uzanıp kitabı eline aldığında yüzünde buruk bir gülümseme oluştu. Kitabın sayfalarını usulca çevirirken şüphelendiği kitap olup olmadığını anlamak için yıllar önce kitabın tam ortasına çizdiği siyah gülün varlığının olup olmadığını kontrol etmek istemişti.

“Babacım, bu çok güzel,” derken Cesur hala buruk bir gülüşmemeyle kendi çizimi olan güle bakıyordu. O zamanlar yeni hobi edinmiş, her yere bir şeyler çizer olmuştu. Aylin’in karagüllere hayran olduğunu bildiği için doğum gününde ona aldığı kitabın tam orta sayfasına yazıları kapatmayacak şekilde gül çizmişti.  Kitap birden elinden alınınca boşluğa düşen Cesur başını kaldırarak kitabı alan kişinin gözlerine bakmıştı.

“Atmamışsın!” bu bir soru değildi, bir mutluluğu dile getiriş şekliydi. Aylin kızgın bakışlarını genç adama odaklayarak konuşmuştu.

“Kitaplarım kızgınlığıma kurban edilemeyecek kadar değerlidir Cesur Bey, bir çıkarımda bulunmayın!” dedi.

“Yine de saklamanı beklemezdim.”

“Kimin verdiği önemli değil. Bu kolide nefret ettiğim birçok kişiden gelen hediyeler var,” dediğinde Ayşem üzüntüyle babasına bakmıştı. Genç adamın sarsıldığı bedeninden belli oluyordu. Serdar bile ilk kez Cesur için üzülmüştü. Kitabı gelişigüzel kolinin içine bırakırken içinden de kitabın o koliye nasıl girdiğini düşünmeden edememişti.

“Ablacım, biraz fazla olmadı mı?” diye soran Serdar’a ters bir bakış atarak cevap vermişti.

“Beni oyalamaya geldiyseniz gidin lütfen. Boşa geçirecek zamanım yok.” Cesur kızına dönerek kolunu tutmuştu. Yüzünden hiçbir ifade okunmazken Ayşem babasına bakarak gülümsemeye çalıştı.

“Gidelim canım, insanları daha fazla rahatsız etmeyelim,” dedi. Kimsenin bir şey söylemesine izin vermeden Ayşem ile birlikte kafeden çıkıp arabasına doğru ilerlemişti. Hafta içinde değişen çok şey olmuştu. Onlardan biri de kızının ısrarına dayanamayarak kendine araba alması olmuştu. İkili arabaya binerek oradan uzaklaşırken arkalarından bakan genç kadın yanağından aşağıya akan yaşı hızla silmişti.

“Bunu neden yapıyorsun abla? Ondan çok sen üzülüyorsun.”

“Bu işten uzak dur Serdar, bu benim meselem. Sen mesleğine odaklan ve iyi bir doktor ol.”

“Abla, senin meselen benim meselem mi var Allah aşkına, seni üzen her şey beni de üzüyor.”

“Biliyorum ama bırak sorunumu ben halledeyim. Şuanda açılıştan başka bir şey düşünmek istemiyorum.” Serdar anlayışla ablasına bakarken işin ucundan tutmak için kollarını sıvamıştı.

“O zaman hadi senin mekanı güzelleştirelim.”

***

Araba sessiz bir şekilde yolda ilerlerken on beş dakikalık yol ona saatler gibi gelmişti.  En son navigasyona baktığında zaman dilimi on beş dakikayı gösteriyordu. Yaklaşık iki saattir araba sürüyordu.

“Nerede bu ev?” diye söylenen genç kız iyice kaşlarını çatmıştı. Acaba yanlış adresi mi almıştı. Hastane kayıtlarından aldığı adres oldukça uzaktı. Kaşlarını çatarak telefonundan bir numara çevirmişti. Karşıdan cevap beklerken yanıtsız kalması daha da sinirlenmesine neden olmuştu.

“Bu adam her gün bunca yolu nasıl gidip geliyor?” kendi kendine söylenirken bu kez adamla yakın arkadaş olan Serdar’ı aramaya karar verdi. Arabayı uygun bir yere çekerek Serdar’ı aradığında ikindi saatleriydi.

“Efendim Çisil,” diye telefonu açan genç adama kız adeta çemkirmişti.

“Bu adam her gün bunca yolu nasıl gidip geliyor?” telefonda kısa bir duraksama olduktan sonra genç adam sormuştu.

“Sen kimden bahsediyorsun? Ayrıca neredesin sen?”

“Kimden olacak, hastaneden kaçar gibi çıkan Asaf’tan. Evine ziyarete gidiyordum ama yol bir türlü bitmek bilmedi,” dediğinde karşıdan endişeli bir ses çıkmıştı.

“Sakın bana adresi hastaneden aldığını söyleme?”

“Başka nereden alacaktım, öğle çıktım ama hala eve ulaşamadım.”

“Keşke yola çıkmadan bana da sorsaydın Çisil, o adres eski adresi. Hastane yeni adresini güncellemedi.”

“Ne yani saatlerdir boş yere mi araba kullandım ben?” diye bağıran Çisil, yanlış kişiye çattığını biliyordu. Hastaneye gittiğinde adresleri güncellemeyenleri bir güzel paylayacaktı.

“Çisil, neredeysen söyle seni almaya geleyim, bu saatten sonra o gittiğin yerler senin için pek tekin olmayabilir.” Serdar’ın sözleriyle birlikte arabanın kapısının açılmasıyla genç kız tiz bir çığlık atmıştı. Korkuyla arabanın kapısını açan kişiye bakarken elini göğsüne koyarak derin bir nefes aldı.

“Alo, Çisil ne oldu? Cevap versene neden çığlık attın!” telefonun karşısından gelen endişeli sesin sahibini hatırlayan genç kız derin bir nefes alarak “Ben iyiyim Serdar, bir tanıdığı gördüm,” dedi.

“Kim o tanıdık, neredeyse dağ başı sayılacak bir yerdesin.” Çisil adamın sözlerine katılsa da kendisine hala merakla bakan adama dönmüştü.

“Çisil Hanım, korkutmak istemezdim ama böyle bir yerde durmuş ne yapıyorsunuz? Üstelik arabanızı kilitlememiş bir şekilde, savunmasız.” Genç kız karşısında Asaf’ın kardeşlerinden birini görünce oldukça rahatlamıştı. Üstelik yanlış hatırlamıyorsa polis olan kardeşlerden biriydi.

“Ben abinizi ziyaret etmek için çıkmıştım ama sanırım kayboldum. Siz burada ne arıyorsunuz?” Adam kızın sözlerine gülerken başını iki yana salladı.

“Ben eve gidiyordum ama Asaf abim artık bu tarafta oturmuyor. Hastaneye daha yakın bir yere taşındı,” dediğinde Çisil’in yüzü iyice asılmıştı.

“Öyleymiş,  hastanede adres güncellemesi yaptırmamış.” Elini direksiyona kızgınlıkla vururken ani çıkışı için mahcupça adama bakmıştı.

“İsterseniz sizi evine götürebilirim. Hatta siz kayın sağa arabayı ben kullanayım. Malum bu saatten sonra trafik olur.”

“Birde o var değil mi? Ah ya!” derken adama direksiyonu bırakarak yolcu koltuğuna geçmişti.

“Merak etmeyin, gidince Asaf’tan sinirinizi çıkarırsınız.” Adamın sözlerine karşılık kaşlarını çatmıştı.

“Ne münasebet canım, neden ondan sinirimi çıkarayım ki? Ayrıca ayıp olmazsa adınızı öğrenebilir miyim?”

“Gürsel ben Çisil Hanım, tanıştığıma memnun oldum.” Elini kıza uzatırken Çisil de ona karşılık vermişti. Birlikte yola koyulduklarında ancak akşam ezanında Asaf’ın evinin kapısına kadar gelmişlerdi. Dışarıda oldukça yüksek duvarlar ardına gizlenen ev görünmüyordu. Büyük demir kapı yana doğru kayarken arabanın içeriye girmesiyle yeniden kapanmıştı.

“Bu kadar güvenlik fazla değil mi?” Çisil’in sorusuyla genç adam ona bakmıştı.

“Bazı durumlarda güvenlik önemlidir.” Çisil adamı dinlemiyordu bile. Büyük bahçenin duvar diplerine dikilmiş rengarenk çiçekleri görünce hayranlıkla çiçeklere bakıyordu. Araba garaj kapısının önüne park edildiğinde ise fazladan olan arabaları görünce tedirgin olmuştu.

“Sanırım yanlış zamanda geldim, abinin misafirleri var gibi.”

“Yabancı olduklarını sanmıyorum, hadi çıkalım.” Çisil başta ne yapacağını bilmediği için adamın ardından arabadan inmişti. Bir süre olduğu yerde dururken kendine gelip omuzlarını dikleştirerek, “Sen Çisil Karahanlı’sın kendine gel. Kimden çekineceksin!” dediğinde evden koşarak çıkan kişinin üzerine doğru gelmesiyle ne yapacağını şaşırmıştı.

—****—

Evet yeni karakterlerimiz de girdi hikayeye. Bakalım dengeleri nasıl değiştirecek, Çisil neler yapacak. Cesur ve Aylin arasında neler olacak. Umarım bölümü beğenmişsinizdir. Ayrıca bir bildiri yapmak istiyorum. Yarın saat 14:00 da Gaziosmanpaşa Belediye Meydanında olan Fuarda olacağım. İmza gününe herkesi beklerim. Reklama tıklamayı unutmayın!

18. BÖLÜM <<<<——->>>> 20.BÖLÜM

22071cookie-checkCesur 19. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

15 yorum

  1. Emeğine sağlık Yazarcigim harika bir bölümdü ❤️ Aylin zor affedecek ama affeder umarım Cesur ile harika olurlar ayrıca Ayşem ile anne kız gibi benziyor huyları ❤️. Serdar ve Ayşem harika ya bayılıyorum ❤️❤️ Cisil ve asaf okumak da güzel Cisil aileye iyice girdi ayrıca o kapıdan koşarak çıkan kim acaba

  2. Cesur hepsini haketmiş zamanında yaptiklariyla. Aylin biraz daha süründürsün, Aylin’in üzüldüğü kadar üzülsün. Onu ardında bırakırken hiç düşünmemiş şimdi hiç bir şey olmamış gibi davranmak istiyor

  3. Yine süper bir bölüm bölükler uzun olduğu halde bana kısacık geliyor yazarcım zira bir solukta okuyup ne zaman sonuna gelmişim anlayamıyorum .Cesur ićin üzgünüm ama bence başka birşeylerde yapması lazım en azından birşeyler aćığa çıkmalı sanki Ayşem ve Serdardan güzel bir ikili olur diye düşünüyorum ayrıca Asaf ve Çisil için aynı şaryleri düşünüyorum çünkı hepsi kendi içlerinde renkli kişiliklere sahipler gibi.Koşarak geleni çok merak ettim bir sonraki bölüm tanışırız umarım .Emeğine sağlık çok güzel bir bölümdü ❤

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*