Nisan 13, 2022 Yazarı mermaridyy 17

Gelincik Çiçeği 20. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Elimde olmayan nedenlerden dolayı bölüm biraz geç geldi bu gün. Umarım beğenirsiniz. Keyifli okumalar!

****

Genç kız sessizce geride kalan yolları takip ederken aklı dün olanlara takılmıştı. Yol boyunca aklında Cenk’in kendisine attığı son bakış vardı. Dayısı eve gelir gelmez birkaç saat uyumuş, sonrada Alya’nın isteği üzere Trabzon’a doğru yola koyulmuşlardı. Cenk’in tüm konuşma çabalarını bertaraf etmişti. Biliyordu ki onunla konuşsaydı haksız yere genç adamın kalbini kıracaktı. Araştırmasının çalınmasında elbette adamın payı vardı ancak tüm suçu da onun üzerine atamazdı. Kendisi nasıl dosyayı Cenk’in görmesine neden olduysa Cenk’te aynı hatayı yaparak Ayfer hocanın dosyayı görmesine neden olmuştu. Kadının çirkin yüzünü bilemezdi. Derin bir iç çekerek “AF!” dediğinde arabayı kullanan dayısı ile göz göze gelmişti.

“Bu kadar çok düşünme.”

“Elimde değil dayı, o kadının bu kadar ileri gidebileceğini düşünmemiştim. Bir şeyler bekliyordum ama bu yapmamasını umuyordum.”

“Bazı insanların gözü hırstan kör olmuştur hayatım, kendini suçlama.” Adnan yola odaklanırken yanında uyuyan genç adama bakarak başını iki yana sallamıştı. Yola çıkacakları sırada Ahmet önlerine atlayarak kendisinin de geleceğini söylemiş, Adnan’a adeta yalvarmıştı. Ahmet yol boyu sürekli konuşup durmuştu. Sonunda yorulduğunda ise Samsun’a gelmeden uyuya kalmıştı.

“Yine de iyi bir avukat tutmam gerekiyor,” dediğinde Adnan genç kıza gülmüştü.

“Evde iyi bir avukat olduğuna eminim,” Alya’nın aklına ikizi gelse de onu bu işe karıştırmak istemediğini düşünüyordu. Mahkeme Sakarya’da açılacaktı. Arya’nın yollarda sürünmesini istemiyordu.

“Arya elbette davayı almak ister ama onu yormak istemiyorum.”

“Başkasını düşündüğünü duyarsa çok kırılır.” Alya başını sallayarak yeniden camdan dışarıya bakmaya başlamıştı. Bir hafta sonra düğün vardı ve o abisi evleniyor diye heyecanlanmak yerine Ayfer’in ceza almasını sağlayacak avukatları düşünüyordu. Ön koltuktan gelen gerilme sesiyle genç kız uyanan arkadaşına bakmıştı.

“Maşallah Ahmet, yol boyu susmadın,” derken genç adamla dalga geçiyordu. Gözlerini ovalayan genç adam etrafa bakınırken nerede olduklarını anlamaya çalışmış sonra da arkaya dönerek arkadaşına bakmıştı.

“Ne yapayım Alya, sınavlar yüzünden doğru düzgün uyuyamadım. Tüm gün uyumayı düşünürken birden akşama yola çıkacağınızı öğrendim. Yorgundum.” Adnan Ahmet’in sözlerine gülerken omuzlarının ağrıdığını hissederek arabayı uygun bir yere çekerek durdurmuştu.

“Dinlendiğine göre birazda sen kullan değil mi?” Ahmet heyecanla hocasına bakarken hızla başını sağalmıştı. Hayran olduğu arabanın direksiyonuna geçerken onun çocuksu sevinci Alya’nın da gülümsemesine neden olmuştu.

“Araba kullanmayı biliyorsun değil mi?” genç kız Ahmet’e takılırken genç adam gözlerini devirerek ona karşılık vermişti.

“Merak etmeyin Alya Hanım, liseden beri araba kullanıyorum,” dedi. Adnan adamın sözleriyle ona dönerken Ahmet omzunu silkeleyerek devam etmişti. “Ergenliğim asi geçmişti hocam, babamın arabasını az kaçırıp kız gezdirmedim,” dediğinde Alya tiz bir kahkaha atmıştı. Ahmet’in o hallerini görmeyi isterdi. Araba çalışıp yola koyulduğunda Adnan bir süre adamın arabayı idare edip edemeyeceğini kontrol ettikten sonra iyi kullandığına kanaat getirerek gözlerini kapatmıştı. Bu iki haftada o da çok yorulmuştu. İki üniversite de hocalık yapmak onu yormaya başlamıştı. Özellikle sınav zamanlarında.

Uzun süren yolculukta araba evin önüne park ettiğinde genç kız heyecanla arabadan inerek kendilerini karşılayan kalabalığa ilerleyip hepsine tek tek sarıldı. Ahmet arabadan inip ailenin yanına geldiğinde ise her zamanki şebekliği nedeniyle neredeyse iki abiden dayak yiyecekti. Adnan ailesi ile kısa bir görüşmenin ardından arabasına binerek sevdiği kadını görmek için yeniden yola koyulurken Alya arkasından gülerek bakıyordu. Dayısını sonunda mutluluğu yakaladığı için çok mutluydu.

“Kızım hadi içeriye girelim,” diyen Emine Hanım Ahmet’i de davet ederek hep birlikte eve girmişlerdi. Ev oldukça kalabalıktı. Düğün için önceden yardıma gelen kuzenleri ve halaları evin bir köşesine oturmuş Gülşen’e verecekleri bohçaları hazırlıyordu.

“Oo hanımlar neler yapmışsınız böyle?” diye salona giren Alya, halalarını öperken bir yandan da kendisine gülümseyerek bakan ananesinin yanına giderek elini öpmüştü.

“Hatice sultan, özlemediniz mi beni?” diye sorarken yaşlı kadın torununa sıkıca sarılarak saçlarını öpmüştü.

“Özlemem mi kuzum, ah burnumda tüttün.”

“O zaman gelseydin ya torununun yanına?” dediğinde kadın genç kızı iyice sarmalamıştı.

“Ben o kadar yolu çekemem kızım, köyden buraya gelmeye eğriniyorum,” Ahmet kadınların arasına kaldığı için boğazını temizleyerek dikkatleri üzerine çekmişti.

“Ah Ahmet seni unuttum ben,” dediğinde Hatice Hanım genç adama bakarak gülümsemişti.

“Gelsene evladım, yabancı yok burada.” Ahmet yaşlı kadının elini öperken bir yandan da Alya’ya bakarak “Alya, abinler kapıda görünüp kayboldu, ben ne olacağım?” dediğinde Alya yerinden kalkarak genç adama yol göstermişti.

“Gel sana abimin odasını göstereyim. Duş alır yemeğe kadar uyursun. Çok açsan sandviç yapabilirim.”

“Aç değilim, yolda yediğimiz yetti. Ama dinlensem iyi olacak,” dediğinde Alya genç adamı Serdar abisinin odasına götürmüştü. Abisinin odasında özel banyo vardı, Ahmet’in daha rahat edeceğini düşünerek genç adama rahat olmasını söyleyip odadan çıkmıştı. Kuzenlerinden biri koluna girerek imayla gülümsediğinde altından ne çıkacağını tahmin edebiliyordu.

“Hayırdır kuzen, sen eve erkek getirmezdin?” diye sorarken Alya kaşlarını çatarak genç kıza bakmıştı.

“Seni uyarıyorum Arzu, Ahmet’in çok sevimli bir nişanlısı var sakın ona yaklaşayım deme. Ayrıca onu tanımamış olabilirsin ama ortaokulda beraber okuyorduk,” dediğinde Arzu kısa bir süre duraksamıştı. Aklına gelen kişiyle gözleri sonuna kadar açılırken birden yutkunarak geri adım atmıştı.

“Aman kalsın, ben sormadım sende söylemedin,” derken arkasına bakmadan hızlı adımlarla oradan uzaklaşmıştı. Alya başta onun neden kaçarcasına gittiğini anlayamasa da birkaç saniye sonra nedenini hatırlayarak kahkaha attı. Ahmet’in ortaokuldayken Arzu’nun saçlarını yaktığı gün gelmişti gözünün önüne. O zamanlarda bile haşarı bir çocuk olan genç adam kendisine sürekli laf sokan kızın saçını evden aldığı kibritle ateşe vermiş, karşısına geçip gülmüştü. Kendini toparlayarak annesinin yanına mutfağa geçti.

“Annelerin gülü, yardım gerekiyor mu?” Emine Hanım kızını neşeli oluşuna dikkatli bakarken gözlerinden bir sıkıntısı olduğunu hemen anlamıştı. Yılları çocuklarının her hareketini izleyerek geçiren bir kadın için bunu anlamak hiçte zor olmamıştı.

“Neyin var kızım?”

“Bir şeyim yok anne, neden soruyorsun?”

“O zaman benim gözleri parlayan kızımın gözlerinde neden hüzün var?” kadının sorusu ile Alya bakışlarını kaçırmıştı. Hata yapmıştı, en azından yarın gelmeleri gerekiyordu. O zamana kadar kendisini toparlayabilirdi. Zaten genç kızın toparlanması için bir gün yeterli olacaktı. Alya her sıkıntısında başta bir afallasa da sonradan sakin kafayla düşündüğünde dert edindiğinin incir kabuğunu doldurmayacak bir şey olduğunu düşünerek yeniden gülümsüyordu.

“Anne, gerçekten bir şeyim yok. Küçük bir sorun çıktı ama çözülmeyecek bir konu değil.”

“Emin misin kızım, bak bana söyleyebilirsin. Olmadı Arya birazdan gelir, ona söyle,” dediğinde Alya annesine sarılarak yanağından öpmüştü.

“Oh mis kokulumu çok özledim. Bu akşam beraber yatalım mı anne?” dediğinde annesinin kabul etmeyeceğini biliyordu.

“Ah kızım, babanı çıldırmak mı istiyorsun?” dediğinde Alya annesinin kızaran yanaklarına kahkaha atmıştı. Bacaklarına dolanan kollarla kendine gelen genç kız aşağıya doğru baktığında kendisine öndeki eksik dişlerini göstererek gülen yeğenini görünce kocaman gülümsemişti.

“Hala, geldi mi?” diyen küçük kız Alya’ya kollarını uzatırken Alya yeğenini hızla kucağına almıştı.

“Halasının gülü, sen ne kadar büyüdün?” derken küçük kızın yanaklarını boynunu öpüp onu gıdıklıyordu.

“Hala, yapma,” diyen küçük yeğeni kapıdan giren abisini görünce kollarını ona uzatıp bağırmıştı. “Abi kurtar, halam beni yiycek,” diye. Küçük çocuk kardeşini halasının kucağından alarak yere bırakırken bu kez erkek yeğenine sıkıca sarılmıştı.

“Özelmiş mi beni aslan yeğenim?” dediğinde Ali hemen halasının boynuna sarılmıştı. Arya halası evlendiğinden beri onu eskisi kadar sık göremiyordu. Alya halası da okumak için gitmişti. Amcası da evleniyordu…

“Hala sen evlenme tamam mı?” Ali’nin sözleriyle genç kız şaşırarak annesine bakmıştı. Kadınında şaşırdığı yüzünden belli oluyordu.

“O nereden çıktı canım?”

“Arya halam evlendi gitti, amcam da evleniyor. O da gidecek, sen bizimle kal,” dediğinde Alya yeniden küçük çocuğa sarılarak ıslanan gözlerini saklamaya çalışmıştı.

“Arya halan sizi görmeye gelmiyor mu?” dediğinde annesi ile göz göze gelmişti. Kadın kızına kaşlarını çatarak bakıyordu.

“O nasıl soru Alya, Arya elbette çocukları görmeye geliyor. Ama evlendi ve kendi sorumlulukları var,” dediğinde Alya yüzünü asmıştı.

“Ben anlamam, kimse benim paşamı üzmesin,” dediğinde küçük çocuk gülümsemişti.

Salona geçtiklerinde yengesinin de geldiğini görmüştü. Birkaç dakika sonra ise Arya kucağında uyuyan Ecem ile kapıdan içeriye girmişti. Alya ikizine Ecem’i odaya yatırmasına yardım ettikten sonra sıkıca sarılmıştı.

“Hoş geldin,” diyen genç kız Alya’dan ayrılarak bir süre ikizinin yüzüne bakmıştı.

“Hoş buldum, nasılsın?” Alya’nın sorusunu duymazdan gelen genç kadın kaşlarını çatmıştı.

“Bir şey olmuş, ne oldu?” Arya’nın sorusuyla genç kız derin bir nefes vermişti.

“Şimdi değil Arya, sonra konuşalım,” dediğinde ikili bir sür sessizce birbirini tartmıştı. Odadan çıktıklarında Alya ikizine dönerek “Çocukları ihmal ediyorsun Arya,” diye yanında ki diğer yarısına dönen genç kız onun şaşkın bakışlarıyla karşılaşmıştı.

“Anlamadım?”

“Ali, ve Eda seni özlüyorlar. Abim düğün telaşesinden farkında değil. Biliyorum kendi sorumlulukların var ama çocuklar sana çok düşkün. Onlardan biranda uzaklaşırsan kırılırlar,” dediğinde Arya kardeşinin ciddi ifadesiyle yutkunmuştu.

“Farkında değildim,”

“Biliyorum, onları ne kadar sevdiğini hatta benden daha fazla düşkün olduğunu da biliyorum. Ama Arya biranda ikimizde ortadan kaybolduk,” dediğinde Arya ikizine gülümseyerek sarılmıştı.

“Daha dikkatli olacağım canım,” derken kapı aralığından kendilerini kaçamak bakışlarla süzen küçük yeğenini görünce kollarını açmıştı. Arya hafif eğilerek yeğenini çağırırken çocuğun başta tutukluk yapması Alya’nın ne kadar haklı olduğunu gösteriyordu. Eda onu görünce o daha çağırmadan koşarak boynuna atlardı.

“Eda’cım halana sarılmayacak mısın?” dediğinde küçük kızın yüzü aydınlanmıştı. Koşarak halasına sarılan küçük kızla derin bir nefes alan ikili salona geçerek oturdu. Kadınlar hoş sohbetlerle bohçaları hazırlarken erkekler de çay ocağında toplanmış sohbet ediyordu.

***

Genç adam eve geldiğinde oldukça yorgundu. Alya ile konuşmak istemiş ama genç kız onunla konuşmamıştı. Yüzüne bile bakmayan kıza kendisini nasıl anlatacağını bilmiyordu. Alya sonuna kadar haklıydı. Ona ulaşamamak Cenk’i iyice gererken ceketini portmantoya astığında evin sessizliğinden hoşlanmamıştı.

“Anne?” diye seslenen genç adam ses alamayınca kaşlarını çattı. Odalara baktığında annesinin evde olmadığını anlayınca hemen telefonunu alarak arama olup olmadığına bakmıştı. Telefonunun kapalı olduğunu fark ettiğinde ise kendine kızmıştı. Hızlı bir şekilde telefonunu şarja takıp birkaç dakika bekledikten sonra telefonunu açmak üzereyken kapı zili çaldığında hızla kapıya ilerledi.

“Anne neredeydin?” diyerek kapıyı açtığında karşısında Onur’u görmeyi beklemiyordu.

“Merhaba Cenk hocam, nasılsınız?”

“Onur Bey hoş geldiniz, kusura bakmayın annemi evde bulamayınca telaş ettim.”

“Anneniz Akasya’lara gitti. Size ulaşamayınca benden size söylememi rica etti.” Cenk derin bir nefes alarak rahatlarken havanın kararmak üzere olduğunu görünce sıkıntıyla yüzünü sıvazlamıştı.

“Size ayıp olmazsa ben annemi almaya gideyim, beni bekliyordur.” Cenk genç adamın geri çekilmesiyle anahtarını alarak evden çıkmıştı.

“Size eşlik edebilir miyim? Benimde Erhan’ı görmem gerekiyor,” dediğinde Cenk başını sallayarak cevap vermişti. İkili yola koyulduklarında sessizdi. Sessizliğe daha fazla dayanamayan Cenk sormuştu.

“Akasya ve ailesiyle samimi olmalısınız?”

“Elbette, ben bu sokaklarda büyüdüm. Akasya ve abileriyle okudum,” dediğinde adamın yüzünde buruk bir gülümseme oluşmuştu.

“Biz ilk taşındığımızda orta daireyi sormuştuk. Amcanız o dairenin yıllardır kullanılmadığını söylemişti. Nedenini sorabilir miyim?”

“Talihsiz bir kaza geçirince buradan ayrılmak zorunda kaldık. Yıllardır da dönmeyince ev bakımsız kaldı. Normalde aile apartmanı olduğu için kiraya vermiyorduk. Babaannemler vefat edince amcamlarda yaşlanınca bahçe katı bir yere taşındırlar.” Cenk anlayışla başını sallayarak konuşmuştu.

“Sizin adınıza çok üzüldüm. Mahalleniz oldukça keyifli bir yer. Komşular kısa sürede insanları bağrına basıyor,” dediğinde Onur derin bir iç çekerek “Öyle,” dedi. Gözünün önüne çocukluğu gelmişti. Sokakta top oynarken susadıklarında kim olduğuna bakmadan her hangi evin penceresine tıklayıp su isteyebileceği bir mahalleydi büyüdüğü yer. Bazen acıkınca önüne gelen kapıyı çalarak yemek aldıkları bile oluyordu. Anılarına gülümserken Akasya’ların evine ulaşmışlardı. Bahçe kapısından içeriye girdiklerinde kapı önünde ki ayakkabıları gören iki genç adam birbirine bakmıştı.

“Hayırdır inşallah,” diyen Cenk’e gülen Onur genç adama doğru eğilerek sessizce fısıldamıştı.

“Bence kimseye görünmeden kaçalım,” Cenk adama şaşkınlıkla bakarken onun neden bahsettiğini anlamamıştı.

“Neden kaçıyoruz?”

“İçerideki kadınlar bizi görürse elinden kurtulamayız. Anlaşılan mahallede gün yapma işleri hala devam ediyor.”

“Gün mü? Altın günü gibi mi?” Onur başını sallarken Cenk gözlerini kısarak durum değerlendirmesi yapmıştı.

“Bence de uzaklaşalım,” dediğinde ikili yeniden bahçe kapısına döndüğünde arkalarında açılan kapıyla oldukları yerde kalmıştı.

“Cenk oğlum, nereye?” diye seslenen kadına mahcup bir şekilde dönerken ne söyleyeceğini bilememişti.

“Kusura bakma Sevgi teyze annemi almaya gelmiştim. Evinizde misafir olduğunu bilmiyorduk,” dediğinde kadın bu kez Cenk’in yanında ki genç adama dönmüştü. Kadın birkaç saniye genç adamı inceledikten sonra gözleri dolarak konuşmuştu. “Onur oğlum sen misin?” dediğinde genç adamında gözleri dolmuştu. Hızlı birkaç adımda kadının yanına giderek elini öperken “Benim Sevgi teyze, nasılsın?” dediğinde kadın genç adamın yüzünü iki avucunun arasına almıştı.

“Ah be evladım, bir gittiniz bir daha sesini duyamadık. Dur bakayım sana,” dediğinde genç adam buruk bir şekilde gülümseyerek yüzünü kavrayan elleri tutmuştu.

“Maşallah ne kadar da yakışıklı olmuşsun,” dediğinde genç adam gülmüştü.

“Olmuşum değil mi Sevgi teyze…”

“Hem de nasıl,” diyen kadına gülerek göz kırpmıştı.

“O zaman kızını bana verirsin,” dediğinde ikili gülmüştü. Eskiden beri aralarında geçen bu şakalaşma yıllar sonra aralarında yeniden dillendirilince yeniden gülmüşlerdi. Cenk şaşkınlıkla ikiliye bakarken onlara şok olmuş bir şekilde bakan kızı görünce ağzının içinden gevelemişti. Akasya annesi ve Onur’un son sözlerini duyunca donup kalmıştı. Küçüklüğünden biliyordu Onur’un abilerini kızdırmak için ‘kız kardeşinizi alacağım, oh canıma değsin,” diye kızdırdığı günleri…

“Ah be evladım, kızıma senden daha iyi damat mı bulacağım,” dediğinde ikisi yeninden gülerek sarılmıştı. Onur kendilerine donmuş bir şekilde bakan Akasya ile göz göze gelince duraksadı. Kızın yüzündeki ifade konuştuklarını duyduğunu belli ediyordu. Eski bir şakalaşmayı dile getirip kızı huzursuz ettiği için içten içe kendine kızmıştı.

“Nasılsın Akasya?” kız kendisine soru soran adamın sesini duyunca girdiği şoktan silkelenerek çıkmıştı. Konuşmaları ciddiye almayacaktı. Derin bir nefes alarak annesinin yanına yaklaştı.

“Hoş geldiniz hocam, Onur sende hoş geldin,” dedi. Genç adam onun kendisine bakmamasından hoşlanmamıştı.

“Teşekkür ederim Akasya, annemi çağırır mısın?” dediğinde genç kız fırsatı değerlendirerek hemen içeriye girmişti. Onun kaçar gibi gitmesi Onur’un canını sıksa da bir şey demedi.

“Erhan yok mu Sevgi teyze?” diye soran Onur arkadaşının evde olmadığını öğrendiğinde geri dönmek için izin istediğinde yaşlı kadın ona izin vermemişti. Akşam yemeğine kalması için ısrarcı olurken evdeki kadınlar da bir bir gitmeye başlamıştı.

“Zahmet vermeyeyim Sevgi teyze?”

“Duymamış olayım evladım, o nasıl söz,” derken genç adamı zorla da olsa eve sokarak kadınlar gidene kadar mutfakta ağırlamıştı.

Cenk annesiyle eve dönerken oldukça sessizdi. Deniz Hanım oğlunun sessizliğinden hoşlanmamıştı. Bir süre daha sessizce yürüdükten sonra dayanamayan kadın yerinde durarak oğluna bakmıştı. Cenk annesinin durmasıyla ona dönmüştü.

“Anne?”

“Ne oluyor Cenk, dünden beri bir garipsin. Konuşmuyorsun, sürekli düşüncelisin. Üstelik Alya ile de konuşamadım.”

“Önemli bir şey yok anne, hava soğudu hadi eve geçelim.”

“Oğlum, beni kandıramazsın, olmuş bir şey belli.” Deniz hanımın taviz vermez ses tonuyla genç adam derin bir nefes aldı.

“Tamam anlatacağım ama önce eve geçelim. Hasta olacaksın yoksa.”

“Bak evladım, sen böyle olunca ben daha çok üzülüyorum. Hasta olmamı istemiyorsan benden bir şey saklama.” İkili eve geldiklerinde yine sessizce içeriye girmişti.

“Ben çay koyayım,” diyen Cenk mutfağa yöneleceği sırada annesi tarafından durduruldu. Anne oğul salona geçtiklerinde karşılıklı oturarak birbirine baktı.

“Seni dinliyorum Cenk, ne oluyor?”

“Dün bir olay oldu ve Alya haklı olarak beni sorumlu tutuyor.” Deniz Hanım oğluna şüpheyle bakarken Cenk’in bilerek Alya’ya zarar vermeyeceğini biliyordu.

“Açık konuş, Alya ile alakalı ne yapmış olabilirsin ki veda etmene bile izin vermeden gitti.” genç adam sıkıntıyla nefesini dışarıya vermişti. Ellerini birleştirerek öne doğru hafif eğilmişti. İçi sıkılıyordu. İlk kez ne yapacağını bilmiyor bu da onu korkutuyordu. Neden korktuğunu bile bilmiyordu.

“Ayfer hoca ile Alya arasında bir tartışma yaşandı okulda. Kadın Alya’nın çalışmasını kendi çalışması gibi göstermiş. Alya onu mahkemeye verecek ve bu zaman boyunca Alya’nın zarar görmesinden endişeliyim.” Deniz Hanım oğlunun endişeli yüzüne gülümsemişti. Yerinden kalkarak genç adamın yanında ki boşluğa oturdu.

“Sen her zaman kızımın yanında ol yeter oğlum, Alya elbet hakkını savunur.”

“Alya beni yanında istemiyor ki anne, zorla nasıl durayım,” dediğinde Deniz Hanım gülmüştü.

“Gerekirse zorla yanında olacaksın. Seni kovsa da ona yardım edeceksin. Madem senin suçun olduğun düşünüyorsun o zaman bu durumu düzeltene kadar kızımın yanında ol,” dediğinde Cenk buruk bir şekilde annesine gülümsemişti. Annesinin Alya da kız kardeşini gördüğünü biliyordu. Kendi kızına olan özlemini Alya ile gideriyordu.

“Telefonlarıma cevap vermiyor, nasıl bilmiyorum. Giderken hiç iyi değildi.”

“Merak etme, ailesinin yanında kendini toparlayacaktır. Bu arada sende burada ona yardımcı olacak ortamı hazırlamalısın.”

“Anne,” derken genç adam kısa bir duraksama ile derin bir iç çekti. Kadın oğlunun ne kadar zorlandığını görebiliyordu.

“İstersen sende memlekete git, kimse sana neden geldin demez.”

“Bunu yapamam, sınavlar bitse de okulda yapılacak çok işim var. Mecbur geri dönmesini bekleyeceğim.”

“Sen yine de içini ferah tut oğlum, Alya düşününce seni suçlamaktan vazgeçecektir. Kendini bu kadar üzme.”

“O değil de anne araştırmanın kendisine ait olduğunu söylememesine üzüldüm. Demek ki ona güven aşılayamamışım,” dediğinde dünden beri asıl kafasını kurcalayan şeyi açıklamıştı. Deniz Hanım oğluna gülümseyerek elini dizine vurarak yerinden kalmıştı.

“Düşünme bu kadar, hadi acıkmışsındır. Sen üzerini değiştir ben de masanı hazırlayayım,” dedi. Kadın salondan çıkarken kendisi de şarja taktığı telefonunu eline alarak Alya’nın geri dönüş yapıp yapmadığını kontrol etmişti. Arama ya da mesaj göremeyince yeniden içi sıkılmıştı. Adnan hocayı aramaya karar vererek odasına doğru ilerlemeye başladı. En azından kızın nasıl olduğunu öğrenebilirdi.

***

Genç adam annesinin seslenmesiyle uyanmış, banyoda işlerini hallettikten sonra kahvaltısını yapmak için hazır masaya geçmişti. Gece doğru düzgün uyuyamamıştı. Hocasıyla konuştuktan sonra içi biraz olsun rahatlasa da Alya’nın sesini duymadan tam olarak rahatlayamayacaktı. Kendinin bile anlayamayacağı bir şekilde genç kızı merak ediyordu.

“Ben çıkıyorum anne, akşama istediğin bir şey var mı?” diyen genç adam yerinden kalkarken Deniz Hanım başını sallayarak “Yok oğlum,” dedi. Cenk mutfaktan odasına geçerek çantasını alıp evden okula gitmek için çıkmıştı. Arabasıyla yolda seyir halindeyken oldukça düşünceliydi. Çetin bir savaş Alya’yı bekliyordu. Ayfer hoca ve Kenan hoca Alya’ya rahat yüzü göstermeyecekti. Sıkıntıyla içini çekerken radyoya uzanarak ortamın havasını müzikle dağıtmak istemişti. Şansına Kazım Koyuncu’nun duygusal parçası çıkarken iyice içi sıkıntıyla doldu. Radyonun sesini kısarak şansını denemek için yeniden Alya’yı aramaya karar verdi. Belki bu kez yanıt alabilirdi.

Telefon birkaç kez çalmasına rağmen karşı taraftan açılmayınca Cenk pes etmeyerek yeniden aradı. Saatin kaç olduğu umurunda değildi. Alya’nın erkenden kalktığını ve kitap okuduğunu biliyordu. Sabah yürüyüşlerinden dönerken birçok kez genç kızı balkonda kitap okurken görmüştü. Alya o kadar dalgındı ki genç adamın farkında bile değildi.

“Efendim?” telefonun açılmasıyla biran şaşıran Cenk hızla cevap vermişti.

“Alya,” dediğinde kısa bir süre sessiz kalmıştı. Karşıdan alınan derin nefesi dinledikten sonra devam etmişti. “Nasılsın?”

“Ben iyiyim hocam beni merak etmenize gerek yok,” Alya’nın sesi oldukça boğuk çıkıyordu. Yanında biri olmalıydı bu yüzden sessiz konuşmaya çalışıyordu.

“Rahatsız ettim sabah sabah, ne zaman döneceksiniz?” Alya gelen soruyla kısa bir an duraksamıştı. Daha dün Trabzon’a gelmişlerdi. Düğüne bir hafta vardı ve bir hafta da ailesiyle kalmak istiyordu.

“On beş gün kalırım hocam, nasılsa öğrenciler de aynı şekilde derse gelmeyecek.” Cenk aldığı cevaptan hoşlanmazken bunu belli etmemişti. Acaba annesini dinleyip o da memlekete mi gitseydi. Ama sınavları okuması ve sisteme girmesi gerekiyordu. Bu yüzden tatile çıkmasına imkan yoktu.

“Bir şeye ihtiyaç var mı? Benim yapabileceğim bir şey olursa lütfen söyle,” dediğinde Alya onun vicdan azabı çektiğini düşünmeye başlamıştı. Genç kız gözlerini kapatarak derin bir iç çekmişti. Yanında uyuyan yeğenlerini uyandırmamaya özen göstererek yerinden kalkıp sessizce odadan çıkarak balkona geçmişti.

“Hocam, olanlardan kendinizi suçlamanızı istemiyorum. Evet, başta öfkeyle sizi suçlamış olabilirim ama bazı şeyler elimizde olmadan gerçekleşir. Ne siz ne de ben işin bu noktaya geleceğini bilemezdik.”

“Alya?”

“Lütfen, bu konuyu düşünmek istemiyorum. Özellikle böyle güzel bir zamanda ne Ayfer hoca umurumda ne de bir başkası. Sadece düğüne odaklanıp kendimi mahkemeye hazırlamak istiyorum,” dedi.

“Anlıyorum, sonra görüşürüz.” Cenk telefonu kapattığında ne düşüneceğini bilmiyordu. Alya’nın kendini bu kadar çabuk toparlamasına şaşırsa da bir şey söyleyememişti. Arabasını bölüm binasının önünde kendine ayrılan yere park ettiğinde bir süre arabada oturarak düşünmüştü. Bazı öğrenciler sınavlar bitmesine rağmen hala okula gidip geliyordu. Arabanın camının tıklatılmasıyla kendine gelen genç adam çantasını alarak aşağıya inmişti.

“Asya hocam, nasılsınız?” kadın kocaman gülümsemesiyle Cenk’e bakarak cevap vermişti.

“Ben iyiyim hocamda siz pek iyi görünmüyorsunuz. Bir sorun mu var?” dediğinde Cenk başını sallayarak genç kadına öne geçmesi için yol göstermişti.

“Düşünüyordum sadece…”

“Olanlar benim kulağıma kadar geldi, duyduklarım doğru mu?” dediğinde az öncekinin aksine kadının ifadesi buz gibiydi.

“Ne duyduğunuza bağlı?” Cenk ve Asya binadan içeriye girerek odalarına doğru ilerlerken Sefa hoca da onlara katılmıştı.

“Hocam nasılsınız?” Asya Sefa hocaya kısa bir baş selamı vererek hafif gülümsemişti.

“Şükür hocam siz nasılsınız? Cenk hocayla dün olanları konuşuyorduk. Yanlış duymadıysam sizde oradaydınız.” Sefa kadının açık bir şekilde konuşmasını her zaman sevmişti. Konuyu dolandırmadan aklında olanları biranda pat diye soruyordu.

“İsterseniz benim odama geçip bir çay içelim,” diyen Sefa ikiliyle birlikte kendi odasına geçmişti. Asya misafir koltuklarından birine geçerken Cenk’te hemen karşısına oturmuştu. Sefa hoca masasına geçerek üç çay söyledi. Bir yandan konuşuyor diğer yandan da ceketini çıkarıp sandalyesinin arkasına asıyordu.

“Alya’dan haber var mı?” Sefa hoca direk Cenk’e bakarak sormuştu.

“Şu bahsi geçen öğrenci sizin asistanınızdı değil mi?” Cenk başını sallarken Sefa araya girmişti.

“Yalnız bu kez ortalık fena karışacak. Kenan hoca rektörlüğe kadar gitmiş. Öğrenciyi iftira atmakla suçluyor.” Cenk yerinde diklenirken kaşlarını çatmıştı.

“Ne demek iftira, Alya sonuna kadar haklı. O araştırmayı izinsiz benim bilgisayarımdan aldı kadın.” Cenk’in ani çıkışı ile Asya ona dönmüştü.

“Sakin olun hocam,” derken Cenk daha da sinirlenmişti. Nasıl sakin olabilirdi ki. Alya’nın eğitim hayatı söz konusuydu. Eğer okuldan atılırsa başka bir üniversiteye okumasına imkan yoktu.

“Nasıl sakin olayım hocam, Alya oldukça başarılı bir öğrenci. İnanın sizden bizden daha donanımlı bir öğrencinin haksız yere okuldan atılmasına göz yumamam. Kaldı ki davasında haklı çıkacak.”

“Ona bu kadar güveniyorsun yani?” kadının sorusuyla Cenk hiç düşünmeden cevap vermişti.

“Kendimden çok güveniyorum. Alya eğitim konusunda asla yalan söylemez.” Aklına ikizi ile yer değiştirdiği gelince istemeden gülümsemişti. Emindi ki bilmediği için değil, macera aradığı için ikizinin yerine geçiyordu.

“Ayfer hocanın yaptığı da büyük cesaret ister. Bilmiyor muydu başkasına ait olan araştırma ne olursa olsun sahibi tarafından tanınır.” Kadının sözlerine Sefa hoca başını sallayarak katılmıştı.

“Üstelin daha önce kullanılmayan bir formülü kullanmakta tam anlamıyla aptallık. Bari araştırsaydı kime ait olduğunu,” dedi. Cenk sıkıntıyla yüzünü sıvazlarken çayların gelmesiyle ortamın havası değişmişti.

“Şu öğrenciyi gerçekten dediğiniz kadar başarılı mı?” Asya iki adama dikkatle bakarken Cenk gülümseyerek başını sallamıştı.

“Tahmin edemeyeceğiniz kadar hem de. Lisans öğrencisiyken aldığı notları görmeniz lazımdı. Ben sadece benim dersimden iyi not alıyor sanıyordum ama görüştüğüm hocaları kendi derslerinde de aynı başarıyı gösterdiğini söyleyince Alya’yı o farkında olmadan yakın takibe aldım.”

“Bu yaptığınız hiç etik değildi hocam,” diye şakaya vuran Sefa hoca üçünü de güldürmüştü.

“Ne yapsaydım Sefa, notlarıyla sınıf ortalamasından çıkan kızı merak etmese miydim? Ayrıca bunun farkında bile değildi.”

“Anlamadım?”

“Sınava girer, fazla kalmadan çıkardı. Bazen kağıdı boş verdiğini bile düşündüğüm anlar oldu ama elime geçen cevap kağıdından hep tam not alırdı.” Asya adamın sesinde ki hayranlığa şaşırmıştı.

“Peki yüksek lisansta nasıl?”

“Onu bilmiyorum ama eminim başarılı olmuştur.” Bir süre daha sohbet eden üçlü işlerini halletmek için odalarına çekilirken Cenk aklına takılan şeyle Adnan hocayı arayarak Kenan hocanın yaptıklarını anlatmıştı. Adnan konuyla kendisinin ilgileneceğini, Cenk’in karışmaması gerektiğini söyleyerek genç adamı uyarmıştı. Ne kadar istemese de hocasının bir bildiği olduğunu düşünerek kabul etmişti. Başını sınav kağıtlarına gömerken ilerde olabilecekleri tahmin bile edemiyordu. Ama iyi şeyler olmayacağı kesindi…

***

Bir önceki bölüme yaptığınız yorumlara cevap yazamasam da hepsini okudum. Gerçekten çok güzel yorumlar vardı. Yorum yapan herkese çok ama çok teşekkür ederim. Pamuk parmaklarınız dert görmesin. Umarım bu bölümde de beni yalnız bırakmazsınız. Yorumlarınızı bekliyorum!!!

Lütfen çıkarken reklama tıklamayı unutmayın!

19. BÖLÜM <<<<<<<——–>>>>> 21. BÖLÜM

22161cookie-checkGelincik Çiçeği 20. Bölüm