Dilay Hanım 21. Bölüm

Merhaba arkadaşlar, nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Ben bu hafta oldukça yoğun olacağım maalesef. Bu yüzden haftanın bölümlerini yetiştirmeye çalışıyorum. Hikayeler günlerinde paylaşılmaya devam edecek. Ancak saat veremiyorum. Belki zamanından önce belki de bir iki saat geç yayınlanır ama muhakkak gününde yayınlanacaklar. Keyifli okumalar!

***

Genç adam yaşadığı şoku atlatması kolay olmamıştı. Dilay Selim’in her hareketini kontrol ediyor, sinirlerinin yatışması için elinden geleni yapıyordu. Doktoruyla telefonda konuştuktan sonra Selim küçük bir sinir krizi geçirmişti. Yataktan kalkmak için debelenen adamı güçlükle sakinleştirebilmişlerdi. Selim’in çıldırmış haline ilk kez tanık olan Dilay ne yapacağını bilemezken yatağın yanında ki butona basarak hemşireyi çağırmıştı. Hemşireyle aynı anda odaya giren Engin ile birlikte adamı tutmuşlar, sakinleştirici yapılmasını sağlamışlardı.

“Neler oluyor?” Engin’in sessiz sorusuyla Dilay bakışlarını kısa bir an genç adama çevirmişti. Selim’e döndüğünde genç adamın gözlerinin kapandığını görünce sessizce yerinden kalkıp adamın üzerini örttü. Sakinleştirici iyice etkisini göstermeye başlamıştı. Dilay odanın kapısına yönelirken Engin de onun peşinden gitmişti. Dışarı çıktıktan sonra birkaç adım odanın kapısından uzaklaştıklarında Dilay dayanamayarak genç adama sarılıp sessizce ağlamaya başladı. Engin ne yapacağını şaşırmıştı. Bir elini kadının sırtına koyarak usulca sıvazlarken hala ne olup bittiğini anlamaya çalışıyordu.

“Dilay, anlatmayacak mısın?”

“Hastalığı nüksetmiş,” dediğinde Engin biran gerilmişti. Selim’in hastalığı olduğunu bilmiyordu.

“Selim hasta mıydı?”

“Çocukken lösemiyi atlatmıştı. Şimdi yeniden…” derken genç kadın hıçkırarak susmuştu. Engin aldığı haberle üzülerek iki kolunu da kadına sarıp onu teselli etmeye çalıştı.

“Sakinleş Dilay, Selim’in size ihtiyacı olacak. Elbet yine hastalığını yenecektir.” Dilay adamın sözleri ile hızla geri çekilerek Engin’in gözlerine bakmıştı.

“Yenmek zorunda Engin, çocuklarım babasız kalmayacak. Bunun için her şeyi yapmak zorunda.”

“Yeni öğrendiniz sanırım, Selim’in kriz geçirmesinin nedeni bu muydu?” Dilay elleri iki yanda yumruk olmuş bir şekilde gözlerini boşluğa dikmişti. Hızlı adımlarla az önce çıktığı odaya girerek Selim’in telefonunu alıp yeniden dışarıya çıkmıştı. Selim’in kriz geçirmeden önce aradığı numarayı yeniden çevirerek karşı taraftan cevap beklemeye başladı.

“Selim Bey?” Dilay derin bir nefes alıp konuştu.

“Ben Dilay Bozkurt, Selim Bozkurt’un eşiyim.” Adam genç kadının konuşmasıyla duraksamıştı.

“Selim beyin eşinin adı Elmas diye biliyordum ben,” diyen adama kızmak istese de kızamıyordu.

“Birkaç ay önce kocama test yapmışsınız, sonuçların temiz olduğu söylendi eşime. Ama bu gün yapılan testlerde hastalığının yeniden nüksettiği ortaya çıktı. Size dava açmamam için bana iyi bir gerekçe sunsanız iyi edersiniz.” Dilay’ın sert ses tonu karşısında Engin bile yutkunmak zorunda kalmıştı. Genç kadını ilk kez bu kadar soğuk ve ciddi görüyordu.

“Bakın Dilay Hanım, ben Selim beyin eşine sonuçları söyledim. Durumu kocasına kendisinin söylemesinin daha doğru olduğunu söyledi. Bu yüzden Selim beyden o günden beri haber bekliyorum.”

“Siz ne dediğinizin farkında mısınız? Hangi etiğe sığar hastanın durumunun saklanması. Siz doktor olarak hastanıza karşı sorumlusunuz. Karısı olduğunu söyleyen birine güvenerek nasıl Selim’i aramazsınız?” diye sesini yükseltirken hastanenin koridorlarında genç kadının sesi yankılanmıştı. Birkaç sağlık görevlisi onu uyarsa da Dilay umursamamıştı.

“Bundan sonra kocamın doktoru siz değilsiniz. Dua edin tedavi için fazla geç kalmamış olalım. Bunca zaman sizi aramamasında da mı şüphelenmediniz?”

“Ben çok üzgünüm…”

“Üzgün olmanız çocuklarımın babasının iyi olmasını sağlamıyor.” Dilay telefonu kapatarak bir elini saçlarına daldırmıştı. Engin ne yapacağını şaşırmış durumda kadını izlerken Dilay olduğu yerde durarak genç adama baktı.

“Benim birkaç işim var, senden Selim’le kalmanı isteyebilir miyim? Birkaç saatte dönerim,” dediğinde Engin sadece başını sallamakla yetinmişti. Dilay çantasını alarak hızla hastaneden ayrılırken Engin arkasından bakmakla yetinmişti.

***

Genç adam arabasından inerek eve doğru ilerlerken oldukça yorgundu. Yorgun olasına rağmen oldukça da mutlu… Evin kapısı açıldığında kendisine merakla bakan kadına gülümseyerek cevap verdi.

“Babam iyi çok şükür,” dediğinde Emine Hanım derin bir rahatlama yaşayarak genç adama sarılmıştı.

“Çok şükür evladım, Allah başımızdan eksik etmesin.”

“Amin Emine teyze, Amin,” dediğinde ayakkabılarını çıkararak eve girmişti. Çocukların sesini duyamayınca yeniden kadına dönerek sordu.

“Çocuklar nerede?”

“Yukarıda uyuyorlar, sabahtan beri hissetmiş gibi huzursuzlardı,” dediğinde Seyhan hızla merdivenlere yönelmişti. Kadın onun arkasından kısa bir bakış atarak mutfağa geçerken dilinde şükür duaları vardı.

Genç adam çocukların odasına girdiğinde onları göremeyince kaşlarını çatmıştı. Emine Hanım odasında uyuduklarını söylediği için Seyhan endişelenmişti. Hızlı bir şekilde odadan çıkarak salona geçmiş, orada da çocukları göremeyince yönünü ablasının odasına çevirmişti. Her ihtimale karşı sessiz olmaya özen gösteriyordu. Odanın kapısından içeriye girdiğinde kapalı perdelerin arasından sızan zayıf ışıkla yatakta uyuyan üçlüyü görünce derin bir rahatlama yaşamıştı. Sessiz bir şekilde yatağa yaklaşarak hayranlıkla yeğenlerini izlemeye başladı. Gözleri ikizlerin ortasında yatan kıza takılınca yüzündeki gülümseme daha da büyümüştü. Aslı o kadar masum görünüyordu ki Seyhan onu göğsüne saklayıp her şeyden korumak istemişti. Derin bir iç çekerken genç kızın gözlerini açtığını fark etmemişti.

“Seyhan Bey?” Seyhan adını duyunca hızla kendine gelirken kızın usulca ikizlerin arasından kalkmaya çalışmasını seyretti.

“Çocuklara bakıyordum.” Sessiz konuşan ikili Aslı’nın yataktan kalkmasıyla karşılıklı durmuştu. Seyhan oturduğu yerden kalkınca birden kendini Aslı ile burun buruna bulunca yutkunmadan edememişti. Aslı’nın kaçacak yeri yoktu, geri adım atamazdı. Ama Seyhan’ın da kıpırdamaya niyeti yok gibiydi.

“Seyhan Bey?” Aslı sessizce fısıldarken Seyhan kızın kabarık kıvırcık saçlarına, oradan uyku mahmuru gözlerine bakışlarını gezdirmişti. Elini usulca kaldırarak genç kızın yanağındaki saçı okşarcasına kulağının arkasına alırken genç kız yutkunmadan edememişti.

“Sana sarılabilir miyim?” Seyhan’ın sözleri ile Aslı ne yapacağını bilememişti. Genç kızın cevap vermesine kalmadan genç adam kollarını Aslı’ya dolayarak başını boynuna gömerken kızı ne hale getirdiğinden habersizdi. Kalbi deli gibi atarken aldığı nefes ciğerlerine yetmiyordu.

“Seyhan…” Aslı fısıltı gibi adını genç adamın kulağına sayıklarken Seyhan yüzündeki gülümseme ile genç kızı daha da sıkı sarmıştı.

“Buna ihtiyacım vardı,” dedi aynı fısıltı ile. Aslı’nın iki eli yanda dururken kolunu kaldırıp genç adama karşılık vermeye cesaret bulamamıştı. Onun bu halini babasının ameliyatına yormak istese de kalbi öyle olmadığını bilecek şekilde hızlı atıyordu.

“Çocuklar uyanacak,” kızın son çabası Seyhan’ı daha da gülümsetmişti. Aslı bu gülümsemeyi göremese de hissetmiş gibi oda gülümsedi.

“Hadi buradan çıkalım,” diyen genç adam geri çekilerek Aslı’nın elini tutup odadan çıkardı. Birlikte salona geçtiklerinde Seyhan hala kızın elini bırakmamıştı. Aslı şaşkın ve bir o kadar mutlu olsa da tedirginliğini de üzerinde taşıyordu. Seyhan çalıştığı evin oğluydu, ister istemez bu durum kızı tedirgin ediyordu.

İkili yan yana salonda ki kanepeye geçtiklerinde hala el eleydi. Ne Aslı cesaret edip elini geri çekebiliyordu, ne de Seyhan tuttuğu eli bırakmak istiyordu. Genç kız boğazını temizleyerek “Mehmet Bey nasıl oldu?” diye sorduğunda Seyhan bir ayağını altına alarak genç kıza doğru dönüp oturmuştu.

“Ameliyat başarılı geçti, şimdi yoğun bakımda tutuyorlar ama durumu iyi.”

“Çok şükür, iyi olmasına sevindim.” Seyhan başını sallayarak avucunun içindeki narin küçük ele bakmıştı. Yüzüne oluşan gülümsemenin kıza ne denli bir seyirlik sahne sergilediğinden habersiz avucunda ki eli hafif sıkmıştı. Aslı utanarak elini çekmek istediğinde genç adam elini bırakmadı.

“Seyhan Bey?”

“Şu Bey lafını bırak artık Aslı, sence şu duruma hiç uyuyor mu?” dediğinde avucunda ki eli alıp sevgiyle okşamıştı. Aslı alışık olmadığı hislerle nasıl başa çıkacağını bilmiyordu. Teyzesi haklı çıkmıştı. Seyhan ona farklı bakıyor ve bu bakışlar kabini yerinden sökercesine attırıyordu.

“Ben…” Kız ne söyleyeceğini bilememişti. Utanarak bakışlarını kaçırırken Seyhan onun kızaran yanaklarına hayranlıkla baktı. Bakışları asi kıvırcıklara dönerken elini kaldırarak kabarık saçları sevgiyle geriye atıp kızın yüzünü daha da ortaya çıkarmıştı.

“Saçlarını sevdiğimi biliyor musun? O kadar güzeller ki yüzümü içine gömüp orada uyumak için can atıyorum.” Aslı adamın dalgın bir şekilde kendi kendine konuşması karşısında yutkunmadan edememişti. Seyhan’ın sözleri elini ayağına dolaştırmıştı. Yerinden kalkmak istediğinde Seyhan kendine gelerek kızın elini tutup yeniden oturmasını sağladı.

“Artık konuşmamız gerekiyor Aslı, bu kez seninle konuşmamı kimse engelleyemeyecek.”

“Seyhan…” kız ne söyleyeceğini bilememişti. Zaten dudaklarına konulan parmakla da susmak zorunda kalmıştı.

“Önce beni dinle. Biliyorum, korkuyorsun. İtiraf etmek gerekirse bende çok korkuyorum. Seni kırmaktan, sana yetememekten. Ama Aslı, seni çok severim, inan sevgimi göstermek için elimden geleni yaparım,” dediğinde Aslı şaşkınlıkla adama bakmıştı. Seyhan’ın gözlerinde öyle bir ifade vardı ki kız şaşkınlıkla dona kalmıştı. Kızın reddetmesinden ölesiye korkan genç adam Aslı’nın elini daha sıkı sarmıştı.

“Ben ne söyleyeceğimi bilmiyorum,” derken bile kızın bedeni heyecandan titriyordu.

“Bir şey söyleme, reddetmeden önce düşünmeni istiyorum. Ben istediğin kadar beklerim,” dediğinde Aslı adamın bakışlarında takılı kalmıştı. Nedense onun yanına kendini yakıştıramıyordu. Daha doğrusu ailesinin bu ailenin başına dert olmasını istemiyordu. Yüzü düşünceleriyle asılırken elini yavaşça geri çekip yerinden kalkmıştı.

“Ben yapamam, size ve…” derken susmuştu genç kız. Gözleri dolarken Seyhan hemen yerinden kalkarak kızı kollarının arasına alıp sıkıca sarılmıştı. Aslı’nın bir şeyden korktuğunu anlayabiliyordu. Reddedilmesinin altında bir sebep olduğunu hissedebiliyordu. Başını iki yana sallayarak kızı teselli etmeye çalıştı.

“Tamam, üzülme sen. Sakın ağlama,” dediğinde kız bu sözleri bekliyormuş gibi hıçkırarak ağlamaya başlamıştı. Seyhan geri çekilerek yüzünü saklamaya çalışan kızın yüzünü avucunun içine hapsederek gözlerine baktı.

“Ağlama Aslı, hiç bir şey gözyaşına değmez. Sen ağlayınca kendimden nefret ediyorum,” dediğinde kız elini kaldırarak adamı susturmuştu.

“Yapamam,” dedi yeniden. Seyhan’ın engellemesine fırsat vermeden hızla kapıya doğru koşmuştu. Seyhan genç kızın arkasından bakarken onun neyin korkuttuğunu öğrenmeye ant içmişti. Aslı’nın korktuğu açıktı ama neden korktuğunu kestiremiyordu. Bunu da tek kişiden öğrenebilirdi, Emine teyzesinden.

***

Genç kadın arabasını kenara çekerek derin derin nefes almaya başlamıştı. Bir şeyler yapması gerekiyordu. Böyle eli kolu bağlı duramazdı. İlk önce her ihtimale karşı araştırdığı doktorla irtibata geçmesi lazımdı. Arabasından inerek derin bir nefes aldı. Çığlık atmak istiyor ama sesi çıkmıyordu. Ellerini dizlerine koyarak öne doğru eğildi. Bir süre derin derin soluk aldıktan sonra düşünmeye başlamıştı. Beyni zehir gibi çalışıyordu. Hemen bir tedavi planı yapmaya başlamıştı.  Onun yaptığı planlar tamamen aile üzerine olan planlardı. Selim ailenin öğrenmesini istemiyordu ama buna olanak yoktu. Öncelikle burada ailesinin yanında tedavi olması gerekiyordu. Bunun içinde zor olsa da aileye Selim’in hastalığından bahsetmesi lazımdı. Tek endişesi babasının zayıf kalbinin sorun çıkaracak olması olsa da ikizleri de düşünmeden edemiyordu. Çocuklar kısa zamanda babalarına düşkün birer çocuk olmuştu.

“Af Allah’ım ben ne yapacağım?”

“Bir sorun mu vardı?” Dilay yan tarafından gelen sesle yerinde irkilmişti. Başını sesin sahibine çevirdiğinde ise kendisine endişeli bir şekilde bakan kadını görünce başını iki yana salladı.

“Sorun yok, teşekkür ederim.”

“İyi görünmüyorsunuz.” Dilay kadının arkasında ki arabaya bakınca o arabanın ne zaman oraya geldiğini düşünmeden edemedi. O kadar dalmıştı ki yabancı bir arabanın sesini bile duymamıştı.

“Gerçekten iyiyim, sadece hava almak istemiştim.” Kadın Dilay’a hafif gülümseyerek başını salladı.

“Böyle bir yerde durmanız sizin için tehlikeli olabilir, daha kalabalık yerlerde hava almaya çalışın. Ya da yalnız kalmayacağınız bir yerde.” Dilay etrafına bakındığında kadının haklı olduğunu anlamıştı. Oldukça tedbirsiz davranmıştı. Özellikle böyle bir zamanda yapmaması gereken bir şey yapmıştı. Sıkıntıyla nefesini dışarıya salarken bakışları yeniden gri bakışlı kadına döndü.

“Sizi burada daha önce görmemiştim,” dediğinde Dilay yeniden etrafına bakınmaya başladı. Çiftliğe yakın bir yerdeydi. Çevredeki herkesi neredeyse tanıyordu. Bulundukları muhit daha çok çiftlik evlerinin bulunduğu, seçkin ailelerin yaşadığı kısımdı.

“Daha önce gelmemiştim, kardeşim arkadaşını görmek isteyince onu görmeye gidiyorduk.” Dilay başını arabaya çevirdiğinde ön koltukta oturan küçük çocuğu görmüştü. Çocuğun kolunun askıda olduğunu görünce üzüntüyle genç kadına baktı.

“Geçmiş olsun,” derken Dilay kadını bir yerden tanıdığını düşünmeye başlamıştı.

“Teşekkür ederim, iyiyseniz arabanıza binerek buradan ayrılmanızı tavsiye ederim,” dediğinde kadının gözleri gerilerde dönemeçte duran arabaya takılmıştı. Dilay onun baktığı tarafa başını çevirdiğinde son anda geriye doğru gidip kaybolan arabanın burnunu görebilmişti. Elleri iki yanda yumruk olurken “Hiç vazgeçmeyecekler,” dedi. Sözlerini dıştan söylediğinin farkında değildi.

“Sizi rahatsız eden biri mi var?” Dilay kadının ciddi ifadesi karşısında duraksamıştı. Az önce ki sevecen yüzün yerini kararmış bir ifade almıştı.

“Önemli değil, uyarı için teşekkür ederim.” Dilay arabasına bineceği sırada duraksayarak genç kadına dönmüştü. “Sizinle daha önce karşılaştık mı?” Dilay’ın sorusuyla kadın yeniden gülümsemişti.

“Sanmıyorum,” dediğinde Dilay arabasına bakarak yeniden kendisine dönen kadının savrulan gece karası saçlarıyla yutkunmuştu.

“Evet, hastanede görmüştüm sizi. Açıkçası tekniğiniz çok iyiydi,” dediğinde Dilay gülmeden edememişti. Kadın da Dilay’ı hatırlamış olacak ki buruk bir şekilde gülümsemişti.

“Hak etmişti,” dediğinde Dilay başını sallayarak “Bazı insanlar gerçekten dayağı hak ediyor,” dedi.

“Benim adım Dilay Bozkurt, siz?” Dilay elini kadına uzatırken genç kadın kendisine uzatılan ele kısa bir bakış atarak sıkmıştı.

“Gece, Gece Solmaz. Tanıştığıma memnun oldum,” derken kadının soyadına verdiği tepki Dilay’ın dikkatinden kaçmamıştı.

“Bende, sizi daha fazla tutmayayım.” Dilay arabasına binerken Gece kadının uzaklaşmasını beklemişti. Birkaç dakika sonra karşıdan gelen arabanın önünü kesen genç kadın arabadaki kılıksızlara gözlerini kısarak bakıyordu.

“Hayırdır beyler, birini mi takip ediyorsunuz?”

“Sana ne bundan, çekil yol ortasından.” Gece elini beline atarak polis rozetini göstermek istemiş ama açığa alındığı aklına gelince duraksamıştı. Şuanda onları durdurma yetkisi yoktu. Kenara çekilirken arabanın plakasını alarak güvendiği arkadaşına yollamıştı. Kime ait olduğunu ve Dilay’ı neden takip ettiklerini öğrenmesi gerekiyordu. Birkaç dakika sonra aldığı bilgiyle kaşları çatılan genç kız içinden söyleniyordu.

“Ne oldu abla?”

“Bir şey yok Enes, ablayı takip ettikleri için kim olduklarını sordum.”

“Kimmişler peki?” diye soran küçük oğlan genç kızın gülmesine neden olmuştu.

“Özel koruma canım, anlaşılan ablanın haberi olmadan birileri onu korumaya çalışıyormuş.” Gece kardeşinin merakını giderirken Dilay’ın neden koruma altına alındığını merak etmişti. Üstelik kadının soyadı ona oldukça tanıdık geliyordu. Arabasına binerek yola koyulduğunda aldığı adrese doğru hızla ilerlemeye başlamıştı. Hızını biraz artırınca az önce yanından geçip giden arabayla yeniden karşılaşınca kaşları çatıldı. Araba yol kenarında park etmiş ilerde ki çiftlik evini gözetliyordu.

Kendisi gideceği evin yol ayrımına girince dayanamayarak yeniden arabasını durdurup park halinde ki araca doğru ilerledi. Arabanın camına tıklattıktan sonra aşağıya doğru inen camdan kendisine doğru bakan kızgın gözlere aynı kızgınlıkla karşılık verdi.

“Bu yaptığınızın suç olduğunu biliyorsunuz değil mi?”

“Sen işine baksana, biz görevimizi yapıyoruz.”

“Kadının sizden haberi yok, nasıl görev bu?” adam sıkıntıyla nefesini dışarıya vererek öfkeyle konuşmuştu.

“Git işine kardeşim, bir rahat bırak. Bizimle uğraşacağına kendi işine baksana…”

“Kendi işime bakıyorum zaten,” Gece adamı iyice sinir ettikten sonra ağır adımlarla arabasına doğru ilerlemişti. Bedenindeki tüm stresi atmış gibi hissediyordu. Arabasını çalıştırarak iki yüz metre ilerdeki eve doğru ilerlemeye başlamıştı. Onları küçük kızın dadısı karşılamıştı.

***

Engin hastanede Selim’in başında beklerken hala Dilay’dan haber alamadığı için endişelenmeye başlamıştı. Bir iki saate gelirim diyen kadın geri dönmemişti. Son olan olaylardan sonra endişesi daha da artarken eline telefonunu alarak odadan dışarıya çıkmıştı.

Birkaç kez çalan telefondan cevap alamayan genç adam koridorda volta atarken oldukça gergindi. Tekrar genç kadını aradığında Dilay telefonu açmamış ama iyi olduğuna dair mesaj atmıştı. Engin aldığı mesajla rahatlarken yeniden Selim’in kaldığı odaya girdi. Kapıdan içeriye girdiğinde genç adamın uyanmış bir şekilde etrafına bakındığını görünce yanına yaklaşmıştı.

“Nasıl oldun?” Selim genç adamın sorusuyla yüzünü sıvazlayarak adama baktı.

“Daha iyiyim, Dilay nerede?”

“Biraz işi olduğu için gitti, birazdan gelir.” Selim başını sallayarak üzgün bir şekilde Engin’e bakmıştı.

“Senin de vaktini aldık, kusura bakma. İşin varsa gidebilirsin.”

“Acil bir işim yoktu, Dilay gelsin ben çıkarım.” Selim bakışlarını odanın penceresine çevirerek dışarıyı izlemeye başlamıştı. Gözleri olanları düşündükçe dolmaya başlamıştı.

“Dilay sana söyledi mi?” Selim ağır bir şekilde yeniden yüzünü Engin’e dönmüştü. Engin başını sallayarak cevap verdi.

“Evet, söyledi. Oldukça da endişeli olduğunu söylemeliyim. Eskiden zor zamanlar geçirdiğini tahmin edebiliyorum ama tıp çok gelişti. Moralini bozmamalısın.”

“Biliyorum ama elimde değil. O zamanlar kaybedecek pek bir şeyim yoktu ama şimdi çocuklar var.”

“Bu sana güç vermesi gerekmez mi? Çocuklarının varlığı sana mücadele gücü versin.”

“Doktorla konuşmam gerekiyor, biran önce tedaviye başlamak için izlememiz gereken yol nasıl olacak bilmeliyim. Bu zaman içinde ikizleri de korumam gerek.”

“Merak etme, Dilay onlara anlayacağı şekilde durumunu anlatacaktır.” Engin’in sözleri ile Selim daha da gerilmişti. Çocukların hastalığından korkmasını istemiyordu.  Tedaviye başlamadan önce yapması gereken önemli bir hesaplaşma vardı. Yerinden doğrulurken Engin ona yardım etmişti.

“Dinlenmen gerekiyor, şu birkaç günde çok yıpranmış olmalısın.”

“Şimdi değil, halletmem gereken önemli bir konu var.” Engin adamın kalkmak için hamle yaptığını görünce ona destek olmuştu. Selim minnetle genç adama bakarak buruk bir şekilde gülümsedi.

“Sen haklıydın, o iki kardeş oldukça tehlikeli… Ailemi onlardan korumam gerekiyor,” dediğinde Engin adamın neden bahsettiğini anlamamıştı. Konu Selim’in hastalığından nasıl bu konuyu geldi anlamazken Selim kolunda ki damar yolunu çıkararak kapıya yönelmişti.

“Nereye gidiyorsun?”

“Kapanması gereken bir hesabı kapatmaya!” Engin adama engel olamazken Selim hastaneden hızla çıkıp taksiye binerek oradan uzaklaşmıştı. Onun hastaneden gidişiyle genç adam Dilay’ı ararken bu kez Dilay telefonu açmıştı.

“Bir sorun mu var Engin?”

“Neredesin?”

“Evdeyim, çocuklarla konuşmam gerekiyor. Ayrıca Seyhan’ın da bilmesi gerekiyor.”

“Selim hastaneden çıkıp gitti, onu durduramadım.”

“Nasıl gitti, nereye gitti?”

“Bilmiyorum, kapatmam gereken bir hesap var dedi ve gitti.” Dilay adamın sözleri ile hızla yerinden kalkmıştı.

“Engin, ben yetişemem ama lütfen onun peşinden git. Yanlış bir şey yapmasına engel ol.”

“Neler oluyor Dilay, hiçbir şey anlamıyorum.”

“Lütfen sen dediğimi yap, Selim’in peşine takıl ve yanlış bir şey yapmasına izin verme.” Engin kadının sözleri ile arabasına binerek az önce taksiyle uzaklaşan adamın peşine takılmıştı.

***

Dilay Seyhan ile konuşmak için cesaretini toplayarak çalışma odasında geçtiğinde Engin’in aramasıyla duraksamıştı. Engin’in ısrarcı aramalarından kötü bir şey olduğunu düşünerek telefona cevap verdiğinde aldığı haberle iyice endişelenmişti. Selim’in nereye gittiğini tahmin edebiliyordu. Genç adamın başını belaya girmemesi için Engin’i onun peşinden yollarken kapanan telefonla az önce hışımla kalktığı koltuğa yeniden çökmüştü.

“Abla neler oluyor, neden bu kadar endişelisin?”

“Seyhan, seninle önemli bir konu hakkında konuşmak için gelmiştim ama…” derken elleriyle yüzünü kapatarak sıkıntıyla nefesini dışarıya bırakmıştı.

“Abla beni korkutuyorsun?”

“Her şey üst üste geldi,” diyen kadın yerinden kalkarak hızla odanın penceresini açıp soluklanmıştı.

“Abla, lütfen ne olduğunu anlatır mısın?”

“Abin,” diye söze başlayan genç kadın yanına gelen genç adamla yutkunmuştu.

“Ne olmuş abime?” Seyhan kötü bir haber alacağını hissetmiş gibi dişlerini sıkarak başını iki yana sallamıştı.

“Hastalığı nüksetmiş,” Dilay’ın sözleriyle başını hızla iki yana sallayan genç adam bir adım gerileyerek kabul etmek istemezcesine ellerini kulaklarına kapatmıştı.

“Hayır, doğru olamaz. Bunca yıl sonra hasta olarak geri dönmüş olamaz. Bunun için mi döndü!” dediğinde sesi sonlara doğru yükselmişti. Dilay adamın yüzünü kavrayarak gözlerine odaklanmıştı.

“Sakin ol Seyhan, abinin de haberi yoktu. O da yeni öğrendi ve bize ihtiyacı var. Özellikle kardeşi olarak sana çok ihtiyacı var.”

“Benim iliğim ona tam uyumlu değil ki? O zamanda bile zor bulmuştuk iliği,” dediğinde genç adamın yanağından aşağıya bir damla yaş akmıştı.

“O zaman ona uyacak başka ilik buluruz. Ama şuadan buna gerek yok. En son aşama ilik nakli olacak. Selman amcayla ve birkaç doktorla konuştum. Sonuçlarını gösterdim. Daha yeni başlamış hastalık, erken teşhis ettiğimiz için tedavi daha kolay olabilir.” Seyhan inanmak istercesine ablasına bakarken aklına babası gelmişti.

“Babam ne olacak?”

“Ona şuanda söyleyemeyiz, hastaneden çıktıktan sonra bir süre saklamamız gerekecek.” Seyhan başını sallarken “Ben abimin yanına gidiyorum,” dedi. Dilay onu durdururken Selim’in hastaneden çıktığını söylemişti. İkilinin aklı Selim’de kalırken Dilay’ın düşünceleri farklı bir boyuta gidiyordu. Nitekim düşüncelerinde olan kişilerde kapıdan içeriye girip koşarak beline sarılmıştı.

***

Umarım bölümü beğenmişsinizdir. Yorum yapan herkese çok teşekkür ederim. Ramazan başladığından beri sitenin etkileşimi maalesef çok düştü. Bu da arkadaşlarımızın sayfaya rahat erişimini engelliyor. Bazı arkadaşlar bölüm içinde reklam görmediği için tıklamıyor. Ama en azında emeğimin karşılığında ana sayfada altta ya da üstte olan her hangi bir reklama tıklarsanız sayfa daha canlı olacaktır. Anlayışınız için çok teşekkür ederim. Yorumlarınızı bekliyorum!

20. BÖLÜM <<<<<——>>>>> 22. BÖLÜM

22250cookie-checkDilay Hanım 21. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

12 yorum

  1. Selim çocukların ve ailesinin destegiyle hastalığı atlatacaktir. Gece ve Selim’i merak ediyorum açıkçası.
    Seyhan , aslınin neden ondan kaçtığını öğrenince ikna etmesi kolay olacaktır.
    Engin her daim destek veriyor bu çok güzel

  2. Emeğine sağlık Yazarcigim ❤️Selime üzüldüm ya ana ılık gerekirse bence Gece kardeşi Engin ve ikizlerden uyabilir gibime geldi . Pislik Elmas şimdi bittin 😡 . Gece ve Dilay karşılaştı bakalım sıra Selim de

  3. Selim için üzüldüm ne yalan söyleyeyim iyleşsin istiyorum herşeyden önce ikizler için hain elsmas biliyormuş ve söylememiş inanamıyorum ya nasıl insan bu iki kardeş geceyi de sevdim ayrıca çok güzel bir bölümdü emeğinize sağlık

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*