Gelincik Çiçeği 21. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Biliyorsunuz Ramazan dolayısıyla bölümler saat 22:00 a kadar yayınlanacak. Malum iftardı, hazırlıktı derken ancak o saate kadar dosya başına geçebiliyorum. Umarım bölümü beğenirsiniz! Keyifli okumalaR!

****

Genç kız gözlerini kulağına dolan kuş sesleriyle açmıştı. Uzun zamandır bu kadar huzurlu uyanmamıştı. Trabzon’a geldiğinden beri düğün telaşıyla bütün aile oldukça yorulmuştu. Dün akşam abisini evlendirmişti ve Alya gece eve geldiğinde Serdar’ın boş odasını görünce dayanamayarak ağlamıştı. Selim ailenin içine düşeceği burhanı bildiği için o akşam ailesiyle beraber baba ocağında kaldı. Ahmet Serdar abisinin odasına yatarken Alya’nın içi burkulmuştu. Akşam eve gelir gelmez herkes sessizce odalara çekilse de Alya’nın uyuması kolay olmamıştı. Şimdi ise yorgunluğunu üzerinden atmış bir şekilde gözlerini açarak gülümsedi. Yatağından kalkarak odasındaki banyoya girip kısa bir duş aldı. Saat neredeyse öğlen bire geliyordu ve ailesi çoktan kalkmış olmalıydı.

Genç kız odasından çıktığında yengesi Esma ile göz göze gelmişti. Kadının elinde kahvaltılık salonda ki büyük masaya götürürken görünce diğerlerinin de geç kalktığını anlamıştı.

“Hayırlı sabahlar herkese,” diyerek salona giren genç kız, abisinin yanına oturarak kolunun altına girmeye çalışmıştı. Onun bu haline gülümseyen Selim parmağıyla burnuna fiske vurarak konuşmuştu.

“Ne oldu Alya Hanım, en sevdiğin abin gidince bana mı kaldın?”

“Aşk olsun abi ya, o nasıl söz?” diye söylenerek adamın yanından kalkarak yüzünü asmıştı.

“Gel kız nereye gidiyorsun?” Selim kardeşinin kalkmasıyla alındığını düşünmüştü.

“Senden hayır yok bana, bende sevgili yengeme yardım edeceğim,” dediğinde Selim salona giren karısına sevgiyle bakmıştı. Esma hiç gocunmadan ailesinin her türlü hizmetine koşuyordu.

“Abimlerden haber var mı, çıktılar mı yola?” Alya masanın kurulmasına yardım ederken bir yandan da soruyordu.

“Sabah erkenden gitmişler kızım, bir saat önce aradılar.”

“İyi bari, inşallah hava fazla soğuk olmaz,” derken bir yandan da yengesine göz kırpıyordu. Serdar yakın olduğu için Gülşen’i Artvin’e balayı için götürmüştü. Küçük bir sayfiye evde kalacaklardı. Doğayla iç içe kısa bir tatil yapmayı planlayan çift, Gülten teyzenin hastalığı yüzünden fazla uzağa gitmek istememişti.

“Hadi herkes masaya,” diye aileyi çağıran Esma, önce çocuklarını yedirerek kendisi de kahvaltı yapmaya başlamıştı. Ahmet hala ayılamadığı için sesi çıkmıyordu. Selim genç adama takılırken Ahmet çoğu imayı anlayacak durumda değildi.

“Ee Ahmet, duyduğumuza göre gelinimiz hazırmış. Ne zaman el öptürmeye getireceksin?” Emine Hanım genç adama sorarken Ahmet sevdiğinin lafının edildiğini duyunca hemen gözlerini aralamıştı.

“Ya Emine teyze çok özledim.”  Emine Hanım genç adamın sözlerine gülerken Selim başını iki yana sallayarak konuşmuştu.

“Ayıp değil mi oğlum, babamın yanında.”

“Niye ayıp olsun, sevmek suç mu?” Ahmet adını aldığı Ahmet beye dönerek sormuştu. “Ahmet amca sen Emine teyze köye gidince özlemiyor musun yoksa?” dediğinde çayını içen adam gelen soruyla az kalsın boğulacaktı.

“Ay gitti herif,” diye ayaklanan Emine Hanım kocasının sırtını sıvazlarken Alya gülmemek için kendisini zor tutmuştu.

“Fesuphanallah,” Ahmet Bey kızarak başını iki yana sallarken Selim de babasının düştüğü duruma gülse de saklamayı başarmıştı. Esma kocasına kaş göz işareti yaparak ciddi olmasını isterken Selim göz kırparak karısını da utandırmıştı.

“Ben çayları tazeleyeyim,” diyerek masan kalkan Esma, mutfağa girdiğinde Alya da peşinden gitmişti. Mutfağa girer girmez sessizce kahkaha atan kız, yengesinin dürtüklemesiyle kendine gelmeye çalışıyordu.

“Babamın yüzünü gördün mü?”

“Sen asıl annemin yüzünü gördün mü? Kadın hem utandı hem de babama bir şey olacak diye eli ayağına dolandı.” İkili gülmeye devam ederken içeriden abisinin sesi duyulmuştu.

“Çaylar nerede kaldı?”

***

Alya evi toplamada yengesine yardım ettikten sonra ikizi ile buluşmak için evden çıkmak üzereyken Ahmet’in radarına yakalanmıştı.

“Nereye gidiyorsun?”

“Arya ile buluşacağım,” diye cevap veren kızla genç adam hemen yanına gelmişti.

“Bende geliyorum, evde çok sıkıldım.” Alya adamın isteğini kabul ederek birlikte evden çıkmışlardı. Boztepe’ye yakın oldukları için balkon kafede çay içip sohbet etmeye karar verdileri. Ayla ve Ahmet önceden gidip masa ayırırken on dakika sonra da Arya onlara katılmıştı. Çalışandan semaver ve çekirdek isterken derin bir nefes alarak temiz havayı içine çekti.

“Ee anlat bakalım Alya Hanım, geldiğinden beri içini kemiren şeyi.” Arya’nın direk konuya girmesiyle Ahmet’in de bakışları ona dönmüştü. O da geldiklerinden beri Alya’daki durgunluğun nedenini tam olarak bilmiyordu. Alya’nın bakışları kısa bir süre limanda ki gemilere dolanırken yüzüne oluşan buruk gülümseme ile yeniden ikizine dönmüştü.

“Okulda işler karışacak gibi, döndüğümde yeni bir savaş başlatacağım.” Arya kardeşinin sesinden ciddi olduğunu anlarken Ahmet hiçbir şey anlamamıştı.

“Şu işi doğru düzgün anlatsana Alya, neler oluyor? Akasya ile telefonda konuştum ama o da bir şey söylemedi.”

“Şu son bir yıldır üzerine çalışıp durduğum araştırma…” Alya bir süre sustuktan sonra devam etti. “Çalındı,”

“Ne?” Arya şaşkınlıkla genç kıza bakarken Ahmet daha sakin kalmıştı.

“Duydun, döndüğümde suç duyurusunda bulunacağım. Ayrıca okul yönetimine de şikayet dilekçesi vereceğim.”

“Okul yönetimi?” Ahmet kısa bir süre Alya’ya baktıktan sonra kavradığı şeyle gözleri büyümüştü. “Yok artık, o yapmış olamaz.” Alya omzunu silkelerken Arya araya girmişti.

“Hepsini ele geçiremese de belli bir kısmını alıp kendininmiş gibi yayınlattı. Üstelik benim adımı kullanarak yaptı bunu.”

“Ne yapmayı planlıyorsun?”

“Dergiye de dava açacağım, yazılarımı bir daha yayınlamayacak olsalar da yaptıkları hatayı anlamaları gerekiyor.” Arya elini ikizinin elinin üzerine koyarak sormuştu.

“Şu Ayfer denen kadın mı araştırmanı aldı?” Alya başını sallarken, kadının kim olduğunu bildiği için endişelenmişti.

“Endişelenme Arya, bana avukat önermen işime yarayacaktır.”

“Ben dururken başka avukat mı tutacaksın?” Arya üzgün bir şekilde kardeşine bakmıştı.

“Arya, bunun seninle alakası olmadığını biliyorsun. Mahkeme yüzünden sürekli yollara düşmeni istemiyorum.”

“Yine de canım çok sıkılıyor Alya, o kadının ve amcasına dikkat etmen gerekiyor. Yazın ne olduğunu unutmuş olamazsın?” Alya kardeşine kaş göz işareti yapmaya çalışsa da Ahmet’in duymasına engel olamamıştı.

“Yazın ne oldu Alya?”

“Önemli bir şey değil,” derken Arya bu kez kardeşini yalnız bırakmamak için susmayı düşünmüyordu.

“Birinin bilmesi gerekiyor Alya, sana daha önce de söyledim. Her şeyi tek başına üstelenemezsin.”

“Arya lütfen, bu aramızda kalacaktı.”

“O öncedendi, şimdi desteğe her zamankinden çok ihtiyacın var.” Alya’nın engellemesine fırsat kalmadan arya Ahmet’e dönerek devam etmişti.

“Şu kadının amcası olan profesör, yazın Alya stajdayken onu taciz etmeye kalkıştı,” dediğinde Ahmet hızla yerinden kalkmıştı.

“Ne yaptı dedin?” Ahmet’in sesi yüksek çıkınca Alya adamın kolunu tutarak onu oturtmaya çalışmıştı.

“Sakin ol, ben hallettim.”

“Ne halletmesi, bunu daha önce söylemen gerekiyordu.”

“Cenk hoca biliyor mu?” Alya duyduğu içimde dişlerini sıkmıştı.

“Sakın Ahmet, bilmesini istemiyorum. O adamı suçüstü yapmak zorundayım. Daha önce de aynı şeyi yapmış ama korkudan kimse sesini çıkaramamış.”

“Sen ne yapacaksın ki?”

“Beni hafife alma Ahmet, o da yeğeni olacak hırsız da davranışlarının sonuçlarına katlanacak.” Ahmet başını iki yana sallayarak sıcak çayını bir anda içmişti. Ağzı yansa da şuanda hissedecek durumda değildi.

“Akasya az kalsın o sapığın asistanı olacaktı.” Alya düşününce bile ürpermişti. Akasya gibi narin bir kızın o yaşlı sapığın eline düştüğünü düşünmek bile istemiyordu.

“Çok şükür öyle bir şey olmadı.” Arya düşünceli bir şekilde bir süre sessiz kaldıktan sonra soğuyan çayını dökerek yeniden doldurmuştu.

“Bu iş sandığından daha çetin olacak Alya, zeki olabilirsin ama bu ikisi kaçak dövüşecektir. Senin gibi adaletli olmaya çalışmayacaktır.”

“Merak etme, kadın o kadar kendinden o kadar emin ki ilk davada kaybedeceğinin farkında bile değil.”

“Nasıl bu kadar evin olabiliyorsun?”

“Kontrol ettim Arya, yayınlanan kısmı benim dosyadan kopyala yapıştır yapmış. Kendi eliyle yazma zahmetine bile katlanmamış. O dosya özel olarak hazırlattığım taslakta yazılıyordu. Dolayısıyla bana ait olan taslağı da kopyalamış oldu.” Arya başını iki yana sallarken aklına gelen kişiyle birden gülümsemişti.

“Ah sana harika bir avukat önereceğim. Düzce de oturuyor sana çok yakın. İnan bana gerektiğinde onlardan daha çakal olabilen biri!” dediğinde telefonunu alarak numarayı bulmaya çalışmıştı. Alya şaşkınlıkla ikizine bakarken bir süre sonra telefonu hoparlöre alarak telefonun açılmasını bekledi.

“O kimler arıyor, sen beni arar mıydın Arya Hanım?” diyen ses oldukça tok çıkmıştı.

“İşim düşmeseydi aramazdım Han,” dediğinde karşıdan gür bir kahkaha sesi gelmişti.

“Senin şu açık sözlülüğüne bayılıyorum. Ne oldu, kirli işler mi bulaştın?”

“Yok bu kez temiz iş ama karşında ki kişi kirli olabileceği için sen daha rahat uğraşırsın.” Han kendisinden iki yıl önce mezun olmuş olsa da okulda tesadüfen tanıştığı bir öğrenciydi. Kendinden o kadar emin bir yapısı vardı ki bezen Arya bile şaşırıyordu. Kanunda açık kapı bulmak onun işiydi ve şuana kadar kaybettiği tek bir dava bile yoktu. Üç yıl gibi bir sürede aranan avukatlar arasında yerini almıştı.

“Konu ne?”

“Kardeşimin avukata ihtiyacı var.” Adam kısa bir süre sessiz kaldıktan sonra sesini ciddileştirmişti.

“Kardeşinin avukata ihtiyacı var ve sen bana yönlendiriyorsun. Nedenini öğrenebilir miyim?”

“Çünkü mahkeme sana daha yakın bir ilde olacakta ondan. Benim gidip gelmem zor olacaktır. Biliyorsun evlendim ve…”

“Ah duymuştum, ayrıca beni düğününe çağırmadığın içinde çok kırıldım,” derken adamın sesi yeniden alaycı çıkmıştı.

“Bu iş ciddi Han, eğer başaramayacağını düşünüyorsan başkasını bulurum.” Han’ın sinir olduğu tek şey birinin ona başaramayacağını söylemesiydi.

“Konu ne? Yaralama, kasp, ya da…”

“Telif hırsızlığı ve tacize ne dersin!” dediğinde Alya gözlerini kapatmıştı. Karşıdan bu kez daha gür bir ses çıkmıştı.

“Dosyayı hemen gönder, o şerefsizi doğduğuna pişman edeceğim.” Adamın sert sesi karşısında Alya adamı görmeden bile ürkmüştü. Arya son sözlerini hatırlayınca genç adamın kanayan yarasına bastığını anlayınca dişlerini sıkmıştı.

“Han, sakin ol lütfen. Alya şuanda burada Sakarya’da yüksek lisans öğrencisi. Hocası araştırmasını izinsiz bir şekilde kendi adıyla yayınlamış.”

“Alya araştırmanın kendisine ait olduğunu kanıtlayabilir mi?”

“Kesinlikle,” diye bu kez Alya araya girmişti.

“O zaman gelir gelmez beni arıyorsun ve yüz yüze konuşuyoruz.” Bir süre daha konuşan ikili telefonu kapattığında sessizce konuşmayı dinleyen Ahmet konuşmuştu.

“Adam çok sinirliydi, neden onu aradın?”

“Bu davayı alabilecek tek kişi Han Ahmet. Ona güvenmeni istiyorum. Bazen öyle bir davranır ki sanki senin değil de karşı tarafın avukatı gibi hissedersin. Şimdiye kadar hiçbir davasını kaybetmedi. İnan bana birçok öğrenci onun davalarını izlemek için fırsat kolluyor. Bir keresinde hem kendi müvekkilinin, hem de karşı tarafın ceza almasını sağlamıştı.” Alya ikizine bu konuda güvenmek zorundaydı. Zaten olmazsa dayısı da ona yardımcı olacaktı. Bir süre sonra Arya’ya gelen telefonla kalkmışlardı.

“Benim eve geçmem gerek Ecem huysuzluk yapmaya başladı. Siz ne yapacaksınız?”

“Ben de Ahmet ile sinemaya giderim. Sana uyar mı Ahmet?” diye genç adama sorarken Ahmet hemen onaylamıştı.

“Eve gitmek istemiyorum, iki gün sonra döneceğim ama hiç dolaşmadım.” Alya ve Ahmet dolmuşa binerek meydana inerken Arya da arabasına binerek eve doğru ilerlemişti.

***

Genç adam sırt çantasını hazırlarken oldukça düşünceliydi. Hafta sonu hocalarla birlikte arazi gezmesine gidecek, iki günlük kamp kurup bitki incelemesi yapacaklardı. Bu süre içinde annesinin evde tek kalmasını istemese de elinden bir şey gelmezdi. Yakınlarda ne bir akrabası vardı ne de bir tanıdığı. Bu yüzden Akasya’ya annesiyle kalmasını rica etmişti. Annesi istemese de Deniz Hanım tansiyon hastasıydı ve tek kalırsa içi hiç rahat etmeyecekti. İki gün tek gece olacak olan kampın verimli geçmesini diliyordu. Evden çıkarken annesine küçük çocukmuş gibi tembihlerde bulunurken Deniz Hanım oğlunun yüzüne kapıyı kapatmıştı.

Cenk annesinin bu tavrıyla şaşırsa da bir şey söyleyememişti. Olanları gören Onur ise adamın kapı dışarı edilişine gülmeden edememişti.

“Cenk hocam hayırdır?” Cenk duyduğu sesle başını kaldırıp Onur’a bakarken sıkıntıyla nefesini dışarıya vermişti.

“Arazi çalışması için gitmem gerek, annem evde tek kalacak.”

“Merak etme, gözüm üzerinde olur. Bir sıkıntı çıkacağını sanmıyorum. Mahallemiz güvenlidir, yabancılar hemen dikkat çeker.” Genç adam minnetle Onur’a bakarken başını sallamıştı.

“Teşekkür ederim, Akasya da gelecek. Annemin tansiyonu var, yoksa bu kadar endişelenmezdim.” Onur merdivenleri inerek adamın yanına ulaşmıştı. Bir elini omzuna koyarak hafifçe sıktı. Şu birkaç haftada Cenk ile iyi anlaştığı gibi Deniz hanımın samimi yaklaşımı yıllar sonra ona annesini hatırlatmıştı. Arada Deniz hanımın ‘bende senin bir annen sayılırım evladım,’ demesinin Onur için ne kadar kıymetli olduğunu bilemezdi.

“Deniz Hanım benimde annem sayılır, yalnız kalmasına izin vermeyiz.” Cenk içi rahat bir şekilde arabasına binip okula doğru ilerlerken aklına Alya gelmişti. Burada olsaydı onu da kampa götürebilirdi. Düşüncesini fark edince sıkıntıyla gülümsedi. Ne zamandır telefonda konuşmamışları. Aramak istiyor ama cesaret edemiyordu. İyi olduğunu Adnan hocasından öğrense de sesini duymak gibi olmuyordu. On dakika sonra kampüsten içeriye girdiğinde kampa gidecek olan hocalar onu bekliyordu. Asya ve Sefa hoca genç adamın arabasına binerken bölüm binasından çıkan kadını görünce gözleri alev almıştı.

Ayfer hoca ve amcası Alya’nın yokluğunda bölüm başkanlarını yanına çekmek için elinden geleni yaparken Adnan hocanın tek bir sözüyle çoğu çekimser davranmaya başlamıştı. Ama asıl önemli olan rektörlüğü etkilemeye çalışmalarıydı. Arabayı bekletmeden çalıştırarak kadının yanından hızla ayrılmıştı. Onunla konuşmak istemiyordu. Zaten son bir haftadır haklı oymuş gibi kendisiyle konuşma çabasına son olarak “O dosyayı bilgisayarımdan aldığını ikimizde biliyoruz,” dediğinde kadın Cenk’in yanına yaklaşmamıştı. Uzaktan öfkeli bakışlarını gönderse de Cenk’in umurunda değildi.

“Ayfer hanımı gördükçe sinirlerim tepeme çıkıyor.” Asya’nın sözleriyle Sefa arkada oturan kadına dönerek bakmıştı.

“Aman hocam sakin olun. Sizin de hedef olmanızı istemem.”

“İnsanların emeğine saygısı olmayanlarla ne muhatap olacağım. Benim ki dışa vurulmamış bir öfke.” Sefa kollarının göğsüne bağlayan kadına gülümseyerek bakmıştı. Kadının sol elinde yüzük olsa da onun evli ya da nişanlı olmadığını biliyordu. Neden o yüzüğü taktığını bilmese de öğreneceğine emindi. Asya genç adamın dikkatli bakışlarını fark edince tek kaşını kaldırarak sormuştu.

“Sor ne soracaksan Sefa!” dediğinde kadının ses tonu Cenk’in de dikkatini çekmişti. Asya’nın Sefa’ya ilk kez sadece adıyla hitap ettiğini duyuyordu.

“Sadece merak ediyordum hocam, evli değilsiniz, bildiğim kadarıyla nişanlıda değilsiniz. Peki o yüzüğün anlamı ne?” dediğinde Asya’nın gözleri anında buğulanmıştı.

“Nişanlı olmadığımı kim söyledi?” Sefa kadının sözleriyle gerilirken ne söyleyeceğini bilememişti.

“Nişanlıysanız iki yıldır birlikte çalışıyoruz neden bir kez olsun okulda görmedim.” Sefa kadının bakışlarını kaçırmasıyla yeniden ellerine odaklanmıştı. Asya elleri yumruk olmuş bir şekilde gömleğinin uçlarını sıkıyordu.

“Nişanlım şehit oldu,” dediğinde arabada büyük bir sessizlik oldu. Sefa hoca kadını sıkıştırdığı için pişman olmuştu. Böyle bir şey beklemediği aşikardı. Asya hoca her zaman neşeli biri olmuştu ve hayatında yaşamış olabileceği büyük kaybı anlamalarına olanak yoktu.

“Ben özür dilerim…”

“Neden?”

“Acınızı tazelediğim için,” diyen Sefa gerçekten üzgündü. Asya başını çevirerek yeniden kendisine üzgün bir şekilde bakan adama gülümsedi. Gülümsemesi o kadar can alıcıydı ki Sefa ne söyleyeceğini bilememişti.  

“Önemli değil, unutmadığın bir şeyin acısı olmaz. Hem o en çok istediği mertebeye erişmişken ben üzülemem.”

“Haklısınız, nişanlınız şanslı biriymiş,” diye bu kez Cenk araya girmişti. Onun da ailesinde şehit olan askerler vardı. Bu yüzden göğsünde haklı bir gurur taşıyordu. Eğer annesi izin verseydi askeri okula yazılmayı çok istemişti. Ama hem babası yoktu, hem de ailenin tek erkek evladı olduğu için istediği gibi askeriyeye yazılamamıştı.

“Teşekkür ederim, neyse bu konuyu kapatalım. Sadece siz biliyorsunuz, başkasından duymak istemiyorum. Okulda rahat hareket etmek istiyorum.”

“Elbette hocam, tekrardan özür dilerim.”

“Sefa hocam, lütfen.” Araba asfalt yoldan çıkarak arazi yola girdiğinde üçü de sessizdi. Uygun bir yer bulduklarında arabasını park ederek arkasında ki diğer araçlarında yanlarına gelmesini beklemişlerdi. Asya ve iki tane daha bayan hoca vardı. Cenk etrafa bakarak uygun çadır yerine karar vermeye çalışırken Asya’ya karşı farkında olmadan bir sorumluluk hissi uyanmıştı içinde. Aynı his Sefa içinde geçerliydi. İki arkadaş genç kızı gözetim altına tutarken Asya bunun farkında bile değildi.

“Hocam çadırları şuraya kuralım. Hem açık alan ateş yakmak kolay olur hem de manzarası güzel.” Gösterilen alan oldukça büyük ve denize karşı bir yerdi. Taşlar düz, olduğu için hem gece yatmak için uygundu hem de ateş ormanlık alandan uzakta yakılmış olacaktı. Asya Cenk’in yardımıyla çadırını kurarken kızın çadırını tam ortaya alacak şekilde Sefa ve Cenk’te çadırını kurmuştu. Erkekler vaktin erken olduğu söyleyerek arazi keşfine çıkmayı teklif ettiğinde kadınları geride bırakmak isteyince Cenk araya girmişti.

“Asya hocam, lütfen bu taraftan gidelim,” dediğinde az önce kadınları geride bırakmayı söyleyen adamla göz göze gelmişti.

“Hocam bayan hocaları yarın alırdık.”

“Neden? Eminim daha önce araziye çıkmışlardır. Kaldı ki böyle ıssız bir yerde bayan hocaları geride bırakmak hiç doğru değil.” Cenk ve Sefa aynı anda öne çıkarken farkında olmadan Asya’yı ortalarına almıştı. Diğer bayan hocalarda Cenk’e katılırken hep birlikte yola koyulmuşlardı. Yeni bitkileri arazi verimi ve birçok mantar çeşidi araştırmalar arasındaydı.

“Teşekkür ederim,” Asya genç adama bakarak gülümsedi.

“Teşekkür etmenize gerek yok hocam, hep birlikte geldik ve hep birlikte dolaşacağız. Aksi düşünülemez bile.”

Grup yorucu bir gezinin ardından geriye döndüklerinde çadırların yanında ki jandarma aracını görünce duraksamıştı. Genç adam öncü olarak öne çıkarken arkasında ki kadının gerilerek kendisine yanaştığını görünce kaşlarını çattı.

“Asya hocam bir şey mi oldu?” genç kız yutkunarak başını iki yana sallasa da gözlerinde gördüğü korkudan hoşlanmamıştı.

“Bir soru mu vardı komutanım?” Sefa genç adamdan önce davranarak sormuştu.

“Arabalar sizin mi?”

“Evet komutanım, arazi araştırmasındaydık.” Sefa kimliğini gösterirken bir yandan da üniversitede araştırma bölümünde olduğunu belirtiyordu.

“Burada kamp yapmak yasaktır. Özellikle gece yakılan ateşler yüzünden orman yangınları çoğaldı.”

“Merak etmeyin komutanım, dikkatli olacağız.” Adamın bakışları Asya’ya kayınca genç kadın iki adamdan aldığı güçle bakışlarını kaçırmamıştı.

“Asya, bu sen misin?” aradan dört yıl geçse de genç kadın hiç değişmemişti. Olgunlaşmış, zayıflamış ve eskisinden daha fazla dikkat çekici hale gelmişti. Neredeyse otuz kilo kadar zayıflayan kızı tanımakta güçlük çeken adam öne çıkınca genç kız yanında ki iki adamdan cesaret alarak omuzlarını dikleştirdi. Asya üniversite zamanlarında 1.75 boyunda ve yüz otuz kilo ağırlığındaydı. Oldukça kalıplı olduğu için dikkat çekmediği tek bir an yoktu. Ancak ne kilosu ne de çirkin görünen diş telleri sevdiği adamı ondan uzaklaştırmıştı. Bu yüzden onu sevmekten vazgeçemiyordu. Karşısında ki adamın kendisini tanımakta güçlük çekmesini anlayabiliyordu. Nişanlısının şehit olduğunu duyduğunda ağır bir psikolojik travma geçirmiş, birkaç ayda hızla kilo vermişti. Sağlığı kötü etkilense de Asya’nın umurunda değildi. Ne zamanki yeniden hayata dönmeye karar vermişti o zaman ipleri eline alıp toparlanmaya başlamıştı. Kulaklarında sadece nişanlısının “Bir gün şehadete erersem sakın üzülme ve her zaman gülümse!” sözleri dolanırken, rüyasında kendisine üzgün bakan nişanlısını görmüşken toparlanmamasına imkan yoktu.

“Vay canına seni neredeyse tanıyamayacaktım.”

“Siz tanışıyor musunuz hocam?” Asya Cenk’in sorusuyla gerilmişti. Elbette tanışıyorlardı ve adamı hiç sevmezdi. Sırf kilolu olduğu için asker arkadaşlarına kendisi hakkında ileri geri konuştuğuna pek çok kez şahit olmuştu. Özellikle nişanlısına yaptığı imalar yüzünden canları çok sıkılırdı.

“Evet hocam, Sinan’ın yani nişanlımın görev arkadaşıydı.” Cenk kadının neden gerildiğini az çok anlamıştı.

“Öyle mi? Kolay gelsin komutanım.” Bu kısaca gidin demek olsa da adamın gitmeye niyeti yok gibiydi.

“Ee Asya, neler yapıyorsun? Uzun zaman oldu görüşmeyeli…”

“Yaklaşık beş yıl, haklısınız uzun zaman oldu.”

“Kusura bakma, başsağlığı dileyemedik. O zaman görevdeydim.” Asya kısa kesmesi için dua ederken Sefa adamın lakayt tavrından hoşlanmamıştı. Özellikle üzerinde şerefli bir forma taşırken böyle fütursuzca konuşmasını kaşlarını çatarak izlemişti.

“Merak etmeyin, Kerim yüz başı sizin yerinize diledi. Hatta onunla konuşunca sizinle karşılaştığımızı da söylerim.” Dediğinde adamın yüzünde ki ifade değişmişti. Öyle ki hızla konuşarak arabaya doğru dönmüştü.

“Öyle mi biz gidelim artık, ateşe dikkat edin. Söndürmeden gitmeyin,” diyerek arabaya doğru ilerlemişti. Cenk ve Sefa şaşkınlıkla hızla giden arabaya bakarken Asya derin bir nefes alarak rahatlamıştı.

“Ne oldu şimdi, adam birden gitti.” Sefa’nın şaşkın bakışlarına genç kız gülümsemişti.

“Korkmuştur ondan,” diyen Asya hafif gülümseyerek arkasını döndü. Sinan ve diğer askerlerin korktuğu biri varsa o da Kerim komutandı. Üstelik bu komutan Asya’yı çok severdi.

“İlginç geldi, ondan pek hoşlanmıyordun sanırım?”

“Üzerinde ki üniformayı hak ettiğini düşünmüyorum. Belki operasyonlarda iyi olabilir ama kesinlikle insanları aşağılamaya çalışan pisliğin önde gidenidir.”

“Ama seni tanımakta zorlandı. Çok vakit geçmemiş oysa.”

“O zamanlar aşırı kiloluydum, ondandır.” Asya son sözlerini söyleyerek çadırına doğru ilerlemişti. Cenk ve Sefa göz göze gelince diğer hocalarda bir bir kamp alanına gelmişti. Önce biraz dinlendikten sonra semaverde çay demlenmiş, gün batımı karısında hep beraber çaylar içilmişti. Kadınların getirdiği yemeklerin yanında Deniz hanımın hazırladığı börek poğaçalarda ortaya koyularak güzel bir sohbete başlanmıştı. Ortamda yankılanan telefon sesiyle gözler Cenk’e dönerken genç adam izin isteyerek cebinden çıkardığı telefon ekranında arayanı görünce gülümsemişti.

“Aşk olsun hocam, ben olmadan kampa gitmişsiniz,” diye şakıyan ses genç adamın ‘alo’ demesini bile beklememişti. Üstelik sesin sahibi beklenmedik bir şekilde neşeliydi.

“Burada olsaydın seni de getirirdim Alya, hem nereden öğrendin kampta olduğumuzu?” dediğinde içi garip bir mutlulukla dolmuştu. Alya’nın sesini günler sonra ilk kez duyuyordu ve anladığı kadarıyla iyi durumdaydı.

“Deniz teyzeyi aramıştım o söyledi. Ne zaman döneceksiniz?”

“Yarın akşama döneriz, sen ne zaman geleceksin?” karşıdan kısa bir süre sessizlik olduktan sonra Cenk derin bir iç çekmişti. “Alya, her şey yolunda mı?”

“Benim için öyle ama bazıları rahat durmuyor sanırım. Okuldan haber geldi, acil savunma vermem gerekiyormuş.”

“Öyle mi? Bunu bekliyorduk zaten.”

“Elbette, sadece merak ediyorum, bu süreçte size güvenebilir miyim?” Alya’nın sorusuyla genç adam üzülmüştü.

“Bunu hak ediyorum değil mi Alya, bana güvenmekte zorlanıyorsun?”

“Bunun size güvenmekle alakası yok hocam, işin sonunda işinizden olabilirsiniz.” Cenk kızın sözlerine gülümsemeden edememişti.

“Haklının yanında durarak işimden olacaksam sorun değil, sen ne yapmak istediğini söyle yeter.”

“Teşekkür ederim hocam, ben sizi tutmayayım artık. Hayırlı akşamlar. Kendinize dikkat edin,” dedikten sonra Cenk’in cevap vermesini beklemeden telefonu kapatmıştı. Cenk yüzünde ki gülümseme ile arkadaşlarının yanına dönerken Sefa’nın dikkatle kendisine baktığını görünce genç adam sadece omzunu silkeleyerek cevap vermişti.

“Yarın erken kalkacağız, hadi herkese hayırlı geceler,” diyerek çadırına doğru ilerlemeye başladı. Onunla birlikte diğerleri de çadırına geçerken gelecek günlerin ne getireceğini bilinmezdi.

****

Asya karakterini nasıl buldunuz? Bu bölümleri yazarken nedense daha çok keyif alıyorum. Sizce bölümler nasıl ilerliyor? Ayrıca yorum yapan herkese çok teşekkür ederim. Pamuk parmaklarınıza sağlık!

REKLAMA TIKLAMAYI UNUTMAYIN!

20. BÖLÜM <<<<<—–>>>>> 22. BÖLÜM
22282cookie-checkGelincik Çiçeği 21. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

14 yorum

  1. Emeğine sağlık Yazarcigim ❤️ Asya’ya bayıldım Sefa ile harika olurlar tabi nişanlısının acısını dindirebilirse . Cenk Alya ‘yi nasıl da özlüyor ❤️ pislik taciz etmiş tahmin ettiğimiz gibi 😡

  2. Çok güzel bir bölümdü yazarcim ellerine emeğine yüreğine aklına sağlık alya ve han ayrıca ayfer ve han karşılaşmasını çok merak ediyorum neler olacak anlaşılan bundan sonraki bölümler hareketli geçecek

  3. Bölüm için teşekkürler..Han ‘ın merak ettim Cenkle kıskançlık sorunları olacak mı görecez bakalım..Asya hocanın hikayesine üzüldüm mutlu olur umarım (Sefa hoca ile)..Cenk ve Alya nın arası biraz ısınsa keşke ..Emeğine sağlık yazarcım

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*