Dilay Hanım 22. Bölüm

Herkese hayırlı akşamlar arkadaşlar. Ramazanın bitmesine bir hafta kaldı. Zaman çok çabuk geçti… Umarım bölümü beğenirsiniz. Keyifli okumalar!

****

Genç adam taksinin içinde öfkeli bir şekilde geride bıraktığı yolları izlerken Bursa’dan İstanbul’a gidene kadar biraz olsun sakinleşebilmeyi umuyordu. Aklı bir türlü almıyordu. Elmas’ın ondan hastalığını gizlemesine bir türlü anlam veremiyordu. Belki başlarda nasıl söyleyeceğini düşünmüş olabilirdi ama aradan neredeyse iki aydan fazla geçti. Bunca zaman susmasının altında asla iyi niyet arayamazdı.

“Abi, duymuyor musun?” Selim taksicinin sesiyle kendine gelirken bakışlarını adama çevirdi.

“Bir şey mi dedin kardeşim?”

“Abi, yarım saattir sana sesleniyorum. Arkadaki arabayı tanıyor musun on dakikadır selektör yakıp duruyor,” dediğinde Selim arkasına dönüp bakmıştı. Arabayı tanımasa da direksiyonda ki adamı seçince önüne döndü.

“Tanıyorum abi, ilerde uygun bir yere çekersen,” dediğinde taksici başını sallayarak sinyal vermişti. Birkaç dakika sonra arabayı sağa çeken taksici adama döndüğünde Selim aşağıya inerek beklemeye başladı. Engin’in arabasının yanlarına gelerek durdurmasını beklerken taksicinin de arabadan indiğini görünce cebinden para çıkararak adama uzatmıştı.

“Sağ ol abi, sen gidebilirsin,” dediğinde adam elinde ki paraya bakarak itiraz etmişti.

“Abi burada çok var,” derken Selim buruk bir şekilde gülümseyerek adama baktı. Engin’in arabayı durdurmasıyla taksiciye cevap vermeden hızla genç adamın arabasının ön koltuğuna geçerek sürmesini istemişti.

“Nereye gidiyordun?” Engin tabelalardan İstanbul’un girişinde olduğunu elbette biliyordu, maksat adamın sinirinin geçip geçmediğini öğrenmekti.

“Seni Dilay mı gönderdi?”

“Çok endişeliydi, kötü bir şey yapmandan korkuyor.”

“Madem geldin beni sen götüreceksin,” Engin bir şey söylemeden yola koyulurken arabanın içinde bir süre sessizlik olmuştu.

“Nereye gidiyoruz?”

“Evime…” Selim’in kısa cevabına karşılık Engin sormuştu.

“Peki bu evin nerede senin?”

“Beyoğlu’nda, sen ilerle ben tarif edeceğim.” Engin başını sallayarak genç adamı onaylarken başka bir şey sormamıştı. Selim’in telefonu çalınca ortamda ki sessizlik bozulmuştu. Arayanı gören Selim dişlerini sıkarken kendinin bile inanamadığı bir sakinlikle kadına cevap verdi.

“Elmas, neredesin?”

“Hayatım bende sana onu soracaktım. Neredesin? Baban ameliyat oldu mu?” diye soran kadının sesi o kadar yumuşak çıkmıştı ki Selim ne yaptığını bilmeseydi inanabilirdi.

“İyi çok şükür, sen evde misin?” dediğinde Engin genç adama kısa bir bakış atmıştı.

“Yok, birazdan eve geçerim ama,” dediğinde Selim bir şey söylemedi.”

“Tamam Elmas, sonra konuşuruz. Şuanda yapacak işlerim var.” Genç adam telefonu kapattığında torpidoya sert bir yumruk atmıştı.

“Sakin ol biraz, sinir stres sana iyi gelmez.”

“Nasıl sakin olayım sen söyle Engin, bu kadınla üç yıldır birlikteyim. Bu zamana kadar nasıl gerçek yüzünü göremedim. Ya Dilay akıl edip testleri yeniletmeseydi o zaman ne olacaktı?”

“İnan bana sen yine üç yılda anladın, en azından benim gibi geç anlamadın. Benim saflığım yüzünden az kalsın kızım ölüyordu. Erken kurtulduğun için şükretmelisin.”

“Sormam gerek, neden bunu yaptığını bilmem gerek. Yoksa içim içimi yer,” Engin adama hak verse de cevap alamayacağının da farkındaydı. Araba dar sokaklardan geçerek Selim’in evinin önüne durduğunda genç adam arabadan inip iki katlı eve doğru ilerlemeye başladı. Evin kapısını açtığında genç kadına seslenmiş ama cevap alamamıştı. Evi oldukça zengin bir mahallede bulunuyordu. Elmas istediği için bu mahallede ev almıştı. Şimdi düşünüyordu da kadının her istediğini yapmıştı. Annesinin ölümünden sonra kendini o kadar kaybetmişti ki bazı şeylerin yeni farkına varıyordu. Ardından her ihtimale karşı Selim’in peşinden Engin de eve girmişti.

“Evde değil sanırım?” Engin etrafa göz attığında yüzünü buruşturmuştu. Ev oldukça şatafatlıydı. Hiç Selim’in tarzına uymuyordu.

“Gelir birazdan, bir şey içmek ister misin?” Engin adamın sorusuna şaşırmıştı. Gelirken oldukça sinirli olan adam şimdi sinirleri alınmış gibi davranıyordu. Adama şaşırmaktan Engin ne düşüneceğini bilememişti.

“Teşekkür ederin, ben bir şey almayayım.” Selim mutfağa geçerek kendine soğuk bir su almak istemişti. Dolapta muhakkak soğuk su bulunurdu. Bir süre mutfakta oyalanan genç adam dış kapının açılma sesini duyunca duraksamıştı. Gözlerini kısa bir süre kapatıp kendine sakin olmak için telkinler verirken sakinliği içeriden gelen yabancı sesle yok olmuştu. Elmas’ın kıkırdayarak “Gelsene sevgilim,” dediğini duyunca arkasını dönmüş ama bu hitabın kendisine olmadığını çok geçmeden anlamıştı. Yüzüne oluşan gülümseme ile başını iki yana sallayan adam artık hiçbir şeye şaşırmadığı için gülmeden edemedi.

“Ay, senin bu evde ne işin var?” Elmas’ın cırtlak sesiyle Selim onun Engin’i gördüğünü anlamıştı.

Engin salonda bir süre oturduktan sonra ayağa kalkıp candan dışarıya bakarken kapının açılma sesini duymuş, kapıya yöneleceği sırada Elmas’ın tek başına gelmediğini görünce içinden Selim’i tutabilmek için dua etmeye başlamıştı. Kendisini gören kadının çığlık atarak konuşmasına Engin tek kaşını kaldırarak bakmıştı.

“Nasılsın eski baldız?” dediğinde kadının yanında ki adam tedirgin bir şekilde Engin’e bakıyordu. Elmas etrafına bakınırken Engin kadının haline gülmeden edemedi.

“Sen benim evime nasıl girdin? Şimdi polisi arayacağım.”

“Arayabilirsin? Bence şuanda benden daha önemli sorunların var. Sevgilini eve getirmekle pek iyi etmedin…” Engin kadının içler acısı duruma gülmeden edemedi.

“Sana kim inanacak? Aramızda ki husumeti herkes biliyor, sana inanmazlar.”

“Bu önemli değil, söylesene Elmas, ablan ve senin sadakat göstermeniz çok mu zor?” dediğinde bu kez adam konuşmuştu.

“Elmas kim bu adam, neden evinde yabancı biri var?”

“Bir dakika bekle hayatım, halledeceğim!” dediğinde Engin kadının arkasından ki adamı görünce onun için üzülmüştü. Selim o kadar soğuk bakıyordu ki Engin öne çıkarak konuşmuştu.

“Değmez dostum, en azından geç olmadan gözün açıldı!” Engin’in arkasına bakarak konuşması Elmas’ın yutkunmasına neden olmuştu. Aynı şekilde kadının yanında ki adam da arkasını dönmesiyle yüzüne yediği sert yumrukla yere yapışmıştı. Ortama Elmas’ın çığlığı yankılanırken Selim öne çıkmıştı. Elini kaldırmış ama genç kadına vuramamıştı. Gözlerinde ki hayal kırıklığı kadının kendisini aldatmasına değildi, kendi aptallığınaydı.

“Selim, hayatım sen yanlış anladın.”

“Yanlış mı anladım? Hangisini Elmas, evime sevgilini getirmeni mi yoksa aylar önce doktordan öğrendiğin sonuçları bana söylememeni mi?” diye adeta yüzüne bağırmıştı. Elmas bir adım geriye çıkarken Selim üzerine doğru gidiyordu.

“Amacın neydi senin?”

“Selim ben…”

“Sana amacın neydi diye sordum? Ne bekliyordun, neden sonuçlarımı sakladın?” Selim ellerini saçlarının arasına daldırarak sakinleşmek için arkasına dönmüştü. Elmas ağlamaya başladığında genç adam daha da öfkelendi.

“Kes ağlamayı Elmas, sesini bile duymaya tahammül edemiyorum.”

“Selim yapma, seni seviyorum.” Selim kadının sözlerine karşılık kendine engel olamayarak kahkaha atmaya başladı. O kadar çok gülüyordu ki kendini durduramıyordu. Engin onun delirdiğini bile düşünmeye başlamıştı.

“Hiçbir şeye değmezsin. Sana dokunmaya bile tiksiniyorum.” Elmas öne çıkıp adama dokunmak istediğinde genç adam öfkeyle bağırmıştı.

“Sakın o kirli ellerini bana dokundurma. Şimdi neyin var neyin yok topla defol evimden.”

“Bunu yapamazsın, üç yıldır senin kahrını çekiyorum.”

“Öyle mi, bu üç yıldır yediklerine say. Sana harcadığımı karıma harcamadım ben!” dediğinde Elmas çıldırmış gibi adamın üzerine yürümüştü.

“Onun yüzünden değil mi? Ne oldu, yıllar sonra görünce aşkın mı depreşti!” dediğinde Selim bu kez kadına vurmaktan çekinmemişti.

“O pis ağzına sakın Dilay’ın adını dolama. Sana bir haberim var Elmas, Dilay ile çoktan boşandım ama seninle asla evlenmeyeceğim. Hatta… “ diyerek Engin ve yerde hala yüzünü tutan adama bakarak gülümsemişti. “Burada iki şahit karşısında Elmas, seni boşuyorum! Boş ol, boş ol, boş ol Elmas. Artık aramızda nikahta kalmadı.” Diyerek kadını ve adamı yerden kaldırarak kapıya kadar adeta sürüklemişti. Ona neden diye sormak istemiş ama karşılaştığı manzaradan sonra cesaret edememişti.

“Selim bunu yapamazsın!” diye direten kadını sürüklercesine kapı dışarı atarken sevgilisini de aynı şekilde kapıdan dışarı savurmuştu. Engin olaya müdahale etmezken Selim’in salona gelip koltuğa yığılmasıyla derin bir nefes aldı.

“Ne yapacaksın?”

“Bu evden mümkün olduğunca erken kurtulacağım.”

“Elmas peşini kolay bırakmayacaktır. Şuanda olanlar onu daha da saldırgan yapacak.”

“Biliyorum ama umurumda değil. Tek düşünebildiğim biran önce tedavi olmak.” Engin anlayışla adama bakarken Selim’in karşısında ki koltuğa geçip oturmuştu.

“Soramadım Engin, hastalığımı neden sakladığını soramadım. Alacağım cevapla onu sağ bırakmamaktan korktum.”

“Sende bende gayet iyi biliyoruz nedenini…” Engin’e hak vermeden edememişti. Elmas’ın son zamanlarda evlenmek için artan baskılarını şimdi daha iyi anlıyordu. Birden gülmeye başlayan genç adam Engin’e bakarak gözünden düşen yaşı hızla silmişti.

“Hayal kırıklığına uğramış olmalı. Ah yüzünü görmen gerekiyordu. Çiftliğin ikizlerin üzerine olduğunu duyduğunda yüzünün aldığı şekli görmeliydin.”

“Çiftlik ikizlerin mi?” Engin şaşkın bir şekilde genç adama bakmıştı.

“Babam geçenlerde söylemişti.” Başını iki yana sallayarak rahat bir şekilde geriye yasladı.

“Peki Seyhan bir şey demedi mi? Sonuçta orası yabana atılacak bir mülk değil. İlerde Seyhan da evlenecek, çocukları olacak…”

“Biliyorum ama babam bir şeye karar verdi mi ona kimse hayır demez. Üstelik aile içinde olduğu sürece kimin üzerine olduğu önemli değil. O mülk nesillerdir aile mirası.” Engin adamın sözlerine karşı duraksamıştı. Onlarla komşu olmuştu. Aldığı çiftlik kendisine neredeyse bir servete mahal olmuştu, o çiftlik kendi çiftliğinden katbekat büyüktü. Üstelik at yetiştiriciliği de yapıyorlardı. Öyle bir mülk sadece beş yaşına girecek olan çocuklara verilmesi Engin’i şaşırtmıştı.

“Biraz dinlendikten sonra geri dönelim. Dilay arayıp duruyor.”

“Ona iyi olduğumu söyle, şuanda kimseyle konuşacak durumda değilim,” Engin’i salona bırakarak üst kat merdivenlerine yönelen genç adam oldukça yorgundu. Engin adamın gözden kaybolmasıyla arka bahçeye çıkarak Dilay’ı aramaya karar vermişti.

“Engin, neredesiniz?” Dilay’ın endişeli sesi genç adamı üzmüştü. Kadının yıllardır ne zorluklar yaşadığını öğrendiğinden beri onun için hayatı daha kolay kılmak istiyordu.

“Merak etme, biz iyiyiz. Selim de iyi… İstanbul’dayız!” dediğinde Dilay’ın kısık çıkan iç çekişini duymuştu.

“Kötü bir şey yapmadı değil mi?” sesindeki tını kadının ne kadar endişe ettiğini belli ediyordu.

“Sadece yüzleştiler. Selim iyi endişe etme artık. Biraz dinlensin geri geleceğiz.”

“Nisan’ı bize getirdim, onu merak etme. Senden çok şey istediğimin farkındayım ama lütfen dönene kadar onu yalnız bırakma.”

“Elbette, Nisan yanındaysa onunla da konuşabilir miyim?” Engin’in sorusu ile genç kadın birkaç dakika sonra telefonu küçük kıza vermişti. Engin kızıyla konuşurken ona Dilay ve ailesine zorluk çıkarmaması için sık sık tembihte bulunmuştu. Telefon kapandığında kendini yorgun hisseden genç adam yeniden eve girerek salonda ki kanepeye uzandı. Oldukça yoğun bir gün geçirmişti…

***

“Ne dedi Engin abi, abim iyi mi?” Seyhan endişeli bir şekilde genç kadına bakarken Dilay başını sallayarak onu cevaplamıştı.

“İyiymiş, İstanbul’a gitti. Elmas’la yüzleşmek için sanırım.”

“O kadını elime geçirsem öldürürüm. Ne demek sonuçları gizlemek. Bu resmen cinayete teşebbüs değil mi?” Dilay adamın öfkeli sesi karşısında buruk bir şekilde gülümsemişti.

“Seyhan, lütfen kendine hakim ol. Bu şekilde abine yardımcı olamazsın. Hem hastaneye gitmemiz gerek, babam hakkında bilgi almalıyız.”

“Babam bunu öğrenmemeli, en azından şimdilik bilmemeli.” Dilay onu onaylarken çalışma odasına elinde iki fincan kahve ile Aslı gelmişti. Dilay’ın geldiğinden beri çalışma odasında Seyhan ile konuşması genç kızı meraklandırmıştı. Mehmet beye bir şey olmuş olabileceği düşüncesi kızın içini sıkıyordu. Kendi babasından görmediği şefkati şu üç yılda Mehmet beyden görmüştü.

“Dilay abla, size kahve getirdim.” Seyhan genç kızın kendisine bakmadan fincanları masaya bırakmasına üzülmüştü. Dilay ikiliyi gözlemlerken Seyhan’ın bakışları karşısında derin bir iç çekti. O bakışlardan ilk kez genç adamın kız hakkında ciddi olduğunu anlamıştı. Aslı dışarı çıkana kadar genç adam gözlerini onun üzerinden alamamıştı. Kapının kapanmasıyla Dilay genç adama, “Gözlerin şaşı olacak Seyhan, kıza bu kadar dikkatli bakarsan onu tedirgin edersin,” dedi.

“Ona açıldım,” diyen genç adama şaşkınlıkla bakan Dilay ne söyleyeceğini bilememişti.

“Ne yaptın?”

“Duydun, Aslı’ya ona olan hislerimi açtım. Hatta ciddi düşündüğümü de söyledim ama beni reddetti.” Dilay adamın her bir sözünde daha da şaşırıyordu.

“Sen ciddisin!” Dilay genç adamın reddedildiği için üzülmesi gerekirken gülümsemesine anlam verememişti. “Seni reddetti, peki neden üzgün değilsin?” diye sorduğunda Seyhan kahvesinden bir yudum alarak geriye yaslanmıştı.

“Çünkü beni sevmediği için reddetmedi, korktuğu bir şey var ve ben onu bulup ortadan kaldıracağım.” Dilay adamın kendinden emin sözlerine gülümseyerek başını iki yana sallamıştı.

“Eminsin yani seni isteyerek reddetmediğine?” bu kez Seyhan başını sallayıp kadını onaylamıştı.

“Oh be içim o kadar rahatladı ki, en zor kısmı atlattım. Şimdi geriye Aslı’yı ikna etmek kaldı.” Dilay dayanamayarak gülerken Seyhan da ona katılmıştı. İnsanlar ne garip yaratıklardı. Birkaç dakika önce neredeyse ağlayacak durumda olmalarına rağmen şuanda içten bir şekilde gülümseyebiliyorlardı.

“Umarım kabul eder canım, ikiniz çok mutlu olursunuz!” bir süre daha sohbet eden ikili ilerleyecekleri yolu kararlaştırarak odadan çıkmışlardı. Seyhan dinlenmek için odasına giderken Dilay da çocukların yanına gitmişti. Gün boyu onlarla fazla vakit geçiremediği için kendini kötü hissetmişti.

***

Genç kadın dolabın içinde ki eşyaları toplarken bir yandan da Seyhan’ın babasını kaldırıp tekerlekli sandalyeye oturtmasını izliyordu. Genç adamın yardıma ihtiyacı olup olmadığını gözlemlerken Mehmet Bey kaşlarını çatarak oğluna baktı.

“Şart mı sandalye? Yürüyerek gidebilirdim,” diyen adama Dilay gülümseyerek baktı.

“Çok şükür babacım, yürüyerek çıkabilirsin ama doktor ne dedi, birkaç hafta kendini yormamalısın.”

“Ne yani yatağa mı mahkûm olacağım?”

“Olur mu öyle şey babacım, iyi olana kadar sandalye kullanacağız sadece.”

“Her şeyi aldın mı abla, aldıysan çıkalım artık,” Seyhan sıkıntıyla nefesini dışarıya verirken bir an önce hastaneden çıkmak istiyordu.  Babasının ameliyatının üzerinden on gün geçmişti. Abisi hastalığını öğrendiği gün doktorla konuşmuş hemen ilaç tedavisine başlamıştı. Doktoru şimdilik bir ilerleme olmadığını, ilaçla tedavi olabileceği ihtimalinden bahsedince Seyhan azda olsa umutlanmıştı.

“Abin nerede Seyhan, neden gelmedi?” Seyhan gerilirken Dilay hemen adama cevap vermişti.

“Dedim ya baba, toplantı vardı ona gitmesi gerekti. Hem tüm aile toplanmaya ne gerek var?”

“Öyle de ne bileyim, son birkaç gündür çok durgun?”

“Sana öyle gelmiştir babacım, Selim bu aralar fabrikayla ilgilendiği için yoruluyor.” Adam başını sallarken Dilay derin bir nefes almıştı.

“Gidelim o zaman, çıkalım buradan!” Seyhan adamın sandalyesini sürerken Dilay odadan çıkmadan önce etrafa kısa bir bakış atarak kapıdan çıkıp ikilinin peşine takıldı.

“Çocuklar seni bekliyor, dedelerini çok özlediler.”

“Bende onları özledim,” diyen adam derin bir iç çekmişti. Hala o ameliyata girip, sağ çıktığına inanamıyordu. Hastaneden çıkıp arabaya bindiklerinde Dilay adamın arabanın ön koltuğuna oturmasına yardımcı olmuştu. Kendisi de arkaya binerek Seyhan’ın sandalyeyi bagaja yerleştirip direksiyona geçmesini beklemişti. Genç adam arabayı çalıştırdığında Seyhan aynadan arkada oturan genç kadına kısa bir bakış atarak “Abimi arasana abla, eve ne zaman geçecek belli mi?” dediğinde Dilay onun neden bu şekilde konuştuğunu biliyordu. Selim şuanda hastanede ilaç tedavisi görüyordu. Şu birkaç gün yorgun görünecekti. İlk gün eve gelmeyeceğini biliyordu. Genç adamın aldığı ilacın kokusu ağır olduğu için Selim bir gece otelde kalıp ertesi gün eve geliyordu.

“Telefona cevap vermedi, toplantıda galiba?” diyen genç kadın Seyhan’a hafif gülümsemişti.

“Çıkınca nasılsa çağrını görür,” diyen adam arabayı oldukça dikkatli kullanıyordu. Arabanın camından dışarıyı izleyen babasına kısa bir bakış atarak başını iki yana salladı. Bu durumu ondan çok fazla saklayamazlardı. Dilay’ın telefonu çalınca genç kadın hemen telefonunu açmıştı.

“Nasıl geçti?” genç kadın direk adama sorarken aldığı yanıtla üzülmemeye çalışmıştı.

“Babamı eve götürüyoruz, seni soruyordu.” Dilay karşıdan gelen konuşmayı dinledikten sonra başını sallayarak cevap vermişti.

“Anlıyorum ben babama söylerim,” dediğinde Mehmet Bey başını çevirebildiği kadar geriye çevirmişti. Hala göğsünde ki yara ani hareketlerle acıyordu.

“Ne oldu kızım, Selim ne dedi?”

“Baba bir sorun çıkmış, yarına kadar işi uzamış. Eve gelemeyeceğini söyledi,” dediğinde Mehmet Bey kaşlarını çatmıştı. Yaşlı adam bir şeylerin döndüğünü anlayabilecek kadar çocuklarını iyi tanıyordu. Eve gidene kadar sesini çıkarmamaya karar vererek susmuştu. Dilay geriye doğru yaslanarak arabanın camını hafif araladı. İçeriye temiz hava dolarken düşünceliydi. Çiftlik arazisine girdiklerinde gerilen genç kadın içine yerleşen sıkıntıya anlam verememişti. Derin bir nefes alarak duran arabadan inerken Seyhan hemen bagajdaki sandalyeyi çıkararak yaşlı adamın oturmasını sağlamıştı.

“Bari burada yapmayın oğlum,” diyen adamı dinlemeyen genç adam evin kapısının açılıp dışarıya koşan çocukları görmesiyle yüzü gülmüştü.

“Dede… Dedem gelmiş,” diye çığlık atan çocuklar yaşlı adamın yanına koşarken Seyhan adamın üzerine atlamamaları için onları durdurmuştu.

“Ne konuşmuştuk çocuklar, dedeniz hasta ona çok fazla sarılmak yok.”

“Ama biz onu çok özledik,” diyen küçük oğlan Dilay’ın önüne çökmesiyle annesine bakmıştı.

“Biliyoruz hayatım ama dedeniz hasta. Kalbinde kocaman yarası var, yarası iyi olsun istediğiniz gibi sarılırsınız.”

“Hii gerçekten mi?” diyen bu kez Süreyya olmuştu. Çocukların arkasından kapıdan Aslı ve Emine Hanım çıkmıştı.

“Geçmiş olsun Mehmet Bey, çok şükür iyisiniz,” diyen Emine Hanım dolan gözlerini tülbendinin ucuyla silmişti.

“İyiyim Emine, daha çok başınızda duracağım,” diyen adama kadın “İnşallah,” diyerek cevap vermişti. Aslı adamın elini öperek “Geçmiş olsun Mehmet amca,” dediğinde Seyhan hayranlıkla genç kıza bakmıştı.

“Sağ ol kızım, Allah razı olsun,” dedi. Seyhan içinden “İnşallah baba deyip el öpeceğin zamanda yakındır,” diyen genç adam babasının kendisine dönmesiyle sözlerini dışından söylediğini anladığında Aslı yutkunarak bakışlarını kaçırmıştı.

“Hayırdır Seyhan, ne oluyor?”

“İnşallah hayr olacak babacım, hadi seni daha fazla yormayalım.” Adam bir şey söyleyemeden sandalyesini iteleyerek onu salona kadar götürmüştü. Neyse ki evde asansör olduğu için zorlanmayacaklardı. Seyhan babasını salona soktuğunda önüne geçerek elini öpmüştü.

“Evine yeniden hoş geldin babacım, Allah seni bize bağışladı.” Dilay da adamın elini öperken ikizler amcası ve annesini taklit ederek yaşlı adamın elini almıştı. Mehmet Bey onlara gülümserken Süha’nın sözleri ile salonda büyük bir sessizlik olmuştu.

“Dede biliyor musun, ben babamın kahramanı olacağım?”

***

Hikayenin seyri değişiyor gibi, bakalım bundan sonra ne olur. Elmas rahat durmayacak anlaşılan. Bakalım Selim ve diğerleri abla kardeşi engellemekte başarılı olabilecek mi? Yorum yapan herkese çok teşekkür ederim! Bölüm bitti, Şimdi REKLAM zamanı! 🙂

21. BÖLÜM <<<<<——>>>>>

22352cookie-checkDilay Hanım 22. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

11 yorum

  1. Vay anam vay babam neler oluyor dostlar?
    Süha mı iyileştirecek Selim i? Mümkündür tabi çocuğu sonuçta… En azından aralarındaki bağ kopmayacqk kadar kuvvetlenecek inşallah.
    Yalnız bu elmas hıyarı çok da durmaz arkada, kesin o mendebur ablasıyla bir olup olay çıkaracaklar bak demedi deme…

  2. Emeğine sağlık Yazarcigim ❤️. Pislik Elmas Selim sonunda gördü yüzünü boşadı ama durmaz o pislik 😡 . Süha nereden biliyor da öyle dedi :-O . Selim biran önce iyileşir inşallah:-(

  3. Bölüm çok güzeldi Selim’i bencede süha kurtaracak ama Selimin Dilayı bırakmakla ne kadar hata yaptığı anlaması lazım ve onu kazanmaya çalışıp güzel bir aile olmalılar tabi Dilay biraz zorlamalı .Bence Elmasın hakkından Dilay gelmeli .Seviliyorsun yazarcığım

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*