Gelincik Çiçeği 22. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Öncelikle hepinizin Kadir Gecesi Mübarek olsun! Bin aydan daha hayırlı olan bu gecede bol dua edelim. Umarım hayırlı dualarınız kabul olur. Bölüme geçersek bu hikayenin bu zamana kadar olan en uzun bölümü olduğunu söylemeliyim. Umarım beni yorumlarınızla yalnız bırakmazsınız. Keyifli okumalar!

***

Genç kız başını arabanın camına yaslamış bir şekilde dışarıyı izlerken oldukça düşünceliydi. Eski sakin günlerine geri dönmek için neler vermezdi. Arya ile geçirdiği zamanlar onun en mutlu olduğu zamanlardı. Bazen yaramazlık yapsalar da hayatları sakin ve tasasız geçiyordu. Büyümek belki de hayattaki sıkıntılara verdiğimiz direncin sembolüydü. Ne kadar çok sıkıntı çekiyorsak o kadar çabuk büyümeye mahkum oluyorduk. Alya büyümek istemiyordu, ya da büyürken sakin hayatında kalmak, orada huzurla yaşamak istiyordu. Derin bir iç çekerken dayısının sorusuyla ona döndü.

“Ne düşünüyorsun Alya?”

“Keşke hiç büyümeseydim, ya da evimden uzakta olmasaydım.”

“Bunun önüne geçemezsin Alya. Ana rahmine düştüğümüzden beri büyüme başlıyor. Önce bedenin şekilleniyor, sonra o şekillenen uzuvların Allah’ın izin verdiği sürece olgunlaşıp pişiyor. Bunu sen söylemiştin, olgunlaştıkça kamburlaşacağız, belki görsel olarak değil ama ruh olarak kamburumuz olunca sararıp döküleceğiz. Tıpkı öz suyunu kaybeden ağaç gibi solup gideceğiz.” Alya dayısının sözlerine gülümsemişti. Üniversiteye ilk girdiği yıllarda ağacın anatomisi dersinde dayısına sormuştu, “İnsanlarda ağaçlar gibidir değil mi dayı?” diye. Adamın şaşkınlığını hala hatırlıyordu.

“İnsanlarda ağaçlar gibidir değil mi dayı?” Alya aynı soruyu sorarken Adnan hatırladığı şeyle gülmüştü.

“Bunu nereden çıkardın?”

“Bizim damarlarımızda kan var, ağaçların damarlarında öz suyu… Biz kan olmadan yaşayamayız, ağaçlarda öz suyu olmadan!”

“Hatırlıyorsun hala!” diyen adam da yeğeniyle gülmüştü.

“Nasıl unutabilirim ki, o derste doğaya yeniden aşık olmuştum.” Alya derin bir iç çekerek yeniden camdan dışarıya bakmaya başladı. Adnan arkada horultuyla uyuyan adama kısa bir göz attıktan sonra başını iki yana sallamıştı.

“Bu ne zaman uyanacak? Neredeyse geldik adam yol boyu uyudu!” Alya dayısının sözlerine gülerken başını çevirip Ahmet’e bakmıştı.

“Yoruldu dayı, bırakalım da uyusun. Yorulduysan bir yerlerde duralım.”

“Eve az kaldı zaten, birkaç saat daha dayanabilirim.” Alya adamın sözleriyle kendine kızmaya başlamıştı. Araba kullanmama inadı olmasaydı şimdi kendisi dayısına yardım edebilirdi.

“Keşke araba kullanmayı öğrenseydim, ilk kez pişman oldum,” diyen kıza adam gülmüştü.

“Cesaretin olmadığını sanıyordum,”

“Bunun cesaretle alakası yok dayı, sadece araba kullanırken sabırlı davranabileceğimi düşünmüyorum.”

“Yine de ihtiyaç oluyor Alya, istersen seni kursa yazdırayım.”

“Şimdilik gerek yok dayıcım, belki ilerde.” İkilinin son sözleri bunlar olmuştu. Alya sessizliğini korurken yeniden düşüncelere dalmıştı. Normalde üç gün sonra dönmeyi planlarken okuldan gelen bildiriyle geri dönmek zorunda kalmıştı. İçi sıkılıyordu, gergindi ama bu gerginlik korktuğu için değildi. O kendinden emin olmadığı bir koyuya asla dahil olmaz, köşesine çekilen bir yapıya sahipti.

Araba birkaç saat sonra mahallenin içine girerken Alya dikkatle etrafına bakınmaya başlamıştı. Garip bir şekilde burayı özlemişti. Daha birkaç aydır yaşadığı yeri benimsemişti. Bir süre sonra evin önüne durduklarında genç kız arkaya dönerek Ahmet’e seslenmişti. Uyanmakta zorlanan adama gülerek “Kış uykusuna mı yattın ne yaptın. Uyansana artık, geldik,” dedi. Ahmet gözlerini araladığında gerinerek doğrulmuştu.

“Ne çabuk geldik ya,” derken Alya gözlerini devirerek arabadan inmişti.

“Yol boyu uyudun, hala çabuk geldik diyor. İn hadi bana yardım et.” Alya annesinin gönderdiği kışlık erzakları arabadan indirirken Ahmet hala esniyordu. Genç kız etrafına bakınarak hala ortaya çıkmayan Deniz teyzesini görmeye çalışmış ama kadını görememişti. Deniz teyzesi şimdiye kadar dışarıya çıkmış olmalıydı. Kaşlarını çatarak eve doğru ilerleyip alt katın ziline basmıştı. Kapı açılmayınca içine oluşan sıkıntıyla nefesini dışarıya verdi. Telefonunu almak için arabaya doğru ilerlerken onun davranışlarından şüphelenen Adnan araya girmişti.

“Hayırdır Alya, ne oldu?”

“Deniz teyze şimdiye kadar kapıya çıkmış olmalıydı, acaba bir şey mi oldu?” diye sorunca Adnan da ona hak vermişti.

“Ben bir Cenk’i arayıp sorayım.” Adnan genç adamı aradığında bir süre telefonda konuştuktan sonra kendisine endişeli bir şekilde bakan dayısına dönmüştü.

“Ne oldu?”

“Hastanedelermiş, birazdan çıkacaklar.”

“Bir şey mi oldu, neden hastanedeler?” Adnan kızın endişesine gülümseyerek cevap vermişti.

“Merak etme, sadece Deniz hanımın ilaçlarını değiştirmek için gittiler.” Alya derin bir nefes alırken onlara doğru gelen kızı görünce gülümsemişti. Akasya ile yol buyunca mesajlaşmıştı.

“Hoş geldiniz, özlettiniz kendinizi,” Akasya genç kıza sarılırken Ahmet kolları dolu bir şekilde isyan etti.

“Sarılmayı bırakında şunları yukarı çıkaralım. Daha eve gidip üzerimi değiştirip Aslı ile bulaşacağım.”

“Ha sen ondan yol boyu ayı gibi uyudun,” diyen Alya adamın kaşlarını çatmasına gülmüştü.

“Sen bana ayı mı dedin?”

“Ne söyleyeyim, gelene kadar uyudun, çok konuşmada taşı şunları,” diyerek eline valizini alıp genç adamın önüne geçmişti. Eve çıktıklarında kapıyı açıp önce Ahmet’in içeri girmesi için kenara çekildi. Genç adam eve girip elindekileri mutfağa bırakırken ağrıyan kollarını sallayarak rahatlatmaya çalışmıştı.

“Ben gidiyorum,”

“Dur bekle nereye gidiyorsun, annemin gönderdiklerini de al.”

“Sonra alırım, şuanda hiç bir şey taşıyamam.” Ahmet kızın itirazlarına aldırmadan evden ayrılırken Alya ve Akasya arkasından şaşkınlıkla bakmıştı.

“Şunun yaptığını görüyor musun?” Akasya Alya ile birlikte yeniden aşağıya inip dayısının arabadan indirdiği kolileri yukarı taşımaya başlamıştı. Deniz Hanım için getirdiklerini ise yedek anahtarla kadının mutfağına bırakmıştı. İşleri bittiğinde Akasya dayı yeğeni dinlenmesi için yalnız bırakarak evden ayrıldı.  

***

Genç adam kamptan döndükten sonra oldukça düşünceliydi. Alya ile konuşması aklına takılıyordu. Genç kızın okul tarafından çağrılmış olması hoşuna gitmese de her zaman onun yanında olacağına söz vermişti. Derin bir iç çekerken annesi yanına gelip elini dizine koyarak sordu.

“Bir şey mi oldu oğlum, ne düşünüyorsun bu kadar derin?”

“Önemli bir şey değil anne, sen içini sıkma.”

“Seni tanırım evladım, aklını kurcalayan bir şey olmasa arpacı kumrusu gibi böyle düşünmezsin. De bakalım derdini belki yardımım olur.” Kadının sözlerine gülümseyen adam biraz geri çekilip başını annesinin dizlerine koyarak uzanmıştı.

“Alya’nın açacağı davayı düşünüyordum. Bu iş onu çok yıpratacak.” Kadın anlayışla oğlunun saçını okşarken gülümsemişti.

“Sen ve Adnan Bey yanında olursanız kızıma bir şey olmaz.”

“Yanında olacağız elbette ama içim sıkılıyor anne. Sanki kötü bir şey olacak gibi hissediyorum.”

“Merak etme, Allah her zaman haklının yanındadır. Sen elinden geleni yap, gerisini tevekkül et.”

“Neyse, daha ortada bir şey yok. Zamanı gelince endişeleniriz.” Cenk yattığı yerden kalkarak annesine bakmıştı. “Yarın doktora gideceğiz biliyorsun değil mi anne?” kadın oğlunun sorusuna başını sallayarak yüzünü asmıştı.

“Gitsek ne olacak ki? Aynı ilaçları verip duruyor. Bağışıklık kazandım artık fayda etmiyorlar.”

“Olmazsa başka bir doktordan randevu alırız. Sen yeter ki iyi ol.” Kadın oğlunun yüzünü avucuna içine alarak gülümsemişti.

“İyiyim çok şükür, daha da iyi olacağım. Benim için endişeleneceğine kendin için endişelen.”

“Benim sağlığım yerinde anne, neden endişeleneyim ki?” dediğinde kadın yerinden kalkarak gülmüştü.

“Bilmem, onu da sen düşün artık.” Deniz Hanım mutfağa geçerken Cenk arkasından merakla bakmıştı. Yarın sabah erkenden annesini test yaptırmaya götürecekti. Test sonucuna göre ilaçları değişecek olan kadın son zamanlarda oldukça dinç duruyordu. Yerinden kalkarak odasına giden Cenk yatağına uzandığında aklında sadece Alya ve Ayfer’in karşılaşacaklarında olabilecek olaylar dolanıyordu. Tahmin yapmaktan beyni ağrımaya başlamıştı. Gözleri ne ara uykuya daldı bilmiyordu.

“Cenk, oğlum kalk hadi akşam oldu.” Cenk annesinin sesini duysa da gözlerini aralamakta zorlanıyordu. Kendini o kadar yorgun hissediyordu ki annesinin yeniden seslenmesiyle güçlükle yerinde doğrulmuştu.

“Anne?”

“Kalk evladım, Onur oğlum geldi. Sabahtan beri uyuyorsun.” Cenk annesine mahcup bir şekilde yatağından kalkarken kadını yalnız bıraktığı için kendini suçlamıştı. Zaten son zamanlarda annesiyle fazla vakit geçiremiyordu. Şimdi tüm gün evde olmasına rağmen yine annesine vakit ayıramamıştı. Odasından çıkıp seslerin geldiği mutfağa yöneldiğinde masada oturan Onur’u görünce gülümsemişti.

“Hoş geldin Onur, nasılsın?”

“Ben iyiyim de sen pek iyi görünmüyorsun.”

“Yoğun bir dönemden çıktık, yorgunum.” Onur anlayışla adama bakarken Deniz Hanım araya girerek konuşmuştu.

“Hadi oğlum elini yüzünü yıka da sofraya gel. Sabahtan beri bir şey yemedin.” Cenk izin isteyip banyoya yönelirken Deniz hanımda tabaklara yemek koyuyordu. Birkaç dakika sonra üçü birlikte yemeklerini yemeye başlamıştı. Hoş sohbetle geçen akşam yemeğinden sonra, çay faslı için salona geçmişlerdi.

“Bu akşam maç vardı izleyelim mi?” Cenk’in sorusuna karşılık Onur önce Deniz hanıma bakmış onun örgü ile uğraştığını görünce kafasını sallamıştı.

“Annen rahatsız olmasın?”

“O akşamları çok nadir televizyon izler. Onun programları sabah oluyor, değil mi anne?” Cenk annesine imayla konuşurken Onur gülmemek için kendisini zor tutmuştu. Deniz Hanım oğlunun imasına aldırış etmeyerek başını sallayıp “Öyle evladım, ben sabah programlarını izlemeyi severim,” dedi.

“O zaman izleyelim, ne zamandır maç izlememiştim.” İkili çayları ve atıştırmalıklarıyla maça odaklanırken bir süre sonra kadın yorgun olduğunu söyleyerek odasına çekilmişti. Kadını odasına çekilmesiyle Onur genç adama dönerek sormuştu.

“Alya’lar ne zaman gelecek?” Cenk gelen soruyla duraksarken tek kaşını kaldırarak adama döndü.

“Neden sordun?”

“Merak ettim sadece, ne zaman geleceklerini.” Cenk şüpheyle genç adama bakarak bir süre ifadesini incelemişti. Onur’un bakışlarını kaçırmasıyla daha da şüphelenen Cenk dayanamayarak, “Merak ettiğin Alya’nın ne zaman geleceği mi yoksa Akasya’nın ne zaman geleceği mi?” diye sorduğunda sorusunun cevabını merakla bekliyordu.

“Ne alaka şimdi?”

“Basit bir soru sordum Onur, senin Alya ile bir alakan olmadığına eminim. Onu merak etmeyeceğine göre Akasya’yı merak ediyor olmalısın.” Onur adamın tespiti ile sıkıntıyla saçlarını geriye atarak elini ensesine götürmüştü.

“Bu kadar belli olduğunun farkında değildim.” Cenk rahat bir şekilde geriye yaslanarak bacak bacak üzerine atmıştı.

“Belli ediyorsun ama Akasya’nın anlayacağını sanmıyorum. Kızın tek derdi okulunu bitirmek.”

“Biliyorum, buna da seviniyorum.” İkili birbirine gülümserken Onur devam etmişti. “Yıllardır onu görmemiştim. Eskiden de çok güzeldi ama şimdi…” Onur fazla konuştuğunu düşünerek susarken Cenk adamın sözlerine kahkaha atmıştı.

“Utanmana gerek yok, bu yollardan bende geçmiştim.”

“Öyle mi? Kim?” diye soran adama buruk bir şekilde gülümseyen Cenk bakışlarını masanın üzerinde soğumuş olan çayına çevirmişti.

“Eski eşim, onunla okulda tanışmıştım. Başlarda her şeyin üzerinde gelebileceğimizi düşünmüştüm ama olmadı. Ne ben ona uygundum ne de o benim hayatıma uyum sağlayabildi.”

“Üzüldüm sizin adınıza.” Cenk adamın sözleriyle hızla başını iki yana sallamıştı.

“Üzülmene gerek yok, birbirimize uygun değildik. Bazen aşk sandığımız duyguların zamanla öyle olmadığını anlıyoruz. Yeni şeyler keşfetmek, farklı hayatların heyecanı bizleri yanıltabiliyor. Seda’yı zamanında sevmiştim ama şimdi düşününce bu sevginin aşk olduğunu düşünmüyorum. O çok farklıydı…” derken derin bir nefes aldı.

“Yine de üzüldüm, bir yuva kolay kurulmuyor.”

“Öyle, bizde kolay kurmadık ama sürdürmeyi de başaramadık.”

“Hakkınızda hayırlısı böyleymiş demek ki. Peki eski eşin şimdi ne yapıyor?”

“Almanya’ya taşındı, halasının yanında kendine yeni bir hayat kuruyor.” Adam başını sallarken sessiz kalmıştı. Cenk’in ifade geçişlerini izlerken adamın gerçekten üzülmediğini anlamıştı.

“Önümüze bakacağız artık. Madem tecrübelisin kıza nasıl yaklaşacağımı da bana sen öğretirsin.” Cenk adamın sözlerine gülerken elini sallamıştı.

“Hayatta olmaz, kelin ilacı olsa kendine sürer.” Bu kez Onur adamın sözlerine gülmüştü. İkili oldukça iyi anlaşıyordu. Bir süre daha oturduktan sonra Onur evine çıkarken Cenk’te televizyonu kapatarak odasına geçmişti. Sabahtan beri uyuduğu için uykusu olmayan adam fırsattan istifade ederek okuyamadığı sınav kağıtlarını okumaya başladı. Sabah erkenden hastaneye gidecek, sonrada annesiyle güzel vakit geçirecekti. Evdeki hesap çarşıya elbette uymamıştı.

***

Alya kapı zilinin çalınmasıyla yerinde doğrularak yatakta oturur pozisyona geçmişti.  Üzerine sabahlığını alarak kapıya yöneldiği sırada dayısının ondan önce kapıya yürüdüğünü görünce odasına dönerek kapısını kapatmıştı. Dışarıdan gelen sesleri duysa da dolabına yönelerek üzerini değiştirmek için uygun kıyafetleri yatağının üzerine bıraktı. Birkaç dakika sonra odasının kapısı tıklatıldığında dayısının “Alya uyandın mı?” diye seslenmesine, “Geliyorum,” diyerek yanıt vermişti. Üzerini değiştirerek salona çıktığında dayısının da üzerini değiştirip kendisini beklediğini görünce gülümseyerek yanına gidip oturdu.

“Kim geldi dayı?”

“Deniz Hanım bizi yemeğe çağırıyor,” diyen adama genç kız başını sallayarak karşılık verdi. Saate baktığında akşam olmak üzere olduğunu görünce o kadar saat uyuduğuna inanamamıştı.

“Elimi yüzümü yıkayalım sonra inelim dayı,” diyen kız salondan çıkarak banyoya girmişti. İkili birkaç dakika sonra ellerinde Trabzon ekmeğiyle aşağıya inerken orta katın kapısının açılmasıyla duraksamıştı.

“Hoş geldin Alya,” Onur artık rutini olan akşam yemekleri için alt kata inerken elinde ki tatlı kutusunu sıkıca tutuyordu.

“Hoş bulduk Onur, nasılsın?” Adnan ikiliye kısa bir bakış atarak boğazını temizlemişti. Onur ve Adnan daha önce tanışma fırsatı bulamamıştı.

“Sizde hoş geldiniz, ben Onur,” diyerek Adnan’a elini uzatırken Adnan da aynı şekilde karşılık vermişti.

“Adnan bende, Alya’nın dayısıyım.”

“Çok genç olduğunuzu söylemişlerdi de bu kadarını beklemiyordum.” Adnan her zaman karşılaştığı sözlere gülümserken Alya adamın koluna girerek “Öyle değil mi? Onu gören kimse bizim yaşımızda yeğeni olduğuna inanmaz. Çok genç bir dayım var,” diyerek neşeyle şakımıştı.

“Şanslı olanlardansın, benim en genç dayım yetmiş yaşında.”

“Onunla ne yapabilirsin ki?” Alya ve Onur konuşmaya daldığında Adnan onları uyararak “Deniz Hanım bekliyor, sohbetinize aşağıda devam edin,” dedi. İkili öne geçerken Onur da kapısını kilitleyip onları takip etmişti. Alt kata geldiklerinde Alya kapı ziline basarken Onur’un sözlerine gülüyordu. Kapıyı açan Cenk genç kızın yüzündeki gülümsemeye takılırken Adnan adamın duraksamasıyla boğazını temizleyerek “Hayırlı akşamlar Cenk,” dediğinde Cenk hemen toparlanmıştı.

“Hayırlı akşamlar hocam, buyurun lütfen,” Cenk kenara çekildiğinde misafirleri içeri girmişti. Alya mutfağa geçip Deniz hanımın masayı hazırladığını görünce kadına arkadan sarılarak gülmüştü.

“Yine döktürmüşsünüz Deniz sultan,” kızın sarılışına kadın arkasını dönerek aynı neşeyle gülmüştü.

“Hoş geldin kızım, özletin kendini.”

“Bende seni özledim Deniz teyze, nasıl oldun? Doktora gitmişsiniz bir sıkıntı yok değil mi?”

“Yok kızım, kontrol amaçlı gittim. Doktor iyi olduğumu söyledi. Sadece ilaçları değiştirdi.” Alya kadına masayı kurmasında yardım ederken masa hazır olunca salonda ki erkekleri çağırmak Alya’ya düşmüştü.

“Annen yine bir sürü şey göndermiş kızım. Ne gerek vardı?” Deniz Hanım eve geldiğinde mutfakta gördüğü erzakla şaşırmıştı. Sonradan oğlundan Alya’nın geldiğini öğrenince önce ona kızmış sonrada yemek yapmaya koyularak akşama hazırlık yapmıştı. Evde iki kişi oldukları için kalabalık ortamlara hasret kalıyordu.

“Ellerinize sağlık Deniz Hanım, her şey çok güzel olmuş.”

“Afiyet olsun Adnan Bey, getirdiğiniz malzemelerden yaptım,” dediğinde adam başını sallamıştı. Masada herkes soru soruyor, cevaplar veriliyor ama kimse Alya’nın olayı hakkında konuşmuyordu. Yemekten sonra çay için salona geçtiklerinde Deniz Hanım ve Alya mutfakta kalmıştı. İkili masaya geçip oturduğunda kadın Alya’nın elini tutarak gözlerine bakmıştı.

“Nasılsın? Olanları biliyorum, yapacak bir şey oldursa bana söyle emi kızım?”

“Endişelenme Deniz teyze, yarın okula gidip savunma vermem gerekiyor.”

“Yine de çok rahatsın,” diyen kadına genç kız gülmüştü.

“Rahat olmayacak bir şey yok Deniz teyze. Ben kendimden eminim, olmadı adaletsiz bir karar verirler pek bir şey kaybetmiş olmam. Zaten yüksek lisans tamamen düşünmeden alınan bir karar oldu benim için. Okuldan uzaklaştırılsam bile umursamam.” Kızın sözlerine kapıdan içeriye giren Cenk itiraz etmişti.

“Ne demek uzaklaştırılsam bile umursamıyorum. Bu şakaya alınacak bir konu değil Alya, bu senin geleceğin.”

“Gelecek düşüncelerimiz çok farklı hocam,” diye çıkışan kıza Cenk ters bir şekilde bakmıştı.

“Yine de hakkını almadan oradan ayrılmayacaksın. Yarın savunmanda bende yanında olacağım.”

“Buna gerek yok hocam.” Cenk kızı duymazlıktan gelerek boş bardaklara çay doldurup mutfaktan çıkmıştı. Deniz Hanım gururla oğluna bakarken Alya kızgın bir şekilde Deniz hanıma dönmüştü.

“Duydun mu ne dediğini?”

“Elbette, doğru olanı yapıyor. Bırak bu zamanda yanında olsun.”

“Deniz teyze, benim yüzümden başının belaya girmesini istemiyorum. Ucu ona da dokunacaktır.” Kadın kızın sözlerine omzunu silkelerken bir süre sonra içeriden dayısının sesi duyulmuştu. Alya adamla birlikte kalkarken izin isteyerek evlerine gittiler. Cenk annesinin yanına gelip oturmasıyla kadına bakarken yüzü oldukça asıktı.

“Düşünme bu kadar, işin ucunun sana dokunmasını istemiyor kız.”

“Öyle de böyle işin içindeyim anne, beni dışarıda bırakmak istemesini hazmedemiyorum.”

“Hadi kalk sende yat. Yarın senin içinde yorucu olacak,” diyen kadın oğlunu odasına gönderirken oldukça düşünceliydi. İki gençte haklıydı ama aralarında anlaşamazlarsa yardımdan çok bir birine zarar verirlerdi.

***

Genç kız sabah saat onda kalkarak güzel bir kahvaltı yapmıştı. Dayısı erkenden çıktığı için kendisi tek başına gidecekti. Masasını toparlayarak dünden beri düşünmemeye çalıştığı savunmasını düşüncelerinin arkasına itelerken oldukça başarılıydı. Derin nefes alarak besmeleyle evin kapısından çıkıp kapısını kilitlemiş, arkasını dönerek kısa bir süre merdivenlerin başında duraksamıştı. “Kazamız mübarek olsun,” diyerek merdivenlerden hızlı bir şekilde aşağı inerken aklında sadece “Ne olursa olsun,” düşüncesi vardı. Yola indiğinde ayakları sanki olduğundan daha hızlı adım atıyordu. Otobüs durağına kadar boş düşüncelerle ilerlerken kolunda ki deri kayışlı saatine baktı. Bölüm başkalığına saat birde gitmesi gerekiyordu. Daha iki saate yakın zamanı olsa da okulda arkadaşları ile vakit geçirmeyi planlıyordu. Yeniden saatine bakınca dolmuşun gelmesine az bir zaman kaldığını görerek derin bir nefes aldı. Bu gün umursamaz tavırlarına rağmen nefesi sanki ona yetmiyordu. Önünde duran kamyoneti görünce başını eğerek arabayı kullanan genç adama bakmıştı.

“Hadi bin birlikte gidelim.” Cenk sabahtan beri Alya’nın evden çıkmasını beklemiş, odasına girdiği sırada kızı kaçırmıştı. Annesinin Alya’nın çıktığını söylemesiyle hızla arabasına binerek okula doğru yola koyulmuştu. Durakta genç kızı görünce yanına yanaşarak camı indirip kıza arabaya binmesini söylediğinde Alya saatine bakarak genç adama cevap verdi.

“Hocam dolmuş şimdi gelir,”

“Boş ver dolmuşu hadi atla insanların önünü kapatıyoruz.” Alya adamın gitmeyeceğini anladığında mecbur arabaya binerek kemerini bağlamıştı. Sabahtan beri ilk kez tedirgin olan kız başını çevirerek arabayı kullanan adama baktı.

“Bunu neden yapıyorsunuz?”

“Neyi?”

“Anlamazlıktan gelmeyin hocam, neden bahsettiğimi biliyorsunuz.” Cenk aynadan arka tarafı kontrol ederek sinyal verip arabayı uygun bir yere durdurup genç kıza döndü.

“Bir konuda anlaşalım Alya, bu olaya istesem de istemesem de dahil oldum. Bırak haklı olanın yanında olayım. Bu şekilde bir birimize itiraz ederek bir yere varamayız.”

“Size de cephe alacaklar. İkimizde biliyoruz hocam, Kenan hoca kadar nüfusunuz yok okulda. Benim yüzümden birinin zarar görmesini istemiyorum.” Alya o kadar içten konuşmuştu ki Cenk kıza hayran kalmadan edememişti.

“Boş versene, ben halimden memnunum. Sen beni değil, davayı nasıl alacağını düşün!” dediğinde Alya sabahtan beri ilk kez gülümsemişti.

“O zaman gidelim şu kadının canına okuyalım.” Cenk kızın katı sesine karşılık gülmüştü.

“Okuyalım bakalım. Kiminle dans etmeye çalıştığını öğretelim. Karadenizlinin damarına basılmayacağını öğrenmiş olsun!” Alya derin bir nefes alarak geriye yaslandığında Cenk geriyi kontrol ederek yeniden okula doğru yola çıkmıştı. Fazla uzun sürmeden araba bölüm binasının önüne park ederken onları kapıda karşılayan kişileri görünce genç adam istem dışı gülümsemişti. Sefa ve Asya bina dışında ki bankta oturmuş çay içiyorlardı.

“Okula yeni hoca gelmiş sanırım?” Alya kadına alıcı gözle bakarken istem dışı ne kadar güzel olduğunu düşünmüştü.

“Asya hoca benden de eskidir, ikinci öğretimlere ders verdiği için görmemiş olabilirsin.” Alya başını salladığında ikili arabadan inerek kendilerine doğru ilerleyen kişilere bakmıştı.

“Ben kantine geçeceğim hocam, size iyi günler.”

“Bekle biraz hemen gitme.” Alya Cenk’in itirazı ile duraksarken sıkıntıyla çantasının kolunu sıkmaya başlamıştı.

“Merhaba Alya, nasılsın? Dönmene sevindim.” Sefa hoca kızı görünce gülümseyerek ona bakmıştı.

“Teşekkür ederim hocam, dönmeyip ne yapacağım ki?” dediğinde Asya kızın sözlerine gülerek öne çıktı.

“Merhaba, sen Alya olmalısın. Ben anatomi hocası Asya, duyduğuma göre Cenk hocanın asistanlığını yapıyormuşsun.” Alya kadının kendisine elini uzatmasıyla istem dışı elini uzatarak kadının elini sıkmıştı. Karşısında ki kadın o kadar cana yakın konuşmuştu ki Alya istemeden onun ne kadar naif olduğunu düşünmüştü. Buğulu sesi insanın içine işliyordu.

“Merhaba hocam, evet öyle bir gaflete düştüm.” Alya’nın sözlerine Sefa gülerken Cenk homurdanmıştı.

“Memnun değilsen benim asistanlığıma terfi edebilirim seni,” diyen kadına Cenk kaşlarını çatmıştı.

“Asistanımı ayartmayın Asya hocam, lütfen kendinize başka asistan bulun,” dediğinde Alya araya girerek sormuştu.

“Asistan mı arıyorsunuz?”

“Aslında ihtiyacım var ama şuanda idare ediyorum.”

“Anlıyorum, eğer asistana ihtiyacınız olursa önerebileceğim bir arkadaşım var. Oldukça azimli ve bilgiye aç biridir.”

“Öyle mi, çok sevinirim. Bir ara arkadaşını yanıma gönder bir bakalım. Anlaşırsak neden olmasın,” diyen kadını sevmeye başlamıştı genç kızı. İzin isteyerek yanlarından ayrılacağı sırada dayısının kendisine doğru gelmesiyle yerinde kalmıştı.

“Alya hadi gidiyoruz!” Alya şaşkınlıkla selam bile vermeden konuşan dayısına bakmıştı.

“Hayırdır dayıcım, bir sorun mu var?”

“Öğreneceğiz canım, önce bir bölüm başkanıyla konuşalım da. Birileri rahat durmuyor!” dediğinde Alya saat ikide olan görüşmesinin öne alındığını düşünerek dayısının peşine takılmıştı.

“Hocam bende geleyim mi?” Cenk araya girerken Adnan başını sallayarak “Şimdilik gerek yok Cenk, benden haber bekle,” dedi. Cenk itiraz etmek istese de yapamamıştı. İkili bölüm binasına girerken Asya genç adamın koluna dokunarak konuşmuştu.

“Endişelenme, Adnan hoca halledecektir.”

“İnşallah halledebilirler, kız bir türlü başını dertte kurtaramıyor. Ne kadar göze çarpmamaya çalışsa da bir şekilde sıkıntılar onu buluyor.”

“Sende ona yardım edersin ne olacak?” Asya göz kırparak binaya girerken Sefa arkadaşından bakarak derin bir iç çekmişti.

“Ne oldu, neden iç çektin?”

“Şu kızın çektiğinin yarısını ben çeksem dayanabilir miydim bilmiyorum. Boş yere demiyorlar kadınlar güçlü yaratıklardır diye.”

“Hayırdır, Asya hocayla pek bir ilgilenir oldun,” dediğinde Sefa omzunu silkeleyerek binaya yönelmişti.

“Hadi kargaşa olmadan önce biraz dinlenelim. Malum çetin savaş bizi bekliyor.” İkili bölüm binasına girerek odalarına yönelirken onları arada durduran öğrencilerin sorularına cevap vermek zorunda kalmışlardı.

“Bak hayatım içeride sakin olmanı istiyorum. Görüşmen ikide olsa da ben başkanla önceden konuşmak için rektörlükten izin aldım. Buradan sonra da rektörlüğe gideceğiz.”

“Bu kadar şeye gerek var mıydı dayı?”

“Karşı taraf her yönden saldırıyor Alya, ona göre akıllıca hareket etmeliyiz.” Bölüm sekterinin karşısına geçerek bölüm başkanının müsait olup olmadığını öğrendiğinde kadının müsait olduğunu söylemesiyle ikili sırasıyla başkanın odasına girmişti. Adam masasında oturmuş dosyaları inceleyerek imza atıyordu.

“Hocam nasılsınız?” Adnan’ın konuşmasıyla adam yerinden kalkarak genç adamı karşılamıştı.

“Hoş geldiniz Adnan hocam, sizi beklemiyordum.” 

“Aslında öğleden sonra gelecektim ama ben önden bir ziyarette bulunmak istedim. Malum bu aralar ortam biraz karışık.” Başkanın bakışları Adnan’ın yanında ki kıza takılırken sormadan duramamıştı.

“Kızım bir şey mi diyecektin?” Alya adamın kendisini tanımadığını anladığında boğazını temizleyerek konuşmak istemiş ama dayısını ondan önce cevap vermişti.

“Onu ben getirdim hocam, kendisi bu karışıklığın baş mimarı,” dediğinde adamın bakışları değişmişti.

“Geç otur bakalım Alya Hanım,” diyen adama Adnan gülümsemişti. Bölüm başkanı Güray beyi daha önceden tanıyordu ve aralarında çok yakınlık olmasa da birbirlerine saygı duyuyorlardı. Adamın en çok sevdiği yanı ise dinlemeden asla karar vermiyor oluşuydu. Bir olay olduğunda iki tarafı da dinleyerek ona göre bir karar alıyordu. Adnan Güray hocanın kararının rektörlük için çok önemli olduğunun farkındaydı. Alya dayısının karşısına geçerek otururken sessizdi. Ama adamın sessiz kalmaya niyeti yoktu.

“Anlat bakalım Alya, Ayfer hocanın söyledikleri doğru mu?” Alya dayısına bakıp ondan güç aldıktan sonra cevap vermişti.

“Ayfer hocanın ne söylediğine bağlı hocam,”

“Senin ona iftira attığını söylüyor. Onu senin araştırma çalışmanı çalmakla suçlamışsın.”

“Ona iftira attığım doğru değil hocam, çalışmamı aldığı doğrudur. Üstelik değiştirme gereği bile görmeden kopyala yapıştır yaparak kullanmış dosyamı.”

“Senin olduğu ne malum?” diyen adam gözlerini kısarak dik bir şekilde duran kızı izliyordu. İfadesi o kadar kendinden emindi ki adam şaşkınlığını gizlemek için oldukça çabalıyordu.

“Size isterseniz hemen ispat edebilirim.”

“Nasıl?” adam bu kez şaşkınlığını gizleyemeyerek sormuştu.

“Araştırma dosyamı Cenk hocaya göndermiştim. Birkaç gün sonra dosyayı Ayfer hocanın da aldığını öğrendim. Araştırmanın tamamı olmadığı için umursamamıştım. Zaten bitmek üzereydi. Neyse ki iki dosya halinde saklıyordum. Bu yüzden dosyanın tamamına erişemedi. Zaten incelerseniz yayınlanan dosyanın yarısından sonraki bölümün tutarsızlığını sizde görürsünüz. Kaldı ki bana ait olan formülü kullandı. O formül daha önce hiçbir yerde kullanılmadı.” Adam kaşlarını çatarak genç kıza bakmıştı. Alya ise onun bakışlarına aldırış etmeyerek devam etti.

“Yıllardır yabancı arkadaşlarımla bazı sonuçları elde etmek için yeni bir formül üzerine çalışıyorduk. Ben ve birkaç arkadaşım formülün son haline karar veremediğimiz için ayrılık yaşadık. Onlar sonuç almakta zorlandığı için işi bana bırakmışlardı. Sonunda kesin sonuçları elde ettim. Sağlamasıyla da ispatladım. Sonra da patentini alıp araştırmamda kullandım. Ama asıl ispatım her bir araştırmamı yazdığım yazım dosyası özel bir programdır. Basit Word dosyası gibi görünebilir ama aslında kişiye özel yazılım olduğu için ayrı klasörden oluşan bir dosyadır. Yani anlayacağınız kopyala yapıştır yaparken benim özel dosyamı da kopyaladığı için araştırmanın sahibin kim olduğunu da kendi kendine göstermiş oldu.” Adam uzun açıklama karşısında şaşkınlıkla genç kıza bakmıştı. Adnan’a döndüğünde onunda en az kendisi kadar şaşkınlıkla genç kıza baktığını görünce Alya utanarak bakışlarını kaçırmıştı.

“Bunu bana daha önce neden söylemedin?”

“Sormadın ki dayı!” dediğinde ağzından kaçırdığı hitapla gözlerini kapatmıştı.

“Adnan hocam Alya sizin yeğeniniz mi?” Adnan gururla başını sallarken Alya mahcup bir şekilde son kanıtını adama sunmuştu.

“Hocam dosya bilgisayarınızda varsa son bir şey göstermek istiyorum.” Adam başını sallayarak bilgisayardan dosyayı açıp kıza gösterirken Alya telefonunu çıkararak telif hakları programını açıp dosyanın altında ki “A.T.” imzasını okutarak adama göstermişti.

“Bu benim dijital imzamdır. Gördüğünüz gibi imzada benim kimliğim çıkıyor. Kopyalarken silemediği için adımı da izinsiz kullanmak zorunda kaldı. Sanırım ikimizin de baş harfleri A.T. ile bittiği için sorun olmayacağını düşünmüş olmalı.” dediğinde adamın şaşkınlığı daha da arttı. Kızın zekasına hayran kalmamak elde değildi. Her şekilde çalışmanın karşısında ki öğrenciye ait olduğu belli oluyordu. Boğazını temizleyerek Alya’nın dikkatini çekerken genç kız toparlanarak hızla kalktığı koltuğa oturmuştu.

“Ne yapmayı düşünüyorsunuz?” Alya gelen soruyla ciddi bir ifadeye bürünmüştü.

“Hatasını kabul edip özür dileme erdemini gösterseydi bir şey yapmayacaktım ancak kendisi hem beni yalancılıkla suçladı hem de her türlü saldırgan tavrı gösterdiği için kendisini mahkemeye vereceğim. Sadece Ayfer hocayı da değil, dergi imzamı tanımasına rağmen daha önceki gibi teyit e-postası atmadığı için dergiye de dava açacağım.”

“Bu kadar ileri gitmeye gerek var mı?” Güray hocanın sorusuyla Alya dişlerini sıkmıştı.

“Neden gitmeyeyim, yaptığı yanına kar mı kalsın? Bakın hocam sizi anlayabiliyorum bölümünüzdeki bir hocanın bu davranışı sizi üzüyordur ama bu ilk kez yaptığı bir şey değil. Ben de susarsam başkalarının emeğinin üzerine konarak eğitim vermeye devam edecek. Buna göz yumamam.”

“Ne demek istiyorsun?” Alya’nın sözlerine karşılık adam kaşlarını çatmıştı. Adnan o zamana kadar sustuğu için araya girme ihtiyacı duyarak konuşmuştu.

“Ayfer hoca daha önce de bir öğrencisinin çalışmasını kendinin gibi göstererek terfi almıştı.”

“Bundan emin misiniz?”

“Elbette, emin olmadığımız bir konuda konuşmayız. Bunu en iyi siz bilirsiniz Güray hocam. Üstelik o öğrencinin önünü keserek eğitim hayatını mahvetmişler.”

“Peki bu öğrenciyi bulabilir misiniz?” Adnan adamın sorusuyla gülümsemişti.

“Öğrenciyi buldum bile, bizim için şahitlik yapmaya hazır. Ayfer hoca ve Kenan hoca yüzünden mesleğini yapamadığı için her şekilde şahitliği kabul etti.” Güray hoca başını sallayarak adamı onaylamıştı. Elini sıkıntıyla ensesine götürürken olayın içinden çıkılmaz bir hal almamasını umuyordu.

“Peki Cenk hoca ile ilişkiniz nedir?” Alya şaşkınlıkla adama bakarken Adnan da kaşlarını çatarak sormuştu.

“Ne demek istiyorsunuz hocam?”

“Ayfer Hanım heyetteki hocalara Cenk hoca ile Alya’nın bir ilişkisi olduğunu, bununda daha önceki okuldan beri devam ettiğini söylemiş.” Alya adamın sözleriyle hızla yerinden kalkarak alev alan gözlerini dayısına dikmişti.

“Dayı ben bu kadını parçalarım, attığı iftiraya bak!” dediğinde Adnan yeğenini sakinleştirmek için kolunu yakalamıştı.

“Onun istediği de bu Alya, seni üzerine salarak mağduru oynayacak. Oyununa gelme!”

“Ben ona yapacağımı biliyorum, madem pis oynamak istiyor o zaman bende pisleşirim. Adil bir savaş istiyordum ama bu mümkün görünmüyor. Kusura bakmayın hocam ama bölümünüzde bir süre ses çıkaracağım.” Alya adamların seslenmesine aldırmadan hızla odadan çıkıp gitmişti. Yine aynı olay oluyordu, Alya ve Cenk’in ileri sürülen olmayan ilişkileri hayatını çıkılmaz bir hale sokuyordu. Alya bu kez buna izin vermeyecekti. Ne olursa olsun hayatına kimseyi karıştırmayacaktı! Savaşsa savaş!

-***-

Sizce Alya ne yapacak? Önceki olay yine karşısına çıktı. Bu kez davranışı nasıl olur? Alya’nın zekasına diyecek söz var mı? Umarım bölümü beğenmişsinizdir. Yeniden Kandiliniz Mübarek olsun!

Bölüm Bitti Şimdi Reklamlar!

21. BÖLÜM <<<<—–>>>> 23. BÖLÜM

22480cookie-checkGelincik Çiçeği 22. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

19 yorum

  1. Bu kızın zekasına bayılıyorum ya❤️ bu sefer Alya’yi kimse tutamaz tekrar Cenk ile iftira attıkları için . Alya bence kadının dayısının yaptıklarını one sürecek cenk ile ilgili iftira attığı için ama kanıtlayabilir mi bilemiyorum ayrıca o öğrenciyi bulmaları harika ❤️ Onur da Akasya ‘yi seviyormuş yaa akasya farkına varır umarım hemen ❤️

  2. Alyanin zekası kadını yerle bir edecek. Alya kılıçlarını kuşandı Ayfer ve amcası artık hiç bir kurumda barinamazlar .
    Ah ayferin tuzağına düşen öğrenciye üzüldüm umarım tekrar sevdiği mesleğine geri döner
    Onur ve cenkin dertleşmesi güzeldi. Onur akasya konusunda adımlar atacak gibi.

  3. Alya Ayferi zekasıyla döver o kesinde birde fiilen olsa hayır demem açıkçası Bn okudukça hikayenin içine girip Ayferi bir güzel benzetmek istiyorum, bu kadar kinle nen tek benmiyim bilmiyorum ama iyi bir meydan dayagını hakkediyor kadın. Elinize sağlık

  4. Alya’nın zeka süper iki dakikada ıspatladı araştırmanın kendisine ait olduğunu izin de aldığına göre bölüm fena karışacak gibi ellerine emeğine sağlık yazarım

  5. Yürü be Alya kim tutar seni ay ben bile çok fena gaza geldim işin sonunda Ayfer hocanın yüzünün alacağı ifadeyi şimdiden sabırsızlıkla bekliyorum .Çok güzel bir bölümdü emeğinize sağlık. ❤

1 geri izleme / bildirim

  1. Gelincik Çiçeği 23. Bölüm – Yazmak Cesaret İster!

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*