Nisan 29, 2022 Yazarı mermaridyy 15

Cesur 22. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Nasılsınız? Ramazanın bitmesine az kaldı. Bayramda bölüm yayınlayabilmek için elimden geldiğince bölüm yazmaya çalışıyorum. Umarım bu bölümü seversiniz. Keyifli okumalar!

***

Genç kız gün boyu dolu olan randevularını bitirip, eve doğru yola çıktığında oldukça yorgundu. On dakikalık araba yolcuğu bile gözünde büyüyordu. Neyse ki arabayı o kullanmak zorunda kalmamıştı. Geriye doğru yaslanarak gözlerini kapattığında telefonunun titremesiyle gözlerini aralayıp arayana baktı. Annesi onu arıyorsa muhakkak önemli bir şey olmalıydı.

“Efendim validem,” diyerek telefonu açtığında yaşlı kadın gülerek kızına cevap vermişti.

“Neredesin kızım, geç kaldın.”

“Yoldayım annecim, bir şey mi isteyecektin?”

“Yok kızım, misafirimiz var. Gelirken fırından baklava alır mısın?” Çisil bir süre duraksadıktan sonra şüpheyle annesine sordu.

“Kim geliyor annecim? Normalde misafirlerine sen ellerinde tatlı yapardın.”

“Bu misafir beklenmedik oldu canım, hadi beni oyalama dediğimi al gel.” Çisil yüzüne kapanan telefona şaşkınca bakarken şoföre dönerek cadde üzerinde ki fırının önünde durmasını söylemişti. Belki pastanelerde birçok tatlı vardı ama fırında özel olarak yapılan baklavalar çok güzeldi. Annesinin istediğini alarak yeniden arabaya bindiğinde içinden misafirlerin erken gitmesi için dua ediyordu.

Araba büyük evin park alanına girdiğinde Çisil yavaşça arabadan inerek eve doğru ilerlemeye başlamıştı. Kapıyı evin yardımcısı açarken elinde ki tatlı kutusunu kıza uzatarak salona doğru ilerlemişti. Salondan gelen gülüşme sesleri Çisil’in dikkatini çekerken sesler yabancı, bir o kadar da tanıdık gelmeye başlamıştı. Kulağına gelen son konuşanın sesiyle konuşan kişiyi tanıyınca gözlerini kapatarak derin bir nefes almıştı. “Lütfen olmasın,” diye sessizce söylenerek salona girdiğinde annesi ve Sevim hanımı yan yana oturmuş koyu bir sohbette olduklarını görünce yutkunmak istemiş ama başaramayarak öksürmeye başlamıştı. Çisil az kalsın kendi tükürüğünde boğulacaktı.

Onu duyan Sevim Hanım “Ah gelinimde gelmiş,” diyerek yerinden kalkıp Çisil daha ne olduğunu anlayamadan sıkıca ona sarılmıştı.

“Sevim teyze, geleceğinizden haberim yoktu.” Çisil kadının omzunun üzerinden annesine bakarken Ayşem Hanım gülümseyerek onları izliyordu.

“Ah anneni arayıp tanışmak istediğimi söyledim, sağ olsun o da hemen davet etti.” Çisil annesine inanamıyormuş gibi bakarken kadının onun bakışlarını umursamamıştı bile.

“Çisil abla hoş geldin. Böyle davetsiz oldu ama…” diye araya giren bu kez Asaf’ın kız kardeşi Naz olmuştu. Genç adamın diğer kardeşlerini de selamladıktan sonra üzerini değiştirmek için izin isteyerek yanlarından ayrılmıştı. Birkaç dakikada kanı çekilmiş gibi olmuştu. Annesinin ne yapmaya çalıştığını anlayamıyordu. Odasına girmeden önce ablasının odasına uğrayarak nasıl olduğuna bakmak istemişti. Kapısını tıklatıp odaya girdiğinde genç kadının yatağında ayaklarını uzatarak kitap okuduğunu görünce gülümsedi. Ablası son zamanlarda oldukça güzelleşmişti. Hamileliğinin son aylarında olduğu için ailecek iyice karnı çıkan kadının üzerine titriyorlardı.

“Ablacım ve yeğencim nasılsınız?” Çisem kardeşinin sesini duyunca başını kaldırarak genç kıza gülümsedi.

“Misafirlerin varmış Çisil? Neden bana daha önce söylemedin?” Çisem’in sesinde ki tını Çisil’in yüzünü asmasına neden olmuştu.

“Abla sen bari yapma. İnan bende neyin içinde olduğumu anlayamadım. Birden kendimi Asaf’ın kız arkadaşı konumunda buldum.”

“Ben bilemem ama annem çok ciddi. Zaten Asaf hastaneye geldiğinden beri adamı gözüne kestirmişti benden söylemesi.” Çisil duyduklarıyla yutkunurken başını iki yana salladı.

“Abartma abla, öyle bir şey olsaydı fark ederdim.”

“İnan bana canım, yakında parmağına yüzüğü takıp seni göndermezse bende Çisem değilim. Annem fırsatı bulmuş gole çevirmeden durur mu? Sence bu gün neden Asaf’ın annesi ve kardeşleri geldi?” Çisil ablasının sözleri karşısında donup kalmıştı. Asaf ve kendisinin evlendiğini düşününce birden ürperdi. İkisi de oldukça inatçıydı, onunla kesinlikle anlaşamazdı. Çisil de Asaf da baskın karakterlerdi.

“Olmaz o iş? Bir Asaf’la anlaşamayız ki, ne evlenmesi.”

“Ha anlaşsanız evleneceksin?”

“Abla ben onu mu dedim?” diye kendini savunan kız ablasını güldürmüştü. Çisem bir eli karnında kardeşinin debelenişini izlerken oldukça eğleniyordu.

“Bence siz çok iyi bir çift olursunuz. İkinizde henüz büyümediniz. Oyun arkadaşı gibi geçinip gidersiniz,” diyen genç kadına Çisil isyan ederek odadan çıkmıştı. Aklı karma karışık olmuştu. Çantasını odasındaki pufun üzerine bırakarak içinden telefonunu alıp Asaf’ı aradı. Birkaç çalıştan sonra adamın konuşmasına fırsat vermeden adeta haykırmıştı.

“Annenin benim evimde ne işi var Asaf, üstelik annemle kırk yıllık ahbap gibi oturuyorlar.” Karşı taraftan kısa bir sessizlik olduktan sonra kulağına gelen hışırtılarla adamın yatıyor olabileceğini düşünmüştü. Biran aradığına pişman olsa da sonra aşağıdaki kalabalığı hatırlayarak pişmanlığı hemen geçmişti.

“Annem sizde mi?” adamın sesi garip bir şekilde sakin çıkmıştı.

“Evet, işten geldim annen ve kardeşlerin evimin salonunda kahve keyfi yapıyorlardı. Asaf annem de onlara çanak tutuyor. Bu gidişle bizi evlendirecekler,” diyen kızın sesinde çocuksu bir tını vardı.

“Merak etme, ben seni almam.” Çisil adamın sözleriyle dişlerini sıkmıştı.

“Ben seni aldım da senin alman kaldı. Ukala sende, şimdi aşağıya inip ailene gerçekleri söyleyeceğim. Sende halanın getirdiği o kızla evlenir mutlu bir yuva kurarsın.” Asaf’ın cevap vermesine izin vermeden telefonu suratına kapatırken bir yandan da kendi sözlerine öfkeleniyordu. Nedense o kızla Asaf’ı yan yana düşünmek bile cinlerinin tepesine çıkmasına neden oluyordu. Üzerini hızlı bir şekilde değiştirerek salona indiğinde kızlar hemen onu ortasına almıştı. Her biri oldukça şık giyinmiş, mankenlere taş çıkartacak güzellikteydi. Azra Naz’a göre daha ağırbaşlı davranıyordu.

“Ee kızım, Asaf ile konuştunuz mu? Ne zaman seni istemeye geliyoruz?” Çisil annesine yardım ister gibi bakarken Ayşem Hanım kızının yardımına sessiz kalarak gülümsemişti.

“Ben babasıyla konuşayım, size haber ederiz Sevim. Merak etme bulmuşum Asaf gibi bir damat kaçırır mıyım?” derken Çisil içinden ‘ya sabır’ diye geçiriyordu. Annesinin ne yapmaya çalıştığını anlayamıyordu.

“Annecim, bırakında bu kararı Asaf ve ben vereyim. Henüz bir birimizi o kadar tanımıyoruz. Asaf hakkında tek bildiğim kardeş sayısı ve doktor olması.” Kızın sözlerine kardeşler gülerken Sevim Hanım çocuklarına ters bir bakış atmıştı.

“Evladım, nasılsa tanışırsınız. Biz de kocamla evlendikten sonra birbirimizi tanıdık. Evlenene kadar kocamı görmedim bile,” dediğinde Çisil kadının sözleriyle gözlerini büyütmüştü. Eskiden böyle olayların olduğunu biliyordu ama ilk kez yakından tanık oluyordu.

“Siz eşinizle evlenmeden önce onu hiç görmediniz mi?” kızın şaşkınlığı sesine yansımıştı. Kızlar Çisil’in ifadesine gülerken genç kız ilk kez utanmıştı.

“Yok kızım nerede, Urfalıyız biz, babalarımız karar vermiş bize uygulamak düştü. Allah’ın sevgili kuluymuşum ki kocam iyi biri çıktı. Zamanla da birbirimizi sevdik,” dediğinde Çisil dayanamayarak “Ona ne şüphe Sevim teyze, çocukları çift çift doğurmuşsunuz,” dediğinde Ayşem Hanım gözlerini büyüterek “Çisil!” diye onu uyarırken Sevim Hanım ve kızlar gür bir kahkaha atmıştı.

“Dimi ama, inşallah sizin de olur,” diyen kadınla Çisil’in gözleri iyice büyümüştü.

“Aman yok, anne ben vazgeçtim. Ben ikiz falan doğuramam,” dediğinde kapıdan gelen sesle genç kız ‘yer yarılsa da içine girsem’ diye düşünmüştü.

“Kim ne doğuruyor kızım? Neler oluyor burada Ayşem? Misafirimiz olduğunu bilmiyordum.” Servet Bey salona geldiğinde kızının itirazlarını duyunca şaşırmıştı. Üstelik salonunda daha önce görmediği kişiler vardı. Ayşem Hanım yerinden kalkarak kocasını karşılarken erken geldiği için tedirgin olmuştu.

“Hoş geldin Servet Bey, erkencisin.”

“İşim erken bitti, Cesur zaten çoğu şeyi yoluna koymuş. Misafirlerimiz kim?”

“Bu Hanım, Doktor Asaf’ın annesi Sevim Hanım, bu güzel kızlarda kardeşleri ve yengesi,” dediğinde Servet Bey memnun bir şekilde kadınları selamlayarak yanlarından ayrılmıştı.

“Ay Ayşem Hanım kocanız kızmaz değil mi? Böyle destursuz geldik bizde.”

“O nasıl söz Sevim Hanım, Servet misafir ağırlamayı sever. Hele de Asaf oğlumun ailesini ağırlamaktan mutluluk duyar. Keşke oğlanlarda gelseydi de hep beraber otursaydık.”

“İnşallah başka zamana, biz kalkalım artık. Hadi kızlar,” diyerek diğerlerini de kaldırırken Ayşem Hanım daha oturmaları için ısrar etmiş olsa da eve gitmeleri gerekiyordu. Sevim Hanım Çisil’e dönerek genç kıza sıkıca sarılmıştı. Kızı fazla tanımıyordu ama kanı Çisil’e çok ısınmıştı. Asaf ile de çok yakıştırmıştı. En azından mesleği elinde bir gelini olacaktı, görümcesinin eli iş bilmez kızından oğlunu kurtarmış olacaktı.

“Güle güle Sevim teyze, kızlar sizinle yeniden görüşelim. Moda anlayışınıza bayıldım. Benim dolabı da yenileyelim,”

“Sen yenge kontenjanına sahipsin Çisil abla, senin tüm dolabını ben yenileyeceğim. Bana güvenebilirsin,” diye araya giren bu kez Gül olmuştu. Naz ve Gül moda tasarımcıydı ve işlerinde oldukça başarılıydılar.

“Bana yenge deme Gül, lütfen.” Gül omzunu silkerken annesinin uyarısıyla ona dönmüştü.

“Görüşürüz yenge,” diyen kızlar durum karşısında oldukça eğleniyordu. Misafirler gittikten sonra Çisil annesine kaşlarını çatarak bakmaya başlamıştı. Ellerini beline koyarak yüzünü asık konuştu.

“Anne bu yaptığın hiç hoş değildi.”

“Neden kızım, elbet bir gün sende evlenip yuvanı kuracaksın.”

“Ama sevdiğim biriyle yuva kurmak istiyorum.”

“Senin gönlünün kahyasını beklersek karta kaçacaksın. Evlen de yuvanı kur artık.”

“Anne sen bizi başından atmaya mı çalışıyorsun?” Çisil’in sorusuna kadın gülmüştü. Kızının yüzünün aldığı ifadeye dayanmak mümkün değildi. Yaşlı kadın gülmeye başladığında Çisil’in yüzü daha da asılmıştı.

“Anne ya?” dediğinde babası salona girmişti.

“Misafirler gitti mi?” yaşlı adam karısının yanına gelerek başının tepesini öpmüştü.

“Bak işte bende babam gibi beni sevecek birini istiyorum. Çok mu şey istiyorum?” diyen genç kız bir ayağını yere vurarak çocuk gibi yüzünü asmıştı.

“Elbette çok şey istemiyorsun ama armudun sapı, üzümüm çöpü diye diye evde kaldın.”

“Ya baba, anneme bir şey söyle.”

“Anne ne söylüyorsa doğru söylüyor kızım.” Çisil babasından da destek alamayacağını anlayınca kollarını göğsünde bağlayarak yerine oturmuştu.

“Ne yani annem istiyor diye Asaf ile evleneyim mi?” Ayşem Hanım kızının açık bir şekilde bu konuyu babasının yanında dile getirmesini beklemiyordu. Servet Bey şaşkınlıkla karısıyla kızına bakarken kaşlarını çatarak “Asaf’ın konumuzla ne alakası var?” diye sordu.

“Anlat annecim, babam sana soruyor.”

“Asaf’ın annesi Çisil’e talip olduklarını söyledi. Bende sana sorarak cevap vermek istedim. Ben çok sevindim Servet, Asaf iyi dürüst bir çocuk. Çisil’i de idare edebilecek biri,” dediğinde Çisil annesinin sözlerine oldukça şaşırmıştı.

“Benim idare edilmeye mi ihtiyacım var anne, o nasıl söz Allah aşkına?”

“Kusura bakma kızım ama seni kimse çekmez. O kadar huysuzsun ki üç yaşında ki çocuk bile senden daha olgun davranabiliyor.” Çisil annesinin sözleriyle babasına dönmüştü. Yaşlı adamın da karısına katıldığını anlayan genç kız sessizce yerinden kalkarak hiç bir şey söylemeden salondan ayrılmıştı.

“Ayşem çok mu üzerine gittik?”

“Zamanı gelmişti Servet, kaç yaşına geldi hala çocuk gibi davranıyor. Sakın karışayım deme, Asaf’ta isterse ben bunları evlendireceğim.” Servet Bey karısının gözlerinde ki alev karşısında gülümsemişti. Ne zaman o alevleri görmüştü kadına aşık olmuştu. Sessiz uysal karısının nadir olarak gösterdiği bu yanı Servet beyi mutlu ediyordu. Madem karısı istiyordu bu konudan uzak duracaktı. Asaf’ı hastaneye geldiğinden beri yakın takibe almıştı. Özellikle genç doktorlara karşı takındığı bir tutumdu bu. Asaf oldukça terbiyeli ve işinde iyi bir doktordu. Geniş ve iyi bir aileye sahipti. Sırf bu yüzden bile kızıyla Asaf’ı evlendirebilirdi. Kendisi ailesiyle pek yakın olmadığı için her zaman karısı ile yalnız kalmıştı. Aynı şeyin çocuklarının başına gelmesini de istemiyordu. Günay ailesi oldukça kalabalık bir birine bağlı bir aileydi. Derin bir iç çekerek yanında üzgün bir şekilde duran karısını kolunun altına almıştı.

“Küçük Ayşem nerede canım?”

“Haberin yok mu? Serdar ile İstanbul’a seminere gitti. Cesur son anda gitmesine izin verdi.”

“Öyle mi haberim yoktu. Çisem odasında mı? Soner yine gelmedi değil mi?”

“Gelmedi Servet, ne olacak bu kızın hali? Karnında bebesi ile oda köşelerinde duruyor. Yanımıza da gelmiyor.”

“Kendini suçluyordur Ayşem, Soner’in gerçek yüzünü fark edince kendine kızıyordur. Zamanla normale dönecek. Siz gözünüzü üzerinden ayırmayın.”

“Öyle elbet, kucağına yavrusunu alsın ne karar verirse kızımın arkasında olacağım. Öyle görünüyor Servet, kız doğumdan sonra Soner’i boşayacak.”

“Boşasın Ayşem, o adamla ömür geçmez. Neyse bizde baş başa vakit geçiririz.” Adam karısının elinden tutarak teras kata çıkarırken oldukça keyifliydi. Ne zamandır karısıyla baş başa vakit geçirmemişti.

***

Genç adam gözlerini araladığında yanında uyuyan kadını görünce buruk bir şekilde gülümsedi. Dün akşam Aylin ile hastaneden ayrıldıktan sonra konuşmak için onu zorla kendi evine getirmişti. Kadın gitmek istediğinde kapıyı kilitleyerek onun gitmesine engel olmuştu. Gözünün önüne Aylin’in anahtarı almak için elinden geleni yapmaya çalıştığı anlar gelince istem dışı gülümsemişti.

Önceki gece!

“Cesur nereye gidiyoruz, bırak beni eve gitmem gerek,” diyerek elini genç adamın elinden kurtarmaya çalışan Aylin başarılı olamayınca kendini adamın arabasında bulmuştu. Arabadan inmek istediğinde ise Cesur arabanın kapısını kilitleyip direksiyona geçince Aylin kaşlarını çatarak ona baktı.

“Sen ne yaptığınız sanıyorsun?”

“Bu akşam konuşacağız Aylin, ikizimin de bilmesi gerekenler var. Bunca yıl ne yaşadın, bana anlatacaksın?”

“Sana bir şey anlatmak zorunda değilim Cesur, lütfen beni evime bırak.” Cesur genç kadını duymazlıktan gelerek direksiyonu kendi evine kırmıştı. Bir yandan kadının itirazlarını dinliyor diğer yandan aklına takılan soruları düşünüyordu. Araba büyük binanın önüne geldiğinde Aylin başını eğerek ön camdan geldikleri binaya bakmıştı.

“Neden buradayız?”

“Konuşacağız Aylin, buradan bir karar almadan çıkmayacağız.”

“Saçmalama Cesur, bizim ortak alacağımız bir karar yok.” Cesur arabadan inerek kadının tarafına gidip kapıyı açmıştı. Aylin arabadan inmek istemeyince genç adam eğilerek kadını kucağına almak istediğinde Aylin hemen arabadan aşağı indi. Kaşlarını çatarak genç adama bakarken Cesur sessizce kadının kolundan tutarak binaya yönlendirmişti. Aylin hiçbir şey söylemeden Cesur’a itaat ediyordu. Biliyordu ki istese de Cesur’u ikna edemezdi. Madem konuşmak istiyordu o zaman onlarda konuşur, sorunlarını tamamen halledip kendi yollarına giderlerdi.

Asansörle kendi katına gelen Cesur kapı şifresini girerek evine girerken Aylin’in kolunu biran olsun bırakmamıştı. Aylin ilk kez geldiği daireyi incelerken Cesur kapıyı kapatıp içeriden anahtarla kilitlemişti. Aylin onun yaptığını fark ettiğinde kaşlarını çatarak kapıya yöneldi.

“Kapıyı mı kilitledin sen?” Cesur kadının sözlerini duymazdan gelerek mutfağa yönelip ketıla su koyup ısınmaya bırakmıştı.

“Kahve içersin değil mi?”

“Buraya kahve içmeye gelmedim Cesur, ne konuşacaksak konuşalım eve gitmem gerek.”

“Evde ağlayan bir çocuğun yok Aylin, şimdi çıkar üzerinde ki ceketi rahatına bak.” Aylin adamın laftan anlamayacağını düşünerek dediğini yapıp ceketini çıkarmıştı. Salona girdiğinde evin oldukça düzenli olduğunu görünce duraksamıştı. Cesur ailesiyle kaldığına göre bu evi ne zaman almıştı? Aklında sorular dolanırken genç adam elinde iki kupa kahve ile gelip kadının yanına bırakmıştı.

“Hadi otur da konuşalım.” Aylin genç adamın karşısına oturarak sormuştu.

“Ne istiyorsun Cesur? Bunca yıl sonra gelip benden ne istiyorsun?” Cesur’un bakışları soruyu soran genç kadının gözlerine takılı kalmıştı.

“Biz iyiydik Aylin, biliyorum sana haber vermeden evlendim. Ama inan bana seni terk etmek gibi bir niyetim hiçbir zaman olmadı. Seni aradım ama numaramı engellemiştin.” Aylin adamın sözlerine karşı kendini tutamayarak kahkaha atmıştı.

“Engelledim mi? Seni mi engelledim? Bundan emin misin?” Aylin’in kahkaha atmasıyla Cesur kaşlarını çatarak ona baktı.

“Bunda gülecek bir şey yok Aylin, ciddi olmaya çalışıyorum.” Aylin başını iki yana sallayarak gözünden akan yaşı silmişti. Her zaman böyle oluyordu, ne zaman kahkaha atsa gözleri yaşararak damlalar yanağından aşağıya akıyordu.

“Cesur, yapma. Bunca seneyi telafi edemezsin. İkimizde çok yıprandık.”

“Telafi etmek istediğim bir durum yok Aylin, anlamıyor musun? Senin de dediğin gibi, ikimizde çok yıprandık. Ne ben olanları inkar edebilirim, ne sen yaşadığın talihsizlikleri unutabilirsin. Telafisi olabilecek şeyler yaşamadık.” Aylin susmuştu. Bu sözler karşısında ne söyleyeceğini bilmiyordu. Bakışlarını kaçırarak orta sehpanın üzerinde ki kahveyi alıp bir yudum içti.

“Seni suçlamıyorum Cesur, aşık oldun. Kimse yüreğine söz geçiremez biliyorum. Beni üzen kabuğumu kıran sendin ve öylece hiç bir şey söylemeden ortadan kayboldun. Keşke Ayşem doğduğunda bizden kopmak yerine bize sığınsaydın. Yıllar geçti, ne ben eski Aylin’im ne de sen eski Cesur’sun.”

“O zaman yeniden tanışırız Aylin, ben seni çok özledim.” Aylin gözlerini kapatarak duymaktan korktuğu sözleri sindirmeye çalışmıştı. Özlemin ne demek olduğunu kendisinden başka kimse anlayamazdı. Öyle zamanların olurdu ki iliklerine kadar için sızlar, gözlerin her yerde özlediğini arardı.

“Özlemin ne demek olduğunu bildiğini sanmıyorum Cesur, özlemiş olsaydın ne yapar eder bana ulaşırdın.”

“Yapamazdım Aylin, sesini bir kez duysaydım senden kopamadım.” Aylin adamın sözleriyle hızla yerinden kalkmıştı.

“Yapma Cesur, doğru olmayan şeyleri söyleme. Senin için bir değerim yoktu.” Cesur kadının sözleriyle hızla yerinden kalkmıştı.

“Bunu nasıl söylersin? Sen ailemden sonra benim için en değerli kişiydin.”

“Yalan söyleme Cesur, çünkü inanmıyorum.” Dediğinde kadının sesindeki acı elle tutulur nitelikteydi.

“Aylin,” diyerek kadına yaklaşan genç adam kadının bir adım geri gitmesine aldırmadan ağır adımlarla ona yaklaşmıştı.

“Bana yaklaşmayı bırak Cesur, lütfen aç kapıyı gideyim.” Aylin adamın usulca kendine yaklaştığını görünce ne yapacağını şaşırmıştı. Biliyordu ki Cesur daha fazla diretirse yelkenleri suya indirecekti. Bunu istemiyordu. Bu kadar kolay ona karşı yumuşamak istemiyordu. Cesur her zaman zayıf noktası olmuştu ve Aylin fark ediyordu ki yıllar sonra bile adam onun en zayıf noktasıydı.

“Korkuyorsun değil mi? Beni affetmekten korkuyorsun.”

“Seni affetmek gibi bir niyetim yok,” diyen kadınla Cesur gülümsemişti.

“Beni affedeceksin Aylin, bunu sende biliyorsun. Bundan sonra ayrılmayacağımızı bildiğin gibi,” dediğinde Aylin nasıl yaptığını anlamadan eline ilk geçen şeyi genç adama doğru fırlatmıştı. Böyle bir tepkiyi bekleyen Cesur başını sağa çekerken kulağının yanından geçip duvarda parçalanan kumandaya gülümseyerek Aylin’e dönmüştü.

“Hiç değişmedin Aylin, hala sinirlenince bir şeyler fırlatma dürtüne engel olamıyorsun.” Cesur kadının normal tepkiler vermesine keyiflenirken Aylin daha da sinirlenmişti.

“Benimle uğraşma Cesur, konuştuk bitti. Bırak gideyim.”

“Asıl konuyu konuşmadık Aylin, tedavi olmanı istiyorum.” Cesur’un sözleriyle duraksayan genç kadın gözlerini kapatarak sakinleşmeye çalışmıştı. Elleri iki yanda yumruk olurken Cesur konuşmasına devam etti. “Tedavi olmazsan anne olma şansını daha da azaltacaksın. Lütfen Aylin kendine bunu yapma. Sonuçlarını çoktan bir arkadaşıma gönderdim,” dediğinde Aylin yine eline ilk gelen şeyi genç adama fırlatmıştı.

“Bu işe karışma Cesur, bu benim meselem!” Cesur kadının boşluğundan faydalanarak hızla ona ulaşmış ve kadının tüm itirazlarına rağmen onu kollarının arasına almıştı.

“Bu ikimizin meselesi Aylin, bundan sonra hep yanında olacağım.” Aylin bedenine sarılı kollardan kurtulmak isterken bir yandan da duyduklarını hazmetmeye çalışıyordu. Çok yorgundu, onun yorgunluğu bedenen değildi. Sırtını birine dayamayalı o kadar uzun zaman olmuştu ki Cesur’a inanmaktan korkuyordu. İnanıp yeniden yarı yolda bırakılmaktan ölesiye korkuyordu. Gözünden akan yaşları adamın göğsünde silerken Cesur kadının iç çekişinden onun ağladığını anlamıştı. Kolları daha da sıkılaşırken bir yandan da saçlarına dudaklarını konduruyordu.

“Seni bırakmayacağım,” derken Aylin hıçkırmıştı.

“Tutamayacağın sözler verme Cesur, inanırım…” Aylin’in çaresiz çıkan sesi Cesur’un içini yakmıştı. Geri çekilerek genç kadının yüzünü avuçlarının arasına aldığında ıslak gözlere bakmaya hazırlıksız yakalanmıştı. İç çekerek ağlayan kadın adamın kalbini alevler içine atıyordu. Yanaklarında ki ıslaklığı silen Cesur bir yandan da “Ağlama lütfen,” diye adeta yalvarıyordu.

“Bana bunu yapma Cesur, eskisi gibi güçlü değilim.”

“Sen benim gördüğüm en güçlü kadınsın Aylin, karşında aciz kalıyorum.” Aylin yeniden hıçkırırken Cesur onu kendine çekerek sıkıca sarılmıştı. “Burada istediğin kadar ağlayabilirsin ama sadece bu gecelik. Bir daha gözünden yaş akmasını istemiyorum.” İki yanda duran kollarını kaldırarak Cesur’un beline dolayan genç kadın adamın rahatlamasını sağlamıştı. Gözleri mutlulukla kapanırken daha yolun başında olduğunun farkındaydı. Bir süre sonra ayakta durmaktan yorulan ikili yan yana kanepeye otururken Cesur onu sarmayı biran olsun bırakmamıştı. İçinde buruk bir heyecan vardı. Yıllar sonra evine dönmüş olma hissini ilk kez yaşıyordu. Ailesinin yanında bile bu hissi yaşamamıştı. Aylin onun evi gibiydi, huzurlu ve sakin yuvası…

***

Cesur düşüncelerinden çıkarak yanında uyuyan kadını bir süre izledikten sonra rahatsız yattığı için boynunun tutulacağını düşünerek usulca kucağına alıp odasına götürmüştü. Aylin ağlayarak kanepede kollarında uyuya kalmıştı. Cesur da yorgunluğuna yenilerek kadına sarılı bir şekilde uykusunda ona eşlik etmişti. Şimdi ise gecenin bir yarısı yanında ki kadının varlığının yaşattığı güzel hisleri sonuna kadar özümsüyordu. Biliyordu ki Aylin uyanında gidecekti!

Genç kadını yatağına yatırarak üzerini örttükten sonra odada ki sandalyeyi alıp yatağın yanına oturmuştu. Aylin’in elini biran olsun bırakmadan uyuyan kadını seyretmeye başladı.

“Seni asla bırakmayacağım. Yirmi iki yıl geç kalmış olsam da seni yanımda tutmak için elimden geleni yapacağım.” Cesur başını yatağın kenarına yaslayarak gözlerini kapatırken Aylin’in gözlerini aralayıp sessizce ağladığını duymamıştı. Genç kadın Cesur’un uyuya kaldığını görünce hafifçe yerinde doğrularak adamın alnına düşen saçını usulca kenara çekti. Saçlarında dikkat etmediğiniz sürece belli olmayan beyaz teller kadını hüzünlendirmişti. Ne çok isterdi saçlarına yer edinen beyazların şahidi olmayı… Bir süre genç adamı izledikten sonra yanağından akan yaşı hızla silip adamın uyanmayacağı bir şekilde fısıldamıştı.

“Bana bunu yapma Cesur, yalvarırım yapma! Sana inanmaktan çok korkuyor kalbim!” genç kadı fısıldarken yeniden yatağa uzanarak adamı izlerken uykuya dalmıştı. O da biliyordu, hiç bir şeyin Cesur’un dönmesinden sonra eskisi gibi olmayacağını. Zaman ona ne getirecekti bilmiyordu ama bu kez duygularını ağırdan yaşayacaktı…

***

Çiftimiz bir adım attı gibi bakalım bundan sonra ne olur?

Ayşem ve Serdar İstanbul’a gitti bakalım orada kızımızı ne bekliyor?

Yorumlarınızı benden esirgemezseniz sevinirim. Teşekkür ederim!

BÖLÜM BİTTİ, ŞİMDİ REKLAM ARASI 🙂

21. BÖLÜM <<<<<—–>>>>> 23.BÖLÜM

22511cookie-checkCesur 22. Bölüm