Mayıs 13, 2022 Yazarı mermaridyy 8

Cesur 24. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Bu bölüm biraz hızlı geçti sanki. Yine okuyucuya kısa gelecek gibi. Bakalım yarın tüm hikayelerin haftaya yayınlanacak bölümlerini tamamlamaya çalışacağım. Çünkü hem memlekete yolculuk var hem de sınavım var. Finallere çalışmam gerekiyor. Mezun olmak için bu fırsatı kaçırmamam gerek. Umarım bölümler yetişir. Keyifli okumalar!

****

Genç adam baygın olan kadını hızla kucağına alarak salonda ki kanepeye yatırmış, kardeşine dönerek “Su getir,” diye bağırmıştı. Çisil abisinin dediğini yaparken, Cesur bir yandan annesinin uzattığı kolonyayı genç kadının bileklerine sürüp burnuna koklatıyordu.

“Anne ne oldu, neden bayıldı?” dediğinde Cesur’un sesi oldukça endişeli çıkıyordu.

“Bilmiyorum oğlum, bir anda bayıldı,” diyen kadında çok endişeliydi.

“Bu böyle olmayacak, onu hemen hastaneye götürüyorum.” Cesur Aylin’i yeniden kucağına almak isterken Aylin göz kapaklarını kıpırdatmaya başlamıştı. Cesur kadının ayılmaya başladığını görünce yeniden kadının elini tutarken bir yandan da saçlarını okşayarak Aylin’e seslenmeye başlamıştı.

“Aylin, güzelim aç gözlerini,” derken aile üyelerinin dikkatini çektiğinden habersizdi. Çisem bir eli şiş göbeğinde abisinin çırpınışını izlerken annesi ve babasının bakışlarını yakalamıştı.

“Oğlum sakin ol, kendine geliyor işte kız,” diye araya giren Servet Bey Cesur’un ani bakışlarının hedefi olmuştu.

“Baba, nasıl sakin olayım? Durup dururken neden bayıldı, bilmiyor musunuz?” dediğinde yeniden ayılmak üzere olan kadına dönmüştü. Ayşem Hanım başını kocasının göğsüne yaslayarak nemlenen gözlerini silmeye başlamıştı.

“Aylin, aç gözlerini güzelim bak buradayım.” Aylin yutkunarak gözlerini aralamaya başladığında Çisil’in kendisine uzattığı suyu Cesur kadına içirmeye çalışıyordu.

“Cesur?” diye sessizce konuşan genç kadının konuşmaya dahi mecali yok gibiydi.

“Buradayım güzelim, hadi birkaç yudum iç hastaneye gidelim.”

“Ben iyiyim,” dese de Cesur’un onu dinlediği yoktu. Dudaklarına değen bardaktan birkaç yudum su içtikten sonra ne halde olduğunu fark eden genç kadın doğrulmaya çalışmış ama Cesur tarafından engellenmişti.

“Uzan biraz daha, Çisil şu yastığı Aylin ablanın ayaklarının altına koy.” Çisil abisinin dediğini hemen yaparken Aylin iki yaşlı insanın önünde uzandığı için utanarak bakışlarını kaçırmıştı. Ayşem Hanım onun halinden anlayarak genç kadının yanına gidip elini tutmuştu.

“İyi misin kızım, bizi çok korkuttun.” Ayşem Hanım şefkatle kızın elini sıkarken Aylin yerinde doğrulmaya çalışarak oturmak istemişti.

“Sana uzan dedim Aylin biraz söz dinle.”

“Ben iyiyim Cesur, annenlere ayıp oluyor.” Aylin yerinde doğrulurken genç adam sürekli kızın önüne gelen saçlarını geriye çekip yüzünü ortaya çıkarıyordu.

“Oğlum bırak kız nefes alsın,” Ayşem Hanım Cesur’u genç kadının yanından kaldırırken Cesur bu durumdan hiç memnun değildi.

“Ne oldu sana, neden bayıldın?” diye sorduğunda Aylin yutkunmadan edememişti. Ayşem Hanım Aylin’in elini tutarak sevgiyle sıkmıştı. Kadının saçlarını okşarken bir yandan da “Ah kızım kendini çok yoruyorsun değil mi? Bünyen zayıf düştü tabi. Birkaç günde seni eski haline getiririm ben merak etme.” Cesur gözünü genç kadının üzerinden ayırmazken Servet Bey araya girerek konuşmuştu.

“Kızı rahat bırakında yemeğe geçelim. Belli ki tansiyonu düşmüş.” Cesur babasının sözleri ile hemen Aylin’in yanına giderek genç kadını kucağına almak istemişti.

“Cesur ne yapıyorsun?”

“Seni masaya kadar taşıyacağım, hadi tutun bana.”

“Saçmalama Cesur,” Aylin genç adama kaşlarını çatarak bakarken ailesinin bakışlarından utanarak yavaşça yerinden kalkmaya çalışmıştı. Sendeleyince birden kendini Cesur’un kucağında bulmuştu. Aylin bir yandan bakışlarını kaçırırken diğer yandan da sessizce Cesur’a söyleniyordu. Ayşem Hanım gördüklerinden memnun bir şekilde kocasına bakarken Servet Bey karısının bakışlarına gülmeden edememişti. Ailece masaya geçtiklerine Cesur yanında ki kadına olabildiğince dikkat etmeye çalışıyordu. Onun bu davranışı Aylin tarafından abartı olarak görünse de kadının aklı Ayşem hanımın sözlerinde kalmıştı.

***

Genç kız üzerini değiştirerek akşam yemeği için otelin restoranına inerken etrafına bakınarak Serdar’ı görmeye çalışmıştı. Telefonunu çıkararak genç adamı arayacağı sırada karşı taraftan gelen kişiyi görünce yerinde donup kalmıştı. Yanlış gördüğünü düşünürken yanılmadığını karşısına dikilen adamla anlamıştı.

“Ayşem, senin burada ne işin var?” genç kız kendisine sorulan soruyla toparlanırken gözlerinde ki hüznü yok etmeye çalışmıştı. Bakışlarında ki ifadeyi donuklaştırarak karısında ki adama alaycı bir şekilde gülümsedi.

“Benim nerede olduğum seni ne ilgilendirir Serkan?” genç adam beklemediği cevapla irkilirken Ayşem onun yanından geçmek istediğinde adam kolunu tutarak onu durdurmuştu.

“Seni çok aradım Ayşem, neden telefonumu engelledin?” Ayşem bir kolunu tutan ele birde genç adamın yüzüne bakmıştı. Kaşlarını iyice çatan Ayşem konuşmaya başlayacağı sırada birden kolunun serbest kalmasıyla kendini geriye doğru çekilirken bulmuştu. Yüzü şimdi başka bir adamın sırtına bakıyordu.

“Neler oluyor burada?” Serdar genç kızı ararken ilerde Ayşem’in kolunu tutan adamı görmüş, Ayşem’in adama olan sert bakışlarından ters bir durum olduğunu düşünerek hızla yanına gelmişti.

“Sen de kimsin?” Serkan dişlerini sıkarak konuşurken Serdar onu duymazlıktan gelerek arkasına aldığı genç kıza dönmüştü.

“Seni rahatsız mı ediyordu Ayşem?” Ayşem adamın bakışlarında ki ifade karşısında yutkunurken başını iki yana sallamıştı.

“Eski bir tanıdık sadece Serdar,” dediğinde nedense Serdar’a sadece adıyla seslenmek istemişti.

“Sen onu tanıyor musun Ayşem? Neden sana karışıyor?” Serkan yeniden araya girmek istediğinde Ayşem Serdar’ın yanına geçerek genç adama cevap vermişti.

“Kusura bakma Serkan, seninle görüşmek istemiyorum. Bunu Gülsüm ile sana iletmiştim sanırım. Lütfen sözlünün yanına git ve beni bir daha arama…” dediğinde Serdar ikili arasındaki ilişkiden şüphe etmişti.

“Ayşem çok özür dilerim ben sen gidince hatamı anladım.”

“Senin hata dediğin şey benim gözümü açtı Serkan, lütfen bir daha beni arama.” Serdar’ın elini tutarak onu yönlendirirken Serkan hemen araya girmişti.

“Baban bu adamla bir otelde olduğunu biliyor mu? Yoksa bu adam için mi beni kabul etmiyorsun?” dediğinde Ayşem dişlerini sıkarken Serdar kızın öfkeyle yanan gözlerine hayranlıkla bakmıştı. O maviş gözler daha da bir koyulaşmıştı sanki.

“Haddini bil Serkan, benim babamdan saklı hiçbir şeyim olamaz. Kaldı ki senin bana hesap soracak bir konumun yok. Sen benden hiçbir açıklama yapmadan ayrıldın. O da yetmedi yeni sevgilini gözüme sokar gibi mahalleme getirdin. Şimdi kalkmış bana hesap mı soruyorsun?” dediğinde Serdar kızın elini bırakarak kolunu omzuna atıp kendine çekmişti.

“Sakin ol ateş parçası, hadi yemek yiyelim.” Serdar’ın sözlerine Ayşem kızsa da bir şey söylememişti. Serkan’ı geride bırakarak hızla restorana girmişlerdi. Ayşem masaya geçtiğinde Serdar da hemen karşısında oturmuştu.

“Daha iyi misin?” Ayşem genç adama bakarak sıkıntıyla nefesini vermişti. Karşıdan kendilerini izleyen adamı görünce kısa biran duraksamıştı.

“Evet, teşekkür ederim. Onu burada görmeyi beklemiyordum.”

“Eski erkek arkadaşın sanırım?” derken Serdar kendi sözlerinin dilini yaktığını hissetmişti. Nedense Ayşem’in yanında başka bir adamın olduğu düşüncesinden hoşlanmamıştı.

“Yaptım öyle bir hata ama dersimi çok güzel aldım. Bu dünyada babamdan başka kimseye güvenmemem gerektiğini bana güzel bir şekilde kanıtlayan biri.”

“Bu kadar katı olmamalısın. Bir kez başarısız oldun diye kendini hayata kapatmamalısın,” dediğinde Ayşem tek kaşını kaldırarak adama bakmıştı.

“Sizin daha önce kız arkadaşınız oldu mu? Ya da kız arkadaşınız var mı?” Serdar yerinde rahatsız bir şekilde kıpırdanarak cevap vermişti.

“Üniversitedeyken olmuştu. Şuanda işten bir ilişkiye fırsatım olmuyor.”

“Neden ayrıldınız?” Serdar kısa bir süre genç kıza bakarak hafif gülümsemişti.

“Kariyerini benden daha çok sevdiğine karar verdi.” Ayşem aldığı cevapla şaşırırken Serdar onun ifadesine daha da gülmüştü.

“O zaman sizi gerçekten sevmiyordu demek ki? Gerçekten sevseydi sizin kariyerine bir engel olmayacağınızı bilirdi.”

“Kendimi yeterince anlatamadım sanırım. Neyse bu konu hakkında konuşmak istemiyorum. Sana gelelim, sen neden ayrıldın?”

“Biz beraber büyüdük. O okumak için kasabadan ayrıldı ve ben geride kaldım. İlk yıllarda gayet iyi idare ediyorduk ama son senesinde bana beklediğim gibi dönmedi. Kasabaya geldiğinde yanında yeni sevgilisi vardı. Üstelik benden ayrılma zahmetine bile girmemişti.”

“Aşağılık herif,” dediğinde Ayşem genç adamın çıkışına gülmüştü.

“İnan kötü söz söylemeye değmez. Kasabadan ayrılınca birçok kez aradı ama ben açmadım. Burada karşılaşmamız büyük tesadüf.” Garson yanlarına geldiğinde ikisi de sipariş vererek yemeklerinin gelmesini sessizce beklemişti. Ayşem düşünceler içinde telefonuna bakarken Serdar dayanamayarak araya girmişti.

“Bu kadar düşünmemelisin, her şey olacağına varır.”

“İnan şuanda düşündüğüm tek şey babam ve Aylin abla.” Serdar aldığı cevapla şaşırırken Ayşem onun şaşkınlığına gülmüştü.

“Ne gülüyorsun?”

“Sadece komik geldi ifadeniz. Size bir şey itiraf edeyim mi? Dışarıdan nasıl görünüyorum bilmiyorum ama benim için bir şey bitti dediysem o şey bitmiştir. Bir daha onun hakkında düşünmem.”

“Çok keskin bir tavır değil mi bu?”

“Öyle bile olsa beyaz beyazdır siyahta siyah. Grilerle vakit kaybetmek zamandan çalmak gibi geliyor. Anlayacağınız hatalar insanlara mahsus olsa da bazı hataların geri dönüşü yoktur. Düşünsenize bir anlık hatanızda yoldan geçen birine çarpıyorsunuz ve yaralı ölüyor. Siz bunu hata olarak görüyorsunuz. Ama o insan ölmüş gitmiştir. Telafi edebileceğiniz bir durum değildir.”

“Her hata aynı kefeye koyulmamalı.” Ayşem’in sabit fikri karşısında şaşıran Serdar nasıl cevap vereceğini şaşırmıştı. Ayşem derin bir nefes alarak geriye yaslanıp genç adamın yüzüne bakmıştı.

“Yirmi iki yaşındayım yakında yirmi üç olacağım. Aklımın erdiği yaştan beri babama sorun çıkarmaktan her zaman endişe ettim. Bazen dedemlerin aşağılayıcı sözleri canımı yakardı ama bir kez olsun babama şikayette bulunmadım. Biliyordum ki babam olanları duyarsa kötü şeyler olurdu. İşe gider eve geldiğinde beni yanından biran olsun ayırmazdı. O yokken bana Serkan’ın annesi bakardı. Dolayısıyla Serkan ile yakın arkadaş olduk. Sonra duygular değişti ve ilerde evlenebileceğimizi düşünmeye başladık. Ama hiç beklemediğim bir anda Serkan beni yarı yolda bıraktı. Beni asıl üzen ne oldu biliyor musun? İlişkimizi her zaman saklamak isteyen o olmuş olmasına rağmen kasabadakilere de kendisinin söylemesi. Belki siz çevrenizden bilmezsiniz ama küçük yerde bu tür şeylerde asıl zarar gören kızlar oluyor. Serkan’a ‘erkektir yapar’ gözüyle bakarlarken ben onu ayartan kişi konumuna düştüm. Neyse ki oradan ayrıldık da babam bu olanlardan haberdar olmadı. Bu yüzden grilerim yoktur benim, benim için doğru ve yanlış vardır. Serkan benim yanlışımdı ve bir yanlış tekrarlanmamalı.” Serdar kızın sözlerine üzülmüştü. Kendisi büyük şehirde büyümüş ve çevre baskısını görmese de ablasının çektiklerinden bunu hissetmişti.

“Çevre baskısı sadece küçük yerlerde yoktur Ayşem, bunu sakın unutma!” Ayşem buruk bir şekilde gülümseyerek önüne koyulan yemeğini yemeğe başlamıştı. Bunlar onların son konuşmaları olmuştu. Yemekten sonra çay içen ikili kendilerine dikilen gözlerin farkında olsa da umursamamıştı. Çaylarını içtikten sonra ikisi de kalkarak odalarına doğru ilerlemeye başladı. Asansörle odalarının olduğu kata çıkarken Ayşem mahcup bir şekilde yanında ki adama dönerek “Serdar hocam, sizin odanıza girebilir miyim?” dediğinde Serdar şaşırsa da kızın neden bu şekilde konuştuğunu koridorun sonunda ki gölgeden anlamıştı.

“Elbette,” Serdar odasının kapısını kartıyla açarak Ayşem’in içeri girmesini beklemişti. Kendisi de odaya girdiğinde Ayşem tedirgin bir şekilde odanın penceresine doğru ilerledi.

“Ben özür dilerim, Serkan’ı biraz olsun tanıyorsam peşimden gelecektir.”

“Endişe etme Ayşem, burada kalabilirsin. Nasılsa kanepe büyük,” dediğinde Ayşem utanarak bakışlarını kaçırmıştı.

“Yok yarım saat sonra odama geçerim ben,” dediğinde Serdar gülümseyerek yanına gitmişti. İkili pencereden dışarıda ki manzarayı izlerken oldukça sessizdi. Genç kız bir süre daha odada durduktan sonra kendi odasına geçerken Serdar uzun süre uyuyamamıştı.

***

Genç adam sabah erkenden kalkarak sessizce evden kaçarcasına çıkarken kimseye görünmemenin verdiği rahatlıkla gülümsemişti. Arabanın sesini duymalarından korkarak hızla yoldan geçen bir taksiye binerek hastanenin yolunu tutmuştu. Kısa sürede hastaneye ulaştığında ise evine dönmüş gibi hisseden adam gülümseyerek kendisine selam verenlere karşılık veriyordu.

“Geçmiş olsun Doktor Bey, nasılsınız?” Asaf hemşirelerden birinin sorusuyla ona dönmüştü.

“Teşekkür ederim, daha iyiyim. Bu gün gelen hastaları kabul edeceğim,” dediğinde hemşire izin isteyerek yanından ayrılmıştı. Genç adam kendi sekreterine de hasta kabul edeceğini bildirdikten sonra odasına girmişti. Üzerini değiştirerek rahat bir şekilde sandalyesine oturduğunda odanın kapısının açılmasıyla bakışları gelen kişiye odaklanmıştı.

“Senin evde dinlenmen gerekmiyor muydu?”

“Hastaneye geldiğimi öğrendiğine göre yollarımı gözlüyor olmalısın müstakbel karıcım,” diyen adama Çisil gözlerini devirerek bakmıştı.

“Hiç komik değilsin Asaf, bu olaylar seni eğlendiriyor mu?” Asaf omzunu silkeleyerek gülmüştü.

“Neden eğlenmeyeyim, annem sayende bana kız aramaktan vazgeçti. Herkes seni ne zaman isteyeceğimiz konusunda kafa kafaya vermiş düşünüyor.”

“Saçmalama Asaf, bu olayı açıklığa kavuşturmalısın.” Genç adam kızın ani çıkışıyla yerinden kalkarak Çisil’e doğru ilerlemeye başlamıştı. Çisil adamın kendisine doğru yaklaşmasından hoşlanmayarak yutkunarak bir adım geriye gitti.

“Neden bana o şekilde yaklaşıyorsun?” Asaf genç kızın derin mavi gözlerindeki parıltılara odaklanarak gülümsemişti.

“Sence?”

“Bence ne? Aklından kötü bir emel geçiriyorsan seni mahvederim bilesin.” Asaf kızın kollarını birleştirmesine gülerek karşılık vermişti.

“Ne gibi kötü emel?”

“Asaf, kendine gel lütfen.” Asaf kıza iyice yaklaşarak önünde durmuştu. Bir süre kızın yüzünü incelerken Çisil yutkunmak zorunda kalmıştı. Adamın dikkatli incelemesi Çisil’i heyecanlandırsa da sakin kalmayı başarmıştı.

“Neden bu zamana kadar evlenmedin?”

“Anlamadım?”

“Duydun sorumu, senin yaşında olan kişiler şimdiye kadar evlenip çocuk sahibi olmuştur. Sen neden evlenmedin?” Çisil gelen soruyla dişlerini sıkmıştı.

“Bu durumun seni ilgilendirdiğini sanmıyorum.”

“Doğru ilgilendirmiyor ama merak ediyorum. Daha ne kadar bekar kalmayı düşünüyorsun?”

“Bu seni ilgilendirmez.” Çisil bir adım geri giderek aralarında ki mesafeyi açmıştı. Asaf kızın uzaklaşmasıyla yeniden ona yaklaşmıştı. Gözlerini kızın gözlerinden ayırmayarak devam etti.

“Hadi evlenelim!” Çisil adamın sözleriyle gözlerini büyütmüştü.

“Ne?”

“Duydun, evlenelim dedim.”

“Saçmalama Asaf, nereden çıktı bu?” Çisil şaşkındı, ama Asaf ondan daha da şaşkındı. Hiç düşünmeden genç kıza evlenelim demişti ve bu daha önce üzerine düşündüğü bir şey değildi. Birine evlenme teklif edeceğini asla düşünmemişti tabi az önceki istediği evlenme teklifine girerse. Hastanenin soğuk beyaz duvarları arasında karşısında ki kıza evlenelim diyordu. Çisil’in şaşkınlığı gözlerinden anlaşılırken genç kız birden kahkahalarla gülmeye başlamıştı. O kadar çok gülüyordu ki Asaf artık kızmaya başlamıştı.

“Neden gülüyorsun?”

“Az önce ciddi ciddi bana evlenelim dediğini düşündüm.” Asaf kızın sözlerine karşılık ciddiyetini bozmadan ona bakmaya devam ediyordu. Çisil genç adamın istifini bozmadan ciddi bir şekilde kendisine bakması karşısında gülmesini keserek boğazında ki yumruyu yutmaya çalışmıştı.

“Sen ciddisin!”

“Bu konuda asla şaka yapmam Çisil.”

“Seninle neden evleneyim? Seni tanımıyorum, sen de beni tanımıyorsun. Başta biteceği belli olan bir yuvayı neden kurayım?” Çisil de genç adam gibi ciddileşmişti. Bu gibi konularda mesleki kimliği birden ortaya çıkıyordu.

“Neden olmasın? Ailelerimiz uygun ki evliliklerdeki en büyük sorunlar bunlardan kaynaklanıyor. İkimizde işinde gücünde insanlarız. Birbirimize saygı duyuyoruz ki bu da evlilikte en büyük artıdır. İkimizin de evlenmek gibi bir amacı yok ama bir düzen kurmak istiyoruz. Ailelerimiz dünden razı evlenmemize ve yaşımız geçiyor.”

“Bunların hiç biri seninle evlenmem için geçerli bir neden değil.”

“Kalbinde biri mi var?”

“Ne?”

“Duydun, sevdiğin biri mi var?” Asaf’ın sorusuyla genç kız gözlerini kısarak ona bakmıştı.

“Var dersem evlilikten vazgeçecek misin?”

“Elbette, kalbi başkasına ait biriyle evlenemem. Soruma cevap vermedin.”

“Öyle biri yok, bunu sormanın mantığını anladığımı söylersem yalan olur.” Asaf aldığı cevapla memnun kalırken gülümseyerek genç kıza bakmıştı.

“O zaman evlenmemize bir manide yok. Düğün olana kadar nasılsa ben senin kalbini çalarım!” dediğinde Çisil şaşkınlıkla genç adama bakmıştı. Asaf kendinden o kadar emin konuşuyordu ki Çisil ne söyleyeceğini bilememişti.

“Bence o kadar emin olma. Ayrıca benim kalbimi çalmaktan bahsediyorsun benim senin kalbini istediğimi nereden çıkardın?” dediğinde Asaf geri dönerek sandalyesine oturmuştu.

“Merak etme müstakbel nişanlım, benim kalbim kolay kazanılır. Senin başarılı olacağına eminim.” Çisil başını iki yana sallayarak kapıya yönelmişti.

“Ama benim kalbim kolay kazanılamaz. Rüya görmeyi bırak ve gerçek hayata dön.” Çisil kapıyı açtığında Asaf seslenmişti.

“Çisil, hafta sonu hayırlı bir iş için geleceğiz. Ayşem anneciğime söylersin.” Çisil olduğu yerde kalırken kapının açılmasıyla yanına gelen sekreterde genç adamın sözlerini duymuştu. Çisil gözlerini kapatarak sakinleşmek isterken birkaç saate tüm hastaneye haberin yayılacağına emindi. Bir şey söylemeden hızla oradan uzaklaşırken Asaf arkasından gülümseyerek bakmıştı. Kardeşlerinin ortaya attığı yalandan beri genç adam düşünüyordu. Çisil’i uzun zamandır tanımasa da genç kıza karşı bir çekim hissettiğini kabul ediyordu. Asaf şakacı kişiliğinin yanında asla hislerini inkar edecek biri değildi. Üstelik Çisil’in çocuksu davranışları ona çok yakışıyordu. Babasının her zaman söylediği gibi içindeki çocuğu kaybetmeyen insanlar her zaman karşısındakini mutlu ederdi.

“Doktor Bey, hastanız var,” sekreterinin sesiyle kendine gelen genç adam gülümseyerek başını sallamıştı. Hastasını kabul ederken sekreterinin bakışlarına aldırış etmemişti.

***

‘Aşk davaya benzer, cefa çekmekte şahide. Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki!’ genç kadın farkında olmadan okuduğu kitaptan sesli alıntı yaparken yanına gelen kızı görünce kitabını açık bir şekilde ters olarak masanın üzerine bırakmıştı.

“Aylin Hanım, istediğiniz belgeleri getirdim.” Aylin karşısında ki yeni elemanına bakarak uzattığı belgeleri almıştı. Yarı zamanlı çalışanı olsa da girişini yaptırmak istemişti.

“Otursana Cansu, seninle konuşalım.” Genç kız tedirgin bir şekilde Aylin’in karşısına otururken Cansu’nun bakışları masanın üzerindeki Mesnevi kitabına takılmıştı.

“Kitap okumayı seviyorsunuz.” Aylin başını sallayarak kızı onaylarken bir yandan da kızın ders programını kontrol ediyordu. Haftanın iki günü boş olan kıza bakışlarını çevirerek sormuştu.

“İki gün dersin yok, burada öyle yazıyor. Hafta sonu da olmadığına göre haftada dört gün boştasın. Bu zamanda ne yapıyorsun?”

“Aslında köye geçip tarlada harçlığımı çıkarıyordum.” Aylin anlayışla kıza bakarken derin bir nefes almıştı. Servis yapan elemanını çağırarak Cansu’yu herkesle tanıştırmasını istemişti. Genç kız iş başı yaparken Aylin kitabına kaldığı yerden devam etmeye başlamıştı. Dün akşam olanları düşünmek istemiyordu. Ayşem teyzesinin sözlerini hatırladıkça geriliyordu.

“Aylin kızım?” Aradan geçen on dakika sonra Aylin düşüncelerinden kendisine seslenen kadınla çıkmıştı.

“Ayşem teyze, hoş geldin.” Aylin yerinden kalkarak kadına sarılırken yaşlı kadın ona karşılık vermişti.

“Sabah erkenden kaçıp gittin, kahvaltıya bile kalmadın.” Kadının yüzü asılırken Aylin kadını oturtarak hemen karşısına geçmişti.

“İşlerim vardı Ayşem teyze, lütfen alınma.” Dediğinde kadın kızın elini sıkıca tutmuştu.

“Benden kaçıyormuşsun gibi geldi kızım, seni rahatsız edecek bir şey mi yaptım?” kadının sesi oldukça üzgün çıkmıştı. Aylin hemen savunmaya geçerek konuşmuştu.

“O nasıl söz Ayşem teyze sen beni asla rahatsız etmezsin.”

“O zaman konuşabiliriz.” Aylin gerilerek yutkunmuştu. Yaşlı kadın gülümseyerek, “Bir kahveni içerim artık,” dediğinde Aylin hemen ayaklanmıştı. Mutfak bölümüne giderek yaşlı kadının sevdiği şekilde kahveyi hazırlayarak geri döndüğünde kadının dikkatle kafesini incelediğini görünce gülümsemişti.

“Buyur Ayşem teyze,” dediğinde kadının önüne kahvesini bırakarak karşısına geçmişti.

“Sen içmiyor musun?” diye soran yaşlı kadına başını iki yana sallayarak cevap vermişti.

“Ben sabahtan beri çok kahve içtim Ayşem teyze. Su içeceğim sadece.” Kadın anlayışla Aylin’e bakıp geriye doğru yaslanmıştı.

“Seninle konuşmak istediğim önemli bir konu var.” Aylin yutkunarak kadının birden ciddileşen ifadesine karşılık duraksamıştı.

“Bir sorun mu var Ayşem teyze, sana yardım edebileceğim…” Ayşem Hanım uzanarak genç kadının elini tutmuştu.

“Bana yardım edeceğin bir konu var!” dediğinde Aylin merakla kadına bakmıştı. Bir süre sessizlik oluştuktan sonra Ayşem Hanım konuşmasına devam etmişti. “Gelinim olmanı istiyorum!”  Aylin şaşkınlıkla kadına bakarken Ayşem Hanım genç kadının şaşkınlığıyla gülümsemişti. Yaşlı kadın zaten konuyu dolandırmayı asla sevmezdi. İsteğini açık bir şekilde dile getirirken karşısında ki kadının ne durumda olduğunu ne hissettiğini anlamaya çalışıyordu.

“Ayşem teyze?”

“Bana şu şekilde bakma Aylin,” genç kadın konuşacak cesaret bulamıyordu. Karşısında ki kadının söylediği şeye inanamıyordu. Ne cevap vereceğini bilemiyordu. Yıllardır kendisine ve kardeşine anne şefkati veren kadının birden kendisini gelini olarak istemesi Aylin için inanılmaz bir durumdu.

“Aylin!” genç kadın kendisine seslenen kişiye döndüğünde kapıdan şaşkınlıkla onlara bakan adamla göz göze gelmişti.

***

Sizce gelen kimdir? Bölüm hakkında ne düşünüyorsunuz? Sitedenin yeni halinden şikayetçi olan var mı? Yorumlarınızı bekliyorum.

BÖLÜM BİTTİ! YORUMLARINIZI BEKLİYORUM… SON OLARAK REKLAM ARASI!!!

23. BÖLÜM <<<<<“——–“>>>>> 25. BÖLÜM

22890cookie-checkCesur 24. Bölüm