Mayıs 16, 2022 Yazarı mermaridyy 10

Dilay Hanım 25. Bölüm

Herkese hayırlı akşamlar. Bu hafta sınavlar var arkadaşlar. Bölümleri yazmadım ve yazabilirsem kısa da olsa yayınlayacağım. Dua edin de şu sınavları geçeyim. 🙁 Umarım bölümü beğenirsiniz.

***

Genç kadın fabrikada işlerini hallettikten sonra eve doğru yola çıkarken oldukça yorgun hissediyordu. Bir günde bir ayın çalışma planını resmen ayarlamıştı. Arabanın arka koltuğunda geride kalan yolu baygın gözlerle izlerken şoförü ona seslenerek sormuştu.

“Dilay kızım iyi misin?”

“Yorgunum Cafer amca, başka bir sorunum yok çok şükür.”

“Kendini bu kadar yormamalısın kızım. Sağlığına dikkat etmelisin.”

“Biliyorum, elimde değildi yorulmamak. Bir süre fabrikaya gitmeyeceğim zaten.” Adam anlayışla başını sallayarak aynadan arkadan gelen arabayı kontrol etmişti. Fabrikadan beri peşlerinde olan araba yaşlı adamın dikkatini çekmişti.

“Kızım endişelenme diye demedim ama arkamızdaki araba fabrikadan beri peşimizde… Tanıyor musun?” dediğinde Dilay dikiz aynasından adamın bahsettiği arabayı kontrol etmişti.

“Yok amca tanımıyorum. Sen dikkatli bir şekilde devam et. Belki babamın korumalarından biridir.” Dilay kendi sözlerine inanmak istiyordu. Bir ara Mehmet babası onu koruması için güvenlik şirketiyle anlaşmıştı. Yine öyle bir durumun içinde olabileceğini düşünerek sakin kalmaya çalışmıştı.

“Sen öyle diyorsan, zaten geldik eve.” Dilay derin bir nefes alarak çiftlik yoluna bakmıştı. Çiftliğe geldiklerinde Cafer Bey arabayı park alanına durdurarak kontağı kapatmıştı. Dilay arabadan inerken ikizlerin dışarı çıkmamış olmasına şaşırsa da gülümsedi. Keyifle yanında ki yaşlı adama dönerek adama, “Cafer amca bu gün izinlisin, evdeki eksiklerini hallet istersen.” Dediğinde adam gülümseyerek kadına bakmıştı. Cevap vereceği anda karşı çiftlikten gelen çığlıklarla Dilay’ın tüm dikkati o tarafa dönmüştü. Aslı çığlık çığlığa bağırırken çiftlikten hızla uzaklaşan arabayla Dilay endişelenmişti.

“Ne oluyor orada?” Dilay korkuyla çitlere doğru koşarak diğer çiftliğin sınırlarına girdi. Aslı’yı dizlerinin üzerine çökmüş kollarında Süha ile ağlarken görünce kanı adeta donup kalmıştı.

“Aslı, ne oluyor?” Aslı Dilay’ın sesini duyunca aceleyle yerinden kalkmıştı.

“Dilay abla engel olamadım. Onları durduramadım.”

“Sen neden bahsediyorsun?” Dilay arkada birbirine sarılı bir şekilde ağlayan iki çocuğu görünce yutkunarak hızla etrafına bakınmaya başlamıştı.

“Süreyya nerede?” Aslı ağlamasına devam ederken Dilay genç kızı sarsarak bağırmıştı. “Kes ağlamayı Aslı, kızım nerede?”

“Onu kaçırdılar!” dediğinde yer Dilay’ın ayaklarının altında sallanmıştı. Gözleri korkuyla büyürken nefes nefese yanlarına koşan Cafer Bey duyduklarıyla hemen genç kadının koluna yapışmıştı.

“Kızım kendine gel, polisi ara hemen!” Dilay adamı duymuyordu. Etrafına boş bakışlar atarken Nisan’ın ağlayarak “Dilay abla,” diye bağırması kadını kendine getirmişti.

“Nisan, neler oldu burada kızım?” Aslı’nın perişan haline karşılık küçük kız daha sakin duruyordu.

“Biz oynuyorduk Dilay abla, o araba hızla bize yaklaşıp Süreyya’yı arabaya bindirerek gitti!” dediğinde Dilay’ın bakışları yere devrilmiş olan sandalyeye kaymıştı.

“Bu sandalye neden burada?” Dilay soğukkanlı kalmaya çalışıyordu. Biliyordu ki kızına zarar veremezlerdi. Onu kaçıranların tek derdi paraydı ve para Dilay için sorun değildi. Gerekirse kızı için tüm servetini verebilirdi. Eline telefonu alarak ilk önce Selim’i aradı. Genç adama kızının kaçırıldığı haberini verdiğinde oldukça sakindi. Sonrasında ise Engin’i aramıştı. Engin’e haber verdiğinde adamın hemen geleceğini söyleyerek telefonu kapatmasıyla bir eli alnında bu kez polisi aramıştı.

“Dilay abla, ablamı arayalım. Ablam polis, Süreyya’yı hemen kurtarır!” Dilay küçük oğlanın yanına giderek sormuştu.

“Senin adın ne canım?”

“Enes, ablamın adı da Gece… Beni yeni bıraktı onu ararsak adamları yolda yakalayabilir.” Enes kadının elinde ki telefonu kaparak hızla ezbere bildiği ablasının numarasını çevirirken bir süre beklemesine rağmen açılmayınca yüzünü sarak Dilay’a bakmıştı.

“Ablam telefona cevap vermiyor.” Süha hıçkırarak ağlarken çiftliğin yolunda tozu dumana katan arabanın yanlarında ani fren yaparak durmasıyla Dilay gelen kişiye bakmıştı.

“Dilay ne oluyor?”

“Baba!” Süha Selim’i görmesiyle hızla ona koşarak sarılmıştı. Küçük oğlan ağlamaktan helak olmuştu.

“Oğlum, buradayım. Korkma buradayım.”

“Baba, onlar Süreyya’yı kaçırdılar.” Aslı ağlayarak resmini çektiği arabanın plakasını genç kadına gösterirken oldukça perişan bir haldeydi. Arabanın kapısına yapışıp kapıyı açmaya çalışırken neredeyse tekerin altına kalacaktı. Dizleri soyulan genç kız mahcup bir şekilde Dilay’a bakıyordu.

“Abla benim suçum, onu yanımdan ayırmamalıydım.”

“Sakin ol Aslı, kızıma bir şey olmayacak.” Selim genç kadının sakinliği karşısında şaşkına dönerken ne söyleyeceğini bilememişti.

“Dilay, sen iyi misin?” Dilay Selim’in sorusu ile ona dönmüştü. Birkaç dakikalık sessizliği çiftliğe giren siren sesleri bozmuştu. Polisle birlikte aynı anda gelen Engin, arabasını ani fren yaparak durdurmuştu. Genç adam hızla arabadan inerek çiftin yanına gelmişti.

“Dilay neler oluyor?” Dilay Engin’in sesiyle kendine gelerek genç adama doğru ilerlemişti. Engin onun perişan halini kadın belli etmemeye çalışsa da görebiliyordu. İkili karşılıklı dururken Selim oğlunu sakinleştirmeye çalışıyordu. Durum hiç iyi görünmezken polis oradakilere sorular sormaya başlamıştı.

***

Herkes bir araya toplanmış gelecek bir haber beklerken oldukça endişeliydi. Dilay yerinden yavaş bir şekilde kalkarak arabasına doğru ilerlemeye başlamıştı.

“Dilay nereye gidiyorsun?”

“Kızımı bulmaya Selim, amcamın karşısına dikileceğim. Bunu ondan başkası yapmış olamaz.” Engin kadının sözlerini duyduğunda karışık olan aklı iyice şüpheyle sorgulamaya başlamıştı.

“Dilay sakin ol lütfen. Gel otur, polis çoktan amcanın evine gitmiştir.”

“Amcam kızımı kaçırmış olsa da onu kendi evine götürmemiştir.” Kadının sözleriyle Selim elleri iki yanda yumruk olurken Dilay’ı kendine çekerek sarılmıştı.

“Sakin kalmalıyız Dilay, kızımıza kötü bir şey olmayacak. Biliyorsun onların istediği sadece para!” dediğinde Dilay kendini tutamayarak ağlamaya başladı. Genç kadın sonunda daha fazla dayanamayarak içindeki zehri akıtırken Selim genç kadına daha sıkı sarılarak ona güç vereye çalışıyordu. Birkaç saniye sonra bacaklarına dolanan oğlunun da başını okşamaya başlayan adam düşünmeden edemiyordu.

“Korkmayın, Süreyya geri gelecek. Ona bir şey olmayacak.” Engin üzgün bir şekilde onlara bakarken koşarak kendilerine doğru gelen seyisi gördüklerinde duraksamıştı.

“Ne oldu?” Engin adama yaklaşarak sormuştu. şuanda herkesten küçükte olsa iyi bir haber almak onlar için çok değerliydi.

“Engin Bey, Dilay hanımla hemen konuşmam gerekiyor.”

“Bana söyle şuanda Dilay seni dinleyecek durumda değil.”

“Engin Bey, atlardan biri kayıp, onu bulamadık. Misafirlerden biri atla arazide gezintiye çıkmıştı. Ama geri gelmedi.” Engin sıkıntıyla gözlerini kapatırken derin bir nefes aldı.

“Misafirin adı soyadı yok mu? Elbet geri gelecektir.”

“Öyle de kadının başına bir şey gelmiş olmasından korkuyoruz. Tüm araziyi arattık ama ne attan ne de kadından bir iz yok.”

“Bir bu eksikti,” diyen adam Dilay ve Engin’e endişeyle bakmıştı. Dilay genç adamın bakışını yakalayınca gözlerini hızla silerek onlara doğru ilerlemişti.

“Gökhan abi bir şey mi oldu?”

“Dilay Hanım atlardan biri eksik, alan misafir geri getirmedi.” Dilay üzgün bir şekilde genç adama bakarken şuanda en son düşündüğü şey atın kayıp olmasıydı.

“Alan binicinin bilgileri yok mu?”

“Var ama ona ulaşamadık. Başına kaza gelmiş olmasından endişe ediyoruz.”

“Gökhan abi bir arama ekibi çıkarın, adamı bulmadan gelmeyin.”

“Kadın!” Dilay adamın düzeltmesi ile duraksamıştı.

“Kadın mı? Yanında kimse yok muydu?” Gökhan mahcup bir şekilde bakışlarını kaçırırken Dilay başını iki yana sallamıştı.

“Bunu daha sonra konuşacağız abi, şimdi kadını arama ekibi çıkarın. Hava iyice kararmadan atı da kadını da bulun!” Dilay kadının araziden çıkmadığını düşünüyordu. Özel arazi olduğu için etrafı çitlerle kaplıydı. Tabi gösteri atlarından birine bindirilmediyse!

“Hangi atı verdiniz?” Dilay şüpheyle seyis Gökhan’a bakarken adamın suskunluğundan hoşlanmamıştı. “Abi neden susuyorsun? İnşallah gösteri atlarından birini vermediniz:”

“Tek müsait olan sizin atınızdı!” dediğinde Dilay gözlerini kapatarak sakinleşmeye çalışmıştı. Dilay’ın atı eski bir gösteri atıydı. Üzerinde ki binicisi iyi olduğu sürece yüksek atlaması oldukça iyi bir attı.

“Bu dikkatsizliği nasıl yaparsınız? Ya at üzerindeki kadını attıysa?” Dilay sıkıntıyla yüzünü sıvazlarken Selim genç kadının yanına gelmişti.

“Ne oluyor Dilay?” genç kadın üzgün bir şekilde başını iki yana sallarken bir kez olsun bencilce davranmak istemişti. Şu anda önemli olan kendi kızı olması gerekirken sorunlar üst üste gelmeye başlamıştı. Polis yüzünden kendi çiftliğine de geçemiyorlardı. Engin’in telefonunun çalmasıyla bakışlar ona dönmüştü. Engin arayan kişiyi görünce telefonu meşgule almıştı. Birkaç dakika sonra yeniden telefon çalınca bu kez öfkeyle telefona cevap verdi.

“Ne var Elmas?” diye bağırdığında Selim’in de dikkatini çekmişti. Engin karşıdan gelen alaycı sözlerle kısa bir an duraksadıktan sonra öfkeyle bağırmaya başlamıştı.

“Sizi mahvedeceğim Elmas, o ablan olacak kadına söyle onu doğduğuna pişman edeceğim.” Dilay ve Selim adamın yanına geldiğinde Engin gözlerini kapatarak sakinleşmeye çalışıyordu.

“Elmas ablana söyle amacına ulaşamadı. Yaptığı büyük hata onun sonu olacak!” dediğinde telefonu kadının yüzüne kapatmıştı.

“Ne oluyor Engin?” Dilay endişeyle genç adama bakarken Engin üzgün bir şekilde ikiliye bakmıştı.

“Bu olanlar sanırım büyük bir karışıklık! Özür dilerim ancak bu karışıklığın nedeni benim.”

“Engin sen neden bahsediyorsun? Elmas seni neden arıyor?” Selim aklına gelen şeyin olmaması için içinden dua ederken Engin üzgün bir şekilde Selim’e bakmıştı.

“Süreyya’yı Esma kaçırttı. Adamlar Nisan’ı kaçırmak istemiş olmalı ama neden kızımı Süreyya’yla karıştırdılar anlamadım. Utanmadan birde alay etmek için aramış beni…” Genç kadının gözünün önüne olay sırasında sandalyenin yerde devrilmiş görüntüsü gelmişti.

“Bunun öğrenmenin tek yolu var.” Dilay hızla Nisan ve Aslı’nın yanına gitmişti. Engin polislere eski karısının şüpheli olduğunu bildirirken Selim korkuyla genç adama bakmıştı. Eğer kızı o ruh hastasının elindeyse güvende olmayacaktı.

“Aslı, Süreyya’nın kaçırılma anını yeniden anlatmanı istiyorum. Süreyya neden senin yanında değildi?” Aslı ağlamaktan kızarmış gözlerle genç kadına bakarak kısık sesiyle cevap vermişti.

“Dilay abla, çocuklar oynuyordu. Sırayla Nisan’ın sandalyesine binip birbirlerini iteliyorlardı. Süreyya…” Dilay elleri iki yanda yumruk olurken, “Süreyya sandalyeden kaçırıldı değil mi?” dedi. Aslı başını sallarken genç kadın üzgün bir şekilde Nisan’a bakmıştı. Bir yandan küçük kızın o adamların eline geçmediği için sevinirken diğer yanı kendi kızının hedef olmamasına rağmen şuanda o kadının elinde olabileceği düşüncesine dayanamıyordu.

“Memur Bey, kaçırılmak istenen benim kızım değildi. Yanlış çocuğu kaçırdıklarını düşünüyoruz.” Polis memuru anlamak istercesine Dilay’a bakarken Engin olanları ve kendisini arayan eski baldızının anlattıklarını bildirmişti.

“Bakın memur Bey, eski karım kızımın velayeti için dava açmaya hazırlanıyordu. Avukatını bu gün bana göndermişti. Avukatına davayı alamayacaklarını anlayınca karımı uyarmış olmalı. Benden para koparmak için kendi kızını kaçırmak isteyecek kadar tehlikeli bir kadın o. Lütfen Esma’nın nerede olduğunu araştırın.” Polis kadının soyadını ve numarasını alarak araştırmalara başlarken Selim sandalyeye çökerek başını iki elinin arasına almıştı. Dilay artık iyice korkmaya başlamıştı. Süha ağlamaktan uyuya kalmıştı. Yanlarına gelen küçük çocuk yüzünü asarak Engin’e bakmıştı.

“Engin amca ablam beni burada unuttu. O gelene kadar sizde kalabilir miyim?” diye soran Enes’e Engin başını sallarken kızının bakıcısına çocukları odalarına götürmelerini söylemişti. Onların daha fazla korkmasını istemiyordu.

“Ne yapacağız?” Selim dişlerinin arasından sorarken Engin adama kısa bir bakış atmıştı.

“Ona götürülen çocuğun Nisan olmadığını anladığında ne yapacağını kestiremiyorum. Dua edelimde para için bizi arasınlar!”

“O kadını öldüreceğim. Benim kızıma dokunmak neymiş ona göstereceğim.”

“Selim sakin ol, Süha seni bu şekilde görmemeli.”

“Nasıl sakin olayım Dilay, sen söyle nasıl sakin olayım. Şu yaşadıklarımıza bak, küçücük çocuk o zalimin elinde. Ya ona bir şey yaparsa?” Selim iyice çıldırma noktasına gelmişti. Dilay içindeki yangına rağmen sakin kalan taraf olurken kendisine koşarak gelen adamla nefesini dışarıya vermişti.

“Abla duyduklarım doğru mu? Süreyya kaçırıldı mı?” Seyhan haberi aldığında toplantının ortasındaydı. Hızla şirketten çıkarak çiftliğe gelirken yol boyunca gerçek olmaması için dua etmişti.

“Doğru Seyhan, sen abinin yanına git. Benim az işim var!” Dilay kimseye aldırmadan arabasına bindiği gibi çiftlikten ayrılırken Selim ve Engin arabanın peşinden koşmuş ama onu yakalayamamışlardı. Dilay deli gibi arabayı kullanırken içinde ki yangın daha da artmıştı. Telefonu arabanın tutacına takarak uzun zamandır aramadığı kişiyi aramıştı. Kısa bir telefon çalmasından sonra selam bile vermeden konuya giren genç kadın Esma’nın numarasını vererek yerini en kısa sürede öğrenmek istediğini söyleyerek telefonu kapatmıştı.

“Seni doğduğuna pişman edeceğim!” genç kadın peşinde ki arabanın farkında bile değildi. Arabayı son sürat şehir merkezine kadar sürerken aradığı kişi genç kadına dönmüştü. Telefon sinyalinin geldiği adresi genç kadına verirken Dilay çoktan yola koyulmuştu bile.

****

Yaklaşık bir saattir ne Dilay’dan bir haber vardı ne de küçük kızdan bir haber alınmıştı. Engin çıldırmak üzereydi. Dilay’ın öylece çekip gitmesi genç adamı korkuturken Selim oğlunun daha fazla korkmaması için onu yalnız bırakamamıştı.

“Seyhan ablandan hala haber yok mu?”

“Yok abi, merak etme ablam başının çaresine bakabilir.” Engin aklına gelen şeyle hemen telefonuna sarılmıştı. Telefona cevap verildiğinde “Dilay’ın peşindesiniz değil mi?” diye kısa bir sorunun ardından aldığı cevapla genç adam derin bir nefes almıştı.

“Sakın onu gözden kaçırmayın, nereye gidiyorsa bana adres bildirisi yapın!” dediğinde Selim genç adama bakmıştı. Telefonu kapattığında sorarcasına genç adama baktı.

“Merak etmeyin Dilay iyi peşinde korumalar var,” dedi. Seyhan ve Selim rahat bir nefes alırken polisten haber almak için yeniden merkezi aramışlardı. Saatler geçmiş, gün akşama dönmüştü. Selim’in artık dayanacak gücü kalmamıştı.

“Neden hala bir haber yok?” diye öfkeyle yerinden kalkarken Seyhan abisini durdurmuştu.

“Abi sakin ol, Süha uyanacak.”

“Seyhan, kızım nerde bilmiyorum. Dilay yok, biz burada elimiz kolumuz bağlı bekliyoruz. Bu böyle olmaz ben karakola gidiyorum.” Selim arabasına doğru ilerlerken uzaktan gördüğü polis arabası ışıklarıyla duraksamıştı.

“Polis geliyor, belki bir haber vardır.” Genç adam yerinde durarak arabanın kendilerine yaklaşmasını beklerken korkuyla yanındaki kardeşine bakmıştı. Artarda üç polis arabası yanlarına durduğunda öndeki araçtan inen memura doğru ilerleyen genç adam yutkunarak sormuştu.

“Memur Bey, kızımdan bir haber var mı?” Selim ortadaki araçtan çıkan kadını görünce duraksamıştı. Gözleri gece karası gözlere takılırken yavaş bir şekilde kucağında ki bedene bakışları kaymıştı. Kadının kucağında gün boyu merak ettiği kızı vardı.

“Süreyya!” genç adam hızlı adımlarla kadının yanına giderek kızını onun kucağından kendi kucağına çekmişti. Seyhan abisinin seslenmesiyle koşarak yanına ulaştığında Selim’in kucağına ki yeğenini görünce endişeyle ikisine birden sarıldı.

“Bu nasıl oldu? Kızım bulundu neden bize haber vermediniz?” Engin de yaşadığı rahatlamayla küçük kızı getiren kadının yanına yaklaşmıştı.

“Gece hoş geldin,” dediğinde Selim’in bakışları yeniden genç kadına takılmıştı. Kadına baktığında içini saran tanıdıklık hissiyle yutkunurken kadınında gözlerini kendisinden ayırmadığını görmek daha da şüphelenmesine neden olmuştu.

“Kusura bakma Engin abi, Enes’i de size bırakmış oldum. Karakolda prosedürler biraz uzadı.” Engin başını iki yana sallayarak baba kıza kısa bir bakış atmıştı.

“Onu sen mi buldun?” Gece kızına sarılmış yüzünün her bir tarafını öpen adama hüzünlü bir şekilde bakmıştı. Engin’e kısa bir baş sallamayla cevap verirken polis memuru araya girmişti.

“Gece komiser kızınızı kurtardı! Kaçırılma olayını görmesi büyük şans doğrusu.” Seyhan ve Selim genç kadına dönerken Süreyya uykulu bir şekilde babasına gülümsemişti.

“Babacım biliyor musun Gece abla o kötü adamları dövdü!” dediğinde Seyhan yeğeninin peltek konuşmasına gülümsemişti.

“Öyle mi aferin Gece ablana o zaman. Sen gel bakayım buraya!” diyerek küçük kızı kollarına alıp eve girerken geride kalanların rahat bir şekilde konuşmasına alan sağlamıştı.

“Çok teşekkür ederim Gece Hanım, bize nasıl bir iyilik yaptığınızı bilemezsiniz.” Gece adamın kendisine elini uzatmasını sis perdesi arasında izlerken farkında olmadan elini uzatarak Selim’in elini sıkmıştı. Adamda kendisine tanıdık gelen o kadar değişik bir hava vardı ki genç kız anlam veremiyordu.

“Görevimi taptım, teşekkür edecek bir durum yok.” Engin genç kadının açığa alındığını bildiği için araya girmişti.

“Bu durum senin için sorun teşkil etmez değil mi?” Gece omzunu silkerken Selim adamın neden bahsettiğini anlamamıştı. Engin’in aklına Dilay gelirken hemen korumaları arayarak küçük kızın bulunup sağ salim eve döndüğünü söylemiş, Dilay’a da söylemeleri konusunda talimat vermişti.

“Nasıl oldu bu olay, kızımı nasıl buldunuz?” Selim’in sorusu ile Gece olayları hatırlamıştı.

Genç kadın kardeşini arkadaşının yanına bırakarak işi olmadığı için biraz çevrede dolaşmak istemişti. Farkında olmadan uzun bir yürüyüş yaptığında kendini at çiftliğinde bulmuştu. Bir süre at binenleri izledikten sonra kendisine hakim olamayarak at binmek istemiş, türlü uğraşın sonunda seyisten kendisine at vermesini sağlamıştı. Başta adam arazide tek başına dolaşmaması konusunda onu uyarsa da hayali olan atlı polislik için aldığı eğitim kimliğini göstererek adamdan gerekli izni alıp atla birlikte araziye çıkmıştı. Etraf çit doluydu ancak bu durum genç kadını durdurmamıştı. Özellikle karşı çiftlikte duyduğu çığlıklarla dikkatini o yöne vererek yerde emekleyen kadını ve yoldan hızla geçen aracın peşine takılmıştı. Üzerinde olduğu at yaşlı olsa da azımsanmayacak bir hızla koşabiliyordu. Arabanın arkasından giderek ona yetişemeyeceğini düşündüğü için kestirme yoldan ilerleyerek birkaç dakika sonra arabanın yolunu kesmişti.

Arabanın arkasında baygın bir şekilde yatan küçük kızı görünce iyice sinirlenen Gece attan inmeyerek arabadakilerin aşağıya inmesini bekledi. Nitekim birkaç dakika sonra da arabadan şoförün yanında ki adam inmişti.

“Çekilsene yoldan be kadın!” adam agresif olarak genç kadına yaklaşırken Gece ona aldırış etmeyerek yerinde duraksamıştı.

“Sana diyorum canına mı susadın?”

“Ben değil ama siz susadınız!” arabanın şoförünün de aşağıya inmesiyle genç kadın attan inerek ikiliye doğru ilerlemişti. Onların öylece gitmeyeceğine adı gibi emindi. Bir süre atışmanın sorunda genç kız harekete geçerek kısa sürede ikiliyi etkisiz hale getirirken baygın olan adamların başında bir süre beklemişti. Adamlar beklediğinden acemi çıkmıştı. Arabanın bagajında bulduğu çekme halatıyla ikisini sıkıca bağlarken arabanın arka koltuğunda ki küçük kızı kontrol etti. Kızın nefes alışının normal olduğunu görünce bir süre küçük kızı izlemişti. Hayatında gördüğü en şirin yüze sahip olduğunu düşündüğü çocuğu neden kaçırdıklarını anlayamasa da adamlardan ayılınca bunu öğreneceğini biliyordu. Arabayı yol kenarına çekerek kaportasına oturup beklemeye başladı. Yanında telefon olmadığı için kimseyi arayıp haber veremiyordu. Atın kişnemesiyle genç kadın ata bakarken derin bir nefes aldı.

“Birde at hırsızı olduk iyi mi?” bir süre daha bekledikten sonra adamlardan biri ayılınca genç kız karşısına dikilmişti. Adam Gece’yi görünce bağlarından kurtulmak için debelenirken genç kız adamanın dizine sert bir şekilde tekme atarak adamın acı içinde inlemesini sağladı.

“Rahat dur,”

“Seni geberteceğim, kime bulaştığını bilmiyorsun!”

“Bende onu merak ediyorum, siz kimsiniz? Küçücük bir çocuğu neden kaçırdınız?” Gece oldukça rahat bir şekilde sorusunu sorarken adam öfkelenerek yeniden kurtulmaya çalışmıştı.

“Çöz bizi,”

“Oldu başka bir isteğin var mı? Daha buradan çıkıp karakola gideceğiz. Adam kaçırmadan en az beş yıl yersin. Birde polis memurunu tehdit ekle,” diye konuştuğunda adam kaşlarını çatarak genç kıza bakmıştı. Onun polis olup olmadığını anlamaya çalışır gibi genç kadını inceliyordu.

“Şimdi sana sorduğum sorulara doğru cevap verirsen savcıya kendin teslim olduğunu söylerim.” Adam kısa biran duraksadıktan sonra yeniden kaşlarını çatmıştı.

“Sana neden inanayım?”

“Bak kimi kaçırdığınızı biliyor musun? Çok zengin bir ailenin çocuğunu kaçırdın sence ailesi seni kolay bırakır mı? Hayatınızı bitirdiniz!” Gece’nin sözleriyle adamın gözlerinden ilk kez korku belirmişti. Diğer adam da uyanırken Gece bu kez ona bakmıştı. İplerinden kurtulmak için çabalasa da Gece ona aldırış etmemişti.

“Çocuğu kim kaçırmanızı istedi?” adam gelen soruyla duraksarken Gece’nin sert bakışlarına daha fazla dayanamayarak cevap vermişti.

“Biz bir şey yapmadık. Annesi kızını alıp ona götürmemizi istemişti.” Gece adamın sözleriyle duraksamıştı. Hangi anne yabancı adamlara kızını aldırırdı ki? Üstelik küçük kız baygındı.

“Yalan söyleme, madem çocuğu annesine götürüyordunuz neden bayılttınız?” adam susarken Gece bir süre daha onları konuşturmaya çalışmış ama adamlar aynı şeyi tekrarlayıp durmuştu. Daha fazla bilgi alamayacağını anlayınca el mecbur karakolu aramak zorunda kalmıştı. En kısa sürede gelen polis memurlarına kendini tanıttıktan sonra olanları anlatıp adamları almasını söylemişti. Adamlar Gece’nin gerçekten polis olduğunu öğrenen adamlar korkarken genç kız alaycı bir şekilde onlara gülümsemişti.

“Çocuk nerede?” polis memurunun sorusuyla genç kız adamların arabasına yönelerek arkada kıpırdayan küçük kıza bakmıştı. Memurlar arabanın kapısını açtığında küçük kız uyanarak geriye kaçmıştı. Korkuyla etrafına bakınan Süreyya yanında ki yabancı kişileri görünce ağlamaya başladığında Gece polislerden izin alarak adamın yerine geçti.

“Merhaba güzelim, adın ne?” küçük kız daha da ağlamaya başladığında Gece elini uzatarak onu susturmak istemişti.

“Ağlama hayatım, bak ağlarsan annen çok üzülür. Hem seni annene götüreceğim, annenin adını biliyor musun?” dediğinde Süreyya anne sözünü duyunca hıçkırarak susmuştu.

“Annemi tanıyor musun?” Süreyya ıslak yanaklarını silerek eksik dişleriyle gülümsemişti. Gece küçük kıza o anda aşık olduğunu hissederken onu kollarına alıp ısırmamak için kendini zor tutuyordu.

“Annenin adını söylersen tanışırız canım. Benim de erkek kardeşim var biliyor musun, adı Enes.” Süreyya bir elini dudağına koyarak tanımış gibi gözleri parlamıştı.

“Nisan ablamın arkadaşı senin kardeşin mi?” Süreyya arabanın en köşesine sinmiş Gece ile konuşurken Gece gülümseyerek başını sallamıştı. Onun Nisan’ı tanıdığını elbette olaylardan anlamıştı.

“Evet canım, şimdi bana annenin adını söyle?”

“Annem Diyay, babamın adı da Seyim,” dediğinde Gece kıza elini uzatarak konuştu.

“Hadi gel yanıma seni eve götüreceğim.” Süreyya başta tedirgin olsa da Gece’nin sürekli gülümsemesiyle elini uzatarak kendisine uzatılan eli tutmuştu. Gece yavaşça küçük kızı kucağına alırken dayanamayarak öpmüştü.

“Sen ne tatlı şeysin böyle, hadi polis amcalarla gidip anneni bulalım.”

“Annemde gelecek mi?”

“Tabi, anneni arayacağız gelip seni alacak.” Polis kızı almak istediğinde Süreyya kollarını Gece’nin boynuna dolamıştı.

“Gece komiserim karakola gelmeniz gerekiyor. Biliyorsunuz siz olayı gören tanıksınız.”

“Tamam ama önce çocuğun ailesini arayalım.”

“Karakola gidince ararız, zaten kaçırılma vakası olarak şikayette bulunulmuş. Küçük kızın kaçırılan çocuk olduğundan emin olmamız gerekiyor.”

Karakola gitmeleri ve yerine getirilen prosedürleri hallettikten sonra çiftliğe doğru yola koyulmuşlardı. Süreyya ne karakolda ne de yol boyunca Gece’nin kucağından inmemişti. Şimdi ise karşısında ki adamın dikkatli bakışlarından gözlerini kaçırıyordu.

“Tamamen tesadüf oldu. Kızınızın şansına diyelim. Şey at çiftliğinden at almıştım, hayvanı yol kenarında bıraktım. Sahibine ulaşıp ulaşmadığını öğrenebilir miyiz?” Gece’nin aklı geride bıraktığı atta kalmıştı. Selim genç kıza gülümseyerek bakmıştı.

“Emin ol atın sahibi şu durumda hiç bir şey söylemeyecektir. Merak etmeyin çiftliğe dönmüştür at.”

“İnşallah,” derken derin bir nefes almıştı. Hala üzerinde ki bakışlara aldırmamaya çalışıyordu.

“Engin abi, Enes’i çağırsan da biz gitsek!”

“Olur mu öyle şey Gece Hanım, lütfen akşam yemeğinde bizimle kalın.” Selim araya girerken oldukça tedirgin olmuştu. Selim öyle bir bakıyordu ki Gece evli bir adamın kendisine bu şekilde bakmasından rahatsız olmuştu. Kaşları çatılırken eski soğuk haline bürünmüştü. Selim kızın değişen ifadesini anlamazken bakışlarında ki ifadenin farkında bile değildi.

“Süreyya annesini soruyordu sürekli Dilay Hanım yok mu?” Selim genç kızın sorusuyla duraksamıştı. Dilay’a haber vermemişti. Engin’e baktığında haberin genç kadına ulaştığını düşündüğü için hala gelmeyen Dilay’ı merak etmeye başlamıştı. Endişeyle telefonu eline alarak genç kadını ararken açılmayan telefonla daha da gerilmişti.

“Dilay’a ulaşamıyorum.”

“Korumaları ara,” Selim de endişelenmişti. Engin korumaları ararken Gece iki adamın endişeli halini izliyordu.

“Ben gidiyorum,” diyen Engin çalan telefonun açılmasıyla yerinde durmuştu.

“Neredesiniz? Dilay nerede?”

“Engin Bey, Dilay Hanım eski karınızın yanında. Bizi eve almadı!” dediğinde Engin korkuyla Selim’e bakmıştı.

“Kapıyı kırın, Dilay’ı oradan çıkarın!” iki adam yola çıkarken oldukça endişeliydi. Gece de onların peşine takılmıştı. Varacakları yerde onları neyin beklediğini bilmiyorlardı!

***

Sonraki bölüm oldukça hareketli olacak gibi. Bakalım ne olur!

Gece yeniden hikayede!

İkili arasında ki kimya bakalım nasıl olur!

Yorumlarınızı bekliyorum. BÖLÜM BİTTİ REKLAM ARASI, REKLAMA TIKLAMAYI LÜTFEN UNUTMAYIN!

24. BÖLÜM <<<<<——>>>>> 26. BÖLÜM

22920cookie-checkDilay Hanım 25. Bölüm