Mayıs 18, 2022 Yazarı mermaridyy 8

Gelincik Çiçeği 25. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Fazla vaktim olmadığı için hemen yayınlayıp çıkacağım. Bölüm aceleye geldi. Bu aralar ders çalışmaktan yoğunum. Bu hafta Cesur gelmeyecek gibi. Kafamı toplayamıyorum. Bölümde umarım fazla hata yoktur. Keyifli okumalar!

****

Genç kız bir süre yatakta oyalandıktan sonra evden ses gelmeyince kalkarak yatağın örtülerini çıkarmıştı. Hala hayal mi gerçek mi olduğunu anlamadığı görüntü gözünün önünde dans ederken Alya emin olamadığı şey yüzünden başını iki yana sallamıştı. Cenk hoca eve gelmiş olsa bile odaya gireceğini sanmıyordu. Odanın dağınıklığını toplarken etrafına çok bakınmamaya çalışmıştı.

“Kızım uyandın mı?” Alya kapıdan gelen seslen gülümsemişti. Odanın kapısını açarak kendisine gülümseyen kadına gülümsemişti.

“Uyandım Deniz teyze, sen ne zaman kalktın? Hiç ses gelmedi,” dediğinde Deniz kıza ç çekerek bakmıştı.

“Ben erkenciyimdir kızım senin kalkmanı bekliyordum.”

“Keşke kapıyı tıklatsaydın Deniz teyze erkenden kahvaltı yapar gezmeye giderdik.”

“Okula gitmeyecek misin?” kadının sorusuyla genç kızın yüzü asılmıştı.

“Evet ama fazla bir işim yok. Dekanlıkta komitenin önüne çıkacağım. Bir saatlik iş sonra serbest olacağım.”

“O zaman birlikte okula gidelim olur mu?” Denir hanımın sözleriyle Alya şaşırmıştı. Kadının kendisiyle okula gelmesini beklemiyordu.

“Sen yorulma istersen teyze, ben işimi bitirince seni ararım.” Deniz Hanım genç kızın elini tutarak sıkmıştı.

“Daha yaşlanmadım. Hem gelinimle şöyle bir boy göstermeyeyim mi?” dediğinde Alya şaşkınlıkla gözlerini büyütmüştü. Kadın kızın şaşkınlığını görünce birden kahkaha atmıştı.

“Deniz teyze!” diye isyan eden kıza, kadın omzunu silkeleyerek “Söylemesi bile güzel,” diyerek yanından ayrılmıştı. Kadın mutfağa geçerken Alya da peşinden gitmişti.

“Hadi kızım sen elini yüzünü yıka da kahvaltı yapalım.”

“Ben eve çıksaydım, dayımlara kahvaltı hazırlarım.”

“Onlar çoktan gitti kızım merak etme. Avukat sabah erkenden mahkemeyi açmak için gitti. Dayında onunla birlikte çıktı.”

“Keşke beni de çağırsalardı.” Alya yüzünü asarken Deniz Hanım kızın ters çevirerek sırtından banyoya doğru hafif iteklemişti.

“Hadi kızım kahvaltı hazır. Sen elini yüzünü yıka sonra da kahvaltı yapalım.” Genç kız kadının dediğini yaparak banyoya geçmişti. Deniz Hanım o dönene kadar çayları doldurarak masaya geçmişti. Birkaç dakika sonra mutfağa giren genç kız kadının hazırladığı masaya bakarak, “Kaynanamda pek marifetliymiş canım,” diyerek kadına takılmıştı. Deniz Hanım kızın sözlerine gülerken bir şey söylememişti. Keyifle yapılan kahvaltıdan sonra genç kız evine çıkarak üzerini değiştirmiş sonra da aşağıya inerek Deniz hanımla okulun yolunu tutmuştu. Güvenlikten geçerken durdurulan ikili Cenk hocanın adını vermesiyle rahat bir şekilde kampüse geçerken oğlunun çalıştığı yere ilk kez gelen Deniz Hanım etrafı dikkatle incelemeye başlamıştı.

“Fena değil, bizim üniversite daha güzeldi sanki!” dediğinde Alya gülmeden edememişti.

“Bizim oradaki üniversite doğa içinde bir vaha olsa da burası da güze bence.” Deniz Hanım kızın cevabına başını sallayarak karşılık vermişti. Birlikte bölüm binasına doğru ilerleyen ikili bakışların odak noktası olmuştu.

“Alya hocam nasılsınız?” Alya duyduğu sesle gözlerini kapatmıştı. Arkasından gelen sesin sahibinin başkası olmasını umuyordu. Sınıfın en haşarı öğrencisiyle karşılaşmak günün şanssızlığı olabilirdi.

“Nasılsın Adem, dersler başladı mı?” Alya genç adama sorarken bir yandan da ağzından bir şey kaçırmaması için tedirgince bekliyordu.

“Yok hocam, arkadaşlar haber verdi de bende gelip sizi tebrik etmek istedim.” Alya gözlerini kapatarak kısa bir süre sakinleşmeye çalıştı.

“Beni neden tebrik edeceksin?” genç adamın bakışları Alya’nın yanında ki kadına kayarken Alya öğrencinin Deniz Hanımı tanıdığını gözlerinin parlamasından hemen anlamıştı.

“Cenk hocanın annesi de sizinle birlikte olduğuna göre duyduklarım doğru. Çok sevindik hocam, okulun en sevdiğim iki hocası sözlenmiş. Tebrik ederim hocam,” dediğinde Alya sıkıntıyla yanında ki kadına baktı.

“Adem bizim acelemiz var sonra bu konuyu konuşsak. Arkadaşlarına da söyle çok dedikodu yapmasınlar!” genç adam gülerken Alya kadının koluna girerek binanın kapısına doğru ilerlemeye başladı.

“Kusura bakma Deniz teyze, öğrenciler işte neyin ne olduğunu bilmediği için.” Alya tedirgin bir şekilde kadına baktığında Deniz hanımın kıkır kıkır güldüğünü görünce gözlerini kısmıştı.

“Çok tatlıydınız. Demek ki okulun en sevilen hocası oldunuz kısa sürede.”

“Öğrenci abartıyor aslında.” Alya merdivenlerden çıkmak yerine asansöre binerek iki kat yukarıda ki Cenk’in odasına doğru ilerlemeye başlamıştı. Genç kız koridordaki tek tük öğrencilerin dikkatini çekse de kimse onlara cesaret edip yaklaşmamıştı. Cenk’in odasının kapısına geldiklerinde genç kız kapıyı tıklatıp kolu aşağı indirse de kapı açılmamıştı.

“Cenk hoca yerinde yok sanırım.”

“Oturacak bir yer vardır elbet kızım,” diyen Deniz Hanım Alya’nın çantasından odanın anahtarını çıkıp kapıyı açmasını izlemişti.

“Yedek anahtar bende Deniz teyze, ahdi içeri geçip çay söyleyelim.” Kadın kızın sözlerine gülerek odaya girmişti. Bu gün keyfine diyecek yoktu. İçinden sürekli gülmek gelen kadın etrafa neşe saçıyordu. Alya odanın telefonundan kantini arayarak çay isterken masanın önündeki sandalyeye oturarak kadına bakmıştı.

“Cenk hoca birazdan gelir, o gelince bende çıkarım.”

“İşin varsa gidebilirsin Alya, ben sıkılmam.” Alya kadına bakarak derin bir iç çekmişti.

“Neden bu kadar sevimlisin Deniz teyze, bazen yeğenlerim gibi ısırmak istiyorum seni.” Alya’nın itirafıyla kadın kahkaha atmıştı. O kadar gülmüştü ki kendini tutamıyordu. Birkaç dakika sonra kapı hızla açılırken ikilinin bakışları kapıda kendilerine öfkeyle bakan kadına takılmıştı.

“Sanırım yanlış odaya geldiniz Ayfer hocam?” Alya kadına sorarken Ayfer alaycı bir şekilde gülümseyerek içeriye adımlamıştı.

“Bakıyorum misafir ağırlamaya da başladınız.” Deniz hanıma bakarak konuşması Alya’yı kızdırsa da bunun bir kışkırtma olduğunu anlamıştı.

“Kendisi misafir değil, sizde biliyorsunuz ki Cenk’in annesi olur. Yani müstakbel kayınvalidem.” Ayfer kızın sözlerine öfkelenerek dişlerini sıkmıştı.

“Bence çok heveslenme, nasılsa yalancı olduğun anlaşıldığında bu hayalin sona erecek.”

“Hadi kızım sen işine bak. Beni gelinimle bırak. Mümkünse etrafımıza daha fazla dolanma!” diyen Deniz Hanım araya girmişti. Ayfer beklemediği çıkışla şaşırsa da kendini hemen toparlamıştı.

“Pişman olacaksınız!” kadın odadan çıkacağı sırada Alya ona seslenmişti.

“Bu gün hakkınızda dava açılıyor Ayfer Hanım, bence benim hayallerimi düşüneceğinize kendinize iyi bir avukat tutun!” Ayfer öfkeli bakışlarını kıza dikerek ileri atıldığında Deniz Hanım hemen ayağa kalkmıştı.

“Orada dur bakalım, kimse gelinimin üzerine yürüyemez.” Ayfer önüne dikilen kadına sinirle bakarak hızla odadan ayrılmıştı. Deniz Hanım arkasından onaylamaz şekilde başını sallarken Alya’ya dönmüştü.

“Kızım bu kadını üzerine kışkırtma. Çirkef bir şey başını ağrıtır.”

“Sen merak etme annecim,” dediğinde Deniz Hanım hızla ona dönmüştü. Kadın hızla Alya’ya bakarken Alya tek kaşını kaldırmış gülümseyerek kadına bakıyordu. Deniz Hanım kızın kendisiyle şakalaştığını anladığında kaşlarını çatmıştı.

“Sen var ya! Hayallerimle oynadın,” diyen kadın o kadar tatlı görünüyordu ki Alya dayanamayarak kadına sıkıca sarılıp yanaklarını öpmeye başlamıştı.

“Sen ne sevimli oldun öyle, kaç çatmak sana hiç yakışmıyor Deniz sultan,” dediğinde kapıdan onları hayranlıkla izleyen adamın farkında değillerdi. Kulaklarına gelen boğaz temizleme sesiyle ikili ayrılmıştı. Alya kapıya baktığında Cenk’i görmesiyle bakışlarını kaçırmıştı.

“Neşeniz bol olsun,” diyen adam ikilinin utangaç haline gülmemek için kendini zor tutmuştu.

“Şu çay neden gelmedi, çok mu uzak kantin?” Deniz Hanım lafı değiştirerek yerine otururken Alya da karşısına geçip oturmuştu.

“Çay mı söylediniz?” Cenk masasına geçerken bakışları ikilinin üzerindeydi.

“Beklerken içelim dedik, sende söyle de şöyle ağız tadıyla çay içelim.” Cenk telefonu eline aldığında kapıda gördüğü kantinciyle telefonu bırakmıştı.

“Gel abi, bende çay isteyecektim.”

“Çayı yeni demledim hocam, demini almasını bekliyordum. Hayırlı olsun hocam sözlenmişsiniz!” Alya adamın kendisine bakarak konuşmasıyla yutkunmuştur. Zoraki bir şekilde gülümseyerek konuşmadan başını sallayarak adama karşılık vermişti. Çayları masalara bırakarak odadan çıkan adam kapıyı kapattığında Cenk annesine dönerek konuşmuştu.

“Annecim, ben söyleyince gelmiyorsun ama bakıyorum da Alya’nın tek sözüne buradasın.”

“Aşk olsun evladım, senin yanında tek ne yapayım ben? Biz kızımla sohbet ediyoruz, sen çalışırken sana mı bakayım?”

“Sen gelseydin ben sana zaman ayırırdım, alındım artık.” Alya şaşkınlıkla Cenk’e bakarken genç adamın ciddi olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. Cenk’in gülmemek için kendisini zorladığını anladığında ise kendisi gülmüştü.

“Ne oldu küçük hanım komik mi geldi?” Cenk bu kez Alya’yı hedef almıştı.

“Küçük bir oğlan çocuğu gibi davranmanız şaşırtıcı doğrusu.” Cenk kızın gözlerine gözlerini dikerken Alya bakışlarını çekme dürtüsüne engel olamamıştı.

“Ben artık çıkayım. Dayımın yanına gidip sonrada dekanlığa çıkacağım.” Cenk’te genç kızla ayaklanırken “Bende seninle geleyim,” dedi.

“Gerek yok hocam, sizin gelmeniz daha fazla dikkat çeker.”

“Dikkat çekmek umurumda değil Alya, seninle gelmek istiyorum.”

“Hocam, benim fazla işim yok. Siz annenizle kalın,” diyerek genç adama söz hakkı vermeden hızla orada ayrılmıştı. Cenk kızın arkasından endişeli bir şekilde bakarken kolunda hissettiği temasla bakışları annesine dönmüştü.

“Otur oğlum, kızın gerilmesine neden oluyorsun. Sen destek olacaksın ama bazı yerlerde uzaktan. Kızı sıkboğaz etmeden.”

“Anne ne dediğini anlamıyorum senin.” Cenk yerine geçip otururken kadın da karşısına geçmişti.

“Oğlum, sana verilen bu kısmeti elinin tersiyle tepme.” Cenk gözlerini kısarak annesine bakmıştı.

“Anne sen bu oyunu ciddiye mi alıyorsun?”

“Hangi oyunu?” kadın oğlunun sözlerini anlamazlıktan gelerek çayından bir yudum almıştı. Cenk annesinin ne yapmak istediğini anlayabiliyordu. Gaip bir şekilde bu durum hoşuna da gidiyordu.

“Neyse çayın soğudu içte yenisini söyleyeyim.” Kadın çayından son bir yudum alarak geriye yaslanmıştı. Cenk bu sırada notları bilgisayarına geçirmeye başlamıştı.

***

Genç kız bölüm binasından ayrılarak ağır adımlarla dekanlık binasına doğru ilerlemeye başlamıştı. Dayısı onu dekanlık önünde beklediğini söyleyince hızlı adımlarla yanına gitmeye başlamıştı. Yolda birkaç tanıdık öğrenci görse de hızla yanlarından geçmişti.

“Dayıcım?” Alya dayısı ve yanında ki Han’ı görünce duraksamıştı. Adnan yeğeninin sesini duyunca genç kıza bakmıştı.

“Geldin Alya, seni bekliyorduk.”

“Han Bey neden burada?” Alya Han’a kısa bir bakış atarak yeniden dayısına dönmüştü.

“Görüşmeye o da katılacak. Kenan hoca da komitede biliyorsun.” Alya başını sallarken genç kız iki adamın ortasında dekanlık binasından içeriye girmişti. Başları dik omuzları gergin bir şekilde görüşmenin yapılacağı odanın kapısına geldiklerinde üçü de durmuştu.

“Hazır mısın?” genç kıza dönen bakışlar Alya’nın gülümsemesine neden olmuştu.

“Her zaman dayıcım, her zaman…” kapıyı tıklatan Adnan içeriden gelen sesle kapıyı açarak içeriye adım atmıştı. Büyük bir masanın etrafında avın bekleyen aç çakallar gibi bekleyen topluluğa kısa bir bakış atan grup birbirine dönerek cesaret verircesine bakmıştı.

“Adnan hocam hoş geldiniz,” diyen dekan karşısında ki adama dikkatle bakmıştı. Adnan’ı üniversitenin kadrosuna katabilmek için elinden geleni yapmıştı. Böyle bir durumla karşısında olabileceğine ihtimal vermezdi.

“Pek hoş bulmadım sayın dekan. Bu kadar adam toplanmış suçu olmayan bir öğrencinin üzerine gitmeye hazırlanmışsınız.”

“Haddinizi aşmayın Adnan hocam, suçu olmadığını söylediğiniz öğrenci hocasına iftira atmıştır.”

“Öyle mi? İspatınız var mı?” Kenan hocanın sözlerine karşılık Han sözü almıştı.

“Sen kimsin bu özel bir toplantı.” Han ceketinin iç cebinden çıkardığı kartını Kenan hocaya uzatarak kendini tanıtmıştı.

“Han Süvari, Alya hanımın avukatıyım. Savunmaya geçmeden önce belirtmek isterim ki bu sabah Ayfer Toprak hakkında eser çalıntısı yaptığına ve patenti alınmış bir formülü izinsiz kullandığına dair dava açtık. Ayrıca yakında taciz tavası da açacağız!” dediğinde Kenan’ın gözlerinin içine bakıyordu. Adnan Ayfer hoca hakkında konuştuğunu düşündüğü için ses etmemişti. Ama Kenan hoca Han’ın neden bahsettiğini anlamış gibi tedirgin olmuştu.

“Dava açacak kadar ileri gitmek zorunda mıydınız? Bu konuyu konuşarak halledebilirdik. Eminim bir yanlış anlaşılma olmuştur.” Dekanın konuşmasıyla bu kez araya bölüm başkanı girmişti.

“Ben öğrencimiz Alya’nın savunmasını dinleyip size rapor ettim. Açıkçası göstermiş olduğu kanıtlar sonucunda size rapor da gönderdim. Şahsi fikrimi soracak olursanız bu konuyu kendi aramızda halletmemiz gerekir. Çünkü bir hocanın öğrencisinin araştırmasını kendisinin gibi yayınlatması hem hoca için hem de üniversitemiz için hiç iyi bir görüntü oluşturmaz. Öğrenciler hocalarına karşı tedirgin olacaktır.”

“Bu durum bizi ilgilendirmez hocam, Ayfer Hanım her fırsatta müvekkilime sözlü tacizde bulunuyor. Üstelik hakkında asılsız dedikodular yayılmasına neden oluyor.” Han konuşurken Alya devam etmişti.

“Ayrıca bazı öğrencilerini örgütleyip korkutma çalışmasını da yabana atmamak lazım!” dediğinde Adnan’ın bakışları hızla genç kıza dönmüştü.

“Üzerine öğrencileri mi saldı?”

“Önemli bir şey değildi hocam.”

“Bunu bana nasıl söylemezsin?” Adnan gerçekten kızmıştı. Dekan sessizce olanları dinlerken Adnan adama dönerek konuşmuştu.

“Dekan Bey bu durumun açıklanacak tarafı olamaz. Ayfer hoca öğrencimiz Alya’nın araştırmasını çalmış, üstelik öğrenciyi tehdit etmiştir. Mahkemede görüşmek üzere!” Adnan yeğeninin koluna dokunarak onu kapıya yönlendirdiğinde Dekan konuşmuştu.

“Alya’nın öğrencilik hayatının bitmesini istiyorsunuz galiba?” Adnan duraksayarak adama dönmüştü.

“Yeğenimin öğrencilik hayatı bitmez ancak siz bu tehdidinizle bir yere varamazsınız. Bu işin sonunda hem hocalarınız hem de üniversiteniz büyük yara alır. Bu çalışmaya şahit olan birçok profesör var ve hepsi şahitlik edecektir. Ayrıca Ayfer hoca daha önce de bir öğrencisinin çalışmasını çalmıştır. Üstelik o öğrencisi de şahitlik edecek.” Adnan kısa bir süre duraksadıktan sonra yeğenini kolunun altına alarak devam etti. “Alya’nın sizin vereceğiniz eğitime ihtiyacı yok. Ama siz Alya gibi bir öğrenciyi kaybetmeden önce hakkında biraz araştırma yapmanızı öneririm. Şimdi size kanıtların olduğu dosyanın kopyasını bırakıyoruz. Buna göre karar verir bize bildirirsiniz.” Adnan dosyayı masanın üzerine bırakarak odadan çıkmıştı. Han gözlerini Kenan’a dikerek gülümsemişti.

“Bence iyice hazırlanın. Haz etmediğim tek suç tacizdir Kenan hoca, siz anladınız ne demek istediğimi,” diyerek odadan çıkarken geride Kenan hocaya bakışlarını şüpheyle diken adamlar bırakmıştı.

“Dayı içeride fazla ileri gitmedin mi?”

“Saçmalama Alya, adamlar daha savunmanı duymadan seni okuldan atmakla tehdit ettiler.”

“Olabilir, zaten yüksek lisans yapmayı düşünmemiştim.”

“Alya bu konu tartışmaya kapalı. Gerekirse seni Avrupa’ya gönderirim. Biliyorsun seni her hangi bir okula kayıt ettirmem bir telefonuma bakar.”

“Dayı buradan gitmek istemiyorum. Okuldan atılırsam eve dönerim.”

“Öyle bir şey olmayacak.” Adan kızgın bir şekilde yeğenine çıkışmıştı. Kızın bu kadar çabuk okuldan ayrılmayı kabul etmesi sinirlenmesine neden olmuştu.

“Neyse ben Deniz teyzenin yanına gidiyorum. Bu gün felekten bir gün geçireceğiz.” Adnan ikilinin vakit geçirmesinden mutlu oluyordu. Alya’nın Deniz hanımın yanında rahat bir şekilde davranması Adnan için büyük bir mutluluktu.

“Peki, dikkatli olmayı unutma. Ben de Han’ı yolcu edeceğim.” Alya dayısının yanından ayrılarak Deniz hanımın yanına giderken düşüncelerini boşaltmıştı. Tüm gün güzel vakit geçirmeyi düşünüyordu. Kimse keyfini bozamayacaktı.

***

Bölüm kısa olmuş olabilir. Şu sınavı atlatayım daha uzun yazacağım. Anlayış için teşekkür ederim. Reklama tıklamayı unutmayın!

24. BÖLÜM <<<<<—–>>>> 26. BÖLÜM

22970cookie-checkGelincik Çiçeği 25. Bölüm