Mayıs 23, 2022 Yazarı mermaridyy 14

Dilay Hanım 26. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Bu gün çok yorgunum. 18 saatlik berbat bir yolculuktan sonra size bölüm yazmaya çalıştım. Diğer bölümlere göre biraz kısa oldu ama hiç olmamasından daha iyidir. Keyifli okumalar!

***

Genç kadın aldığı adrese son sürat giderken oldukça öfkeliydi. Gözü hiç kimseyi görecek halde olmayan Dilay verilen adrese ulaştığında evin beklediğinden daha uzak olduğunu fark etmişti. Arabayı iki katlı lüks bir evin önüne park ederek içinde bir süre bekledikten sonra hızla aşağıya inmişti. Ağır adımlarla acele yapmadan ilerlerken gözü az sonra çalacağı kapıdaydı. Birkaç saniye sonra evin kapısını yumruklayarak çalmaya başlamıştı. Bir süre sonra kapıyı, “Patlama geldik,” diye söylenerek açan kadın karşısında Dilay’ı görünce duraksamıştı.

“Senin burada ne işin var?” Dilay kadının sorusuyla sinirli bakışlarını Esma’ya dikerek içeriye adım atmıştı.

“Seni davet ettiğimi sanmıyorum!” Dilay kapıyı sert bir şekilde kapatarak hızla kadının saçına yapışmıştı.

“Kızım nerede?”

“Ay, bırak saçımı. Ne kızından bahsediyorsun?”

“Sana çocuklarıma bulaşma demiştim, kızımı nereye götürdünüz?” Dilay kadının saçını olabildiğince çekerek evin salonuna kadar sürüklemişti. Esma çığlık çığlığa bağırırken içeriden koşarak gelen kızı görünce, “Yardım et bana, çek şu kadını üzerimden,” diye bağırmıştı. Dilay şaşkınlıkla kendilerine bakan kıza öfkeyle bağırdı.

“Sakın, kal olduğun yerde.” Esma’nın kafasını geriye yaslayarak yüzüne doğru eğildi.

“Kızım nerede?”

“Ne bileyim ben kızın nerede? Bırak beni,” diye bağırsa da genç kadın kadını ileri doğru savurmuştu. Dilay kadından birkaç adım uzaklaşarak eliyle saçlarını geriye çekmişti. Sakinleşmek için derin nefesler alırken arkasından gelen çığlıkla hemen ardına dönmüş ve Esma’nın kendisine doğru savurduğu şömine maşasından son anda kaçmıştı.

“Sen kimsin de bana bu şekilde saldırıyorsun?” Esma deli gibi demir maşayla genç kadına saldırırken Dilay çevik hareketlerle ondan kurtulmayı başarmıştı. Sonunda daha fazla dayanamayarak kenarda duran zigon masayı alıp Esma’ya doğru savurmuştu. Amacı kadına vurması değildi ancak Esma korkuyla geriye kaçarken ayağı takılarak sırt üstü yere yapışmıştı. Dilay hızla kadının elindeki maşayı alarak kenara savurdu.

Esma’nın üzerine çıkarak kadına ardı ardına tokatları savururken bir yandan da bağırıyordu.

“Kızımı nereye götürdünüz? Konuş yoksa buradan sağ çıkamayacaksın!”

“Bırak beni dedim sana!” Esma aldığı darbelerle çığlık atarken yüzü kıpkırmızı olmuştu.

“Sana son kez soruyorum, adamların kızımı nereye götürdü!” dediğinde Dilay kenarda gözüne kestirdiği telefona uzanarak son aramalara girmişti.

“Bırak beni dedim sana, bunun hesabını vereceksin. Senin kızını ben ne yapayım, ben kendi kızımı aldım!” dediğinde Dilay daha da öfkelenmişti.

“Seni geri zekalı, bu işten kurtulmana asla izin vermeyeceğim. Sende, o aklı kıt kardeşin de bu işten sıyrılamayacak.”

“Kalk üzerimden dedim sana!” diye bağıran Esma, Dilay’ın yüzüne attığı yumrukla bayılmıştı. Kadının ayıldığında müthiş bir ağrı çekeceğine emindi. Salonda ki kanepeye oturarak önünde baygın yatan kadına bakmaya başlamıştı. Sakinleşmek için elinden geleni yapıyordu ama aklına kızının yabancı adamların yanında olduğu geldikçe öfkesi yeniden kabarıyordu.

“Hanım efendi?” Dilay kollarını dizine yaslamış yüzünü avuçlamıştı. Yaşadıklarına inanmıyordu. Bir yandan Nisan’ın o adamların elinde olmamasına sevinirken diğer yanı kendi kızı için çaresizce çırpınıyordu.

“Lanet olası kadın…” kendi kendine söylenirken arkasından gelen sesle başını kaldırarak kapıda kendisine korkuyla bakan kıza baktı.

“Bir şey alır mıydınız? Su getirmemi ister misiniz?” Dilay kızın sorusuna neredeyse gülecekti. Ağlanacak haline gülmek kadının içini azda olsa rahatlatmıştı.

“Şu kadını görüyor musun?” genç kız yerde yatan yeni patronuna bakarken yutkunmuştu.

“Bu yaptığınız suç biliyorsunuz değil mi?”

“Korkma sana bir şey yapmayacağım. Bu insan müsveddesine de yapmazdım ama boyunu aşan bir işe kalkıştı.”

“Ben bu gün işe başladım,” diyen kız oldukça tedirgindi.

“Senin adına üzgünüm, bu işin sonucunda işsiz kalabilirsin. Ama merak etme sana kartımı veririm istersen fabrikada seni işe sokabilirim.”

“Ben…” Dilay oturmuş karşısında ki kızla normal bir şekilde konuştuğuna inanamıyordu. Kızı şuanda kim bilir ne haldeydi. Genç kadının telefonu çalınca arayana bakmış ama açmamıştı. Birkaç dakika sonra evin kapısı tıklatıldığında karşısında ki kızla göz göze gelmişti.

“Birini mi bekliyordunuz?” genç kız başını iki yana sallarken Dilay kapıya yaklaşmıştı. Kıza işaret ederek seslenmesini söyledi.

“Kim o?”

“Dilay Hanım, Engin beyden haber var.” Dilay kaşlarını çatarak kapalı kapıya bakarken ses vermemişti. Adamlar ses alamasa da duyulduklarından emin bir şekilde konuşmaya devam etmişti.

“Kızınızın bulunduğunu, çiftliğe döndüğünü size söylememi istedi.” Dilay aldığı haberle büyük bir rahatlama yaşayarak dizlerinin üzerine çökmüştü. İki eliyle yüzünü kapatarak sessizce sevinç yaşları dökerken sürekli şükrediyordu.

“Çok şükür Allah’ım, çok şükür,” derken kendisine şaşkınlıkla bakan kıza gözlerini odaklamıştı. İçi daha rahat bir şekilde yerinden kalkarak salonda baygın olan kadının yanına gidip karşısına oturmuştu. Gözleri öfkenin mavi aleviyle yanarken kapıyı yumruklayan adamlara aldırış etmiyordu.

“Kızınız bulundu, artık bıraksanız!” dediğinde Dilay yanan bakışlarını kıza çevirmişti.

“Bulunması onun yaptığını değiştirmiyor.”

“Başınız belaya girecek!” kız gerçekten de samimi bir şekilde Dilay’ı uyarıyordu.

“Önemli değil, kızım babasının yanında. Bundan sonra olacaklar umurumda değil.”

“Ama…” genç kız konuşmasına devam edemeden kapıdan gelen gürültüyle bakışlar o tarafa dönmüştü. İki adam hızla salona girerken Dilay yerinden kıpırdamamıştı. Yardımcı kız korkuyla geriye kaçarken Dilay sıkıntıyla nefesini dışarıya vermişti. Adamlar bir oturan genç kadına bir de yerdeki perişan kadına bakmıştı.

“Dilay Hanım siz ne yaptınız?”

“Hadsize haddini bildirdim.”

“Buradan hemen gidelim,” diyen adam öne çıkarken Dilay umursamadan oturmaya devam etmişti.

“Dilay Hanım, hadi gidiyoruz.” Adam Dilay’ı kaldırmak isterken genç kadının öfkeli bakışlarını görünce yutkunmuştu. Diğer adam yeniden araya girerek, “Polisler birazdan burada olur. Sizin burada olmamanız gerekiyor,” dedi. Kadının gitmeye hiç niyeti yok gibi görünüyordu. Adamlar aldıkları emirle Dilay ne olduğunu anlayamadan genç kadını bayıltarak onu evden çıkardıklarında yanlarındaki kızın çığlık atmasıyla onu da yanlarına alarak hızla oradan ayrılmışlardı. Dilay’ı dikkatli bir şekilde arabaya koyarak kızı da yanına bindirdikten sonra arabayı çalıştıran adamlardan biri oradan uzaklaşırken diğer adamda Dilay’ın arabasını alarak oradan uzaklaştı.

***

İki adam endişeli bir şekilde yolda ilerlerken arkada oturan genç kız onların endişesine anlam veremiyordu.

“Sence kötü bir şey yapmış mıdır?” Selim’in sorusuyla Engin gerilmişti.

“Bilmiyorum, umarım yapmamıştır.” İkili aynı anda başını sallarken Gece başını öne doğru uzatarak sormuştu.

“Siz neden bu kadar korkuyorsunuz?” Selim başını geriye çevirdiğinde genç kızın duman gözleriyle çakışmıştı bakışları. Gece bakışlarını hemen çekerken Selim gülümsemişti.

“Soracağım diyorum ama aklımdan çıkıyor. Biz daha önce tanıştık mı Gece?” genç kız adını söyleyen adama başını çevirerek baktığında yutkunmadan edememişti. Selim’in sesindeki buğu genç kıza da tanıdık geliyordu.

“Bilmiyorum, tanışsaydık hatırlardım.” Selim önüne dönerek kısa bir baş sallamayla dışarıyı izlemeye başlamıştı.

“Gece sen kardeşinle yeni taşındın değil mi Bursa’ya?” Bu kez Engin genç kıza sormuştu.

“Evet, yeni taşındık. Aslında burada doğdum, liseye kadar burada okudum!” dediğinde Selim hızla arkasını dönmüştü.

“Hangi lisede?”

“Lisede okumadım, liseye kadar okudum dedim.” Selim kızın cevabıyla yüzünü asmıştı. Geçmişini düşünmeye başlamıştı. Gece’de tanıdık bir yer şeyler vardı. Sessizleşen araba hızla ilerlerken ilerden kendilerine yaklaşan arabayı gördüklerinde sağa çekip durmuşlardı.

“Neden durduk?”

“Bu gelenler benim Dilay’ın peşinden gönderdiğim korumalar, neden geri dönüyorlar?” yanlarında duran arabadan inen adamlar Engin’in de arabadan inmesiyle ona doğru yaklaşmaya başladılar.”

“Siz neden buradasınız? Dilay nerede?”

“Engin Bey, Dilay hanımı evden güzellikle çıkaramadık. Bizde…” diyen adam arabaya baktığında Engin hızla arabaya doğru ilerlemişti. Selim de arabadan inerek Engin’i izlerken genç adamın arabanın arkasından kucağında Dilay ile inmesiyle hızla ona doğru ilerledi.

“Ne oldu ona?”

“Esma hanıma saldırmış. Evden çıkaramayınca bayıltmak zorunda kaldık,” diyen adama iki adam da sert bir şekilde bakmıştı.

“Canını yakmadan ikna edemediniz mi?” Selim’in sorusu ile adamlar başını iki yana salladı.

“Canını yakmamaya özen gösterdik.” Adamın sözleriyle Gece kahkaha atmaya başlamıştı. Adamlar kıza bakarken Gece omzunu silkerek “Ne, savunmaları çok komik geldi,” dediğinde Engin kucağında ki kadını kendi arabasının arkasına oturtarak yüzüne gelen saçları usulca geriye çekmişti. Gece şaşkınlıkla Engin’i izlerken Selim’in bir şey yapmaması garibine gitmişti. Hangi adam karısını başkasının taşımasına ses çıkarmazdı. Kaşlarını çatarak Selim’e baktığında genç adam kendisine bakan kıza gülümsemişti.

“Neden bana böyle bakıyorsun?”

“Nasıl bir adam karısını başka bir adamın taşımasına göz yumar?” Selim gelen soruyla tek kaşını kaldırmıştı.

“Bilmem, bunu karısını başkasının taşımasına izin veren kişiye sormalısın!” diyen Selim’e ağzı açık bir şekilde bakmıştı.

“Ne?” Selim kızın ifadesine dayanamayarak gülerken gün içinde olan kötü olayların üzerine bu kızın kendisine iyi geldiğini hissetmişti. Selim gülerek arabaya yaklaştığında Gece arkasından şaşkınlıkla bakmıştı.

“Dilay iyi mi?” Engin gelen soruyla genç kadına verdiği dikkati Selim’e çevirince derin bir nefes almıştı. Nedense yaptığından utanmıştı. Eski de olsa bir zamanlar kocası olan bir adamın yanında Dilay’a bu kadar yakın davranmak onun karakterine uymuyordu.

“Görünürde bir şeyi yok. Adamların dediği gibi sadece bayılmış.”

“Artık eve gidelim mi? Çocuklar annelerini göremedikleri için daha fazla korkmasın.” Selim konuşurken yanlarına yaklaşan ikinci araba dikkatlerini çekmişti. Araba Dilay’ın arabasıydı. İçinden yabancı bir adam çıkınca Selim kaşlarını iyice çatmıştı.

“Engin Bey?” adam Engin’e dönerken Selim derin bir nefes almıştı. Arabadan aşağıya daha önce görmediği yabancı bir kız daha inmişti.

“Bu kız kim?”

“Dilay hanımın Esma hanımı dövdüğünü gören tek şahit. Onu orada bırakamazdık.”

“Dilay Esma’yı mı dövdü?” Engin şaşkınlıkla adama bakarken korkuyla kendilerine bakan kıza dönerek derin bir nefes almıştı.

“Polisler gelmek üzereydi. Bizde acele çıktık oradan.” Selim korkmuş olan kıza bakarak konuşmuştu.

“Kızı neden bu kadar korkuttunuz?” Selim genç kızın yanına yaklaşarak etrafına endişeli bakışlar atan kızın önüne durmuştu. Yüzündeki sıcak gülümsemeyle kıza bakarak “Korkma sana kimse zarar vermeyecek. Şu arabadaki kadın aslında çok iyi bir kadındır. Bir anne olarak bu gün çok korktu. Seni korkuttuysa onun adına özür dilerim. Şimdi bizimle gelmeni rica ediyorum.” Genç kız Selim’in samimi sözleri karşısında azda olsa sakinleşmişti. Kız sessiz bir şekilde indiği arabaya binerken Selim adamdan arabanın anahtarını alarak direksiyona geçerken Gece kaşlarını çatarak adama bakıyordu. Kendisi Engin’in arabasına geçerken iki araba artarda çiftliğe doğru yola çıkarken evde onları sabırsızlıkla bekleyenler vardı.

***

Aslı gün boyu ağlamaktan yorgun düşmüş bir şekilde yatağının üzerinde uzanırken derin bir iç çekmişti. Kapısının aralandığını duysa da yerinden kıpırdamamıştı.

“Teyze, bir şey istemiyorum,” diyen kızın sesi ağlamaktan kısık çıkmıştı. Yatağın kenarı ağırlıkla çökerken genç kız hıçkırarak arkasını dönmüştü. Karşısında teyzesini bulmayı beklerken kendisine üzgün bir şekilde bakan Seyhan’ı görünce hemen yerinde doğrulmuştu.

“Seyhan?”

“Ne bu halin Aslı, neden kendini bu kadar perişan ediyorsun? Bak Süreyya iyi, şuanda yukarıda yatağında uyuyor.”

“Bu benim dikkatsiz davranmamı mazur göstermez. Bana emanet olan çocuklara göz kulak olamadım.” Seyhan genç kızı kendine çekerek sıkıca sarmıştı.

“Bunun seninle bir alakası yok Aslı, üstelik hedef Süreyya bile değildi. Orada olmanız sadece bir tesadüf.”

“Ben Dilay ablanın yüzüne nasıl bakacağım?”

“Saçmalama Aslı, o nasıl söz öyle? Sakın ablamın yanında bu şekilde konuşma.”

“Bilmiyorum Seyhan, kendimi kötü hissediyorum.” Seyhan kızı kendinden uzaklaştırarak yüzünü kendisine döndürmüştü.

“Bunu bir daha söyleme. Hem sen onların yengesi olacaksın, onları tehlikeye atacak son insan bile olmazsın Aslı, lütfen kendine gel. Ablamlar eve dönüyor seni böyle görürse çok üzülür.” Seyhan’ın sözleri Aslı’yı gülümsetmişti. Kendini ikizlerin yengesi olarak düşünmek bile onu gülümsetiyordu. İkili bir süre sessizce oturduktan sonra dışarıdan gelen araba sesiyle yerlerinden kalkarak odadan çıkmışlardı.

“Hadi ablamlar geldi,” diyen Seyhan adımlarını hızlandırırken Aslı çekingen bir şekilde genç adamı takip ediyordu.

“Aslı yürüsene,” diyen adam arkasına baktığında evin kapısından içeriye Engin kucağında ablasıyla girince kaşlarını çatmıştı.

“Engin abi, ablama ne oldu?”

“Merak etme Seyhan, sadece baygın. Birazdan kendine gelir.” Seyhan ablasını adamın kucağından alarak alt katta ki odalardan birine götürürken Aslı da endişeli bir şekilde onun arkasından gitmişti. Genç kadını yatağa yatırarak üzerini örterken bir yandan da doktorun çağrılmasını istemişti.

“Doktora gerek yok Seyhan, kolonya getirin kendine gelir.”

“Nereden biliyorsunuz?” Seyhan oldukça endişeliydi. Selim de yanlarına geldiğinde Seyhan bu kez abisine bakmıştı.

“Abi sen neredeydin? Neden ablamı Engin abi getirdi?” Selim kardeşinin sorusuna karşılık üzgün bir şekilde ona bakmıştı.

“Bu gün yeterinde güçlü hissetmiyorum Seyhan,” diyen adam odadan çıkarken Seyhan abisinin hastalığını unuttuğu için kendisine kızmaya başlamıştı. Bu gün olanların ona nasıl bir etki bırakacağını unutmuştu. Abisi stresten uzak olmalıydı. Engin odadan çıkan adamın arkasından üzgün bir şekilde bakarken neden Dilay’ı kendisinin taşımasına izin verdiğini de anlamış olmuştu.

 Selim hastaydı…

Selim çaresiz olsa da sesini çıkarmamış, acısını göstermemişti…

Ve en önemlisi Selim ne kadar güçsüz olduğunu söylese de hepsinden daha güçlüydü. Yoksa kim canı yansa da gıkını çıkarmadan gün boyu acısını göstermeden yaşardı. Kanser hastalarının ağrısı olduğunu biliyordu ama o da diğerleri gibi genç adamın hastalığını unutmuş kendi dertlerine odaklanmışlardı.

“Seyhan, abinin peşinden gitmelisin. Bu gün ilaçlarını içmemiş olabilir.” Seyhan gözleri dolu bir şekilde odadan çıkarken olaylara anlam veremeyen bir tek Gece olmuştu.

“Selim beyin güçsüz olmasının nedeni ne?” Engin genç kızın sorusuyla ona dönmüştü. Üzgün bir şekilde, “Selim kanser tedavisi görüyor. Eminim çok ağrısı olmuştur ama sesini bile çıkarmadan gün boyu koşturdu.” Gece aldığı cevapla yutkunurken gözleri aklına gelen şeyle kapanmıştı. Gözleri yaşardığı için hızla başını çevirirken “Ben dışarıdayım,” diyerek hızla odadan çıkmıştı. Genç kızın canı yanmıştı. Selim’in kendisini hatırladığı zamanı Gece de hatırlamıştı. Onlar yıllar önce bir kez karşılaşmıştı ve Gece o günü hiç hatırlamak istemiyordu.

***

Bölümün kısa olduğunun farkındaydım arkadaşlar. Eğer yazabilirsem bir bölüm daha ya da devamını yazıp yayınlamaya çalışacağım. Ama şu birkaç günde gerçekten sayfanın etkileşimi çok düşmüş. Demek ki sayfayı boş bırakmamak gerekiyor. Lütfen okuduktan sonra yorum yapmayı, ve reklama tıklamayı unutmayın. Çok teşekkür ederim.

25. BÖLÜM <<<<<——>>>>> 27. BÖLÜM

23000cookie-checkDilay Hanım 26. Bölüm