Gelincik Çiçeği 26. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Umarım keyiflisinizdir. Ben çok yorgunum, bölümü anca bitirdim ve hemen yayınlıyorum. Umarım çok hatam yoktur!

***

Deniz Hanım ve Alya kampüsten ayrılarak çarşıya inen dolmuşa bindiklerinde oldukça keyifliydi. Cenk ikisini tel başına göndermek istemeyince annesinden azar işiterek küçük bir çocuk gibi yerine oturmuştu.

“Ne düşünüyorsun Alya? Her şey yolunda mı?” Alya kadının sorusuyla başını yasladığı dolmuşun camından çekerek kadına bakmıştı.

“Bu gün güzel zaman geçirelim Deniz teyze, her şeyi unutalım olmaz mı?” Deniz Hanım kızın elinin üzerini okşayarak gülümsemişti.

“Olmaz olur mu güzel kızım, olur elbet,” dedi. İkili gülümseyerek bir birine bakarken inecekleri durağa geldiklerinde dolmuşçuya seslenerek müsait yerden inmek istemiştiler. Alya kadının koluna girerek cadde boyu yürürken oldukça neşeliydi.

“Ne yapalım?”

“Semt pazarı vardı bu gün ona girelim mi?” Deniz hanımın sorusuyla genç kız hemen atılmıştı.

“Olur, ne zamandır pazara girmemiştim.” Deniz Hanım onayı aldıktan sonra birlikte semt pazarına doğru gitmeye başladılar. Hava güzeldi, ne çok sıcak ne de üşütecek kadar soğuktu. Yarım saatlik yürüyüşün ardından pazara girdiklerinde etraftaki kalabalık genç kıza iyi gelmişti. İnsanların hep bir ağızdan konuşması, pazarcıların tezgahlarına müşteri çekmeye çalışması genç kızın kulağına neşeli bir şarkı gibi geliyordu. Başını yukarı kaldırarak derince bir iç çekti.

“Oh be dünya varmış.” Deniz Hanım kıza dönerek gülmüştü.

“Keyfin yerine geldi kızım, bilseydim seni daha önce pazara getirirdim.”

“Öyle deme Deniz teyze, geç olsun da güç olmasın. Bu gün pazarın altını üstüne getirelim ne dersin?” dediklerini de yapmışlardı. Koca pazarın girilmedik yeri, durulmadık tezgahı kalmamıştı. Alya ihtiyacı olmadığı halde bir kaç parça eşya almıştı. Deniz Hanım kendine kıyafet seçerken genç kıza da hediye tunik almıştı. Alya kadının aldığını görünce buruk bir şekilde gülümsemişti.

“Ne oldu kızım?”

“En son annemle pazara gittiğim günü hatırladım. Daha yeni geldim yanlarından ama özledim.”

“Annedir özlenmez mi kızım, elbette özleyeceksin. Hem bende senin bir annenim.” Alya elindekilerin verdiği ölçüde kadına sarılırken Deniz Hanım ona sevgiyle bakmıştı.

“Sen olmasaydın ben ne yapardım. Can yoldaşı oldun bana. Allah senden razı olsun teyze,” diyen kızla duygulanan kadın çaktırmadan yanağındaki yaşı silmişti.

“Deli kız, hadi gidelim açlıktan öldüm. Pazar neredeyse kapatacak biz hala buralardayız.”

“Hadi gidelim o zaman. Güzel bir yemek yiyelim sonrada eve dönelim. Bu gün yeterince seni yordum.”

“Ama güzel yorgunluk oldu, en kısa sürede ana kız yine çıkalım.”

“Çıkalım tabi,” dediğinde elleri kolları dolu bir şekilde pazardan çıkmışlardı. Deniz hanımın telefonu çalınca elinde ki torbaları yere bırakarak telefonunu açmıştı.

“Efendim oğlum,” diyen kadın Alya’nın da dikkatini çekmişti.

“Anne sabahtan beri arıyorum, neden telefonu açmıyorsun?”

“Pazardaydık evladım sesini duymamışım.”

“Sabahtan beri pazarda mısınız? Kötü bir şey oldu sandım. Merkezdeyim siz neredesiniz.”

“Pazardan çıktım oğlum, ne diye geldin. Biz yemek yiyip eve döneceğiz.”

“Bekleyin orada geliyorum,” diyen adam telefonu kapatmıştı. Deniz Hanım kaşlarını çatarak genç kıza bakmıştı.

“Bizimki telefona cevap vermediğim için kalkmış gelmiş kızım.” Alya kadının hayıflanmasına gülmek istese de gülememişti.

“Seni merak etmiş ne var bunda teyze, ne mutlu sana ki seni merak eden bir evladın var.”

“Çok şükür kızım, benimki öylesine söylenme işte. Sen bana bakma.” Alya tüm poşetleri tek eline alarak kolunu kadının omzuna atmıştı.

“Hadi gidelim de senin cengaveri karşılayalım.” Deniz Hanım kızın sözlerine gülerek kafasını salladı. İkili pazarın çıkışında beklemeye başlamıştı. Birkaç dakika sonra Cenk arabasıyla önlerinde durduğunda Alya yanında ki kadının çocuk gibi surat asmasına gülmüştü. Cenk arabadan inerek hızla ikilinin yanına gelmişti.

“Maşallah pazarda bir şey kaldı mı? Elleriniz dolu dolu…”

“Çok bir şey almadık oğlum.” Kadının elindeki poşetleri alarak arabanın arka koltuğuna koyarken Alya’nın da paketlerini yerleştirmesiyle ikiliye dönmüştü.

“Ee ne yemek istersiniz?” Alya susarken Deniz Hanım hemen atılmıştı.

“Şöyle güzel bir bulgur çorbası ve ayva dolması yiyebileceğimiz bir yer olsun.” Cenk başını sallarken annesini ön koltuğa oturtarak Alya’nın da arka koltuğa geçmesini beklemişti.

“Sizi harika bir yere götüreceğim.” Arabada çıt çıkmıyordu. İkili yorgunluktan sessiz kalırken Cenk’te onların sessizliğine ayak uydurmuştu. Araba bir süre sonra küçük ama temiz bir lokantanın önüne durduğunda Alya eğilerek geldikleri mekana bakmıştı. Küçük ama şirin bir yerdi. Hep beraber lokantadan içeriye girdiklerinde boş bir masaya geçip karşılıklı oturdular. İki kadın yan yana otururken Cenk hemen karşılarında yerini almıştı.

“Yorgun görünüyorsunuz.”

“Tatlı yorgunluk oğlum, güzel vakit geçirdik değil mi Alya?”

“Öyle Deniz teyze, güzel vakit geçirdik.”

“Eğlenmenize sevindim. Şimdi sen bunu içiyorsun benim de içim rahatlıyor.” Cenk cebinden çıkardığı ilacı annesine uzatırken Alya kadının ilaçlarını unuttuğu için kendisine kızmıştı.

“Özür dilerim Deniz teyze, ilaçların olduğunu unuttum.”

“Aşk olsun kızım ne özrü. İlacı alan benim, unutmaması gereken de benim sen neden özür diliyorsun.” Alya mahcup bir şekilde kadına bakarken Cenk iç çekerek ikiliye bakmıştı. Uzun zamandır annesini bu kadar keyifli görmemişti. Alya ve annesi çok iyi anlaşıyordu. İkisinin de yüzünde güller açıyordu. Garsonun yanlarına gelmesiyle yemeklerini söylediler. Yemek boyunca Deniz Hanım ve Alya günün kritiğini yaparken Cenk sessizce ikiliyi dinlemişti. Bu gün Alya için zor bir gündü ama sonunda keyifli olmasına sevinmişti. Yemekler yenmiş, kahveler içilmişti. Alya saatin geç olduğunu görünce yerinden kıpırdanarak “Kalkalım mı artık, akşam Akasya gelecekti,” dedi. Dayısı gitmişti akşama Akasya eve gelecekti.

“Olur kızım geç oldu zaten.” Lokantadan ayrılarak arabayla eve doğru yola çıktılar. Arabada sadece radyodan gelen müzik sesi vardı. Deniz Hanım arabada uyuya kalmıştı. Cenk arada arkada gözleri kapalı bir şekilde uyuyan genç kıza bakarken derin bir nefes aldı.

“Çok mu yoruldun?” Alya adamın sorusuyla gözlerini ağır bir şekilde açmıştı.

“Yorucu olsa da kafam dağıldı. Şikayetçi değilim.”

“Kafanı dağıtmak istediğinde benimle konuşabilirsin. Kendini bu kadar yormana gerek yoktu.” Alya aynadan göz göze geldiği adama birkaç saniye baktıktan sonra gözlerini kaçırmıştı. Araba evin önüne durduğunda Alya aşağıya inerek poşetlerini alarak arkasını dönmüştü. Cenk annesini uyandırmaya çalışıyordu.

“Benim yapabileceğim bir şey var mı?”

“Sen eve çık Alya ben hallederim.” Alya adamın söylediğini yaparak evine çıkarken Cenk annesini uyandırarak eve geçmişti.

***

Akasya ve Ahmet okuldan birlikte döndüklerinde Akasya annesine Alya’nın yanına geçeceğini söyleyerek eve doğru ilerlemeye başlamıştı. Abisi iki gün sonra yurtdışına gidecekti. Bu yüzden bu gece Alya ile kalıp yarın yeniden eve dönecekti. Abisinin son gecesinde onunla birlikte olmak istiyordu.

“Sence Alya ne yaptı?”

“Alya zeki bir kız eminim başa çıkmıştır.” Ahmet’in sözleri ile Akasya gülümsemişti.

“Hayatımda onun gibi düşünen birini görmedim. Zeki olmasının yanı sıra ileriye yönelik plan yapması hayranlık uyandırıcı.”

“Öyle, çocukken bile zekice hamleler yapıyordu.” Akasya gülümseyerek başını sallarken kampüsün çıkışına doğru devam etmişti. Ahmet’in de kendisin takip ettiğini görünce şaşkınlıkla sordu.

“Sen Aslı’yı beklemeyecek misin?”

“Aslı şu Han abisiyle birlikte eve gidecekmiş.”

“Ne oldu, kıskanmış gibi duruyorsun.” Akasya genç adamın asılan yüzüne gülerken Ahmet omzunu silkti.

“Elbette kıskandım. Adamı görmedin mi?” Ahmet susarken Akasya ellerini birleştirerek göğsüne koymuştu.

“Ah çok yakışıklıydı.”

“Yakışıklı mı? Hadi canım yakışıklı görmesek,” diye karşı çıkarken Akasya kendini tutamayarak kahkaha attı.

“Neyse ben eve geçiyorum, sen eve mi geçeceksin yoksa başka bir işi mi var?”

“Alya’yı görmeyi umuyordum.”

“Ayla evde değil, istersen akşama doğru gel.” Ahmet merakla genç kıza bakarken Alya’nın nerede olduğunu düşünüyordu.

“Alya nerede? Okuldan erken çıktı.”

“Deniz hanımla çarşıya indiler. Cenk hoca onları almaya gitti.” Ahmet imayla gülümserken Akasya inanmaz bir şekilde ona bakmıştı.

“Neden öyle gülümsüyorsun?”

“Sence de işin sonunda bu ikisi gerçekten birlikte olur mu?” Akasya şaşkınlıkla Ahmet’e bakarken birden heyecanla konuşmaya başladı.

“Sende onları yakıştırıyor musun? Bunu sadece benim düşündüğümü sanıyordum.”

“Saçmalama Akasya, şimdi aklıma geldi.”

“O zaman neden beni heyecanlandırıyorsun.” Akasya’nın yüzü asılırken Ahmet kızın ifadesine gülümsemişti.

“İşin sonunda ne olur bilmiyorum ama ikisinin de mutlu olmasını isterim Akasya. Alya’nın aklının karışmasına izin vermeyin. Bırakalım da kendi yolunu bulsun.”

“Aklını karıştıracak şeyler elbette yapmam Ahmet. Alya benim olmayan kız kardeşim gibi, onun mutlu olmasını bende çok istiyorum.”

“O zaman ona destek olalım. Hadi gidelim.” İkili dolmuşa binerek yola çıktıklarında Ahmet mahalledeki arkadaşıyla görüşeceğini söyleyerek genç kızdan ayrılmıştı. Akasya önce kendi evine geçmiş, ailesiyle vakit geçirdikten sonra Alya’nın yanında kalmak için evden ayrılmıştı. Ağır adımlarla ilerlerken kendisine seslenen kişiyi görünce yüzü asılmıştı.

“Kız sana sesleniyorum neden cevap vermiyorsun?” mahallede sevmediği kızlardan biri yanına koşturarak geldiğinde sabır çekmeden edememişti.

“Kusura bakma aklım biraz dağınık.”

“Dağınık olur elbette, duyduğuma göre Onur dönmüş. Hem de doktor olarak gelmiş.”

“Ne var bunda?”

“Ay kız sende, üniversiteye gittiğinden beri mahalleden uzaklaştın. Çocuk bir içim su olmuş resmen. Kızların dilinden düşmüyor.”

“Bize ne elin adamından, ne diye adamı çekiştiriyorsunuz.”

“Aşk olsun Akasya, sen onun kiracısıyla yakınsın. Onun’un bir sevdiği var mı bilirsin değil mi?”

“Ben nereden bileyim, saçma sapan konuşma.” Akasya kızın sözlerine sinirlenmişti. Onur’un mahallede dikkat çektiğini tahmin edebiliyordu. Zaten bekar ve yakışıklı olan adamlar annelerin gözlerinden kaçmazdı. Üstelik doktor bir damat her annenin hayaliydi.

“Ne kızıyorsun be, soru sorduk sadece.”

“Sorma bana, sorma…” Akasya sinirli bir şekilde ilerlerken söylenip duruyordu. Evin merdivenlerinden sert adımlarla çıkarak evin kapısına ulaşmıştı. Kapıyı açtığı sırada alt kayın kapısının kapandığını duyunca hızla eve girerek farkında olmadan kapıyı sertçe kapatmıştı. Elindeki çantasını koridordaki vestiyere asarak mutfağa geçti. Alya geç gelecekti bu yüzden kendine yetecek kadar çay demlemişti. Düşünceli bir şekilde mutfak masasına geçerken derin bir iç çekti. Aklından geçenlere inanamıyordu. Elleri istem dışı yumruk olurken suyun kaynamasıyla yerinden kalkarak çayını demlemişti.

Genç kız demlediği çaydan bir bardak alarak balkona çıkarak oturmuştu. Sınavları yeni bitmiş olsa da hemen ders çalışmaya başlamıştı. Alya onu görse kesin dalga geçerdi. Kapıdan gelen kilit sesiyle gülümseyerek yerinden kalktı. Kapıdan içeriye elleri dolu bir şekilde giren genç kızı görünce ona yardım etmek için yanına gitmişti.

“Beklediğimden erken geldin,” diyen Akasya ile Alya gülümsemişti.

“Çok yorulduk Akasya, o yüzden erken geldik.” Akasya başını sallarken elindeki poşetlere bakarak imayla konuştu.

“Ne bunlar gitmişken eşya mı kestiniz?” Alya kızın sorusuyla şaşırırken gözleri irice açılmıştı. Akasya Alya’nın tepkisine kahkaha atarken elindekileri salona bırakarak kıza dönmüştü.

“Akasya çok kötüsün!”

“Neden, aklımdan geçeni söyledim diye mi?”

“Sakın bunu Deniz teyzenin yanında söyleme.” Akasya omzunu silkeleyerek mutfağa yönelmişti.

“Çay yaptım içer misin?”

“Üzerimi değiştireyim geliyorum,” diyerek paketleriyle birlikte odasına geçmişti. Genç kız üzerine rahat kıyafetler giyerek mutfağa geçtiğinde elinde tuttuğu poşeti Akasya’ya uzatmıştı.

“Nedir bu?”

“Sana küçük bir hediye aldım,” diyen Alya kızın poşetin içindekini çıkarmasını beklemişti. Akasya usulca kahve tonlarında ki örme kazağı çıkarırken şaşkınlıkla Alya’ya bakmıştı. V kesim olan yakası ve önündeki işlemesiyle kazak çok şık duruyordu.

“Ne gerek vardı Alya, çok güzel bu.”

“Önümüz kış, kendime alıyordum sana da almak istedim.” Akasya genç kıza sarılırken duygulanarak yanağından incilerini dökmüştü.

“Çok mahcup oldum şimdi,” Alya geri çekilerek kaşları çatık bir şekilde Akasya’ya baktı.

“Mahcup olacak bir şey yok Akasya, sen benim kardeşim sayılırsın. Sen öyle demiyor muydun?”

“Elbette öyleyiz ama… Ne bileyim Alya annemden başka kimse bana hediye almamıştı.” Alya kızın tepisine gülerek başını sallamıştı. Kendisine çıkardığı bardağa çay doldurarak balkona çıktıklarında Alya masanın üzerinde ki notları görünce gözlerini devirmişti.

“Gerçekten ders mi çalışıyorsun?”

“Ne yapayım Alya, unutmamak için çalışmam gerek. Senin kadar zeki değilim.”

“Zeki olmakla alakalı değil Akasya, işini sevmekle alakalı. Ne kadar zeki olsan da işini sevmiyorsan başarılı olmana olanak yok. Şimdi kaldır şu notları gözüm görmesin. Birkaç gün içinde sana bölümünü sevdirmem gerekecek.” Akasya kızın sözlerine gülerken Alya yeniden mutfağa girerek çayın yanında atıştırmalık ve çekirdek almıştı. Birlikte mutfakta çay içip çekirdek çitlerken oldukça keyiflenmişlerdi. Tüm yorgunlukları sıcak sohbetle gitmişti.

“Ne yapalım film izleyelim mi?” Alya’nın sorusuyla Akasya hemen atılmıştı.

“Olur, ne izleyelim.”

“Bilmiyorum ki, netten bakarız.” Alya bilgisayarını alarak balkona çıktığında Akasya tek kaşını kaldırarak ona baktı.

“Burada mı izleyeceğiz?”

“Neden olmasın, yere minder atalım filmin keyfini çıkaralım.” Akasya ellerini çırparak salona geçtiğinde kanepenin büyük minderlerini balkonda serdiği kilimin üzerine atarak sırtlarına kırlent alıp oturmuşlardı. Film sitelerinden birine girerek rast gele bir film seçtiklerinde ikili kafa kafaya vermiş ekrana bakıyordu.

“Sence kim?” Akasya’nın sorusuyla Alya ona dönmüştü.

“Anlamadım?”

“Kız diyorum, sence kimi seçecek?” Alya filme geri döndüğünde kısa bir süre düşünmüştü.

“Ben olsam ikinciyi seçerdim ama kadın pek akıllı görünmüyor.” Akasya kızın sözlerine kıkırdayarak filme odaklanmıştı.

“Bence de asıl oğlanı seçmeyecek,” film boyunca ikili yorum yapıp arada kıkırdarken film bittiğinde Akasya Alya’ya dönmüştü. Genç kıza imalı bir şekilde bakarken Alya da kıza gülmüştü.

“Bana şu şekilde bakma, kız demek ki o kadar salak değilmiş.” Dedi. Akasya yeniden kahkaha atarken Alya ağzını kapatıp onu susturmaya çalışmıştı.

“Kızım gece oldu ne gülüyorsun insanlar yanlış anlayacak.” Akasya elini kaldırarak Alya’ya sakinleştiğini söylemişti. Alya elini çekerek kendini geriye bırakırken alt katın balkonundan duydukları sesle susmuşlardı.

“Allah neşenizi arttırsın kızlar!” Onur’un seslenmesiyle Alya dudaklarını kemirerek sessizce fısıldamıştı.

“Adama ayıp oldu, uyandırdık mı acaba?” Akasya umursamaz bir şekilde omzunu silkerken Alya şaşkınlıkla ona bakmıştı.

“Ne oluyor, tartıştınız mı?”

“Ne tartışacağım onunla be, Onun yüzünden mahallenin kızları önümü kesmeye başladı.”

“Anlaşıldı senin derdin, kıskançlık sendromuna girdin değil mi?”

“Ne kıskanacağım be!” diye söylenen Akasya sesini sona doğru yükseltmişti.” Alya kızın hızla elini ağzına kapatmasıyla gülmüştü. Alya yerinden kalkarak balkondan aşağıya bakmıştı.

“Kusura bakma Onur, uyandırdık mı?”

“Yok uyumuyordum, çay içiyordum.”

“Afiyet olsun,” diyen Alya iyi geceler dileyerek içeriye girmişti. ,

“Alya, yatalım mı artık, sende zor bir gün geçirdin.” Alya kızı onaylayarak dağınıklığı toplayıp odalarına çekilmişlerdi.

***

Genç adam yatağında uzanmış kitabını okurken burnuna gelen farklı kokuyla gözlerini kapatmıştı. Bir süre sabah gördüğü görüntüyü aklından çıkarmak için uğraşsa da başarılı olamamıştı. Daha fazla dayanamayarak yerinden kalkıp pikesini alarak salona geçmişti.

“Hayırdır oğlum?” Deniz Hanım oğlunun elindeki pikeyi görünce şaşırmıştı.

“Televizyon izleyeceğim anne,” Cenk aklına gelen ilk bahaneyi söylerken Deniz Hanım ona inanmasa da bir şey dememişti.

“Oğlum yarın işe gideceksin, erken yatmalısın.”

“Beni düşünme anne, kocaman adam oldum. Hadi sen ilacını iç uyu.” Deniz Hanım mutfaktan su alarak ilacını içmişti. Odasına giderken oğluna kısa bir bakış atmıştı. Cenk kanepeye uzanarak elindeki kitabı kenara bırakmıştı. Kolunu alnına dayayarak düşünmeye başladı. Yarın rektörün karşısına çıkıp şahit olarak konuşacaktı. Bu iş midesini bulandırmaya başlamıştı. hayırlısıyla bitseydi de kurtulsalardı.

Genç adam gözlerini kapattığında telefonunun çalmasıyla kaşlarını çatmıştı. Gecenin bir yarısı çalan telefondan hayır gelmezdi. arayan numara rehbere kayıtlı olmadığı için tedirgin bir şekilde telefonuna cevap verdi.

“Efendim?”

“Cenk hoca?” Cenk kısa bir süre karşısındaki kişiyi tanımaya çalışmıştı.

“Evet benim, siz kimsiniz?” diye sorduğunda aldığı cevapla şaşırmıştı.

“Ben Selim, Alya’nın ağabeyiyim. Konuşmamız gerek!” Cenk şaşkınlıkla telefonu kulağından çekip ekrana bakmış sonra da yeniden telefonu kulağına götürmüştü.

“Selim abi, hayırdır?” Cenk genç adamın ondan iki yaş büyük olduğunu biliyordu. üstelik Alya’nın tüm ailesine büyük saygı duyuyordu.

“Elbette abi, ne hakkında konuşacağız?” dediğinde adamın ağzından sadece tek isim çıkmıştı.

“Alya!” Cenk gelen cevapla duraksamıştı. yapmış olacağı konuşmanın hayatını ne denli değiştireceğini bilseydi o telefon görüşmesini yapar mıydı bilmiyordu!

***

Sizce konuşma olumlu mu, olumsuz mu olacak?

Selim Cenk ile ne konuşacak?

Alya ve Cenk arasına bir şeyler olabilir mi?

Yorumlarınızı bekliyorum. Lütfen reklama tıklamayı unutmayın!

25. BÖLÜM <<<<<——>>>>> 27. BÖLÜM

23031cookie-checkGelincik Çiçeği 26. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

11 yorum

  1. Emeğine sağlık Yazarcigim ❤️ benve aile öğrendi her şeyi nisanlanmalarini isteyecek 😀 fazla pozitif düşünüyorum ama uzak durmasını felan isteyeceğini düşünmek istemiyorum:-) . Akasya kiska iyir ama farkında değil ya onlar da olur inşallah biran önce

  2. Çok merak ettim şimdi acaba selim nedwn aradı Cenk hocayı şaka maka derken bunları evlendirecekler galiba bence çok iyi olur orası ayrı güzel bir bölümdü emeğinize sağlık

1 geri izleme / bildirim

  1. Gelincik Çiçeği 27. Bölüm – Yazmak Cesaret İster!

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*