Dilay Hanım 27. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Bu akşam bölümü erken yayınlıyorum. Malum yarın çok işim olduğu için erkenden uyuyacağım. Umarım bölümü seversiniz. Lütfen bölüm bittikten sonraki açıklamaları okuyun!

****

Gecenin sessizliği üzerine çöktüğünden beri genç kız pencerenin kenarında durmuş elindeki soğumuş granül kahvesini yudumluyordu. Yoğun ve yorucu bir gün geçirmişti. Hakkında ki soruşturmanın bitmesi için sabırsızlıkla bekliyordu. Evde oturmak ona göre değildi. Derin bir iç çekerken yanında hissettiği hareketlenmeyle başını kardeşine çevirmişti.

“Neden uyumadın abla?” Enes ablasının apar topar eve dönmek istemesini anlayamamıştı.

“Uyku tutmadı.”

“Neden? Abla bu gün yaptığın şey çok güzeldi. Süreyya’yı senin bulmana çok sevindim.” Gece kolunu kardeşinin omzuna atarak çocuğu göğsüne çekmişti.

“Bu benim işim Enes, gördüklerime engel olmak zorundaydım.” Enes başını sallarken genç kız gülümsemişti.

“Selim amca çok değişik değil mi?” Gece kardeşinin sözleriyle merakla ona dönmüştü.

“Ne gibi?”

“Bilmiyorum çok kibar ama bir o kadar da ciddi,” dediğinde Gece kardeşinin gözlem yeteneğine şaşırmıştı. Enes’in yaşı küçük olsa da oldukça olgun bir çocuktu. Bunun en büyük nedeni ise yetiştirme yurdunda geçirdiği zamanlardı.

“Farkındayım, değişik bir karakteri var.” Aklına Dilay ve Selim’e gösterdiği anlayış gelince boğazını temizleyerek yutkunmuştu.

“Bana anlatmayacak mısın?”

“Geç oldu Enes, hadi sen yatağına sonra konuşuruz.”

“Salonda ne oldu da yüzün beyazladı abla?” Enes inatla sormaya devam ediyordu.

“Önemli bir şey değil. Selim abini tanıdığımı düşündüm.” Enes heyecanla ablasına bakmıştı.

“Gerçekten mi?” küçük çocuk ailesini tanıyabilecek herkesi merak eder olmuştu. Onlardan babası ve annesi hakkında bir şeyler dinlemek istiyordu. Belki Selim abisinden de bir şeyler öğrenebilirdi.

“Aklından geçirme Enes, üstelik Selim’in ailemizi hatırlayacağını sanmıyorum.” Enes yüzünü asarken Gece onu odasına yönlendirerek uyumasını istemişti. Genç kız kardeşini yatağına yatırdıktan sonra odanın ışığını kapatarak odadan çıkmıştı. Derin bir nefes alarak soğuyan kahvesini lavaboya dökerek bardağını yıkayıp kenara bırakmıştı. Belki uyuyamayacaktı ama yatağına uzandığında uyumayı ummuştu.

***

Genç kız sabah erkenden kalkarak kahvaltıyı hazırlamıştı. Dün gece hiç uyuyamamıştı. Gözleri uykusuzluğun verdiği etkiyle kızarmış görünürken arkasından mutfağa giren kardeşine dönmüştü.

“Günaydın abla, uyumadın mı?” Gece başını iki yana sallarken Enes ablasını masayı hazırlamada yardım etmeye başlamıştı. Tek koluyla dolabın kapağını açtığında Gece onu durdurmuştu.

“Sen geç otur ben hemen hazırlarım kahvaltıyı.” Enes ablasının ısrarı ile yerine otururken genç kızın masayı kahvaltılıkla donatmasını izlemişti. Kahvaltı hazır olunca birlikte masaya geçerek sessizce kahvaltılarını yaptılar.

“Bu gün Nisan’a gidecek miyim?” Enes’in sorusu ile Gece başını kaldırıp çocuğa bakmıştı.

“Birkaç gün onlara gitmesen daha iyi olacak. Biliyorsun canım zor zamanlar geçiriyorlar.”

“Ama ben ona destek olurum. Hem ikizleri de görmüş oluruz. Merak etmiyor musun?” Gece’nin gözünün önüne küçük kızın boynuna sıkıca sarıldığı anlar gelmişti. Merak etse de düş öğrendiklerinden sonra çiftliğe gitmeye cesaret edemiyordu.

“Sonra bir ara uğrarız. Bugün seni kontrole götüreceğim sonrada gezeriz.” Enes mecbur ablasının teklifini kabul ederken yüzünü asmıştı. O atları görmek istiyordu.

Kahvaltıyı bitirdikten sonra hazırlanarak evden ayrılan ikili önce hastaneye giderek Enes’in alçıdaki kolunu göstermişlerdi. Alçının ne zaman çıkacağı ve çocuğun okula gidip gidemeyeceği konusunda doktoruyla konuşan genç kız doktorun odasından çıkarken koridorun sonunda ilerleyen genç adamı görünce duraksamıştı. Enes’te ablasının baktığı yöne başını çevirince Selim’i görmüştü. Heyecanla elini kaldırarak genç adama seslendi.

“Selim abi,” Selim doktoruyla görüşmek için geldiği hastanede tedavisinin ilerleyişi hakkında bilgi almıştı. Doktoru umut vaat edici konuşurken Selim biraz olsun rahatlamıştı. Tedavi ağır geçiyordu elbet ama en azından işe yarıyordu. Sadece biraz daha dayanması gerekiyordu. Kulaklarına dolan seslenmeyle arkasını döndüğünde Gece ile göz göze gelmişti. Gece hemen bakışlarını çekerken o kısacık anda bile genç adamın ne kadar bitkin olduğunu görmüştü. Enes hızlı bir şekilde adamın yanına giderken Gece ağır adımlarla kardeşini takip etmişti.

“Selim abi burada ne yapıyorsun? Hasta mı oldun?” Selim küçük çocuğun başını okşayarak hafif gülümsemişti.

“Doktorumla konuşmaya geldim Enes, siz ne yapıyorsunuz burada?”

“Kolumu gösterdik, doktor haftaya alçıyı çıkaracak.” Enes heyecanla konuşurken genç adamın bakışları Gece’nin üzerindeydi.

“Selim Bey geçmiş olsun.” S4elim kızın hitabına kaşlarını çatarak cevap vermişti.

“Bey mi? Çok resmi değil mi hitabın?”

“Olması gerektiği gibi diyelim. Eşiniz yok mu? Yalnız mısınız?” diye soran Gece bakışlarıyla etrafı incelemeye başlamıştı.

“Öncelikle Dilay ile boşandık! Bunu daha önce belirttiğimi hatırlıyorum.” diyen genç adam Gece’nin hızla kendisine bakmasını sağlamıştı. Genç kızın şaşkınlığı görülmeye değerdi. “Diğer dorunuza gelirsek evet yalnız geldim. Hastaneye gelirken yanımda birinin olmasından hoşlanmıyorum.” Gece kaşlarını çatarak adama cevap vermişti.

“Çok bencilce davranıyorsunuz. Sizi seven insanların yanınızda olmasına müsaade etmelisiniz.”

“Bu bencillik değil. Onların benimle beraber hastanede perişan olmalarını istemiyorum.”

“Bırakında ona yakınlarınız karar versin. Anladığım kadarıyla kardeşiniz size çok düşkün. Ayrıca boşansanız bile Dilay Hanım da size değer veriyor.”

“Haklısın, söyledikleriniz doğru olsa da düzeninin bozulmasını istemediğim iki çocuğum var. Onların iyiliği için böyle olmak zorunda.” Gece adamın ciddi duruşu karşısında itiraz edememişti. Ablası ve Selim’in birbirine olan bakışlarından hoşlanmayan Enes araya girerek sordu.

“Selim abi eve mi gideceksin?”

“Neden sordun Enes?” Selim’in bakışları anında yumuşamış, Enes’e dönmüştü. Gece onun ani değişimine şaşırmıştı.

“Biz ablamla biraz gezeceğiz, sende bize katılsana.”

“Enes, Selim abinin eve gitmesi gerekiyor. Unutuyorsun Süreyya’nın başına gelenleri.” Enes hatırladığı şeyle yüzünü asmıştı.

“Ablan haklı eve gitmem gerek. Ama istersen sende bize gelebilirsin. Hem ikizler seni gördüğünde çok sevinecektir.” Enes ablasına yalvaran bir ifade ile bakarken Gece teklifi kabul etmişti.

“Bir daha bana sormadan iş yapmayacaksın Enes, insanları zor durumda bırakıyorsun.”

“Çocuğu azarlama Gece, hem babam da sizi merak ediyordu.” Gece adamın sözlerine sessiz kalarak çıkışa yönelmişti.

“Madem çiftliğe gidiyoruz o zaman çıkalım şuradan.” Gece önde ilerlerken Selim ve Enes gülerek onu takip etmişti. Selim öndeki kıza olan hislerine anlam veremiyordu. Kız o kadar tanıdık geliyordu ki çıkaramamak canını sıkmaya başlamıştı. Üstelik o gri gözleri her gördüğünde yutkunma hissiyle doluyordu.

“Ablan her zaman böyle miydi?”

“Nasıl?”

“Emir vermeyi seven, istediğini yaptıramayınca suratını asan…” dediğinde Enes cevap vereceği sırada Güneş kaşlarını çatıp arkasını dönmüştü.

“Sizi duyuyorum Selim Bey,”

“Zaten duyman için sesli konuşuyordum.”

“Çok ayarsızsınız.” Gece adımlarını hızlandırırken arkasından gelenleri umursamamıştı. Kendi arabasına doğru ilerlerken kardeşine seslenerek hızlanmasını istemişti.

“Abla ben Selim abiyle gidebilir miyim?” Gece kardeşinin sözleriyle duraksadı. Enes’in ilk kez biriyle yalnız kalmak istediğini duyuyordu. Kendinden büyük adamlarla tek başına kalmaktan korkan kardeşi şimdi hiç tanımadığı bir adamla yalnız yolculuk etmek istiyordu. Bu durum garip bir şekilde hoşuna gitmişti.

“Emin misin?” Enes başını sallarken genç kız ona izin vermişti. Selim’in kardeşine zarar vermeyeceğini biliyordu.

“Tamam o zaman siz önden gidin benim merkeze uğramam gerekiyor. Öğleden sonra gelirim.” Selim kızın sözleriyle yüzünü asmıştı.

“Sende gelsen işte neden merkeze gideceksin ki?” Selim’in sözlerine aldırış etmeyen genç kız kardeşinin başının üstünü öperek onunla göz hizasına gelmişti.

“Yaramazlık yapma Enes, sen çocukların ağabeyisin. Onlarla güzel geçin tamam mı?” Enes başını sallarken ablasına gülümseyerek cevap verdi.

“Tamam abla, sen merak etme. Hem onlar yetimhanedekiler gibi değil. Beni seviyorlar!” dediğinde Gece dişlerini sıkarken Selim şaşkınlıkla ikiliye bakmıştı. Yetimhane sözleri genç adamın merak etmesine neden olmuştu.

“Hadi siz önden gidin ben senin raporunu almayı unuttum. Onu alıp okuluna bırakacağım.” İkili arabaya binerek oradan uzaklaşırken Gece derin bir nefes almıştı. Selim’in bakışlarından kurtulduğu için seviniyordu. Genç adamın merak ettiğinin farkında olsa da konuşacak morali yoktu. Hastaneye geri giren genç kız önce Selim’in doktorunun odasına gitmişti. Kapıyı tıkladığında içeriden gelen sesle yavaş bir şekilde odaya girdi.

“Doktor Bey?”

“Evet bir şey mi oldu?” Adam ciddi bir ifadeyle genç kıza bakıyordu.

“Ben bir hastanız hakkında bilgi alacaktım.” Gece masamın önündeki sandalyelerden birine çökerken doktorun hastası olmamasına sevinmişti.

“Elbette, yakınınızın adı nedir?” Gece gelen soruyla duraksarken ciddiyetini bozmadan cevap vermişti.

“Selim Bozkurt!” Selim’in adını duyan doktor yerinde dikleşirken gözlerini kısarak genç kıza bakmıştı.

“Selim Bey ve ailesini iyi tanırım. Sizin gibi bir yakınları olduğunu hiç duymamıştım.”

“Tüm hastalarınızın aile şeceresini ezberler misiniz?” Gece adamın sözlerine sinir olmuştu.

“Bakın Hanım efendi, hastamın bilgilerini sizinle paylaşamam. Yakınlık derecenizi bilmediğim için bu konu hakkında konuşmak doğru olmaz.”

“Sizi anlıyorum Doktor Bey ancak Selim küçükken de bu hastalığı geçirmişti. Hatta son anca ilik bulunarak yaşama döndü. Bu yüzden durumunu merak ediyorum. Ayrıca test yaptırmak istiyorum.” Doktor kızın sözleriyle duraksamıştı. Selim’e dönor olmak istemesi onların yakın olduklarını düşünmesine neden olmuştu.

“Siz bu bilgileri nereden biliyorsunuz?”

“İlk ameliyatta ilik veren kişiyi tanıyorum.” Doktor gözlerini kısarak genç kıza bakmıştı. Gece’nin poker ifadesinden bir şey anlamazken Gece derin bir nefes alarak konuşmasına devam etti.

“Bakın, kötü bir amacım yok. Selim beyin önceki tedavisinde bulunmuştum. Hastalığının yeniden nüksettiğini duyunca yardımcı olabileceğim bir konu var mı diye merak ettim. Lütfen durumunun ne kadar ileri olduğunu bilmek istiyorum.”

“Şimdilik tedavisi netice veriyor. Zaten son çare olarak ilik naklini düşünüyorduk. Yapılan testler sonucunda çocuklarının ilikleri uyuyor. Bu konuda bir sıkıntı yok. Ama siz test yaptırmak isterseniz tabi ki çok makbule geçer.” Genç kız başını sallayarak güçlükle doktorun ağzından bilgi alabilmişti. Doktorun odasından çıktıktan sonra test için ne yapması gerektiğini de öğrenen genç kız aldığı bilgilerle ertesi gün kan vermek için geleceğini belirterek oradan ayrılmıştı. Artık gönül rahatlığıyla merkeze gidebilirdi.

***

Selim yanındaki çocuğun heyecanla etrafına bakınmasını gülümseyerek izlemişti. Arada küçük çocuğa bakışlar atarak arabayı sürerken dayanamayarak sormuştu.

“Ablandan başka kimsen yok mu?” Enes adamın sorusuyla yüzünü asmıştı.

“Amcamlar var ama pek anlaşamayız. Zaten en son ablan kuzenimizi evire çevire dövdü!” dediğinde Selim tek kaşını kaldırıp çocuğa baktı.

“Neden bunu yaptı?”

“Kolumu kırdığı için,” diyen çocuk umursamazca omzunu silkmişti. Selim aldığı cevapla dişlerini sıkarken Enes yeniden adama döndü.

“Selim abi, sizin atlarınız var değil mi? onları görebilir miyim?”

“Elbette, ama önce iyileşmen gerekiyor.”

“Ama binmeyeceğim ki, sadece izlemek istiyorum. Filmlerdeki gibi koşuyorlar mı?”

“Elbette, eğer çocuklarda isterse sizi götürürüm. Ama bunun için ablanın gelmesini beklememiz gerekiyor.” Çocuk adamı onaylarken kollarını bağlayarak geriye yaslanmıştı. Geriye kalan yol oldukça sessiz geçmişti. Selim arabasını çiftliğin park alanına park ederek Enes’in inmesine yardım ettiğinde etrafa kısa bir göz atmıştı. İkizler hala dışarı çıkmadıklarına göre uyanmamışlardı. Sabah erkenden hastaneye gittiği için onları annelerinin yanında uyuyor bırakmıştı.

“Çocuklar yok mu?”

“Uyanmadılar sanırım. Dün Dilay ablanla uyudular.” Enes başını sallarken çiftliğin kapısından içeriye girmişlerdi. Saat henüz on olmuştu. Enes salonda ki hareketliliğe doğru ilerlerken oldukça çekingendi.

“Oğlum, misafirimiz mi var?” Mehmet uzun zaman sonra yatağından kalkıp ailesi ile kahvaltı yapmak için salona inmişti.

“Hayırlı sabahlar baba, aşağıya inmişsin. Kendini nasıl hissediyorsun?”

“Daha iyiyim sen beni merak etme. Küçük adam kim?”

“Adı Enes, bir tanıdığın kardeşi, hastanede karşılaşınca benimle gelmek istedi.” Mehmet Bey Enes’e gülümseyerek bakmıştı.

“Gel torunum, maşallah ne güzel gözlerin var senin,” dediğinde Selim farkında olmadan ağzının içinden gevelemişti.

“Ablasının gözleri daha güzel.”

“Bir şey mi dedin Selim?”

“Çocuklar kalkmadı mı daha?”

“Birazdan kalkarlar, sen neden bu kadar erken gittin? Seyhan neden seninle değil?”

“Baba, çocuğun işi başından aşkın bir de benimle uğraşmasın. Dün kendimi biraz yormuşum o yüzden erkenden doktoru görmeye gittim.” Mehmet Bey oğlunun sözlerine üzülmüştü. Babası henüz kızının başına gelenleri bilmiyordu. Çocukların ağzına bakla ıslanmadığı için ona kendisi söylese daha iyi olacaktı. Derin bir iç çekerek yaşlı adama doğru ilerledi. Adam onun ifadesinden hoşlanmamıştı.

“Sorun ne Selim, neden ciddileştin?”

“Baba sana söylemem gereken bir şey var ama sakin olmanı istiyorum.”

“Sen böyle konuşunca ben daha da geriliyorum. Hatalığınla alakalı mı?” Selim başını iki yana sallayarak cevap vermişti.

“Dün kötü bir olay yaşadık ama inan çocukların ikisi de çok iyi!”

“Ne oldu?” Adamın sesi oldukça sert çıkmıştı.

“Dün Süreyya’yı kaçırdılar,” dediğinde adamın gözleri sonuna kadar açılmıştı. Selim telaşla hemen devam etti. “Ama hemen bulundu. İnan bana kılına bile zarar gelmedi.” Mehmet Bey tam bir şey diyecekti ki alt kattaki odadan koşarak çıkan torunlarını görünce derin bir rahatlama yaşamıştı.

“Dede,” diye yaşlı adama koşan ikili annelerinin ikazlarına rağmen durmamıştı.

“Çocuklar dedenizin hasta olduğunu unutmayın. Sarılmak yok,” dedi.

“Ama anne biz dedemi çok özledik.”

Biliyorum hayatım ama dedeniz iyi olmazsa canı çok acır. Canının acımasını ister misiniz?” Dilay’ın sorusuyla ikili hemen başlarını sağa sola sallamıştı.

“Aa Enes abim gelmiş,” diyen Süreyya koşarak küçük oğlana sarılmaya çalışmıştı. Alçılı kolunun el verdiğince kıza karşılık veren Enes gülümsedi. Süha da kardeşine eşlik ederken Selim homurdanarak yüzünü asmıştı.

“Hayatım bana sarılmayacak mısın?” dediğinde kızını kıskandığını o kadar belli etmişti ki Dilay şaşkınlıkla genç adama baktı.

“Selim saçmalama onlar çocuk.”

“Ben anlamam erkek sonuçta.” Dilay babasına bakarak yardım istemişti. Mehmet Bey omzunu silkerken Dilay ondan da bir yardım alamayacağını anlamıştı.

“Babacım siz nasıl oldunuz? Daha iyi misiniz?”

“Ben iyiyim Dilay artık endişelenmeyi bırak.”

“Bunu duymamış olayım. Allah seni başımızdan eksik etmesin.” Hep beraber masaya geçtiklerinde Dilay’ın bakışları Enes’e takılmıştı.

“Sen nasılsın Enes, bizi ziyarete gelmene çok sevindim.”

“Teşekkür ederim Dilay abla, ablamla gezecektik ama ben çiftliğe gitmek istedim. O da merkeze gitti.”

“Merkeze mi?” Mehmet Bey merakla sorarken Enes gururla şakımıştı.

“Ablam polis, hem de çok iyi bir polis. Süreyya’yı da o buldu!” dediğinde yeni öğrendiği şeyle Dilay selime bakmıştı.

“Konuşamadık Selim, nasıl oldu?” Selim çocukları işaret ederek sonra anlatacağını söylemişti. Dilay onu onaylarken aklına gelen şeyle yüzü asıldı.

“Haber var mı? O kadın tutuklandı mı?” Selim kadına bilmediğini belirtirken Dilay sıkıntıyla nefesini dışarıya verdi.

“Bilmiyorum ama Engin çok dikkatli olacaktır. Hala inanamıyorum, kadın kafayı yemiş. Kendi kızını kaçırmak istemekte nedir?” dediğinde Mehmet Bey ikilinin yanında olduğu için onu duymuştu.

“Kimin yaptığı belli mi?”

“Esma yapmış baba, Engin’in eski karısı. Aslında Nisan’ı kaçırmak istemişler ama karışıklık olmuş. Dilay masanın başköşesinde yemeğini yiyen çocuklarına bakarken içi titremişti. Çok şükür ikisi de çok iyiydi. Kahvaltı yapan ikili annesine dönerek “Anne biz bahçede oynayabilir miyiz?” diye sordu. Dilay başını sallayarak onay verirken bir yandan da Enes’e bakarak “Sende çıkacak mısın canım?” dedi. Çocuk ikizleri oynatmayı seviyordu.

“Bende bahçeye çıkabilir miyim?”

“Tamam ama dikkatli olun. Çocuklar Enes abinizi fazla yormayın. Kolu acımasın tamam mı?” dediğinde ikili onu hemen onaylamıştı. Çocuklar salondan koşarak çıkarken Dilay genç adama döndü.

“Nasıl oldu? Süreyya’yı bu kadar kısa sürede nasıl buldular?”

“Gece, yani Enes’in ablası çiftlikteymiş. Atlardan birini alıp gezintiye çıkmış. Olayı görünce de müdahale etmek istemiş.” Dilay gözlerini kısarak genç adama bakmıştı.

“Bu kadar mı?”

“Ne anlatmamı bekliyorsun Dilay, benim bildiğim de bu kadar. Anladığım kadarıyla Gece soruşturma yüzünden açığa alınmıştı. Süreyya’ya rastlaması bizim şansımıza olmuş.”

“Anlıyorum, ona teşekkür etmek istiyorum.”

“Kim bu Gece dediğiniz kız?” Mehmet Bey oğluyla Dilay’a kısa bakış atarken Selim peynirden bir parça yiyerek babasına döndü.

“Dedim ya baba, Enes’in ablası. Kendisi polis, Engin’in de tanıdığı.” Mehmet Bey öğrendiklerinden tam olarak tatmin olmasa da nasılsa öğreneceğini düşünerek sessiz kalmıştı.

“Seyhan neden yok masada?”

“O sabah erkenden fabrikaya gitti. İşler birikmiş yine.” Selim üzgündü. Tedaviye başladığından beri her şey kardeşinin üzerine kalmıştı. Kahvaltı bittikten sonra Dilay Mehmet beyin sandalyesinin arkasına geçerek onu bahçeye çıkarmıştı. Hava güneşli ve müthiş sıcaktı. Yaşlı adam rahatsız olmasın diye onu gölgelik yere götürerek karşına geçip oturdu. Dilay çocukları uzaktan izlerken Mehmet beyde onu izliyordu.

“Ne düşünüyorsun?” Dilay yaşlı adama dönerken derin bir iç çekti.

“Çocuklar çabuk büyüyor baba, dün olanlardan sonra onlarla fazla vakit geçirmediğimi düşünüyorum. Ben yanlarında olsaydım…”

“Sakın böyle konuşma. Sen çocuklarını ihmal eden bir anne değilsin. Kendine haksızlık etmene izin vermem. Sadece onlarla da değil, evin bütün ihtiyaçlarıyla sen ilgileniyorsun. Aslında bir tatil sana iyi gelirdi.”

“Tatil yapacak vaktim yok baba, yakında fabrika bakıma girecek o zaman belki çocuklarla bir yerlere gideriz.”

Dilay kısa bir duraksamanın ardından ilerden gelen ikiliyi görünce gülümsemişti. Engin Nisan’la birlikte onlara doğru geliyordu. Üstelik küçük kız sandalyede değil, koltuk değnekleriyle yavaş yavaş ilerliyordu. Dilay yerinden kalkarak onları karşılarken Nisan’ın karşısına durarak küçük kıza sıkıca sarılmıştı.

“Nisan’cım çok sevindim yürümene. Tebrik ederim,” dediğinde Nisan sevinçle kadına bakmıştı.

“Gördün mü Dilay abla, arabadan buraya kadar yürüyerek geldim. Doktor yakında daha iyi yürüyeceğimi söyledi.”

“Çok sevindim canım, elbette yürüyeceksin. İkizlerle bu bahçede koşup oynayacaksın.”

“İkizler nerede abla?” Nisan etrafına bakınırken ilerde oynayan çocukları görünce gülümseyerek onlara doğru ilerlemeye başlamıştı. Engin gururla kızının ardından bakarken Mehmet beyin sesiyle kendine gelmişti.

“Otursana Engin oğlum, nasılsın?”

“Teşekkür ederim Mehmet amca, çok iyiyim. Doktordan geliyoruz. Bu gün iyi geçti.”

“Sizin adınıza sevindim.” Engin’in bakışları genç kadına kayarken Dilay mahcup bir şekilde bakışlarını kaçırmıştı. Kendini genç adama karşı mahcup hissediyordu.

“Sen nasılsın Dilay, dün pek iyi değildin.”

“Teşekkür ederim Engin, sana da zahmet verdim.” Engin kadının üzgün durmasına dayanamamıştı.

“O nasıl söz, bu olanlarda benim de suçum var. Süreyya’nın başına geleneler beni çok üzdü. Polis arkadaşımla konuştum Esma alınmış merkeze.”

“Öyle mi?”

“Evet ama önce bir hastaneye gitmiş. Sanırım senden şikayetçi olacak. Ama kanıtı olmadığı için eline bir şey geçmez.” Mehmet Bey genç kadına dönerken şüpheyle sordu.

“Senden şikayetçi olması için ne yaptın?”

“Ellerinize sağlık Dilay Hanım, kadına hak ettiğini vermişsiniz!” Mehmet beyin sorusunu bozan yabancı sesin sahibi ortamın havasını değiştirmişti. Siyah dalgalı saçları omuzlarından aşağıya dökülen genç kızın gri gözleri güneş ışınlarında daha bir parlamıştı. Dilay daha önce gördüğü kızı bahçesinde görünce şaşırmıştı.

“Siz?” Gece işi erken bitince kardeşini yabancı bir yerde tek başına bırakmamak için hızla çiftliğe gelmişti. Merkezde Esma’nın halini görünce neredeyse kendisini kadını dövecekti. Gece guruba doğru seri adımlarla yaklaşarak yaşlı adamın elini öperek selam vermişti.

“Merhaba Mehmet Bey, ben Gece Enes’in ablasıyım!” dediğinde Mehmet Bey şaşkınlıkla genç kıza bakmıştı.

“Sen ne zaman döndün?” Gece gelen soruyla donup kalırken yutkunmadan edememişti. Aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen yaşlı adam onu hemen tanımıştı.

“Anlamdım?”

“Yaşlıyım ama bunamadım kızım. Seni tanımayacağımı mı düşündün?” Engin ve Dilay şaşkınlıkla adama ve Gece’ye bakarken genç kızın rahatsızca yerinde kıpırdamasıyla dikkatleri üzerine çekti.

“Siz tanışıyor muşunuz?” Dilay merakla sorarken Gece yaşlı adamdan gözlerini kaçırmıştı. Çok uzun bir danışıklıkları olmamıştı. Mehmet Bey ile o zaman üç ay gibi bir süre geçirmişti.

“Tanımaz olur muyum.” Yaşlı adamın gözleri nemlenmişti. “Baban oğlumun hayatını kurtardı sen torunumum. Sizi çok aradım ama bulamadım. Keşke önceden gelseydin be kızım.” Mehmet Bey kıza üzgün bir şekilde bakarken Gece bakışlarını kaçırmıştı.

“Seni bir yerlerden tanıdığımı biliyordum.” Selim babasının sözleri ile yaşadığı aydınlanma sayesinde genç kızı nerede gördüğünü hatırlamıştı. Çocukken hastane köşelerinde Gece ziyaretine gelirdi. Yanında babasıyla birlikte birçok kez onu görmüştü. Şuanda hayattaysa evvela Allah, sonra da Gece’nin babası sayesindeydi.

****

Evet, Gece ile Selim’in nereden tanıştığını öğrendik. Yorumlarınızı bekliyorum. Yarın çay hasatına başlayacağız. O yüzden oldukça yorgun bir sezon beni bekliyor. Bölümleri elimden geldiğinde yazıp yayınlayacağım. Sizden de bana bu dönemde yardımcı olmanızı rica ediyorum. Lütfen siteye girip bir kaç dakika oyalandıktan sonra reklama tıklayarak çıkınız. Bu sizin için bir dakikanızı alacak ama sitenin aktifliği için çok önemli. Lütfen bölümleri okuduktan sonra çıkarken TEK REKLAM OLMAK ŞARTIYLA bir reklama tıklayarak çıkınız. Anlayışınız için çok teşekkür ederim!

26. BÖLÜM <<<<<<——>>>>>> 28. BÖLÜM

23151cookie-checkDilay Hanım 27. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

5 yorum

  1. Elinize sağlık öncelikle… Yine çok güzel bi bölüm olmuş.
    Ve Dilay canım.senin de alın kolun dert görmesin, içimin yağları eriyor o Esma cadısının hali aklıma geldikçe…:DDd

  2. Gece ve selim birlikte olmaları şimdiye kısmetmiş sanırım. Dilay ve selim geçmişleri iyi olmasa da saygı ve sevgi cervesinde iyi anlaşan anne babalar oldular . İkizler onların en güzel şansları

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*