Haziran 6, 2022 Yazarı mermaridyy 11

Dilay Hanım 28. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Yeni bölümle karşınızdayım. Bu birkaç gün yorucu ve yoğun geçtiği için pek paylaşım yapamıyorum. Bu yüzden hikayeleri gününde siteye girerek takip edebilirsiniz. Keyifli okumalar!

****

Küçük çocuk güçlükle gözlerini araladığında yattığı yatağın tam karşısında duran camdan kendisine gülümseyerek bakan kızı görünce gözleriyle gülümsemişti. Elini kaldıracak gücü yoktu ama serum takılı kolunu hafif kaldırarak kıza el sallamıştı. Daha önce küçük kızı gördüğünü sanmıyordu. Kız kıvırcık saçları iki yanda tutturulmuş o kadar sevimli görünüyordu ki hasta olan oğlan onun kendisini almaya gelen melek olduğunu bile sanmıştı. Yanında üzerinde garip kıyafetlerle duran babasına bakışlarını çevirerek güçlükle konuştu.

“Melek geldi baba, beni alacak mı?” dediğinde adam oğlunun sözleriyle çok korkmuştu.

“O nasıl söz Selim, kimse seni almayacak.”

“Ama annem dedi ki ölen insanlar korkmasın diye Allah ona en sevdiği meleği gönderirmiş. Ama benim sevdiğim melek değil bu.” Diyen çocuk nefes nefese kalmıştı. İşaret parmağıyla da camdan kendisine bakan küçük kızı göstermişti. Mehmet Bey oğlunun işaret ettiği yere bakarak rahat bir nefes almıştı. Camdan kendilerine bakan küçük kızı görünce adam da gülümsemişti. Biran oğlunun gerçekten de melek gördüğünü düşündüğünde canından can gitmişti.

“O melek değil oğlum, o senin yeni arkadaşın olacak. Sen iyi olduğunda seninle oynayacak.” Selim babasının sözleriyle çok mutlu olmuştu. Kardeşi Seyhan’dan başka arkadaşı yoktu. Küçüklüğünden beri hassas bir çocuk olduğu için fazla arkadaş edinemiyordu. Daha doğrusu mikrop kapmaması için resmen tecritte yaşıyor gibiydi.

“Gerçekten mi?”

“Evet, sevindin mi?” Selim gülümsemeye çalışarak gözlerini kapatmıştı. Bu kadar dayanması bile Mehmet Bey için sevdiriciydi. Oğlunun elinin üzerini öperek steril odadan çıkarken hemşirenin yardımıyla üzerinde ki kıyafetten kurtulmuştu. Hala camdan oğlunu izleyen küçük kızın yanına giderek onu kucağına aldı.

“Sen neden yalnızsın burada?”

“Babam dedi ki burada onu bekleyecekmişim.” Mehmet Bey başını sallayarak kızın yanağını öpmüştü. Küçük kız o kadar şekerdi ki oğlunun onu melek sanmasına şaşırmıyordu.

“O ne zaman iyileşecek?”

“Çok yakında canım. Biliyor musun babam bir kahraman olacak.”

“Benim babam hep kahraman ki.” Gece kendinden emin bir şekilde adama cevap verirken adam günler sonra ilk kez içten bir şekilde gülümsemişti. Birkaç dakika sonra Gece’nin babası da onlara katılmıştı.

“Kızım, gördün mü Selim abini?”

“O benim ağabeyim değil babacım, sende biliyorsun.” Adam kızının sözlerine şaşırmıştı.

“Ama senden büyük olduğunu söylemiştim.”

“Olabilir, annem onu karnına taşımadığına göre abim sayılmaz değil mi?” Küçük kızın zekice cevapları iki adamı da güldürmüştü.

“Tamam küçüğüm abin değil, hadi gidelim o zaman.”

“Baba Selim ne zaman iyi olacak?” Mehmet beyin kucağından babasının kucağına geçen küçük kız kollarını adamın boynuna dolamıştı.

“Yakında iyileşir canım, sen merak etme.” Gece babasının omzunun üzerinden Mehmet beye bakarak önden eksik dişleriyle gülümsemişti.

“Selim uyanınca beni arar mısın Mehmet amca, onunla oynamak istiyorum.”

“Selim iyi olsun oynarsınız canım,” diyerek kızın yanağını okşamıştı. Mehmet Bey adama dönerek içten bir şekilde teşekkür etmişti. “Çok teşekkür ederim. Allah senden razı olsun sayende oğlum için bir umut ışığı doğdu. Allah seni onun iyileşmesi için vesile gönderdi.” Adam mahcup bir şekilde Mehmet beye bakarak “Tekrar geçmiş olsun,” diyerek kızıyla birlikte hastaneden ayrılmıştı. Gece’nin babası iki gün önce Selim’e iliğini vermiş, sonra da kontrol için hastaneye gelmişti. yanında birkaç kez daha kızını Selim’i ziyaret etmesi için getirdiği için küçük kız Selim’e bağlanmıştı.

***

Dilay babasının ve Selim’in kıza olan şaşkın bakışları karşısında dikkatle onları inceliyordu. Selim’in gözlerinin parlaması Dilay’ın da gülümsemesine neden olmuştu. Garip bir şekilde bu durumu yadırgamayan genç kadın derin bir iç çekerek sessizce köşesinden üçlüyü dinlemeye başladı.

“Kızım bunca yıl neredeydiniz? Ailenin kaza yaptığını öğrenince seni aradım ama ulaşamadım. Amcan dayınlara gönderildiğini söyledi,” dediğinde Gece dişlerini sıkmıştı. Ne anne tarafı ne de baba tarafı iki kardeşin sorumluluğunu almak istememişti.

“Biz devlet korumasındaydık Mehmet amca, sizi yeniden dinç görmek çok mutlu etti beni.”

“Devlet koruması mı? Bilseydim yanıma alırdım seni,” dediğinde adamın sesi oldukça üzgün çıkmıştı.

“Nasip böyleymiş Mehmet amca teşekkür ederim.” Gece Dilay’ın kendilerini dinlediğini görünce yutkunmadan edememişti. Kadının yanında kocasının ailesiyle samimi konuşman Gece’yi utandırmıştı.

“Baksana baba küçük meleğim çok büyümüş,” dediğinde Gece şaşkınlıkla gözlerini sonuna kadar açmıştı. Mehmet Bey kızın tepkisine gülerken Engin’in bakışları bir köşede olanları izleyen Dilay’a takılmıştı. Kadının bir köşeden olanları sessizce izlemesi nedense onu rahatsız etmişti.

“Haklısın çok büyümüş. Maşallah çokta güzel bir genç kız olmuş.” Gece bakışlarını kaçırırken Engin araya girmişti.

“Gece ile eskiden tanışıyorsunuz demek?”

“Evet, babası Selim’e iliğini vermişti. Gece de babasıyla Selim’i ziyaret ederdi. Hatta Selim bir ara Gece’yi görünce onu kendisini almaya gelen bir melek olduğunu bile düşünmüştü.” Selim buruk bir şekilde gülümserken Dilay o yaştaki çocuğun ne kadar acı çekmiş olabileceğini düşünerek Selim’in düşüncesine üzülmüştü.

“Öyle mi bilmiyordum.”

“Evet, yoğun bakım penceresinden bakıyordun Selim’e. Selim ameliyat sonrası yeni uyanmıştı. Seni görünce onu almaya geldiğini düşünmüştü.” Gece küçük çocuk için canının yandığını hissetmişti.

“Neyse bu tatsız konuşları bırakalım neler yapıyorsun kızım. Çalışıyor musun?” Gece yaşlı adamın sorusuyla gülümsemişti.

“Bu aralar boştayım ama çalışıyorum Mehmet amca,” dediğinde Selim araya girmişti.

“Gece cevval bir polis oldu baba, sanırım bu aralar tatilde.”

“Öyle mi çok sevindim kızım. Polis olmaz zor olsa da şerefli bir meslektir. Ee var mı hayatında biri?” diye soran adama Gece şaşkınlıkla bakarken Dilay istem dışı gülmüştü. Selim babasının sorduğu sorunun cevabını merakla beklerken Engin daha fazla dayanamayarak Dilay’a dönmüştü.

“Dilay seninle konuşmam gereken şeyler var. Eğer müsaitsen çıkalım mı?” Dilay adamın sorusuyla Mehmet beye bakmıştı.

“Git sen kızım, ben de çocuklarda iyi. Hem ev kalabalık zaten,” dediğinde Dilay izin isteyerek yerinden kalkmıştı.

“Kızımı sağ salim geri getirdiğin için çok teşekkür ederim Gece, lütfen akşam yemeğine de kal.” Gece kadının ricasına gülümseyerek başını sallamıştı. Dilay Engin’in önüne geçerek eve doğru ilerlerken içi uzun zaman sonra rahatlamıştı. Yıllar sonra ilk kez ailenin üyelerine iyi gelebilecek biri çıkmıştı karşılarına. Eve gireceği sırada engin kolundan tutarak genç kadını durdurmuştu. Dilay Engin’e dönerek “Bir şey mi oldu?” dedi.

“Benim arabamla çıkalım mı?”

“Elbette ama çantamı alayım bari,” dediğinde genç adam arabada beklediğini söyleyerek kadının eve girmesini izlemişti. Kızının kendisine doğru baktığını görünce ağır adımlarla ona doğru ilerleyerek önünde durdu.

“Nisan, Dilay ablanla dışarıda biraz işimiz var burada kalabilirsin değil mi? ben Nuray ablanı sana göndereceğim.”

“Peki babacım, hem Enes de burada oynuyoruz.”

“Tamam güzelim kendini çok yorma o zaman. Hadi sen arkadaşlarının yanına git.” Nisan yavaş bir şekilde oynayan arkadaşlarının yanına giderken Dilay da evden çıkarak yanına gelmişti.

“Gidelim mi?” Engin başını sallayıp arabasının kapısını açarken Dilay yan koltuğa geçerek ilerdeki gruba bakmıştı. Üçünün de neşesi yerindeydi. Engin genç kadının baktığı yere bakışlarını çevirdiğinde içten içe sinirlenmişti. Arabayı çalıştırarak hızla çiftlikten uzaklaşırken ikisi de sessizdi.

“Nasılsın?” Engin’in sorusuyla genç adama dönen Dilay derin bir iç çekti.

“Nasıl olmam gerekiyor?”

“Senin yerinde olsaydım üzüntülü olurdum herhalde.”

“Neden?”

“Dilay, orada olanların farkında mıydın?” Engin sıkıntıyla nefesini dışarıya vererek biraz uzaklaştıktan sonra arabayı müsait bir yere çekerek durdurmuştu.

“Elbette farkındayım Engin, o kadar da kör değilim.”

“Bu seni rahatsız hissettirmiyor mu?” dediğinde Engin kadın için üzülmüştü.

“Belki de etmeli ama bilmiyorum.” Dilay Engin’e dönerek konuşmasına devam etmişti. “Bilmiyorum Engin, ne hissedeceğimi inan bilmiyorum. Bir yanım Selim ve babam için mutlu oluyor diğer yanımsa ben ne olacağım diyorum. Tek başıma olsam sorun değildi ama ikizleri alıp o çiftlikten gidemem. İnan sıkışıp kalmış durumdayım.”

“Bunu kendine yapma Dilay, lütfen bunu yapma.” Dilay adamın kendisine üzgün bir şekilde bakmasına gülümsemişti.

“Teşekkür ederim, beni düşündüğün için çok teşekkür ederim. İyi düşünmem gerekiyor… Çocuklar seneye okula başlayacak zaten o zaman her şey daha kolay olacaktır.”

“Emin misin? Orada kalmak zorunda değilsin biliyorsun değil mi?”

“Babam iyi olana kadar kalmak zorundayım. Sonra da çocuklarla tatile gitmeyi düşünüyorum.”

“Öyle mi, ne zaman?”

“Bilmiyorum zaman gösterecek. Emin olduğum tek şey var Gece’nin ailemizin bir parçası olacağı…” dediğinde Engin şaşkınlıkla kadına bakmıştı.

“Bunu nasıl söylersin?”

“Ben o ailenin emanet geliniydim. Sonra da evin kızı oldum. Evlendiğim günden beri Selim’in karısı olmayı başaramadım. Ben Selim için babasının isteğiyle evlendiği kadındım. Şimdi onu istemediği bir aile kurmaya zorlayamam. Bunu ona da kendime de yapamam. Biliyorum ben istersem hemen kabul edecektir. Çünkü çocukları için sevmediği birine mahkum olmaya hazır bir adam o.”

“Dilay,” diyen adam araya girmek istemiş ama Dilay onu engellemişti.

“Bu konu hakkında konuşmak istemiyorum. Selim ve benim geri dönüşümüz yok Engin. Onun çocuklarım için mutlu olmasını istiyorum. Özellikle böyle bir zamanda Selim’in morale ihtiyacı var. Görmedin mi Gece hayatımıza girdiğinden beri Selim’in tüm havası değişti. İnan onun için mutlu oluyorum. Tek sorun Gece’nin ilerleyen zamanlarda çocuklarımı sorun yapıp yapmayacağını bilememek. Ben onların dışlanmasına izin veremem.”

“Gece öyle bir kız değil Dilay. Şuanda açığa alınmasının nedeni bir çocuğa uygulanan şiddet bunu bilmelisin. Ben seni düşünüyorum. Yıpranacaksın.”

“Ben alışkınım Engin lütfen bunca sıkıntının yanında beni düşünüp canını sıkma.” Engin kadının elini utarak kendisine bakmasını sağlamıştı. Üzgündü ve üzüntüsünü saklama gereği bile duymuyordu.

“Alışmandan hoşlanmıyorum. O çiftlikten ayrılmalısın Dilay, orada olmaman gerekiyor.” Dilay da bunun farkındaydı ama ikizleri aileden koparamazdı.

“Yapamam, çocukları aileden uzaklaştıramam.”

“Yine de…” Engin ne söyleyeceğine karar verememişti. Derin bir iç çekerek arabayı yeniden çalıştırmıştı.

“Madem orada kalman gerekiyor o zaman bu günü ikimize ayıralım. Seninle güzel bir gün geçirelim ne dersin?” Dilay adamın sözlerine karşılık sessiz kalmayı tercih etmişti.

“Ne yapmak istersin?” Engin susan kadına yeniden sormuştu.

“Bilmem ki, daha önce hiç kendime zaman ayırmamıştım.” Engin Dilay’ın sözlerine karşılık duraksamıştı.

“O zaman ilk önce yemek yiyelim sonra da Bursa’nın altını üstüne getirelim,” dediğinde Dilay günün planını Engin’e bırakmıştı. İlk önce güzel bir yemek yemişlerdi. Sonra da Engin bildiği güzel olduğunu düşündüğü yerlere Dilay’ı götürerek şehir turu yaptırmıştı. En son Bursa Ulu Camiye giderek bol bol dua eden ikili güzel bir günün bitişini yüksek terastan gün batımını izleyerek yapmıştı.

“Bunu ayda bir kez yapalım mı?” Engin genç kadına dönüp bakmıştı. Dilay da adama dönerek “Yapalım,” dedi. Hava iyice kararmaya başladığında Dilay eline aldığı telefona bakarak gelen bir arama olup olmadığını kontrol etmişti.

Kimse aramamıştı!                                                                                       

Zaten arayacak kimi kimsesi yoktu ki! Bunu uzun zaman sonra yeniden kavradığında yüreğini bir el sıkıyormuş gibi hissetti. Onun çocuklarından başka kimsesi yoktu.

“Ne oldu?”

“Hiç arama yok,” dedi dalgın bir şekilde genç adama. Engin onun neden hüzünlendiğini anlamıştı.

“Beni de arayan soran yok Dilay, belki de bu iyi olandır. Demek ki herkesin keyfi yerinde.”

“Umarım öyledir,” diyen Dilay oturduğu yerde farkında olmadan başını genç adamın omzuna dayamıştı. Engin genç kadının başını memnuniyetle omzuna kabul ederken nefes almaya bile dikkat eder olmuştu. Dilay gözlerini kapatarak manzaranın son görüntüsünü beynine nakşederken oldukça huzurluydu.

“Teşekkür ederim.” Dilay ağır bir şekilde başını kaldırarak genç adama bakmıştı.

“Ne için?”

“Uzun zamandır kendimi bu kadar huzurlu hissetmemiştim.” Engin kadının sözlerine gülümseyerek cevap verdi.

“O zaman ben daha çok teşekkür etmeliyim sana, babam öldüğünden beri ilk kez bu kadar huzurluyum.” Bunlar ikilinin son sözleri olmuştu. İkisi de biliyordu ki bu gün onlar için farklı bir başlangıcın ilk adımları atılmıştı. Nitekim zamanda bunu gösterecekti.

***

“Ablam nerede?” Seyhan işten geldiğinden beri ortalıkta görünmeyen Dilay’ın nerede olduğunu merak ederek sormuştu. Selim ve Mehmet Bey birbirine bakarak genç adama cevap vermişti.

“Sabah Engin ile çıktı.”

“Onu aradınız mı, neredeymiş?” Seyhan’ın sorusuyla Mehmet Bey başını sallamıştı.

“Aramadık, neden bu kadar endişeli konuşuyorsun?” Seyhan dişlerini sıkarak ikiliye bakmıştı. Yapısı gereği ikisine de bu yaşına kadar saygısızlık yapmamıştı. Ama bu günkü sorumsuz davranışlarına sessiz kalmak istememişti.

“Ne yani ablam sabahtan beri evde yok ve siz bir kez olsun onu aramadınız mı?” Seyhan’ın sert sesi ortamda yankılanırken genç adamın bakışları hayal kırıklığıyla ikilinin üzerinde dolaşmıştı. Selim kardeşinin çıkışıyla duraksarken Mehmet Bey de üzülmüştü.

“Seyhan!”

“Size inanamıyorum baba, bu kadar mı kör oldunuz? Sizde biri dışarıda olsaydı sabahtan beri ortada olmasaydı eminim ablam meraktan on kez aramıştı. Ama siz onu bir kez olsun aramadınız. Ne yaptığını sormadınız. Onu geçtim sen abi, ablamın peşinde olan adamları bilmene rağmen bu kadar sorumsuz olabileceğini düşünmemiştim.”

“Dilay’ın peşinde biri mi var?” diyen Mehmet Bey yerinden kalkmak istemiş ama Selim tarafından engellenmişti.

“Sakin ol baba, Dilay tehlikede değil. Peşinde korumalar var,” dediğinde yaşlı adam endişeyle Seyhan’a bakmıştı.

“Seni anlamaya çalışıyorum abi, tamam boşandınız ama az da olsa çocuklar için ablamın sende hatırı yok mu? Peki baba sen, çok yazık o kadın yıllardır bizden çok sana evlatlık yaptı. Bu yaptığınız olmadı. Onun bizden başka kimsesi olmadığını bilmenize rağmen bu olmadı! Ben ablamı bulmaya gidiyorum.” Seyhan gerçekten kızmıştı. Gece sessizce olanları dinledikten sonra o da genç kadını merak etmeye başlamıştı. Çocuklar yemeklerini yedikten sonra odalarına çekilmişti. Vakit Dilay’ın evden gitmesi üzerine epey geç olmuştu. Neredeyse yatsı okunmak üzereydi.

“Bende seninle geleyim Seyhan,” diyen genç kız salondan çıkarken Seyhan genç kadına dönerek konuşmuştu.

“Gerek yok, siz sohbetinize devam edin.” Seyhan’ın sert çıkışı ile genç kız ona hak vermeden edememişti. Yerinde kalırken kendisini akşam yemeğine davet etmesine rağmen hala ortalıkta olmayan kadın için o da endişelenmeye başlamıştı.

“Selim, neler oluyor?”

“Bilmiyorum baba ama Seyhan haklı. Dilay’ı gün içinde hiç arayıp sormadık.” Selim’in konuşmasını bitirmesiyle Dilay kapıdan içeriye girmişti. Genç kadının yüzünde ki ifade aile üyelerini hem şaşırtmış hem de düşündürmüştü. Genç kadın huzurlu bir o kadar da kendilerine yabancı görünüyordu.

“Dilay kızım nerede kaldın?” Dilay babasının sorusuyla gülümsemeye çalışmıştı.

“Özür dilerim babacım, arayıp haber veremedim. İşlerim biraz uzayınca geç kaldım. Misafirimize de ayıp oldu.”

“Önemli olan senin iyi olman,” diyen adam ilk kez kızı gibi gördüğü genç kadını kendisinden uzak hissetmişti. Bunda da yanılmamıştı. Dilay çiftliğin kapısından girdiğinden beri yabancı topraklara girmiş gibi hissetmişti. Bu gün yaşadığı güzel günden sonra kendisini buraya ait hissedemiyordu.

“Ben çok yoruldum. Eğer ayıp olmazsa çıkıp dinlenmek istiyorum.” Dilay Gece’ye gülümseyerek bakmıştı. Gece kadının gülümsemesine takılı kalırken yutkunarak “Elbette, sorun değil,” dedi. Dilay izin isteyerek üst katta ki dairesine çıkarken oldukça düşünceliydi.

“Bir süre daha dayan Dilay, yakında huzurlu bir hayatın olacak.” Dairesinden içeriye girerek çocukların odasına yönelmişti. Aslı çocukların odasında onların başında bekliyordu. Dilay’ı görünce hızla yerinden kalkarak ona bakmıştı.

“Dilay abla?”

“Merhaba Aslı, nasılsın? Çocuklar ne zaman uyudu?”

“Çok olmadı Dilay abla, sen nasılsın. Sabahtan beri yoksun.” Bu durum Aslı’nın da dikkatini çekmişti.

“Kendime zaman ayırdım Aslı, inan çok iyi geldi.”

“Senin adına sevindim abla, senin de dinlenmen gerekiyordu.”

“Evde bir sorun çıktı mı? Çocuklar gün boyu sorun çıkarmadı değil mi?”

“Yok abla, hepsi çok usluydu. Diğerleri iye iyi anlaştılar. Yoruldukları içinde erkenden uyuya kaldılar.”

“Nisan ve Enes nerede onları da görmedim.” Dilay sessizce ikizlerin başını öperek odadan çıkmıştı. Aslı da genç kadını takip ederek peşinden çıkmıştı.

“Onları alt kattaki odaya yatırdık. Engin Bey gelmeyince Selim Bey Nisan’ı göndermek istemedi. Bakıcısını tek başına eve gönderdi.”

“İyi yapmış. Annesi olacak kadının ne yapacağı belli olmaz.” Dilay küçük mutfağa geçerek kendine kahve yaparken Aslı’ya da yapmayı teklif etmişti. İkili bir süre sonra ellerinde kahveyle terasa çıkarak karşılıklı oturmuştu.

“Özür dilerim abla, ikizlere sahip çıkamadım.”

“Bu konuyu kapatalım Aslı, olanlarda senin bir suçun yok.” Dilay derin bir nefes alarak konuşmasına devam etmişti. “Bu gün neyi fark ettim biliyor musun Aslı, hayatımda ilk kez gerek huzurun nasıl bir şey olduğunu. Kendimi işlere bu aileye o kadar çok kaptırdım ki geleceğimi hiç düşünmemişim. Hayatımı düzene sokmak zorundayım. Yakında buradan ayrılacağım Aslı, Seyhan ile evlenene kadar benimle yaşamak ister misin?” Aslı şaşkınlıkla genç kadına bakmıştı.

“Abla sen aileden ayrılacak mısın?”

“Ben aileden ayrılalı çok oldu Aslı, sadece bunu fark etmem uzun sürdü. Daha Selim gittiği gün aileden kopmuştum. Bunca yıl kendimi ait olmadığım bir yere aitmiş gibi yaşadım ama artık gözüm açıldı. Ben bu aileye ait değilim Aslı.” Aslı kadının sözleriyle dolan gözlerini kaçırmıştı.

“Böyle konuşmamalısın abla, Mehmet Bey seni kızı gibi seviyor. Seyhan senin evde olmadığını duyunca çok kızdı.”

“Seyhan çok iyi bir adam Aslı, onun kıymetini bil olur mu?” dediğinde Aslı gözyaşlarını akıtmaya başlamıştı.

“Abla böyle konuşma. Sanki hiç görüşmeyecekmişiz gibi.” Dilay kızın sözleriyle elinde ki fincanı masaya bırakarak kıza sarılmıştı.

“Yapma Aslı tabi ki görüşeceğiz. Sen benim olmayan kardeşim gibisin. Sakın üzülme.”

“Abla…” Aslı ağlamasına deva ederken dairenin kapısından içeriye endişeli bir şekilde giren Seyhan hızla ikilinin yanına ulaşmıştı.

“Abla?” diyen adam kadını kollarının arasına çekerken Aslı’ya sarılmış olan Dilay gülerek ikiliye birden sarılmaya çalışmıştı.

“Seyhan yeter bu kadar,” diye gülen Dilay adamın geri çekilmesiyle yüzünü avucunun içine almıştı.

“Abla nerelerdeydin, sabahtan beri evde değilmişsin. Çok merak ettim.”

“Biraz dolaştım Seyhan. Neden bu kadar endişelendin?”

“Sen böyle habersiz dışarıda kalmazdın. Kötü bir şey mi oldu?” Dilay başını iki yana sallayarak genç adama cevap vermişti.

“Hayır, sadece kafa dinlemek istedim. Çok yorulmuşum.”

“Abimle babama çok kızdım. Nasıl bu kadar sorumsuz davranabildiler?” dediğinde Dilay kaşlarını çatmıştı.

“Bu dediğini duymamış olayım Seyhan, abin de baban da hasta. Onların üzerine çok fazla gitmemelisin.”

“Ben geldiğimde keyifleri yerindeydi.” Seyhan yüzünü asarken Dilay onun alınganlık yaptığını anladığında kaçamak bakışlarını Aslı’ya çevirmişti.

“Görüyor musun Aslı, birileri kıskanmış gibi…”

“Abla çok ayıp beni sevdiğime gammazlıyorsun.” Aslı ikilinin konuşmasıyla utanırken Seyhan kızın utangaç hallerini sevgi dolu gözlerle izlemişti.

“Bana söz verin çocuklar, mutlu olmak için elinizden geleni yapacaksınız.”

“O ne demek abla, sen yanımızda olmayacak mısın?” Dilay derin bir nefes alıp dışarıya vermişti.

“Seyhan, sana açık olacağım. Babam iyileştiğinde çiftlikten ayrılmayı düşünüyorum. Burada kalmam doğru değil.” Seyhan duyduklarıyla hızla yerinden kalkmıştı.

“Buna izin veremem.””

“Lütfen Seyhan, çiftliği seviyorum evet ama burada kendimi kapana kısılmış gibi hissediyorum. Beni de anlamak zorundasın.” Seyhan bir süre genç kadının sözlerini düşünmüştü. Ona bu şekilde hissettiren kendileri olmuştu.

“Bizim yüzümüzden değil mi? Sana aileden olduğunu hissettiremedik.” Seyhan oldukça üzgündü.

“Belki aynı evde yaşamayacağız ama her zaman görüşeceğiz. Görüşmememiz mümkün değil zaten ikizler var.”

“Abla…”

“Lütfen Seyhan senin desteğine ihtiyacım olacak. Babam buradan ayrılmak istediğimi duyunca izin vermek istemeyecektir ama ben kararlıyım. Artık kendimi babanın omuzlarında yük olarak görmek istemiyorum. Sırf arkadaşına verdiği söz yüzünden oğlunu benimle evlendirdi. Şimdi de bu söz yüzünden ne abinin ne de benim hayatımın çıkmaza girmesini istemiyorum.” Dilay sözlerini bitirdiğinde aşağıdan gelen araba sesiyle ayağa kalkarak gelen kişiye bakmıştı. Engin kucağında Nisan ile arabasına binerken başını kaldırarak genç kadına bakmıştı. Dilay elini sallayarak genç adama selam verirken Engin hafif baş selamıyla ona cevap vermişti.

“Buradan ayrılmak istemenin Engin abiyle bir alakası var mı?” Dilay gelen soruyla duraksamıştı. Genç adamın bakışları giden arabanın ardına takılırken Dilay da düşünmeye başladı. Bu gün onun için bir ilkti. Engin itiraf etmese de genç kadın kendisine ilgi duyduğunu anlayabiliyordu. Dilay ilk kez sevildiğini hissediyordu. Daha önce umursamadığı bu duygular son birkaç günde ona iyi hissettiriyordu. Anlamlandıramadığı duygular içini sarıp sarmalıyordu. Bu hiçbir duyguya benzemiyordu.

“Bilmiyorum belki evet belki hayır. Ama kararım kesin, artık kimseye yük olmadan ayaklarımın üzerine duracağım.” Seyhan başını çevirip genç kadına bakmıştı.

“Sen kimseye yük değilsin ve hiçbir zaman olmadın. Aksine biz sana yük olduk.”

Dilay o gün aldığı kararların arkasında durmaya kararlıydı. Artık yıllarını geçirdiği bu yuvadan uçmanın zamanı gelmişti. Bundan sonra daha güzel günler onu bekliyordu. Belki de gerçekten seveceği birini bulur onunla bir hayat kurardı. Belki de çoktan bulmuştu ama yuva kurmasının zamanı gelmemişti. Bildiği tek şey artık ayakları yere daha sağlam basacaktı. Korkulardan uzak her şeye gücünün son damlasına kadar kendini ve çocuklarını koruyacaktı.

“Hadi gidin de uyuyun. Ben çok yoruldum yatacağım.” Seyhan Aslı’nın elini tutarak daireden çıkarken Dilay terastaki ikili koltuğun büyük minderlerinin arasına gömülerek gökyüzündeki yıldızları izlemeye başlamıştı. Şehrin ışıklarından uzakta yıldızlar daha bir parlak, daha bir göz alıcı görünüyordu. Tıpkı kendi gözlerinde ki yıldızlar gibi!

***

Dilay kararını verdi. Bakalım bundan sonra ne olacak. Yorumlarınızı bekliyorum. Bu arada son bölümleri kontrol etmeden atıyorum. Bu yüzden hata varsa affola. Çayı kesimini bir hafta içinde bitirmeyi umuyorum ondan sonra daha rahat bölüm yazıp yayınlayacağım. Bu süre zarfında anlayış gösteren herkese çok teşekkür ederim.

BÖLÜM BİTTİ REKLAM ZAMANI! REKLAMA TIKLAMAYI UNUTMAYIN!

27. BÖLÜM <<<<<<——>>>>> 29. BÖLÜM

23290cookie-checkDilay Hanım 28. Bölüm