Haziran 27, 2022 Yazarı mermaridyy 21

Dilay Hanım 31. Bölüm

Herkese hayırlı akşamlar arkadaşlar. Sayfanın yeni hali nasıl olmuş. Hikaye okurken zorluk çekiyor musunuz? Umarım yeni halinden hoşlanmışsınızdır. Keyifli okumalar!

****

Genç kadın gözlerine vuran güneş ışıklarından rahatsız olarak gözlerini araladığında önceki güne inat parıldayan güneşe buruk bir şekilde gülümsemişti. Çocuklarını çok özlemişti ve şu güzel günün tadını bile çıkaramıyordu. Derin bir iç çekip yerinde doğrulurken kapıdan gelen tıklama sesiyle bakışları kapıya yönelmişti.

“Gelebilirsin,” diye seslenen Dilay elinde tepsi ile odaya giren genç adamı görünce gülümsemişti. Engin odanın kapısını açık bırakarak elindeki kahvaltı tepsisiyle Dilay’a doğru ilerliyordu.

“Zahmet etmeseydin Engin, beraber salonda yapardık kahvaltıyı.” Engin kadının mahcup haline gülümseyerek karşılık vermişti.

“Yataktan kalkmaman gerekiyor Dilay, bu gün dinlen yarın daha iyi hissedersen çocukları görmeye gideriz.” Dilay’ın yüzü asılmıştı. Engin söyleyene kadar bedenindeki güçsüzlüğün farkında değildi.

“Yine de salonda kahvaltı yapmayı isterdim. Yatakta yemek yemeyi sevmiyorum. Nimet sonuçta dökülür falan…” Engin kızın oldukça ciddi olduğunu görünce elindeki tepsiyi odadaki komodinin üzerine bırakarak Dilay’a kalkması için yardım etmişti.

“O zaman seni banyoya kadar götüreyim. Üzerini değiştir sonra da salona geçelim.”

“Teşekkür ederim,” diyen genç kadın adama minnetle bakmıştı. Engin kadını odada ki banyoya kadar götürerek elini yüzünü yıkamasında yardımcı olmuştu. Daha sonra Seyhan’dan istediği kıyafetlerin olduğu çantayı kızın yattığı yatağın üzerine bırakarak “Bunun içinde kıyafetlerin var. Seyhan Aslı’ya hazırlattı. Üzerini değiştirebilirsin değil mi?” diye sordu.

“Teşekkür ederim ben halledebilirim.” Genç adam getirdiği tepsi ile odadan çıkarken kapıyı kapatmıştı. Dilay kapanan kapıya gülümseyerek bakarken çantadan kıyafetlerini çıkararak üzerini değiştirip adamın yanına gitmişti. Engin genç kadını görünce çabucak hazırladığı masaya doğru yürümesine yardım etmişti. Dilay yerine oturduğunda Engin hemen çayları doldurmuştu.

“Teşekkür ederim,” dedi genç kadın. Adam yerine oturacağı sırada kapı zilinin çalmasıyla ikili bir birine bakmıştı.

“Birini mi bekliyordun?” Engin başını olumsuz bir şekilde sallarken oturduğu yerden kalkarak kapıya doğru ilerlemişti. Genç adam kapıyı açtığında karşısına iki kardeşi görünce duraksamıştı.

“Günaydın Engin abi, ablam nasıl oldu?” Seyhan eve girerken Selim de genç adama selam vermişti. İkili salona girdiğinde Dilay Selim’i görünce kalkmak istemiş ama Selim odan önce davranarak genç kadının yanına gitmişti.

“Kalma yerinden, nasıl oldun?” Selim oldukça şefkatli bir ses tonuyla genç kadına sorarken Seyhan’ın bakışları Engin ve abisi arasında gidip geliyordu. Engin garip bir şekilde genç adamı kıskanmıyordu. Selim ve Dilay’ın bir zamanlar evli olmaları, çocukları olması Engin için sorun teşkil etmiyordu. Dilay Seyhan’a bakarak gülümsemişti.

“Neden bu kadar erken geldiniz, çocuklar ne yapıyor?”

“Erken mi? Saatin kaç olduğunu biliyor musun abla, öğleye geliyor.” Dilay şaşkınlıkla Engin’e bakarken Engin başını sallamıştı.

“İlaçların olmasaydı seni uyandırmayı düşünmüyordum ama hadi kahvaltını yap ilaç içeceksin.” Genç adam Selim ve Seyhan’a dönmüştü.

“Sizde bize katılır mısınız?” dediğinde Seyhan masaya kurularak “Ben çay içerim,” dedi. Selim kardeşine kınayan bakışlar atarken Dilay genç adama gülmüştü. Seyhan onun neşe kaynağıydı. Engin genç kadının gülümsediğini görünce içini çekmişti. Kabul etmeliydi ki Seyhan genç kadına iyi geliyordu.

“Hadi geç sende Selim ben bardak alıp geliyorum.” Genç adam Engin’in gösterdiği yere otururken bakışları genç kadına takılmıştı.

“Nasıl oldu bu Dilay, kimin yaptığını gördün mü?” Dilay çayından bir yudum alarak genç adama döndü.

“İşe giderken önümü kestiler. Ben anlamadan arabanın içine üstten bayıltıcı koku atmışlar. Sonrasında uyandığımda bir evdeydim. Sanırım erken uyanmamı beklemedikleri için evde yalnız bıraktılar beni. Bir şekilde kaçmayı başardım sonra da bir köye sığındım. Gerisi buradayım!” dediğinde Selim dişlerini sıkmaya başlamıştı. Genç kadının anlattıklarından hoşlanmamıştı.

“Arabanı perte çıkardılar,” dedi Seyhan üzgün bir şekilde. Arabanı ağaca vurmuş bir şekilde görünce tüm hastaneleri aradık ama bir şey çıkmadı. Polis araba kamerasından kaçırıldığını anladığında elimiz kolumuz bağlandı.”

“Araba kamerası mı?” Dilay aklına gelen şeyle gözleri açılmıştı. Onun arabası son model olduğu için araba kamerasına sahipti. Nasılda unutmuştu bunu.

“Evet, arabada kamera vardı. Polis kazanın kasıl olduğunu öğrenmek isterken kaçırıldığını öğrendi.”

“Sahi kayda değer bir görüntü var mı? Ya da adamlardan yüzleri görünen var mı?” dediğinde Selim kaşlarını çatarak genç kadına bakmıştı.

“Neden soruyorsun?”

“Bayılmadan önce bir ses duydum, onun gerçek olup olmadığını anlamak için o kaydı izlemem gerek.”

“Adamların yüzleri kapalı, kim olduğunu nasıl anlayacaksın.”

“Yine de izlemek istiyorum. Bunu yapabilir misiniz? Polis bana görüntüleri izletir değil mi?” Engin salona girdiğinde sormuştu.

“Ne görüntüsü?”

“Arabanın kamera görüntüleri. Onları izlemek istiyorum.” Engin bakışlarını Selim ve Seyhan’a çevirerek sormuştu.

“Öyle görüntüler mi var?” dediğinde oldukça ciddiydi. Kendisinin bu görüntülerden neden haberi olmadığını düşünmeden edememişti. Seyhan adamın yüzündeki ifade karşısında üzülmüştü. Ablasını bulmak için en çok karşısında ki adam uğraşmış ve sonunda ablasını bulmuştu.

“Neyse bu konuyu sonra konuşuruz, şimdi kahvaltını bitir.” Dilay adamın dediğini ikiletmeden yaparken Seyhan genç kadının tavrına gülümsemişti. Ablası küçük bir kız çocuğu gibi davranıyordu. Yıllardır yüzünde görmediği bir huzur kaplamıştı ablasının ifadesini. Kahvaltıdan sonra genç kadın ilaçlarını alınca uykusu gelmişti. İzin isteyerek kendisine tahsis edilen odaya geçerken üç adam oturmuş sessizce düşünüyordu. Sessizliği Selim’in çalan telefonu bozmuştu. Genç adam arayanı görünce yüzüne istem dışı oluşan gülümsemeye yerinden kalkmıştı. Cama doğru ilerleyerek telefonuna cevap verdi.

“Efendim,” diyen adam karşıdan gelen konuşmayı dinledikten sonra cevap vermişti.

“Öyle mi çok sevindim. Akşam görüşelim bu konuyu ayrıntılı konuşalım,” dediğinde iki adamda merakla Selim’e bakıyordu. Genç adam telefon görüşesi boyunca ağzı kulaklarında konuşmuştu. Telefonu kapattığında Seyhan tek kaşını kaldırarak genç adama bakmıştı.

“Hayırdır abi, ne bu keyif?”

“Gece aradı, dava bitti işine dönmüş. Dilay’ın davasını da o araştıracak.”

“İyi o zaman akşam burada toplanalım. Ayrıca şu görüntüleri de izleriz. Eminim Gece bizimle görüntüleri paylaşacaktır.”

“Ben onunla konuşurum.” Engin yerinden kalkarak Selim’in çatık kaşları altında odadan çıkmıştı.

“Ne konuşacak Gece ile?” diye soran Selim kardeşine bakmıştı. Seyhan abisinin çatılan kaşlarına gülmemek için kendisini tutuyordu.

“Neden bana soruyorsun? Engin abi ve Gece abla uzun süredir tanışıyor. Neden konuşmasınlar ki?”

“Ne bu böyle ben sorarım ederim, bu durum hiç hoşuma gitmedi.” Selim yerinden kalkarken Seyhan geriye yaslanarak keyifle abisini izlemeye başladı.

“Sen kıskanıyor olabilir misin?” Selim kardeşinin sorusu ile duraksamıştı.

“Ne alaka, neden kıskanayım?”

“Bilemem buradan bakınca kıskanç bir sevgiliye benziyorsun.” Selim yutkunarak bakışlarını kaçırmıştı. Duygularını belli etmenin zamanı değildi ama kendisine engel olamamıştı. Engin salona geldiğinde iki kardeşin arasında ki gerginliği fark etse de bir şey söylememişti.

“Gece ile konuştum. Akşama görüntülerin bir kopyasını getirecek.”

“Ne ara konuştunuz?” diye çıkışan Selim Engin’in dikkatini çekmişti.

“Az önce, bir sorun mu vardı?” Seyhan boğazını temizleyerek abisini uyarırken Selim kendine gelmişti.

“Akşama o zaman burada toplanacağız. Biz kalkalım artık çocuklara erken geleceğime dair söz verdim.” Selim ayaklanırken Seyhan yerinde oturmaya devam ediyordu.

“Sen gelmiyor musun?”

“Ben biraz daha ablamın yanında kalacağım sen gidebilirsin.”

“Arabayı ben alıyorum sen nasıl geleceksin?” Seyhan abisinin çıkışlarına gülmemek için kendisini zor tutuyordu.

“Engin abinin arabasını alırım olmadı taksi çağırırım sen beni düşünme.”

“Sen bilirsin,” diyen genç adam kaşlarını çatarak evden ayrılmıştı. Engin daha fazla dayanamayarak sormuştu.

“Abinin nesi var?” genç adamın sorusuna Seyhan daha fazla dayanamayarak kahkaha atmıştı.

“Kıskançlık yapıyor.” Engin şaşkınlıkla genç adama bakarken onun neden bahsettiğini anlamamıştı.

“Dilay’ı mı kıskandı?” diye sorarken alacağı cevaptan oldukça tedirgin bir şekilde bekliyordu.

“Ablamı değil Gece’yi kıskandı. Birde ben gitmeyince kardeşini…” dediğinde Engin şaşkınlıkla genç adama bakmıştı.

“Gece ne alaka? Hem Selim öyle kıskanç birine de benzemiyordu.”

“Abim normalde çok kıskançtır ama kendisi için vazgeçilmez olanlara karşı.”

“O ne demek?”

“Ablama duygusal bir bap hissetmediği için onu kıskanmaması normal ama Gece’ye hissettiği duygular için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.” Engin’in yüzü asılmıştı. Dilay’ı kıskanıp aralarına mesafe koymaya çalışmasını elbette istemezdi ama genç kadına hak vermeden de edememişti. Çocuklarının babası için kadının hiçbir önemi yoktu. Belki değer veriyor, insan olarak başına bir şey gelsin istemiyor olabilirdi ama Dilay’ı yıllarca görmezse özlemezdi. Selim’in ilk kez bencil olduğunu düşünmeye başlamıştı. Çocuklarını tek başına büyüten kadına karşı hiçbir sorumluluk hissetmemesi Engin’in içini acıtmıştı. Dilay’ın ettiği teklifi düşünmesine bile gerek oktu. En kısa sürede çocuklarla konuşarak Dilay’ı hayatına katmaya kararlıydı.  

“Ne düşünüyorsun Engin abi?”

“Aslında seninle bir konuda konuşmak istiyorum. Ailede Dilay’ın en samimi olduğu kişi sensin. Senin düşüncelerin benim içinde Dilay içinde çok önemli.”

“Ne hakkında konuşacaksın abi, konuyu uzatmana gerek yok. Lütfen açıl konuşalım.” Seyhan adamın açıklama girişimlerinden şüphelenmişti.

“Dilay ile evlenmek istiyorum. Onu seviyorum!” dediğinde Seyhan adamın ciddi ifadesi karşısında yutkunmadan edememişti.

“Ablam bunu biliyor mu?”

“Evet biliyor, onunla evlenmek istediğimi…” Seyhan yeniden yutkunma ihtiyacı hissederek yutkunmuştu.

“Peki ne cevap verdi.”

“Kabul etti ama önce çocuklara açıklamamız lazım. Onların isteği her şeyden önemli.” Genç adamın sözleri ile durgunlaşan Seyhan yerinden kalkarak pencereye doğru ilerlemişti. Engin sessizleşen adamın ne düşündüğünü bilmek istiyordu.

“Bir şey söylemeyecek misin?”

“Bu ablamın kararı. Ben onun mutlu olmasından başka bir şey istemiyorum. Çocukların sorun çıkaracağını sanmıyorum.”

“Bende öyle umuyorum ama önce şu olayı aydınlatmak istiyorum. Dilay’ın diken üstünde yaşamasını istemiyorum. Son olarak abine söyle Elmas buralarda. Adamlarım geçen gün onu çiftliğe yakın yerde görmüşler.”

“O kadın hangi yüzle buraya kadar geldi ki?” Seyhan duyduğu haber karşısında sinirlenmişti.

“Bilmiyorum ama dikkatli olmakta fayda var. Belki ablası Esma için gelmiştir ama siz yine de dikkatli olun.”

“Haber verdiğin için teşekkür ederim. Çocuklara evlilik meselesini ne zaman açıklayacaksınız?” Engin omzunu silkeleyerek derin bir nefes almıştı.

“İkizlere dikkat et yeter Seyhan, anladığım kadarıyla abinin başı bu aralar dumanlı. Hem hastalık hem de yeni keşfettiği duyguları onun aklını dolduruyordur.” Seyhan genç adamı onaylarken bir süre daha durduktan sonra Engin’in arabasını alarak oradan ayrılmıştı. Genç adam birikmiş işlerini halletmek için dosyalarını salonda ki masaya yayarak çalışmaya başladığında saat öğleden sonra ikiyi gösteriyordu.

***

“Dilay neden eve gelmedi hala?” Mehmet beyin sorusu ile Selim babasından bakışlarını kaçırmıştı.

“Kendini toparlaması gerekiyor baba, yarın öğleden sonra eve geleceğini düşünüyorum.” Selim genç kadının gerçekten de solgun olduğunu kabul etmek zorundaydı.

“Kızımın yeri burasıydı, toparlanacaksa babasının evinde toparlansın.”

“Baba çocukların yanında bu şekilde konuşmanı istemiyorum. Zaten Dilay’ı çok özlediler.”

“Dilay özlemedi mi çocukları, neden gelmedi ki?” Yaşlı adam çocuk gibi yüzünü asmıştı. İki gün sonra kontrolü vardı, sonrasında ise hapsolduğu sandalyeden kurtulacaktı.

“Baba bu mümkün mü sence? Dilay’ın tüm hayatı çocuklardan ibaret.” Yaşlı adam başını sallarken bakışları kapı arasında ki gölgeye takılmıştı.

“Küçük adam orada ne arıyorsun? Kapı dinlemek kötü bir alışkanlıktır.”

“Yanına geliyordum dede,” diyen Süha yavaş bir şekilde dedesinin yatağına yaklaşarak yanına çıkıp oturmuştu. Selim oğlunun kendisine bakmaması karşısında üzülmüştü.

“Oğlum, neden bana bakmıyorsun?” Süha omzunu silkerken Selim küçük çocuğu kucağına alarak odada ki koltuğa oturmuştu. Süha babasına bakmama konusunda inat ediyordu.

“Süha bana bak oğlum,” diyen Selim küçük çocuğun çenesini tutarak yüzünü kendine çevirmişti.

“Ben seninle konuşmak istemiyorum.”

“Neden?”

“Sen Gece ablayı sevdiğin için annem bizi bırakı gitti,” dediğinde Selim şaşkınlıkla babasına bakmıştı. Yaşlı adam kaşlarını çatarak oğluyla torununa bakarken Selim ne söyleyeceğini bilememişti.

“O nereden çıktı oğlum, olur mu öyle şey. Anneniz iş için gitmişti.”

“Neden gelmedi o zaman? Annem bizden ayrılmazdı. Sen geldin annem gitti.” Süha’nın gözleri dolu dolu olmuştu.

“Annen geldi oğlum. Ama biraz hasta olduğu için Engin amcanın yanında!” dediğinde Süha heyecanla babasına bakmıştı.

“Gerçekten mi?” dediğinde çocuğun sevindi Selim’e de bulaşmıştı.

“Gerçekten tabi oğlum. Sizde hasta olmayın diye yarın eve gelecek.”

“Ama ben annemi çok özledim, gidip onu göremez miyim?” dediğinde Selim oğluna kıyamamıştı. İki çocukta annelerini çok özlemişti. Dilay’ın ne düşündüğü umurunda değildi. İki küçük kalbi daha fazla kıramamıştı.

“Hadi git üzerini değişsin Aslı ablan annene gideceğiz.” Süha sevinçle babasının kucağından atlayarak koşarak odadan çıkmıştı. Süreyya’yı da alarak Aslı’nın yanına çıkmıştı. Sevinçle annesine gideceklerini söylerken Aslı hem şaşırmış hem de mutlu olmuştu. İki çocuğun üzerini değiştirerek yedek bir çanta ayarlayarak Selim’in eline vermişti.

“Selim abi emin misin?”

“Çocuklar annelerini çok bekledi.”

“Anlıyorum, neyse çantada her şey var abi, Dilay ablaya selam söyleyin.” Selim çocukları arabanın arka koltuğuna oturtup kemerlerini bağlamıştı. İkizler yol boyunca sevinçle şakımıştı. Selim çocuklarının sesini keyifle dinlerken aldığı karardan pişman değildi. Kırk dakika sonra araba Engin’in evinin önünde durduğunda Süreyya ne uzanarak “Engin amcanın evi burası değil ki?” dediğinde Selim kızının meraklı bakışlarına gülümsemişti.

“Burası Engin amcanın diğer evi canım, hadi annenizi görelim.” Selim arabadan inerek çocuklarında inmesine yardım ederken ağır adımlarla evin kapısına ulaşmıştı. Genç adam zile basarken iki çocuğun da elini tutmuştu.

Engin uzun süredir oturmaktan ağrıyan boynunu tutarak çalan kapıyı açmak için dış kapıya yönelmişti. Seyhan’ın geldiğini düşünürken kapıyı açtığında karşısına çıkan üçlü ile duraksamıştı.

“Çocuklar?” diye soran genç adam bakışlarını Selim’e çevirmişti.

“Annelerine ihtiyaçları var,” diyen genç adam kısa bir açıklama yapmıştı.

“Engin amca annem buradaymış doğru mu?” Süha’nın hevesle soru sorması Engin’in içini ısıtmıştı. Çocuğun boyuna eğilerek ona cevap verdi.

“Evet küçük adam anneniz burada ama biraz hasta olduğu için uyuyor.”

“Hala uyuyor mu?”

“İlaçların etkisi,” diye Selim’i yanıtlayan genç adam ikizlerin eve girmesi için kenara çekilmişti.

“Annemi görebilir miyiz?” Süreyya merakla Engin’e bakarken Engin eğilerek küçük kızı kucağına almıştı.

“Elbette hayatım o nasıl soru öyle. Ama sessiz olun tamam mı anneniz uyanmasın. Hem ona da sürpriz olur sizi yanında görünce.” Süha’nın da elini tutarak sessizce genç kadının uyuduğu odaya yönelmişti. Çocuklar uyuyan annelerini görünce öne doğru atılsalar da Engin sessizce onları uyarmıştı.

“Hadi üzerini çıkaralım annenizin yanına yatın,” diyen adama baş sallayarak onay veren ikili oldukça sevinçliydi. Süreyya üzerinde ki hırkasını çıkararak hızla annesinin yanına çıkmıştı. Dilay o kadar derin uyuyordu ki yanına çıkmak için atağı sallayan ikizlerin farkına bile varmamıştı. Süha da annesinin yanına uzandıktan sonra Engin üzerlerini örterek kapıya yönelmişti. Selim kapıdan ikizlerin annesine sarılıp gözlerini kapattığını görünce buruk bir şekilde gülümsemişti.

“Biz salonda bekleyelim, Dilay ikizleri görünce çok sevinecek.”

“Bize çok kızacak ama çocuklar onun sinirini alır.” İkili gülerek karşılıklı otururken kısa bir sessizlik olmuştu.

“Dilay ile evlenmek istiyorum!” Engin uzatmadan aklında ki şeyi genç adama açıklayıvermişti. Nedense bu konuyu Selim ile konuşmak istemişti.

“Evlenmek mi?”

“Evet, uzun zamandır düşünüyorum. Dilay’ı seviyorum ve bundan sonraki hayatımda olmasını istiyorum.” Selim adamın açık sözlülüğüne şaşırmış olsa da cesaretine hayran kalmıştı.

“Benden ne istiyorsun? Bunun kararını Dilay verecek.”

“Biliyorum ama senin de bilmeni istedim. Ne de olsa bir geçmişiniz var.” Selim genç adamın sözlerine gülmeden edemedi.

“Bizim geçmişimiz öyle duygusal bağlarla olan bir şey değil. Bak Engin biz evlendiğimizde ikimizde çok gençtik. Dilay daha yirmilerine girmemişti bile. İkimizde cahildik.”

“Yine de bilmen gerekir diye düşündüm. En azından niyetimi bilmelisin.” Selim adama anlayışla bakmıştı.

“Ee ne içmek istersin? Kahve, çay kola,” dediğinde Selim derin bir nefes almıştı.

“Yorgun görünüyorsun, iler yoğun olmalı. İstersen çayı ben demleyeyim?”

“Yorgunum ama dayanılmayacak derecede değil. İşler bu aralar yoğun. Yeni bir iş kurduk sayılır.”

“Biliyorum, Dilay bahsetmişti.” İkili birlikte mutfağa geçtiklerinde çay suyunu koyarak karşılıklı oturup sohbete başlamıştı. Yaklaşık yarım saat sonra kapıda kaşları çatılı bir şekilde beliren genç kadın dikkatlerini çekmişti.

“Uyanmışsın, nasıl hissediyorsun?”

“Çocukların burada ne işi var Selim?” Dilay’ın bakışları direk genç adamın gözlerine odaklanmıştı.

“Seni çok özlediler. Süha annesinin artık gelmeyeceğine dair düşüncelere kapılmıştı. Ne yapsaydım?” Dilay adamın sözlerine üzülmüştü. Dilay konuşacağı sırada beline dolanan kollarla susmak zorunda kalmıştı.

“Annecim uyandın mı?” Süha annesinin beline sıkıca sarılmıştı. Dilay oğlunun kollarını belinden çözerek eğilip oğlunu kucağına almıştı.

“Uyandım hayatım, bakayım sana sen ne kadar büyüdün böyle. Kocaman adam oldun.”

“Büyüdüm değil mi anne? Seni çok özledim bir daha gitmeyeceksin değil mi?”

“Gitmeyeceğim hayatım, gidersem de sizi de yanımda götüreceğim.”

“Söz mü?” Süha onay almadan annesinin boynundan kollarını çözmeyecek gibiydi.”

“Süha anneni boğacaksın. Hasta olduğunu biliyorsun.” Babasının uyarısı ile küçük çocuk annesinin boynundan kollarını çekmişti.

“Özür dilerim annecim.” Dilay oğlunun yanaklarını öperek sandalye çekip oturmuştu. Oğlunu kucağında rahat bir şekilde oturtarak masanın üzerinde ki bisküvilerden oğluna yedirmeye başlamıştı.

“Süreyya uyanmadı mı?” Selim oğluna sorarken Süha omzunu silkeleyerek cevap vermişti.

“O uykucunun biri, annem uyanınca bende hemen uyandım.” Dilay oğlunun sözlerine gülmeden edememişti. Sürekli oğluna sarılıyor, saçlarına öpücükler konduruyordu.

***

Genç kadın güçlükle ikizleri uyutup salona geçtiğinde Gece de gelmiş bilgisayar ekranını ayarlamaya çalışıyordu. Dilay genç kızı görünce gülümseyerek ona bakmıştı.

“Hoş geldin Gece, nasılsın?” Gece duyduğu sesle hızla yerinden kalkıp genç kadının yanına gitmişti.

“Asıl sen nasılsın? Seni çok merak ettik.”

“Çok şükür iyiyiz. Duyduğuma göre benim davama sen bakacaksın. Görüntüleri getirdin mi?”

“Evet, getirdim. Adamlar maskeli bir şey çıkar mı bilmiyorum.” Dilay başını sallayarak Engin ve Selim’in ortasına geçerek ekrana bakmaya başlamıştı. Dikkatle olayı izlerken adamların maskeli oluşlarına yüzü asılsa da izlemeye devam etmişti. Arabanın iç kamerasında nasıl bayıldığını ve konuşan kişinin sesini duyunca dişlerini sıkmıştı. Yanılmamıştı. Sesi olmasa bile o elleri nerede görse tanırdı. Öfkeyle yerinden kalkarken dişlerini sıkarak “Onu öldüreceğim,” diye söylendi.

“Ne oldu? Kim olduklarını tanıdın mı?”

“Nihat’tan başkası değil.”

“Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?” Gece polislik dürtüsüyle sorarken Dilay ona dönmüştü.

“Sesini tanıdım. O delil olmazsa elleri… Nihat’ın sağ el parmaklarından ikisi bitişik. Kamerada net bir şekilde görünüyor.” Genç kadının sözleri ile herkes pür dikkat ekrana odaklanmıştı. Genç kadını arabadan indiren maskeli adamın parmaklarında ki bitişiklik herkes tarafından görünmüştü.

“Onu geberteceğim, sana yaklaşmamasını söylemiştim.” Engin de ayağa kalkarak sinirle kapıya yönelirken Gece önüne geçmişti.

“Bu işe karışmamalısın, bundan sonrası bana ait.”

“Nasıl karışmayayım Gece, Dilay’a yaşattıklarını affedemem.” Genç adam kapıya doğru ilerlerken Dilay’ın seslenmesiyle duraksamıştı.

“Engin, lütfen gitme!

***

Arkadaşlar yorumlar neden bu kadar düştü. Bölüm vasatsa bile yorum yapın fikrinizi söyleyin. Ayrıca yorumlar azalınca bendeki yazma isteği de etkileniyor. Belki cevap yazamıyorum ama hepsini okuyorum. Ayrıca yorumlar hikayenin gidişatını değiştirebilir. Lütfen beni yalnız bırakmayın!

AYRICA LÜTFEN ETKİNLİK İÇİN TEK REKLAMA TIKLAMAYI UNUTMAYIN!

TEŞEKKÜR EDERİM!

30. BÖLÜM <<<<<—–>>>>> 32. BÖLÜM

23970cookie-checkDilay Hanım 31. Bölüm