Temmuz 4, 2022 Yazarı mermaridyy 15

Dilay Hanım 32. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Biliyorsunuz sitemiz bir ay ceza aldı ve bazı okuyucular bölümlerin bildirimini alamıyor. Lütfen hikaye seven arkadaşlarınıza sitemizi tavsiye eder misiniz? Belki ziyaretçi sayısı artarsa etkileşim de artar. Teşekkür ederim. Keyifli okumalar!

***

İnsanın beyni sürekli çalışıyordu. Aynı anda birçok şey düşünüp sonra o düşüncelerin birbiri ile savaşın içine girip hiç birinin galip olmaması kadar yorucu bir duygu yoktu. Bir yanı kal üzme derken diğer yanı git ona dokunan elleri kır diyor aynı zamanda bu iki yanının arasına sürekli nifak sokan başka bir ses beynini yiyip bitiriyordu. Böyle bir çıkmazın içinden iki yanda duran elinde hissettiği temaslarla genç adam kendisine gelmişti.

“Engin amca nereye gidiyorsun?” Engin iki yanında duran ikizlere bakarken uykudan uyanmış çocuklar şiş gözleri merakla genç adama bakıyordu. Dilay çocuklarını görünce derin bir nefes almıştı. Ortam oldukça gergindi.

“Engin amca söylemeyecek misin?” Süreyya ısrarla genç adama sorarken diğer yandan da tuttuğu elini sallıyordu. Süha da bir annesine bir Engin’e bakarak annesinin neden üzgün olduğunu anlamaya çalışıyordu.

“Annem sen gittiğin için mi üzüldü Engin amca?” Süha’nın sorusu genç adamı kendine getirirken çocuğa doğru eğilerek onunla aynı boya gelmişti.

“Ben bir yere gitmiyorum küçük adam, annen üzülmeyecek.” Süreyya annesine dönerek eksik dişiyle gülümsemişti.

“Gördün mü anne, Engin amca gitmiyor. Artık ağlama…” dediğinde Dilay yanağında ki ıslaklığı yeni fark ediyordu. Hızla yanaklarını silerken genç kadın eğilerek kollarını iki yana açıp çocuklarını davet etmişti. İkizler koşarak annesine sarılırken diğerleri anne ve çocuklarına imrenerek bakmıştı.

“Babaya sarılmayacak mısınız?” Selim yüzünü asarak sorarken Süreyya hemen babasına koşmuştu.

“Üzülme babacım sana da sarılırım.” Selim kızının sıcakkanlı oluşuna mutlu oluyordu. Küçük kollar boynuna dolanırken genç adam kızının saçlarını öpmeye başlamıştı.

“Ee ne yapacağız?” Engin’in sorusu ile Gece araya girmişti.

“Bundan sonrası bende olacak Engin, sizin karışmanızı istemiyorum.”

“Mümkün değil, onlarla görülecek hesaplarım var. Bunca yıl sabrettim ama bu son olan bardağı taşırdı.” Dilay hemen itiraz ederken Gece başını iki yana sallamıştı.

“Haklıyken haksız duruma düşmemelisin Dilay, kendini düşünmüyorsan onları düşün.” Gece ikizleri işaret ederek kadını sakinleştirmeye çalışmıştı.

“Onları düşündüğüm için bu işi ben halletmeliyim dedim. Yoksa asla rahat bırakmayacaklar.” Selim kızını yere bırakarak Engin’e bakmıştı.

“Engin sen çocuklara yiyecek bir şeyler verebilir misin?” diye sorarken amacı onları bu tartışmadan uzak tutmaktı.

“Hadi çocuklar biz yemek yiyelim.” Engin iki çocuğun elini tutup salondan çıkarırken Dilay arkalarından kısa bir bakış atarak yeniden karşısında ki ikiliye dönmüştü.

“Bu konuda tartışmak istemiyorum Gece, onların karşısına ben çıkacağım. Henüz benim kurtulduğumu bildiklerini sanmıyorum.”

“Yine de bu çok tehlikeli.” Gece bir adım öne çıkarak genç kadının elini tutmuştu. Dilay gözlerinde gerçek bir endişe olan kıza gülümsemeye çalışmış ama gülümsemesi dudaklarında yarım şekilde asılı kalmıştı.

“Benim için endişelenmeyin. Bu zamana kadar başımın çaresine baktım ama bu son olanı göz ardı edemem.” Dilay’ı ikna edemeyeceğini anlayan genç kız Selim’e dönmüştü.

“Sende bir şey söylesene neden sessizsin?” Gece’nin kaşlarını çatmasıyla Selim konunun kendisine dönmesiyle afallamıştı.

“Ben ne yapabilirim. Dilay kararlı bu konuda.”

“Ne yani öylece adamın karşısına çıkmasına izin mi vereceksin?”

“Ne yapmalıyım Gece, Dilay kararını verdi.”

“Sana inanamıyorum. Boşanmış olabilirsiniz ama o senin çocuklarının annesi!” diye kızan genç kız Selim’in yutkunmasına neden olmuştu. Dilay kızın baskın karakteri karşısında Selim’in çaresiz kalmasına neredeyse gülecekti.

“Sakin olun lütfen kavga etmeyin.” Dilay araya girmek istemiş ama Gece’nin sert bakışlarına maruz kalmıştı.

“Sakin mi olayım. Şuan baksana ne kadar vurdumduymaz. Onun seni ikna etmesi gerekiyordu. Boş boş bakması değil.”

“Selim fikrimi değiştirmeyeceğimi biliyor Gece, onun üzerine bu kadar gitme.”

“Boş versene!” diye elini savuran genç kız koltuğa oturarak kollarını bağlayıp başını çevirmişti. Dilay şaşkınlıkla kalakalan Selim’in ifadesine daha fazla dayanamayarak kahkaha ile gülmeye başlamıştı.

“Sen neye gülüyorsun?” Selim genç kadına çıkışırken Gece hızla adama dönerek “Bağırma kadına,” diye bağırmıştı.

“Şimdi ben mi suçlu oldum? Neden bana böyle davranıyorsun?” Selim yüzünü asarak genç kıza bakmıştı.

“Şuanda burada sen varsın, bana yardımcı olmalısın ama olmuyorsun.” Selim genç kızın yanına giderek karşısında ki orta sehpaya oturarak kızın kendisine bakmasını istemişti.

“Bak seninle tartışmak istemiyorum. Bende Dilay’ın iyi olmasını istiyorum. Dediğin gibi o çocuklarımın annesi ve benim içinde ailem içinde çok önemli. Ama bize düşen ona destek olmak yoluna çıkmak değil.” Dilay ikiliyi yalnız bırakarak çocuklarının sesinin geldiği mutfağa gitmişti. Kapıdan Engin’in çocuklara şakalar yaparak sandviç hazırlamasını kapıya yaslanarak izlemeye başlamıştı. Engin genç kadının varlığını hissederek arkasını döndüğünde kendisine gülümseyerek bakan kadınla göz göze gelmişti.

“Konuşmanız bitti mi?” Dilay başını sallarken mutfağa girerek konuşmuştu.

“Bana da var mı?”

“Anne Engin amca çok güzel sandviç yapıyor biliyor musun?”

“Öyle mi hayatım. Hadi Engin amcanıza söyleyin annenize de yapsın.” Süreyya gözlerini büyüterek Engin’e baktığında genç adam küçük kızın ikna yöntemine gülmüştü.

“Bu kız çok can yakacak. Gözlerini şöyle büyütünce mavileri daha can yakıcı oluyor.” Dilay genç adamın sözlerine gülerken “Selim duymasın,” dedi.

“Neyi duymayacağım ben?” Selim Gece’nin inadını kıramayınca kendine destek kuvvet bulmak için mutfağa geçmişti. Süreyya babasının kucağına giderken cevap vermişti.

“Çok can yakacakmışım baba, ben can yakmak istemiyorum ki…” dediğinde yüzünde o kadar masum bir ifade vardı ki Selim kızına dayanamayarak yanağını ısırmıştı. 

“Kim söyledi bunu? Benim kızım kimsenin canını yakmaz.”

“Yakmam değil mi baba?” diyen küçük kız Engin’e baktı.

“Sadece şaka yapıyordum güzelim, sen kimseye zarar vermezsin.” Süha sessiz bir şekilde olanları izlerken Dilay’ın ikidir dikkatini çeken durum hiç hoşuna gitmemişti. Oğlu normalden daha fazla sessizdi. Süha sessizce Engin’in önüne bıraktığı sandviçi yerken Dilay Selim’e gözleriyle oğlunu işaret etmişti. Başıyla mutfağın dışını göstererek önden çıkan genç kadın Selim’in peşinden gelmesini istemişti. Genç adam kadını takip ederken Dilay salona geçerek sormuştu.

“Oğluma ne oldu?”

“Anlamadım?”

“Süha, haddinden fazla sessiz. Daha önce onu bu kadar sessiz görmemiştim. Oğluma ne oldu?” Selim genç kadının sözleri ile gerilmişti. Süha2nın birkaç gündür sessiz olduğunun o da farkındaydı. Ama ne yaptıysa onu eski neşesine döndürememişti.

“Sen kaybolduğundan beri böyle. Onları terk ettiğini düşündü.”

“Ne düşündü? Bunu düşünmesi için ne yaptınız?” Selim derin bir nefes almıştı. Başta ne olduğunu anlamamıştı ama sonradan fark ettiği gerçekte kendini suçlamaya başlamıştı.

“Başta seni bulmak için evde çok fazla kalamadım. Sonrasında polislerle görüşmek için sürekli evden ayrıldık. Bu zamanlarda Gece hep yanımdaydı…” dediğinde Dilay az çok olanları anlamıştı.

“Çocuklarımı ihmal ettin.”

“Herkes seni arıyordu Dilay, o arada çocuklarla ilgilenmek kimsenin aklına gelmedi.”

“Ne demek çocuklarla ilgilenmek kimsenin aklına gelmedi?” Dilay oldukça sinirlenmişti.

“Sakin olur musun?” Gece’nin salonda olduğunu unutan ikili tartışmasına devam ediyordu. Dilay genç adamın üzerine doğru ilerleyerek burnunun dibinde durmuştu.

“Ben ölüm döşeğinde dahi olsam ilk önceliğin çocuklar olmalı Selim. Bunu yapamayacaksan onlara umut verme.” Dilay konuşmasını bitirdiğinde kapıdan hızla içeri giren küçük oğlan hemen annesinin beline sarılmıştı.

“Yemeğimi yedim anne, oynayalım mı?” Dilay oğlunun kendini bırakmak istememesine içi acıyarak bakmıştı.

“Oynayalım oğlum, ne oynamak istersin?”

“Boyama yapalım mı?” diye hevesle soran küçük oğlan annesinin gözlerinin içine bakıyordu. 

“Yapalım ama burada boyama kitabı yok ki. Eve gidince oynasak olur mu?” Süha’nın yüzü asılırken konuşmaya şahit olan genç adam araya girmişti.

“Olur mu öyle şey annesi sen hediye olarak almıştın ya Süha’ya. Onlar odada duruyor.” Dilay genç adamın konuşmasıyla bakışlarını ona çevirmişti. Süha hevesle adama dönerken sormuştu.

“Gerçekten mi?”

“Elbette, anneniz size istediğiniz hediyeleri aldı. Eve gidince verecekti ama madem oynamak istiyorsun hadi onları alalım.”

“Peki benim oyuncak evimi de aldın mı annecim?” Süreyya koşarak annesinin yanına ulaşmıştı. Dilay yardım ister gibi genç adama bakarken Engin onun yardımına koşmuştu.

“Elbette aldı Süreyya’cım. Hadi hediyelerinizi odadan alalım.” Çocuklar sevinçle Engin’in peşine takılırken Dilay derin bir nefes alarak Selim’e dönmüştü.

“Söylediklerimi sakın unutma Selim. Bundan sonra en önemli işin çocuklar olsun.” Dilay’ın bakışları bu sefer Gece’ye takılmıştı.

“Sende bu aileye gireceksen çocuklara alışsan iyi edersin. Ne olursa olsun çocuklarımın ikinci plana atılmasına izin vermem.” Gece şaşkınlıkla salondan çıkıp giden kadının arkasından bakarken sorar gözlerle Selim’e bakmıştı.

“Ne demek istedi Dilay?” Selim omzunu silkerken Dilay’ın kendi duygularını bu kadar çabuk kavramış olmasına inanamamıştı.

“Bilmem ona sorarsın.”

“Selim Bey, ne söylemek istediğini anladığınıza eminim. Ama ben sizin kadar geniş ufka sahip değilim. Lütfen açıklar mısınız?” Selim kızın yanına yaklaşarak burnunun dibine kadar girmişti.

“Demek ki sana olan bakışlarımın farkına varmış ki öyle konuştu.” Gece adamın yakınlığı karşısında yutkunurken sözleri tarafından vurgun yemişti.

“An… anlamadım.”

“Anlaşılmayacak bir şey yok. Aramızdaki çekimin o da farkında. Sen ne kadar inkar etmeye çalışsan da gerçekler değişmiyor.” Selim kızı şoka sokarak salondan çıkarken Gece ne söyleyeceğini nasıl davranacağını şaşırmıştı. Her şey çok hızlı ilerliyordu. Selim’in kendisine olan yakınlığının o da farkındaydı ama altında asla art niyet aramamıştı. Genç kız bu gibi duygulara yabancıydı. Daha önce etrafında ki adamlara görünmez duvarlar örerek sadece kardeşine odaklanmışken şimdi duvarlarına balyozla saldıran adama dur diyemiyordu. Yutkunarak yerine otururken başını iki elinin arasına almıştı.

****

Genç kadın önünde boyama yapan oğlunu izlerken çocuğun sürekli kendisini kontrol etme çabaları karşısında daha fazla dayanamayarak yerinde doğrulmuştu. Saat akşam on bire geliyordu. Çocuklar sabah uyuduğu için hala uyku belirtisi göstermemişti. Dilay bu seferlik onlara karışmazken bundan şüphesiz en büyük etki oğlunun davranışları olmuştu. Yabancı bir evdelerdi ve Süha kendisini bu evde rahat hissedememişti.

“Hadi hazırlanalım eve gidelim.” Kadının birden ayaklanmasıyla Engin ona dönmüştü.

“Saat geç oldu yarın gitsek olmaz mı?”

“Engin, çocukları eve götürmem gerekiyor. Burası onlar için yabancı bir ortam.” Engin’e bir türlü rahat olamayan oğlunu işaret ederken çocuğun da hemen ayaklanmasıyla genç adam da onlara uymuştu.

“O zaman hazırlanalım da gidelim.” Selim birkaç saat önce çocukları annesine bırakarak Gece ile evden ayrılmıştı.

“Anne eve mi gideceğiz?” Süreyya’nın sorusunu başını sallayarak onaylayan genç kadın kızın sevinçle ellerini yukarı kaldırmasına gülmüştü. Dilay kızını kucağına alarak beline oturturken Süha’ya elini uzatarak tutmasını sağlamıştı.

“Hadi sizi hazırlayalım sonrada evimize gidelim.”

“Anne seninle uyuyabilir miyim?”

“Elbette hayatım, bu gece hep birlikte uyuyacağız.” İkizler anneleri ile odaya geçerken Engin de ortalığı toparlamaya başlamıştı. Sabah kızını görmeye gitmiş sonrada bu eve gelmişti. Nisan’ı zorunda olmasa evde bakıcısıyla bırakmazdı. Hazırlandıktan sonra ikizlerin hediyelerini de alıp hep birlikte arabaya geçmişlerdi.

“Biliyor musun anne Aslı abla ile amcam evlenecekmiş.” Süreyya neşeyle konuşurken Dilay arkaya dönerek kızına bakmıştı.

“Öyle mi çok sevindim hayatım.”

“Aslı abla amcamla evlenirse biz ona yenge mi diyeceğiz?” Süha’nın sorduğu soruyla Dilay bu kez oğluna dönmüştü.

“Evet hayatım, Aslı ablanız sizin yengeniz olacak.”

“Peki Engin abiyle sen evlendiğinde biz ona ne diyeceğiz?” Dilay kızının sorusuyla şaşkına dönmüştü. Engin de en az Dilay kadar şaşkındı.

“Kızım bunu nereden duydun?”

“Engin abi babama seninle evleneceğini söylüyordu.” Süreyya bu kez Engin’e bakarken Süha sessizleşmişti. Dilay kızının sözleri ile genç adama dönmüştü.

“Bu doğru mu?” genç adam kadının kızıp kızmadığını anlamak için Dilay’a kısa bir bakış atsa da ifadesinden bir şey anlamamıştı.

“Selim’e söyledim. Ben gizli saklı işlerden hoşlanmam Dilay, çocuklarının babası olarak niyetimi bilmeye hakkı vardı.”

“Yine de önce benimle konuşmanı tercih ederdim.”

“Seninle zaten konuştuk.” Engin’in bakışları bu kez sessiz olan oğlana kaymıştı.

“Sen ne diyorsun Süha, annenle evlenebilir miyim?” Süha kendisine sorulan soruyla hızla aşağı olan başını kaldırıp Engin’e bakmıştı. İkilinin gözleri dikiz aynasında çakışırken küçük çocuk yüzünü asmıştı.

“Annem seninle evlenirse bizimle artık yaşamayacak mı?”

“Anneniz sizi asla bırakmayacak.”

“Ama evlenenler evden gidermiş. Annem de evlenirse evden gidecek.” Çocuk genç adama üzgün bir şekilde sorarken Engin arabayı uygun bir yere park ederek arkaya dönmüştü. Çocuklar korkmasın diye arka tarafın üst lambası yanıyordu.

“Sen bizimle yaşamayacak mısın?”

“Sizinle gelebilir miyim?” Dilay şaşkınlıkla oğluna bakarken çocuğun gözlerinde ki umut ışığını görünce üzülmüştü. Canı yanmıştı.

“Oğlum, ben nereye gidersem sende Süreyya da benimle geleceksiniz.”

“O zaman Nisan ablamda bizimle mi gelecek?” Süreyya’nın sorusu ile bu kez bakışlar küçük kıza dönmüştü.

“Elbette hayatım, hep birlikte bizim evde kalacağız. İstemez misiniz?” Süreyya sevinçle ‘oley’ diye bağırırken bu kez bakışlar Süha’ya dönmüştü.

“Sen istemez misin Süha? Sen ben annen ve Nisan ablan birlikte yaşasak.”

“Olur, hem babamda uzakta olmaz o zaman. Onu her gün görürüz değil mi anne?” Dilay çocuklarının bu kadar çabuk kabul edeceğini düşünmemişti. Şüphesiz bu kabullenişte en büyük pay Nisan ile birlikte yaşamak istemeleriydi. İkizler Nisan ablalarına oldukça düşkündü. Şimdi sıra diğer kişileri ikna etmeye kalmıştı. Dilay babasının kararına saygı duyacağını biliyordu ama Nisan’ın ne düşündüğünü de bilmesi gerekiyordu. Küçük bir çocuğun mutsuz olmasına neden olamazdı.

“Seninkiler tamam, sıra benim küçük cadıya geldi. Eminim o da sevinecektir.” Engin arabayı çalıştırarak yola çıktığında Dilay geriye bakarak ikizlere konuşmuştu.

“Bu aramıza sır tamam mı çocuklar. Kimseye söylemeyeceksiniz.

“Nisan ablama da mı?”

“Nisan ablanıza da söylemeyeceksiniz. Engin abiniz ona söyleyecek.”

“Peki biz Engin abiye ne diyeceğiz. Abi mi amca mı?” Süha’nın sorusuyla genç adam gülmüştü.

“Nasıl istersen öyle seslen Süha, benim için hepsi kabuldür.” Araba çiftlik yoluna girdiğinde çocuklar eve geldiği için oldukça heyecanlanmıştı. Dilay kimseye geleceğini haber vermemişti. Çiftliğin bahçesinin aydınlatmalarından iki kardeşin bahçede oturup sohbet ettiğini gören Dilay gülümsemişti. O da Seyhan ile az bu bahçede gecelememişti.

“Babam ile amcam bahçedeler.” Süreyya bağırırken Engin küçük kızın babasına olan düşkünlüğüne gülümsemişti. Araba bahçedeki park yerine durduğunda Dilay arabadan inerek çocukların inmesine yardım etmişti. Süreyya “Baba,” diye bağırarak koşarken Süha annesinin eline yapışmış bırakmıyordu.

“Sen eve geç Engin kaç gündür Nisan’ı doğru düzgün görmüyordu. Her şey için çok teşekkür ederim.”

“Lafı olmaz Dilay, umarım bir daha böyle bir olay yaşamayız. Yarın görüşürüz.” Engin arabayı çalıştırarak yan taraftaki çiftliğe geçerken iki adama elini kaldırarak selam vermişti.

“Abla?” Seyhan hızlı adımlarla genç kadının yanına varıp ona sarılmıştı.

“Nasılsın Seyhan?”

“Geleceğini haber verseydin gelir alırdım seni.”

“Ne gerek var Seyhan, Engin yan çiftlikte kalıyor zaten. Çayın var mı?” Dilay konuyu değiştirmek için sorarken Seyhan kolunu genç kadının omzuna atarak gülmüştü.

“Olmaz mı hemen getiriyorum.” Dilay Selim’in yanına giderken baba kızın birbirine sevgiyle sarıldığını görünce içi rahatlamıştı.

“Oğlum sen babana sarılmayacak mısın?” Dilay oğluna sorarken küçük çocuk omzunu silkeleyerek yüzünü asmıştı.

“İstemiyorum.”

“Neden?” Selim oğluna üzgün bir şekilde bakarken Dilay genç adamın üzgün ifadesine dayanamayarak oğlunu kucağına alıp eve girmişti.

“Seninle konuşalım mı hayatım?” Süha başın sallarken salonda Aslı’yı gören genç kadın ona gülümsemişti:

“Dilay abla hoş geldin.” Aslı ağlayarak genç kadına sarılırken Süha arada kalınca çocuk huzursuzca kıpırdanmıştı.

“Hoş buldum canım nasılsın?”

“Abla bizi çok endişelendirdin.” Aslı’yı boğazını temizleyerek uyaran genç kadın kucağında ki çocuğu işaret etmişti.

“İyiyim Aslı hadi sen bize bir çay koyda ben Süha ile konuşup geliyorum.” İkili alt kattaki odalardan birine girerken Aslı gözyaşlarını silerek mutfağa yönelmişti.

“Söyle bakalım küçük adam babana küs müsün?” Süha başını aşağı yukarı sallarken konuşmamıştı.

“Neden babana küstün?”

“O gelmeseydi sen gitmezdin.”

“Ama benim işim olduğu için gittim hayatım. Babanın bunda suçu yok ki?”

“Bana ne işte, hem o Gece ablayla konuşuyor sürekli. Anne babalar konuşmaz mı?” Dilay oğlunun sorusuyla duraksamıştı. Süha’nın bu düşünceleri nereden kaptığını anlayamıyordu. Onların olumsuz etkileşeceği hiçbir ortama çocuklarını sokmuyordu. Dahası televizyon izlemelerine bile izin vermiyordu.

“Bunu sana kim söyledi hayatım? Biz babanla ayrıldık Süha. Ben nasıl Engin abinle evlenip onunla yaşayacaksam babanda biriyle evlenebilir mi?”

“Babamda Gece ablayla mı yaşayacak?” Dilay oğlunun gözlem yeteneğine hayran kalmıştı. Küçük olmasına rağmen bazı şeyleri kavrayabiliyordu.

“Bilmiyorum hayatım belki de başka bir ablayla evlenir.”

“Ama babam Gece ablaya çok güzel bakıyor.” Süha duraksadıktan sonra devam etmişti. “Anne babam neden sana güzel bakmıyor?” dediğinde Dilay yutkunmadan edememişti.

“Çünkü babanla benim kaderimiz bir yazılmadı.” Süha annesinin ne söylediğini anlayamadığı için duraksamıştı.

“O ne demek?”

“Bizi kim yarattı Süha?”

“Allah!” diye hemen cevap vermişti küçük oğlan. Annesi onlara dua yapmayı öğretirken sürekli Allah’tan bahsediyordu.

“Evet hayatım bizi yaratan Allah,  kaderimizi de yazmıştır. Biz hangi yoldan gideceğimize karar vereceğiz sadece. Ya iyi olacağız ya kötü. Ya mutlu olacağız ya üzgün. Büyüdüğümüzde kiminle evleneceğimizi yazdığı gibi.”

“Ama siz babamla evlendiniz.” Dilay oğlunun sözlerine gülmüştü.

“Evet hayatım babanla ben evlendik. Biz mutlu olamayınca ayrıldık.”

“Babamı sevmiyor musun anne?” Süha üzgün bir şekilde annesine bakarken Dilay oğlunu kucağına çekerek sıkıca sarılmıştı.

“Seviyorum hayatım ama arkadaş gibi. Baban da beni arkadaşı gibi seviyor.” Süha geri çekilerek annesine bakmıştı.

“O zaman Engin amcayı seviyor musun?” Dilay başını sallarken ona cevap vermişti.

“Engin amcanı da seviyorum. Birlikte yaşadığımızda daha çok seveceğim. Hem sende onu çok seveceksin.”

“Seviyorum ki…” Dilay oğlunun yavaş yavaş eski neşesine döndüğünü hissedebiliyordu.

“O zaman hadi gidelim de baban daha fazla üzülmesin. Sen ona sarılmayınca baban çok üzülüyor.”

“Bana kızmaz değil mi?”

“Baban size asla kızmaz oğlum. Hadi…” Dilay ayağa kalkarken oğlunu da yere bırakmıştı. Birlikte el ele odadan çıktıklarında Aslı da elinde üzeri çay dolu tepsiyle bahçeye çıkıyordu. Genç kadın oğluyla bahçeye çıktığında Selim ile göz göze gelmişti. Genç adamın gözlerinde ki hüzün bariz belli oluyordu.

 “Oğlum?” Selim küçük çocuğa seslenirken Süha annesinden destek almak için başını kaldırarak genç kadına bakmıştı. Dilay gülümseyince annesinin elini bırakarak babasına doğru koştu. Genç adam sevinçle oturduğu yerden kalkıp yere çöküp oğlunun kendisine sarılmasını beklemişti.

“Teşekkür ederim.” Dilay sessiz teşekkürü başını sallayarak alırken asıl hesabını vereceği adamla konuşmak için derin bir nefes almıştı. Babasına Engin ile evleneceğini açıklaması gerekiyordu. Yaşlı adamın ne tepki vereceğini bilmiyordu. Tek duası fazla yorucu bir konuşma olmamasıydı.

“Ben babama bakacağım, size afiyet olsun!

****

Farkındaysanız yavaş yavaş finale yaklaşıyoruz. Bakalım son bölümlerde bizi neler bekliyor. Final konusunda hala kararsızım maalesef. Size bir sürpriz yapabilirim Yorum yapmayı unutmayın!

31. BÖLÜM <<<<<<<——->>>>>> 33. BÖLÜM

24080cookie-checkDilay Hanım 32. Bölüm