Gelincik Çiçeği 33. Bölüm

Herkese hayırlı akşamlar arkadaşlar. Bölüm geç geldi biliyorum ancak elimde değildi. Bu hafta böyle oldu ama gelecek hafta hikayeler kendi gününde yayınlanacaktır. Keyifli okumalar!

—****—

Genç kız ne yapacağını şaşırmış durumda annesine bakarken Emine hanımın da kızından farklı bir durumu yoktu. Selim ve Serdar birbirine bakıp işaretlerle dışarıyı gösterirken ikili yerinden kalkıp dışarına çıkmıştı. Arya ve Aras birbirine bakarken Alya hala yaşadığı şoku atlatamamıştı.

“Anne?” genç kızın fısıltı gibi çıkan sesi Emine hanımı kendine getirmişti. Kadın kızına sorarcasına bakarken genç kız devam etti.

“Anne babam şaka yapıyordu değil mi?”

“Sence şaka yapar bir hali var mıydı?” dediğinde Alya yutkunmadan edememişti.

“Anne babamı fikrinden vazgeçirmelisin. Ben Cenk hocanın yüzüne bakamam.”

“Neden bakamayasın ki? Biraz olay durulsun bakarız çaresine.”

“Anne babamı şimdi ikna ettin ettin yoksa edemeyeceğini sende benim kadar iyi biliyorsun.” Emine Hanım içten içe kocasının kararını desteklese de kızında ters tepmemesi için sessiz kalmıştı.

“Tamam kızım konuşurum,” diyerek salondan kocasının yanına gitmek için çıkmıştı. Alya yüzünü sıvazlayarak döndüğünde ikizi ile göz göze gelmişti.

“Ne yapacağım ben Arya?” diye sorarken Aras iki kardeşi yalnız bırakmak için ayaklanmıştı.

“Ben abinlerin yanına gideyim siz rahat konuşun.” Aras’ın salondan çıkmasıyla Alya ikizine sarılarak sessizce gözyaşı dökmeye başlamıştı.

“Sakin ol Alya, bakacağız bir çaresine.” Alya kardeşine inanmak istiyordu ancak yapamıyordu. Babasının daha önce kararından döndüğünü görmemişti. Derin bir nefes alırken kapıdan içeriye giren dayısıyla göz göze gelmişti.

“Neler oluyor burada? Sen neden ağlamaklısın Alya?” Adnan Bey yeğenine sorarken Alya hızlı adımlarla adama yaklaşarak boynuna sarılmıştı.

“Dayı yardım et,” dediğinde Adnan sorar bakışlarla Arya’ya baktı.

“Ne oluyor Arya?”

“Babam Cenk hoca ile Alya’nın sözlü numarası yaptığını öğrendi.”

“Çok mu kızdı?” dediğinde Arya başını sallayarak cevap vermişti. Nitekim Alya’nın cevap verecek gücü yoktu.

“Bu işin şaka olmadığını söyledi. Gitmeden nişan yapalım adı konsun dedi.” Adnan şaşkınlıkla yeğenine bakarken Alya’nın kendisine daha çok sığınma çabalarını görünce yeğenini sıkıca sarmıştı.

“Sakin ol hayatım neden bu kadar gerildin?”

“Duymadın mı dayı babam çok kararlı. Cenk ile evlenmemi istiyor.”

“Bunda ne sakınca var anlamadım.” Adnan’ın sözleri ile Alya sarıldığı adamdan hızla kollarını çekmişti.

“Dayı sen ne dediğinin farkında mısın? Adama evlilik dayatması yapıyoruz resmen. Benim davam olmasaydı bu duruma düşmeyecektik. Adamın hayatını altüst ettik.”

“Tek sorun bu mu? Cenk için sorun olmazsa sen kabul edecek misin?” Alya dayısının sorusuyla duraksamıştı. Bunu kendi tarafından hiç düşünmediğini fark etmişti. Babası nişan konusunu ortaya attığında tek düşündüğü Cenk’in duyguları olmuştu. Yutkunan genç kız bakışlarını kaçırırken Arya fark ettiği şeyle şok olmuştu.

“Sen kendini unuttun inanamıyorum sana Alya, kendini resmen gözden çıkarmışsın.”

“Yok öyle bir şey, kafam çok karışık son zamanlarda.”

“Alya sen hep zekiydin. Babam nişan olayını ortaya atınca sadece Cenk’in düşüncelerini öne sürdün ama kendi düşünceni söylemedin.”

“Farkında değilim Arya gelme üzerime.”

“Alya önemli olan senin ne düşündüğün Cenk’i bir şekilde hallederiz. Neden kendini düşünmüyorsun?”

“Adam daha boşanalı bir yıl olmadı Arya, ne yapmamı bekliyorsun? Üstelik normal bir boşanmada olmadı.”

“Saçmalama Alya, bu işin seninle bir alakası yok. Eğer babama kendi duygularını anlatmazsan onu kararından çeviremezsin.” Arya ve Alya yanlarında ki dayısını unutmuş bir şekilde tartışmaya başlamıştı.

“Nasıl benim dahilim olmaz. Unuttun mu bizim aramızda çıkan dedikodular yüzünden karısından boşandı.”

“Öyle bir şey olmadı, kendini suçlamayı bırak Alya.” Aras meraklanarak yukarı çıktığında genç kızın son sözlerini duymuştu.

“Aras sen nereden bileceksin ki,” diye çıkışan genç kıza imayla bakan genç adam kollarını bağlayarak cevap vermişti.

“Kardeşimle evli olduğundan olabilir mi Alya? Cenk anneme de kardeşime de iyi dayanmıştı. Ben daha erken boşanmalarını bekliyordum doğrusu. Cenk harika bir eşti, ve açıkçası Ahmet babama katılıyorum. Buradan gitmeden nişanı yapalım,” dediğinde Arya şaşkınlıkla kocasına bakmıştı. Adnan kızların bakışlarından olay çıkacağını anladığında hızla Aras’ın koluna girerek “Hadi biz Cenk’i görmeye gidelim,” dedi. Aras adamın ne yapmaya çalıştığını anlayarak ona ayak uydurmuştu. İkili acele salondan çıkıp giderken Alya ikizine dönerek “Kocanın sözlerini duydun mu Arya?” dedi. Arşa hala şaşkın bir şekilde boş olan kapıya bakıyordu.

“Duymaz olur muyum Alya, çok iyi duydum.”

“O zaman ne yapmayı düşünüyorsun? Babam kendisine arka çıkan birini bulunca onu hayatta ikna edemeyiz.” Arya kardeşini başını sallayarak onaylamıştı.

“Ben çok yoruldum biraz uyuyacağım,” diyen kız salondan ayrılırken Arya üzgün bir şekilde ikizinin arkasından bakmıştı.

****

Yaşlı adam kendisine verilen odaya girerken oldukça düşünceliydi. Az önce kendi ağzından çıkanlara inanamamıştı. Kızının şaşkın ifadesi gözünün önüne gelince istem dışı gülmüştü. Derin bir iç çekerek odanın penceresinden dışarıya bakmaya başlamıştı. Sokak arasına bakan pencereden dışarıda top koşturan gençleri görebiliyordu. Geç olmasına rağmen çocuklar kapı önünde oynamaya devam ediyordu. Gözünün önüne dört çocuğunu gece yarılarına kadar sokakta oynadıkları görüntüler gelince her birinin ne kadar çabuk büyüdüğünü düşünmeden edememişti.

“Ne düşünüyorsun?” Emine Hanım kocasının yanına geldiğinde onun dalgın olduğunu görünce sormadan edememişti. Yaşlı adam karısına dönerek buruk bir şekilde gülümsemişti.

“Çocuklar ne çabuk büyüdü değil mi?” Emine Hanım dışarıda top koşturan çocuklara bakarak gülümsemişti.

“Öyle Bey, çok çabuk büyüdüler.”

“Sence yanlış bir karar mı verdim? Alya farkında değil ama o gence karşı bir şeyler hissediyor. Yoksa bu kadar endişelenmez, o saçma söz işini kabul etmezdi.” Emine Hanım kocasına hak vererek başını aşağı yukarı sallamıştı.

“Bende senin gibi düşünüyorum. Eğer bir müdahale etmezsek bu ikisi önlerine sürekli engeller çıkaracaktır.” Ahmet Bey karısına dönerek buruk bir şekilde gülümsemişti.

“Hatırlıyor musun çocukken bile ona zorla bir şey yaptıramazdık. En saçma çözümleri bulurdu ama o saçmalıkları bile kılıfına uydurmayı başarırdı.”

“Haklısın, Alya bu söz işini istemeseydi asla kabul etmezdi. O her zaman başka bir çıkar yol bulurdu.” İkili yeniden dışarıda oyun oynayan çocukları izlemeye başladığında Ahmet Bey derin bir iç çekti.

“Yarın Deniz hanımla bu konu hakkında konuşmalısın. Alya biraz ayak direyecektir ama eminim sonunda kabul edecektir.”

“Ya Cenk kabul etmezse?” Ahmet Bey karısının sorusuyla imalı bir şekilde tek kaşını yukarı kaldırarak bakmıştı.

“Uykusunda sayıkladığı bir kızı kabul etmeyecek değil ya,” dedi. Emine Hanım şaşkınlıkla locasına bakarken “Ne zaman oldu bu?” diye sordu.

“Hastanede uyurken siz dışarı çıkmıştınız. Hasta olmasaydı ben ona kızımı sayıklamak ne demek sorardım ama dua etsin kendinde değildi.” Ahmet beyin yarı şakacı yarı ciddi sözleri kadını güldürmüştü.

“Sende az değilsin Ahmet Bey,” diyerek adama sataşmıştı.

“Neyse sen yarın yokla bakalım Deniz hanımı bakalım ne diyecek?” dedi. Emine Hanım kadının çok sevineceğinden emindi. Her konuşmalarında sözlerinden Alya’yı ne kadar sevdiği benimsediğini açıkça belli ediyordu. Hatta bir ara ağzından Alya gibi gelini olmasını ne kadar çok istediğini bile kaçırmıştı.

“Sorarım Ahmet Bey,” dedi.

***

Genç adam karnında hissettiği keskin acıyla gözlerini araladığında annesinin endişeyle kendisine baktığını görmüştü.

“Oğlum çok mu ağrın var?” diye sordu. Cenk kadını daha fazla endişelendirmemek için ağrısı olsa da fazla belli etmemeye çalışmıştı.

“Hemşireyi çağırabilir misin anne, benim ağrı kesicileri versin.” Kadın hemen yerinden kalkarak kapıya yönelmişti. Kadın kapıdan çıkarken karşılaştığı hemşireye buruk bir şekilde gülümsemişti.

“Bende sizi çağırmaya geliyordum kızım, oğlumun çok ağrısı var,” dediğinde hemşire anlayışla başını sallamıştı. Gün boyu üç kez ağrı kesici verilen genç adamın ağrılarının olması normaldi.

“Merak etmeyin birazdan ilacını vereceğiz. İlacın etkisiyle rahat bir şekilde uyuyacaktır.” Hemşire elindeki çelik tepside bulunan serumu genç adamın koluna takarken iğneyle seruma ağrı kesici karıştırmıştı.

“Serum bitince haber verirsiniz. Geçmiş olsun,” hemşire odadan çıkarken Cenk annesine dönmüştü.

“Anne hadi aşağıya gidip bir şeyler ye. Refakatçi yemeğini de yemedin zaten.”

“Aç değilim oğlum, sen beni düşünme.”

“Sen böyle yapınca ben daha çok üzülüyorum. Bu arada Cemile nerede?” diye soran genç adam endişelenmişti.

“Onu Alya’lar ile eve gönderdim. Buralarda perişan olmasın diye. Hem polisler eve girebileceğimizi söyledi artık.”

“İsmail’e ne oldu?”

“Mahkeme tutuklu yargılanmasını istedi. Şu avukat ilgileniyor davayla. Serdar da yardım ediyor sağ olsun.” Cenk başını sallarken derin bir nefes almıştı.

“Bu akşam yalnız kalmasın, ara da Alya’yı yanına alsın.”

“Sen merak etme oğlum, elbette Alya onu yalnız bırakmayacaktır.” Cenk annesinin Alya’ya bu kadar çok güvenmesine karşı gülümsemişti. Genç kız ailesinin içine rahatlıkla yer edinmişti. Bundan sonra kopmasına da izin vermeyecekti. Bazen tek bir an hayati kararlar almasına yol açardı insanın. Cenk’in bu yaralanma olayı da gözlerinin açılmasına neden olmuştu.

“Misafir kabul ediyor musunuz?” kapının aralanarak içeriye başını uzatan Aras’ı gören Cenk gülümsemişti.

“Hoş geldin abi, gelsenize.” Deniz Hanım Aras’ı görünce gülümsemişti.

“Hoş geldin oğlum, nasılsın?”

“Hoş buldum Deniz teyze, çok şükür iyiyim sen nasılsın?” dediğinde Deniz Hanım genç adama gülümsemişti. Hemen arkasından Adnan’da odaya girmişti.

“Geçmiş olsun Cenk nasıl oldun?”

“Daha iyiyim hocam, siz bu saatte içeriye nasıl girdiniz? Sorun çıkmadı mı?” Adnan genç adamın sorusuna gülümsemişti.

“Bizimde tanıdıklarımız var. Buraya gelirken Kenan hocanın da hastanede yattığını öğrendim, hayırdır?” diye soran Adnan hiçbir şeyden haberi olmadığı için meraklanmıştı.

“Hocam bu konuyu size Serdar anlatsa daha iyi olur. Şunu bilseniz yeterli, Kenan hocayı buraya düşüren Serdar!” dediğinde Adnan şüpheyle genç adamlara bakmıştı.

“Ne oldu?” Aras sessizce bir kenarda dururken Deniz Hanım araya girmişti.

“Adnan Bey, bu konu ayaküstü konuşulacak bir konu değil. Cenk’e ilaç veriler birazdan uykuya dalacaktır. İsterseniz siz konuyu evdekilerden öğrenin. Onlar daha açıklayıcı anlatırlar.”

“Benden ne saklanıyor Aras?”

“İnan bilmiyorum dayı, eve gidince öğreniriz.” Adnan cevap alamadıkça sinirleniyordu. Kenan’ı Serdar dövdüyse konunun kesinlikle Alya ile bir ilgisi olmalıydı. Birkaç dakika daha hastanede kaldıktan sonra ikili izin isteyerek eve dönmüştü. Ev oldukça sakin bir havaya bürünmüştü. Adnan yeğenlerini terasta çay içerken görünce kaşlarını çatarak onların yanına ulaşmıştı.

“Hoş geldin dayı, nereden geliyorsun?” Selim’in sorusu ile Adnan iki yeğenine dikkatle bakmıştı.

“Hastaneye gitmiştik, bilin bakalım ne öğrendim?” Adnan’ın sözleri ile iki genç adam da gerilmişti.

“Hayırdır dayı, ne bu sinir?”

“Sinirli değilim. Sadece Serdar’ın neden Kenan hocayı hastanelik ettiğini merak ediyorum,” dediğinde ortam gerilmişti. Aras onların arasına girmemek için izin isteyerek terastan eve girmişti. Karısını sabahtan beri doğru düzgün görememişti.

“Onu ben değil Alya dövdü, ben sadece ona yardım ettim.” Adnan şaşkınlıkla Serdar’a bakarken genç adam omzunu silkmişti.

“Söyle bakalım çok zeki yeğenim neden hocasını dövdü?” adam dişlerinin arasından tıslarken iki kardeşin yardımına babaları yetişmişti.

“O kendine hoca diyen şerefsiz kızımı taciz etmeye kalkıştı,” dediğinde Adnan delirmiş gibi etrafa saldırmaya başlamıştı. Genç adamı iki yeğeni güçlükle tutarken seslere gelen iki kız dayılarının kırmızıya dönen gözlerini görünce korkuyla bir adım geri kaçmıştı.

“Siz bunu benden nasıl saklarsınız? O adamı öldüreceğim. Sana dokunan ellerini kıracağım. Bir şey yaptı mı sana? Neden bana söylemedin? Sen bu yüzden bu okula geldin değil mi? anlamam gerekiyordu birden stajını yarıda kesip okula dönmeni. Ah akılsız başım anlamam gerekirdi. Senin tek bir bakışında içini okuyan ben böyle bir şeyi nasıl anlamam?” adam kendi kendine söylenirken önüne ne gelirse deviriyordu. Aile üyeleri Adnan’ın sinirini bildiği için ondan uzak durmaya çalışıyorlardı.

“Dayı sakın çiçeklerime dokunma!” Alya dayısının saksılarına yöneldiğini görünce istem dışı öne çıkmıştı. Adnan yeğeninin sesini duyunca transtan çıkmış gibi genç kıza dönmüştü. Gözleri dolu dolu kızı kendine çekip sıkıca sarılırken “Özür dilerim hayatım ben göremedim,” diye sayıklıyordu.

“Dayı senin ne kabahatin var, ben söyleyemedim.” Adam hızla geri çekilerek sormuştu.

“Neden bana söylemedin?”

“Dayı söylesem ne olacaktı? Adama karşı hiçbir delilim yoktu. Önceki öğrencilerin hepsi ondan korkuyordu. Ama bu gün kendi ayağına sıktı. Bütün delilleri bana kendi eliyle verdi.”

“Onu mahvedeceğim, elimden kurtulamayacak.”

“Sen bu işe karışma dayı, bundan sonra okulda eğitim veremeyecek. Tüm okul yaptığına şahit oldu.”

“Sen benim işime karışma Alya, ben ona yapacağımı bilirim.” Alya endişeyle babasına bakmıştı.

“Baba sen bir şey söylesene, dayım seni dinler.”

“Ne söyleyeyim kızım, o bana önce kızımı benden habersiz sözlemesinin hesabını versin.” Adnan eniştesinin sözleri ile duraksamıştı.

“Enişte o iş bildiğin gibi değil. Okulda ki dedikodunun önüne geçmek için…”

“Ben anlamam, bu iş çocuk oyuncağı değil. Bir değil ki değil. Bu kızın başı dedikodulardan kurtulmuyor. Her zamanda Cenk ile adı çıkıyor. Bu iş temizlenecek.” Adnan şaşkınlıkla adama bakmıştı.

“Sen ne söylüyorsun enişte? Bu işi namus meselesine çevirme lütfen.”

“Namus meselesine çevirmeyeyim mi? çoktan çevrildi bile. Gitmeden önce nişanı yapacağız. Sen mi ikna edersin yoksa başkası mı bilemem. Cenk ile konuşun. Benim kızımın adı adının ardına yakıştırıldıysa sorumluluğunu alsın.” Ahmet Bey son sözlerini söyleyerek yanlarından ayrılırken Alya mahcupça başını aşağıya eğmişti.

“Alya ne diyor baban böyle?”

“Duydun dayı, kararlı Cenk ile beni evlendirmeye.” Adnan ağzı açık bir şekilde terastan çıkıp giden kızın arkasından bakarken bakışları bu kez diğer yeğenlerine dönmüştü.

“Siz bir şey söylemediniz mi?”

“Ne söyleyelim dayı?”

“Siz kızın abisisiniz. Ne demek ne söyleyelim?” Selim omzunu silkerek cevap vermişti.

“Ben bir kez karıştım ağzımın payını aldım. Karışmıyorum.” Selim de oradan ayrılmıştı. Geriye Aras, Arya ve Serdar kalmıştı. Üçü aynı anda “Bizi de karıştırma,” diyerek hızla adamın yanından ayrılmışlardı. Adnan şaşkındı. Ne söyleyeceğini bilememişti. Yanına ablası gelince bakışları ona dönmüştü.

“Abla?”

“Ahmet Bey kararlı bende onu caydıramadım. Bırakalım da dediğini yapsın.” İkili eve girerken Alya evden çıkıyordu.

“Kızım nereye gidiyorsun?”

“Cemile abla aşağıda yalnız anne, bu akşam onunla kalacağım. Abimler zaten alt katta kalacak.”

“Tamam kızım hadi hayırlı geceler.” Alya evden ayrılarak alt kata inerken oldukça düşünceliydi. Deniz hanımın ne söyleyeceğini merak ediyordu. Derin bir nefes alarak kapı zilini çalarken içeriden gelen seslenmeye karşılık vermişti. Cemile kapıyı açtığında selam vererek içeriye girmişti.

“Neden bu kadar tedirginsin abla, bir şey mi oldu?” genç kadın kendisinden büyük olduğu için ona abla demeye karar vermişti.

“Önemli bir şey yok Alya, hadi sen salona geç bende sana çay getireyim.” Alya salona geçerken masanın üzerinde ki telefona gelen mesajı görmüştü. Mesaj bölümü açık olarak öylece duran telefonda ki yazıla hiç hoşuna gitmemişti. Salona elinde çayla giren kadına dönen Alya “Kim bu densiz abla, seni kim tehdit ediyor?” diye sorduğunda Cemile gerilmişti.

“Önemli değil canım.”

“Önemli değil mi? abla farkında mısın bu kimse sana ağza alınmayacak laflar ediyor. Onu da geçtim Cenk ve anneni öldürmekle tehdit ediyor. Sence son olanlardan sonra bu işi hafife almasak mı?” Cemile’nin gözleri dolmaya başlamıştı. Kocasının ailesi evden ayrıldığından beri buna benzer mesajla çekip duruyordu. Genç kız kadının cevap vermeyeceğini düşünerek kendi telefonunu alarak ayaklanmıştı. Aramak istediği kişinin numarasını çevirerek kısa bir süre beklemişti.

“Han sana birkaç ekran görüntüsü atacağım. Bu mesajlar için ne yapabiliriz?”

“…”

“Hayır bana gelmiyor mesajlar, Cenk’in ablasına kocasının ailesi tarafından tehdit mesajları atılıyor. Ne yapabiliriz?” dedi. Bir süre daha konuşan ikili Alya’nın telefonu kapatmasıyla Cemile sormuştu.

“Ne dedi?”

“Bunlar ciddiye alınacak mesajlar Cemile abla, şikayetçi olman gerekiyor.”

“Şimdi mi gitmeliyim?”

“Sabah gideriz birlikte abla, hadi sende geç otur konuşalım.” Cemile genç kızın karşısına otururken sabah konuyu abisine de açmaya karar vermişti. Akşam boyunca bu konu hakkında konuşmuşlardı. Sabah erken kalkacakları için ikili gece yarısı olmadan yataklarına çekilmişti. Alya salonda yatmak istemişti. Bu şekilde düşünmeye de fırsat bulacaktı.

****

“Alya hadi uyan kahvaltı hazır.” Genç kız homurdanarak diğer tarafa dönerken birden kendisini yerde bulmuştu. Kalçası acırken kulaklarına yankılanan gülme sesiyle yüzünü asmıştı.

“Aşk olsun Cemile abla ben burada mabadımı kırayım sen bana gül.” Cemile başını iki yana sallayarak mutfağa geçerken kapı zili çalmıştı.

“Ben bakıyorum,” diyen Alya dış kapıya yönelirken gelen kişinin kendi ailesinden biri olduğuna emindi. Genç kız kapıyı açtığında kimseyi göremeyince kaçlarını çatmıştı. Çocukların çalıp kaçtığını düşünürken birden görünce yerde duran kağıt parçası çekmişti. Alya kaşlarını çatarak kağıda bakıyordu.

“Kim geldi Alya, neden içeri almıyorsun?”

“Kimse abla sen bana telefonumu getirir misin?” Cemile kızın isteğini yaparak telefonu getirdiğinde genç kız hızlı aramalardan hemen abisini aramıştı.

“Abi acil aşağıya in.” Alya telefonu kapattığında birazdan Serdar abisinin aşağıya damlayacağına emindi. Nitelik düşündüğü gibi de olmuştu. Onur’un evinde kalan genç adam pijamalarla telaşlı bir şekilde aşağıya inmişti.

“Ne oluyor Alya?”

“Biri kapımıza yerdeki notu bıraktı.” Serdar anlamaz bir şekilde uykulu gözlerle kardeşine bakmıştı.

“Ne notu?”

“Eğer yanılmıyorsam içeriği tehdit içeren bir not olmalı.” Serdar ‘tehdit’ cümlesinden sonra ayılmıştı.

“Tehdit mi?” diyerek dikkatle yerdeki notu almıştı. İkiye katlanan kağıdı dikkatle açarak okumuştu.

“YAPTIKLARININ CEZASINI ÇEKECEKSİN!” Serdar kaşları çatılı bir şekilde etrafına bakınmıştı.

“Kim bıraktı bunu?” Alya omzunu silkeleyerek cevap vermişti.

“Bilmiyorum ama bir tahminim var. Cemile ablanın kocasının tarafı olabilir.” Serdar polisi arayarak ekip istemişti. Gelen ekiplere olanları anlatıp daha önce gelen mesajları da göstererek şikayetçi olmak için karakola doğru yola çıkmışlardı. Alya oldukça rahatken Cemile çok korkmuştu. Onun korkusu ailesine bir şey olacağını düşünmesindendi. Daha kardeşi hastaneden çıkmamıştı. Şimdi ise başına bu işler geliyordu.

Alya yanında ki korkmuş kadının elini tutarak hafif gülümsedi.

“Korkma Cemile abla, bir şey olmayacak.”

“Buraya hiç gelmemeliydim.” Kadın ağladı ağlayacak duruma gelmişti.

“Sakın bunu bir daha söyleme. Ailenin yanına gelmeyeceksin de nereye gideceksin?” kadının elini sıkıca tutarak karakoldan içeriye girmişti. Onları Han beklemişti. Serdar avukatın yanına giderken Cemile tedirginlikle etrafına bakınıyordu.

“Cemile Hanım?” Cemile kulağına gelen sesle genç adama doğru dönmüştü.

“Evet?”

“Bu taraftan gideceğiz,” Han ve Serdar genç kadının yanında ilerlerken Alya okula gitmesi gerektiğini söyleyerek yanlarından ayrılmıştı. Cemile güvende olduğunu biliyordu bu yüzden bir şey söylememişti. Üçü birlikte şikayetçi olmak için odaya girerken hastanede olanlardan habersiz yatan genç adam kan ter içinde uyanmıştı.

“Cenk oğlum ne oldu?”

“Anne, ablamı arasana ne yapıyormuş sor.” Cenk’in sözleri ile Deniz hanımda endişelenmişti. Telefonunu çıkararak kızını arayacağı sırada telefonunun çalmasıyla gerilmişti.

“Kim arıyor?”

“Ablanın kaynanası olacak kadın.”

“Açma telefonu anne, canını sıkacak sözler edecektir.” Deniz Hanım başını sallayarak telefonu meşgule atarken gelen mesajla kaşlarını çatmıştı.

“Ne oldu?”

“Mesaj attı!” Cenk telefonu vermesi için elini uzatınca kadın hiç itiraz etmeden telefonu oğlunu eline bırakmıştı.

“BU İŞ BURADA BİTMEDİ!” Cenk okuduğu satırla kaşlarını çatarken öfkelenerek telefonu çevirmişti. Kadın açar açmaz tehditlerini savururken Cenk sadece tek bir cümle kurmuştu.

“Oğlun yaptıklarının hesabını verecek!” telefonu kapatıp endişeli bir şekilde kendisine bakan annesine dönmüştü.

“Ablamı arayayım anne, içim sıkıldı.” Genç adam ablasını aramış ama ulaşamamıştı. Bu kez Alya’yı aramaya karar vererek onu aradı. Ancak genç kızın da telefonu cevap vermiyordu. Cenk delirmek üzereydi.

“Ne oldu oğlum?”

“İkisi de cevap vermiyor.” Endişeli bir şekilde birbirine bakan ikili kendilerine doğru yaklaşan bombadan haberleri yoktu!

****

Yorumlarınızı bekliyorum. Umarım beni yalnız bırakmazsınız. Çarşamba günü görüşürüz.

32. BÖLÜM <<<<<<–****—>>>>>> 34. BÖLÜM

24250cookie-checkGelincik Çiçeği 33. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

13 yorum

  1. Kız bacım bu çocukların yüzü bir gün güler mi? Vallahi çok üzülüyorum ben bunlara…
    O bomba kötü bişeyse getirenin elinde patlasın b.ka bulasın. Ha iyi bişeyse yine patlasın ama çiçeğe denize dönsün heryer…

  2. Emeğine sağlık Yazarcigim ❤️ bu bomba işi Nişan işidir herhalde :/ ah Cemile ya 🙁 Han ile mutlu olursun inşallah ❤️ Alyaya bak ya Cenk istemezse diye düşünüyor direk:)

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*