Temmuz 20, 2022 Yazarı mermaridyy 12

Gelincik Çiçeği 34. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Umarım bölümü beğenirsiniz. Keyifli okumalar!

***

Bir ateşti yüreğini kavurup rüzgarla harlayan.

Bir rüyaydı yaşadığı onca mutluluk,

Bir hasretti gözlerinden aşağıya damlayan…

Ciğerine çektiği son soluktu ona olan sevda…

Genç kız yüzünde kocaman bir gülümseme ile kırlarda dolanırken karşıdan kendisine doğru gülümseyerek gelen adama büyük bir aşkla bakmıştı. Yüreği kuş gibi çırpınırken daha çabuk kavuşabilmek için kendisi de kır çiçeklerinin arasında koşmaya başlamıştı. Hava masmavi berraktı. Gökyüzünde tek bir kara bulut bile yoktu. Altın saçlı genç adama doğru hızlı adımlarla ilerlerken genç adam yerinde durarak kızın kendisine ulaşmasını kollarını açarak beklemişti. Genç kız adamın boynuna kollarını dolayarak yüzünü boynuna gömmüştü. Derin derin adamın kokusunu içine çekerken daha önce almadığı mükemmel bir kokunun kaynağına ulaşmıştı.

“Kokunu mu değiştirdin?” genç kızın sözlerine adam gülmüştü.

“Senin sevdiğin kokuyu nasıl değiştirebilirim ki?” genç kız adamın sözlerine inanmasa da yeniden boynuna burnunu dayayarak koklamıştı.

“Değiştirmişsin. Bu senin kokun değil ama bu koku daha çok hoşuma gitti.” Genç kız geri çekilerek adamın parlak gözlerine bakarken gerilerde olan hüznü görebiliyordu. Kollarını geri çekerek adamın elini tutan kız etrafı göstererek şakımıştı.

“Beni neden buraya çağırdın? Burası çok güzel… Daha önce hiç görmemiştim.” Adam kızın elinden yavaşça elini çekerken kızın yüzü asılmıştı.

“Sinan ne oluyor?”

“Huzursuzum Asya’m, ben mutsuzum.” Genç kız adamın sözleri ile yutkunurken bakışlarını kaçırmıştı.

“Neden böyle konuşuyorsun? Beni üzdüğünü görmüyor musun?”

“Yapma Asya’m, ben geri dönmeyeceğim. Sen yaşamalısın!” dediğinde kızın gözleri de buğulanmıştı.

“Ama ben böyle çok mutluyum. Seninle olan her anımı hatırlıyorum.” Adam kızın yanağını okşayarak gözlerinin içine bakmıştı.

“Sen daha çok mutlu olmayı hak ediyorsun.” Sinan kızın parmağında ki altın halkaya uzanarak kızın başını iki yana sallayarak itiraz etmesine aldırmadan yavaşça parmağından çıkarmıştı.

“Buna ihtiyacın yok Asya’m. Bundan sonra zincirlerinden kurtulup kendine şans vermeni istiyorum.” Kız başını hızla iki yana sallarken “İstemiyorum, sensiz bir gelecek istemiyorum,” dediğinde adamın yanağından aşağıya da tek damla yuvarlanmıştı.

“Bunu yapma bana güzelim. Allah bizim ömrümüzü bu kadar biçmiş. Sen sana yazılan kaderi yaşamak zorundasın. Güzel kalbini artık açmalısın.”

“Sen olmadan olmaz Sinan, benden bunu isteme.”

“Beni sevdiysen kendine yeni bir hayat kur Asya. Huzurlu bir şekilde yatmamı istiyorsan etrafına dikkatli bak…” diyen adam başını çevirerek gözlerini bir noktaya dikmişti. Asya merakla genç adamın baktığı yöne dönerken yüzü görünmeyen bir adamın kendilerine doğru ağır adımlarla geldiğini görmüştü.

“Hayır, istemiyorum. Sen olmayan kimseyi istemiyorum.”

“O seni mutlu edecek, benden sana bir fayda yok artık.” Sinan üzgün bir şekilde genç kızın alnına dudaklarını bastırırken kız hızla itiraz cümlelerine devam ediyordu.

“Bana bunu yapma, yalvarırım gitme. Seninle kalayım burada, ya da beni de yanında götür.”

“Yapamam güzelim. Sen buraya aitsin. Hadi git ona doğru.” Asya başını iki yana sallarken çığlık çığlığa “Gitme, yapamam, beni bırakma,” diye bağırmaya başlamıştı. Genç adam buruk bir gülümseme ile genç kızı ileri doğru iterken Asya takılarak düşecekken bedenine dolanan kolları hissetmişti.

“Gitme Sinan, beni bırakma. Lütfen gitme…” Asya hıçkırarak ağlarken adam muhteşem güzellikteki bir gülümseme ile “Mutlu ol hayatım, çok mutlu ol,” diyerek bir anda kaybolmuştu.

“Bırak beni, Sinan gitme…” kız kendisini tutan kollardan kurtulmaya çalışırken hıçkırarak ağlıyordu. Kendisini tutan kişiye döndüğünde yüzü sizler ardında olsa da üzerinde ki mavi ceketi bir yerden tanıdığına eminim.

“Asya, uyan kızım… Asya…” genç kız kendisini sarsarak uyandıran annesiyle göz göze geldiğinde dayanamayarak ağlamaya başladı.

“Anne gitti. Ona yalvardım ama o beni bırakıp gitti.” Asya sarsılarak ağlarken yaşlı kadın dayanamayarak kızına sarılmıştı.

“Sakin ol kızım sadece bir rüya gördün.”

“Ama çok gerçekti anne, onun kokusunu duydum. Ona dokundum. O kadar gerçekti ki…” Asya ağlamasının ardında kesik kesik konuşurken kadın kızı için üzülmüştü. Yıllar geçmişti ama kızı hala nişanlısının arından yas tutuyordu.

“Artık yetmedi mi Asya, hem kendine hem de o zavallıya eziyet ediyorsun.”

“Sinan zavallı değildi anne. O şehit oldu. O nasıl zavallı olabilir ki?” kadın kızının yanlış anladığını bilse de ses etmemişti.

“yavrum sen böyle ettikçe Sinan huzurlu olamıyor. Çocuk rüyalarında bile mutlu olmanı istiyor. Seni çok seviyordu. Sen ölseydin onun tek başına kalmasını ister miydin?” Asya hemen başını iki yana sallamıştı.

“O çok mutlu olmalıydı anne, ben…” kız yeniden hıçkırıklara boğulurken kadın yeniden kızına sarılmıştı. İkili gözyaşı dökerken Asya ağlayarak rüyasını anlatıyordu. Sonunda ise hıçkırarak anlatmasını bitirmişti.

“Anne parmağımda ki yüzüğü çıkardı,” dediğinde Asya hemen parmağındaki yüzüğe bakmış ama yüzük parmağında değildi. Genç kız gözleri büyüyerek hızla annesinin kucağından çekilmişti.

“Anne yüzüğüm nerede?” yaşlı kadın kızının telaşlı sesiyle ona bakmıştı.

“Parmağındaydı ya kızım.”

“Yok anne yüzüğüm yok, nerede?” diye sorarken deli gibi etrafına bakınıyordu.

“Belki duş alırken çıkarmışsındır kızım, telaş yapma.” Asya hızla başını iki yana sallamıştı. Genç kız hiçbir şekilde parmağında ki yüzüğü çıkarmıyordu. Banyo yaparken bile parmağında o yüzüğün varlığı genç kıza iyi geliyordu.

“Anne çıkarmadım, yok… Yüzüğüm yok.” Asla hızla yerinden kalkarak tüm odasını aramış ama yüzüğü bulamamıştı. Yaşlı kadın kızının deli gibi evi aramasına dayanamayarak iki kolundan tutup kendisine bakmasını sağlamıştı.

“Sakin ol Asya, yüzüme bak ve hatırlamaya çalış. En son ne zaman parmağında yüzük vardı?”

“Anne uyurken parmağımdaydı, ben çıkarmadım.” Kadın yutkunarak genç kıza bakmıştı. Aklına o kadar uçuk fikirler geliyordu ki kızına söylemeye korkuyordu. Büyüklerinin anlattığı şehir efsanelerini elbette o da biliyordu ama imkan vermiyordu.

“Sakin ol kızım çıkar bir yerden. Şimdi arıyorsun ya gözünün önündekini göremezsin.”

“Onu bana Sinan vermişti anne, nasıl kaybederim.”

“Tamam sakin ol şimdi. Hadi üzerini giyin kahvaltıya gel.” Genç kız annesine inanamıyormuş gibi bakarak başını iki yana sallamıştı. Giyeceği kıyafetlerle banyoya girerek üzerini değiştirirken hıçkırıklarına engel olamıyordu.

“Allah’ım ne olur onu bulayım.” Genç kız üzerini değiştirerek hızla evden ayrılmıştı. Annesinin arkasından seslenmelerini dahi duymamıştı. Yanakları hala ıslaktı ve tuzlu su artık yüzünü yakmaya başlamıştı. Telefonu yol boyunca çalmış olmasına rağmen Asya çalan telefonunu duymuyordu. Arabasını almadığı için yanından geçen dolmuşa el ederek durmasını sağlamıştı. Dolmuşun içinde kendi öğrencileri de dahil bir çok öğrenci varken kimse ona dönüp bir şey söylememişti. Genç kızın yüzünden iyi durumda olmadığı anlaşılıyordu. Asya daha fazla bakışlara dayanamayarak arabadan ineceğini bildirerek aşağıya inmişti. Ayakları onu adresine götürürken arkasından kendisini merak edenlerden haberi bile yoktu.

***

Genç adam annesinin yatağı hafif kaldırmasıyla oturur pozisyona geçmişti. Deniz Hanım oldukça yorgun görünüyordu.

“Anne sen artık eve geçmelisin. Ben iyiyim bir şeye ihtiyacım olursa hemşireler yardımcı olur.”

“Olur mu öyle şey canım, zaten bu gün yarın çıkarsın hastaneden. Doktor iyi konuştu yaran hakkında.”

“Anne, gözlerin uykusuzluktan çökmüş durumda. Bu akşam Cemile kalsın yanımda.”

“Olmaz oğlum, burada bir başına ablanı bırakamam. Ablan söylemiyor ama boyu devrilesice İsmail’in akrabaları kızı rahat bırakmıyorlar.” Cenk annesinin sözleri ile kaşlarını çatmıştı. Telefonunu yeniden eline alarak Cemile’yi aramış ama yine ona ulaşamamıştı. Endişelense de annesine belli etmemeye çalışıyordu. Alya’ya kısa mesaj atarak ablasının nerede olduğunu sormuştu. Hemen cevap alamasa da genç kızdan aldığı cevapla hızla yerinden doğrulmuş ama yarası acıyınca yeniden geriye yaslanmıştı.

“Ne oluyor Cenk, neden heyecan yaptın?”

“Anne bana meyve suyu alır mısın?” diye soran genç adamın amacı annesini odadan dışarıya çıkarmaktı. Deniz Hanım odadan çıkarken Cenk hızla Ayla’yı aramıştı. Birkaç çalıştan sonra karşı taraftan genç kızın bıkkın sesini işitmişti.

“Ablamın karakolda ne işi var?”

“Kocasının ailesi ona tehdit mesajları atıyordu, Serdar abim de şikayet için onu karakola götürdü.” Cenk aldığı cevapla derin bir nefes alırken gözlerini kısa bir süre kapatarak devam etmişti.

“Sen neredesin, ne yapıyorsun? Bu gün hastaneye gelecek misin?” Alya genç adamın sorusuyla duraksamıştı.

“Bilmiyorum, birazdan derse gireceğim. Öğleden sonra da kendi dersime gireceğim.”

“Anladım, kendine dikkat et. Abinin numarası bende yok gönderir misin?” Alya genç adamı onaylayarak telefonu kapatmıştı. Cenk’e abisinin telefon numarasını gönderirken bir yandan da babasının isteğinden hala haberi olmadığını anlamıştı. Ders saati geldiğinde yerinden kalkarak sınıfa doğru ilerlerken hala tüm okulun dikkatini çekmeye devam ediyordu. Öğrenciler kendi aralarında fısıldaşırken sınıftan olan öğrenciler birden genç kızın etrafını sarmıştı. Alya ne olduğunu anlayamasa da yanında ki genç çocuk gülümseyerek sormuştu.

“Nasılsınız hocam? Bu gün gelmezsiniz diye düşünüyorduk.”

“Neden gelmemeyeyim?”

“Dün kolay şeyler yaşamadınız. Sizi merak ettik.” Başka bir öğrencisinin sözleri ile konuşan kişiye dönmüştü. Nedense bu kalabalığın nedeninin kendisine destek olmak için olduğunu hissetmişti.

“Sizin sınavlar açıklandı değil mi? nasıl geldi sonuçlar?” Adem hemen kızı cevaplamıştı.

“Hocam ilk yılımız olmasına rağmen diğer derslerden daha iyi geçti sizin dersinizin sınavı.”

“Çok sevindim, hadi derse geçelim de belki sizi erken bırakırım.” Öğrenciler hızla dersliğe girerken Alya arkalarından gülümseyerek bakmıştı. Hep birlikte derse girdiklerinde Alya derse başlamak üzereyken sınıfın kapısının tıklatılıp açılmasıyla genç kızın bakışları kapıdan içeriye giren bölüm başkanına kaymıştı.

“Buyurun hocam bir şey mi oldu?” adam sınıfa kısa bir bakış atarak yeniden Alya’ya dönmüştü.

“Dün olanlardan sonra Ayfer hocanın dava sonuçlanana kadar derslere girmesi mümkün olmayacak. Bu yüzden Ayfer hocanın derslerine de sizin girmeniz gerekiyor.”

“Ama hocam ben yüksek lisans öğrencisiyim. Kendi derslerim de var. Biliyorsunuz Cenk hocanın iki haftalık raporu var.”

“Sen derslerini düşünme. Hocalarınla ben ilgileneceğim. Devamsızlığın olmayacak.” Ayla mahcup bir şekilde öğrencilerinden bakışlarını kaçırırken aklına gelen şeyle duraksamıştı.

“Hocam iki sınıfı da aynı alda alsam olmaz mı?” adam Alya’ya başını sallayarak cevap vermişti.

“Derslerine gir de nasıl alırsan al. Şimdi öğrenciler dışarıda bekliyor. İstersen boş olan amfi sınıfa geçebilirsiniz.” Alya başını sallarken adam iyi dersler diyerek sınıftan çıkmıştı.

“Adem…” Alya genç çocuğa dönerken Adem hemen ayaklanmıştı.

“Tamam hocam ayarlıyorum.” Alya konuşmasına devam edemeden konuyu anlayan genç çocuğun arkasından gülümserken Adem sınıftan çıkıp boş amfi sınıfı bakmaya başlamıştı.

“Hadi arkadaşlar sizde hazırlanın diğer sınıfa geçeceğiz.” Alya kendi masasını toparlarken içi sıkılmıştı. Hep birlikte büyük dersliğe geçen sınıf dersine başlarken başka bir adreste oldukça gergin anlar yaşanıyordu.

***

Cenk telefonunu kapattığında odasının kapısının açılmasıyla bakışları kapıdan giren adama dönmüştü. Adamın hemen ardından odaya Adnan hoca girerken Cenk’in bakışları ikili arasında dolaşmıştı.

“Hoş geldiniz hocam,” diyen adam karşısında ki sert bakışlı adama yutkunarak bakmıştı.

“Hoş bulduk Cenk, nasıl oldun?” Adnan ortamı yumuşatmak için hemen adamın yanına gitmişti.

“Siz nasılsınız Ahmet Bey?” Ahmet Bey genç adamın sorusu ile gözlerini Cenk’e dikerek cevap vermişti.

“Senden alacağım cevaba göre değişecek.”

“Anlamadım?” Cenk bakışlarını Adnan’a çevirerek devam etmişti. “Bir sorun mu var Adnan hocam?”

“Evet bir sorun var,” diye cevap veren Ahmet beydi. Cenk yeniden adama döndüğünde Ahmet Bey konuşmasına devam etmişti.

“Alya ile sözlendiğinizi duydum?” Cenk adamın sözleri ile duraksamıştı.

“Aslında sözlenme olayı gerçek değildi. Adnan hocam size anlatmadı mı?” Cenk oldukça gerilmişti. Bir babanın karşısına bu şekilde durmak hoşuna gitmemişti.

“Gerçek veya değil, adınız yan yana anıldı mı ben ona bakarım.”

“Ahmet Bey…”

“Konuşmamı bitirmedim.” Cenk adamın çıkışıyla susarken Adnan araya girmek istemişti.

“Enişte sakin olur musun? Sana söyledik bildiğin gibi değil.”

“Sen konuşma Adnan, benim haberim olmadan kızımı sözlemek de ne oluyor? Hem de saçma bir nedenden dolayı.”

“Enişte aklımıza başka bir yol gelmedi. Alya için bu planı yaptık.”

“Benim kızım aciz mi ki böyle saçma bir plan yaptınız. Ayrıca bu konular şakaya gelmez. Yarın sözü attık diyeceksiniz ne olacak? Alya’nın adı bir kez seninle anılmış oldu ona ne gözle bakacağını hiç düşünmediniz mi? Ayrıca neden sürekli kızımın adı seninle anılıyor?” Cenk adamın çıkışı ile başını yumruk yemiş gibi geriye çekmişti.

“Ben…”

“Evet sen, bu işi temizleyeceksin. Kızımla sürekli adının anılmasından hoşlanmadım bilesin. Ya tamıma erdirirsiniz ya da bir daha seni kızımın etrafında görmeyeceğim.”

“Enişte sen ne diyorsun?”

“Sen karışma Adnan kız benim kızım. Ben son sözümü söyledim. Ya Alya ile biz gitmeden nişanlanır ya da seni bir daha kızımın etrafında görmeyeceğim. Hadi burada memleketten uzaktasınız ama Trabzon’a gidip kızımın söz attığı dedikodusunu duymak istemiyorum. Kızımın adının lekelenmesini istemiyorum. Ona göre iyi düşün karar ver.” Ahmet Bey son sözlerini söyleyerek odadan çıkıp giderken Cenk şaşkınlıkla Adnan beye dönmüştü.

“Adnan hocam az önce ne oldu?” Cenk beyninin durduğunu hissediyordu. Kalbi deli gibi atarken inanmakta güçlük çektiği şeyi Adnan hocadan tasdiklemesini istemişti.

“Ben onunla konuşurum Cenk, sen kendini zorunlu hissetme.” Adnan’ın sözlerine kaşlarını çatarak bakan genç adam çıkışmıştı.

“Onunla ne konuşacaksınız. Adam resmen Alya’dan ya uzak dur ya da evlen dedi.”

“Ee sende evlenmeyeceğine göre uzak durabilirsin sanırım.” Adnan dikkatle genç adamın ifadesini izlerken Cenk’in sürekli kaşlarını çatması dikkatinden kaçmamıştı. Cenk ne düşünüyorsa kendiyle savaşıyordu.

“Nasıl olacak ki? Alya ile aynı okuldayız. Onu geçtim aynı apartmanda oturuyoruz. Ondan nasıl uzak kalacağım?” Adnan kendi kendine konuşan adamın sözlerine gülmemek için kendisini zor tutmuştu.

“Zor değil, ben başka bir daire bulabilirim. Asistanlığını da bırakınca okulda görüşmeniz kolay olmaz.”

“Neden kızın düzenini bozuyorsunuz?” Cenk kendi çıkışına şaşırsa da geri adım atmamaya kararlıydı. “Hem Alya’nın babasının düşüncesinden haberi var mı?” dediğinde Adnan başını sallayarak cevaplamıştı.

“Akşam ona da söyledi.”

“Alya ne cevap verdi babasına?” Cenk merakla alacağı cevabı beklerken Adnan derin bir nefes alarak genç adamın gözlerine bakmıştı.

“Alya’nın kabul edip etmediğini soruyorsan bunu ona sormalısın. Ben sana cevap veremem.” Cenk aldığı cevapla yüzünü asarken odanın kapısı açılarak içeriye heyecanla Deniz Hanım girmişti. Cenk annesinin Alya konusunu öğrendiğini parlayan gözlerinden aniden anlamıştı.

“Ah Adnan hocam sizde mi buradaydınız?” diye neşeyle soran kadın Adnan’ın gülmesine neden olmuştu.

“Nasılsınız Deniz Hanım, pek mutlu görünüyorsunuz.”

“Evet çok mutlu oldum. Bu gün güzel bir haber aldım da.” Adnan başını iki yana sallarken acıyarak Cenk’e bakmıştı.

“Gazan mübarek olsun Cenk, benim öğleye dersim var gitmem gerek.”

“Teşekkür ederim Hocam,” diyerek adama karşılık verirken Adnan izin isteyerek odadan ayrılmıştı. Deniz Hanım adamın odadan çıkmasıyla hızla oğlunun başına dikilmişti.

“Emine Hanım bana bir şeyler fısıldadı. Doğru mu?”

“Ne fısıldadığına bağlı annecim, sen söylersen bende cevap veririm.”

“Ahmet Bey gitmeden nişan takalım diyor,  sen ne dersin?” Cenk annesine ters bir şekilde bakarken Deniz Hanım onu takmamıştı.

“Anne sen iyi misin? Alya’nın ne düşündüğü umurunda değil mi?”

“Aşk olsun Cenk, ben Alya’yı ikna edeceğine eminim. Hem farkında değilsin ama birbirinize çok uyumlusunuz. Ah ne güzel hep düşünürdüm Alya ile evlenseydin nasıl bir hayatın olurdu diye…” Deniz Hanım hayallere dalarken Cenk’i de aynı hayallere sürüklediğinden habersizdi.

“Bilmiyorum ama güzel olabilirdi sanırım,” Cenk kendi duyacağı şekilde söylenirken Deniz Hanım oğluna dönmüştü.

“Sen ne düşünüyorsun bu konu hakkında?”

“Ben kararı Alya’ya bırakacağım. Nasılsa bundan sonra evlenmeyi düşünmüyordum. Bir kez sevdiğim kadınla evlendim ikinciyi senin tercihine bırakıyorum.” Genç adam dilini yakan sözleri söylerken bakışlarını çevirdiğinde kapı aralığında son anda gördüğü gölgeyle duraksamıştı. Onları duyan birilerinin olduğunu anlayan genç adam annesine dönerek “Kapıda biri mi var anne?” diye sordu. Deniz Hanım kapıya çıkarken kimseyi göremeyince odaya dönerek oğluna bakmıştı.

“Kimse yok oğlum sana öyle gelmiştir.” Cenk emindi biri onları dinlemişti. Sıkıntıyla içini çekerken kendi sözlerinin başına bela olmamasını dilemişti.

***

Bölüm biraz kısa oldu ancak yazmaya fırsatım olmadı. Cenaze vardı ve hala kalabalık dağılmış durumda değil. Önceden yazdığım bölümleri zamanlayarak paylaşıyorum. Umarım yorumlarınızı eksik etmezsiniz.

33. BÖLÜM <<<<<——>>>>> 35. BÖLÜM

24351cookie-checkGelincik Çiçeği 34. Bölüm