Temmuz 27, 2022 Yazarı mermaridyy 17

Gelincik Çiçeği 35. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Umarım hikayelerden keyif alıyorsunuzdur. Farkındaysanız üç hikaye de sona doğru yaklaşıyor. Umarım bu bölümü beğenirsiniz. Keyifli okumalar!

***

“Yavaş bir şekilde uzan şimdi,” diyen genç kadın salonda hazırladığı yatağa kardeşini dikkatle yatırmıştı. Annesi oldukça yorgun olduğu için gelir gelmez odasına çekilmişti. Cenk bir hafta kaldığı hastaneden taburcu olurken kendisini karşılamaya gelen kişilere mahcup bir şekilde bakıyordu. Gözleri aile üyelerinin arasında Alya’yı ararken, aradığını bulamayınca sıkıntıyla iç çekmişti. Onu en son Ahmet beyle konuştuğu gün hastanede görmüştü. O gün genç kız oldukça sessizdi. Sessizliğini ailelerin onları evlendirmek istemesinden olduğunu düşünürken genç kızın isteksiz olması onu üzüyordu.

“Nasıl hissediyorsun evladım?” Emine Hanım genç adama sorarken Ahmet Bey sessizce tekli koltuklardan birine oturarak genç adamamı izlemeye başlamıştı.

“Çok şükür Emine teyze siz nasılsınız?” diye soran genç adam kapı zilinin çalmasıyla yerinden hafifçe doğrulmuştu. Ablası kapıyı açmaya gittiğinde gözleri içeri girecek olan kişiyi bekliyordu. Kapıdan içeriye giren ablasının hemen arkasında gözlerini dikmiş ama beklediği kişi gelmemişti.

“Kim geldi abla?”

“Alya geldi. Dışarıdan istediğim birkaç şey vardı, onları verip evine çıktı.” Cenk ablasının sözleri ile yüzünü asmıştı. Her hareketini izleyen adamdan habersizdi.

Deniz Hanım odasında uzanırken içerden gelen kalabalık sesle yatağından kalkarak üzerini değiştirmiş ve salona gelmişti. Artık aile üyeleri olarak gördüğü Türk ailesini salonunda görünce keyifle onları selamlamıştı.

“Kızım emine teyzenler gelmiş neden beni kaldırmadın?” Cemile annesine cevap verecekken Emine Hanım araya girmişti.

“Biz yabancı mıyız Deniz? Senin yorgun olduğunu biliyorduk. Neden kalktın ki?” diye sorarken Deniz Hanım emine hanıma sarılarak gülümsemişti.

“Dinlendim biraz, çay koyayım da içelim,” dedi. Kadın mutfağa geçecekken kızı ondan önce davranmıştı.

“Alya kızım yok mu?”

“Evde işi varmış eve çıktı.” Ahmet Bey karısına kısa bir bakış atıp Serdar’a dönmüştü. Selim, Arya ve Aras fazla kalamamış ve Trabzon’a geri dönmüştü. Selim’in dersler vardı ve Aras ile Arya da küçük kızını daha fazla yalnız bırakamamıştı.

“Serdar avukatla konuştun mu dava ne durumdaymış.”

“Han ilk duruşmayı erkene aldırmaya çalışıyor. Alya’nın davasına bir hafta var ama İsmail’in dava günü henüz belli olmadı.” Ahmet Bey başını sallarken Deniz Hanım damadının adını duyunca ürpermişti.

“İnşallah oradan çıkamaz. Az kaldın evladımı öldürüyordu.”

“Öyle deme Deniz’cim. İyi ya da kötü o da bir annenin evladı.” Diyen Emine Hanım oldukça yufka yürekli davranıyordu.

“Arkasından konuşmak gibi olmasın ama annesi de ondan aşağı kalmaz Emine. Allah kızımı onlardan kurtardı.” Cenk sessizce annesini dinlerken Serdar araya girme ihtiyacı hissetmişti.

“Anne o kadın hakkında da suç duyurusunda bulunduk.” Emine Hanım şaşkınlıkla oğluna bakarken Deniz hanımında ondan aşağı kalır yanı yoktu.

“Neden oğlum, kadının ne suçu var. Oğlu yapmış bir cahillik.”

“Kadında Cemile ablaya sürekli tehdit mesajları atıyordu. Üstelik peşine kayınının oğullarını takmış.” Deniz Hanım endişeyle Cenk’e dönmüştü.

“Cenk senin haberin var mıydı?”

“Vardı anne, sağ olsun Serdar ile Alya ablamı yalnız bırakmadılar. Beraber şikayette bulunmaya gittiler.”

“Ah be evladım neden bana söylemedin?” kadın oldukça üzgündü. Kapı yeniden çaldığında Cemile içeriden “Ben bakarım,” diye seslenerek dış kapıyı açmaya gitmişti. Cenk salonun kapısından içeriye giren Akasya, Ahmet ve Aslı’yı görünce yine yüzünü asmıştı.

“Ne oldu hocam bizi gördüğünüze sevinmediniz mi? gidelim isterseniz?” Ahmet şakacı bir tonca sorarken Ahmet Bey ona karşılık vermişti.

“Onun beklediği siz değildiniz oğlum, hadi geçin oturun.” Yaşlı adamın sözleri ile mahcup olan Cenk bakışlarını kaçırmıştı. Deniz Hanım ve Emine Hanım gülümsemelerini elleriyle saklarken Ahmet imayla Cenk’e bakmıştı.

“Gelmedi mi daha, bizden önce çıkmıştı okuldan.”

“Eve çıktı işi vardı. Gelir akşama doğru,” diye kardeşini savunmak yine Serdar’a kalmıştı.

“Doğru ya hoca derste ona araştırma ödevi vermişti. Üstelik iki gün de süre tanıdı. Onu yapmak için uğraşıyordur.” Ahmet Akasya’yı onaylarken Cenk kaşlarını çatmıştı. Bildiği kadarıyla Alya iki sınıfın derslerine giriyordu. Bir de derslerine odaklanmaya çalışıyordu. Bir süre sohbet eden grup Cemile’nin içeriye elinde çaylarla girmesiyle kızlar ona yardım için ayaklanmıştı.

“Cemile abla yardım edilecek bir şey var mı?” Aslı’nın sorusu ile genç kadın başını iki yana sallamıştı.

“Yok Aslı’cım ben hallettim her şeyi. Siz oturun.” Genç kadın yeniden salondan çıkarken Akasya Alya’ya bakacağını söyleyerek yerinden kalkmıştı. Cenk genç kızın kalkması ile merakla ona bakmıştı.

“Alya’ya söyle yardım edebileceğim bir konu varsa bana sorabilir. Araştırmasını birlikte halledebiliriz.” Cenk ne zamandır konuşmadığı kızı oldukça merak ediyordu.

“Buna gerek yok Cenk hocam, ödevimi çoktan bitirdim.” Ahmet ve Akasya şaşkınlıkla genç kıza bakarken Akasya, “Ne çabuk hoca sana ödevi bu gün vermişti. Ne ara araştırdın da yazdın ödevi?” diye sormuştu. “Ahmet’te genç kıza katılarak “Akasya haklı ne ara bitirdin?” dedi.

“Şans diyelim,” Alya babasının oturduğu koltuğun kolçanına oturarak salondakilere kısa bir bakış atmıştı.

“Yaptığın ödevi görmek isterim.” Alya babasının yanına oturduğu için genç adam istediği gibi bakışlarını kızın üzerine odaklayamıyordu.

“Elbette hocam,” diyerek telefonunda kısa bir işlem yaparak Cenk’e bakmıştı.

“Mailinize gönderdim oradan bakabilirsiniz.” Cenk kızın resmi konuşmasından hoşlanmamıştı. Ahmet Bey de kızının tutumunun farkındaydı. Ama çocuklarını ondan daha iyi kimse tanıyamazdı. Her bir çocuğunun bir bakışından, yüzünün aldığı küçük bir ifadeden ne düşündüğünü hemen anlayan bir baba olarak Alya’nın çekindiği bir şey olduğunu anlayabiliyordu.

“Ah geldin mi Alya, çay içer misin?” Cemile genç kıza gülümserken Alya yerinden kalkarak genç kadına doğru ilerlemişti.

“Ben alırım Cemile abla sen oturup dinlen biraz.” Alya salondan çıkarken abartısız herkes arkasından bakmıştı.

“Siz kapı zilini duydunuz mu?” Bu soruyu Emine Hanım sormuştu. Alya birden salonun kapısında belirince onun kapıyı çaldığını ve Cemile’nin ona kapıyı açtığını düşünmüştü. Ama Cemile’nin sözleriyle genç kızın geldiğinden haberi olmadığını anlamıştı.

“Alya kızımda evin anahtarı var Emine, anahtarla girmiştir.” Emine Hanım Deniz’in sözleri ile bakışlarını kocasına çevirirken Ahmet Bey derin bir nefes almıştı.

“Biz camiye gidelim oğlum, akşam vakti geldi.” Ahmet Bey yerinden kalkarken Serdar ve Ahmet’te ona ayak uydurmuştu. Cenk kadınların arasında kalmamak için annesine odasına gitmek istediğini söylemişti. Deniz Hanım oğlunun isteğini kabul ederek yatağından kalkmasına yardım etmişti. Cemile bir koluna diğer koluna Deniz Hanım girerek genç adamı odasına götürmüştü. Alya elinde çayı ile salona girdiğinde annesi dikkatle kızına bakıyordu.

“Ne oldu anne neden bana öyle bakıyorsun?” Alya annesinin bakışlarından rahatsız olmuştu.

“Nasıl bakıyorum kızım?”

“Bilmem garip bakıyorsun.” Akasya anne kıza bakarken Aslı konuşmuştu.

“Bu gün Ayfer hocayı okulda görenler olmuş sana bulaşmadı değil mi?” diye sordu. Alya arkadaşının sorusu ile gerilse de belli etmemeye çalışmıştı. Bir kaç saat önde Ayfer’i karşısına gördüğünde oldukça tedirgin olmuştu.

“Hayır bana bulaşmadı.”

“Bana pek öyle gelmiyor ama neyse. Bu konu burada kapanmadı Alya konuşacağız.” Alya meraklı kadınları yok sayarak Akasya’ya dönmüştü.

“Senin dersler nasıl gidiyor Akasya, çok konu işlediniz mi?”

“İşledik ama senin halledemeyeceğin kadar çok değil.” Alya başta iki sınıfı aynı anda derse almak istemiş ama bir süre sonra devamsızlık hakları dolan öğrencilerin de aralarına katılmasıyla fazla kalabalık olan sınıfları yeniden ikiye bölmek zorunda kalmıştı.

“Bir ara işlediğiniz konuşları bana yazarsan sevinirim.” Akasya başını sallarken bu gün okulda duyduğu şeyler gelmişti aklına.

“Ne oldu Akasya, yüzün birden soldu.” Aslı kızın durgunlaştığını görünce merakla sordu.

“Alya bir ara kız gecesi yapalım. Konuşmamız gereken önemli konular var.” Alya genç kıza kısa bir bakış atarak annesine dönmüştü.

“Anne biz bir yukarı çıkalım. Konuşacaklarımız var da. Malum ben derslere giremiyorum.” Emine Hanım kızına çıkabileceklerini söylerken Aslı ve Akasya ile kapıya yönelmişlerdi.

“Kızım Cemile de sizinle gelsin!” Deniz Hanım araya girerken Alya konuşacakları konu yüzünden sıkıntılı olsa da olumlu bir şekilde başını sallamıştı.

“Anne belki kızların özel konuşacakları vardır.”

“O nasıl söz kızım senden gizlileri mi var.” Emine Hanım Alya’ya kaş göz işareti yaparken Alya da annesine hak vermişti.

“Annem haklı Cemile abla senden saklımız yok ki.”

“Madem öyle ben bardakları toplayıp çıkarım yukarıya.” Alya iki arkadaşıyla eve çıkarken oldukça gergindi. Kızlara anlatacaklarını Cemile ablasının yanında nasıl anlatacağını bilemiyordu. Daha önce kimseden çekindiği olmamıştı. Kızla üst dairenin kapısından içeriye girerken Akasya hemen mutfağa geçerek çay koymuştu. Aşağıda çayını içememişti ve canı fena halde çay istemişti.

“Siz salona geçin kızlar ben birazdan gelirim.” Alya lavaboya doğru ilerlerken Aslı salona geçerek oturmuştu. Birkaç dakika sonra da Akasya yanına gelmişti.

“Ne yapıyordun?”

“Çay koydum, aşağıda içemedik.” Aslı başını sallarken salona Alya girmişti. Genç kız kanepelerden birine geçip otururken konuşmaya başlayacağı sırada kapı zili çalmıştı. Akasya kapıyı açarken Aslı genç kızın bir sıkıntısı olduğunu anlayabiliyordu.

“Başlamış mıydınız?” Cemile’nin sorusuna üç kızda başını iki yana sallayarak cevap vermişti.

“Evet Alya seni dinliyoruz. Neden keyifsiz bir şekilde geldin eve? Biz yokken okulda bir şey mi oldu?” Akasya’nın sorusu ile bakışlar Alya’ya dönmüştü. Sıkıntıyla öne doğru eğilerek saçlarının yüzüne dökülmesini sağlamıştı. Bir süre sessiz kalarak konuya nasıl gireceğini düşünmüştü.

“Alya, canım çekinme de söyle, ne oldu?”

“Bu gün Ayfer’den mesaj geldi!” Akasya hemen dikelirken Aslı geriye yaslanarak Alya’nın devam etmesini beklemişti.

“Canını sıkacak bir şey mi yazmış?” Cemile sorarken genç kızın bakışları Cemile’ye yönelmişti. “Bir video göndermiş altında da bu yazıyordu.” Alya telefonunu kızlara uzatırken onların tepkisini kaçırmamaya çalışıyordu.

“Seni sevmeyen bir adamla evlenecek kadar yüzsüz müsün?” Aslı mesajı sesli okurken Alya derin bir iç çekmişti.

“Ne demek bu?” Alya omzunu silkeleyerek “Videoyu açıp izleyebilirsiniz,” dediğinde Cemile üstteki videoyu açıp izlemeye başlamıştı. Göründü karmaşık olsa da sesler kimin konuştuğunu şüphe götürmez bir şekilde belli ediyordu. Cenk ve annesinin konuşmasını çeken genç kadın Alya’ya çektiği kaydı atmıştı.

“Bu konuşulanları ciddiye almıyorsun değil mi? kardeşim sana değer veriyor. Belli etmemeye çalışsa da seni sevdiğine eminim.” Cemile hiddetle kardeşini savunurken Alya buruk bir şekilde gülümsemişti.

“Beni sevmediğini düşünmedim Cemile abla, diğer öğrencileri kadar beni de seviyordur. Ama bu evlilik gibi ciddi bir müessese için yeterli değil. Ben kimsenin hayatında zorunluluktan olamam. Cenk zorunluluk hissettiği için benimle evlenmemeli. En azından bana saygı duymasını isterdim.”

“Cenk sana saygı duyuyor.”

“Bana saygı duysaydı Deniz teyzeye benimle o istediği için evleneceğini söylemezdi.” Genç kız kendi sözlerine fark edince canının yandığını hissetmişti. Cenk’in ilk evliliğini severek yaptığını elbette biliyordu. Ama kendisiyle annesi için evlenmesini istemiyordu. Annesinin tercih ettiği gelin olarak değil, Cenk’in sevdiği saygı duyduğu bir kadın olarak hayatına girmek istiyordu.

“Senin aklını karıştıran ne?”

“Bana aşık olmasını istemiyorum Cemile abla, en azından biraz olsun sevmesini isterdim. Aşk gelip geçicidir. Baki kalan sevgi ve saygıdır.”

“O zaman Cenk ile konuş. Ona duygularını anlat.”

“Bunu yapamam. Babamla dün akşam yeniden konuştum ama onu ikna edemedim. Beni Cenk’le evlendirmeyi kafaya koymuş durumda.” Alya üzgün bir şekilde bakışlarını kaçırırken Akasya kızın keyfinin yerine gelmesini istediği için bu gün duyduklarını anlatmaya karar vermişti.

“Bu gün yönetim kurulunun toplantı yaptığını duydum. Biliyorsun sınıftaki kızlardan biri bölüm başkanının kızı!” dediğinde yüzünü buruşturmuştu.

“Yine sana bulaşmadı değil mi?”

“Yok ama onlar hasetle konuşuyorlardı. Sanırım yakında asistanlıktan terfi edebilirsin!” dediğinde Alya kaşlarını çatarak genç kıza bakmıştı.

“O ne demek?”

“Duyduğuma göre yeni öğretim görevlisi gelene kadar asistan olarak değil de okutman olarak görev yapmanı isteyecekler. Bu da seni diğer hocalarla bir seviyeye getiriyor. Sadece kadrolu olmayacaksın. Sende ki bu zeka ile kadrolu olmana da az kaldı.” Aslı şaşkınlıkla Akasya’ya bakarken heyecanla sormuştu.

“Gerçekten mi?”

“Yalan söylemeye borcu mu var kızım. Aramızda yüksek lisans öğrencisi olmasına rağmen okutman olacak biri var. Çok sevindim Alya. En kısa sürede sana geleceklerine eminim.” Alya düşünceli bir şekilde önünde bağladığı ellerine bakarken ne söyleyeceğini bilememişti.

“Kesin olmayan bir şey için konuşmayalım bence. Neyse bana bir akıl verin. Babamı nasıl ikna edeceğim?”

“Bırak her şey oluruna varsın Alya. Ben kardeşime kefilim, o seni mutlu edecek. Eminim üzerine titreyecektir. Zamanla seni istediğin gibi seveceğine de eminim. Peki sen onu sevebileceğine inanıyor musun?” Alya Cemile’nin sözleri ile bakışlarını kaçırırken Cemile gülümsemişti. Kızın dizinin üzerine iki kez vurarak konuşmuştu.

“Bak bana ben kocamla evlendiğimde onu tanımıyordum bile. Halalarım evlenmem için baskı yapıp durmuşlardı. İlk bir yıl her şey güzeldi ama ondan sonra ne anası ne de kendi bana etmediğini bırakmadı. Sen Cenk’i azda olsa tanıyorsun. O kaynanaya rağmen karısını bir gün olsun üzmedi. Seni el üstünde tutacağına eminim. Sadece ona dürüst ol yeter. Kardeşimin tek isteği yalansız dolansız bir hayat.” Alya kızın samimi sözleriyle başını sallamıştı.

“Alya sen cesaretsiz misin? Cenk hocanın sana ayrı bir düşkünlüğü olduğunun herkes farkında. Ayfer cadısı sence neden seninle bu kadar çok uğraştı. Kendi ulaşamadığı kişiye hiçbir şey yapmadan ulaştın.”

“Saçmalama Akasya!” diye çıkışan genç kız Aslı’yı güldürmüştü.

“Akasya haklı, sen ortama girdiğinde Cenk hoca gözlerini üzerinden alamıyor. Ayrıca sende ondan aşağı kalmazsın.”

“Aslı sende mi? yok öyle bir şey…”

“Tabi canım o yüzden mi Asya hocayı Cenk hocanın yanında ilk gördüğünde yüzün asılmıştı. Farkında değilsin ama sen o gün kıskandın.”

“Akasya!” Alya arkadaşını uyarırken Cemile kızın itirazlarına gülüyordu.

“Bence baban da farkında bazı şeylerin, o yüzden nişan meselesinde bu kadar diretiyor.” Alya utanarak yüzünü ellerinin arasına saklamıştı.

“Babam mı? ya hayır ya…” diye hayıflanan genç kız üç kızı da güldürmüştü.

“Bence eline geçen bu fırsatı değerlendirmelisin. Cenk hoca okulun en gözde bekar hocası. Kaptırmak istemiyorsan işi sağlam kazığa bağla.”

“O nasıl söz Akasya, çok ayıp.” Kızların konuşması keyifli bir şekilde sürerken Cemile birden durgunlaşmıştı.

“Ne oldu abla ne düşünüyorsun?”

“İsmail’in dava günü daha belli olmadı. Avukat birkaç gün içinde boşanma belgelerini imzalatacağını söylemişti ama ben İsmail’e de ailesine de güvenemiyorum.”

“Merak etme Cemile abla, Han abim söylediyse yapar!” dediğinde oldukça keyifliydi. Sesinde ki hayranlık elle tutulacak şekildeydi.

“Avukatı tanıyorsun galibe?” Cemile sorarken Aslı hızla başını sallamıştı.

“Aynı mahallede büyüdük. Ablamla yaşıt. Benim abim olmadığı için bana hep abilik yapardı. Çok iyi biridir. Ayrıca korkutucu derecede adaletlidir. İstediği bir şeyi almadan asla pes etmez.” Cemile genç kızın sözleri ile düşünceli bir şekilde başını sallamıştı.

“Han abi neden evlenmedi acaba? Bizden dört yaş büyük bildiğim kadarıyla,” Akasya Aslı’ya sorarken sorunun cevabını Cemile de merak etmişti. Akasya doğru söylüyorsa avukat onunla yaşıt olmalıydı.

“Han abim benden beş yaş büyük. Annesi çok kız gösterdi ama abim oralı olmadı. O kendi seçtiği kızla evlenmek istiyor. Suzan teyzem çok uğraşsa da bir türlü ikna edemedi.”

“Annesine de yazık, kadın çok uğraşmış olmalı.”

“Öyle de abimin de dediği gibi onunla annesi değil kendi yaşlanacak. Annesine gelini değil kendine eş olacak biri olmalı.” Cemile şaşkınlıkla genç kıza bakmıştı. Bu zamanda böyle düşünen biri olması Cemile’ye farklı gelmişti.

“Allah gönlüne göre versin.”

****

Genç adam uzanmış bir şekilde Alya’nın gönderdiği dosyayı okuyordu. Birkaç yerde yazım hatası dışında konuda hiçbir kopukluk yoktu. Alya’nın son okumada da yazım hatalarını göreceğine emindi. Derin bir nefes alarak telefonunu elinden bıraktığında annesi başını araladığı kapıdan içeriye uzatmıştı.

“Oğlum sen uyumadın mı?”

“Uykum yok anne, hastanede yeterince uyudum.”

“Birazdan Ahmet Beyler gelir. Yemek için masa hazırlanıyor. Salonda mı yemek istersin yoksa yemeğini buraya mı getireyim?”

“Anne boş ver yemeği de seninle konuşalım.” Deniz Hanım oğlunun ciddi ifadesi karşısında duraksamıştı.

“Bir şey mi oldu oğlum?” diye soran kadın genç adamın sıkıntılı olduğunu görebiliyordu.

“Anne Alya da son zamanlarda sende bir gariplik sezmedin mi?”

“Ne gibi?” Cenk nasıl söyleyeceğini bilemiyordu.

“Bilmiyorum, sanki bize karşı daha uzak davranıyor. Sence de öyle değil mi?” Deniz Hanım oğlunun sözleri ile düşünmeye başlamıştı. Nişan konusu açıldığından beri Alya oğlunun da dediği gibi kendileriyle pek sohbet etmemişti. Her gün yan yana gelseler de her zaman köşesine çekilerek sadece dinliyordu.

“Sen söyleyene kadar dikkat etmemiştim. Haklısın evladım, kızım eskisi kadar konuşkan değil.”

“Acaba bu nişan yüzünden mi bu halde? Anne Ahmet beyle konuşsan, şu nişandan vazgeçse.”

“O nasıl söz oğlum, ben inanıyorum siz çok mutlu olacaksınız.”

“Anne farkında değil misin, Alya nişan konusu açıldığından beri bizden uzaklaşmaya başladı. Kız belli ki istemiyor bu evliliği. Neden onu zorluyorsunuz?”

“Nereden biliyorsun? Belki de başka derdi vardır.”

“Olsa bize söylemez mi anne, çok rica ediyorum Ahmet beyle konuş. Alya’nın rızasını almadan böyle bir işe kalkışmasın.”

“Oğlum…”

“Anne lütfen. Alya’nın benim yüzümden mutsuz olmasını istemiyorum. O çok değerli biri, çok naif. Kalbinin kırılmasını, hele ki benim yüzümden incinmesini istemiyorum.”

“Madem Alya’ya bu kadar değer veriyorsun neden ona belli etmiyorsun?” Cenk annesinin sorusu ile şaşırmıştı.

“Ne yapmamı istiyorsun anne, Alya ve ben denk miyim? Alya henüz genç bir kız, bense evlenip boşanmış adamım. Sence ona haksızlık değil mi?” Cenk kızmaya başlamıştı. Annesinin söz dinlememesi, inat etmesi Cenk’i çıkmaza sokuyordu.

“Sen Alya ile açık bir şekilde konuştun mu? Bu evliliği isteyip istemediğini sordun mu?” diye çıkışan Deniz hanımda kızmaya başlamıştı. İçeride misafirleri olduğu için sesini yükseltemiyordu.

“Kız yüzüme bakmıyor ki nasıl sorayım?” Cenk sıkıntıyla nefesini dışarıya verirken başını iki yana sallamıştı.

“O günden sonra Alya doğru düzgün yanımda kalmadı. Derslerle alakalı bile soru soramadım. Öğrenciler ne alemde bilmiyorum. Kız benden kaçıyor. Sizse onu bu evliliğe mahkum etmeye çalışıyorsunuz. Belki bir sevdiği vardır nereden biliyorsunuz?” Cenk son sözleriyle dilini ısırmıştı. Genç kızın bir sevdiği olabileceği düşüncesi içini yakmıştı. Gözlerini kapatarak geriye yaslanırken Deniz Hanım oğlunun haline üzülmüştü.

“Sen bu kızı seviyorsun değil mi?” Cenk gözlerini yavaş bir şekilde aralarken buruk bir şekilde gülümsemişti.

“Bazen sevmek yetmiyor anne, bırakın özgürce hayatını yaşasın. Kızın üzerine baskı uygulamayın.”

“Ya başka bir talibi çıkarsa o zaman ne yapacaksın? Sevdiğini bile bile başkasına mı bırakacaksın?”

“Mutlu olacaksa neden olmasın anne, onun mutluluğu her şeye değer!” Cenk annesinin ıslanan gözlerine bakarken kendisi de ağlamak istemişti. Bazen sizin için doğru olan kişinin geldiğini anladığınızda çok geç kalmış olursunuz. Bazen de doğru sandığınız kişilerin aslında sizin imtihanınız olduğunu anlayamazsınız. Cenk ilk eşini imtihan olarak görürken, Alya’yı geç kalmamayı istediği bir geleceğin umudu olarak görüyordu.

“Oğlum?”

“Anne lütfen, biraz dinlenmeye ihtiyacım var.” Cenk yatağına iyice uzanarak gözlerini yummuştu. Deniz Hanım gözünde ki yaşı silerek odadan çıkarken oldukça düşünceliydi. Odanın kapısını kapattığında karşısında gördüğü kızla duraksamıştı. Kapıyı çekerek sessizce genç kıza yaklaşırken bir eliyle kolunu sıvazlamıştı.

“Sen nasıl istersen öyle olsun kızım, ne sen ne de oğlum üzülsün!” Alya hala şahit olduğu konuşmayı atlatamadan Deniz hanımın sözleri onda soğuk duş etkisi yapmıştı. Kadın ne demek istemişti. Kafası allak bullak olmuştu. Az önce Cenk onu sevdiğini ima etmişti. Ya da Alya nasıl anlamak istediyse öyle anlamıştı. Az önce aşağıya inmiş, elini yıkamak için banyoya giderken kapısı yarı açık olan kapının önünde adını duyunca duraksamıştı. Anne oğulun konuşması onu heyecanlandırırken Deniz hanıma yakalanmış olmak utandırmıştı.

“Deniz teyze…” Alya merakla sorarken Deniz Hanım başını iki yana sallamıştı.

“Babanla konuşacağım kızım, sizi bu evliliğe zorlamaması için elimden geleni yapacağım.” Deniz Hanım genç kızın yanından geçip giderken Alya öylece arkasından bakmıştı. Ne söyleyeceğini nasıl davranacağını bilememişti. Ne yani şimdi o ve Cenk evlenmeyecek miydi?  

***

Sizce Alya Deniz hanımı durduracak mı?

Alya ve Cenk karşılıklı yüzleşir mi? yoksa itiraf etmeden evlenirler mi?

Han ve Cemile nasıl olur? Yorumlarınızı bekliyorum. Lütfen beni yalnız bırakmayın!

34. BÖLÜM <<<<<<——–>>>>>>> 36. BÖLÜM

24450cookie-checkGelincik Çiçeği 35. Bölüm