Ağustos 1, 2022 Yazarı mermaridyy 11

Dilay Hanım 36. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Bu bölüm biraz kısa oldu. Biliyorsunuz hafta sonu kpss sınavı vardı ve ben bölümü yazacak fırsatı bulamadım. Eğer başarabilirsem bu hafta içi başka bir bölüm daha yazıp yayınlayacağım. Keyifli okumalar!

***

Genç kadın dar koridordan ağır ağır ilerlerken oldukça gergin olan bedenini rahatlatmak için derin bir nefes almıştı. Dilay amcasının evine gitse de polisler önden önce davrandığı için tutuklanma anını görememişti. Yengesi olacak kadın genç kadını görünce ona saldırmaya çalışmış ama Engin tarafından engellenmişti.

“Emin misin?” Engin genç kadının kolunu tutarak onu durdurmuştu. Dilay’ın o adamla yüz göz olmasını istemiyordu.

“Hiç olmadığım kadar eminim.” Dilay önde ilerleyen polis memurunun peşinden devam ederken merdivenlerden aşağıya bir kat inerek ayrı bir demir parmaklıklı kapıdan içeriye girmişti.

“Bu taraftan!” Dilay etrafına bakınarak ortamı incelemeye başlamıştı. Duvarlarda daha önceden tutuklanan mahkûmlardan arda kalan izler vardı. Nasıl yaptıklarını anlayamadığı birkaç resim duvarda resmedilmişti. Gözleri az ilerdeki hücreye takılınca amcası olacak adamın nezarethanedeki büyük banka oturmuş bir şekilde önüne baktığını görünce istem dışı dudakları kıvrılmıştı. Adalet geçte olsa elbette yerini buluyordu.

“Sonunda seni burada görmek nasip oldu Hikmet Bey!” yaşlı adam duyduğu sesle hızla başını yerden kaldırmıştı. Öfkeli gözler Dilay’ı hedef alırken dişlerinin arasından adeta dışladı.

“Sen!”

“Evet, ben… Beni gördüğüne şaşırmış olman çok garip. Bir gün seninle hesaplaşacağımı bilmen gerekirdi!” Hikmet Bey genç kadının sözleri ile hızla yerinden kalkıp parmaklıklara doğru atılmıştı.

“Seni mahvedeceğim. Kiminle uğraştığını bilmiyorsun Dilay!” diye bağıran adam genç kadının adını kinayeli bir şekilde uzatarak söylemişti.

“Merak etme amca, ben kiminle karşı karşıya olduğumu gayet iyi biliyorum. Siz kaşındınız. Ne sanıyordun oğlun beni kaçırmaya çalışacak bu da yanına kar mı kalacaktı.”

“Oğluma iftira atma Dilay, Nihat bir şey yapmadı.” Dilay adamın sözleri ile kendini tutamayarak gülmüştü.

“Senin o ahmak oğlun yüzünü saklamış ama kimliğini açık etmeyi başarmış. Nihat ettiğinin cezasını çekecek. Bunca yıl sizi alttan aldım ama siz hiç durmadınız!”

“Dilay, Dilay Dilay… Bu yanına kalmayacak biliyorsun değil mi?” diye soran adam kadını daha da keyiflendirmişti.

“Şuanda karşımda çırpınman bana ne kadar keyif veriyor bilemezsin amca, sizi böyle gördüm ya çok mutluyum.”

“Bu çok uzun sürmeyecek merak etme, yakında buradan çıkacağım. O zaman olacakları düşünsen iyi edersin!”

“Elinden geleni ardına koyma amca. Ama sana tavsiye buradan çıkacağına dair hayaller kurma.” Engin genç kızın koluna dokunarak dikkatini çekmişti.

“Hadi gidelim Dilay, bu adamla konuşmak faydasız.”

“Bu kim? Yeni aşığın mı?” Amcasının sözleri ile Dilay dişlerini sıkmıştı.

“Evet, beğendin mi Nihat Bey. Kendisi benim müstakbel eşim olur.” Dilay arkasını dönüp birkaç adım attıktan sonra yeniden adama dönmüştü.

“Az kalsın unutuyordum, oğlun tutuklandı. Yakında sana arkadaşlık etmek için gelecek. Hadi beni kaçırmayı göze aldı bir şey demiyorum ama vatana ihaneti nasıl göze aldınız? Polisin elinden kolay kurtulamayacak.”

“Dilay buraya gel, Dilay gel buraya. Bundan kurtulamayacaksın!” Dilay oradan ayrılırken amcası arkasından bağırıp duruyordu.

Genç kadın nezarethanelerin olduğu kattan üste çıkarken Engin sessizce onu takip ediyordu. Bir yandan düşüncelere dalan genç kadına gelebilecek saldırılar için tetikte beklerken diğer yandan da bundan sonra ne yapacaklarını düşünmeden edememişti. Normal büroların olduğu kata geldiklerinde amcasının karısı ve kızlarını görünce uzaktan onlara kısa bir bakış atmıştı. Kuzenleri olmasına rağmen onları en son babasının cenazesinde görmüştü. Hepsi genç kadından büyüktü. Hepsinin kendi meslekleri vardı. Hikmet beyin iki kızı da okumuş, biri avukat olmuş diğeri de sekreterlik yapıyordu. Avukat olan kuzeni babasının durumunu sorarken Dilay buruk bir şekilde onları izliyordu. Karşısında duran kişiler onun akrabalarıydı ancak bir yabancıdan daha yabancıydılar genç kadına.

“Dilay iyi misin?” Dilay Engin’in sorusu ile ona dönmüştü.

“Şunlara bak Engin, amcamın çocukları. Babam ölmeden önce bizden çıkmayan kişileri yıllar sonra ilk görüşüm bu.”

“Üzülme hayatım, hadi buradan gidelim.” Dilay başını sallayıp kapıya yöneldiğinde kendisine seslenen genç kızla duraksamıştı.

“Dilay sen burada mıydın? Neden beni görmeye gelmedin?” Dilay arkasını döndüğünde kendisine doğru gelen Gece’yi görünce gülümsemişti.

“İşlerin vardır diye seni rahatsız etmek istememiştim. Nasılsın?” Dilay ayaküstü genç kızla sohbet ederken bir gözü de sürekli kuzenlerinin üzerindeydi. Yengesi olacak akreple göz göze geldiğinde sıkıntıyla nefesini vermişti. Olay çıksın istemiyordu.

“Sen hangi yüzle buraya geldin?” Dilay yengesinin üzerine doğru tehditler adımlarla gelmesini sakin bir şekilde izlemişti. Hemen arkasında da iki kızı vardı. Engin kadının bakışlarında ki nefreti görünce Dilay’ı arkasına çekerken Gece gruba kaşlarını çatarak bakmıştı.

“Olduğunuz yerde kalın, herhangi bir taşkınlığınızda sizi de kocanızın yanına aldırırım.” Gece’nin sert sesiyle kadın duraksamıştı.

“Annemi tehdit edemezsiniz. Ayrıca siz kimsiniz?”

“Ben tehdit etmiyorum. Anneniz nerede olduğunu unutarak birine saldırmayı göze alıyorsa o zaman nezarete girmeyi de göze almış demektir. Ayrıca ben komiser Gece, siz kimsiniz?” genç kız kendinden emin konuşan kıza gözlerini kısarak bakarken kız elini uzatarak cevap vermişti.

“Ben Gül Yavuz, Hikmet Yavuz’un kızıyım. Ayrıca avukatıyım…”

“Öyle mi o zaman çok çalışmanız gerekecek. Çünkü babanız da erkek kardeşiniz de uzun yıllar hapis yatacak.” Gece’nin kendinden emin tavırları aileyi gererken Gül alaycı bir şekilde gülümsemişti.

“Bu kadar emin olmayın Gece komiserim. Babamın çevresi geniştir.”

“O geniş çevrenin vatan hainlerine yardımcı olabileceğini sanmıyorum.” Gece’nin cevabı ile Gül denen kızın rengi atmıştı.

“Bu bir iftira, babam da abimde dediğiniz işlere girecek kimseler değildir.”

“Öyle mi o zaman abinizin tarihi eser kaçırırken İzmir de yakalandığını bilmek istersiniz. Sadece tarihi eser kaçırmakla kalmadı envanterde olan askeri bir silahın da satışını yaparken yakalandı.”

“Yalan bu!” Gül hiddetle öne çıkarken Dilay sessizce onları dinliyordu. Silah satışından onunda haberi olmadığı için oldukça şaşırmıştı. Anlaşılan amcası da oğlu da kendi hayatlarını kaydırmıştı. Dilay onları daha fazla dinlememek için arkasını dönüp giderken yengesi olacak kadın Dilay’ın saçlarına doğru uzanmış ancak Engin tarafından engellenmişti.

“Sen yaptın bunu, onlara tuzak kurdun. Hepsi senin planın!” diye bağıran kadın bakışları üzerine çekmişti. Gece Engin’in kollarında çırpınan kadının önüne geçerek ters bir şekilde bakmıştı.

“Kesin şunu Hanım Efendi,” diye sesini yükseltirken sessiz olan diğer kızda annesini geri çekerek başını iki yana sallamıştı. Nedense hiç konuşmamıştı.

“Hadi Engin gidelim buradan yoksa elimden bir kaza çıkacak!” Dilay dişlerinin arasından konuşurken Engin hızla kadını kızına savurarak Dilay’ı oradan çıkarmıştı. İkili arabaya bindiğinde oldukça sessizdi.

“Ne düşünüyorsun?”

“Amcamların silah satışı yaptığını bilmiyordum. Bunu nasıl yapabildiler?” kadının söylenmesiyle Engin buruk bir gülümseme ile Dilay’a bakmıştı.

“Allah seni bu insanlardan korumuş Dilay, seni kaçırdığında çok kötü şeylerde yapabilirdiler.”

“Bilmiyorum engin aklım almıyor. Belki gaddar bir tarafı var amcamın ama silah kaçakçılığı onun harcı değil.” Engin genç kadının sözlerine inanamıyordu. Kendisine etmedikleri eziyet olmasına rağmen hala amcasının böyle bir şey yapmayacağını düşündüğüne inanamamıştı.

“Dilay bu adam sana kafayı takmış bir adam. Sence cesaretsiz mi?”

“Aynı şey değil Engin,” diyen Dilay kollarını bağlayarak geriye yaslanmıştı. Aklına gelen şeyle hızla genç adama dönerken Engin onun bir şey söylemek istediğini ama söyleyemediğini anlamıştı.

“Ne oldu?”

“Nazlı teyze ile Mehmet amcam çok eskiden tanışıyormuş Engin. Nazlı teyzemin tedirginliği bu yüzdenmiş.”

“Öyle mi nereden?” Dilay genç adamın sorusuyla durgunlaşmıştı. Ne kadarını anlatması gerektiğini bilmiyordu. Sıkıntıyla derin bir nefes alıp yavaş bir şekilde dışarı bırakmıştı.

“Daha önce çiftlikte çalışıyormuş.”

“Öyle mi, o zaman neden çiftliğe gitmemek için bahane uydurmaya çalıştı?” Engin’in aklı karışmıştı. Eski çalıştığı yere neden gitmek istemezdi ki bir insan?

“Sanırım kötü bir şekilde ayrılmış çiftlikten o yüzden gitmek istememiş olabilir.”

“Peki Mehmet amca ne dedi?” Dilay babasının Nazlı adını duyunca verdiği tepki çok garipti. Adamın duygularını yüzünden anlamak mümkün olmamıştı.

“Bilmiyorum Engin, Nazlı adını duyunca yüzünün rengi değişti gibi ama emin değilim.”  Engin başını sallayarak genç kadını onaylamıştı.

“Seni nereye bırakayım, eve mi yoksa fabrikaya mı?” diye sorduğunda Dilay duraksamadan “Eve,” demişti. Arabanın yönünü eve çeviren genç adam yol boyunca genç kadının sessizce düşünmesine müsaade etmişti. Araba yarım saat sonra çiftlik yoluna saptığında Dilay etrafına daha alıcı gözle bakmaya başlamıştı. Çiftlik arazisinde bir çok yatırım yapsa da hala epey alan vardı.

“Sence kivi yetiştiriciliği yapabilir miyim?”

“Kivi mi?” Engin arabayı durdurarak başını genç kadına çevirmişti.

“Evet, arazide boş alan çok, araziyi değerlendirmek istiyorum. Sence kivi nasıl olur?”

“Güzel bir fikir ancak at terapisine gelen kişiler için bungalov yapmayacak mıydın?” Dilay başını sallarken cevap vermişti.

“Onların planı hazır olduğu için yapımı çoktan başladı. Geriye kalan araziden bahsediyordum.” Genç adam tıpkı Dilay gibi boş araziye bakmaya başlamıştı. Boş olan tarlalarda tek tük at gezintisi yapan insanlar vardı. Uçsuz bucaksız görünen yeşillikler yer yer çiçeklerle bezenmiş görsel bir şölen oluşturuyordu.

“Bazen buradan gitmek istiyorum. Sonra babamı hatırlıyorum ayağım donup kalıyor. Tüm bedenim ruhumla birlikte buraya aitmişim gibi hissediyorum. Burası benim geleceğim Engin. İlerde ne olur bilmiyorum ama buradan ayrılamam. Köklerimden kopamam.” Engin genç kadını kendine çekerek göğsüne saklamak istercesine sıkıca sarmıştı.

“Burası bizim toprağımız Dilay, burası bizim ailemizi büyüteceğimiz yer.”

“Babamın yanında gömülmek istiyorum Engin, olurda ölürsem…” Dilay’ın sözlerini parmağını dudaklarına bastırarak onu susturmuştu.

“Bu şekilde bir daha konuştuğunu duymayacağım Dilay, biz güzel günler yaşayacağız. Mutlu olacağız, çocuklarımızla.” Dilay adamın sözleriyle sessizleşmişti. Bir süre sarılı bir şekilde araziyi izledikten sonra Dilay geri çekilerek genç adama baktı.

“Sen geri dön ben bundan sonra yürümek istiyorum.”

“Böyle bir zamanda doğru olacağını düşünmüyorum.”

“Merak etme Engin, bana zarar verebilecek herkes şuanda polis karakolunda. Hadi sen işinin başına dön.” Engin istemse de genç kadının isteğini kabul etmişti.

“Akşama görüşürüz, şu Nazlı teyze olayını ayrıntılı bir şekilde konuşuruz.” Engin arabasına binerken Dilay genç adamın uzaklaşmasını izledikten sonra çiftliğe yönelmişti. Yavaş bir şekilde ilerlerken temiz havayı içine çekmişti. Bir süre yürüdükten sonra kulağına çocuklarının neşeli sesleri gelmeye başlamıştı. Yüzünde istem dışı bir gülümseme oluşurken adımlarını hızlandırmıştı. Çocuklar annesini görünce çığlık çığlığa “Anne,” diyerek Dilay’a doğru koşmaya başladı. Aslı onları durdurmaya çalışsa da başarılı olamamıştı. Genç kız nefes nefese ikizlerin peşinde koşarken Dilay kıza elini kaldırarak durmasını istemişti. Aslı yerinde kalırken Dilay eğilerek iki çocuğu birden kucaklamıştı.

“Ne yapıyor benim canlarım?” Dilay iki çocuğu da öperek ayağa kalkmıştı. İkizleri iki yanına alıp ellerini tutarken Süha annesine cevap verdi.

“Anne bu gün Aslı ablayla yakalamaca oynadık. Sende bizimle oynar mısın?”

“Benim daha iyi bir fikrim var, at binmeye gidelim mi?” Süha iki elini kaldırarak “Oley,” diye bağırırken Süreyya’nın yüzü asılmıştı.

“Ama ben Nisan ablamla oynamak istiyordum.”

“Onu da alırız kızım, birlikte ata binersiniz.” Bu kez Süreyya ikizi gibi sevincini belli etmişti. Dilay çocukları Aslı’ya emanet ederek üzerini değişmek için eve girmişti. Merdivenlerden çıkarken babasının odasında duyduğu tıkırtı ile yönünü yaşlı adamın odasına çevirmişti. Odanın kapısı hafif aralıktı. Başını içeri uzatıp seslenmek üzereyken omuzları sarsılan adamı görünce seslenmekten vazgeçmişti. Dilay babasını daha önce ağlarken hiç görmemişti. Elleri titreyerek önünde duran masanın üzerinde ki albüme baktığını görünce onu rahatsız etmemek için geldiği sessizlikle dönmek istemişti.

“Nazlı nerede?” Dilay duyduğu soruyla olduğu yerde donup kalmıştı. Yavaş bir şekilde arkasını dönerek kendisine ıslak gözlerle bakan adama doğru ilerlemişti. Adamın önündeki albüme baktığında daha önce görmediği bir albüm olduğunu görünce şaşırmıştı.

“Bu kim?” Dilay yere oturarak masanın üzerinde yayılmış olan birkaç fotoğrafa bakmıştı. Fotoğraflar o kadar eskiydi ki Dilay dikkatli bir şekilde incelemeye başlamıştı. Saçlarını iki yandan salmış, zayıf ve oldukça güzel bir kız vardı resimde. Göz rengi siyah beyaz fotoğraftan bile kim olduğunu belli ediyordu.

“Nazlı teyze!” diye kendi kendine fısıldamıştı. Şaşkınlıkla Mehmet beye bakarken adam bakışlarını kaçırmıştı.

“Benim yüzümden çok acı çekti, en azından ondan helallik almak isterim kızım. Nazlı nerede?” diye sorduğunda Dilay yutkunmadan edememişti. Özellikle gözüne takılan fotoğrafla şaşkınlığı daha da artmıştı. Mehmet babasının yanında Nazlı teyzesi vardı. İkisinin bir birine olan bakışları Dilay’ın canını acıtmıştı. Bir birine bu kadar güzel bakan bir çift nasıl olmuştu da ayrılmıştı.

“Neden onu bıraktın baba?” diye sorarken Mehmet Bey hıçkırarak başını iki yana sallamıştı.

“Onu çok aradım… İnan kızım çok aradım ama bulamadım. Bulduğumdaysa çok geç kalmıştım.” Dilay adamın acısını içinde hissedince gözleri yaşarmıştı.

“Keşke böyle olmasaydı baba, belki…” dediğinde Mehmet Bey başını iki yana salladı.

“Ama oldu kızım. Olanla ölene çare yoktur. Ben rahmetlimle çok mutlu oldum. Belki Nazlı gibi sevmedim ama sevdim. Öldüğünde dünyam yıkılmış gibi hissettim.” Dilay yaşlı adamın sözleri ile duygulanmıştı. Emine hanımdan öğrenmişti rahmetli kayınvalidesinin çok iyi bir kadın olduğunu. Onu sevmeyen yok demişti.

“Senin adına sevindim baba, mutlu olmak senin hakkın. Nazlı teyze şuanda yan çiftlikte ama seninle görüşmek istediğini söyleyemem. Buraya getirmek istediğimde gelmek istemedi. Lütfen sende onu zorlama.”

“Bu kadar yakınımdayken yokmuş gibi yaşarım Dilay. Lütfen onunla konuş, yarım saat bile olsa onunla konuşmamı sağla.”

“Bilmiyorum baba, onunla konuşurum.” Dilay yanağında ki ıslaklığı silerken gözü kapı ağzından kendilerini dinleyen Selim’e takılmıştı. Genç kadın yutkunurken izin isteyerek ayaklanmıştı.

“Dilay, senden haber bekliyorum.” Dilay odanın kapısına doğru ilerlerken yaşlı adama bir şey söylememişti. Genç kadın odadan çıktığında kapı önünde duvara yaslı bir şekilde kendini bekleyen adamı görmüştü.

“Selim, ne yapıyorsun?” Dilay adama doğru ilerleyerek karşısında durmuştu.

“O mu döndü?” Selim’in sorusuyla genç kadın şaşırmıştı.

“Kim?”

“Babamın ilk aşkı, döndü mü?” Dilay adama şaşkınlıkla bakarken Selim derin bir nefes almıştı.

“Sen nasıl?”

“Annem söylemişti. Ölmeden önce sohbet edecek çok zamanımız olmuştu. Konusu açılmıştı o anlatmıştı.”

“Annen Nazlı teyzeyi biliyor muydu?” Selim genç kadının sorusuna gülümseyerek karşılık vermişti.

“Belki annem babamın ilk aşkı değildi ama aralarında ki sevgi imrenilecek gibiydi. Babam annemden hiçbir sırrını saklamamıştı. Hatta babam bazı fotoğrafları anneme verip onları yakmasını istemişti. Ama annem ona izin vermemişti. Eski hatıraları yakarak yok edemezsin Dilay. Annem hiçbir zaman o kadın hakkında kötü söz söylememişti. Bu yüzden babamın ilk aşkını hep merak etmiştim.” Dilay ayaküstü yaptığı konuşmayı devam ettireceği sırada çocuklarının seslenmesini duyunca konuşmayı bölmek zorunda kalmıştı.

“Biz çocuklarla at binmeye gideceğiz sende gelmek ister misin?”

“Benim biraz işim var sonra size katılırım.” Selim’in lafı kıvırması genç kadını şüphelendirmişti.

“Kim gelecek?”

“Anlamadım?” Selim hızla başını genç kadına çevirmişti.

“Seninle uzun zaman geçirmemiş olabiliriz ama ne düşündüğünü anlayacak kadar seni gözlemledim. Gece mi gelecek?” Selim mahcup bir şekilde genç kadından bakışlarını kaçırırken Dilay adamın yüzünün kızarmasına şaşkınlıkla gülmüştü.

“Gülmesene neden gülüyorsun?”

“Karşımda utanan bir adamı ilk kez görüyorum. Lütfen gülmeme aldırma.”

“Dilay lütfen, hadi siz çocuklarla gidin. Eğer başarabilirsem Gece’yi akşam yemeğine çıkarmayı düşünüyorum.” Dilay adamın kolunu sıvazlayarak yeniden gülmüştü.

“İyi şanslar sana…”

****

Umarım beğenmişsinizdir. Yorum yapmayı unutmayın. Son olarak LÜTFEN HİKAYE ÇIKIŞINDA TEK REKLAMA TIKLAYINIZ! Teşekkür ederim. Sonraki bölümde görüşmek üzere!

35. BÖLÜM <<<<<<——>>>>> 37. BÖLÜM

24540cookie-checkDilay Hanım 36. Bölüm