Gelincik Çiçeği 36. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Biliyorum bölüm gecikti ancak sizden bir süre daha beni idare etmenizi istiyorum. Bir çocuğunuz biliyordur şuanda Trabzon’da ikinci sürgün çat hasadı yapılıyor ve ben bu bir hafta oldukça yorgun zamanlar geçireceğim. ona rağmen size bölüm yazıp yayınlamaya çalışıyorum. Kısa da olsa bölümü yazmadan vazgeçmiyorum. :ay toplamak gerçekten zor arkadaşlar. Özellikle güneş tepenizde olduğunda ki buranın güneşi hiç bir yere benzemez. Son bir kaç günde bunu daha iyi karadım. Sizden tek istediğim bu bir kaç günlük süreçte bana destek olup anlayış göstermeniz. Anlayışınız için çok teşekkür ederim. Bölüm diğer bölümlere göre biraz kısa ama olsun hiç olmamasından daha iyidir. Keyifli okumalar!

*****

Genç kız derin bir nefes alarak dalgınca terasında ki çiçeklerini suluyordu. Gözleri görmez bir şekilde saksıya su koyarken saksının suyunun taşmasıyla kendine gelmişti.

“Ah be kızım aklın nerede senin?” suyla birlikte yere dökülen toprağın çamur olmasıyla genç kız elindeki bidonu yere bırakmıştı. Banyodan temizlik bezini almak için arkasını döndüğünde kendisini izleyen kişiyle olduğu yerde kalmıştı.

“Ne zamandır oradasın?”

“Bir süredir. Beni fark edemeyecek kadar ne düşünüyordun?” genç kız gelen soruyla duraksamıştı. Sonra fark ettiği şeyle kaşlarını çatmıştı.

“Sen yukarıya nasıl çıktın? Yatıyor olman gerekiyordu.” Cenk aşağıda ailelerin toplanmış bir şekilde onlar hakkında planlar kurmasına dayanamayarak konunun diğer muhatabıyla konuşmak için zor da olsa iki kat yukarı çıkmayı başarmıştı. Her merdiven çıkışında yarası sancısa da Alya ile konuşması gerekiyordu. Herkes konuşmuş karara varmış ama onlar konuşmamıştı.

“geç şöyle otur daha fazla ayakta durma. Küçük bir çocuk gibisin, neden yukarı çıktın ki?” Alya genç adama saydırırken Cenk kızın kendini çektiği sandalyeye oturtmasını gülümseyerek izlemişti.

“Ben iyiyim Alya, seninle konuşmam gerekiyordu. Hazır herkes aşağıdayken konuşalım mı?” Alya adamı oturttuktan sonra bir şey söylemeden kapıdan içeriye girerken Cenk arkasından bakmıştı. Kızın gitmesiyle yüzünü asarken birkaç dakika sonra elinde vilada ile tekrar terasa gelmesiyle gözü kızın temizlemek için ilerlediği yere takılmıştı.

“Keşke hayatımızdaki bazı şeyleri de ıslak bir bezle silip temizleyebilsek.” Alya adamın sözleri ile ona dönmüştü.

“Pişman olacağını bildiğin şeyler yapmamalısın. Yaptıysan da pişman olmamalısın. Bu senin tercihin.” Genç adam kızın gözlerine bakarak buruk bir şekilde gülümsemişti.

“Bende onu yapmaya çalışıyorum Alya, sonradan pişman olmayacağıma emin olmak istiyorum. Bunun için senin yardımına ihtiyacım var.”

“Ben ne yapabilirim ki? Deniz teyze babamla konuşacağını söylemişti.” Alya son sözleri ile kalbinin acıdığını hissederek gözlerini kaçırmıştı. Yerdeki birikintiyi temizleyerek yeniden adama döndü.

“Sana çay doldurayım mı? Yeni demlemiştim, demini almıştır.” Cenk başını sallarken genç kız iyice temizlendiği yere kısa bir bakış atarak vilada kovası ile içeri geçmişti. Cenk kızın içeri girmesiyle terastaki küçük çiçek bahçesine göz atmıştı. Daha önce görmediği ama adını bildiği birkaç çiçeği görünce dayanamayarak onlara daha yakından bakmak için yerinden kalmıştı. O çiçekleri incelerken Alya elinde iki bardak çayla yeniden terasa çıkmıştı. Cenk kızın adım seslerini duyunca ona dönmüştü.

“Bu çiçekleri yaşatabilmen çok güzel, genelde bu bölgede yetiştirmek zordur.” Genç kız adamın gösterdiği çiçeğe kısa bir bakış atarak yeniden adama dönmüştü.

“Çiçeklerden konuşmak için gelmedin sanırım?” Cenk başını sallayıp kızın bardağı bıraktığı yere doğru ilerleyerek sandalyeye oturmuştu. Alya yeniden içeri girip elinde içinde birkaç börek olan tabakla geri gelmişti.

“Bunlar ne?”

“İlaç saatin yaklaşıyor. Önce bir şeyler ye.” Alya bardağını eline alarak bakışlarını kaçırmıştı. Evde yalnızlardı ve bu durum Alya’yı tedirgin ediyordu. Daha önce aileden olmayan bir adamla evde tek başına kaldığı zamanlar olmamıştı. Derin bir iç çekerek yeniden adama dönmüştü.

“Benimle ne konuşacaksın?” Cenk elindeki bardağı masaya bırakarak geriye yaslanmıştı.

“Aşağıda herkes bizim evlenmemiz konusunda konuşuyor. Ama asıl muhataplara ister misin diye kimse sormuyor.”

“Sen istiyor musun?” Alya nasıl sorduğunu bilmiyordu ama aklında dolanıp duran o soruyu birden sormuştu. Alya’nın açık bir şekilde sorusunu sormasıyla genç adam dikkatle kızın gözlerine bakmıştı. Orada bir tedirginlik sezse de emin olamamıştı. Ne cevap vereceğini bilememişti. Alya Cenk’in kararsız kalmasıyla başını iki yana sallamıştı.

“Daha ne istediğinden haberin yok. İstemediğin bir şeyi sana yaptırmalarına izin verme. Bu senin hayatın.”

“Senin de hayatın Alya,” diyen adam sıkıntıyla yüzünü sıvazlamıştı. “Seni anlamıyorum Alya, ne düşündüğünü ne hissettiğini çözemiyorum. Kapalı bir kutu gibisin. Sana ulaşamıyorum.” Alya adamın yakınmasıyla ona bakmıştı. Oldukça sessizdi. Normal haline zıt bir şekilde sadece genç adama bakıyordu. Cenk kızdan bir tepki gelmeyince yerinden kalkmak istemiş ama canı yanında yeniden geri oturmuştu.

“Sakin ol biraz, fevri hareket edince canını yakıyorsun.”

“İnan bana bu acı ne hissettiğini anlayamamaktan daha acı değil. Bana dürüst ol Alya, ne düşünüyorsun?”

“Senin hayatının bir kez daha mahvetmeni istemiyorum.” Cenk aldığı cevapla şaşırmıştı.

“Ne demek bu?” Alya adamın gözünün içine bakarak cevap vermişti.

“Sırf annen istiyor diye sevmediğin biriyle evlenerek mutsuz olmanı istemiyorum.”

“Kendi istediğim kişiyle de evlendim Alya, inan bana mutlu olamadım.” Alya Cenk’in ani çıkışıyla susmak zorunda kalmıştı.

“Cenk, yapma!” diyen genç kız yutkunmuştu.

“Neden ne düşündüğünü söylemiyorsun? Bana açık olmanı istiyorum, sevdiğim biri mi var?” diye sorduğunda Alya anında itiraz etmişti.

“Hayır tabii ki de.”

“O zaman neden cevap vermekte zorluk çekiyorsun?” genç kız soğuyan çayından bir yudum alarak yeniden adama baktı.

“Sadece emin olamıyorum. Ben açıkça söylemek gerekirse evlenmeyi düşünmüyordum.” Cenk tek kaşını kaldırarak kıza bakmıştı.

“Evlenmeyi düşünmüyordun? Buradaki şüpheden artık düşünmeye başladığını anlayabilir miyim?” Alya yerinden kalkarak birkaç adım atıp adama sırtını dönmüştü.

“Anlamıyorsun Cenk, ben beni sevmeyen biriyle yapamam. Bak bana ben zor bir insanımdır. Dışarıdan bakıldığı gibi sessiz sakin asla olmadım. Aile içindeki davranışlarımı bilmiyorsun.”

“Evet bilmiyorum ama öğrenmek istediğime eminim.” Genç kız hızla adama dönmüştü.

“Anlamadım?” Alya’nın şaşkın ifadesine az kalsın gülecek olan adam kendini güçlükle durdurabilmişti. Biliyordu ki gülseydi Alya asla onu ciddiye almazdı.

“Duydun, senin her halini öğrenmek istiyorum. Kalbinde biri olmadığını söyledin. Ben oraya talip olacağım.”

“Cenk Sen…” genç kız şaşkınlıktan ne diyeceğini bilememişti. Cenk sonunda söylemek istediklerini dile getirdiği için oldukça rahatlamıştı. Rahat bir şekilde geriye yaslanarak “Oh be bitti sonunda,” dediğinde Alya daldığı düşüncelerden çıkmıştı.

“Şaka mı yapıyorsun?”

“Gayet ciddiyim. Neden Aras ve Arya gibi olmayalım ki? Bir süre kendimizi daha iyi tanımamız için zaman olacaktır. Bu yüzden iyi düşün ve cevabını ver Alya. Benimle evlenecek misin?”

“Sen ciddisin?” diyen kızın dili lal olmuş gibiydi.

“Karar verdiniz mi ne yapacağınıza?” Balkon kapısında görünen annesi ile Alya hemen yerinde doğrulmuştu. Ona Cenk ile yalnız yakalanmak hiç hoşuna gitmemişti. Alya bu güne kadar ailesinin başını yere eğecek hiçbir davranışta bulunmamıştı. Gerçi şimdiden bulunmadı ama evde Cenk ile birlikte yakalanmak da hoşuna gitmemişti.

“Anne sen ne zaman geldin?”

“Bir süredir konuşmanızın bitmesini bekliyoruz kızım, ne uzun sürdü. Baban git bak demese…”

“Babam mı? Babam da mı evde?” Alya utancından annesinin yüzüne bakamıyordu. Cenk kızın utanında kızaran yanaklarına hayranlıkla bakarken yavaşça yerinden kalkmıştı.

“Ahmet amca salonda mı?” Emine Hanım başını sallarken Cenk genç kıza dönmüştü. “Ne düşünüyorsun Alya kararını ver. Eğer olumlu ise hafta sonu nişanı yaparız.” Alya bir şey söyleyecekken Emine Hanım atılmıştı.

“Ay oğlum tabi buyurun gelin.”

“Anne!” Cenk kadının sözlerine gülerek cevap vermişti.

“Emine teyze bırakalım da Alya kendisi karar versin. Ona baskı yapmayacağınıza dair anlaşmıştık.”

“Kusura bakma evladım, tabi. Hadi seni aşağıya götürmek için Onur bekliyor.” Cenk kadına doğru ilerlerken Alya’nın önünde kısa bir an duraksamıştı.

“Haber bekliyorum,” diyerek oradan ayrılırken Alya şaşkınlıkla adamın arkasından bakmıştı. Annesinin derin bir iç çekmesiyle genç kız annesine dönerken Alya kadının kendisine imalı bir şekilde baktığını görünce kaşlarını çatmıştı.

“Anne bana neden öyle bakıyorsun?”

“Kedi olalı bir fare tuttun. Babanla çok korkuyorduk. Şu gelişmiş beyninle bize doğru düzgün bir damat getiremeyeceksin diye.” Alya şaşkınca annesine bakarken ne söyleyeceğini bilememişti.

“Anne o nasıl söz öyle?”

“Ne yalan mı? o kadar zekisin ki evlenmeyeceğinden korkmuştuk. Evlensen bile kendin gibi birini getirirsin sanmıştık. Ama çok şükür Cenk oğlum Aras oğlum gibi tam istediğim damat adayı!”

“Anne, çok ayıp… Ben nasıl biriyim ki benden umudu kestiniz.”

“Bizim oralarda bir söz vardır bilir misin? Eskiler söylese de ben de ailemizde pek aldırış etmedik. Kızını aklı kesmeden kocaya vereceksin diye. Sonra evlenmiyorlar diye.” Alya ağzı bir karış açık annesine bakarken birden patlamıştı.

“E oldu o zaman çocuk yaşta evlendirseydiniz beni.”

“Sen bu sözden bunu mu anladın? Bak kızım eskiden yokluk vardı. İnsanlar yiyecek ekmek bulamaz, giyecek çarık yapamazlardı. Kızları daha iyi bakılsın diye buluğa erer ermez hemen evlendirme derdine düşerdiler. Gerçi o zamanın kızlarında ev hanımlığı şimdikilere göre çok daha iyiydi. Daha yedi sekiz yaşlarında yemek yapmaya başlarlardı. Ev nasıl geçindirilir öğrenirlerdi.”

“Anne ben bilmiyorum.”

“On sekizinde biliyor muydun?” Alya annesinin lafı yapıştırmasıyla susmak zorunda kalmıştı. Annesi doğru söylüyordu. Onlar okumaktan doğru düzgün ev işi bile yapmayı öğrenememişti. Üniversite yıllarında ev idaresini öğrenmeye başlamışlardı.

“Bu bizim suçumuz olamaz değil mi anne? Siz bize öğretseydiniz bizde öğrenirdik.”

“Tabi kızım ev işlerinden kaytarmak için türlü bahane uyduruyorsun. Para harcamayı bilmiyorsun.”

“Ne yapayım anne ihtiyacım olmayan şeyler mi alayım.”

“Gerekirse al ama abartma. Kızım hayatından zevk al biraz.”

“Ben böyle mutluyum anne,” diyen kız eline bardakları alarak içeri girmişti.

“Cenk oğlumla evlendiğinde bende mutlu olacağım.” Alya annesine laf anlatamayacağını anlayınca kaçarcasına odasına gitmişti. Karar vermesi gereken çok önemli bir konu vardı.

***

Genç kız gözyaşları içinde önündeki mezarlığa bakarken öylece düşünüyordu. Gözleri boş kalan yüzük parmağına kayarken yeniden ağlamaya başlamıştı.

“Özür dilerim Sinan, senden kalan hatıranı kaybettim. Çok özür dilerim.” Asya hıçkırırken genç kızın omuzları sarsılıyordu. Son birkaç gündür hep aynı rüyayı görüyordu. Sinan asker kıyafetleri için yanına geliyor ve parmağında ki yüzüğü çıkarıp alıyordu. Mutlu olmasını istediği ama yüzünü göremediği adama doğru gönderiyordu.

“Sonunda buldum seni!” Asya arkasından gelen sesle hızla arkasını dönmüştü. Kendisine doğru endişeli bir şekilde gelen adamı görünce yutkunmadan edememişti. Adamın konuşmasından daha çok adamın üzerinde ki mavi ceket dikkatini çekmişti. Tıpkı rüyalarında ki gibi adam üzerinde ki mavi ceketle ona doğru geliyordu. Hızla yerinden kalkarken şaşkınlıktan ne diyeceğini bilememişti.

“Neredesin sen Asya, annen sabahtan beri sana ulaşamıyor. Beni aradı iyi olmadığını söyledi.” Diyen adam genç kızın kollarını tutarak bir yerinde bir şey olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. Son durağı ise ağlamaktan kızarmış güzel gözleri olmuştu.

“Sefa?” kızın ağzından adı yakarır gibi çıkarken genç adamın bakışları mezar taşında yazan Şehit Sinan Onbaşı adına takılmıştı. Genç adam kızım neden perişan olduğunu mezar taşının üzerinde ki doğum tarihini görünce anlamıştı. 0genç adam yaşasaydı büyük ihtimalle onunla birlikte doğum gibi kutlayacak olan kız şimdi mezarının başında ağlıyordu. Adamın canı yanmıştı. Uzun zamandır sevdiğini fark ettiği kızın ölmüş bir adamın ardından hala yas tutması canını yakmıştı. Sinan’ı kıskanmıyordu, kızın sevgisine sadece imreniyordu. Bu dünyada tek bir gerçek vardı ölüm. O da karşısında ki mezarda apaçık ortadaydı. Ama geriye kalan kişiler de ölür müydü? Belki bedenen yaşıyordu ama Asya’nın ruhu ölüyordu.

“Kendine gel Asya, o senin üzülmeni ister miydi?” Asya hızla başını iki yana sallarken Sefa dayanamayarak genç kıza sarılmıştı.

“O senin mutlu olmanı isterdi. Tıpkı senin de onun mutlu olmasını isteyeceğin gibi. Siz güzel bir sevgi paylaştınız Asya, bırak bu sevgi ona eziyet olmasın. Ölüler sevdiğinin acısını hissedermiş derler. Ben pek öyle düşünmüyorum ama inanan var güzelim. Sen böyle yaptıkça sevdiğine azap çektiriyorsun.”

“Sefa?” Asya adamın kokusunu duyumsayınca donup kalmıştı. Aynı rüyasında ki adam gibi kokuyordu. Bir koku rüyada bile hissedebiliyordu demek.

“Efendim Asya?” Asya geri çekilerek genç adama bakarken adam kızın bakışlarında ki değişimden bir şeyler anlamaya çalışıyordu.

“Mutlu olacağım, artık ona eziyet çektirmeyeceğim.” Sefa hem şaşırmış hem de mutlu olmuştu kızın sözleriyle.

“Buna çok sevindim Asya. Yüzüğünü düzgün gömememişsin. Hadi gömelim,” dediğinde Asya hızla adamdan ayrılmıştı. Sefa onun tepkisinden bir şey anlamasa da eğilerek mezarda yarısı görünen alyansı alarak onu kapatabilecek daha derin bir çukur kazmaya başlamıştı. Asya adamın elindeki kendi yüzüğünü görünce donup kalmıştı.

“Yüzüğüm?” Sefa kızın ses tonundan bir şey anlamamıştı. Asya adamın elinde ki yüzüğü alırken gözleri yeniden dolmuştu. Yüzüğünün mezarlıkta ne işi vardı. Mümkün değildi. Yutkunan genç kız bakışlarını mezara çevirirken birden ürpermişti. Sanki Sinan onu izliyordu. Bedeni kasılırken birden kendinden geçen kızı son anda yakalayan Sefa korkuyla “Asya,” diye seslenmişti. Kızı sarssa da kendine getirememişti. Kızın elinden kayıp düşen yüzükle gözleri metalin yuvarlanarak kendi kazdığı çukura düşmesini izlemişti. Kucağında genç kızla eğilerek yüzüğü iyice kapatırken bakışları taşın üzerinde ki isime kaymıştı.

“Ona iyi bakacağım Sinan, ona çok iyi bakacağım. Mutlu olması için elimden geleni yapacağım. Sende biliyorsun ki insan sevdiğini mutlu görmek ister. Ve ben Asya’yı çok seviyorum.” Kızı kucağına alarak oradan ayrılırken arkasından izleniyormuş gibi bir hisse kapılmıştı. Genç adam arkasını dönüp baktığında kimseyi görememişti. Başını iki yana sallayarak şehitlik yazan tabelanın altından geçerek arabasına doğru ilerlemişti. Kim ne derse desin şehitliğe giren biri gerçekten farkı duygular yaşıyordu.

Genç kız gözlerini araladığında kendi yatağında yatıyordu. Oraya nasıl geldiğini düşünürken aklına gelen şeyle birden doğrulmuştu. Başı dönen genç kız geri otururken içeriden gelen seslere kulak kesti. Yavaş bir şekilde yatağından kalkarak üzerine hırka geçirip odasının kapısından usulca dışarıya sıyrılmıştı.

“Hande teyze bunlar çok lezzetli oldu, bir ara bana da tarifini verirsen sevinirim.” Adamın sözleri ile kadın gülmüştü.

“O nasıl söz evladım, sen iste ben her zaman yaparım sana.”

“Olsun sen yine ver canım çektikçe bende yaparım.” Sefa da gülerken yaşlı kadın başını iki yana sallamıştı.

“Yemek yapmayı seviyorsun anlaşılan. Bizim kız hiç beceremez yemek işini.”

“Anne!” Asya son duyduğu ile kendini belli etmişti.

“Ah kızım kendine geldin mi? çok korkuttun beni,” diyen kadın hemen kızının yanına ulaşmıştı.

“Ben iyiyim anne merak etme. Ne oldu bana?”

“Mezarlıkta bayıldın.” Sefa kıza cevap verirken genç kız başını sallayarak adamın karşısına geçip oturmuştu. Başını geriye doğru yaslarken birden aklına yüzüğü gelmişti.

“Yüzüğü ne yaptın?” Sefa kıza gözlerini kısarak bakarken ne düşündüğünü anlamaya çalışıyordu. Acaba yüzüğü orada bıraktığı için kızar mıydı?

“Ait olduğu yere koydum.”

“Ne yüzüğü kızım? Senin yüzüğün mü?” yaşlı kadın oldukça şaşırmıştı.

“Evet anne benim yüzüğüm.”

“Buldun mu sonunda?” diye soran kadın Sefa’yı şaşırtmıştı. Asya’nın gözleri anında dolmuştu. O yüzünün oraya nasıl gittiğini bir türlü anlamıyordu.

“Anne yüzük mezarlıktaydı!” Hande Hanım kızının sözleri ile duraksamıştı. Yüzüğün mezarlıkta ne işi olurdu ki?

“Oraya nasıl gitmiş kızım, sen mi koydun?” Asya başını iki yana sallayarak gözlerini kaçırmıştı.

“Bilmiyorum anne, inan hiçbir şey bilmiyorum.

***

Genç adam yorgun bir şekilde evinden çıkarak markete doğru ilerlerken karşı sokaktan çıkan kadını görünce gülümsemişti. Gece boyu hastanede nöbetteydi. O kadar çok yoğunluk vardı ki bir türlü şekerleme yapmaya vakit bulamamıştı.

“Sevgi teyze nereye gidiyorsun?” Sevgi Hanım genç adamı görünce ona doğru ilerlemeye başlamıştı.

“Fırına gidiyorum oğlum sen nereye? Ne zamanadır uğramadın bize alınıyorum ama.”

“Haklısın Sevgi teyze bu aralar hastane oldukça yoğun. Eve çok yorgun geliyorum. Bu gece nöbetçiydim.”

“O zaman gidip dinlensene evladım.” Genç adam gülümseyerek çocuk gibi yakınmıştı.

“Çok açım Sevgi teyze, dün öğleden beri bir şey yemedim.” Kadın duyduklarıyla kaşlarını çatmıştı.

“Neden yemek yemedin ki, kendine neden bakmıyorsun Onur? Babaannen senin için endişelenmekte haklı.”

“Ne yapayım evde yemek yapanım yok. Kızını da bana vermiyorsun.” Sevgi Hanım adamın sözlerine gülmüştü.

“İstedin de vermedik mi oğlum. Her zaman dedim kızım istesin bu gün durmaz gelir seni isterim.” Sevgi hanımın sözleri ile Onur kahkaha atmıştı. Karışında ki kadına bayılıyordu. Her zaman neşeli ve garip düşünce yapısı vardı.

“Kızı benim istemem gerekmiyor mu Sevgi teyze bir karışıklık olmadı mı?”

“Aman ne olacak ha sen istedin ha ben seni istedim. Ne olacak canım,” diyen kadın elini sallayarak adamı yeniden güldürmüştü.

“Şaka bir yana oğlum hadi bize gidelim de yemek yiyelim.”

“Çok yorgunum be teyzem başka zaman olsa olur mu? Şimdi sandviç alıp eve gideceğim.”

“Olmaz öyle şey hadi birlikte fırına gidelim sonrada bize geliyorsun. Hem Erhan geçenlerde seni sormuştu. Oğlumu aramıyor muşsun.”

“Fırsatım olmuyor ona da ayıp oldu. Ama o da beni aramadı ama teyzem.”

“Şuna bak şuna, hem kızımı alacak hem de hala bana teyze diyor. Çok ayıp…” Onur kadının sözleri ile duraksamıştı. Kadın adamın gözlerinin içine hevesle bakıyordu.

“Gidelim bakalım Sevgi anne, senin yemeklerini özlemiştim zaten.” Kadının gözleri duyduğu hitapla adeta parlamıştı. Yıllar önce arkadaşını trafik kazasında kaybettiğinden beri aklı Onur da kalmıştı. Büyükleri onu buradan götürürken genç adamın durumu hiç iç açıcı değildi.

“Hadi gidelim oğlum,” diyerek adamın koluna giren kadın fırına doğru ilerlemeye başlamıştı. Kadın için yanındaki oğlanın kalbinin kırılmaması için her şeyi yapabilirdi. Kızıyla evlendirmek dahil…

****

Umarım beğenmişsiniz. Bu bölüm pek olaylı olmadı ama olaylı bölümler bizi bekliyor. Sadece biraz daha kendime zaman ayırmam gerekiyor. İnşallah bir hafta içinde daha rahat yazacak hale geleceğim. Yorumlarınızı bekliyorum. Teşekkür ederim.

NOT: TEK REKLAMA TIKLAMAYI UNUTMAYIN.

35. BÖLÜM <<<<< ——>>>>> 37. BÖLÜM

24571cookie-checkGelincik Çiçeği 36. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

8 yorum

  1. Emeğine sağlık Yazarcigim ❤️ Alya hadi kızım kabul et artık 😀 Asya ve Sefa olayında tüylerim diken diken oldu ya , onur ve Sevgi teyzeye de bayılıyorum harika ilişkileri var Onuru artık kızına aldın Yazarcigim:D ❤️ kolay gelsin sana da 🙂

1 geri izleme / bildirim

  1. Gelincik Çiçeği 37. Bölüm – Yazmak Cesaret İster!

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*