Ağustos 5, 2022 Yazarı mermaridyy 12

Cesur 36. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Fazla uzatmadan bölüme geçelim. Keyifli okumalar!

***

Masmavi gökyüzünü kaplayan bulutlar son olanlardan sonra birden dağılmış ortama soğukta olsa parlak bir güneş ışığı yansımıştı. Hastanenin penceresinden içeriye sızan güneş ışıkları yatakta uyuyan genç kızın gözünü alırken yüzü sıcaklıkla yanmaya başlamıştı. Rahatsız olarak diğer tarafına dönmek istediğinde ise bedenine dolanan kollar yüzünden kıpırdayamamıştı. Burnuna gelen kokuyla huzuru içine çeken genç kız gözleri kapalı bir şekilde gülümsemişti.

“Anne!” diye sayıklarken kendisine sarılan bedenin kasıldığını fark etmişti. Gözlerini ağır bir şekilde aralarken karşısında kendisine mahcup bir şekilde bakan kadınla göz göze gelmişti.

“Aylin abla?” Ayşem şaşkındı. Şaşkınlığına bir o kadar mutluluk eklenmişti. Aylin kalkmak isterken Ayşem kadına izin vermeyerek iyice göğsüne yaslanmıştı. Aylin bir eli havada öylece kalırken ne yapacağını bilememişti. Genç kızın derin bir nefes almasıyla kokusunu içine çektiğini anlamıştı. Aylin yutkunarak başını geriye yaslarken gözlerinin yaşarmasına engel olamamıştı. Ayşem yaşadıklarından dolayı sürekli uykusunda sayıklayıp duruyordu. Kızın çırpınışlarına dayanamayarak yanına uzanıp onu kollarının arasına çekmişti. Bunu neden yaptığını bilmiyordu ama Ayşem’e sarılmak eksik yanını tamamlamış gibi hissetmesini sağlıyordu.

“Şimdi nasılsın?” Ayşem gelen soruya soruyla karşılık vermişti.

“Saçımı okşar mısın?” Aylin kızın isteğine buruk bir şekilde gülümsemişti. Kalbi deli gibi atıyordu ve göğsünde yatan kızın kalp atışlarını dinlediğine emindi. Boşta kalan elini kaldırarak usulca kızın saçlarını okşamaya başlamıştı.

“Ninni de ister misin?” Aylin genç kıza şaka yaparken Ayşem ciddi bir şekilde cevap vermişti.

“Ninniye gerek yok Aylin abla. Bebekleri şimdi daha iyi anlıyorum, neden annelerinin kalp atışlarını duyduğunda sakinleştiklerini… Kalbinin sesi en güzel ninniden daha rahatlatıcı.” Aylin ne söyleyeceğini bilememişti. Gözleri kapı aralığından kendilerini izleyen adama takılmıştı. Cesur acil servisin yoğun olması nedeniyle acile inmiş, Aylin’i de Ayşem’in yanına bırakmıştı. Birkaç saat sonra odaya geldiğinde Aylin ve Ayşem’in birbirine sarılı bir şekilde uyuduklarını görünce onları rahatsız etmeden yeniden işinin başına dönmüştü. Birkaç dakikalık mola vermeye karar vererek odaya çıktığında kızının sözlerini duymuştu. Aylin’e sevgiyle bakarken ona karşı hissettiği duygular sanki mümkünmüş gibi daha derinlere işleniyordu. Dudaklarını kıpırdatarak “Seni seviyorum,” dediğinde Aylin gözlerini kocaman açarak adama bakmıştı. Cesur ilk kez ona açık açık sevdiğini söylemişti ve bunu kızının yanında yapmıştı.

“Aylin abla kalbin çok hızlı atıyor doktora mı göstersek?” diye soran kızla Cesur gülümserken geldiği sessizlikle oradan ayrılmıştı. Aylin’in sakinleşmesi ise belli bir süre almıştı.

“İyiyim canım hadi sen uyu, yarın eve gideceğiz” Ayşem başını sallarken Aylin kızın yüzüne gelen saçını geriye alarak yüzünü başına yaslamıştı. O da tıpkı Ayşem gibi kızın kokusunu içine çekmişti. Anne olup olamayacağını bilmiyordu. Allah isterse elbette bebeği olurdu ama şuanda Ayşem’le hissettiği duyguyu da sevmişti.

***

Serdar son hastasını da muayene ettikten sonra kantine gidip sıcak bir çay içmek istemişti. Ankara’nın soğukları yavaş yavaş kendisini hissettirmeye başlamıştı. Yönünü Asaf’ın odasına doğru çevirerek müsaitse onu da çay içmeye davet edecekti. Odanın kapısına geldiğinde ise içeriden gelen seslerle duraksamıştı.

“Abi sen çıldırdın mı? Urfa’ya geri döneceğim de ne demek?” Asaf’ın kızgın sesiyle Serdar şaşırmıştı. onu ilk kez bu kadar kızgın bir şekilde konuşurken duyuyordu.

“Duydun Asaf, biliyorsun. Babam iyice hastalandı. Ailenin büyüğü olarak üzerime düşeni yapmak zorundayım.”

“Saçmalama abi, biz oradan neden kaçar gibi ayrıldık? Sen oranın düzeninde yapamazsın.”

“Ben yapamazsam kim yapacak Asaf? Amcamın oğluna mı bırakayım ortamı? Sence o zaman ne olacak?” odada kısa bir sessizlik olmuştu. Serdar duyduklarına anlam verememişti.

“Bir yolu olmalı. Abi oraya dönersen halamlar seni rahat bırakmayacak. Evlenmen için sana baskı yapacaklar.”

“Artık yirmi yaşında genç bir delikanlı değilim Asaf, kırkıma merdiven dayadım.”

“Bu onları durdurmayacak. Seni yeniden sevmediğin biriyle evlendirmeye kalkacaklar. Biliyordun erkek torun şart başa geçecek aile reisi için.” Erhan sıkıntıyla yüzünü sıvazlarken odanın penceresine doğru yaklaşmıştı.

“Bir çaresine bakacağım ama bir daha onların istediği hiçbir kızla evlenmeyeceğim.”

“Abi yapma burada kal. Bırak kim başa gelirse gelsin.”

“Yapamam Asaf, onca çalışan, işçi ne olacak? Elimize bakan kaç aile var bilmiyor musun?” Asaf’ın yüzü asılmıştı. Serdar daha fazla dayanamayarak odanın kapısını tıklatarak içeriye girmişti.

“Neler oluyor Asaf, sesiniz koridora kadar taşıyor?”

“Abim yıllar sonra memlekete dönmeye karar vermiş.”

“Ne var bunda bu kadar kızacak. Adam memleketini özlemiş gitmek istiyor. Fazla tepki vermiyor musun?” Erhan Serdar’ı işaret ederek ‘gördün mü?’ derken Asaf kaşlarını çatarak adama bakmıştı.

“Bunun memleket özlemi ile alakası yok Serdar. Ailenin başına geçecekmiş Erhan Bey.” Serdar anlamaz bir şekilde Erhan ve Serdar’a bakarken Asaf devam etmişti. “Bizim aile Urfa’nın önde gelen aşiretlerinin başını çekiyor Serdar. Eğer aşiretin başına geçerse birçok şeyden vazgeçmek zorunda.” Serdar şaşkınlıkla genç adama bakmıştı.

“Bildiğimiz aşiretlerden mi bahsediyorsun?”

“Ne biliyorsun bilmiyorum ama pek iç açıcı bir durum olmadığını bilmeni isterim. Eğer giderse tüm aile başına üşüşecek. O da yetmedi diğer aşiret reisleriyle de yüz göz olacak.”

“Erhan abi emin misin gitmekte? Asaf’ın dediğine göre pek iyi bir fikir değil.”

“Asaf gitsin madem bu kadar ısrar etti kalmam için.”

“Hayatta olmaz. Ne ben ne de sizlerin o sorumluluğun altına girmenizi istemiyorum.” Asaf oldukça kararlı konuşuyordu.

“Kararım kesin Asaf, gelecek ay memlekete dönüyorum. Üstelik Narin konakta daha iyi bakılacaktır. Burada dadıların elinde kalmasındansa babaannesi ile büyür. Kızımın yalnız kalmasını istemiyorum.”

“Narin hakkında haklı olabilirsin ama abi olacakları göremiyor musun?”

“Elbette görüyorum ama sende şunu anlamıyorsun? Başa geçince istediğim şekilde yönetimi değiştirmeye çalışabilirim. Kurulu düzeni daha iyi hale getirebilirim.”

“Hayal görme abi, o eski kafalılar sana ayak uymaz.”

“O zaman bende gençlerle anlaşırım.” Asaf şaşkınlıkla abisine bakarken Erhan omzunu silkmişti.

“Sen ne demek istiyorsun?”

“Ne anladıysan o…” Asaf ağzı bir karış açık bir şekilde abisine bakarken Serdar araya girmişti.

“Ne hakkında konuştuğunuzu anlamıyorum. Ben çay içmeye gidiyordum sende gelmek ister misin diye soracaktım.” Asaf genç adama dönerek cevap vermişti.

“Çay içmek iyi fikir belki düşüncelerimiz berraklaşır.” Asaf önlüğünü düzelterek oturduğu yerden kalkmıştı. Erhan da kardeşiyle birlikte ayaklanırken “Siz çayınızı için ben kızımı parka götüreceğim,” dedi.

“Ne parkı abi, evin bahçesine ona park yaptık ya.”

“Kızımı eve kapatmayacağım Asaf, çocukların arasında koşup oynamasını istiyorum.” Asaf abisine bir şey söyleyememişti. Üç adam odadan çıktığında koridorda ilerlerken bakışları üzerine topluyordu. Asaf ve Serdar hastanenin göze çarpan doktorları olduğu için her zaman dikkat çekse de şimdiki odak noktası hastanede birkaç kez gördükleri Erhan’dı. Genç adam Anadolu’ya has esmerliği ve koyu kahve gözleriyle hemen dikkat çekiyordu. Kendisi ne kadar genç delikanlılık zamanlarını geçtiğini düşünse de görünüş olarak bir çok yirmili yaşlardaki erkeklere taş çıkarırdı. Her zaman mütevazi ve kendine has bir duruşu olan genç adam hastanenin kapısına yöneldiğinde Asaf’ın seslenmesiyle durmuştu.

“Abi, gitmekte çok acele etmemelisin. Yakında Çisil’i istemeye gideceğiz.” Erhan şaşkınlıkla kardeşine bakarken Serdar da en az Erhan kadar şaşırmıştı Asaf’ın sözlerine.

“Çisil ablayla mı evleneceksin?” Asaf kendinden emin bir şekilde dikelerek gülümsemişti.

“Herhalde oğlum, bulmuşum kafa dengimi kaçırır mıyım?” dediğinde Serdar kendisini tutamayarak kahkaha atmıştı.

“Sen ve Çisil abla kafa dengi öyle mi? hiç güleceğim yoktu. Başına nasıl bir bela aldığının farkında bile değilsin.” Asaf omzunu silkerken pek umursar gibi değildi.

“Baş edemeyeceğim bir bela olduğunu düşünmüyorum.” Erkan kardeşinin kararlılığı karşısında gülümsemişti.

“Demek küçük kardeşim evleniyor?”

“Abi benden küçük iki erkek kardeşin daha var.”

“Olsun, yine de küçüksün. Senin adına sevindim Asaf, Çisil’i fazla tanımasam da iyi biri olduğuna eminim.”

“Ve tuttuğunu koparan biri, ayrıca senin canına okuyacak tek kadın.” Asaf gözlerini kısarak tehditkar bir şekilde Serdar’a bakmıştı.

“Sen benim sadedime neden engel olmaya çalışıyorsun?” Serdar genç adamın sözlerine gülerken karşı koridordan çıkan adamı görünce kaşlarını çatmıştı. Serdar’ın ani değişen ifadesiyle Asaf’ta onun baktığı yere bakmıştı.

“Şu yeni asistan doktor değil mi o, neden ona kötü kötü bakıyorsun?” Serdar kaşlarını çatarken Asaf gülmüştü.

“Buraya Ayşem için gelmiş,” dediğinde Asaf’ın da dikkatini çekmişti.

“Ayşem ne alaka?”

“Çocukluk arkadaşı ve…” Serdar o kelimeyi kullanmak istemiyordu.

“Ve erkek arkadaşı!” diye adamı tamamladığında Serdar hızla lafı tamamlamıştı.

“Eski erkek arkadaşı ve bir daha Ayşem’e yaklaşmasına izin vermeyeceğim.” Erhan iki adamı yalnız bırakarak oradan ayrılırken oldukça düşünceliydi. Kardeşi bir konuda haklıydı. Başa geçtiğinde evlenmesi için baskı uygulayacaklardı.

“Af Allah’ım,” diye derin bir iç çekerek kararan havaya başını çevirmişti. Yağmur yüklü bulutlar tam da genç adamın ruhunu yansıtıyordu.

***

“Hadi oğlum sus artık. Neden bu kadar ağlıyorsun? Karnın tok, altın temiz, gazını da çıkardım.” Çisem oğlunu susturmaya çalışırken neredeyse kendisi de ağlayacaktı.  Annesine seslenmek için kapıyı açacağı sırada kapı kendiliğinden açılmış ve annesi odaya girmişti.

“Ne oluyor Çisem bebek neden bu kadar ağlıyor?”

“Bilmiyorum anne ne yaptımsa susturamadım.” Çisem ıslak gözlerle annesine bakarken Ayşem Hanım bebeği kızının kucağından alarak sallamaya başlamıştı.

“Acaba arabayla mı gezdirsek?” diye soran yaşlı kadına genç kadın şaşkınlıkla bakmıştı.

“Araba ne alaka anne?”

“Sende bebekken susmazdın. Ya babanın kucağında uyurdun ya da arabayla dolaştırırdık seni.” Çisem annesinin sözleriyle duygulanmıştı. Bebeğinin bir babası olmayacaktı. Öyle bir adama baba demesinden se hiç dememesi daha iyiydi.

“Anne sizi çok uğraştırdım değil mi? Hakkınızı helal edin ben bu kadar zor olacağını bilmiyordum.” Ayşem Hanım kızının sözleri ile ona gülümsemişti.

“O nasıl söz kızım, siz bizim mutluluğumuzdunuz. Ne ben ne de baban bir gün olsun sizden şikayet etmedik. Hepinizle gurur duyduk.” Çisem annesine sarılırken arada sıkışan oğlu rahatsız olmuştu. Ağlamak için dudaklarını bükerken Çisem derin bir nefes almıştı.

“Birde arabada uyutmayı deneyeyim.” Ayaz’ın üzerini değiştirerek dışarıya çıkmak için hazırlanmıştı. Soner’in tutuklandığını duyduğundan beri daha rahat hareket eder olmuştu. Ölse de ne abisine ne de Ayşem’e yaptıklarını unutmayacaktı. Bu dava için en ağır ceza avukatı olan arkadaşından davaya alması için ricada bulunmuştu. Hala sessiz telefonlar alıyordu. Şikayette bulunmak için savcılığa gitmesi gerekiyordu. Ama Çisem Ankara’dan ayrılmadığı sürece onlardan kurtulamayacağını biliyordu.

“Anne biz çıkıyoruz.”

“Dikkat et kızım hava iyice soğudu çocuk üşütmesin.”

“Tamam anne,” diyen kadın bebeğin arabasını da arabanın arkasına koyarak bebek koltuğuna Ayaz’ı yatırmıştı.

“Gezmeye mi gidiyoruz Ayaz’ım, anne seni gezmeye mi götürüyor.” Ayaz dışarı çıktığını anlamış gibi sesler çıkarmaya başlamıştı. Çisem gülümseyerek bebeğinin yanaklarını öperken arka kapıyı kapatarak direksiyona geçmişti. Aynayı oğluna göre ayarlayarak yola çıktığında arabanın içini hafif müzikle dolmasını sağlamıştı.

“Uyuyacak mıymış benim oğlum?” diyen genç kadın mahallenin sokaklarında dolanırken gözünün önüne çocukken koşturduğu okul bahçesi gelmişti. Anne babası onları özel okul yerine devlet okulunda okutmuştu. Her zaman sade bir hayat sürmelerini, zengin ailelerin şımarık çocuklarından etkilenmemelerini istemişti. Şimdi düşününce anne ve babasına çok şey borçluydu. Bunca olana rağmen onu suçlamamışlardı. Gözü arkadaki oğluna takıldığında şimdiden gözlerinin kapanmaya başladığını görünce gülümsemişti. Anlaşılan oğlu huylarını kendisinden alacaktı. Akşam ezanının okuduğunu duyan genç kadın sabahtan beri bir şey yemediği için karnının acıktığını hissetmişti. Bir şeyler yemek için arabasını ilk gördüğü restoranın önüne park ederken yavaş bir şekilde arabadan inip kapıyı usulca kapatmıştı. Bagajdaki oğlunun pusetini alarak usulca açmış ve aynı sakinlikle oğlunu arabadan alarak pusetine yatırmıştı. Yavaş bir şekilde restorandan içeriye girerken şansına içerde hafif bir müzik çalıyordu. Nezih bir mekan olduğu için çok fazla gürültüde yoktu.

“Rezervasyonunuz var mıydı?” Çisem gelen sorula karşılama bölümündeki görevliye bakmıştı.

“Hayır ama eminim boş masanız vardır.”

“Maalesef Hanım Efendi, bu gün önemli bir yemek olduğu için önceden rezervasyonlar dolmuştu.” Çisem geri döneceği sırada adının seslenmesiyle duraksamıştı.

“Çisem abla… Baba bak bu Çisem abla,” diye şakıyan küçük kıza dönen Çisem kızın gülümseyerek kendisine koşmasıyla o da gülümsemişti.

“Narin, nasılsın hayatım?” Çisem sessiz bir şekilde konuşurken tek isteği bebeğinin uyanmamasıydı.

“Babamla parka gittik sonra da yemek yiyeceğiz.” Küçük kız keyifle konuşurken arkasında şaşkınlıkla kızına bakan Erhan sessizdi.

“Öyle mi eğlendiniz mi?” diye sorarken genç kadının bakışları arkadaki genç adama takılmıştı. Yutkunan Çisem boğazının kuruduğunu hissetmişti. Hayatında gördüğü en delici bakışlarla karşılaşmıştı. Adamın kızına bakışları Çisem’in dikkatinden kaçmazken doğrularak adama selam vermişti.

“İyi akşamlar…” diyen Çisem kıpırdayan oğlunu fark edince adamın cevap vermesini beklemeden hemen oğluna dönmüştü.

“Hayır oğlum uyanma,” diye yakınan genç kadın bebeğin dudaklarını büzmeye başlamasıyla sıkıntıyla gözlerini kapatmıştı. Erhan şaşkınlıkla genç kadını izlerken bir yandan da bu adı nerede duyduğunu hatırlamaya çalışıyordu.

“Narin, hadi kızım biz içeri geçelim.”

“Ama baba Çisem ablamda bizimle yesin.” Erhan kızının isteğine şaşırmıştı. Daha önce küçük kızı hiç kimseye bu kadar ısınmamıştı. Kadınlara karşı oldukça mesafeli duran kızı karşısında ki kadını sevmişti anlaşılan.

“Ablanın işi vardır kızım rahatsız etmeyelim.”

“Ama ben Cihangir’i sevmek istiyordum.” Narin yüzünü asarken Erhan dayanamamıştı. Genç kadına dönerken onun ağlamakta olan bebeği susturmaya çalıştığını görünce sıkıntıyla ensesini sıvazlamıştı. Birkaç adım öne çıkarak “İzniniz olursa bebeği tutabilir miyim?” diye sormuştu. Çisem adamın isteğiyle başını üzgün bir şekilde adama çevirirken oldukça kararsızdı. “Hadi verin bana, daha önce bebek tutmuştum.” Erhan genç kadınla şakacı bir tonda konuşurken Çisem oldukça şaşırmıştı. Dış görünüşünün ciddiyetine rağmen adamın ses tonu oldukça yumuşaktı.

“Siz Doktor Asaf’ın ağabeyi olmalısınız?” Erhan kardeşinin adını duyunca duraksamıştı. Elini uzatarak “Erhan,” diye kendini tanıtırken Çisem mahcup bir şekilde adama karşılık vermişti. “Bende Çisem Karahanlı, Çisil’in ablasıyım.” Çisem kız kardeşini öne sürerek kim olduğunu vurgulamak

“Bende Çisem Karahanlı, Çisil’in ablasıyım.” Çisem kız kardeşini öne sürerek kim olduğunu vurgulamak istemişti.

“Memnun oldum Çisem Hanım, şimdi izniniz olursa oğlunuz daha fazla ağlamadan onu alabilir miyim?” Çisem kararsız bir şekilde oğlunu genç adama uzatırken Erhan bebeği omzuna yaslayarak sırtını ovalamaya başlamıştı. Bebek Erhan’ın kucağına geçer geçmez susunca Çisem neredeyse ağlayacaktı.

“Bu beben annesini sevmiyor,” diye mırıldandığında Erhan kadının ne dediğini duysa da duymazlıktan gelmişti. Nedense kadının sözleri genç adama komik gelmişti.

“Baba Cihangir senin kucağında sustu. Ona bakabilir miyim?” Cihangir kızına sevgiyle bakarken cevap vermişti.

“İçeri geçince bakarsın kızım, bebek bira daha kendine gelsin.” Narin hevesle Çisem’e bakarken Çisem kızı kırmak istememişti.

“Sormadım ama yemek yemiş miydiniz?” Çisem adamın sorusuyla ona dönmüştü.

“Aslında yemek yemeğe gelmiştim ama yer yokmuş.” Erhan kadının sözleri ile kaşlarını çatmıştı.

“Nasıl yokmuş?” diye sorduğunda bakışları girişteki görevliye takılmıştı.

“Önemli bir yemek varmış, tüm masalar doluymuş. Eğer sizin rezervasyonunuz yoksa başka bir yere gidebiliriz.” Erhan kadını ardına bırakarak öne restorana doğru ilerlerken Çisem şaşkınlıkla arkasından bakmıştı.

“Çisem abla gidelim mi?” Çisem küçük kızın kendisine elini uzatmasıyla beklemeden kızın elini kavramıştı. Adamın arkasından restorana girdiğinde az önce kendisine yer olmadığını söyleyen adamın Erhan’ın önünde el pençe durması Çisem’i şaşırtmıştı.

“Bir daha sakın böyle bir hata yaptığınızı görmeyeyim,” diyen adamın sesi buz gibiydi. Çisem az önceki sevecen adamın nereye gittiğini merak ederken fark ettiği şeyle duraksamıştı. Erhan resmen adama emir vermişti.

“Çisem Hanım buyurun bu taraftan.” Çisem aynı şaşkınlıkla adamın peşine takılırken görevlinin kendisine hitaben “Çok özür dilerim efendim, sizin Erhan beyin misafiri olduğunuzu bilmiyorduk,” dedi. Çisem adamın süklüm büklüm olmasından hoşlanmayarak başını sorun yok der gibi sallamıştı.

“Nasılsın Erdal amca?” diye soran Narin adamın keyifsiz halini keyiflendirmişti. Adam cevap veremeden küçük kız Çisem’in elinde babasına doğru ilerlemeye başlamıştı.

“O amcayı tanıyor musun Narin?” Narin Çisem’e gülümseyerek hızla başını sallamıştı.

“Burası babamın biliyor musun Çisem abla. Babam sürekli beni buraya getiriyor. Yemekleri çok güzeldir.” Çisem kızın babasından bahsederken parlayan gözlerine imrenmişti. Acaba kendi oğlunun da Narin gibi babasından bahsedeceği bir an olacak mıydı? Erhan kucağında ki minikle her zamanki masasına geçerken Çisem ve Narin de yanına gelmişti.

“Oturun lütfen,” diyen genç adam Çisem’e oturması için karşısını göstermişti.

“Ayaz’ı alayım Erhan Bey, sizde rahat bir şekilde yemeğinizi yiyin.” Çisem oğluna uzanırken genç adam kolunu geri çekerek “Zararı yok, siz rahat bir şekilde yemek yiyebilirsiniz.” Çisem ne söyleyeceğini bilemezken Narin koşturarak babasının yanına gidip bebeğe bakmaya başlamıştı.

“Çisem abla onu öpebilir miyim?” Çisem gülümseyerek kızı onaylarken Narin küçük elleri ile önce bebeğin yanağını okşamış sonra da usulca öpmüştü.

“Bak baba onu uyandırmadım.”

“Aferin benim prensesime, kardeşler uyumalı ve büyümeli değil mi?” diyen adama Narin hevesle bakmıştı.

“Cihangir benim kardeşim olabilir mi?” diye soran küçük kız Çisem’in tıkanmasına neden olmuştu. Şaşkınlıkla kıza bakarken Erhan da en az genç kadın kadar şaşkındı.

“Narin hadi geç yerine yemeğini ye. Cihangir iyice uyuyunca yerine yatıracağım.”

“Ama cevap vermedin baba,” diye soran küçük kız oldukça ısrarcıydı.

“Bu şekilde konuşmamalısın Narin, annen isteğini duyarsa üzülebilir.” Narin Çisem’e bakarken birden “Benim annem yok ki?” deyiverdi. Çisem hızla başını genç adama çevirirken oldukça üzgündü. Böyle güzle bir kızın annesinin olmaması aklına hemen ölümü getirmişti. Erhan onun düşüncesini anlayarak cevaplamıştı.

“Narin’in annesi ölmedi, boşandık sadece.”

“Görüşmüyorlar mı?” diye soran genç kadın oldukça mahcuptu.

“Eski karımın pek çocuk sevdiği söylenemez. Narin ile aynı şehirde olduğu zamanlarda bile kızımı görmeye pek uğramazdı.”

“Üzüldüm, kızınız çok tatlı ve sevgi dolu.” Çisem gerçekten üzülmüştü. Narin babası ile genç kadının konuşmasını duymuyordu bile. Onun tek odak noktası küçük bebekti.

“Çisem abla Cihangir benim kardeşim olsun mu?”

“Olsun hayatım, büyüyünce sana abla der.” Narin sevinçle babasına bakarken Erhan başını iki yana sallamıştı.

“Keşke ona umut vermeseydiniz. Yakında Urfa’ya dönüş yapacağız. Bebeği bir daha görmesi zor olacak.” Çisem adamın sözleri ile duraksamıştı.

“Öyle mi bilmiyordum. Asaf tüm kardeşlerinin Ankara’da iş yaptıklarını söylemişti.”

“Evet öyle. Babam rahatsızlandı o yüzden ailemin yanında olmam gerekiyor. Orada birinin işlerle ilgilenmesi gerekiyor. Büyük olarak bu benim görevim.” Çisem anlayışla başını sallarken adamın sıkıntıda olduğunu anlamıştı.

“Bir sıkıntınız mı vardı? Bakın ben avukatım…” dediğinde adam masaya oturduğundan beri ilk kez gülümsemişti.

“Teşekkür ederim. Avukatlık bir durumum yok.” Garsonun yanlarına gelmesiyle masada sessizlik olmuştu. Erhan genç kadına bırakmadan siparişleri verirken Çisem gözlerini kısarak adama baktı.

“Kendi siparişimi verebilirim sanırım?” diye soran kıza kısa bir bakış atarak yeniden garsona dönen adam “Siz benim söylediklerimi getirin,” diyerek adamı geri göndermişti. Çisem genç adamın tavrına sinir olsa da bir şey diyememişti.

“Yeni doğum yapmış biri olarak çok zayıfsınız. Bu halde bebeği nasıl doyurmayı düşünüyorsunuz?” Çisem adamın sözleri ile bakışlarını kaçırırken utançla yanaklarının yanmaya başladığını hissetmişti.

“Bak bak bak, oğlum hapiste yatsın bizim gelin Hanım buralarda keyif çatsın.” Çisem duyduğu sesle gerilirken Erhan bakışlarını masalarının önünde dikilen adama çevirmişti.

“Oğlunuz yaptığının cezasını çekiyor.”

“Bu yaptığınız yanınızda kalmayacak. Oğluma iftira attınız.” Erhan sessizce konuşmayı dinlerken adamın öne atılıp bebeği almak istemesiyle hızla yerinden kalkarak bebeği geri çekmişti.

“Geri dur!” Erhan’ın sesi oldukça sert çıkmıştı.

“Sen de kimsin? Yeğenimi bana ver!” Erhan Çisem’e bakarken genç kadının yüzünün korkudan beyaza kestiğini görmüştü.

“Oğlumdan uzak dur Selçuk!” Çisem hızla Erhan’ın kucağında ki bebeği alırken farkında olmadan korkan Narin’i de arkasına çekmişti. Erhan kadının yaptığını görünce dudakları hafif kıvrılmıştı. Zor anında bile korumacı bir yanı vardı kadının.

“Buradan gitmenizi rica ediyorum.” Erhan diğer müşterileri rahatsız etmemek için uyarıda bulunurken adamın oralı olmaması genç adamı sinirlendirmeye başlamıştı.

“Sen karışma, bu aile meselesi. Yeğenimi senden alacağız Çisem, onu bir daha göremeyeceksin. Ama kolaylıkla ama zorla ama o çocuk seninle büyümeyecek.” Çisem adamın gözlerinde ki ifadeden korkmaya başlamıştı. Dediğini yapacak delilikte bakıyordu. Oğluna daha sıkı sarılırken Erhan kadının korkusunu iliklerine kadar hissetmişti.

“Beyefendiye kapıya kadar eşlik edin, bir daha buraya girmediğinden de emin olun.” Adam bağıra çağıra dışarıya atılırken Çisem ayakları çözülerek sandalyeye yıkılmıştı.

“İyi misiniz?” Erhan genç kadına su içirmeye çalışırken Çisem dolu dolu gözlerle adama bakmıştı.

“Burada duramam, burada kalamam. Oğlumu kaçıracaklar, burada kalamam… Ankara’dan gitmem gerekiyor!” diye sayıklamaya başlayan genç kadın Erhan’ın da başını sallamasıyla ayaklanmıştı. İkili restorandan çıkarken çıktıkları bu yolculuğun onları nereye götüreceğinden habersizdi!

*****

Umarım bölümü beğenmişsinizdir. Yorum yapmayı, fikrinizi söylemeyi unutmayın. Belki size cevap yazamıyorum ama yorumlarınızı okuyarak moral depoluyorum.

NOT: Bölüm çıkışı lütfen TEK REKLAMA tıklayınız! TEŞEKKÜR EDERİM!

35. BÖLÜM <<<<—–>>>>> 37. BÖLÜM

24600cookie-checkCesur 36. Bölüm