Dilay Hanım 41. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Pazartesi bölümü maalesef yayınlayamadım. Komşumuz vefat etti dolayısıyla oldukça kalabalık iki gün geçirdim. Onlar üzüntü içindeyken yazmak içimden gelmedi. Bu akşam kısa da olsa bir bölüm yayınlamak istedim size. Belki de bir sonraki bölüm final olabilir. Bakalım daha karar vermedim. Final olursa oldukça uzun bir final olacaktır. Keyifli okumalar.

****

Genç adam üzerindeki kıyafeti son kez kontrol ederek arkasında ki kadına dönmüştü. Kadın iç çekerek genç adama bakarken “Gitmek zorunda mısın?” dedi.

“Yakın bir arkadaşımın düğünü hayatım. Sende gel diyorum ama gelmiyorsun.” Aslı yüzünü asarak genç adama baktı.

“Bende isterdim gelmek ama yarın sınavım var biliyorsun.” Seyhan karısını belinden tutarak kendine çekmişti. Aslı ani çekilmenin boşluğuyla hafif bir çığlık atarken Seyhan gülümseyerek burunlarını birbirine sürtmüştü.

“Söz yarım saate gelirim, takı törenine katılıp hemen yanına geleceğim.” Aslı yüzünü asarken Seyhan’ın o düğüne tek başına gitmesine içi sinmiyordu.

“Bilmiyorum Seyhan, gitmeni istemiyorum.” Kolunda ki deri kayışlı saate bakarak geç kaldığını fark eden istemeyerek de olsa karısını bırakmıştı.

“Seyhan nerede kaldın?” Babasının seslenmesiyle genç adam homurdanarak Aslı’ya baktı.

“Bıktım vallahi Aslı, şu düğünü erken yapsak ne olurdu sanki?” Aslı genç adama gülerken evleneli iki hafta olmalarına rağmen Aslı ile ikisini baş başa bırakmamak için ellerinden geleni yapıyorlardı. O günden sonra Aslı’nın babası aramış ve kızını oğluna yapılanlar yüzünden reddetmişti. Aslı kendine kötü davransalar da anne ve babasının onunla görüşmek istememelerine günlerce gizlice ağlamıştı. İkili odadan çıkarken Mehmet Bey kaşlarını çatıp oğluna bakmıştı.

“Bir çıkamadın şu odadan, geç kaldık senin yüzünden.”

“Acelemiz ne baba, gideceğiz işte.”

“Kızım sende şu adama çok yüz verme.” Aslı kendisine konuşan adamla utanmıştı.

“Özür dilerim baba,” diyen genç kız adamı gülümsetmişti. Dilay’dan sonra Aslı’nın da ona baba demesi yaşlı adamı çok mutlu ediyordu.

“Hadi gidelim Seyhan en azından sonuna yetişelim.”

“Abarttın babacım, takıya yetişiriz.”

“Bak hala konuşuyorsun hadi dedim.” İkili çıkışa yönelirken alt kat odalarından çıkan Selim ile karşılaşmışlardı.

“Hayırdır baba siz hala çıkmadınız mı?” Mehmet Bey homurdanarak büyük oğluna bakmıştı.

“Karısından ayrılabilse çıkacağız oğlum. Hem sen neden o odadan çıktın?” Mehmet Bey büyük oğlunu da azarlarken Seyhan gülmemek için kendisini tutmuştu.

“Gece’nin bir ihtiyacı olup olmadığını sordum.”

“Sen sorma Selim, çağır Emine Hanım sorsun. Ne öyle bekar kızın odasına girmek. Bu yaştan sonra almayayım ayağımın altına.” Selim şaşkınlıkla dönüp giden babasına bakarken Selim imayla abisine tek kaşını kaldırmıştı.

“Bu daha iyi günlerin abi, bak ben nikahı kıydım ama hala karıma yaklaşamıyorum.” Seyhan’ın içler acısı ses tonu Selim’in yutkunmasına neden olmuştu.

“Seyhan abimle nasıl konuşuyorsun?” Aslı genç adama kızarken arkasını dönüp gitmişti.

“Al karımla aramı açtın,” Selim başını iki yana sallayarak “Sen böyle boş konuşmaya devam edersen daha çok aranız açılır, bana çamur atma.” Seyhan dışarıdan seslenen babasını daha fazla sinirlendirmek için hızla dışarı çıkmıştı. İkili arabaya binip düğüne giderken Selim evin sessizliğinden şüphelenerek “Emine teyze,” diye seslendi. Yaşlı kadın mutfak bölümünden çıkarak ıslak ellerini önündeki havluya silmişti.

“Buyur oğul bir şey mi oldu?”

“Çocuklar nerede? Sesleri gelmiyor.”

“Onlar yan eve geçti oğlum, sana seslendik ama sen cevap vermedin.” Selim başını olumlu anlamda sallayarak derin bir iç çekmişti. İki çiftlik arasında genişçe bir yol açılmış, yol kenarı çift taraflı olarak çitlerle sarılıp çocuklar için güvenli hale getirilmişti. Çocuklar hem koşarak hem de bisikletle yan çiftliğe rahatlıkla gidip gelebiliyordu. Bir haftada biten yolun çevresine ayrıca ışıklandırma ve güvenlik kameraları koyulmuştu. Yol yapılırken çocukların güvenliği için her şey düşünülmüştü.

“Ben çocuklara bakmaya gidiyorum. Sen arada Gece’ye bakarsın değil mi?” Emine Hanım adamı onaylarken Selim yan çiftliğe geçmek için evden çıkmıştı. Seri adımlarla yeni yapılan yoldan ilerken yolun gerçekten iyi bir fikir olduğunu düşünmeden edememişti. Hem çocuklar için hem kendileri için kısa bir yol olmuştu. Eve yaklaştıkça çocukların şen sesini duymaya başlamıştı. İkizlerin kahkahası adamın yüzünün de gülmesine neden oluyordu.

“Daha yukarı engin amca!” diye bağıran kızının sesini duyunca kaşlarını çatmıştı. Hızlı adımlarla çiftliğin arka bahçesine doğru ilerlerken oldukça meraklıydı. Engin’in neden evde olduğunu merak ediyordu.

“Bu mu güzelim?” Engin küçük kızın gösterdiği elmayı alabilmek için ağaca tırmanırken aşağıdan ona yön belirten çocuklar oldukça eğleniyordu. Engin kızın istediği elmayı kopararak Süreyya’nın açmış olduğu eteğine atmıştı. Kız elmayı yakalarken çığlık çığlığaydı. Selim gördüğü manzara karşısında gülmeden edememişti.

“Ama Selim amca benim istediğimi Süreyya’ya attın.” Süha’nın sitemiyle Engin küçük adama gülümsemişti.

“Sana kocaman bir tane atacağım Süha, bırak kardeşin alsın o elmayı.” Süha kardeşinin mutluluğunu görünce sessiz kalmıştı.

“Çocuklar ne yapıyorsunuz?” Süreyya babasının sesini duyunca koşarak ona sarılmıştı.

“Bak baba Selim amca bana elma aldı.” Selim ağacın tepesindeki adama bakınca gülmeden edememişti. Engin üzerindeki takım elbiseyle ağacın tepesinde oldukça komik görünüyordu.

“Öyle mi prensesim, afiyet olsun sana.” Süreyya babasının ağzına elmayı uzatırken Selim büyük bir ısırık almıştı. Süha’nın kendisine kaçamak bakışlar attığını görünce içine büyük bir hüzün oturmuştu. Bir türlü oğluyla istediği iletişimi kurmayı becerememişti.

“Süha’ya da versene kızım. Kardeşin elmanın tadına baksın.” Süreyya babasının yanından ikizinin yanına giderek elmadan ısırması için elini uzatmıştı. Süha bir elmaya bir de babasına bakıp kardeşini üzmemek için ısırık alırken Süreyya hevesle kardeşine bakıyordu.

“Güzel mi Süha?” küçük çocuk başını sallarken Engin’in ağaçtan inmesiyle bakışlar ona dönmüştü.

“Hoş geldin Selim, nasılsın?” Engin genç adama elin uzatırken Selim adamla tokalaşarak gülmüştü.

“Hoş buldum işten mi gelmiştin?” Selim’in üzerindeki takım elbiseyi işaret ederek sormasıyla Engin başını sallamıştı.

“Evet bu gün işim erken bitince çocuklarla vakit geçirmek istedim.”

“Keşke üzerini değiştirseydin. Kıyafet mahvolmuş.” Engin omzunu silkerek gülmüştü.

“Önemli değil, yenisi alınır. Şunların mutluluğuna baksana.” Selim çocukların keyifle elma yediğini görünce gülümsemişti.

“Haklısın çok mutlular.” Engin bahçedeki oturma bölümünü işaret ederek genç adama oturmasını söylemişti.

“Ben üzerimi değiştirip geleyim. Sen çocuklarla ilgilenirsin,” dediğinde Selim başını sallayıp çocuklara bakmıştı. Oğlu bir köşede oturmuş elmasını yerken oldukça sessizdi. Dilay’la bu durumu konuşması gerekiyordu. Oğlunun bu kadar sessiz olması hoşuna gitmiyordu.

“Süha yanıma gelsene oğlum.” Süha kendisini çağıran babasına kısa bir bakış atarak oturduğu yerden kalkıp yanına gitmişti. Selim oğlunu dizine oturturken başını boynuna gömerek kokusunu içine çekmişti. Süha huylanarak gülerken Selim kulağına gelen en güzel melodiyi duymuş gibi mutlu olmuştu.

“Yapma baba,” dediğinde Selim kısa bir an duraksamıştı. Oğlunun ağzından ‘baba’ kelimesini pek sık duymuyordu. Her duyduğu an ise genç adam için paha biçilmezdi.

“Gıdıklanıyor musun oğlum.” Süha başını olumlu sallarken Selim kızının kendisine kıskanç bakışını yakalayınca ona da yanına gelmesini işaret etmişti.

“Gel prensesim,” Süreyya babasına giderken adam kızını da öpmüştü. Küçük kız kıkırdarken Selim iki çocuğunu da sevmeye başlamıştı. Nisan baba ile çocukları gülümseyerek izlerken başına konulan öpücükle kafasını kaldırmıştı. Engin kızının saçını öperken kız babasına sevgiyle baktı.

“Nasılsın hayatım, bu gün hastanede nasıl geçti.”

“Dilay ablayla gittik baba, onunla hareketleri yapmak daha kolay.” Engin kızını dizine oturturken Nisan itiraz etmişti.

“Ben artık büyüdüm baba dizin ağrıyacak.”

“Sen hala ufacıksın.”

“Ama bak abla oldum,” derken ikizleri gösteriyordu. Selim küçük kızın sözlerini duyunca gülümseyerek ona baktı. Nisan Selim’e karşılık verirken Engin iç Selim’e döndü.

“Gece nasıl oldu?”

“İyi şuanda ama dinlenmesi gerek. Bedeni zayıf düşmüş.” Engin anlayışla başını sallarken çocuklar oyun parkına doğru koşturmaya başlamıştı.

“Siz ne zaman düğünü yapmayı planlıyorsunuz? Dilay ile son zamanlarda konuşamadık.” Engin genç adamın sorusuyla derin bir iç çekti.

“Bu aralar fabrikada işler yoğun onları yoluna koysun tarih alacağız.” Selim oğluna kısa bir bakış atarken küçük çocuk oynasa da arada kendisini kontrol ettiğini görebiliyordu.

“Sizin adınıza sevindim. Eve de çok geç gelmeye başladı. Çocuklar hakkında konuşmamız gerekiyor ama bir türlü fırsat bulamadık.” Engin düşünceli bir şekilde adama bakmıştı. Dilay ile evlendiklerinde ikizler anneleriyle kalacaktı. Selim ile bir orta yol bulmaları gerekiyordu.

“Haklısın, çocuklar hakkında ortak karar vermelisiniz.” Selim tekrar oğluna bakarken onun bakışını gören genç adam gülümseyerek konuştu. “Süha atlara bayılır onu haraya götürmelisin. Bu şekilde sana daha yakın olacaktır.” Genç adamın önerisiyle Selim’in gözleri parlamıştı.

“Haklısın ben neden düşünemedim ki?” Selim yerinden kalkarak oğluna doğru ilerlemişti. Küçük oğlan babasının kendisine doğru geldiğini görünce bakışlarını kaçırmıştı.

“Süha seninle atlara gidelim mi?” küçük çocuğun bakışları babasının telifi ile parlamıştı.

“Gidebilir miyiz?”

“Elbette gidebiliriz. Hadi eve gidip hazırlanalım.” Süha kararsız bir şekilde babasına bakarken Engin olaya müdahale etmeye karar vermişti.

“Hadi Süha babanla atları sevmeye git. Biz burada seni bekleriz.”

“Peki annem?”

“Annene ben haber veririm. Hem babanla gidersen annen çok mutlu olacaktır.”

“Gerçekten mi?” Süha gözleri parlayarak Engin’e bakmıştı. Selim oğlu ile Engin’in iletişimini neredeyse kıskanmak üzereydi. Oğlu Engin’e güveniyordu. Selim dayanamayarak oğlunu kucağına alıp Engin’e dönmüştü.

“Biz gidiyoruz Süreyya size emanet.” Engin eliyle adama gitmesini işaret ederken Selim arkasını dönerek büyük eve doğru ilerlemeye başladı.

“Engin amca babam nereye gitti?” Süreyya’nın dolu dolu olan gözlerini gören Engin yutkunmadan edememişti.

“Süha’yı at binmeye götürecek.”

“Beni neden götürmedi?”

“Çünkü sen Nisan ablanla oynarsın diye seni götürmedi. Hem babanla kardeşinin barışması gerek değil mi?” Süreyya bir süre düşündükten sonra yüzüne yaydığı kocaman gülümsemesi ile adama bakmıştı.

“Haklısın Selim amca,” Süreyya Nisan’ın yanına giderken Selim onları Nuray hanıma bırakarak üzerini değiştirmek için eve girmişti. Üst kata çıkarken Süha için hazırladıkları çocuk odasının kapısını açık görünce gülümseyerek odaya girdi. Oda Süha’nın en sevdiği çizgi kahramanların resimleriyle doluydu. Mavi beyaz olan oda oldukça sevimli görünüyordu. Süreyya için ise Nisan’ın odasına yeni bir yatak koyulmuş ayrıca ona özel bir dolap yerleştirilmişti. Odanın kapısını çekerek kendi odasına geçerken üzerinde ki ceketini çıkararak yatağın üzerine atmıştı. Üstü başı toz olmuştu. Kıyafetlerini alarak banyosuna geçerken oldukça düşünceliydi. Dilay ile konuşup düğünü fazla ertelememeyi isteyecekti. Duşunu alıp banyodan çıktığında odanın penceresinden bakan kadını görünce duraksamıştı.

“Dilay, ne zaman geldin sen?” Dilay adını duyunca arkasını dönerek adama bakmıştı. Oldukça yorgun görünüyordu.

“Yeni geldim, çocuklara görünmeden eve girdim.”

“Öyle mi ne oldu? Yorgun görünüyorsun?” Dilay başını sallayarak adamı onaylamıştı. Oldukça yorgun ve üzgündü. Engin genç kadının yanına ulaşarak onu göğsüne çekip saçını okşamaya başlamıştı.

“Bu şekilde davranırsan burada uyur kalırım.”

“Uyumak istiyorsan uyu hayatım. Ama önce canını neyin sıktığını bana söylemelisin.”

“Neden insanlar dürüst olamıyor Engin?”

“Bu bazı insanların işine gelmiyordur. Neden sordun?”

“Muhasebe müdürümü işten çıkardım. Hesaplarda usulsüzlük yapmaya kalkıştı.”

“Nasıl anladın?” Dilay başını geri çekerek adamın gözüne bakmıştı.

“Babamın bir sözü vardı. Güven iyidir ama söz konusu para olunca parayı emanet ettiğin kişiye yarım güven. Beşer şaşar sana zarar verir. Birçok aileye ekmek kapısı olan işyerinin parasını tamamen emanet etme. Bende her zaman muhasebe defterlerini kontrol ederim. Anlamadığım yerleri de dışarıdan bir muhasebeciye gösteririm. Tabi bundan kimsenin haberi yoktur.”  

“Akıllı nişanlım benim,” diyen adam kıza takılıyordu.

“Akıllıyım değil mi? Akıllı olmasan yıllardır bu fabrika batardı. Neden kadınları hafife alıyorlar anlamıyorum.” Dilay’ın ciddi sorusu karşısında Engin üzülmüştü.

“Sizi hafife almıyoruz hayatım, sadece ataerkil bir düşünce var maalesef. Birçok başarılı iş kadını var. Sen önüne bakacaksın kimseye aldırış etmeyeceksin.”

“Haklısın hayatım. Hadi saçını kurutta çocukların yanına inelim.”

“Çok yorgun görünüyorsun biraz dinlenseydin.”

“Eve geçemem şimdi Engin. Hem çocuklarımı özledim.” Dilay’ın sözleri ile genç adam kadını daha sıkı sarmıştı.

“Onlarda seni özledi. Ayrıca bu gün Nisan ile hastaneye gittiğini biliyorum. Teşekkür ederim güzelim.”

“Evet, Nisan onunla hastaneye gitmemden mutlu oluyor. Ayrıca daha canlı bir ruh haline bürünüyor. Çok istekli Engin görmelisin. Bu sene okuldaki arkadaşları ile koşup oynamak istiyor.”

“Koşup oynamasına biraz daha zaman var ne yazık ki. Ama çok şükür artık yürüyor.”

“Çok şükür.” Engin genç kadının elinden tutarak onu kendi yatağına doğru ilerletmişti. Dilay sessizce adama uyarken Engin kadını yatağa yatırarak üzerini örtmüştü.

“Bu şekilde uyuyamam Engin,” diyen kadın üzerinde ki iş için giydiği etek ceket takımını göstermişti.

“O zaman benden bir şeyler bakalı sana. Çocuklara hiç görünme. Hem Süha burada değil.”

“Öyle mi nerede?”

“Selim geldi ikisi birlikte atları görmeye gittiler.” Dilay duyduğu şeyle hızla yatakta doğrulmuştu.

“Gerçekten mi?” Dilay oldukça şaşkındı. Oğlunun babasıyla bir şey yapmaya ikna olması genç kadını heyecanlandırmıştı.

“Evet gerçekten.” Dilay eliyle yüzünü sıvazlayarak “Çok şükür, araları düzeliyor,” dediğinde engin genç kadına bir kez daha aşık olmuştu. Başkası olsa boşandığı eşiyle çocuklarının arasını yapmak şöyle dursun aralarında ki bağı koparmak için elinden geleni yapardı.

“Sen harika bir kaıdnsın biliyorsun değil mi?” Dilay adamın sözleriyle utanarak bakışlaırnı kaçırmıştı.

“Sırdan bir kadınım Engin abartma.”

“Sen asla sıradan olamazsın.” Engin kadının saçını öperek kalkmıştı. Dolabına dooğru ilerleyerek temiz bir pijama takımı alarak kadına uzatmıştı.

“Üzerini değiştir ve biraz dinlen. Ben seni Süha geldiğinde uyandırırım.” Engin kapıya yönelirken Dilay ona seslenmişti. Genç adam arkasına bakarken Dilay derin bir iç çekip “Teşekkür ederim,” dedi. Engin başını iki yana sallayarak kadına cevap vermişti.

“Ben teşekkür ederim Dilay, yeniden hayatıma girdiğin ve pas tutmuş yüreğimi yeniden şenlendirdiğin için.” Engin odadan çıkıp giderken Dilay yerinden kalkarak adamın verdiği kıyafeti giyerek yeniden yatağa uzanmıştı. Günlerdir oldukça yorucu geçmişti. Ama sonunda sorunları halletmeyi başarmıştı. Bu yüzden hafta sonu çocuklarla kısa bir tatil yapmayı planlıyordu. Belki bu tatil onların düğün tarihini konuşmak içinde bir fırsat olabilirdi. Kim bilir…

****

Umarım beğenmişsinizdir. Kafam çok dolu ve ne yazdığımı inanın bilmiyorum. Bu arada bu gece geçte olsa Gelincik Çiçeği hikâyesine bölüm gelecektir.

40. Bölüm <<<<<<——>>>>> 42. BÖLÜM

25520cookie-checkDilay Hanım 41. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

8 yorum

  1. Emeğine sağlık Yazarcigim harika bir bölümdü ❤️ Süha ile Selimin yavaş yavaş atari düzeliyor ne güzel ❤️Dilay ve Nisan arasında ki iletişime bayılıyorum ya ❤️ayrıca bu gidişle Seyhan daha çok surunecek gibi Aslıdan uzakta 😀

2 geri izleme / bildirim

  1. Dilay Hanım 40. Bölüm – Yazmak Cesaret İster!
  2. Dilay Hanım 42. Bölüm – Yazmak Cesaret İster!

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*