Gelincik Çiçeği 41. Bölüm

Herkese hayırlı geceler arkadaşlar. Şuanda saat 03: 03 ve ben bölümü yeni bitirdim. Umarım yorumlarda beni yalnız bırakmazsınız. Keyifli okumalar.

****

Genç kız üzerini düzelterek karşısında ki binaya iç çekerek bakmıştı. Bu gün oldukça gergin bir gün olacaktı. Haftalardır beklediği duruşma sonunda görülecekti.

“Hazır mısın?” Alya yanı başında biten adama başını çevirdiğinde şaşırmıştı. Onun geleceğini düşünmüyordu. Aynı saatte dersi olduğu için dayısıyla kendisi gelmişti duruşmaya.

“Senin dersin yok muydu neden geldin?”

“Seni böyle bir günde yalnız bırakamazdım. Hadi içeri geçelim.” Cenk genç kıza yolu gösterirken Alya nefeslenerek büyük binanın girişine doğru ilerlemeye başlamıştı. Merdivenleri çıkarak kapıdan içeriye girdiklerinde karşı tarafın avukatı ve Ayfer hocayı görmüşlerdi. Alya gerilse de Cenk kızın koluna tutarak kendisine bakmasını sağlamıştı. Alya önce kolunu tutan ele bakmış sonra da gözlerini genç adama kaldırmıştı.

“Sakin ol ve haklı olduğunu aklından çıkarma Alya. Onların sesi ezmesine izin verme.” Alya yutkunurken Cenk genç kızın kolunu bırakarak öne çıkmıştı.

“Hadi gidelim ve şu davayı alalım.” Alya adamın arkasından ilerlerken Cenk normal duruşunun aksine oldukça ciddi bir ifadeyle etrafına bakınıyordu. Ayfer hocayla gözleri çakıştığında kadının pişkin gülümsemesi Alya’nın sinirini bozmuştu. Kadın kendinden oldukça emin duruyordu ve bu durum Alya’yı oldukça sinir ediyordu.

“Cenk, Alya,” ikili kendilerine doğru gelen avukat Han’ı gördüklerinde adama doğru dönmüşlerdi. Üzerinde ki cübbesiyle oldukça etkileyici görünüyordu. Normal koşullarda kendilerine karşı neşeli olan Han’ın duruşma mahkeme koridorlarındaki ciddiyeti ürperticiydi.

“Han abi ne durumdayız?” Alya genç adama bir süredir ‘abi’ demeye başlamıştı ki bu durum Cenk’in oldukça hoşuna gidiyordu.

“Merak etme Alya, bu gün o kadın oldukça yüklü bir tazminat ödemek zorunda kalacak.” Alya adamın sözleriyle yüzünü buruşturmuştu.

“O kadının parasını istemiyorum özür dilemesini istiyorum.”

“O da olacak merak etme. Hem senden hem de zamanında çalışmasını çaldığı diğer öğrenciden özür dileyecek. Ayrıca unvanı da geri alınacak.” Alya başını sallarken dayısı da onlara katılmıştı. Mübaşirin onların adını söylemesiyle mahkeme salonuna doğru ilerlemişlerdi. Kapıdan gireceği sırada yanına beliren kadınla bakışları ona dönmüştü.

“Bir şey elde edemeyeceksin biliyorsun değil mi? Buradan çıkınca okuldan atılman için elimden geleni yapacağıma emin olabilirsin.”

“Elbette nasıl isterseniz. Ama bir daha o okula ayak basacağınızı sanmıyorum.” Alya kadına cevap vererek hızla salona girmişti. Arkasında öfkeli bir kadın bıraktığının bilincinde davacı kişilerin durduğu bölüme geçerek Han’ın yanında yerini almıştı. Ayfer ve avukatı karşısına geçtiğinde Han’ın kaşlarını çattığını görünce Alya duraksamıştı.

“Ne oldu?”

“Şu karşımızdaki adam, görmüş olabileceğin en ahlaksız avukattır.” Alya adama kısa bir bakış atarak yeniden Han’a dönmüştü.

“Bizi ilgilendiren bir durum var mı?”

Elbette yok ama seni sıkıştırmak isteyecektir. Bazen bel altı sorular sorabilir.” Alya tek kaşını kaldırarak Han’ın sözlerine gülümsemişti. Bu gibi saldırılarda asla pes etmezdi. Hakimin gelmesiyle hepsi birden ayaklanmıştı. Adamın ‘oturun’  demesiyle duruşmayı açmıştı. Gösterilen belgeler ve deliller ışığında dava ilerlerken hakim önce Alya’ya sonra da Ayfer’e bakmıştı.

“Sen hocanın kendi çalışmanı çaldığını iddia ediyorsun doğru mu?” Alya kendisine yöneltilen soruyla yerinden kalkmıştı.

“İddia etmiyorum Hâkime Hanım, söylüyorum. Ayfer hoca bir yıllık çalışmamı izinsiz olarak alıp kendi adıyla yayınladı.”

“Bundan nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz? Ayfer Hanım yıllardır hocalık yapan biri ve siz daha çğrencisiniz.”

“Öğrenci olmam haksız olduğum anlamına gelmiyor. Size verdiğim dosyada kanıtlar mevcut.”

“Bana verdiğin dosyada hiç bir şey yok maalesef.” Alya hakimenin sözleri ile kaşlarını çatmıştı.

“Anlamadım?”

“Anlaşılmayacak bir şey yok. Bana kanıt diye sunduğunuz dosyada delil içeren hiçbir bilgi yok.” Alya hızla başını Han’a çevirdiğinde Han’ın oldukça sakin bir şekilde karşısında ki avukata baktığını görünce dişlerini sıkmıştı.

“Han abi ne demek oluyor bu? Kanıtlar nerede?” Alya başını karşısında ki kadına çevirdiğinde Ayfer’in oldukça keyifli bir şekilde kendisine baktığını görmüştü.

“Haklısınız Hakime Hanım, size verilen dosyada kanıtlar yok. Çünkü kanıtlar rüşvet alan yardımcınız tarafından yok edildi.” Han’ın sözleri ile hakime tokmağını vurarak kaşlarını çatmıştı.

“Sen ne dediğinin farkında mısın?”

“Elbette isterseniz size bunu ispatlayabilirim.” Han’ın konuşmasıyla Ayfer ve avukatı gerilmişti. Hâkime eliyle işaret edince genç adam elindeki fotoğrafları mübaşire vererek hâkimeye vermesini beklemişti. Kadın eline geçen fotoğrafları incelerken kendi yardımcısı ve karşı tarafın avukatının el sıkıştığı bir başka resimde ise zarf alıp verdiği görülüyordu.

“Hepsi sahte,” diye ayağa kalkan avukat oldukça telaşlıydı.

“Otur yerine,” diye kızgın bir şekilde çıkışan hakime keskin bakışlarını Ayfer ve avukatına çevirmişti.

“Bu fotoğrafların incelenmesi için davayı ertelememiz gerekecek.”

“Fotoğraflar gerçek, alış verişin videosu da var.” Han’ın sözleri ile hakime ona bakmıştı.

“Siz bunları nereden buldunuz?”

“Karşı tarafın avukatının kim olduğunu öğrenince böyle bir sonuç bekliyordum efendim. Daha önce de bu tip yöntemlere başvurmuştu. İsterseniz dosyadaki delilleri size bizzat gösterebilirim.”

“Maalesef dosyayı tekrar incelemem için davayı iki hafta sonraya atıyorum,” diyen kadın tokmağını vurarak duruşmayı bitirmişti. Alya kızgın bir şekilde karşısında ki ikiliye bakarken izleyiciler arasında oturan Adnan ayağa kalkarak yeğeninin yanına gitmişti.

“Dayı gördün mü olanları?”

“Gördüm hayatım gördüm. Merak etme bir sonraki duruşmada biter bu iş.” Han dayısını onaylarken genç kız avukatına dönerek şüpheyle bakmıştı.

“Sen adamın rüşvet vereceğini nereden bindin?”

“Davalarını genelde usulsüzlükle alır. Yine aynı şeyi yapacağını tahmin etmek zor değil. Adam karşı tarafın avukatı olmadan önce biz kanıt dosyasını verdiğimiz için bizden alamazdı. Bu yüzden en zayıf halka hakimenin yardımcısıydı. Onu izlettirmeye başladım ve sonuç ortada.”

“Peki avukata dava açamaz mıyız? Delil karartma ve rüşvet verme suçundan?” Cenk’in sorusuyla Han gülümsemişti.

“Fotoğrafların gerçek olduğunu kanıtlansın davayı açacağıma emin olabilirsin.” Han Cenk’in omuzunu sıkarak Alya’ya dönmüştü.

“Bundan sonra işimiz daha kolay olacak merak etme. Hadi siz gidin benim bir davam daha var. Sayende birkaç dava daha aldım.” Han gülümserken binadan öfkeli bir şekilde çıkan Ayfer hocayı gördüklerinde Cenk istem dışı Alya’nın önüne geçmişti. Nedense karşısında ki kadından Alya’yı saklamak istemişti.

“Peki ablamın davası ne oldu?” Cenk Han’a sorarken Han kısa bir an duraksamıştı.

“Cemile hanımın davası sonuçlandı size söylemedim mi? Ablanıza bildirmiştim.”

“Öyle mi? Ablam boşandı mı?” Han başını sallarken Cenk oldukça mutlu olmuştu. Sonunda o aileden kurtulmuştu ablası.

“Çok şükür sonunda biraz olsun rahat edecek.”

“Bir sorunumuz daha var ama. Seni yaralama davası hala devam ettiği için aile Cemile’yi tehdit edebilir. Bu yüzden ablanı bir süre daha yalnız dışarı bırakmasanız iyi olur.” Cenk duyduklarından hoşlanmamıştı. Ablası zaten uzun bir süredir evde hapis gibi yaşıyordu.

“Peki teşekkür ederim.” Cenk hocasına dönerek konuşmuştu.

“Hocam işiniz var mı? Okula mı yoksa eve mi geçeceksiniz?” Adnan yeğenini kolunun altına alarak adama cevap vermişti.

“Bu günümü yeğenime ayırdım. O ne derse o olacak.”

“Dersin yok mu dayı?”

“Dedim ya bu gün senin emrindeyim.” Alya sevinçle dayısına bakarken Cenk’i çoktan unutmuştu. Genç adam homurdanırken Han onun homurtusuna gülmeden edememişti.

“Sanırım senin Alya ile planın vardı?” Han sessizce genç adama sorarken Cenk yüzünü asarak başını sallamıştı.

“Eşya bakmaya gitmeyi planlıyordum.”

“Düğüne daha çok yok mu?” Cenk omzunu silkerek adama cevap verdi.

“Öyle de bir fikir edinirdik. Bir sonraki dönem Alya daha yoğun olacak.” Han anlayışla başını sallarken kim bilir kendisi ne zaman bu tatlı telaşın içine düşecekti. Adnan ve Alya kol kola önden yürükken Han genç adamın omzuna vurarak öneride bulunmuştu.

 “Adnan hocaya söylesen eminim sana yardım eder.”

“Biliyorum ama fazla görüşemiyorlar. Zamanlarını çalmak istemiyorum.” Cenk arabasına doğru ilerlerken Alya ve Adnan’ın da kendi arabasının yanında durduğunu görünce hızla yanlarına gitmişti.

“Hocam siz arabayla gelmediniz mi?” Adnan Cenk’e bakarak cevap vermişti.

“Etrafta benim canavarı görüyor musun?” Cenk etrafa kısa bir bakış atıktan sonra adama dönmüştü. Adnan alay edercesine genç adama bakıyordu.

“Arabanı ödünç alabilir miyim Cenk?” Cenk bir adama bir de elindeki anahtara bakmıştı.

“Elbette hocam, ben taksiyle dönerim.” Cenk anahtarı adama uzatarak ikilinin uzaklaşmasını izlemişti. Han sessizce onu izlerken başını iki yana sallayarak “Neden onlarla gitmedin?” diye sordu?”

“Bilmem aklıma gelmedi.”

“Böyle geride durursan Alya’ya yaklaşamazsın. Biraz atik ol.” Cenk anlamaz bir şekilde Han’a bakarken Han adamın ifadesine gülmeden edememişti.

“Ne yapmalıyım?”

“Alya ile daha sık vakit geçirmelisin. Anladığım kadarıyla okul ev arası mekik dokuyorsunuz. Arada kızı al yemeğe çıkar. Hafta sonu sinemaya götür. Ben mi sana akıl vereceğim?” Cenk adamın sözlerinin sonuna doğru çıkışmasıyla şaşırmıştı. Han arabasına doğru ilerlerken Cenk’e dönerek “Gelmiyor musun?” diye sordu.

“Senin adliyede işin yok muydu?”

“Öğleden sonra davam var. Çok acıktım hadi yemek yiyelim.” Cenk adamla birlikte giderken oldukça düşünceliydi. Han doğru söylüyordu. Alya ile daha fazla vakit geçirmesi gerekiyordu.

***

Genç kadın keyifli bir şekilde ocağın üzerindeki çorbayı karıştırırken dilinden bir türkü dökülmeye başlamıştı. Billur gibi bir sesi olan kadın çorbanın altını kısarak pişmeye bırakırken düğer yemek için hazırlıklarını yapmaya başlamıştı. Alinazik için patlıcanlara küçük delikler açarak fırına sürmüştü. Bu sırada diğer malzemeleri alarak yemeği yapmaya başlamıştı. Tavaya erittiği tereyağına sarımsak ekleyerek soteledi. Sonrasında ise kuşbaşı etleri ilave ederek iyice karıştırıp etin suyunu salması için kapağını kapatıp pişmeye bırakmıştı.

“Kızım ne pişiriyorsun çok güzel koktu.”

“Alinazik yapıyorum anne, Cenk sever biliyorsun.” Deniz Hanım kızının sırtını sıvazlayarak onu onaylamıştı.

“Yardıma ihtiyacın var mı?”

“Alya içinde lahana sarması yapacağım. Malzemeleri hazır onun sadece sarıp pişireceğim.”

“O zaman sen işine bak ben sarmayı sararım. Hadi el birliğiyle yemekleri bitirelim.” Kadın malzemeleri alarak mutfak masasına geçerken derin bir nefes almıştı.

“Sence dava ne oldu anne?”

“Bilmiyorum kızım, haberde vermediler. İnşallah iyi geçmiştir.”

“Han Bey davayı alacaktır. Benim davamı kısa sürede halletti.” Deniz Hanım kızının sözleri ile şaşırmıştı.

“Nasıl? Senin davan bitti mi?” Cemile annesinin sorusuyla ona dönmüştü. Mahcup bir şekilde kadına bakarken başını salladı.

“Size söylemedim değil mi? İsmail’den boşandım anne. artık özgürüm.” Deniz Hanım aldığı haberle duygulanarak yerinden kalkıp kızına sarılmıştı.

“Çok şükür kızım kurtuldun onlardan.”

“Çok şükür annecim,” diyen genç kadında annesine sarılmıştı.

“O zaman bu akşam ziyafet vereceğiz. Bunu kutlamamız gerekiyor.” Cemile annesine daha sıkı sarılarak kokusunu içine çekmişti.

“İyi ki benim annemsin Deniz sultan.” Cemile’nin sözleri kadını daha da duygulandırmıştı.

“Sizde iyi ki benim çocuklarımsınız. Sende kardeşin de benim her şeyimsiniz.” Sarılmayı bırakan ikili işine döndüğünde el çabukluğuyla akşama güzel bir menü hazırlamışlardı. İşleri bittiğinde ise kendilerine kahve yaparak salona geçtiler.

“Cenk ve Alya’nın evlenmesi için fazla zaman yok mu anne?”

“Öyle kızım ama Alya’nın isteği bu yönde. Kızı zorlayamayız.” Cemile başını aşağı yukarı sallayarak devam etmişti.

“Haklısın, Alya sıkboğaza gelecek biri değil. Cenk ile iyi bir çift olacaklar.” Deniz Hanım iç çekerek gülümsemişti.

“Allah bu kez gönlüme göre gelin verdi. İnşallah düğünden sonra tez zamanda torunda verir.”

“Anne ne yaptın sen.” Cemile kadına gülerken Deniz Hanım omzunu silkmişti.

“Ne yalan mı? Cenk’imin bir çocuğu olsa fena mı olur?” dediğinde Cemile kadına gülmüştü.

***

“Çok sıkıldım bir şeyler yapalım mı? Sınavlar başladığında vakit geçiremeyeceğiz” Aslı’nın sözleri masadaki sessizliği bozarken Ahmet sevdiğine bakıp onu onaylamıştı.

“Haklısın hayatım, ne zamandır bir şey yapmadık. Ne dersin Akasya?”

“Ben yengemle hastaneye gideceğim beni eleyin.” Aslı sırtını dikleştirerek Akasya’ya bakmıştı.

“Bir sorun mu var Akasya? Yengen iyi değil mi?”

“Biliyorsunuz hamileliği zor geçiyor. Kontrole götüreceğim.” Ahmet kıza dönerek “Sizinle gelmemi ister misin? Belki abinin işi vardır.”

“Teşekkür ederim Ahmet gerek yok. Hastanede zaten Onur bize yardım edecek.” Genç adam tek kaşını kaldırarak Akasya’ya bakmıştı.

“Onur mu? Hani şu sizin alt kattaki doktor olan?”

“Evet neden bu kadar şaşırdın?”

“Akasya bilmediğimiz bir durum mu var?” Akasya genç adama kaşlarını çatarak bakarken Aslı araya girmişti.

“Kızı rahat bırak Ahmet, sana ne durumlardan*”

“Ne arkadaşımızı korumayalı mı?”

“Kimden, Onur’dan mı beni koruyacaksın? Yapma Allah aşkına Ahmet beni en son koruyacağın kişiden bahsediyorsun.”

“Öyle mi demek ki bu adamı çok iyi tanıdığını düşünüyorsun.”

“Onur benim çocukluğum Ahmet, elbette iyi tanıyorum. Lise de bile beni abimlerden çok korurdu.” Akasya genç adamı savunurken açık vermeye başladığından habersizdi.

“Demek ki senin için önemi biri?” Akasya arkadaşının sorusuyla duraksamıştı. Ne cevap vereceğini bilmesine rağmen susmuştu. İçinde itiraf etse de arkadaşına itiraf edecek cesareti yoktu. Onur onun gönül yangınıydı.

“Aslı neden sustun?”

“Bu konuda konuşmak istemiyorum. Ben artık gideyim.” Akasya masadan kalkarak kitaplarını toparlamaya başlamıştı.

“Seni üzdük mü Akasya?” Aslı’nın sorusuyla duraksayan genç kız arkadaşına bakmıştı.

“Üzülmedim Aslı, sadece bazı şeylerin bende kalmasını istiyorum.”

“O bazı şeyleri sahibine açıklamazsan geç kalabilirsin.” Akasya Ahmet’e kısa bir bakış atıp izin isteyip oradan ayrılmıştı. Alı giden arkadaşının arkasından bakarken Ahmet’e dönerek “Kızın üzerine çok gidiyorsun,” diye uyarıda bulunmuştu.

“Ne yapayı hayatım. Bal gibi adamı seviyor ama kendine itiraf edemiyor.”

“Belki de kendine itiraf etti sadece bize söylemeye utanıyordur.” Ahmet yerinden kalkarak genç kızın yanına oturup kolunu omzuna atmıştı.   

“Sonradan pişman olmasını istemiyorum hayatım. Ne olur adamın karşısına geçip sevdiğini söylese?”

“Herkes ben değil Ahmet,” Aslı adama gönderme yaparken Ahmet atılan taşı yakalayarak kıza bakmıştı.

“Haklısın hayatım.”

***

Genç kız yengesinin koluna girerek yavaş adımlarla hastanenin kapısından içeriye girmişti. Etrafına bakınırken kadın doğum bölümüne doğru ilerlemeye başladı.

“Yenge sen böyle otur ben sandalye alayım.” Genç kadın kıza bakıp cevap vermişti.

“Gerek var mı Akasya, yürüdüm ben.”

“Doktor ne dedi yenge, yorulmaman gerek.”

“Zaten hiç kalkmıyorum ki yerimden. Size de yük oldum.” Kadın yüzünü asarken Akasya kaşlarını çatmıştı.

“O nasıl söz yengem? Sen bizim başımızın tacısın. Emanetimizsin. Elbette sana bakacağız. Sen olsan bakmaz mıydın?” Sude görümcesine minnetle bakarken Akasya tekerlekli sandalye almak için yanından ayrılmıştı. Birkaç dakika sonra geri geldiğinde yengesini sandalyeye oturtarak doktorunun odasına doğru ilerlemeye başlamıştı. Akasya arada etrafına bakınarak Onur’u görmeye çalışıyordu. Genç adamı göremeyince yüzü asılsa da önceliği yengesiydi.

“Sıra birazdan bize gelecek yenge, istediğin bir şey var mı?” kadın başını iki yana sallayarak kıza cevap vermişti. Ekranda kadının adı yanıp sönünce Akasya yengesini odanın içine sokmuştu.

“Sude Hanım, nasılsınız?” doktoru kadına gülümseyerek sormuştu. Sude’nin şikayetlerini dinledikten sonra onu ultrason odasına alarak bebeği kontrol etmeye başlamıştı. Genç kadın heyecanla ekrana bakarken oldukça duygulanmıştı. Şimdi yanında kocası da olmalıydı. Gözünden akan yaşla Akasya’ya bakarken Akasya endişelenerek yengesine bakmıştı.

“Neden ağlıyorsun yenge, bir yerin mi ağrıyor?”

“Erhan da burada olmalıydı Akasya, burada bu mucizeyi görmeliydi.” Genç kadın hıçkırırken odanın kapısı tıklatılarak açılmıştı. Doktor kimin içeri girdiğini anlamak için ultrason bölümünden çıkarken birkaç saniye sonra yanında getirdiği adamla kadının ağlaması daha da artmıştı.

“Sude’m,” diye gözleri yaşlı bir şekilde kadının yanına giden adam iki kadını da şaşırmıştı.

“Abi, sen…”

“Erhan?” Sude şaşkınlıkla kocasına bakarken Akasya ikiliyi yalnız bırakmak için oradan ayrılmıştı. Gözleri yaşlı bir şekilde odadan çıkarken kapıda kendisini bekleyen adamla göz göze geldi.

“Abime sen mi söyledin?” Onur ağlayan kıza gülümseyerek onu koridordaki koltuğa oturturken “Bilmesi gerekiyordu Akasya, yengenin en çok abine ihtiyacı vardı. Para kazanılır ama bu zamanlar geri gelmez.” Akasya adama minnetle bakarak boynuna sarılmıştı.

“Teşekkür ederim Onur,” diyen genç kız adamın boynuna sarılırken ağlamaya başlamıştı. Mutluydu, abisi gelmişti. Sanki üzerinden bir ton yük kalkmış gibi hissediyordu. Onur kendisine sarılan Akasya ile gülümserken derin bir iç çekti.

“Ağlama, mutluluktan bile olsa yaş değmesin güzel gözlerine.” Akasya yutkunarak geri çekilirken genç adamla göz göze gelmişti. Onur genç kıza öyle derinden bakıyordu ki Akasya yeniden yutkunma ihtiyacı hissetmişti.

“Neden bana öyle bakıyorsun?” Onur kızın sorusu ile gülümsemişti.

“Nasıl bakıyor muşum?”

“Bilmem çok derin… Sanki…” Akasya son anda ağzından çıkacak olan kelimeyi fark ederek susmuştu.

“Aşık gibi mi?” Akasya adamın sözleri ile gözlerini büyütürken Onur onun şaşkın yüzüne gülümsemişti. Onun gülümsemesi Akasya’nın kaşlarını çatmasına neden olmuştu.

“Benimle dalga mı geçiyorsun?”

“Sence, sence dalga geçer bir yanım var mı?” Akasya cevap verecekken odanın kapısı açılarak dışarıya Erhan ve karısı Sude çıkmıştı.  

“Ne yapıyorsunuz burada?”

“Akasya abisinin boynuna sarılırken Onur’un sözleri ile şaşkına dönmüştü.

“Kardeşine ona olan aşkımı anlatıyordum.”

“Öyle mi geç kaldın sanırım.” Akasya abisinin kızmasını beklerken normal bir konudan bahsediyorlarmış gibi Onur’a konuşması kızı ve yengesini oldukça şaşırmıştı.

“Erhan sen iyi misin?” Sude’nin sorusu ile adam eğilerek karısına bakmıştı.

“Çok iyiyim hayatım neden sordun?”

“Adam sana kardeşine aşkımı ilan ediyorum dedi sen bir şey demedin, kızmadın bile.” Erhan karısının sözlerine gülerken Akasya ikinci şaşkınlığını yaşıyordu.

“Bildiğim bir şey için neden kızayım hayatım. Adam çok daha önce söylemeliydi.”

“Pes Erhan,” diyen genç kadın şoka giren Akasya’ya bakmıştı. “Kızı resmen şoka soktunuz.” Erhan kardeşinin burnuna fiske vurarak kendine gelmesini sağlamıştı.

“Ne oluyor?” Kızın sorusu onları güldürürken Onur başıyla arkadaşından izin isteyerek Akasya’nın kolunu tutup peşinden götürmeye başlamıştı.

“Kızı götürüyor Erhan bir şey demeyecek misin?” “Bırak konuşsunlar hayatım. Bizde seninle güzel bir yemek yiyelim olmaz mı?” kadın aşkla kocasına bakarken oldukça mutluydu. Akasya ile evde de konuşabilirdi. Bundan sonra düşünmek istediği tek şey kocası ve doğacak olan bebeğiydi. Tabi bir aksilik olmazda sağ salim doğum yapabilirse…

****

Yorumlarımızı bekliyorum. LÜTFEN YOUTUBE KANALIMA ABONE OLUN. YENİ HİKAYELERİN TANITIMLARI ORADA YAYINLANACAK.

40. BÖLÜM <<<<<<<——–>>>>>> 42. BÖLÜM

25550cookie-checkGelincik Çiçeği 41. Bölüm
mermaridyy hakkında 333 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

11 yorum

  1. Emeğine sağlık Yazarcigim ❤️ya Alya Cenk ile ilgilenir ya biraz hemen unutuyor onu 🙁 Akasya ve Onur harika ya ❤️ Erhan ve Sude ye üzüldüm ama inşallah sağlıkla doğar bebek ve Sudeye de bir şey olmaz :'( dava ertelendi tekrar yaa bakalım ne olacak sabırsızlıkla bekliyorum ayrıca Han ve Cemile sahneleri bekleriz:D ❤️

  2. Cemile ve han olsa keşke çocukları olur bilmiyorum ama evlat edinebilirler. cemilenin eski eşi çocuk için cemileye bunları yaşattı ben cemilenin mutlu bir yuvası olsun istiyorum.

  3. Alya’yla Cenk nişanlılığın tadını çıkarsalar biz de mutlu olsak ;)) Gerçekten Han’la Cemile arasında bir şey olur mu? Olsa ona da çok seviniriz, eski kocasına inat çocukları da olsa tadından yenmez değil mi yazarım. Emeğine sağlık canım, çok keyifle okudum.

  4. Ay mahkemeyi okuyunca sevinmiştim Ayferin ipi çekilecek diye ama ertendi neyse geç olsun güç olmasın inşallah çok güzel bir bölümdü ama cenkle alya sanki kanka gibiler biraz daha duygularını dışamı vursalar acaba naćizane emeģinize sağlık

2 geri izleme / bildirim

  1. Gelincik Çiçeği 40. Bölüm – Yazmak Cesaret İster!
  2. Gelincik Çiçeği 42. Bölüm – Yazmak Cesaret İster!

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*