Gelincik Çiçeği 48. Bölüm

Keyifli akşamlar arkadaşlar. Nasılsınız? Umarım benim kadar keyiflisinizdir. Yeni hikayeler ilerledikçe ben mutlu oluyorum. Yakında yeni serüvenlerle karşınızda olacağım. Keyifli okumalar…

****

Genç adam heyecandan yerinde duramayan dayısına keyifle bakarken yanında ki abisine eğilerek “Dayımı ilk kez bu kadar heyecanlı görüyorum,” dedi. Selim kardeşine hak vererek yeniden dayısına bakmıştı.

“Kolay mı Serdar, yıllardır aşık olduğu kadınla evleniyor.” Serdar ve Selim’i fısır fısır konuşurken gören Adnan kaşlarını çatarak sormuştu.

“Ne konuşuyorsunuz öyle gizli gizli?”

“Ne kadar yakışıklı göründüğünü dayıcım, maşallah damat tıraşı çok yakışmış sana.” Adnan aynaya dönerek yansımasına bakarken yeğenlerine hak gülümsemişti.

“Yakışmış değil mi? Gülten de beğenir.”

“Annem görmedi mi seni?” Serdar araya girerken Adnan’ın yüzü asılmıştı. Sabah Efe aralarına girerek annesini kendisinin getireceğini söylemiş onu eve almamıştı. Başta durumu saçma bulsa da ergenlikte olan bir delikanlı için annesinden ayrılacağını düşünmesi ona zor gelmiş olmalı diyerek bir şey söylememişti. Şu düğün olsa da bitse bu işkence diye düşünürken Serdar ters bir şeyler olduğunu anlayarak dayısına yaklaştı.

“Gülten’i Efe getirecek salona.”

“Anlamadım?” Selim de kaşlarını çatarak dayısına bakmıştı.

“Nerede görülmüş gelin ve damadın düğüne ayrı geldiği?” Serdar kızgın bir şekilde kapıya yönelirken Adnan onu durdurmuştu.

“Nereye Serdar otur yerine.”

“Dayı gidiyoruz, bu yaptığınız Gülten anneme de haksızlık. Belki bilmiyorsun ama ilk kocasıyla evlendiğinde düğünü olmamıştı. Ailesiyle nikah dairesinde sade bir nikahla evlenmişti.” Adnan elbette bunları biliyordu. Hatta bu yaşlarına rağmen düğün istemesinin en büyük nedeni de bu durumdu. Sevdiğinin içine uhde kalmaması için.

“Efe iyice şımarıklık yapmaya başladı. Hadi gidiyoruz. Gelinimizi konvoyla alacağız.”

“Konvoy nereden çıktı Serdar?” genç adam dayısının koluna girerek hazırladıkları gelin arabasına bindirmişti. Kendisi direksiyona geçerken bir yandan da arkadaşlarına konvoyu haber veriyordu. Oldukça kalabalık bir araba gurubu gelin evine doğru yola çıkarken Selim de Cenk ve Alya’yı alarak peşlerine takılmıştı. Aras ve arya, Akın ve Zeynep’te kendi arabalarıyla onların peşine takılmıştı.

Araba üç katlı evin kapısında durduğunda mahalleyi korna sesleri inletiyordu. Adnan Serdar’a yapmaması için uyarıda bulunsa da Serdar onu takmamıştı. Arabadan inerek eve doğru dayısıyla birlikte yürürken alt katın kapısı açılmış karısı kapıya çıkmıştı.

“Serdar, bu ne gürültü?”

“Kolay mı hayatım gelin almaya geldik.”

“Biz gelecektik,” diyen Gülşen’e evlendiklerinden beri ilk kez kaşlarını çatarak bakan Serdar kızgınlığını bastırmak için olabildiğince yumuşak tonda “Nerede görülmüş gelin ve damadın düğüne ayrı gittiği, senin aklın alıyor mu Gülşen? Yoksa bilerek mi yapıyorsunuz?” Arkada beyazlar içinde onları buruk bir gülümseme ile izleyen kadını gören Serdar karısına aldırmayarak eve girmişti. Efe itiraz edeceği sırada Serdar sinirle genç adama çıkıştı.

“Sen hiç konuşma Efe, kaç aydır hem annene hem dayıma yapmadığını bırakmadın. Bu kadar şımarıklık yeter. Şu kadını hiç mi düşünmüyorsunuz? Bu yaşına kadar sizin için genç olmasına rağmen evlenmedi. Şimdi kalkmış onun en güzel gününü berbat ediyorsunuz. Ayrıca senin de kardeşine uyduğuna inanamıyorum Gülşen.”

“Serdar ben…”

“Bu konuyu sonra konuşacağız. Dayı lütfen içeri gir.” Adnan hayatında ilk kez çekingen davranıyordu. Evleniyordu ama evlenirken sevdiği kadının çocuklarının üzülmesini de istemiyordu. Onlar üzülünce Gülten de üzülüyordu. Adnan eve girdiğinde Gülten ile göz göze gelmişti. Üzerinde oldukça sade ve şık görünen bir gelinlik vardı. Sevdiğini gelinlik içinde gören adam şükrederken yanağından aşağıya akan yaşa engel olamamıştı.

“Gülten?” kadın utanarak bakışlarını kaçırırken Adnan bir kez daha ablasıyla annesine teşekkür etmişti. Onlar ısrar etmeseydi Gülten asla gelinlik giymezdi.

“Hah yetiştik mi?” kapıdan gelen sesle herkesin bakışı kapıya dönmüştü. Adnan beyin annesi Hatice Hanım nefes nefese salona girerken Adnan annesine şaşkınlıkla bakmıştı.

“Anne sen neden geldin? Salona geçecektin.”

“Sus bakayım, gelemeyecektim de ne yapacaktım. Bu ani ne kadar süredir bekliyorum biliyor musun?” kadın Gülten’e dönerek sevgiyle bakmıştı.

“Maşallah kızım pek yakıştı gelinlik.” Gülten utanırken Hatice Hanım kol çantasından çıkardığı birkaç bileziği kaşla göz arasında kadının koluna takmıştı. Şaşkınlıkla yaşlı kadına bakanlar Adnan’ın “Anne bunları ne zaman aldın?” sorusuyla gülmüştü.

“Annem yıllardır gönderdiğin paraları ne yapıyordu sanıyorsun?” Emine Hanım annesinin yanına gelerek Gülten’in elini tutmuştu.

“Allah mesut etsin Gülten, pişmanlık vermesin.”

“Amin Emine abla,” diyen kadın Adnan ile göz göze gelmişti.

“Hadi gidelim daha fotoğraf çekimi var,” diyen Alya ortamın havasını değiştirmişti. Alya’yı görenler başta şaşkınlık yaşarken “Hayırlı olsun,” demekten kendini alamamıştı. Cenk genç kızın yanına yaklaşarak “Kapanman daha çok dikkat çekmene neden oluyor Alya,” dediğinde Alya dirseğiyle çaktırmadan genç adamın karnına vurmuştu. Dualar eşliğinde gelin ve damat evden çıkarken bir köşede duran iki kardeş annelerinin mutluluğunu üzgün bir şekilde izliyordu. Gülşen erkek kardeşine dönerek konuşmuştu.

“Gerçekten de abarttık değil mi Efe, annemin ne kadar heyecanlı olduğuna baksana.” Efe yüzünü asarak ablasını onaylamıştı. Adnan’ı ne kadar sevse de annesini paylaşmak ona zor geliyordu. Herkes evden çıktıktan sonra Serdar iki kardeşe dönerek kaşları çatılı bir şekilde “Siz gelmiyor musunuz?” dedi. Efe ilk kez Serdar’dan ürkmüştü. Gülşen üzgün bir şekilde kocasına bakarken Serdar önden çıkarak abisine “Onlar sizinle gelsin,” dediğinde Selim de kardeşi gibi kaşlarını çatarak Serdar’a bakmıştı.

“Karın neden seninle gelmiyor?”

“Davranışlarını biraz düşünmesine ihtiyacı var. Salonda nasıl olsa beraber olacağız.”

“Ama üzgün bir şekilde sana bakıyor.”

“Biliyorum ama gerçekten ona darıldım abi. Efe’yi anlayabiliyorum ama Gülşen’e anlam vermeme olanak yok.”

“Ne derdiniz varsa düğünden sonra halledin, kızı tek bırakma kalbi kırılır.” Serdar sıkıntıyla nefesini verirken Alya ve Cenk’e dönerek “Sizin arabayı ben alayım Cenk, gelin arabasına siz binin,” dedi. Cenk arabanın anahtarını genç adama uzatırken Serdar Gülşen ve Efe’ye arabaya binmesini söylemişti. Bu küçük adım bile kızın mutlu olmasına yetmişti. Cenk ve Alya gelin arabasına binerken Adnan ve Gülşen arkada heyecanla onlara bakıyordu.

“Darısı sizin başınıza çocuklar.” Cenk Adnan’ın sözlerine gülümseyerek “Amin,” derken Alya geriye bakıp Gülten’e gülümsemişti.

“Gülten teyze çok güzel oldun. Seni gören boyun kadar çocuğun olduğuna inanmaz.”

“Değil mi? Gelinlik çok yakıştı,” diyen Cenk’le kadın iyice kızarmıştı.

“Yapmayın çocuklar. Bu yaşta gelinlik benim neyimeydi. Millete rezil olacağız.” Araba konvoy eşliğinde yola çıkarken bir süre sonra konvoy salona doğru ayrılmış Adnan ve Gülten fotoğraf çekimi için ayarlanan mekana gitmişti.

***

“Çok heyecanlı değil mi Alya?” Arya bir elinde lahmacun diğerinde kola yerken Alya ikizine bakarak gülmüştü.

“Düğünde lahmacun yiyen tek kişi sensin Arya.” Arya omuzunu silkerek “Ben iki canlıyım kızım canım çekti ne yapayım,” diye cevap vermişti.

“Ye güzelim afiyet olsun.” Aras karısının tepesini öperken Arya lahmacundan bir parça kopararak kocasının ağzına uzatmıştı. Aras başta itiraz etse de karısını kıramadığı için yerken Arya’nın gözleri etrafta kızını aramaya başladı.

“Kızım nerede Aras?”

“Şurada bak, dayısının omzunda etrafa seyrediyor.” Aras minnetle kızını omzunda taşıyan Selim’e bakarken Arya’nın gözleri dolmuştu. ,

“Abim ikizleri de böyle omzunda taşır değil mi?” Aras karısının ağlamak üzere olduğunu anlayınca hemen müdahale etmişti.

“Alır elbette karıcım ağlama sen. Onlar sağlıkla bir doğsun herkes onları çok sevecek.” Birkaç dakika sonra Aras’ın ailesi onlara katılırken Arya’nın gözleri yeğeni Eda’ya takılmıştı. Kıskançlıkla babasının omzunda ki Ecem’e bakan yeğeni ağladı ağlayacak durumdaydı.

“Aras Ecem’i abimden alır mısın?”

“Ne oldu güzelim?”

“Eda’ya baksana çok üzülüyor. Kızımızı yanıma getir lütfen.”

“Ama dayısından bana gelmez ki?” Arya tek kaşını kaldırarak kocasına bakmıştı.

“Emin misin hayatım. Sen Eda’yı al kucağına gerisi hallolur.” Aras karısının dediğini yaparak annesinin kucağında babasına kıskanç bir şekilde bakan küçük kızı kucağına alarak sevmeye başlamıştı. Küçük kızı Aras’ı diğer çocuklarla paylaşmaya sıcak bakmadığı için Arya’nın haklı olabileceğini biliyordu. Nitekim de öyle olmuştu. Ecem dayısının omzundan inmek için debelenirken Selim kızı yere bırakarak kalabalıkta gözden kaybetmemeye çalışıyordu. Ecem’in koşturarak gittiği yöne gözü kayınca gülerek başını iki yana salladı. Aras kızının hırslı bir şekilde kendisine doğru geldiğini göz ucuyla görünce karısına göz kırparken Arya şimdiden Ecem’in kardeşlerini kıskanmaması için dua etmeye başlamıştı.

“Baba,” diye pantolonunu çekiştiren kızına dönen Aras Ecem’in kollarını uzatmasıyla duraksamıştı. Kucağında ki Eda’yı kendilerine doğru gelen Selim’e uzatırken adam “kızımı alayım,” dediğinde Ecem bir dayısına bir babasına bakmıştı. İki adamı da aşırı seviyordu ve Eda’nın Selim’in kucağında olmasından hoşlanmamış gibiydi. Aras’a kısa bir bakış atarak omzunu silken küçük kız babasını tercih etmiş onun kolları arasına girmişti. İki adam kahkaha atarken alkış sesleriyle kapıya yöneldiler. Yeni çift salona giriş yaparken kalabalık var gücüyle onları alkışlıyordu. İkili nikah masasına geçerken şahitlerde yerini almıştı. Gülşen hanımın şahidi Serdar olurken Adnan’ın şahidi de okuldan bir meslektaşıydı. Nikah kıyıldıktan sonra pasta kesilip takı törenine geçtiklerinde ortam birden daha da kalabalıklaşmıştı. Adnan’ın ailesi, arkadaşları, okuldan meslektaşları, mezun ettiği öğrencileri ve yeni öğrencileri birçok kişi hocanın evlendiğini duyunca davet edilmeseler bile çıkıp gelmişti. Yurtdışından bile düğüne katılan kişiler vardı. Haliyle salona sığmayan misafirlerin birçoğu sokağa taşmıştı.

“Adnan çok kalabalık,” diyen Gülten Hanım oldukça gergindi.

“Onların geleceğinden haberim yoktu canım. Sade bir düğün olsun itiyorduk ama ne yapalım, demek ki nasip değilmiş.” Kadın kocasına dönerek gülümsemişti.

“Bu kadar çok öğrenci yetiştirdiğin için kendinle gurur duymalısın.” Adnan karısının hayran sözlerine bakışlarını kaçırarak cevap vermişti.

“Asıl gururu seninle evlendiğim için yaşıyorum.” Emine Hanım ve annesi evde taktıklarından hariç ona yakın bileziği kadının koluna takarken Gülten Hanım mahcup bir şekilde “Ne gerek vardı abla, masrafa girdiniz,” dediğinde Hatice Hanım gelininin yanaklarını öperek gülümsemişti.

“Bunlar yıllardır sahibini bekliyordu kızım, olur mu öyle şey.” Adnan annesi ve ablasının elini öperken eniştesinin ve yeğenlerinin de altın taktığını görünce kaşlarını çatmıştı.

“Enişte ne konuşmuştuk biz,” Adnan’a aldırmayan Ahmet Bey adamın kurdelesine tam altını takarken karısına da Gülten’e takması için bileziği uzatmıştı. Öğrencileri kendi aralarında para toplayarak genç adama altın alıp takmıştı. Yine meslektaşları da birer altın takarken Adnan merasim sonunda bu kadar altını ne yapacaklarını düşünüyordu. Sıra Adnan’a geldiğinde genç adam sağdıcı olan yeğenine elini uzatırken Selim kutunun kapağını açarak genç adama uzatmıştı. İçinde Trabzon hasır seti alarak Gülten’in boynuna takarken Gülten adama başını sallayarak bakmıştı.

“Ne gerek vardı Adnan?” diye sessizce sorarken Adnan kadının utandığını bildiği için sadece gülümsemişti. Karadeniz müzikleri eşliğinde gelin odasına geçen ikili misafirlerin naralarından çoktan horona başladıklarını anlamıştı.

“Deniz anne,” Alya ailesiyle masada oturan Deniz hanımın yanına giderek elini öpüp sarılmıştı. Kadın Alya’nın güzelliği karşısında mest olurken kızın hemen arkasında ki oğlun acıyarak baktı. Alya çok güzel bir kızdı ama başında ki örtüsüyle daha bir güzelleşmişti.

“El öpenlerin çok olsun güzel gelinim,” dediğinde Alya’nın yanakları ısınmıştı.

“Teşekkür ederim, bir ihtiyacınız var mı?”

“Yok kızım annenlerle oturuyoruz öyle,” dediğinde Emine Hanım da kızının yanına gelmişti. Alya annesine de sarılırken Cenk’in annesinin elini öptüğünü görünce gururlanmadan edememişti.

“Siz dayınlaydınız değil mi kızım? Onlarla geldiniz?” Normalde gelin arabasını Serdar’ın süreceğini biliyordu. Evde olanlardan sonra Serdar arabayı Cenk’e vermişti.

“Evet anne, çekimden geliyoruz.”

“Otursana kızım neden ayakta dikildin?” Alya annesinin sorusuna eğilerek ona cevap vermişti. Müzik her geçen zamanda daha da yükseliyordu.

“Lavaboya gideceğim anne, birazdan yanınıza gelirim.” Alya yanlarından ayrılırken Cenk’te onu takip ediyordu.

“Sen nereye?”

“Seninle geliyorum,” diyen Cenk kızın gözlerini kısmasına neden olmuştu.

“Sebep?”

“Ne demek sebep? Seni bu kadar kalabalıkta tek bırakmayacağım herhalde.” Genç kız şaşkınlıkla Cenk’e bakarken birden gülmeye başlamıştı.

“Saçmalama Cenk, düğündeyiz. Başıma ne gelebilir ki?” Cenk’in aklına Arya’nın düğününde Alya’nın kaçırılma olayı gelmişti.

“Önceki düğünde olanları hatırlatmama gerek var mı Alya?” Alya adamın sözleri ile yutkunurken bakışlarını kaçırmıştı. Cenk kızı üzdüğünü düşünerek devam etti. “Hem çok güzel oldun bu gün, seni tek bırakamam.” Alya adamın iltifatına hafif gülümseyip baş sallamıştı.

“Teşekkür ederim,” dedi. İkili yan yana lavaboların olduğu yöne giderken Alya kadınlar tuvaletine girdiğinde karşılaştığı kişiyle kaşlarını çatmıştı. Bu kadının burada ne işi vardı!

“Alya çok güzel olmuşsun, tebrik ederim.” Alya Zeynep’in sesini duyunca kadından bakışlarını alarak genç kıza bakmıştı.

“Teşekkür ederim, bende seni tebrik ederim. Duyduğum kadarıyla yakında Akın ile evleniyormuşsun.”

“Öyle oldu, teşekkürler.” İki genç kız konuşurken araya Alya’nın ilk gördüğü andan beri sevmediği kadın girmişti.

“Maşallah çok güzel olmuşsun. Cenk ile evlenerek yazık edeceksin güzelliğine,” diyen kadın Alya’nın cevap vermesini beklemeden lavabodan çıkıp gitmişti. Alya ileri atılırken Zeynep kızın kolunu yakalayarak “Sakin ol Alya, dayının düğünündesin,” dedi. Genç kız güçlükle sakinleşirken Zeynep “Kimdi o densiz?” diye sordu.

“Cenk’in yengesi…” Zeynep başını sallarken kapıda bekleyen Cenk aklına gelince Alya hızla dışarı çıkmıştı. Genç kız adamın karşısında ki kadını görünce hızlı adımlarla onlara yaklaşmıştı.

“Kendine göre kız almışsın Cenk Efendi, dili pabuç kadar.” Alya duyduğu ile şaşkınlıkla olduğu yerde kalırken Cenk hiç beklemediği birini karşısına görünce şaşırmıştı. Alya’ya dil uzatan yengesine dişlerini sıkarak “Alya hak etmeyene kötü davranmaz,” dediğinde kadın sinirlenerek devam etmişti.

“Anan neydi ki gelini ne olsun!”

“Orada dur bakalım,” diye araya giren Alya oldukça sinirli bir şekilde kadının karşısına Cenk’in yanına gitmişti.

“Bir daha sakın anneme laf edeyim deme fena olur. Hem sizin ne işiniz var burada? Sizi davet ettiğimizi hatırlamıyorum. Davetsin yere kimler gider biliyorsunuz değil mi?” Alya o kadar sinirliydi ki Cenk kızın koluna tutarak onu sakinleştirmeye çalışıyordu.

“Ay terbiyesize bak, resmen kovuyor beni.”

“Ha şunu bileydin, güzel günümüzü mahvetmene izin vermem. Şimdi o kirli ağzını al ve buradan gidin.”

“Alya sakin ol.” Cenk araya girmek isterken Alya ona ters bir bakış atmıştı. ,

“Ne sakin olacağım Cenk, görmüyor musun iki lafından biri annemi kötülemek. Ne kadar kıskanıyorsa artık.”

“Ne kıskanacağım ben o dulu,” dediğinde Alya bir adım öne çıkmıştı. Alya genç kızı kolundan çekip göğsüne yaslarken “Sakin ol karıcım, zamanı değil.” Alya ‘karıcım’ sözünden sonra duraksamıştı. Cenk kızın sakinleştiğini düşünerek yengesine döndü.

“Sizin suyunuz ısındı yenge, o dul dediğiniz kadının evini boşaltmaya başlarsanız sevinirim. Amcama da söyleyeceğim, artık o evi boşaltın. Kendinize kalacak yer bulun.”

“Buna gücün yetmez.”

“Emin misin yenge, o ev babamındı. Siz yıllardır orayı istila ediyorsunuz.”

“Amcan sana izin vermez,” diyen kadın hala kuyruğu dik tutarken Cenk tek kaşını kaldırarak gülümsemişti.

“Alya Serdar abinle bir konuşalım. Ne de olsa polis kendisi usulüne göre amcamları çıkaralım babamın evinden.” Kadın polis sözünü duyunca endişeyle etrafa bakınmaya başlamıştı. Genç kız başını sallarken kadın hızla oradan ayrılmıştı.

“Gerçekten onları çıkaracak mısın?”

“Elbette çıkaracağım, gidip kendi dairelerinde kalsınlar. Bizim evde bedavaya kalıp kendi dairelerini kiraya verdiler. Yıllardır tek laf etmedim ama yeter. Yengem gün geçtikçe daha da kötü oluyor.”

“Annemle derdi ne peki?”

“Zamanında ablamın evlenmesine o neden oldu. Annem de bu yüzden kavga ettiler. İsmail yengemin akrabası olur.”

“Anlaşıldı derdi.”

“Aynen, birde amcam daireyi annemden alamadı diye kinlendiler.”

“Ev babanındı değil mi?” Cenk başını sallayarak kızı onaylamıştı.

“Evet, babam sağ iken çok çalışkandı. Dededen kalma bir evi vardı zaten biz onda oturuyoruz. Amcamların oturduğu evi de kendisi satın almıştı.”

“O zaman niye amcanlar oturuyor?” Cenk sıkıntıyla nefesini dışarıya vermişti.

“Amcamın oğlu vardı, şuanda hapiste. Kumar borcu için evi satılığa çıkarınca babam aldı. Abisine de oturabileceğini söyledi.” Alya az çok olanları anlayabiliyordu. Sonrası belliydi.

“Neyse hadi salona geçelim.” İkili salona geçerken çiftlerin dansa başladığını görünce yanında ki genç kıza bakmıştı.

“Dans edelim mi?”

“Babam var olmaz,” diyen genç kız bakışlarını kaçırarak ailesinin olduğu yere geçmişlerdi. Cenk oturmak üzere olan kıza kısa bir bakış atarak Ahmet beye dönmüştü.

“Baba izin verirsen Alya ile dans edebilir miyim?” Ahmet Bey genç adamın sorusuyla duraksarken yüzü kızaran kızına kısa bir bakış atarak Cenk’e dönmüştü.

“Tabi oğlum, ne de ola aile evli olduğunuzu biliyor. Başkasının ne düşündüğü de öneli değil.” Cenk gülümseyerek Alya’ya elini uzatmıştı.

“Hadi Alya,” Alya utanarak adamın elini tutarken bakışların onlara döndüğünün farkındaydı. Dans edenlerin arasına katıldıklarında genç adam hayatında ilk kez bu kadar heyecanlanmıştı. Bir elini genç kızı n beline hafif koyarken diğer elini de avucuna saklayarak kızın kaçırdığı bakışları altında dans etmeye başlamışlardı. Alya’nın da ondan aşağı kalır yanı yoktu. Genç kız abileri dışında ilk kez biriyle dans ediyordu. Bedeni heyecandan titrerken genç adam kızın titrediğini fark edince başını geri çekerek kızın yüzünü görmeye çalışmıştı.

“Üşüyor musun?” Alya adamın sorusuyla hızla başını kaldırıp ona baktı.

“Hayır neden?”

“Titriyorsun Alya,” diyen genç adamın sesi melodi gibi çıkmıştı. Alya kızararak bakışlarını kaçırırken Cenk onun utanmasını hayranlıkla izlemişti. Kızın gözleri adamın omzuna dikilirken Cenk etraftaki insanları izlemeye başlamıştı. Gözleri amcası olacak adamla çakışırken adamın onlara ters bir şekilde baktığını görünce derin bir iç çekti.

“Ne oldu?”

“Amcam bizi izliyor.” Alya adamın baktığı yere başını çevirmek istediğinde Cenk ona izin vermemişti.

“Merak ettim amcanın kim olduğunu?” Cenk dişlerini sıkarak adamın annesine doğru ilerleyişini izlemişti.

“Masaya geçelim mi Alya,” diye soran adamla şaşıran genç kız geri çekilirken Alya’nın elini tutan Cenk annesine doğru hızlı adımlarla ilerlemeye başlamıştı. Alya genç adamın neden acele ettiğini Deniz hanımın başına dikilen adamı görünce anlamıştı.

“Amca, hayırdır?” Cenk annesinin değişen ifadesini görünce hızla araya girdi.

“Hayır mı şer mi bilmem, yengen bir şeyler söyledi bende anana soruyordum.”

“Ne demiş gene yengem?”

“Evi boşaltmamızı istiyormuşsunuz?” Cenk adamın kabararak söylediği sözlerle annesine bakmıştı. Deniz Hanım sorarcasına oğluna bakarken Cenk başını sallayarak cevap verdi.

“Doğru demiş yengem, bunca yıldır evi işgal ettiğiniz yeter. Üstelik ben artık evlendim, seneye karımla o evde oturacağım.”

“Sen ne dediğinin farkında mısın? Kimse beni evimden çıkaramaz.”

“Yanlış amca, orası senin evin değil babamın evi. Zamanında babam senden oğlunun borcuna karşı satın almıştı. Bunca yıl kira vermeden kaldınız bir şey demedik. Üstelik yengem her fırsatta bize laf atıp durdu. Anneme ve ablama demediği şey etmediği hakaret kalmadı. İkisi kesmedi şimdide karıma laf eder oldu. Altı ay daha kalabilirsiniz, evi tadilata sokacağım. Seneye biz kendi evimize geçeceğiz.”

“Biz ne olacağız?”

“Kiraya verdiğin dairelerinden birine geç amca, onu da ben mi söyleyeyim.” Cenk’in çıkışıyla masadakiler gerilmişti. Ahmet Bey başta Cenk’i onaylamasa da sonradan duyduklarından hiç hoşlanmamıştı. Kızına kimse laf edemezdi.

“Bunu sonra yine konuşacağız Cenk Efendi, şimdi sırası değil.”

“Haklısın amca burası yeri değil. Ama karın düğün dinlemeden yine diline hakim olamıyor bilesin. Yengem daha fazla annemle karıma bulaşırsa evi daha kısa zamanda boşaltmanız gerekecek.” Cenk adama imalı bir şekilde tehditte bulunurken adam sinirlenerek oradan uzaklaşmıştı.

“Ne oluyor oğlum nedir bu evden çıkma meselesi?”

“Bunca sene beleş oturdular anne, seneye geri döndüğümüzde Alya da kabul ederse orada oturmayı planlıyorum.”

“Ama oğlum?”

“Anne amcamların savunulacak yeri yok. Kendi evini damadına kiraya veren adam benim dairemde bedavaya oturuyor. Yetmesi karısı sürekli bizi rahatsız ediyor. Seni bıraktı şimdi Alya’ya sardı.”

“Alya’ya mı? Kızım o kadın sana bir şey mi yaptı?” Deniz Hanım öfkeyle yerinden kalkarken Alya etrafına bakınarak kadının koluna dokunmuştu.

“Önemli bir şey yok Deniz anne, sakin ol lütfen.”,

“Paralarım onu, Cemile’me kıydı şimdi gözü oğlumun mutluluğuna mı?” Cenk ablasının adını duyunca etrafına bakınmaya başlamıştı.

“Sahi ablam nerede anne?”

“Dans ediyor oğlum,” Deniz Hanım oğlunu dalgınlıkla cevaplarken Cenk etrafına bakınarak ablasının kiminle dans ettiğini anlamaya çalışıyordu. Ablasının Han ile dans ettiğini gören genç adam odlukça şaşırmıştı.

“Han ne zaman geldi?”

“Siz lavaboya gittiğinizde geldiler.”

“Kim geldi başka?” Alya’nın sorusuyla tanıdık bir ses “Ahmet amca Alya’yı bulamadım nerede?” diye sormuştu. Genç kız şaşkınlıkla hızla arkasını dönerken “Akasya?” dediğinde arkadaşının da en az kendisi kadar şaşkın olduğunun farkında değildi.

“Alya?”

“Senin burada ne işin var?” diye sevinçle şakıyan Alya arkadaşına sarılırken hemen yanında ki Ahmet’in kendisine şaşkın bakışlarını yakaladığında gülümsemişti.

“Sende hoş geldin Ahmet, geleceğinizi bilseydim karşılardım.”

“Biz sürpriz yapalım derken asıl sürpriz bize oldu,” diyen Ahmet gülümseyerek kıza bakıyordu.

“Alya çık yakışmış, Allah utandırmasın.” Akasya hemen araya girerken genç kız utanarak bakışlarını kaçırdı. Cenk ikiliyi selamlarken Han ve Cemile de yanlarına gelmişti. Akabinde söylenerek Aslı da onlara katıldığında Alya Ahmet’e bakarak tek kaşını yukarı kaldırmıştı. İkilinin arasının bozuk olduğunu bildiğinde Aslı’nın düğüne gelmiş olması onu şaşırtmıştı.

“Hoş buldum Alya, ay ne güzel olmuşsun sen,” diyerek kıza sarılmıştı.

“Teşekkür ederim, bir şeyler yediniz mi?”

“Han abim yemek ısmarladı gelirken aç değiliz.”

“Öyle mi sevindim. Neyle geldiniz?” Alya sorarken Ahmet cevap veriyordu.

“Han abinin arabasıyla geldik. Gelmişken birazda gezeriz dedik.”

“Harika olur yarın yorgun olmasanız gezeriz.” Alya iki arkadaşına aynı anda sarılarak “Size anlatmam gerekenler var,” diye sessizce fısıldamıştı. Cenk’in boğazını temizlemesi ile geri çekilen Alya adama dönerken Cenk bir şey olmamış gibi etrafına bakınmaya başlamıştı.

“Alya Cenk hoca bizi kıskandı.” Aslı’nın sözlerine gülen Alya başını iki yana sallayarak “Hadi Arya’nın yanına gidelim,” dediğinde iki kız hızla oradan ayrılmıştı. Arya Aras’ın ailesinin yanına oturmuş sürekli bir şeyler atıştırıyordu. Kızlar genç kadının yanına gittiğinde Arya’nın yüksek müziğe rağmen uyukladığını gördüklerinde şaşırmışlardı.

“Arya, iyi misin?”

“Uykum var,” diyen Arya kızlara selam vererek gülümsemişti.

“O zaman enişteme söyle seni eve götürsün.”

“Saçmalama Alya, dayımın düğününü erken mi terk edeyim?” Arya’nın bakışları oynayanların ortasında yerini almış mutlu adama takılmıştı. Dayısı gece boyu hiç oturmamış sürekli oynamıştı.

“Dayımın da maşallah ne enerjisi varmış,” Alya’nın sözlerine gülen kızlar kenarda oturan Gülşen ve Efe’ye dikkat kesilmişti. İkilinin gözleri sürekli gelin olan annesinin üzerindeydi.

“Abim ve Gülşen konuştu mu?” Arya başını iki yana sallarken cevap vermişti.

“Merak etme abim bu akşam karısının gönlünü alır.”

“Bence Gülşen’den atak bekleyecek. Söylediklerini hatırlamıyor musun? Abim gerçekten darıldı karısına.”

“Aralarında hallederler merak etme.”

Yarım saat sonra misafirler yavaş yavaş mekandan ayrılırken Adnan karısının yanına oturmuş düğünden ayrılanların tebriklerini kabul ediyordu. Herkes dağılıp geriye aile üyeleri kaldığında gelin ve damadı yolcu ederek evlere doğru dağılmışlardı.

“Kızlar bu akşam bizde kalın.” Arya’nın teklifiyle Aras’ta onu onaylamıştı.

“Arya haklı ev kalabalık olacak bu akşam bizde kalın yarın eve geçersiniz.” Alya Cenk’e dönerek “Ahmet sende kalabilir mi?” diye sordu. Genç adam kızın sorusuyla kaşlarını çatarken “Sorman bile kabahat karıcım,” dediğinde evlendiklerini bilmeyen gençler şok olmuş bir şekilde ikiliye bakmıştı.

“Karıcım mı?”

“Sonra anlatırım kızlar. Ahmet Han abiyle sen Cenk’in misafiri olun.” Cemile Han’ın adını duyunca gerilmişti.

“O zaman bende kızlarla kalayım, kız gecesi yaparız olmaz mı?” Cenk ablasının sözlerini hemen kabul ederken, ”Ben anneme söylerim abla, sen git.” Dedi. Dört kız Aras’ın arabasına binerken Alya annesini arayarak arkadaşlarıyla kız kardeşinde kalacağını söylemişti. Duygusallaşan Emine Hanım bir şey söylemezken herkes kendi yoluna dönerek evlere dağıldı. Aras ve Serdar karşılıklı oturduğu için iki arabanın istikameti aynı yöndeydi.

“Ee Alya Hanım nedir bu ‘karıcım,’ olayı?”

“Eve geçince konuşuruz Aslı.” Aras arabayı evinin güvenlik kapısından içeriye sokarken Serdar’a korna çalarak selam vermişti. Otomatik demir kapı geri kapanırken Aslı ve Akasya hayranlıkla evi inceliyordu.

“Vay canına Arya evin çok güzelmiş.” Akasya’nın sözlerine gülümseyen Arya cevap vermişti.

“Teşekkür ederim canım, Allah sana daha güzellerini versin.”

“Amin.” Aras arabayı durdurup uyuyan kızını kucağına alırken Arya kızlara dönerek “Alya, sen kızlara banyoları göster ben kızımı yatırıp size giyecek bir şeyler ayarlayayım.” Alya ikizini onaylarken Aslı’ya alt katta ki banyoyu göstermiş, Akasya’yı da üst katta ki banyoya çıkarmıştı. Cemile Alya’nın gösterdiği odaya girerken etrafı inceliyordu.

“Sen odada ki banyoyu kullan camile abla, burası misafir odası.”

“Teşekkür ederim canım,” diyen genç kadın gülümseyerek odadan çıkan Alya’nın arkasından bakmıştı. Kızlar tek tek banyoda ki ihtiyaçlarını hallederek Arya’nın onlara verdiği kıyafetleri giyerken gecenin yeni başladığının habercisi gibi çay demleyip salonda koyu bir sohbete başlamışlardı.

“Ay kızlar biliyor musunuz Han abim annesiyle tartışarak evden ayrıldı.” Alya ve Akasya şaşkınlıkla kıza bakarken Cemile Han’ın adını duyunca yerinde dikelmişti.

“Neden?”

“Sevdiği kızı kabul etmeyeceğini söylediği için!”

****

Han aileye rest çekti gibi… Cenk kıskançlığa başladı. Adnan sonunda muradına erdi. Finale son iki bölüm arkadaşlar. Yorumlarınızı bekliyorum…

47. BÖLÜM <<<<<<——->>>>>>> 49. BÖLÜM

26391cookie-checkGelincik Çiçeği 48. Bölüm
mermaridyy hakkında 349 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

10 yorum

  1. Cemile duymasaydı en azından şimdilik iyi olacaktı sanki artık Han ikna etmek için daha çok uğraşacak.Cenk’ide Alya’ya havele ederiz gerisi teferruat sanırım.Nihayet Adnan bey’le Gülten hanımda muratlarına erdi darısı bekleyenlerin başina inßallah ćok güzel bir bölümdü emeğinize sağlık .

2 geri izleme / bildirim

  1. Gelincik Çiçeği 47. Bölüm – Yazmak Cesaret İster!
  2. Gelincik Çiçeği 49. Bölüm – Yazmak Cesaret İster!

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*