Cesur 47. Bölüm

Herkese keyifli akşamlar. Şimdiden Cumhuriyet bayramınız kutlu olsun. Güzel ve uzun bir bölüm olduğunu düşünüyorum. Umarım seversiniz ve yorumlarınızı eksik etmezsiniz. Keyifli okumalar!!

****

Genç kız yatağına uzanmış gün içinde olanları düşünürken hala Serdar’ın sözlerine inanamıyordu. Genç adam resmen onu sevdiğini söylemişti. Üstelik onca olumsuz olaylara rağmen kendisine aşık olduğunu nasıl söylerdi. İnanmakta güçlük çekiyordu. Duvardaki doğa resmine bakarak içini rahatlatmaya çalışmış ama başarılı olamamıştı. Hızla yerinden kalkarken kendi kendine söylenmeye başladı.

“Onca şeyden sonra nasıl beni sevdiğini iddia edebilir?” başını iki yana sallayarak yeniden resme odaklanmaya çalıştı. Olmuyordu. Bunca zaman kendisini rahatlatmayı başaran doğa tablosu bile onu rahatlatamıyordu.

“Ayşem, kızım ne yapıyorsun odanda seni bekliyoruz.” Ayşem babasının sesini duyunca yutkunarak yataktan kalktı. Aklına dosya gelince sırt çantasında ki dosyayı çıkararak ailesinin yanına inmeye karar vermişti.

“Yavrum geldiğinden beri odana kapandın çıkmadın kötü bir şey mi oldu?” Ayşem Hanım torununa endişeyle bakarken Ayşem gülümseyerek kadına sarılmıştı.

“Yorgundum babaanne, kötü bir şey olmadı.”

“Hadi aşağıya in, halan tatlı yaptı bakalım nasıl olmuş.” Ayşem şaşırarak yaşlı kadına baktı.

“Zehirlenmeyiz değil mi?” yaşlı kadın gülerken onun sözlerini duyan Çisil kaşlarını çatarak ona cevap vermişti.

“Sana vermeyeceğim küçük cadı, sen tatlıyı hak etmiyorsun.”

“Eyvah duydu bizi,” diyen Ayşem oldukça keyiflenmişti. Dertlerini sonrada düşünebilirdi. Şimdi ailesiyle vakit geçirmek istiyordu.

“Hadi yavrum sen salona geç babanlar orada.” Ayşem başını sallayarak salona girdiğinde “Herkese iyi akşamlar,” dedi. Sözlerini karşısında ki adamı görünce güçlükle bitirirken Aylin’in yanında oturan babası kolunu kaldırarak onu yanına çağırmıştı.

“Gel hayatım, sonuçlar nasıl?” Ayşem o zamana kadar sınav sonuçlarını unutmuştu. Kızının duraksamasından bunu anlayan Cesur başını iki yana sallayarak “Bakmadın mı hala?” dedi.

“Unutmuşum babacım,” diyen Ayşem bakışlarını ona dikkatli bir şekilde bakan Serdar’dan kaçırmıştı.

“O zaman birlikte bakalım,” diyen adam telefonunu çıkararak sınav sonuç sayfasına girmişti.

“Ne gerek var baba, sonra bakarım ben.”

“Ama merak ederiz.” Ayşem bir şey söyleyecekken birden aklına gelen şeyle salona giren babaannesine dönmüştü.

“Babaanne sana bir şey söylemem gerek.” Yaşlı kadın genç kız için hazırladığı tabağı Ayşem’in önüne bırakırken Aylin kadına “Anne söyleseydin ya ben yapardım, kendini neden yoruyorsun?” dedi. Ayşem ikilinin konuşmasına hafif gülümsedikten sonra yaşlı kadının kendine baktığını görünce mahcup bir şekilde devam etmişti.

“Size sormadan bir şey yaptım.”

“Hayırdır kızım?” Servet Bey yerinde dikelirken Ayşem farkında olmadan babasına daha çok yaklaşmıştı.

“Hastanede çalışan Gülizar adında bir kadın var. Yeni doğum yaptı. Kimi kimsesi yok. Geçende babaannem eve yardımcı alınacağını duyunca bende ona teklif ettim.” Ayşem kısa bir beklemeden sonra hızla devam etmişti.

“Gerçekten çok çalışkan biri, sadece bebeğini emzirecek kadar gündüzleri ara veriyordu. İtiraz etmeden düşüncesiniz.” Ayşem tedirgin bir şekilde yaşlı çifte bakarken onların ağzından çıkacak olumlu bir cümle bekliyordu.

“Kızım burası senin evin, istediğini eve alabilirsin. Hem küçük bir bebeği var dedin.”

“Evet dede, kimsesi yok kocası da öldü. Anladığım kadarıyla ev sahibi kadına sorun çıkarıyor.” Yaşlı adamın gözleri Ayşem hanıma takılırken torununa gözü yaşlı baktığını görünce buruk bir şekilde gülümsemişti.

“Elbette bizimle çalışabilir kızım. Hem Çisem halandan sonra eve bir ses gelir. Yakında Çisil de gidecek.”

“Anne ne meraklısın beni göndermeye?” diyen genç kız aile üyelerini güldürürken Ayşem rahat bir nefes almıştı.

“Sorun hallolduğuna göre şu sonuçlara bakalım. Gerçi ben eminim iyi bir puan aldığına ama olsun.” Serdar şüpheyle baba kıza bakarken Ayşem yanaklarının kızarıklığını gizlemek için başını öne eğmişti. Cesur kızının bilgilerini girerek sayfanın açılmasını beklerken Ayşem hariç tüm aile üyeleri oldukça heyecanlıydı. Öyle ki Çisil abisinin başından aşağı dikilerek telefonun ekranına bakıyordu.

“Oha!” Çisil’in ani çıkışıyla babası ve annesi ona ters bir şekilde bakarken Ayşem halasının argo konuşmasına gülmeden edememişti.

“Çisil o nasıl konuşmak.” Genç kız yeğenine şaşkınlıkla bakarken yanlış gördüğünü düşünerek abisinin elinden telefonu kapıp yeniden kontrol etmişti.

“Bu gerçek mi?” Ayşem halasının abartılı ve komik ifadeleriyle eğlenirken tek kaşını yukarı kaldırarak “Halamın tepkilerine bakacak olursak puanım iyi,” diyen kız rahat bir şekilde geri yaslanırken Cesur kızına dönerek yüzünü okşamıştı.

“Tebrik ederim hayatım, istediğin üniversiteyi yazabilirsin.”

“Teşekkür ederim babacım,” diyen kız çayını yenilemek için yerinden kalkarken Serdar dayanamayarak “Puanına bakmayacak mısın?” dedi.

“Gerek olduğunu sanmıyorum, babam iyi dediyse iyidir.” Serdar merakla Çisil’in elindeki telefonu alıp sonuçlara bakarken gözleri şaşkınlıkla büyümüştü.

“Tam puan mı aldı!” Servet Bey ve Ayşem Hanım da şaşkın bir şekilde salondan çıkan kızın arkasından bakarken Cesur gururla çayını alarak geriye yaslanmıştı.

“Sana söylemiştim Serdar Efendi, iddiayı kaybettin.”

“Şu konuyu kapatın Cesur, Ayşem duyarsa yine kötü olacak.”

“Bir hata olmadığına emin misiniz? Birkaç ayda tam puan nasıl alabildi?”

“Babasına çektiyse şaşırmamak lazım.” Servet Bey gururla oğluna bakarken onun üstün zekasının kızına geçtiğini öğrenmek hem mutlu etmişti hem de üzmüştü. Ne kadar kolaylık sağlasa da zeka seviyesi yüksek olanlar çocukluk dönemlerinde zor zamanlar geçiriyordu. Kendi yaşıtın olan arkadaşlarıyla anlaşmak oldukça zor oluyordu.

“Senin kadar zorlandı mı?” Cesur babasının enden bahsettiğini hemen anlamıştı.

“Pek değil, çok arkadaşı yoktu. Sadece dayısının kızı Gülsüm vardı.”

“Anlıyorum,” diyen adam salona giren torununa bakarak sormuştu.

“Aklında bir üniversite var mı? Çok iyi özel üniversiteler var.”

“Bu puanla özel üniversiteye gitmek haksızlık olmaz mı dede, hem ben Cerrahpaşa tıp fakültesine gitmek istiyorum.”

“Tamam canım sen nasıl istersen.” Aylin yemek masasına yardım etmek için ayaklanırken Ayşem zamanının geldiğini düşünerek dosyayı babasına uzatmış gün içinde olanları anlatmıştı. Cesur duyduklarından hoşlanmayarak ayaklanırken Servet Bey de oğlunun peşinden salondan ayrılmıştı.

“Aylin abla hazırlıklar nasıl gidiyor? Yardım edebileceğim bir şey var mı?” Aylin kızın sorusuyla elindeki tabağı masaya koyarak kıza dönmüştü.

“Her şey hazır Ayşem, teşekkür ederim.”

“Kıyafetleri de seçtiniz mi?” Aylin başını sallarken Çisil hemen atılmıştı.

“Çok güzel olacaksın. Harika bir gelinlik seçtik.”

“Çisil abartma istersen.” Çisil omzunu silkerken Ayşem ikiliye gülümsemişti.

“Az bir zaman kaldı düğüne, balayı için bir yer seçtiniz mi?” Aylin kızın sorusuyla duraksamıştı. Balayını daha önce düşünmemişti. Cesur’a da bir şey söylememişti.

“Bu konuyu konuşmadık, bir karar vermedik.”

“Öyle mi, babam bir yer düşünmüştür diye sormuştum.” Aylin başını iki yana sallayarak cevap vermişti.

“Düğünden sonra ikimizde yoğun olacağız. Belki de sonra çıkarız balayına,” diyen kadın Ayşem’in gülümsemesine neden olmuştu.

“Anlıyorum, umarım çok eğlenirsiniz.”

“Sen nereye gitmek isterdin?” Ayşem kendisine gelen soruyla duraksamıştı.

“Anlamadım?” Aylin ve Çisil şaşkınlıkla soruyu soran Serdar’a bakmıştı.

“Anlaşılmayacak bir şey yok, sen balayına nereye gitmek isterdin diye sordum.”

“Benim evlenmeme çok var daha, o zamana kadar karar veririm.” Serdar aldığı cevapla bozulsa da belli etmemeye çalışmıştı.

“Neden, etrafında birçok kişi var, evlenmek için…”

“Okulumu bitirip işime ilerledikten sonra belki, şimdilik evlenmeyi düşünmüyorum. Yani en az otuz yaşına kadar yolum var,” diyen kızla Serdar yerinde doğrulmuştu.

“Otuz mu?” Ayşem adamın kıvranmasından büyük haz alarak gülümsemişti.

“Evet, neden şaşırdın? Tıp zor bir bölüm ve ben aklımı karıştıracak bir ilişki istemiyorum. Üstelik evlilik gibi bir sorumluluğun altına girmek okulum için iyi olmayacaktır.”

“Saçma, evli olup okulunu devam ettiren birçok kişi var.” Aylin ve Çisil şaşkınlıkla ikilinin konuşmasını dinlerken bir süre sonra Ayşem ile baş edemeyen Serdar hızla yerinden kalkarak “Ben çıkıyorum,” dedi. Aylin kardeşini durdurmaya çalışsa da başarılı olamamıştı. Genç adam öfkeyle evden ayrılırken Ayşem’in rahat tavırları Çisil’in gözünden kaçmamıştı.

“Neden bana öyle bakıyorsun hala?”

“Bilmem gereken bir şey var mı Ayşem?”

“Ne gibi?”

“Az önce olanları açıklayacak bir şey mesela…” Ayşem omzunu silkerken yaşlı kadının masaya daveti ile kurtulmuştu. Yemek boyu halasının göz hapsinde olan genç kız yemeğinin boğazına dizildiğini hissetmişti.

“Hala bana bakmayı keser misin? Lokmalarımı boğazıma diziyorsun.” Ayşem’in sessiz uyarısıyla Çisil gözlerini kısarak ona baktı.

“Bu konu kapandı sanıyorsan yanılıyorsun Ayşem Hanım, konuşacağız.”

“Tamam konuşuruz halacım,” diyen kız özellikle ‘halacım’ sözüne vurgu yapmıştı. Çisil o kadar meraktaydı ki kızın imasını bile anlamamıştı. Yemek yendikten sonra salona geçen aile gelecek hafta olacak olan düğün için konuşmaya başlamıştı. Çisem’in de düğüne katılacağını uman genç adam yanında ki kadına dönerek “Burada kalsana Aylin,” diye sordu.

“Eve geçmem gerek Cesur, Serdar ile konuşmam gereken konular var.”

“Yarın konuşan olmaz mı?”

“Bazı eşyalarımı şimdiden toplamaya başlayacağım. Yarın tüm gün evde kalmayı planlıyorum. Hem Serdar’ın da temizlenecek kıyafetleri var onlarla da ilgilenmeliyim.” Cesur yüzünü asarken Ayşem izin isteyerek odasına geçmişti. Büyükler salonda sohbetine devam ederken odasına giren genç kız yatağın üzerine bıraktığı telefonun bildirim ışığının yanıp söndüğünü görünce telefonu eline alıp gelen mesajlara baktı.

Kimden: Serdar Hoca

“Otuz yaşında evlenme konusunda ciddi miydin?” Ayşem mesajı okuyunca duraksamıştı. Adamın böyle bir mesaj çekmesini beklemiyordu.

“Neden bana cevap vermiyorsun? Senden cevap bekliyorum Ayşem. Ne yani sekiz yıl beklemem mi gerek!”

Genç kız son okuduğu mesajla gözlerini büyütmüştü. Adam resmen onunla evlenmekten bahsediyordu. Okuduklarıyla kalbi hızlanan genç kız yutkunarak bir elini kalbinin üzerine koymuştu.

“Sakin ol Ayşem, adam sadece mesaj yazı. Daha ortada bir şey yok.” Kendi kendine söylenen genç kız yeniden gelen mesajla yerinde sıçramıştı.

“Mesajları okuduğunu görebiliyorum, neden cevap yazmıyorsun?”

“Yazacak bir şey yokta ondan.”

“Ne demek yok, sana bir soru sordum. Ciddi miydin?”

“Elbette ciddiyim hocam!”

“Bana hocam deyip durma Ayşem, ayrıca sen otuz yaşı unut. Ben o kadar bekleyemem.”

“Bekleyemezseniz siz evlenin sizi tutan mı var.” Ayşem kaşlarını çatarak son gönderdiği mesajı yeniden okumuştu.

“Evleneceğim kişi olduğun için kararından sen vazgeçmelisin. Ayrıca iki yıldan fazla beklemem.”

“Bu sizin kararınız beni ilgilendirmez.”

“Ayşemmm…” genç adamın baskıyla adını yazması Ayşem’i güldürmüştü. Yüzünün ifadesini tahmin etmeye çalışan genç kız gülerek telefonu yastığının üzerine bırakmıştı. Odasının kapısı hızla açılınca yerinden sıçrayan genç kız içeri giren halasını görünce bıkkınlıkla konuştu.

“Yüreğime indiriyordun hala.”

“Elimden kurtulamazsın küçük cambaz, sen giderken biz dönüyorduk. Anlat bakalım nedir bu Serdar ile olan davranışlarınız?”

“Anlatılacak bir şey yok hala abartmıyor musun?”

“Abartmak mı? Adamın gözleri alev almıştı senin otuz yaşında evlenmeye karar verdiğini duyunca. Bana bak sizin aranızda bir şey mi var?” Çisil’in iki elini beline koyarak kıza bakması Ayşem’i güldürmüştü.

“Beni sevdiğini söyledi,” Ayşem ağzından kaçırdığı şeyi halasının abartılı “Ne?” diye çığlık atmasıyla farkına varmıştı. İki elliyle ağzını kapatırken Çisil gözleri parlayarak kızın yatağına zıplamıştı.

“Gerçekten mi?” Ayşem karşısında ki halasının otuz üç yaşında değil de üç yaşında bir çocuk gibi davranmasına şaşırmıştı.

“Hala biraz sakin olur musun? Biri duyacak.”

“Beni oyalamayı bırak Ayşem, sen hiç hala dayağı yemedin değil mi? Çok tatlı olur istersen tattırabilirim.” Ayşem iki elini kaldırarak kadını durdurmaya çalışmıştı.

“Tamam anlatacağım ama aramızda kalacak. Kimse bilmeyecek.” Çisil kollarını birleştirerek dizlerinin üzerine oturmuştu.

“Aşk olsun Ayşem, ben gevşek ağızlı mıyım?”

“Alınma ama evet!” Çisil yüzünü asarken Ayşem gülerek başını iki yana salladı. Olanları halasına eksiksiz anlattıktan sonra Çisil düşünceli bir şekilde Ayşem’e bakıyordu.

“Sen ne hissediyorsun?” Ayşem genç kadının sözleri ile ona düşünceli bir şekilde bakmıştı.

“Bilmiyorum,” dediğinde Çisil gözlerini dikerek genç kıza bakmıştı.

“Kendinden emin olmadan ona ümit vereyim deme Ayşem, Serdar ne kadar havari görünse de oldukça naif bir kalbi var.” Ayşem tek kaşını kaldırarak ona bakarken Çisil gülmeye başlamıştı. Yataktan kalkıp genç kıza baktığında ise Ayşem onun söyleyeceklerinden hoşlanmayacağını hissetmişti.

“Sana bir haberim var yeğencik, Serdar duygularında ciddiyse seni almadan bırakmaz.”

“Ne?” Ayşem şaşkınlıkla halasına bakarken Çisil cevaplamıştı.

“Duydun, Serdar çok kararlı biridir. Eğer gerçekten seni seviyorsa elinden kurtulmana imkan yok. Sana şimdiden acıyorum.”

“Sen önce kendine acı hala, Asaf eniştemin ailesiyle ne yapacaksın onu düşün.”

“O konuda ben kararımı verdim merak etme, Asaf benim sözümden çıkarsa akıtırım pekmezini.” Ayşem gözleri büyüyerek halasına bakarken Çisil dudaklarında damat halayı müziğiyle odanın kapısına yönelmişti. Ayşem odadan çıkıp giden halasının ardından yutkunurken onun ciddi olup olmadığını anlamaya çalışıyordu.

***

Zaman çok çabuk geçmişti. Düğün günü göz açıp kapayana kadar gelip çatmıştı. Ayşem odasında hazırlanırken babasının telaşlı sesini duymuştu.

“Hala hazır değil misiniz? Ayşem şu kravatımı bağlar mısın kızım?” Ayşem üzerini son kez kontrol ederek odasının kapısını açmıştı. Cesur kızını kısa bir süzdükten sonra duygulanarak “Ne kadar güzel olmuşsun kızım, bu kadar büyüdüğüne inanamıyorum.”

“Baba abartma lütfen, hem elbise için halama teşekkür etmem gerekiyor. O seçti…”

“O halan çok biliyor, seni yaşından büyük göstermiş bu elbise.” Ayşem’in üzerinde uzun kollu bordo bir elbise vardı. Üstten üzerine tam oturan elbise belden aşağı bollaşarak dökümlü bir şekilde dizlerinin altına kadar uzanıyordu. Elbise genç kızın beyaz tenini göz alıcı göstermişti.

“Baba papyon takman gerekmiyor muydu?” Cesur kravatını dikkatle bağlayan kızına gülmüştü.

“Aylin papyon takarsam benimle evlenmeyeceğini söyledi,” dediğinde Ayşem kıkırdamıştı.

“O da sana yakışmadığını biliyor demek ki,” dediğinde Cesur kızının geri çekilmesiyle uzanarak alnını öpmüştü.

“Teşekkür ederim hayatım,” Ayşem çantasını almak için odasına döndüğünde evdeki herkes salonda hazır bekliyordu. Genç kız aşağıya indiğinde herkes ona hayranlıkla bakmıştı.

“Torun çok büyümüş değil mi Ayşem, bu gün ona yanımızdan ayırmayalım.” Servet Bey torununu yanına çağırırken Ayşem dedesinin elini öperek babaannesine yöneldiğinde yaşlı kadın torununu kolları arasına almıştı.

“Maşallah benim yavruma ne güzel olmuşsun sen öyle. Deden yanımızdan ayrılmasın dedi.” Ayşem şaşkınlıkla dedesine bakmıştı. Yaşlı adam Çisil halasına elbisesi için tavır koyuyordu.

“Kızım daha açığı yok muydu bu elbisenin?”

“Baba elbisemin ne kusuru var.”

“Arkasını unutmuşlar kızım, Asaf kızmayacak mı görünce.”

“Neden kızsın baba, elbisemde bir şey yok,” diyen genç kız kapıya yöneldiğinde yaşlı adam ardından bağırmıştı.

“Bari üzerine bir şal alsaydın,” Çisil koyu mavi elbisesiyle sarışınlığını vurgularken oldukça hoş görünüyordu. Sırtının yarısının açık olmasıysa babasını kızdırmıştı. Daha önce kızlarının kıyafetlerine asla karışmayan Servet Bey kızını ilk kez bu kadar açık kıyafetle görmüş tepkisini göstermişti. Ona göre evleneceği adamın ailesi Çisil’in kıyafetini onaylayacak bir yapıda değildi. Kalabalık olmasalar da üç arabaya dağılan aile oldukça heyecanlıydı. Cesur gelin arabasıyla Aylin’i almak için evine giderken annesinin tarafından akrabaları da onu takip ediyordu. Çoğunu yaklaşık yirmi beş yılı aşkındır görmemişti. Öyle ki Ayşem’i görenler oldukça şaşırmış, hatta bazıları kızına talip bile olmuştu.

Genç adam kapının zilini çalarken oldukça heyecanlıydı. Kapı ardından gelen seslen kaşları çatılan Cesur Serdar’ın “Kapı açılmıyor,” sözüne çıkışmıştı.

“Nasıl açılmıyor?”

“Kapı kilitli damat Bey, açılmıyor.” Ayşem babasının kıpkırmızı olan yüzüne gülmemek için kendini zor tutmuştu. Babasının sağdıçlığını yapan eski bir arkadaşı elini cebine atarken Cesur iyice kaşlarını çattı. Bu adeti unuttuğuna inanamıyordu.

“Ne kadar istiyorsun?”

“Onu da ben mi söyleyeyim sana damat?” Serdar’ın alaycı sözlerine Ayşem sinirlenmişti. Babasını oynatması hiç hoşuna gitmemişti.

“Sana ne kadar istediğini sordular Serdar Bey, uzatmasanız artık. Nikaha geç kalacaklar.” Ayşem’in sesini duyan genç adam kapıyı araladığında kızın bordo rengi içindeki güzelliği karşısında yutkunmadan edemedi. ,

“Sonum olacaksın!” diye fısıldayan genç adamı iki kişi dışında kimse anlamamıştı. Cesur kapının aralanmasını fırsat bilerek hızla içeri girerken Serdar öylece kapıda kalmıştı.

“Kendine gel Serdar,” diye onu uyaran Çisil genç adamın koluna vururken Serdar hızla başını salona doğru çevirdiğinde Cesur’un ablasının karşısında donup kaldığını görünce gülümsemişti. Şuanda onu belki de en iyi anlayan kişi kendisiydi.

“Aylin?” Aylin beyaz balık model gelinliği için bir kuğu gibi göz alıcı görünüyordu. Cesur tıkanan nefesini dışarıya verirken ağır adımlarla gelinin karşısına dikilmişti. Aylin adamın bakışları altında kızarırken hala rüyada olduğunu sanıyordu. Sevdiği adamla evleniyordu ve bu bir yıl önce onun için imkansız gibi bir şeydi.

“Daha ne kadar bekleyeceğiz abi, nikaha geç kalacaksınız.” Çisil’in sözleriyle ikili kendine gelmişti. Genç adam kolunu kırarak genç kadının girmesini sağladıktan sonra evden çıkmışlardı. Gelin arabasına binen ikili önde oturan ortak arkadaşına dönerek nikahın olacağı mekana doğru ilerlerken Ayşem dedesinin seslenmesiyle onlara doğru ilerlemeye başlamıştı.

“Servet amca Ayşem benimle gelsin izin verirsen.” Ayşem Serdar’a ters bir şekilde bakarak dedesine doğru ilerlemişti.

“Teşekkür ederim ama dedemle gitmeyi istiyorum.”

“Kızım Serdar haklı, onun arabasında yer var. Sen onunla git istersen, bizde babaannenin akrabalarından bir kaçını yanımıza alırız.” Ayşem sıkıntıyla nefesini dışarı vererek genç adama doğru ilerlemişti.

“Gazan mübarek olsun yeğencik,” diye yanından geçen halasına kötü bakışlar atarken Ayşem Serdar’ın arabasının arka kapısını açarak oturacakken, “Öne geç Ayşem,” diye genç adam uyarmıştı.

“Arka koltuk daha konforlu,” diyen Ayşem adamın yanına gelip kapıyı kapatarak ön kapıyı açma hızına şaşırmıştı. Serdar kızı ön koltuğa oturtarak kapıyı kapatmıştı. Genç kız homurdanırken genç adamın keyfi oldukça yerindeydi. Son bir haftadır her fırsatta Serdar Ayşem’e yakın davranmaya çalışıyor kızın aklını karıştırıyordu. Ayşem’deki az da olsa değişimin de farkında olan genç adam oldukça umutluydu. İkili yolculuk boyu oldukça sessizdi.  Araba nikahın olduğu salonun bahçesinde dururken hemen ardından diğerleri de onun yanına arabasını park etmişti. Kalabalık bir grup salona doğru ilerlerken Serdar kızı yanına çekerek kalabalığın önden ilerlemesine izin vermişti.

“Ne yapıyorsun?” genç kız adama çıkışırken Serdar ona bakmayarak cevap vermişti.

“Kalabalığın önden gitmesi için yol açıyorum.” Ayşem ailesini görmek için etrafına bakınırken hala dedesinin gelmediğini fark edince duraksamıştı.

“Dedemler neden hala gelmedi?”

“Trafiğe takılmış olmalılar.” Ayşem başını çevirdiğinde yanlarına yaklaşan lüks arabayı görünce duraksamıştı.

“Babamın bu kadar zengin bir tanıdığı var mıydı ya?” Ayşem’in sözlerine gülen genç adam kızı kendine getirmişti. Boş bulunan Ayşem arabadan inenleri görünce gözleri sonuna kadar açılmıştı.

“Hala!” genç kız hızlı adımlarla arabadan inen Çisem’in yanına giderken ona sıkıca sarılmıştı. Arabanın diğer kapısından ise kucağında Cihangir ile çıkan Erhan onlara gülümseyerek bakıyordu.

“Ayşem, çok güzel olmuşsun hayatım.” Çisem sevgiyle yeğenine bakarken on beş gün önce evlenen kadına genç kız şaşkınlıkla bakıyordu. Sanki yıllar geçmiş gibi halasının üzerine bir olgunluk gelmişti.

“Hoş geldin Erhan abi, geleceğinizi düşünmüyorduk.” Erhan kaşlarını çatarak Serdar’a cevap vermişti.

“Karımın abisinin düğününe gelmeyeceğimizi düşünmen çok ayıp Serdar, hiç yakıştıramadım.”

“Ondan değil abi, Asaf bazı olanları anlatınca zor durumda kalırsınız dedik.” Çisem elini tutan küçük elin sahibine dönerek gülümsemişti.

“Narin, canım bak Ayşem ablan ne güzel olmuş değil mi?” Ayşem küçük kızın halasının arkasına saklanma çabalarına gülerken onun gelinlikle ne kadar şirin göründüğünü düşünüyordu.

“Küçük gelinimiz ne kadar güzel olmuş böyle. Bana sarılmayacak mısın Narin?” Ayşem eğilerek kızın önüne dururken Narin başını Çisem’e çevirerek onay istemişti. Çisem’in baş sallamasıyla Narin Ayşem’in kendine sarılmasına izin verirken genç kız Narin’i kucağına alarak ayağa kalkmıştı.

“Ayşem üzerin kırışacak.”

“Önemli değil hala, dedemler geleceğinizi biliyor mu?” Çisem başını iki yana sallayarak cevap vermişti.

“Onlara da sürpriz olacak.” Ayşem Erhan’a dönerek baş selamı vermişti.

“Nasılsın Erhan enişte, gelmenize çok sevindim.” Erhan kucağında ki küçük bebeği annesine uzatarak genç kıza gülümsemişti.

“Çok şükür Ayşem, gelecektik elbette. Ne de olsa tek kayınçomun düğünü!” dediğinde Çisem adamın şakacı tavrına gözlerini devirmişti. İki hafta önce evlendiği adam Çisem’i oldukça şaşırtıyordu. Dışarıdan soğuk, ciddi biri gibi dursa da kızına da kendisine de oldukça sıcak ve şakacı davranıyordu. Aileye ilk katıldığında oldukça tedirgindi ancak hala kendisini kabul edemeyen aile üyeleri olsa da Erhan ve kayınvalidesi onun yanındaydı.

“Babam bu dediğini duymasın enişte nefret eder o kelimeden.”

“Bunu bildiğim iyi oldu,” Serdar konuşmaya katılırken Ayşem onaylamaz bir şekilde Serdar’ın muzip gözeleri bakmıştı.

“Hiç deneme yoksa sana gıcık kapar demedi deme…” hep birlikte salona girdiklerinde Çisem ve bebeği görenler hemen genç kadına sarılıp sevincini belli etmişti. Erhan kayınbabası ve annesinin elini öperken Narin herkesin şaşkın bakışları altında Servet beyin kucağına oturarak şakımıştı.

“Servet dede, Çisem annem dedi ki sen benim dedemmişsin. Doğru mu?” Çisem babasının bakışlarından gözlerini kaçırırken Ayşem Hanım kızına sarılarak yanaklarını öpmüştü.

“Ah yavrum elbet senin deden, bende senin ananenim.” Narin anane olan kişilerden hoşlanmadığı için kadına uzak durmuştu. Ayşem Hanım başta küçük kızın neden ondan uzak durduğunu anlamasa da Çisem’in öz ananesinin kıza iyi davranmadığını söylemesi üzere Ayşem Hanım daha dikkatli olmaya karar vermişti.

Nikah için gelin ve damat kürsüye çıkarken ikisinin de heyecanı hemen belli oluyordu. Büyük bir alkışla nikahları kıyılan çift birbirine dalmış bir şekilde bakarken memurun boğazını temizlemesiyle konukların varlığını hatırlamıştı. Nikah cüzdanını alan Aylin elini kaldırarak sallarken Cesur kadını belinden tutarak göğsüne yaslamıştı.

“Çok şükür artık benimsin!”

“Sende benimsin Doktor Bey,” diye karşılık almıştı. İkisinin de dilinden şükür eksik olmuyordu. Serdar ablasının mutluluğuna mutlu olurken Ayşem duygulanarak kaçak gözyaşını siliyordu.

“Ağlıyor musun?” kulağının dibindeki nefesle genç kız irkilirken salon düğünün yapılacağı yere gitmek üzere boşalmaya başlamıştı.

“Ağlamıyorum…”

“Ama gözlerin öyle söylemiyor. Okyanusların derin dalgalar gibi, çığ olmuş göz pınarlarına dolmuş.”

“Bari bu gün yapma Serdar, bırak babamın mutluluğunu paylaşayım.”

“Ne yapmayayım, seni sevmeyeyim mi?” genç adamın sorusuyla Ayşem derin bir nefes alarak adama dönmüştü.

“Ne kadar cesaretlisin Serdar hocam?”

“Hangi konuda?”

“Duyguların konusunda. Beni ikna etmek için ne yapabilirsin?” Serdar kızın sözleriyle gözlerini kısarak ona bakmıştı.

“Sana olan sevgime inanmıyorsun.”

“Belki sevebilirsin ama bu evliliğe gidecek kadar aşık olduğun anlamına gelmez.”

“Ne yapmamı istiyorsun seni inandırmam için.”

“Onu da ben mi söyleyeceğim?” Ayşem kalabalığın dağılmasıyla en son onların kaldığını görünce hızla kapıya doğru ilerlemişti.

“Ayşem, seni inandıracağım.” Ayşem kapıdan çıkacağı sırada duraksayarak adama bakmadan cevap vermişti.

“Bekliyor olacağım, eğer ikna edersen otuz yaş meselesini yeniden gözden geçirebilirim.” Serdar duyduklarıyla heyecanlanmıştı. Eğer kızı ikna edebilirse onu evliliğe de ikna edebilecekti. Derin bir iç çekerek ne ara evlenmek istediğini düşünmeye başlamıştı. Yaşı henüz gençti belki ama mesleğinde oldukça başarılı bir yerdeydi. Zaten başarılı olmasaydı Servet amcası onu hastanenin kapısından dahi içeri sokmazdı.

Genç adam salondan çıkarak dışarıda ki arabasına doğru ilerlemişti. Ayşem’in Çisem ile birlikte onların arabasına bindiğini gördüğünde yüzü asılsa da kızın üzerine daha fazla gitmemek için sessiz kalmıştı. Ablası evlenmişti, üstelik onu tebrik bile edecek zamanı bulamamıştı. Arabayı düğünün olacağı mekana doğru çevirirken oldukça düşünceliydi. Artık yalnızdı, belki ablası her zaman yanında olacaktı ama genelde yalnız kalacaktı. Buruk bir şekilde gülümseyerek kısa olan yolu tamamlayarak arabasını mekanın otoparkına çekmişti. Genç adam arabadan inip açık mekan olan düğünün yapılacağı bahçeye girdiğinde düğünün beklediğinden daha kalabalık olduğunu görünce duraksamıştı. Asaf ve kardeşlerinin hepsi hatta anne ve babası da buradaydı. Genç adamın Çisil’in omzuna ceketini koymaya çalıştığını görünce gülümsedi. Asaf’ın yüzü oldukça asık duruyordu. üstelik babası Çisil’e ters bakışlar atıp duruyordu.

“Merhaba, hoş geldiniz.” Serdar Asaf ve ailesinin yanına geldiğinde anne ve babasının elini öperek selam vermişti.

“Hoş bulduk evladım, tebrik ederiz, Allah utandırmasın.” Adamın sözlerini Çisil’e bakarak söylemesi ortamı geremeye yetmişti. Genç kadın kayınbabasının kendisine bakarak son sözlerini söylemesiyle yüzü asılmıştı. Dişlerini sıkarken izin isteyerek masadan ayrılmadan önce omzuna bıraktığı ceketini Asaf’ın göğsüne sert bir şekilde yapıştırarak dolu olan gözlerini saklayarak hızla orada uzaklaşmıştı. Çisil’in gözü Asaf’ın diğer yengesine takılmıştı. Onunda elbisesi Çisil’in elbisesinden aşağı kalmayacak kadar açık olmasına rağmen tüm gece onaylamak bakışları hep genç kadın çekmişti.

“Çisil nereye?” genç kadın arkasından gelen adama dönmeden öfkeyle konuşmuştu. Biliyordu ki ona bakarsa ağlaması işten bile değildi.

“Abimin yanına izin verirsen.” Genç kız hızlı adımlarla gelin odasına girerken Cesur odaya giren kardeşinin yüzünü görünce ters bir şeyler olduğunu hemen anlamıştı.

“Çisil bir şey mi oldu güzelim, ne bu yüzünün hali?” Çisil abisinin sorusuyla gözyaşını tutamayarak ağlamaya başlamıştı. Genç adam onu sarmalarken Aylin’e dönmüştü. İkisi de ne olduğunu anlayamamıştı.

“Biri bir şey mi yaptı sana?”

“Abi neden bunları ben çekmek zorundayım?”

“Ne oldu güzelim, seni böyle bir günde kim ağlattı?”

“Önce babam elbiseme laf etti sonra Asaf ve onun ailesi bana kötü bir şey yapmışım gibi davrandı. Babası resmen onları utandırdığımı ima etti.” Cesur dişlerini sıkarak Aylin’e bakmıştı. Kardeşinin üzerine gidilmesinden hiç hoşlanmamıştı. Evet belki Cesur da kardeşinin sırt dekoltesinden hoşlanmamıştı ama onun tercihine de saygı duymuştu. Ne de olsa Çisil nasıl rahat hissediyorsa öyle olmalıydı.

“Bana bak güzelim, ağlama artık. Madem öyle davranıyorlar sen onlara aldırış etmeyeceksin. Bırak onlar kendi davranışlarının sorumluluğunu alsın. Ayrıca Asaf efendiyle de konuşacağım. Benim kardeşimi üzecekse elimden çekeceği var.”

“Bu akşam farkına vardım abi, biz Asaf ile olamayız. Ailelerimiz, kültürlerimiz çok farklı. Ben bana saygı duyulmayan bir ailede yaşayamam.” Cesur yutkunarak kardeşine bakmıştı. Çisil’in çocukken bile aldığı kararlardan vazgeçirmek oldukça zorken şimdi imkansız gibi bir şeydi.

“Çisil, canım bence acele karar almamalısın. Asaf’ı seviyorsun sen. Eğer bu evlilikten vazgeçersen yine üzülen sen olacaksın.” Aylin genç kızı fikrinden caydırmaya çalışırken kapıdan başını uzatan Çisem kardeşinin ağladığını görünce kaşlarını çatarak odaya girmişti.

“Ne oluyor burada?”

“Çisem kardeşinle sen konuşursan daha iyi olur, Asaf’tan ayrılmayı düşünüyor.”

“Çisil haklı, ona saygı duyulmayan bir ailede yaşayamaz.” Cesur sert bir şekilde konuşurken Çisem abisinin neden bahsettiğini anlamak için kız kardeşine bakmıştı.

“Çisil, canım ne oluyor?”

“Elbisem yüzünden yemediğim laf kalmadı abla, önce babam kızdı. Asaf ve ailesi onaylamaz bir şekilde davrandı. Babası resmen onları utandırdığımı ima etti.”

“Asaf bir şey söylemedi mi?” Çisil yanağından akan yaşı silerek başını iki yana salladı.

“Sessiz kaldı abla, ben yapamam. Amcasının istemede yaptığı şeye rağmen yüzüğü atmadım ama bu gün olanlar bardağı taşırmak üzere.” Çisem kardeşine sarılarak teselli etmeye çalışmıştı.

“Ne karar verirsen ver arkadayım canım. Sakın kendinden ödün verme. Ne geliyorsa kadınların başına seviyorum diyerek kendinden ödün vermesi yüzünden geliyor.”

“Erhan abi sana bir şey söylemez mi?”

“Ne söyleyebilir? Herkes kendi davranışından mesuldür Çisil, sakın beni düşünerek kendini ezdirme.” Çisil ablasının kararlı sözleri karşısında toparlanarak başını dikmişti.

“Bu gün abimin en mutlu günü. Kimse moralimi bozamayacak. İçimden geldiği gibi eğleneceğim ve gün sonunda davranışlarına göre Asaf’a cevabımı vereceğim.” Çisem kardeşinin bozulan makyajını düzeltmek için onu oturturken abisine dönerek “Sizi soruyorlardı siz odaya kapalı kaldınız,” dedi.

“Sen iyi misin hayatım?”

Hiç olmadığım kadar abi, rahatladım be…” Çisil aldığı karar karşısında gerçekten rahatladığını hissediyordu. Gelin damat konukların arasına dönerken iki kardeş kendine çeki düzen vererek kalabalığa karışmıştı. Çisem oğlunu kucağında tutan Erhan’ın yanına giderken annesi Sevim Hanım gelinine dönerek sormuştu.

“Çisil ağladı mı?” Sevim hanımın sorusuyla genç kadın yaşlı kadına bakarken buruk bir şekilde cevap vermişti.

“Merak etmeyin, kardeşim oldukça sağlam karakterlidir. Kendi ayaklarının üzerine kalkmasını iyi bilir.”

“Ona ne şüphe kızım. Böyle bir günde neden ağladı ki?” Sevim Hanım torunlarıyla ilgilenmekten olanları tam olarak algılayacak durumda değildi. Gözleri gülümseyerek “Maşallah pek güzel oldu bu akşam,” dediğinde kocasının homurtusunu duymuştu. Yaşlı adama döndüğünde ise kaşları çatıldı.

“Bir şey mi dedin Hikmet?”

“Ne diycem Sevim, senin şu gelin sevgin yok mu? Bazen deli ediyor beni…”

“Aşk olsun Hikmet anan gibi mi davranayım gelinlerime!” Sevim hanımın adama attığı taşla Çisem gülmemek için kendisini zor tutmuştu. Biliyordu ki Sevim Hanım ve kayınvalidesi geçinemiyordu. Büyük babaanne Sevim hanımı sürekli buyurmaya çalışıyordu.

“Ne varmış anamda Sevim?”

“Cennetlik anan Hikmet, açtırma ağzımı çocukların yanında.” Sevim hanımın bakışları Asaf’a döndüğünde daha da kaşları çatılmıştı.

“Sen ne diye tavuğunu horoz dürtmüş gibi oturuyorsun öyle, gitsene nişanlının yanına…” Asaf annesinin laf atmasına aldırmayarak oturmaya devam etmişti.

“Çok istiyorsa kendi gelsin anne, giymiş zaten saçma sapan bir elbise…” dediğinde yaşlı kadının sinirleri tepesine çıkmıştı.

“Abi biraz ağırdan mı alsan annem bu kadar kızmışken yengemi düşünemiyorum.”

“Ne oğlum yalan mı? Millet karım olacak kadının sırtını izliyor.” Çisem Asaf’ın sözleriyle dişlerini sıkmıştı. Ona cevap vermek istiyor ama veremiyordu. Yanında ki kocası olacak adam genç kadının sinirlendiğini fark edince elini tutmuştu.

“Sakin ol Çisem, bırak kendi yaptığı hatayı anlasın.”

“O hatasını anlayana kadar Çisil’i kaybedecek farkında değil.” Erhan kaşlarını çatarak genç kadına bakarken oğlunu adamın kucağından alarak “İzninizle ben ailemin yanına geçiyorum,” dedi. Erhan’ın itirazlarına aldırmayarak yerinden kalkarken iki düşman ile gibi Karahanlı’lar bir masada, Günay’lılar bir masada oturmuştu.

Düğün boyunca yerinde durmayan Çisil resmen Asaf’ın sabrını sonuna kadar sınamıştı. Genç kadın oynayanların arasından biran olsun çıkmamıştı. Serdar ve babasıyla dans etmiş, halay başında durmuş ve son olarak hastane personeliyle Ankara havası oynamıştı. Düğün biterken misafirleri yolcu eden ailesinin yanına giderken, Asaf ve ailesi de ayrılmak için kapıya yönelmişti.

“Gidiyor musunuz? Geldiğiniz için teşekkür ederim.” Ayşem Hanım Asaf’ın ailesini yolcu ederken Hikmet beyin “Maşallah kızınız bizimle pek ilgilendi. Pistten ayrılıp yanımıza gelemedi,” dediğinde Ayşem Hanım adamın sözlerine üzülmüştü. Çisil annesinin üzüldüğünü anladığında Asaf’a dönmüştü.

“Babanın sözlerini duymuyor musun Asaf?” Asaf genç kızın sorusuna gözlerini kısarak cevap vermişti.

“Babam yanlış bir şey mi söyledi Çisil? Oynamaktan varlığımızı unuttun!” Çisil dişlerini sıkarak hafif gülümsemişti. Asaf kızın gülümsemesinden hoşlanmayarak yutkunurken Çisil daha da gülümseyerek başını eğmişti.

“Kızım iyi misin?” Ayşem Hanım kızının bu davranışını çok iyi biliyordu. Emin olduğu ve pişmanlık duymayacağını düşündüğü bir karar verdiğinde bu ifadeyi kullanırdı.

“Teşekkür ederim Asaf,” Çisil başını kaldırıp genç adama bakarken kardeşini iyi tanıyan Çisem gözlerini kapatarak bu anı görmek istememişti.

“Ne için teşekkür ediyorsun?”

“Beni büyük bir yanlıştan döndürdüğün için.” Asaf kızın sözlerinden bir şey anlamıyordu.

“Sen…” Çisil bir elini kaldırarak genç adamı susturmuştu.

“Hikmet Bey, daha ilk günden beni istemediğinizi belli etmiştiniz. Bu akşam giydiğim kıyafet yüzünden sürekli homurdanıp durdunuz. Sizi utandırdığımı ima ettiniz. Gerçekten size saygısızlık etmemek için elimden geleni yaptım. Oysaki diğer gelinlerinizin kıyafetinin benden aşağı kalır yanı yoktu! Demek ki sorun kıyafetimde değil bendeymiş…” Asaf yengelerine kısa bir bakış atarken içten içe Çisil’e hak verse de kıskanç yanı bunu kabul edemiyordu.

“Beni onlar ilgilendirmiyor!” Sevim Hanım konuşmanın gidişatından hoşlanmamıştı.

“Çisil kızım?” Çisil yaşlı kadına gülümseyerek elini öpmüştü.

“Teşekkür ederim Sevim Hanım, nezaketiniz ve ilginiz için. Ben artık bu evliliğin olabileceğini sanmıyorum.” Çisil’in sözleri ortamı gererken genç kız babasına bakmıştı. Yaşlı adam kızının kendisine de kırgın olduğunu anlamıştı.

“Hepinize teşekkür ederim, bu gecemi zehir etmeye çalıştığınız için.” Parmağında ki yüzüğü çıkartarak Asaf’ın itirazlarına rağmen genç adamın avucuna bırakmıştı.

“Bana saygısı olmayan, benim ardımda durmayan bir adamla evlenemem. En başta farklı kültürlerden geldiğimizi biliyordum ama bu kadarını tahmin etmemiştim. Sana mutluluklar dilerim.”

“Çisil saçmalama!” Çisil arkasını dönerek omuzlarını dikleştirmişti.

“Bu ayrılıktan pişman olmamamı sağladığın için teşekkür ederim Asaf, bundan sonra yolumuza iki iş arkadaşı olarak devam edelim. Sana özel hayatında mutluluklar dilerim.” Çisil hızla mekanın arka tarafına giderken Serdar onun peşinden gitmişti.

“Çisil abla?” ağlamak üzere olan genç kız Serdar’a “Lütfen beni hemen buradan götür,” dedi. Asaf kızın peşinden gitmek isterken onu bu kez kendi abisi durdurmuştu.

“Abi bırak onunla konuşmam gerek, benden böyle ayrılamaz.”

“İyi bile dayandı sana Asaf, son zamanlardaki davranışlarının farkında bile değilsin.”

“Abi lütfen bırak!” Asaf gözleri dolu bir şekilde Erhan’a bakarken Sevim Hanım öfkeli bakışlarını kocasına çevirmişti.

“Bu senin ve kardeşinin marifeti değil mi? Ama bil Hikmet Bey, o kardeşinin fitneci kızını gelin diye almam. O kız oğullarımdan biriyle evlenirse seni boşarım…” Sevim Hanım öfkeyle oradan ayrılırken Asaf ve diğer erkek kardeşleri babalarına dönmüştü.

“Annem neden bahsediyor baba?” Asaf’ın acı dolu ses tonu adamın bakışlarını kaçırmasına neden olmuştu.

“Bu yüzden miydi gece boyu Çisil’e laf sokup imalarda bulunman!” Gürsel babasına onaylamaz bir şekilde bakarken Asaf olanları anlayamadığı için kardeşine bakmıştı. Avucunu yakan metal parçası o parmağa geri girmek zorundaydı. Olayları sessizce izleyen Servet Bey karısına dönerek “Gidelim Ayşem, aile meseleleri bizi ilgilendirmez.”

“Servet baba bari siz yapmayın!”

“Kızımın aldığı her karara saygı duyacağım. Bundan sonra Çisil ne isterse o…”

“Ama…” Servet Bey ve ailesi Günay ailesini tek başına bırakırken Çisem kocasına dönerek “Ben ailemde kalacağım, yarın görüşürüz,” dedi. Erhan genç kadını onaylarken kardeşine acıyarak bakmıştı.

“Tebrik ederim kıskançlığınla sevdiğin kadını kaybettin.

****

Çisil Asaf’ı terk etti… Serdar Ayşem’i onu sevdiğine ikna edebilecek mi? Cesur ve Aylin sonunda muradına erdi. Bakalım ilerleyen bölümlerde ne olacak. Yorumlarınızı bekliyorum…

46. BÖLÜM <<<<<——->>>>>> 48. BÖLÜM

26430cookie-checkCesur 47. Bölüm
mermaridyy hakkında 349 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

15 yorum

  1. Çişilin ayşemle serdar hakkında küçük dedikoduları güzeldio değilde asafın pekmezini akıtmadı ama adama yüzüğü bir güzel verdi. Sevim hanım çok iyi biri kadın gelinleri uğruna kocasını bile boşayacak ya haklının yanında Erhan hakkatten çişeme değer veriyor Asaf yanlışını gördü sonunda ama yüzükle kala kaldı seviyordum bu çifti
    Ayşem farkında olmasa da kapılarını aralıyor evlilik yaşını serdarın çabasına bıraktı bir nevi

  2. Ortalık karıştı. Atıldı yüzük ben de merak ediyorum?

    Çisem gelmiş. Bu hikâyeyi merak ediyorum.

    Sonunda kavuştular. Düğün de oldu.

    Serdar nasıl inandıracak merak konusu?

    Yeni bölümü bekliyorum

  3. Emeğine sağlık Yazarcigim ❤️ Aysem yavaş yavaş ikna oluyor ❤️ ah Asaf hatani görmem için illa ayrılmak mı gerekiyor 😡 Hikmet bey de kardeşine inanıp onun kızını almak için yaptıklarina bak diğerlerine karismayip Cisilin gününü mahvettiler 😡

  4. Çisiin güćlü durmasına bayıldım baştan kendini ezdirmeşi takdir edilesi ama Asafa davranıslarını yakıstıramadım ben ikisini çok yakıstırıyordum böyle olmalarına çokta üzüldüm açıkçası umarım Asaf biran önce kendine çeki düze verir ve tekrar Çisili kkna edbilir.Çiftimizde nihayet evlendi onlar ićinde çok mutlyum çoktan haketmişlerdi sîragaliba Ayşem ve Serdarda inşalah kendine inandırıryoksa daha bekleyecek .Harika bir bölümdü emeģinize sağlık

  5. Yeminle nefesimi tuttum da okudum nefessizlikten bayılacak duruma geldiğimi hikayenin sonunda fark ettim ayyyy devamını çok merak ediyorum çisil gitti şimdi Asaf düşünsün.

2 geri izleme / bildirim

  1. Cesur 46. Bölüm – Yazmak Cesaret İster!
  2. Cesur 48. Bölüm – Yazmak Cesaret İster!

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*