Gelincik Çiçeği 50. Bölüm

50 bölüm arkadaşlar. Ne zaman o kadar oldu anlamadım. Sözde kısa bir hikaye olarak başlamıştım ama hikaye hala konu çıkarıyor ortaya. Hikayeyi akışına bıraktım. Ne zaman beni final yap derse akış o zaman olacak. Umarım sıkılmadan okursunuz. Keyifli okumalar!

****

Genç kız arabadan indiğinde oldukça yorgundu. Omuzların geriye yaslayarak rahatlatmaya çalışırken gözleri onca saat boyunca arabayı kullanan genç adama bakmıştı. İki haftalık Trabzon seyahati an itibariyle sona ermişti. Dersler başlayacaktı be Cenk ile geri dönmesi gerekiyordu. Tek gittiği memleketinden kalabalık bir aile olarak geri dönmüştü. Deniz annesi, Cemile ablası ve kendisi Cenk’in arabasıyla dönerken diğer kızlar ve Ahmet geldikleri gibi Han ile dönmüştü. İki araba ardı sıra dizilirken bagajlarda olan erzaklar indirilmeye başlamıştı. 

“Cenk oğlum siz Alya’nın yüklerini yukarı çıkarın biz bunları eve sokarız,” diye araya giren Deniz Hanım eline aldığı turşu bidonuyla evine doğru ilerlemeye başlamıştı. Cenk ve Ahmet kadının dediklerini yaparken Han ve diğer kızlarda Deniz hanıma yardımcı oluyordu. Hep birlikte işlerini bitirdikten sonra Aslı ve Ahmet evlerine gitmek için yanlarından ayrılırken birkaç sokak ötede oturan Akasya’da ailesini görmek için izin istemişti. Deniz Hanım Han’a dönerek “Oğlum yemek yiyelim öyle gidersin gideceğin yere,” dediğinde genç adamın gözleri Cenk’e takılmıştı. Gelmeden önce ikili arasında oldukça ciddi bir konuşma gerçekleşmişti.

Han genç adam ablasına duyduğu hisseleri açarken Cenk bir gece önceden ablasının kendisine olayları anlattığı için bir şey dememişti. Onun için önemli olan ablasının ne hissettiği ve istediğiydi.

“Ben rahatsız etmeyeyim Deniz teyze,” diyen adama kaşlarını çatan Cenk başını sallayarak karşılık vermişti.

“Annem haklı, buyur yemek yiyelim. Hem konuşacaklarımız da var,” dediğinde Han kabul ederek içeriye girmişti. Alya üzerini değiştirmek için yukarıya çıkacakken Cenk kolundan tutarak onu durdurmuştu.

“Dışarıdan yemek söyleyeceğiz istediğin bir şey var mı?” dediğinde Alya başını iki yana sallayarak “Siz kendinize ne söylüyorsanız bana da aynısından söyleyin,” dedi. Cenk kızın kolunu bırakırken Alya yorgun bir şekilde merdivenleri çıkmaya başlamıştı. Orta kata geldiğinde evin kapısı hızla açılınca ürken genç kız bir adım geri gitmişti. Onur uykulu bir şekilde kapıyı açarak kıza bakıyordu.

“Geldiniz mi?”

“Yok hala yoldayız!” Alya’nın cevabına göz deviren genç adam gözleri parlayarak sormuştu.

“Benimki nerede, yukarıda mı?” Alya adamın heyecanla sorduğu soruya gülerken başını iki yana sallamıştı. Onur yeni fark ettiği şeyle gözlerini kısarak kıza bakmıştı.

“Seninki kim? Eğer Akasya’yı soruyorsan ailesinin yanına gitti.” Yüzü asılan genç adam “Hadi ya,” derken Alya izin isteyerek üst kata çıkacakken Onur’un sesini duymuştu. “Örtü yakışmış, hayırlı olsun,” genç kız adama cevap vermeden eve çıkarken kapının az önce eşyaları yukarıya taşıyan Cenk tarafından açık bırakıldığını görünce duraksamıştı. Genç kız ayaklarını çıkararak evine girerken hemen ısıtıcıyı açarak suyun ısınmasını sağlamıştı. Odasından temiz kıyafetlerini alıp banyoya geçtiğinde uzun bir banyo yapamayacağını biliyordu. Aşağıdan onu bekliyorlardı. Hızlı bir şekilde duşunu alarak saçlarını kurulayıp hazır örtülerden birini başına geçirerek evden çıkmıştı. Seri adımlarla alt kata inerken kapı zilini çalmadan kapı açılmıştı.

“Bende seni çağırmaya geliyordum,” diyen genç adama gülümseyen kız adamın geri çekilmesiyle eve girdi.

“Yemekler geldi mi?”

“Az önce geldi, soğumadan yiyelim.” İkili salona girdiğinde Cemile ablasının gelen yemekleri servis ettiğini görünce ona yardım etmeye başlamıştı. Birlikte yemekleri dağıttıktan sonra hep birlikte masaya oturduklarında Cenk’in sorusu ortamın havasını değiştirmişti.

“Bundan sonra ne yapacaksınız?” Cenk Han ve ablasına gözlerini gezdirirken Cemile utanarak bakışlarını kaçırmıştı. Han ise elindeki çatalı masaya bırakarak geriye yaslanmıştı.

“Benim niyetim belli, ablan kabul ederse evlenmek istiyorum. Yakında şirketi buraya taşıyacağım.”

“Neden?” Han adamın sorusuyla duraksamıştı. Cenk’in neden böyle bir soru sorduğuna anlam verememişti.

“Ne neden?”

“Neden şirketini buraya taşıyorsun?

“Cemile’nin sizden uzakta kalmasını istemiyorum.” Cenk düşünceli bir şekilde başını sallarken cevap vermişti.

“Biz burada kalıcı değiliz yalnız, Alya’nın okulu bitince memlekete taşınmayı planlıyoruz.” Han adamın sözleri ile duraksamıştı.

“Ayrıca senin ailenden uzakta kalman da hoş olmayacaktır.” Cemile kardeşinin sözlerini devam ettirirken Han dikkatle genç kadına bakmıştı.

“Sen kabul ettikten sonra ben her yerde yaşarım. Şirket nerede olursa olsun neredeyse Türkiye’nin her yerinde davaya girdim.” Alya sessiz bir şekilde konuşmaları dinlerken Deniz hanımla göz göze gelmişti.

“Sen ne düşünüyorsun kızım?”

“Ne hakkında anne?” Alya’nın kendisine anne demesi kadının çok hoşuna gidiyordu. Ne zaman Alya ona anne dese bir kaş saniye duraksıyordu.

“Cenk memlekete taşınacağımızı söyledi ama sana sormadı. Belki burada işine devam etmek istersin.” Cenk annesinin sözleri ile Alya’ya dönmüştü.

“Annem haklı elbet bir gün Trabzon’a döneceğiz ama senin düşüncelerin de önemli. Belki başka bir yerde yaşamak istersin.”

“Ben aileme yakın olmak isterim. Hem yakında yeğenlerim olacak, onların büyüyüşüne şahit olmak istiyorum,” dediğinde Cenk gözleri parlayarak kıza bakmıştı.

“Duydun karımı anne, Alya da memlekette yaşamak istiyor.” Han ikili arasında ki kısa bakışmayı görünce gülümseyerek başını sallamıştı.

“Sen Cemile, evlenmeyi kabul edersen nerede yaşamak istersin?” dediğinde genç kız yutkunarak bakışlarını kaçırmıştı.

“Benim için fark etmez, annemlerle görüşmem engellenmesin yeter.” Cemile’nin sözleri ortamı buz gibi ederken Deniz Hanımın gözleri yaşarmıştı. Alya buruk bir şekilde genç kadına bakarken Han kadının içinde ki endişeyi anlayabiliyordu. Zor bir evlilikten çıkmıştı ve aynı şeylerin başına gelmesini istemiyordu.

“Ailenle her zaman görüşeceksin, istersen onlarla kalabileceksin de… Sen nasıl mutlu olacaksan o şekilde yaşayacaksın Cemile,” dediğinde genç kadın buruk bir gülümseme ile adama bakmıştı.

“Eğer annem de onay verirse ben teklifini kabule diyorum,” dediğinde Han’ın gözleri parlamıştı. Bakışları Deniz hanıma döndüğünde ise kadının gözleri dolu bir şekilde kızına baktığını görmüştü.

“Emin misin kızım?” kadının titreyen sesi Han’ın içini acıtmıştı.

“Sende müsaade edersen tabi anne…” Deniz Hanım bu kez oğluna dönmüştü. Cenk bazı şeylerin çok hızlı olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden söze girmişti.

“Ailen bu işe ne diyecek?”

“Ailem benim sevdiğim kadına saygı duymak zorunda.”

“Yine de ablama eziyet edilmesine izin veremem. Ailen de kendi çaplarında haklılar. Onların rızasını almanız gerekiyor.”

“Zamanla bize onay vereceklerine eminim. Cemile’yi tanıdıkça seveceklerdir.” Cemile genç adama umutla bakarken Cenk son noktayı koymuştu.

“Yine de biraz düşünmemiz gerek, acele verilecek bir konu değil bu durum,” dediğinde Han sıkıntıyla başını sallamıştı.

“Elbette, sizi zorlayamam. Ben cevabınızı bekleyeceğim,” dediğinde Han yerinden kalkarak Deniz hanımın elini öpmüştü.

“Ben artık gideyim Deniz teyze, sonra yine görüşürüz.”

“Yemeğini yeseydin oğlum,” Han hafif gülümseyerek kadına bakmıştı.

“Ben doydum, öğleye bir davam vardı ona hazırlanmam gerek. Ayrıca Alya senin dava bu hafta başı olacak haberin olsun.”

“O kadar erken mi?”

“Zaten dava sonuçlandı gibi boş yere beklemeye gerek yok. Hakimle konuştum, ilk boşluğa sizin davayı alacak.” Alya heyecanla Cenk’e bakarken Cenk cevap vermişti.

“Bu güzel haber, dava sonuçlanırsa geziye rahatlıkla katılabiliriz.”

“Öyle,” diyerek genç adama gülümsemişti. Han evden ayrılırken geriye kalanlar yemeklerini bitirerek ortalığı toparlamıştı. Genç kız mutfağa geçip çay koyarken Cenk mutfağa girerek sandalyelerden birini çekip genç kızı izlemeye başladı.

“Neden buradasın? Salonda otursaydın ya.”

“O zaman seni izleyemezdim.” Alya bakışlarını kaçırırken Cenk parmağında ki alyansa bakıyordu. Parmağında ki yüzüğü oynatırken yüzünde eşsiz bir gülümseme vardı. Birkaç gün önce Alya ile resmi nikahları da kıyılmıştı.

“Yarın ne yapacaksın?”

“Yarın okul var unuttun mu? Derslere girmem gerek devamsızlık yapamam.”

“Okuldan sonra ne yapacaksın?” Alya arkasını dönerek genç adama bakmıştı.

“Bir planın mı var?” Cenk kızın gözlerini içine bakarak cevap vermişti.

“Karımla sinemaya gidip akşam yemeği yemek istiyorum,” Alya adamın hayran bakışları altında utanırken bakışlarını kaçırarak cevap vermişti.

“Yarın olsun bakarız.” Cenk yerinden kalkarak sırtı kendisine dönük olan kızın yanına gitmişti. Alya’yı kendine döndürerek çenesinden tutup yüzüne bakmasını sağlamıştı.

“Güzel gözlerini benden kaçırma Alya, onlara bakmak huzuru hissetmemi sağlıyor. Senin yanında hiç olmadığım kadar huzurluyum.” Alya yutkunurken mavi gözlerini adamdan çekememişti. Cenk öyle güzel bakıyordu ki gözlerine o bakışları kaybetmek istememişti. Mutfağın kapısında duydukları boğaz temizleme sesiyle kendine gelen ikili hemen aralarına mesafe koymuştu.

“Ne yapıyorsunuz çocuklar?” Deniz Hanım az önce şahit olduğu manzara karşısında içinden şükrediyordu. Oğlu mutluydu, gelini olacak kız onu mutlu ediyordu. Üstelik Alya onun ikinci kızı gibi olmuştu.

“Çay koydum anne onu bekliyorum,” diyen Alya utansa da kadına gülümseyerek cevap vermişti.

“Oğlum hadi sen git bize marketten bir şeyler al. Evde pek bir şey kalmadı.”

“Olur anne, isterse ablamda gelsin benimle, yanlış bir şey almayayım şimdi.”

“Yok evladım, kuru bakliyat birkaç temizlik malzemesi lazım. Ev iki haftadır kapalıydı. Temizlik şart.” Cenk başını sallarken Alya’ya dönmüştü.

“Sen bir şey istiyor musun marketten?”

“Yok, şuanda evde her şey var bizim.” Cenk annesine aldırmadan genç kızın şakağını öperek mutfaktan çıkarken Alya arkasından şoka girmiş bir şekilde bakıyordu. Yanakları gittikçe kızarırken koluna dokunan temasla kadına bakmıştı.

“Allah senden razı olsun kızım, yıllar sonra oğlumu ilk kez böyle mutlu gördüm.” Alya kadının sözlerine ne diyeceğini bilememişti. O hala genç adamın onu şakağından öpmesinde kalmıştı.

“Allah senden de razı olsun Deniz anne, bana kucak açtınız. Cemile abladan ayırmadınız.”

“Neyse bu kadar duygusallık yeter. Akşama ne yemek yapacağız?” Alya kadının konuyu kapatmasıyla gülümseyerek demlediği çayı dinlenmeye bırakmıştı. Akşam için yemek planları yaparken banyosunu yapan Cemile de mutfağa girmişti.

“Oh maşallah gelin kaynana ne kaynatıyorsunuz?” Cemile’nin onlara takılmasıyla Alya gülümsemişti.

“Biz gelin kaynana değiliz, anne kızız… Değil mi anne?” diye Deniz hanıma sorarken kadın kızın yanağını okşayarak “Elbette öyleyiz kızım. Sen benim ikinci kızımsın,” dedi.

“Allah muhabbetinizi arttırsın. Cenk’i nereye gönderdiniz?”

“Markete gitti, gelir yarım saate. Seni de götürecekti ama banyoya girmişsin.”

“Öyle, keşke şampuanda alsaydı,” diye söylenen Cemile telefon etmek için mutfaktan çıkmıştı. Alya çayın yanına koymak için yolluk olarak hazırladıkları poğaça ve börekleri ısınması için fırına atmıştı. Kendi mutfağı gibi oldukça rahat hareket ettiği mutfakta arada gözleri onu izleyen Deniz hanıma takılıyordu.

“Ne yapmayı düşünüyorsunuz Alya?”

“Ne gibi anne?”

“Evlendiniz artık, çift nikahınızda kıyıldı. Düğüne daha var, ev düzmek için ne yapacaksınız.”

“Bilmiyorum daha konuşmadık biz.”

“Erkenden konuşsanız iyi edersiniz. Zaman dediğin çabuk geçiyor. Ev düzmek kolay değil.”

“Haklısın anne Cenk ile uygun bir zamanda konuşuruz.” Alya kapının çalmasıyla hızla kapıya yönelirken Cenk’i elleri dolu bir şekilde kapıda görünce hemen poşetlere uzanmıştı.

“Sen çekil Alya ben mutfağa bırakırım.” Alya itiraz etmeden kenara çekilirken Cenk paketleri mutfağa bırakarak sandalyeye çökmüştü.

“Su!” dediğinde Alya hemen sürahiden su doldurarak adama uzattı. Genç adam suyunu içinde Alya bardağı almak için elini uzattığında Cenk kızın elini tutarak avucunun içini öpmüştü.

“Su verenlerin çok olsun,” dediğinde Alya yutkunarak genç adama baktı.

“Şu şekilde davranmayı bırakmalısın, annene ayıp oluyor.”

“Ne şekilde?” Cenk kızın kızaran yanaklarına hayranlıkla bakarken onu zorladığının farkındaydı. Bu şekilde davranarak Alya’nın kendisine daha çabuk alışmasını istiyordu. Ona yakın olmak Cenk’in elinde olan bir şey değildi. Farkında olmadan Alya’nın dibinde buluyordu kendini. Alya bir uydu gibiydi Cenk için, ne yaparsa yapsın adamı kendisine çeken bir paratonerdi.

“Bu şekilde, annenin yanında mesafeni korumalısın.”

“Annem olmayınca öpebilirim öyleyse?” Cenk’in sorusuyla Alya neredeyse gülecek hale gelmişti. Başını iki yana sallayarak mutfaktan çıkarken salona geçip oturan iki kadına “Çay getireyim mi?” diye sordu. Cemile yerinden kalkarak kızı omuzlarından tutup oturtmuştu.

“Sen yoruldun hadi otur çayları ben dökerim.” Alya itiraz etmezken Deniz hanımın hemen yanına oturmuştu. Kadın televizyonda kadın kuşağı programı izliyordu.

“Bak şu şadın kocasını aldattı, sonra da başka adama kaçtı.”

“Kocasını aldattığı adama mı?” Alya kadının hevesle anlattığı olayı dinlerken Deniz hanımın elinde bir tek çekirdeği eksikti.

“Anne sana kaç kez söyleyeceğim böyle saçma programlar izleme diye?” Cenk elinde çaylarla salona girdiğinde söylenmişti.

“Ne var oğlum eğleniyorum,” diyen kadınla Alya gülümsemişti. Cenk genç kızın çayını önüne bırakırken kendi çayını da alarak Alya’nın karşısına geçip oturmuştu. Birkaç dakika sonra Cemile elinde atıştırmalıklarla salona girmişti. Hoş sohbet eşliğinde çaylarını içen aile akşama doğru Alya’nın kalkmasıyla dağılmıştı. Genç kız izin isteyerek evine çıkarken bu durum Cenk’in hoşuna gitmemişti. Alya’nın üst katta tek başına kalacak olması canını sıkıyordu. Akasya’nın bu akşam ailesiyle kalacağını biliyordu. Saat dokuz sularında dayanamayan genç adam ablasına bakarak “Abla sen bu akşam Alya ile kalır mısın?” diye sorunca Cemile şaşırarak kardeşine bakmıştı.

“Neden?”

“Akasya ailesiyle kalacak bu akşam, Alya yalnız.”

“İlk kez yalnız kalmayacak ya…” dediğinde Cenk sıkıntıyla ensesini ovalamıştı.

“Sen yine de onu yalnız bırakma.” Cemile gülerek yerinden kalkarken annesine sarılarak “Ben gelinin yanına çıkayım,” dediğinde Cenk’in yüzü daha da asıldı.

“Kocası burada duruyor, karımın yanına ablamı gönderiyorum. Ah kader…” derken Deniz Hanım oğlunun sözlerine neredeyse kahkaha atacaktı.

“İyi misin oğlum?”

“Anne ya ben bu kadar zor olacağını düşünmemiştim. Karım iki üst katta kalıyor, ben burada…” Deniz Hanım başını iki yana sallayarak oğluna gülmüştü.

“Bu durumu halletmek senin elinde. Alya’yı ikna etmek sana kalmış.”

“Ama üzülsün istemiyorum. Baskı altında bir karar almasına dayanamam. Aklı ve kalbi açık bir şekilde, tereddütsüz bana gelsin istiyorum.”

“O zaman sabredeceksin oğlum, şunun şurasında ne kadar var düğüne.”

“Yedi ay beş gün.”

“Ne?”

“Düğüne yedi ay beş gün var.” Deniz Hanım şaşkınlıkla oğluna bakarken Cenk dayanamayarak odasına çekilmişti. Bu gece genç adama uyku haramdı.

***

Genç kız sabah erkenden uyanarak üzerini değiştirirken kolunda ki saate bakarak kahvaltıya zamanı olup olmadığını anlamaya çalışmıştı. İlk dersine bir saat vardı. Zamanı olmadığını anladığında çantasını alarak evinden çıkarken merdivenlerden aşağıya inerken Cenk’in alt kapıyı açtığını görmüştü.

“Kahvaltı yaptın mı?”

“Zamanım yok Cenk, okulda atıştırırım bir şey.” Cenk onaylamaz bir şekilde genç kıza bakarken, “Az bekle geliyorum,” diyerek eve girmişti. Genç kız adamın evden çıkmasını beklerken Cenk elinde çantası ve sarılı olan sandviçi genç kıza uzatarak “Sen arabaya geç ben geliyorum,” dedi.

“Senin dersin öğleden sonra değil mi?”

“Evet ama sabah işim var okulda.” Alya nedense genç adama inanmamıştı. Arabaya geçerken birkaç dakika sonra da genç adama arabaya binmiş ve yola koyulmuştu.

“Okula gidene kadar sandviçini ye,” Cenk genç kıza kısa bir bakış atarken sinyal vererek ana yola çıkmıştı.

“Sen mi hazırladın?”

“Neden, karıma bir şey hazırlayamaz mıyım?” Alya gülümseyerek elinde ki sandviçi yerken gözü genç adamın yorgun yüzüne takılmıştı.

“Yorgun görünüyorsun, uyumadın mı?”

“Uyuyamadım!” Cenk’in sesi oldukça durgun çıkmıştı.

“Neden?” Cenk kıza dönerek buruk bir şekilde gülümseyerek cevap vermişti.

“Karımın başka evde olduğunu düşünüyordum.” Alya adamın sözleri ile lokmasını yutamayarak öksürmeye başlarken Cenk arabayı kenara çekerek hızla kıza dönmüştü. Arabanın kapısında buluna suyu açarak kıza uzatırken Alya dikkatli bir şekilde içmeye başladı.

“İyi misin?”

“Beni öldürmeye mi çalışıyorsun?”

“O nasıl söz Alya, sana bir şey olmasına dayanamam.”

“Cenk tekeri patlamış kamyon gibi hızlı gidiyorsun, biraz yavaş. Bu kadarı benim bünyeye ağır geliyor.” Cenk kızın boşta kalan elini alarak dudaklarına götürüp öpmüştü. Gözleri sevgiyle genç kıza bakarken Alya yutkunarak adama baktı.

“Sana olan sevgimi anlamıyorsun değil mi? İnan bende anlayamıyorum… İçime nasıl bu kadar çok işledin bilmiyorum. Alya, ben daha önce böyle olmamıştım. Tamam Seda’yla severek evlendik ama şuanda olan hislerimle önceki hislerimi karşılaştıramazsın bile. Ben sanki ben olmaktan çıktım. Tamamen sana karıştım.” Alya adamın sözleriyle mest olurken gözleri hüzünle parlamıştı. Bu hüzün mutluluktan gelen bir parıltıydı.

“Ben özür dilerim,” diyen kız Cenk’in merakla bakmasına neden olmuştu.

“Neden özür diliyorsun?”

“Her şeyi yokuşa sürdüğüm için. Evlendik ama eşin olarak senden uzağım. Oysa karını yanında istemen en doğal hakkındı. Senin hakkını elinden alıyorum.”

“Şişşt öyle konuşma, ben halimden mutluyum. Sonunda yolun bana çıkacaksa ben beklerim. Yeter ki sen mutlu ol.”

“Hakkını helal et olur mu Cenk, söz elimden geldiğince…” Alya’nın sözleri genç adamın parmakları tarafından susturulmuştu. Cenk parmaklarını kızın dudaklarına koyarak konuşmasını engellemişti.

“Öyle söyleme, biz çok mutlu olacağız. Aramızda hak hukuk yok. Şimdi geriye yaslan ve yemeğini ye.” Genç kız adamın dediğini yaparak sandviçini yemeye başlamıştı. Okulun güvenlik kapısından içeriye girdiklerinde Cenk direksiyonu yüksek lisans binasına doğru kırmıştı.

“Ben geçerdim bırakmana gerek yoktu.” Cenk kıza kısa bir bakış atarak gülümsemişti.

“Karım benimle görünmek istemiyor mu yoksa?”

“Ne alakası var Cenk, işin vardır diye.” Alya somurturken genç adam gülümseyerek kızın elini tutmuştu.

“Şaka yaptım Alya hemen alınma.”

“Alınmadım.”

“Belli oluyor, hemen yüzün sallandı.” Alya adama ters bir bakış atarak arabanın durmasıyla arabadan inmişti. Cenk arabadan inmeden arabanın camından seslenerek genç kızın durmasını sağlamıştı.

“Bir şey mi istiyorsun?” Alya şoför tarafına yaklaşarak Cenk’e bakmıştı.

“Öğleye seni almaya gelirim, telefonuna bakmayı unutma.” Alya gülümseyerek onu onaylamıştı. Ders sırasında Alya telefonunu sessize alarak gün boyu bakmayı unutuyordu.

“Tamam arada telefona göz atarım.”

“Hadi derse geç kalma,” diyen Cenk etraftaki öğrencilerin göz hapsinde olduklarını görünce rahatsız olmuştu. Alya’ya değen her bir bakışı kıskanması normal miydi? Alya’nın binadan içeri girdiğini gördükten sonra kendi binasına gitmek için oradan ayrılmıştı.

Genç kız attığı her adımla üzerine değen bakışları hissedebiliyordu. Onu ilk gören çekinmeden parmakla gösterirken nedeninin de farkındaydı. Kızın örtünmesi bazılarını şaşırtmış olmalıydı. Halbuki kıyafetlerinde pek bir değişim yoktu sadece başını örtme cesaretini bulmuştu sonunda. Üzerinde krem rengi pantolon üstü tunik vardı. Başındaki haki renk eşarpta kıza çok yakışmıştı. Sınıfından içeriye girdiğinde onu gören öğrencilerin sesi birden kesilmişti. Alya kimseye aldırış etmeyerek her zamanki gibi en arkadaki kapıya yakın olan masaya geçmişti. Hocanın derse girmesiyle sınıf yeniden sessizliğe bürünmüştü. Hoca elindeki kitapları masasının üzerine bırakarak masasının kenarına oturup sınıfı incelemeye başlamıştı.

“Evet arkadaşlar sınavlar nasıl geçti?” öğrenciler hep bir ağızdan konuşmaya başladığında hoca elini kaldırarak onları susturmuştu.

“Tek konuşun arkadaşlar, dediğiniz anlaşılmıyor.” Hocanın uyarısıyla her zamanki gibi ilk konuşan sınıf temsilcisi olmuştu.

“Hocam sorular çok kazıktı. Çalışmamıza rağmen zordu.”

“Öyle mi? Ama diğer hocalarınızdan duyduğuma göre sınıfınızda oldukça başarılı öğrenciler varmış.” Alya önündeki kağıda bir şeyler karalarken sınıfta konuşulanları duymuyordu bile.

“Ama hocam siz diğer hocalara niye kulak asıyorsunuz, siz sorularınızı daha kolay sorsaydınız çok güzel olurdu.” Adam öğrencinin isyanına gülümsemişti.

“Herkes notlarına baktı mı?” Sınıftan homurtularla birlikte ‘evet’ sesleri yükselirken Alya başını kaldırarak öğrencilerin neden bağırdığını anlamaya çalışıyordu. Gözleri kendisini dikkatle süzen hocayla çakıştığında bakışlarını çekmeden öylece adamın yüzüne bakmıştı.

“Kimler kaç aldı bir bakalım,” diyerek masanın üzerinde ki kağıdı eline aldığında öğrenciler hemen itiraz etmişti. Kimse notunun açık bir şekilde söylenmesini istemiyordu.

“Hocam lütfen duymak istemiyoruz.”

Neden, bunlar sizin çabalarınızın karşılığı.”

“Yine de ne kadar çabaladığımızı kimsenin duymasına gerek yok,” diyen öğrenciye gülen kalabalık hocayı da güldürmüştü. Sınıfın kapısı tıklatıldığında içeri giren Akasya ve Ahmet hocadan özür dilerken adam ikisini tahtada bekletip elindeki kağıda bakmıştı.

“Geç kalmanızın cezası olarak bu iki arkadaşı ifşa edebilirim, değil mi?” dediğinde sınıf gülmeye başlamıştı. Akasya ne olduğunu anlayamasa da hocanın “Adınız ne?” sorusuna aldığı cevaplarla adam sonuç kağıdına bakarak tek kaşını kaldırmıştı.

“Akasya,” diyerek başını kaldırıp kızın yüzüne bakmıştı. Genç kız gergin bir şekilde yutkunurken Alya bu durumda hiç hoşlanmamıştı.

“Aferin sana notun oldukça iyi. Doksan almışsın sınavdan,” dediğinde sınıfta bir şaşkınlık oluşmuştu.

“Hocam emin misiniz? Akasya’nın doksan aldığı nerede görülmüş,” diyen öğrenciyle Alya dişlerini sıkmaya başlamıştı. Akasya ise ilk sınıftan beri aynı şubede olduğu öğrenciye ters bir bakış atmıştı.

“Ne yani kopya mı çekti arkadaşınız?” hocanın sözleri ile Akasya hemen atılmıştı.

“Hocam kopya çekmedim.”

“Akasya kendini açıklamak zorunda değilsin.” Alya dayanamayarak konuşmuştu. “Ayrıca arkadaşının aldığı puana çamur atana kadar siz dersinize çalışsaydınız da aynı puanı alsaydınız.” Alya’nın sert sözleri sınıfta yankılanırken hoca araya girmişti.

“Arkadaşına kefilsin yani kopya çekmedi!”,

“Elbette kefilim, biz sabahlara kadar beraber çalıştık. Her ders sonunda aldığı notları sürekli tekrarlayan bir öğrenciden bahsediyoruz. Kıskançlıklarını az ötede yaşasınlar.” Alya’nın sözleri sınıfta uğultu olmasına neden olurken hoca tatil sonrası farklı bir şekilde dönen kızı dikkatle incelemişti.

“Şimdi ona bir soru sorsam cevaplayacağına emin misin?” Alya adamın meydan okuyan bakışlarına aynı şekilde karşılık vermişti.

“Anlattığınız üniteler içindeyse elbette verebilir.” Hoca kızın neden bahsettiğini anlayınca gülümsemeden edemedi. Akasya Alya’ya oturması için içten içe söylenirken bu kez Ahmet’in notu sınıfta açıklanmıştı. Genç adam Akasya’dan beş puan az aldığı için yeniden hedef haline gelmişti.

“Hocam biz itiraz ediyoruz bu duruma. İkisi de Alya’nın arkadaşı, Alya da malum hocalardan birinin sevgilisi,” dediğinde Alya öfkeyle elini masaya vurmuştu.

“İftiranızı kendinize saklayın. İki arkadaşım da o puanları kendi emeğiyle aldı. Kaldı ki sevgilim diye addettiğiniz hoca benim eşimdir. Haddinizi bilin!” Alya öfkeyle keyifle olanları izleyen hocaya bakarken dişlerini sıkmaya başlamıştı. Sınıfta Alya’nın evlendiğine dair fısıldamalar başlarken hoca araya girecekken kız öğrencilerden biri araya girmişti.

“Kocan mı kapanmanı söyledi?”

“Bu seni ilgilendirmez. Ama yine de cevaplayayım, bu benim hür irademle aldığım bir karardı.”

“Hür iradeymiş duydunuz mu?” kızlar kendi aralarında kıkırdarken hoca elini masaya vurarak sessizliği sağlamıştı.

“Herkes sussun arkadaşlar. Bu arada bir daha arkadaşlarınıza bu şekilde ithamlarda bulunmayın. Sınıfın durumu genel itibariyle fena sayılmaz. Aranızda sınavdan tam puan alan tek arkadaşınız var. Kim olduğunu söylemeyeceğim, o elbette kendini biliyordur.”

“Ama hocam bu haksızlık değil mi? Ne bilelim kocasının ona soruları almadığını?”

“İlk olarak soruları bizler hazırlıyoruz, Alya’nın eşi değil. Sınav bitene kadar diğer hocalara göstermiyoruz bile. Ayrıca bu günün dersini Alya arkadaşınız anlatacak, belki bu şekilde fikrinizi değiştirirsiniz.”

“Bunu yapmak istemiyorum hocam, kimsenin ne düşündüğü umurumda değil. Kendimi ispatlamak zorunda değilim.”

“Ama ben istiyorum, tahtaya çık Alya, bu gün sınıfın hocası sensin.” Alya istemeye istemeye tahtaya çıkarken dersin hocası ön sıralardan birine geçerek oturmuştu.

“Konumuz ne hocam?” Alya’nın kendinden emin bir şekilde hocaya bakarken kaçışının olmadığının da farkındaydı. Madem kaçamıyordu bu durumdan o zaman en güzel şekilde işini yapardı.

“İğne yapraklı ağaçları anlatacağız bu gün!” Alya derin bir soluk alarak neden bu konuyu işlediklerini düşünmeye başlamıştı. Bu konu ilk sınıfta anlatılıyordu. Yüksek Lisansta neden anlattıklarını anlamamıştı.

“Hocam anlatamayacak sanırım, bu kadar düşündüğüne göre…” öğrencilerden biri hasetle konuşurken Alya gözlerini kısarak çocuğa bakmıştı.

“Düşünmemin nedeni neden birinci sınıf konusunu yüksek lisansta gördüğümüze anlam verememiş olmamdır.” Alya’nın sözlerine hoca göstermeden gülümserken arka kapının açılmasıyla sınıfa daha önce sınıfta görmediği birkaç kişinin girmesi bir olmuştu.

“Sen devam et Alya, onlar misafirlerimiz!” Alya umursamayarak arkasını dönerek tahtaya yaklaşmıştı. Kenardaki tahta kalemini eline alarak kocaman harflerle ilk yazdığı şey “Her iğne yapraklı ağaç Çam ağacı değildir!” olmuştu. Birçok öğrenci kocalağı olan ve iğne yaprağını gördüğü ağaçlara çam ağacı diyerek sıyrılıyordu.

Başlığın altını kalın iki çizgiyle çizerek öğrencilere dönmüştü. Tahtaya kısa küçük notlarla anlatmaya başladığı dersi büyük bir dikkatle dinleyen öğrencilere kısa bir bakış atarak yeniden tahtaya bu kez tablo olarak anlattığı ağaç türlerini yazmaya başlamıştı. Ağaçların Latin isimleriyle birlikte Türkçe isimlerini yazan genç kız son noktayı koyduğunda yeniden öğrencilere dönerek “Sorusu olan var mı?” diye sormuştu. Ders her zamanki gibi beklediğinden erken bitmişti.

“Bu ağaçları nasıl ayırt edeceğiz?”

“Ağaçların iğnelerinin şekli, kozalaklarının şeklinden ayırt edebilirsiniz. Ağacın kabuğunun rengini, kokusunu bilmelisiniz. Geriye çekilin ve ağacın gövdesini inceleyin. Bu şekilde karşınızdaki ağacın ne türde bir iğneli olduğunu anlarsınız.”

Genç kız sınıfın kendisini dikkatle dinlediğini görünce sevinmişti. Her zaman hitabet gücü yüksek biri olmuştu. Hocasına kısa bir bakış atarken adam oturduğu yerden kalkarak Alya’nın yanına geçti.

“Alya arkadaşımıza teşekkür ediyoruz. Ders bitti çıkabilirsiniz arkadaşlar!” Alya masasına giderek toparlanırken Akasya ve Ahmet yanına gelerek gülümsemişti.

“Muhteşemdin Alya, bu konuyu ilk kez bu kadar iyi anladım. Bence sen harika bir hoca olurdun.”

“Teşekkür ederim, hadi gidip çay içelim,” dediğinde dikkatli bakışlar arasında sınıftan çıkmıştı. Ardından onun için planları olan gurubun varlığını bilmeden.

***

Alya için sürprizler var sanırım. Bakalım ne olur. Sonraki bölümde bir çok olay bitecek. Umarım aklımdakileri yazabilirim. Yorumlarınızla beni yalnız bırakmadığınız için teşekkür ederim. Son olarak Lütfen ALINTILARI PAYLAŞTIĞIM YOUTUBE KANALIMA ABONE OLUP BANA DESTEK OLUNUZ! ABONE OLMAK İÇİN TIKLAYINIZ!

****

49. BÖLÜM <<<<<——->>>>>> 51. BÖLÜM

26542cookie-checkGelincik Çiçeği 50. Bölüm
mermaridyy hakkında 349 makale
Yasemin Yaman KTÜ Orm. End. Müh. mezunu. Şuanda Parola Yayınlarında yazar. Hobileri yazmak, müzik dinlemek, basit çizimler yapmak ve manga okumak. Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen, Sen Olmadan Asla, Kara Duvak, Hep Seni Bekledim adında beş kitabı basıldı.

9 yorum

  1. Bu kızın etraftan nwdir çektiği çok merak ettim tine neler planlıyorlar daha önceki olaylardan ders almadılarsa yapacak bir şey yok onlarda kendi düşen ağlamaz sözünü uygularlar .Cenk gerçektende kendini aştı elinden gelse Alyayı çanta gibi yanında taşıyacak ama çok tatlılar .Emeğinize.saģlık.

2 geri izleme / bildirim

  1. Gelincik Çiçeği 49. Bölüm – Yazmak Cesaret İster!
  2. Gelincik Çiçeği 51. Bölüm – Yazmak Cesaret İster!

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*