Aralık 7, 2022 Yazarı mermaridyy 13

Gelincik Çiçeği 53. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Bu hafta normalde bölüm yayınlamayacaktım ama can sıkıntısından biraz mola verip bölümü tamamladım. Umarım beğenirsiniz. Keyifli okumalar!

****

Genç kız önden yürüyerek en yakın kantine girerken yanındaki kadının ortama ne kadar aykırı durduğunu düşünmeden edememişti. Öğrencilerden uzak boş masalardan birine geçip oturduğunda kadının da karşısına geçip oturmasını beklemişti.

“Burada mı konuşacağız?” kadının memnuniyetsiz ifadesi Alya’nın göz devirmesine neden olmuştu.

“Nerede konuşmak istiyordun Seda?” Seda genç kızın karşısına geçip otururken sıkıntıyla etrafına bakmıştı. Alya kadının neden okula kadar kendisi ile konuşmak istediğini anlayamıyordu. Üstelik sabahın bu saatinde nasıl okulunu bulmuştu.

“Seni takip ettim?”

“Anlamadım?” Seda genç kıza gülümseyerek bakmıştı.

“Buraya nasıl geldiğimi merak ettiğini düşünmüştüm. Seni takip ettim.”

“Nedenini öğrenebilir miyim?” Alya oldukça ifadesiz bir şekilde genç kadına bakıyordu. Seda elini kaldırarak kantin görevlisine “İki çay verir misin?” dediğinde adamın ters bakışlarıyla karşılaşmıştı.

“Burada çayını sen alısın, birileri sana getirmez.” Alya kadının bunu bildiğine emindi. Ancak neden böyle davrandığını anlamamıştı.

“Çay ısmarlamayacak mısın?”

“Ben öğrenciyim sen ısmarla.” Alya girdikleri tartışma konusuna neredeyse gülecekti. İkisi de birbirini tartıyorlardı. Seda bir süre daha oturduktan sonra yerinden kalkarak topuklu ayakkabılarının çıkardığı sesle büfeye gitmişti. İki çay alıp geri döndüğünde Alya genç kadının tüm bakışları üzerine çektiğinin farkında. Önüne bırakılan çayla geriye yaslanıp “Teşekkür ederim,” dedi. Seda başını iki yana sallarken Alya devam etmişti.

“Benimle ne konuşacaksın?”

“Belli değil mi? Cenk hakkında konuşmak istiyorum.” Alya kaşlarını çatarak cevap vermişti.

“Kocamın eski eşiyle onun hakkında konuşmak pek prensibim değildir.”

“Özür dilerim,” diyen genç kadında Alya duraksamıştı. Seda’nın kendisinden özür dilemesini kesinlikle beklemiyordu. Kızın şaşkınlığına gülümseyen kadın konuşmasına devam etmişti. “Amacım sizi rahatsız etmek değildi. Cenk’in evlendiğini bile bilmiyordum. Kim bilmiyorum ama biri bana Cenk’in numarasından mesaj attı. Belki biliyorsundur ama Cenk ile aramızdaki sorunları halledip saygı çerçevesinde arkadaş olabileceğimize karar vermiştik. Cenk ne zaman bana ihtiyaç duyarsa ona yardımcı olmak için elimden geleni yapacağımı bilir. Aynı şekilde benim de ihtiyaç halinde ondan yardım alabileceğimi biliyorum.”

“Ne söylemeye çalışıyorsun?”

“Dün akşam Cenk gerçekten kötü görünüyordu. Seni sevdiğini söylerken oldukça samimiydi. Duygular konusunda samimiyetsiz asla olmadı Cenk. Benim yüzümden aranızın bozulmasını istemiyorum. Aslında hayatını düzene koyduğu için çok sevindim.” Alya dikkatle genç kadını dinlerken kadının gözlerinde ki hüzünden hoşlanmamıştı.

“Neden ayrıldınız?”

“Ben ona ihanet ettim!” dediğinde Alya kaşlarını yukarıya kaldırmıştı. Aslında neden ayrıldıklarını biliyordu ancak birinci ağızdan öğrenmek istemişti. Cenk’e sormasına olanak yoktu. Arya’nın anlattığı kadarına vakıftı.

“İhanet?”

“Ondan habersiz bebeğimize kıydım.” Genç kadının gözleri dolarken bakışlarını kaçırmıştı.

“Bunu neden yaptın Seda?” Seda buruk bir şekilde gülümseyerek kıza bakmıştı.

“Doktor sakat doğacağını söylemişti. Bu dünyada sakat bir çocuk büyütmek istemedim. Bu sorumluluk çok fazlaydı. Annemim de psikolojik oyunlarıyla ikna oldum… Belki bahaneydi ama sonradan bebeğimin hiçbir sorunu olmadığını öğrenince yaptığımın cezasını çektim. Hala çekiyorum… Bazen uykularıma ağlayan bebek sesleri duyuyorum. Tedavim devam ediyor. Belki iyi olacağım ama vicdanım asla rahat olmayacak.” Alya kadın için üzülmeden edememişti.

“Sakat bir olsa Allah’ın verdiği cana biz kullar kıyamayız.” Alya’nın yumuşak ses tonuyla söylediği sözlerle Seda’nın gözünden bir damla yaş akmıştı.

“Bu bilinçte olmayan birçok anne adayı var. Tıpkı benim gibi. Benim en büyük hatam anneme karşı çıkamamak oldu. Annem hep aramızdaydı. Belki haddim değil ama Cenk ile arana aileni asla sokma. Ben o hatayı yaptım ve sonuç belli.”

“Neyse hala sadede gelmedin. Benden ne istiyorsun?”

“Özür dilemek istedim, mümkünse benim yüzümden Cenk’e kızmamanı. Yeniden onun hayatını altüst etmek istemiyorum. Bu gün ayrılacağım buradan ama sizinle uğraşan birilerinin olduğunu düşünüyorum. Cenk yalan söylemez, mesaj atmadım dediyse doğrudur. Ama bende yalan söylemiyorum, bana Cenk’in numarasından gelmeme dair mesaj geldi. Acil olarak da eklendi.” Seda telefonunu genç kıza uzatırken Alya telefonu alarak mesajı göstermişti. Kaşları okuduklarıyla çatılırken derin bir nefes aldı. Kimin yaptığını bilmiyordu ama bu tarz bir mesaj Cenk’e asla uymuyordu. Kısa sürede bunu kendisi bile anlarken Seda’nın anlayamamasına şaşırmıştı. Ne de olsa yıllarca evli kalmışlardı.

“Bu konuyu Cenk ile aramda halledebileceğime eminim. Yine de teşekkür ederim.” Seda yerinden kalkarak yukarıdan Alya’ya bakmıştı. Arya ile ikiz oldukları için genç kadın derin bir nefes aldı.

“Biliyorsun değil mi? bir kopyan benim evimde ve ben ona her baktığımda seni hatırlayacağım.”

“Bu senin problemin. Sende o olaylarda ne benim ne de Arya’nın bir dahili olmadığını biliyorsun. Bizi resmen kendine bahane olarak kullandın. Açık bir şekilde Cenk ile konuşsaydın bu olanlar yaşanmayabilirdi. Bir yandan da sana teşekkür etmek zorundayım. Sayende Arya mutlu bir evlilik yaptı. Başta şey görünen sonradan hayr olabiliyor.” Seda kafasını sallarken elini uzatmıştı.

“Tekrar görüşür müyüz bilmiyorum ama görüşmemek dileğiyle. Hayatınızda mutluluklar dilerim. Çünkü ben mutlu olmak için elimden geleni yapıyorum.” Alya kadının elini sıkıp sıkmamakta oldukça kararsız kalmıştı. Yerinden kalkarak Seda’nın elini sıkarken diline hakim olamayarak sormuştu.

“Tek başına gidebilecek misin?” Seda kızın sorusuna gülümsemişti.

“Tek olduğumu kim söyledi, yanımda bir arkadaşım var.” Seda kapıya döndüğünde Alya onun yaklaştığı adama kısa bir bakış atmıştı. Onu daha önce Aras eniştesinin yanında gördüğüne emindi. Adam kısa bir baş selamı ile Alya’yı selamlarken Seda’nın beline elini koyarak oradan uzaklaştırmıştı. Genç kızın kaşları çatılırken aklı adamın kim olduğundaydı. Gözleri pencereye döndüğünde ise kendisine öfkeyle bakan kadını görünce derin bir ‘af’ çekmişti. Bu gün hiç bitmeyecek gibiydi. Çantasını alarak kantinden çıkarken kadın önüne çıkıp durmasını sağlamıştı.

“Sizinle uğraşamayacağım Ayfer Hanım, lütfen önümden çekilir misiniz?”

“Ne kadar gurursuzsun. Nişanlının eski karısı geldi ve sen onunla oturmuş çay içiyorsun.” Alya kadının sözleri ile duraksamıştı. Gözlerini kısarak karşısında ki fettan kadına bakarken çevredekilerin de onları izlediğini görünce geri adım atmıştı. Anlaşılan olay çıkarmaya çalışıyordu.

“İlk olarak Cenk nişanlım değil, eşim. İkincisi sizin de söylediğiniz gibi eski karısı,” dediğinde sesini alçaltarak devam etmişti. “Onu sen çağırdın değil mi?” Alya kadının böyle bir şey yapmış olabileceğine imkan vermese de sormaktan zarar gelmezdi. Ayfer hoca omzunu silkerken Alya inanamayarak ona bakmıştı.

“Gerçekten hasta ruhlu birisiniz. Şimdi çekilin önümden yoksa öğrencilerin önünde rezil olacaksınız.” Ayfer hoca etrafına kısa bir göz attıktan sonra kenara çekilmişti.

“Bu iş burada bitti sanma Alya, seni yaptığına pişman edeceğim.” Alya kadının yanına durarak cevap vermişti.

“Hala nefret kusuyorsunuz. Bir kez olsun hatanızı kabul edin Ayfer Hanım, bu kafayla çok zarar görürsünüz.”

“Sen kime akıl veriyorsun.” Ayfer öfkeyle tıslarken Alya gayet ciddi bir ifadeyle ona bakmıştı.

“Aklı olmayan size tavsiye veriyorum.” Alya hızlı adımlarla oradan uzaklaşırken kolunda ki saate bakarak dersine ne kadar kaldığına bakmıştı. Yarım saatten fazla olduğunu görünce öğrenci işlerine doğru ilerledi. Binadan içeriye girdiğinde adımları sakin bir o kadar hızlıydı. Bölümüne bakan kişinin odasının kapısını tıklatarak içeriye girdiğinde aklı tamamen boşalmıştı.

***

“Anne Alya aşağıya inmedi mi?” Cenk uyanır uyanmaz aşağıya inerek annesinin hazırladığı kahvaltıya oturmuştu. Deniz Hanım üzgün bir şekilde başını sallarken Cenk sıkıntıyla nefesini dışarıya verdi.

“Giderken kapıyı almadı.”

“Hala evde olmalı, dersi geçti saatteydi.” Deniz Hanım oğlunun sözlerine rağmen Alya’nın çoktan okula gittiğine emindi.

“Seda da sabah erkenden çıkmış. Her şey için teşekkür ediyor.” Cemile mutfağa girdiğinde elindeki notu kardeşine uzatmıştı.

“Niye geldi niye gitti hiç bir şey anlamadım.” Cenk kendi kendine konuşurken hızlıca kahvaltısını yapmaya devam etmişti.

“Söyledi ya mesaj atmışsın kadına,” diyen ablasına genç adam ters bir şekilde bakmıştı.

“Bu söylediğine sen inandın mı abla, ben neden ona mesaj atayım? Hem de Alya’nın adresini vererek.” Cenk’in cevabı ile Cemile duraksamıştı. Onun da aklına yatmıyordu ama Seda gayet ciddi bir şekilde konuşuyordu.

“Ben bilmem, ne yaparsan yap akşama gelinimin gönlünü almadan bu eve gelme.” Deniz Hanım son noktayı koyarken Cenk kahvaltısını bitirerek hazırlanmak için odasına geçmişti. Yarım saat sonra okula gitmek için evden çıktığında Alya’ya bakmak için üst kata çıkıp genç kızın kapısını çalmıştı. Ona kapıyı açan Akasya, Alya’nın sabah erkenden gittiğini söylediğinde genç adamın yüzü asılmıştı. Alya resmen ondan kaçmıştı. Okula gitmek için arabasına binerken içi sıkıntılıydı. Alya’yla konuşması, olanları düzgün bir şekilde açıklaması gerekiyordu ama ne açıklayacağı konusunda hiçbir fikri yoktu.

Araba ağır bir şekilde trafikte ilerlerken radyodan yükselen hafif Karadeniz parçası genç adamı düşüncelere daldırmıştı. Haftaya araştırmaya katılmak için yurtdışına çıkacaklardı ve Alya ile hazırlıklarını yapmaları gerekiyordu. Üniversitenin güvenlik kapısından içeriye girerken sağlı sollu park edilen araçlar arasında park yeri bakınmaya başladı. İlk boş bulduğu yere arabasını park ederken çantasını alarak bölüm binasına doğru seri bir şekilde yürümeye başladı.

“Cenk hocam, günaydın nasılsınız?” Sefa hoca hızlı adımla genç adama yaklaşırken Cenk’te ona karşılık vermişti.

“Günaydın Sefa hocam, Asya hoca yok mu?” Cenk adamı her gördüğünde mutlaka yanında Asya hoca olduğu için sormadan edememişti. Sefa gülümseyerek başını iki yana sallarken Cenk yakın arkadaşı olan adamın omzuna hafif bir şekilde vurmuştu.

“Henüz gelmedi hocam,” derken okulda oldukları için resmi konuşmaya dikkat ediyordu.

“Anlaşıldı, siz yine bir adım ileri gidemediniz.” Cenk’in gülmesiyle Sefa hoca kaşlarını çatmıştı.

“Aksine beni kabul etti. İkimiz de daha dikkatli yaklaşıyoruz bir birimize. Biliyorsun Asya yaralı bir kadın, onun üzerine gitmek istemiyorum.” Cenk sevinerek adama bakmıştı.

“Sizin adınıza çok mutlu oldum hocam, inşallah yakın bir zamanda güzel haberinizi de alırız.”

“Ne yaptın oğlum, ne bu acele?” diyerek odasına girerken Cenk’te onu takip edip odaya girmişti.

“Niye öyle söylüyorsun, ikinizde mutlu olmayı hak ediyorsunuz.”

“Eyvallah kardeşim de bunun için çok erken. Asya’nın bu aralar kafası çok dalgın. Hala teklifimi nasıl kabul etti anlamadım.” Sefa birkaç gün önce Asya’nın evine giderek annesiyle sohbet etmişti. Kadının anlattığı bazı şeyler genç adamı etkilerken şehit bir adamın sevdiği kadını sevmek nedense gurunu okşamıştı. Asya başta kendisine mesafeli dursa da son birkaç günde daha yakın davranıyordu. En azından eskisi gibi gözlerini kaçırarak ya da tedirgin olarak konuşmuyordu. Doğaldı, her haliyle içtendi…

“Neyse sen yine de fazla uzatmamaya çalış.” Sefa gülümseyerek telefonu kaldırıp odasına iki çay söylemişti.

“Beni bırak da akşam ne oldu öyle? Ne hevesle gelmiştik,” dediğinde Cenk’in yüzü düşmüştü.

“Öyle, güzel bir gece geçirecektik. Tabi davetsiz misafirimiz olmasaydı.”

“Gerçekten gelen eski karın mıydı?” diye soran adama başını sallayan Cenk sıkıntıyla nefesini dışarıya bırakmıştı. “Öyle,” dedi.

“Alya kötü olmuştur. Bir anda onunla karşılaşınca kızmıştır.”

“Bilmiyorum ama akşam benimle konuşmak istemedi. Sabahta bana görünmeden okula geldi.”

“Geçmiş olsun kardeşim, ilk kavganızı edeceksiniz anlaşılan.”

“Alya kavgacı değildir. O sessizlikle cezalandırır beni. Benim bir suçum yok ki neden böyle oldu anlamadım.”

“Ona da bu şekilde anlat.” Kapının tıklatılmasıyla kantin çalışanı elinde iki çayla odaya girmişti. Adam Cenk hocayı görünce gülümseyerek selam vermişti.

“Hocam nasılsınız? Evlenmişsiniz tebrik ederim.”

“Teşekkür ederim,” diyen Cenk susmuştu. Ama adamın anlatacakları olacak ki susmamıştı.

“Sabah senin hanımla bir kadın kantinde konuşuyordu. Sonra da Ayfer hocayla sanki atıştı gibi geldi.” Cenk elinde ki bardağı sert bir şekilde masaya koyarken kaşları çatılmıştı.

“Ne demek tartıştılar. Ayfer hoca Alya’ya bir şey yaptı mı?” Adam Cenk’in tepkisinden korkarak geri çekilirken yutkunarak cevaplamıştı.

“Yok bir şey yapmadı. Kısa konuştular zaten.” Cenk yerinden kalkarak odadan çıkarken Sefa kaşları çatılı bir şekilde adama baktı.

“Abi ne yapacağız senin bu dedikoducu halini?”

Cenk hızlı adımlarla kendi odasına giderken Alya’nın orada olmasını umut ediyordu. Bu gün diğer sınıfına Alya girecekti ve kendi odasında olma olasılığı oldukça fazlaydı. Odasının kapısının kolunu aşağı indirince kilitli olmasından Alya’nın odada olmadığını anlamıştı. Yanından geçen öğrencilerden birini durdurarak “Alya hocayı gördün mü?” diye sordu. Öğrenci başını sallayarak “Az önce derse girdi hocam,” dediğinde Cenk başını sallayarak saatine bakmıştı. Kendisinin de derse girmesi gerekiyordu. Odasının kapısını açarak ders için kullandığı bilgisayarı alıp yeninden kilitlemişti. Dersliğe doğru hızlı adımlarla ilerlerken aklı genç kızda kalmıştı.

***

“Evet çocuklar nerede kalmıştık, hatırlayan var mı?” Alya masanın kenarına oturup öğrencilere kısa bir göz gezdirmişti.

“Hocam beşimdi bölümdeyiz.” Alya öğrenciyi onaylayarak ön sıradaki öğrenciye slayttan beşinci üniteyi açıp bırakmasını söylemişti. Genelde dersi slayttan anlatmasa da öğrencilerin önünde bilgi olsun diye açık kalmasında yarar görüyordu.

“Zararlılar hakkında ne biliyorsunuz?”

“Bizden uzak durmaları lazım hocam,” diyen öğrencinin arkadaşına bakarak konuşması Alya’nın gözlerini kısmasına neden olurken arkadaşlarını güldürmüştü. Sınıfın sessizleşmesini sağladıktan sonra aklına gelen şeyle duraksamıştı.

“Arkadaşlar derse başlamadan önce bir duyuru yapacağım. Haftadan sonra dersinize başka bir hoca girecek.”

“Aaa ama hocam bizi bırakmayın.” Alya öğrencilerin tepkisine gülümserken devam etmişti.

“Arkadaşlar bir araştırma gezisine davetli olarak katılacağım. Birkaç hafta yokum yani. O yüzden dersinize iyi çalışın. Geldiğim de hala size ders vermem istenirse söz işlediğiniz konular üzerinden hızlı bir geçiş yaparız.”

“Hocam araştırma nerede olacak? Biz katılabiliyor muyuz?”

“Yurtdışında arkadaşlar. Şuanda tam olarak nereye gidileceğini bende bilmiyorum. Haber bekliyorum.”

“Vay be hocam siz öğrenciyken böyle davetler alıyorsanız ilerde sizi düşünemiyorum bile.”

“Sizde davet edilmek istiyorsanız bir şeyler öğrenmeye çalışın. Mesleğinizi severek okuyun ve icra edin. Bu kadar gevezelik yeter, derse geçelim.” Alya iki saatlik blok derste oldukça fazla konu işlemesine rağmen öğrencilerde yorgunluk belirtisi göremeyince tek kaşını kaldırarak “Çıkmak istemiyorsunuz sanırım?” diye sordu. Öğrenciler saatlerine baktığında şaşkınlıkla “Hocam on dakika sonra diğer ders başlayacak,” diye hayıflanırken Alya gülerek notlarını toplamaya başlamıştı.

“Hadi gidip bir çay için. Hocanız sizi beklemesin,” dedi. Hızlı bir şekilde sınıf dağılırken öğrencilerden birinin “Tuvaletim geldiğini bile anlamadım oğlum,” dediğini duyunca gülmemek için kendisini zor tutmuştu. Başını çevirip kapıda gördüğü sima ile gülümsemesi silinen genç kız çantasını alarak kapıya yönelmişti.

“Alya konuşabilir miyiz?” Cenk genç kızın önünde dururken Alya öğrencilerin meraklı bakışları altında dişlerinin arasından konuşmuştu.

“Burası uygun bir yer değil Cenk hocam,” genç kızın sözleriyle bazı öğrenciler fısıldaşmaya başlamıştı.

“Bunlar kavga mı etti, niye soğuk duruyorlar?” dediğinde diğer öğrenci “Sabah Ayfer hoca yine Alya hocaya çatmış diyorlar ondan olmasın,” dedi. Alya konuşan öğrencilere kısa bir bakış atarak Cenk’in yanından geçip odasına doğru ilerlemeye başlamıştı. Genç adam kızın peşinden odaya girerken Alya elindeki çantayı masanın üzerine bırakarak adama döndü.

“Seni dinliyorum Cenk!”

“Bak dün akşam olanlar için özür dilerim. Vallahi beni çağırmadım onu.”

“Biliyorum,” diyen genç kızla şaşıran adam duraksamıştı.

“Biliyor musun?”

“Eski karını benim evime çağıracak kadar düşüncesiz olmadığını biliyorum Cenk. Benim sana kızdığım şey onu sen çağırmamış olabilirsin ama evime sen soktun. Başka bir yerde konuşabilirdiniz.”

“Ben özür dilerim o an o kadar şaşkındım ki ne yaptığımın farkında değildim.” Cenk üzgün bir şekilde genç kıza bakarken Alya derin bir nefes vermişti.

“Sana kızmıyorum, elinde sonunda karşılaşacaktık. Senin aracınla ya da Aras eniştemin aracılığıyla. Bu kadar erken ve burada olmasını beklemiyordum.” Cenk karısına yaklaşarak ellerini tutmuştu. Alya geri çekmek için çaba harcamazken başını kaldırıp adama bakmamıştı.

“Neden bana bakmıyorsun?”

“Sana bakmak istemiyorum.” Alya’nın ani cevabı ile genç adam üzülmüştü.

“Benden nefret mi ediyorsun? Yüzümü bile görmek istemiyor musun?” Alya duyduğu şeyle hızla başını kaldırarak adama baktı.

“Saçmalama Cenk, senden neden nefret edeyim? Sana bakarsam beni çok çabuk ikna edersin. Bunu istemiyorum.” Cenk kızın sözleriyle rahatlayarak gülümsemişti. Ağır bir şekilde Alya’yı kendine çekerek sıkıca sarıldı. Genç kızın başı göğsüne yaslanırken adam huzuru yüreğinde hissetmişti.

“Özür dilerim, seni kırdığım için. Daha düşünceli olamadığım için…” Cenk bir süre sessiz kalınca Alya araya girmişti.

“Bunları konuşmayalım artık. Bu gün öğrenci işlerine uğradım. İki haftalık izin için ne yapmam gerektiğini sordum. Neden izin kullanacağımı öğrenince bölüm başkanından yazı almamı istediler.” Cenk gözlerini kapatıp kızı hissederken onun neden bahsettiğini bile anlamıyordu. Alya kocasının onu dinlemediğini anlayarak geri çekilirken kaşlarını çatarak adama baktı.

“Cenk beni dinlemiyor musun?”

“Hım ne diyordun hayatım?” Alya başını iki yana sallarken çantasını alarak kapıya yöneldi.

“Ben Asya hocaya bakıp dersime gideceğim. Akşama evde konuşuruz.”

“Dur nereye? Yemek yeseydik beraber.”

“Aç değilim, bu arada sende ne yapacağını düşünürsün.”

“Hangi konuda?” Cenk şaşkınlıkla odadan çıkan kızın ardından bakarken Alya kapıyı kapatarak bir aç kapı ilerde olan Asya’nın odasına doğru yürümeye başlamıştı.

***

“Anne sence Cenk ile Alya barışmış mıdır?” Cemile önünde ki sarmayı sararak tencerein içine bırakırken annesine bakmıştı. kadın sabahtan beri dalgın bir şekilde dolanıp duruyordu.

“Anne?”

“Efendim,” diyen kadın kızına dönerken Cemile endişeyle annesine bakmıştı.

“Sen iyi misin anne?”

“Sence Cenk Alya’nın gönlünü alabilmiş midir?” diye soran bu kez Deniz Hanım olmuştu. Cemile başını iki yana sallayarak “Bilmiyorum,” dedi.

“Ara kardeşini de sor o zaman,” diyen kadın ellerini silerek telefonunu kızına uzatmıştı.

“Anne biraz sakin mi olsan? Neden bu kadar endişelisin?”

“Ya Alya Seda’yı eve aldığım için benimle de mesafeli olursa?” Deniz hanımın gözleri dolarken Cemile ellerini silerek annesine sarılmıştı.

“Alya öyle şey yapar mı Allah aşkına, bilmiyor musun o Cenk’ten çok seni seviyor.” Cemile’nin sözleriyle kadının gözleri yaşarsa da gülümsemişti.

“Öyledir değil mi? Bana darılmaz kızım,”

“Darılmaz anne, hadi kendini toparla. Alya gelirse seni böyle görmesin.” Kadın yüzünü silerek yeniden yaprak sarmaya devam etmişti. İkili hızlı bir şekilde yemekleri hazırlarken akşama çok az kaldığını görünce Alya için en sevdiği tatlıyı yapmaya karar vermişti. Kapı zilinin çalmasıyla Cemile kapıya giderken Deniz Hanım da hazırladığı tatlıyı dolaba kaldırıyordu.

“Kim geldi kızım?” kapıya doğru giden kadın Alya’yı görünce duraksamıştı. Mahcup bir şekilde bakışlarını kaçırırken Alya ayaklarını çıkararak Deniz hanımın yanına gidip sıkıca sarılmıştı.

“Anne başım çok ağrıyor,” diyen genç kız kadının hıçkırmasına neden olmuştu. Alya şaşkınlıkla geri çekilirken ne olduğunu anlamak için Cemile’ye bakmıştı. Cemile genç kıza gülümserken Alya hemen Deniz hanımın yanaklarını avuçları.

“Neden ağlıyorsun sen? Bir şey mi oldu?” kadın başını iki yana sallarken cevap vermişti.

“Bana kızmadın mı?”

“Sana neden kızayım anne?” diye soran genç kız kadının kendisine sarılmasıyla yeniden Cemile’ye bakmıştı.

“Akşam olanlardan sonra ona küseceğini düşündü.” Cemile’nin cevabıyla Alya yüzünü asmıştı.

“Sana neden küseyim, sucu sen mi işledin? Ortada kızacak bir suç bile yok.” Alya kadının elini tutarak salona götürmüştü. Başında ki eşarbını çıkararak gece karası saçlarını özgür bırakırken başının azda olsa hafiflediğini hissetmişti. Kanepeye oturttuğu kadının dizine başını koyup uzandı.

“Anne başıma masaj yapar mısın?” genç kız kadının ellerini alarak alnına koymuştu.  Deniz Hanım masaja başlamadan önce şefkatle kızın saçlarını öperken Cemile ikiliye hayranlıkla bakıyordu. Alya masajın başlamasıyla gözlerini kapatırken bir süre sonra mayışarak uykuya dalmıştı. Cemile annesini sessizce “Uyudu galiba,” diye uyarırken Deniz Hanım eğilerek Alya’nın yüzüne bakmıştı.

“Ah yavrum çok yorgun olmalı.”

“Anne ne yapıyorsunuz?” kapıdan giren Cenk ablasıyla annesinin neden sessiz konuştuğunu anlayamamıştı.

“Şişt sessiz ol uyandıracaksın.” Cenk anlamaz bir şekilde salona girerken annesinin dizinde uyuyan genç kızı görünce gülümsemişti.

“Uyudu mu?” kadın oğluna başını sallarken Cemile cevap vermişti.

“Geldiğinde başım ağrıyor dedi, sonrada annem masaj yaparken uyuyup gitti.” Cenk hayranlıkla karısına bakarken yeniden ailesine katıldığı için şükretmişti. Yavaş bir şekilde kızın yanına yaklaşarak Deniz Hanım’ın itirazlarına aldırış etmeden Alya’yı kucağına alarak kapıya yönelmişti.

“Abla odamın kapısını açar mısın?” Cemile hızlı adımlarla peşinden giderken odanın kapısını açarak yatağın üzerinde ki örtüyü çekmişti. Cenk genç kızı kendi yatağına yatırıp üzerini örttü.

“Hadi çıkalım Cenk, kız rahat uyusun.” Cenk ablasına aldırış etmeden gözlerini bir an olsun Alya’dan ayırmamıştı.

“Sen çık abla ben bir süre daha yanında kalacağım.”

“Cenk kızı utandıracak bir şey yapma.” İkili sessiz bir şekilde konuşurken Cenk hafif gülümseyerek sormuştu.

“Çok huzurlu uyuyor değil mi abla?” Alya’nın yüzü o kadar huzurlu görünüyordu ki iki kardeş kıza dalgın bir şekilde bakmaya başlamıştı. Alya sağına dönerek elini yastığın altına sokarken Cenk yanağının ezilmesiyle dudaklarının bebek gibi büzüşmesini gülümseyerek izlemişti.

“Hadi Cenk!”

“Sen çık abla ben bir süre daha karımı izleyeceğim.” Cemile onu odadan çıkaramayacağını anladığında genç adamı rahat bırakarak odadan çıkıp kapıyı kapatmıştı. Genç adam bir süre karısını izledikten sonra dayanamayarak yanına uzanıp başını göğsüne yaslamıştı. Karısının saçlarını okşarken başına dudaklarını hafif bastırmıştı.

“Nasıl bu kadar içime işledin bilmiyorum. Seni seviyorum karıcım,” diye fısıldayan adam huzurla başını geriye yaslarken Alya kıpırdanarak başını adamın boyun köküne gömerek “Cenk,” diye sayıklamıştı. Cenk onun uyandığını düşünse de Alya kollarını adama dolayarak daha da kocasına sokuldu.

“Uyu güzelim, yanındayım ben…” Alya Cenk’e sıkıca sarılmış bir şekilde uyurken Cenk yaşadığı mutlulukla gözlerini kapatmıştı.

***

Umarım bölümü beğenmişsinizdir. Hafta sonu AOF sınavım var. Bu yüzden Cesur’a bölüm yazamadım. Sınavdan çıkar çıkmaz bölümü yazmayı planlıyorum Allah nasip ederse. Bu arada bilenler biliyordur ama bilmeyenler için yeniden duyuru yapmak istiyorum.

Benim Küçük Gelinim ve Göremediğim Sen kitaplarım sözleşmesi bittiği için artık kitap olarak basılmayacak. Okumak isteyenler için Google Play’de e-kitap olarak yayınladım. Temin etmek isteyenler için aşağıda link bırakacağım.

Sitede de yayınladığım linklere ulaşmak için TIKLA—> E-KİTAP LİNKLERİ

52. BÖLÜM <<<<——->>>>> 54. BÖLÜM

26920cookie-checkGelincik Çiçeği 53. Bölüm