Aralık 14, 2022 Yazarı mermaridyy 12

Gelincik Çiçeği 54. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Bölümü bitirir bitirmez yayınladım. Kontrol etme şansım olmadı. Hatalardan dolayı şimdiden affınıza sığınıyorum. Umarım beğenirsiniz. Keyifli okumalar.

***

Kadın salonda bir sağa bir sola dönüp dururken civcivini kaybetmiş anne tavuk gibi kabarıp duruyordu. Kendisini izleyen kızına dönerek kızgın bir şekilde söylenmişti.

“Git şu kardeşini uyandır Cemile, kızı götürdü odaya bir daha çıkmadı. Kıza dokunursa vallahi oklavayla kırarım bacaklarını,” diye söylenmeye başlamıştı. Cemile gülmemek için kendisini kasarken annesinin kızarmış yanaklarına içi giderek bakmıştı.

“Aşk olsun anne, Cenk öyle biri mi?”

“Ben anlamam, evli mevli dinlemem ben. Daha düğün olmadı, anasına babası duyarsa ne derim ben onlara.” Kadın kızının yerinden kıpırdamadığını görünce iyice sinirlenmişti.

“Kızım kalksana ne oturuyorsun?” Cemile annesinin ani bağırmasıyla yerinde sıçramıştı.

“Anne uyandıracaksın.”

“Uyansın, git kaldır kardeşini bak oklavayı alacağım.” Cemile gülerek salondan çıkarken Deniz Hanım hala söyleniyordu.

Genç kız gözlerini araladığında bedenine dolanan kolların varlığını hissedince başta ne olduğunu anlayamasa da burnuna gelen tanıdık kokuyla başını hafif kaldırarak kolların sahibine bakmıştı. İçeriden gelen seslerle utansa da olanları geri alamayacağı için derin bir iç çekerek sakinleşmeye çalıştı. Cenk o kadar sıkı sarmıştı ki bedenini kıpırdamasına bile yer bırakmamıştı. Deniz hanımın bağırtısını duyunca kıkırdamadan edememişti. Kadının oğluna saydırması nedense komiğine gitmişti.

“Bakıyorum da kaynananın kocana kızması hoşuna gitti.” Alya kulağına gelen boğuk sesle yutkunurken utanarak bakışlarını kaçırmıştı.

“Sen uyanık mıydın?”

“Annemin bağırtısına uyumak ne mümkün.” Cenk’in keyifli sesi Alya’nın içini sıcacık etmişti.

“Ben neden buradayım Cenk,” derken bile adamın kollarından ayrılmaya pek hevesli değildi.

“Salonda uyuya kaldın, rahat uyuman için seni odaya getirdim.” Alya başını sallarken farkında olmadan adamın göğsüne daha da sokulmuştu. Cenk onun saklanma çabasına gülümserken başını kızın saçlarına gömerek derin bir nefes almıştı. Alya onun bu hareketiyle daha da utanarak yerinden kıpırdandı. Hala bulunduğu duruma inanamıyordu. Asıl inanmakta güçlük çektiğiyse bu kadar rahat oluşuydu.

“Kalkalım yoksa annen bizi oklava ile kovalayacak.” Alya yerinden kıpırdanırken Cenk homurdanmıştı.

“Biraz daha böyle kalsak,” dediğinde Alya derin bir iç çekti.

“Hadi Cenk, annem birazdan odayı basacak, ayıp oldu zaten.”

“Neden ayıp olsun, çift nikahlı karımsın,” dediğinde Alya gülmeden edememişti. Güçlükle de olsa genç adamın kollarından sıyrılarak yatakta doğrulup oturur pozisyona geldi. Etrafına bakınırken Cenk merakla sordu.

“Ne arıyorsun?”

“Telefonum nerede? Saat kaç oldu?” Cenk yan taraftaki komodinin üzerinde ki telefonuna uzanarak eline almıştı.

“Saat sekize geliyor,” dediğinde Alya acele ile yataktan kalkmıştı.

“Namazım geçti, “ derken Cenk onun hızla odadan çıkışını şaşkınlıkla izlemişti. Ağzını açıp itiraz bile edememişti. Kapının tekrar açılmasıyla Alya’nın döndüğünü düşünen Cenk kapıya gülümseyerek baktığında annesinin kızgın bir şekilde elinde oklava ile kendisine baktığını görünce yutkunarak “Ciddi olamazsın anne,” dedi fısıltı gibi bir sesle.

“Sen kime sordun da kızımı odaya kapattın?” diye çıkışan Deniz Hanım oğluna doğru yürürken Cenk hızla yataktan kalkıp annesinden uzaklaşmak için yatağın diğer tarafına geçmişti.

“Anne sen ciddi misin?”

“Kaçma gel buraya, sana kaç kez tembih ettim değil mi? kıza yanaşma diye,” dediğinde Cenk neredeyse annesinin sözlerine gülecekti.

“Anne kötü bir şey yapmışım gibi bakma bana, yorgunduk sadece uyuduk.”

“Uyudunuz öyle mi? o zaman ne diye Alya kızım koşarak banyoya gitti?” dediğinde Cenk’in gözleri büyümüştü.

“Yok öyle bir şey anne,” diyen adam kadının hamle yapmasıyla son anda bacaklarına yediği oklavadan kaçabilmişti. Cenk odadan çıkıp salona geldiğinde masanın arkasına geçti.

“Gel buraya bir daha kıza yanaşacak mısın?”

“Anne valla öyle bir şey yok. Ya çocuk muyum ben,” dediğinde Alya şaşkınlıkla seslerin geldiği salona girmişti.

“Deniz anne ne oluyor?” Deniz Hanım genç kızın sesini duyunca ona dönmüştü. gözlerinde mahcupluk vardı. Alya kadının neden bu şekilde baktığına anlam veremese de yutkunarak elinde ki oklavaya bakmıştı. bakışları şaşkınlıkla Cenk’e dönerken adamın yüzünün aldığı şekle gülmemek için dudağının  içini kemirmeye başladı.

“Gül karıcım, kendini tutma. Annem sana elleştim diye beni oklavayla dövüyor.” Alya adamın sözleriyle gözlerini büyüterek kadına bakarken hızla başını iki yana sallamıştı.

“Yanlış anladın anne, valla bir şey olmadı. Ben namaz geçiyor diye öyle telaşla odadan çıktım.” Kenarda olanları film izler gibi izleyen Cemile daha fazla dayanamayarak kahkaha atmaya başlamıştı. Onun sesi oramda yankılanırken Deniz Hanım elindeki oklavayı aşağıya indirerek genç kıza bakmıştı.

“Elleşmedi bu oğlan sana öyle mi?” Alya utansa da kadının sözlerini onaylayarak cevap vermişti.

“Yok bir şey yapmadı.” Kadın derin bir nefes alarak tekli koltuklardan birine çökmüştü. Cenk annesinin rahatlamasına karşılık küskün bir şekilde kadına baktı.

“Aşk olsun anne ya, sanki yabancı birini aldım odama. Çift nikahlı karımla uyudum…” dediğinde Deniz Hanım hızla oğluna dönmüştü.

“Düğün olmadan kıza yaklaşmak yok. Kırarım kafanı,” derken elindeki oklavayı kaldırıp indiriyordu. Alya tek kaşını kaldırarak Cenk’e bakarken oldukça eğlenmeye başlamıştı.

“Annemi duydun düğün olmadan bana yanaşamazsın.” Cenk kızın sözleri ile gözlerini büyütürken Cemile yeniden kahkaha atmıştı. Alya Deniz hanımın dizinin dibine oturarak başını kadının dizlerine yaslarken kadın hemen elini genç kızın başına koyup okşamaya başlamıştı.

“Sen merak etme kızım, bir daha sana yanaşamayacak.” Alya içten içe gülerken Cenk gözlerini kısarak eğlenen genç kıza bakmıştı.

“Anne benim senin oğlun, damat değilim hatırlatırım.”

“Ne olmuş, o da benim kızım.” Cenk başını iki yana sallayarak salonun kapısına yönelmişti.

“Görüşeceğiz karıcım, beni satmanın hesabını elbet sorarım.” Alya omzunu silkerken Deniz Hanım tehditkar bir şekilde oğluna bakmıştı.

“Hele bir kızıma bulaş, hadi git yemekleri ısıt.” Cenk ağzı açık bir şekilde ikiliye bakarken Cemile kardeşinin salondan çıkmasıyla kıkırdamıştı.

“Anne abartmadın mı?”

“Yok kızım, şimdiden önlemimizi alalım da ileri gitmeye kalkmasın.” Alya başını kaldırarak alttan kadına bakmıştı.

“Biraz üzerine gittik sanki anne, ne dersin?” Deniz Hanım kabul etmez bir şekilde omzunu silkmişti. Birkaç dakika sessiz bir şekilde duran ahali Cenk’in seslenmesiyle akşam yemeği için mutfağa geçmişti. Cenk oldukça somurtkandı. Alya arada genç adama kaçamak bakışlar atsa da Cenk onun tarafına bakmamıştı. Yemekten sonra dersi olduğunu söyleyerek genç kız evine çıkmıştı. Alya’nın eve girmesiyle Akasya da gelmişti. İki kız çay demleyerek dersin başına oturduğunda Akasya’nın arada sorduğu sorulara cevap veren genç kız mailine düşen mesajla gülümsemişti. Yurtdışında ki arkadaşları onun için izni koparmıştı. İki haftalık gezi için her şey hazırdı. Sadece okuldan onay gelmesini bekliyorlardı.

“Neye gülüyorsun Alya?”

“İzin olayı çözüldü. Okuldan alınacak izin kaldı sadece.”

“Ciddi ciddi gidiyorsun yani?” Alya başını sallarken Akasya yüzünü asmıştı.

“Ne oldu, neden yüzün asıldı?”

“Seni özleyeceğim.” Alya gülümseyerek genç kıza sarılırken derin bir iç çekmişti.

“Bende sizi özleyeceğim ama bu gruba katılmayı çok istiyordum. Üstelik Cenk’te benimle olacak.” Akasya bilmiş bir ifade ile genç kıza imalı bir şekilde bakarken Alya gülümseyerek Akasya’nın saçını çekmişti.

“Desene balayına çıkıyorsunuz.”

“Tabi canım vahşi ormanda çadır içinde balayı yapacağız.” Alya’nın sözleriyle Akasya kahkaha atmıştı. Çayları tazelemek için yerinden kalkarken Alya’nın telefonu çalmaya başlamıştı. Genç kız ekranda arayanı görünce sevinçle görüntülü aramayı cevapladı.

“Yarım elmam…” Alya neşeli bir şekilde karşıda ki görüntüye odaklanmışken gördüğü kızarmış gözlerle endişeyle konuşmuştu.

“Arya ne oldu? Neden ağlıyorsun?”

“Seni özledim,” diyen genç kadınla Alya şaşırmıştı. İkizini ilk kez bu kadar dağılmış görüyordu.

“Daha birkaç gün oldu ayrılalı Arya ne çabuk.” Arya ekranda omzunu silkerken Alya ne yapacağını şaşırmıştı. İkizi hamileydi ve anlaşılan hamilelik hormonları son hız çalışıyordu.

“Ne zaman geleceksin?”

“Aras eniştem orada mı?” Alya merakla sorarken Arya başını iki yana sallamıştı.

“Yok, kız kardeşi gelmiş onu görmeye gitti.” Arya’nın cevabı ile Alya gerilmişti. Daha sabah o kadın kendi karşısındaydı. Derin bir iç çekerek hafif gülümsedi.

“Sen neden gitmedin?”

“Bilmem, Aras evde kalmamı istedi. Kızımı da götürdü,” derken yeniden ağlamaya başlamıştı.

“Yapma Arya, eminim eniştem sen üzülme diye seni götürmedi. Hem Ecem de halasını görmüş olur.” Arya çocuk gibi omzunu silkerken yanağından aşağıya akan yaşları silmeye başlamıştı.

“Oğlum olacak!” ikizinin sözleri ile genç kız donup kalmıştı.

“Ne?”

“Daha kimseye söylemedim, ilk sana söylemek istedim. Bu gün doktor cinsiyetini söyledi, biri göstermedi ama ikizlerden biri erkekmiş.” Dediğinde Arya ağlamakla gülmek arası bir ses çıkarmıştı.

“Bu çok güzel bir haber, diğeri de kız olursa çok güzel olurdu.” Alya’nın sözleri ile Arya hafif gülümsemişti.

“Erkek olsun, kız olsun sağlıklı olsun da… Alya ben seni çok özlüyorum, ne zaman bitecek şu okul?” dediğinde Alya buruk bir şekilde gülümsemişti.

“Daha bir yılım var Arya sende biliyorsun. Üzülmemelisin, yeğenlerim için strese girmemelisin.”

“Hafta sonu gelemez misin? Doktor izin verseydi ben gelecektim yanına,” diyen kadınla Alya endişelenmişti.

“Kötü bir şey mi oldu Arya, doktorun neden izin vermedi yolculuğa?” dediğinde Arya yeniden ağlamaya başlamıştı.

“Erken doğum riski varmış. İkiz doğumlarda bu her zaman risk olsa da benim durumum iyiydi. Ne oldu bende bilmiyorum son kontrolde erken doğum olabileceğini söyledi doktor. Alya onlar daha altı aylık, korkuyorum.” Alya ikizinin ağlamasına dayanamıyordu. Onun endişesini yüreğinde hissederken yutkunmadan edemedi.

“Korkma Arya, sen güçlü bir annesin. Bebeklerin de güçlü olacak. Ağlayarak onları da üzüyorsun.”

“Neyse, beni boş ver de siz ne yapıyorsunuz? Cenk nasıl?”

“Nasıl olsun iyi, aşağıdalar.” Arya’nın muzip bir şekilde bakmasıyla Alya gülümsemişti.

“Kız kocanı eve almıyor musun?” Arya’nın sözleriyle Alya gülmüştü.

“Düğün olmadan kapımın eşiğinden giremez. Hem Deniz anne onu oklava ile bekliyor,” dediğinde iki kardeşte gülmüştü.

“Yazık adama, senin gibi bir karısı var ama yaklaşamıyor.”

“Arya!” diye ikizini uyaran genç kız Arya’nın omzunu silkmesiyle gülümsemişti.

“Ne kızıyorsun, haksız mıyım?” dedi. Genç kız kardeşinin sözlerine gülmeden edememişti. Arya bazen ona bu şekilde takılmayı seviyordu. İkizinin ruh halinin düzeldiğini anlayan Alya derin bir iç çekti.

“Çok güzel olmuşsun. Hamilelik seni daha da bir güzelleştirmiş.”

“İyi ya, ilerde senin de nasıl görüneceğini böylece görmüş oluyorsun.” Alya buruk bir şekilde genç kadına bakarken içinden “İnşallah senin kadar güzel olurum,” geçirmeden edememişti. Bir süre daha konuşan ikili telefonu kapattığında Alya bir Akasya’nın hala mutfaktan geri dönmediğini fark edince yerinden kalkarak genç kızın yanına gitmişti. Akasya elinde çay fincanıyla terasta oturmuş karanlık geceyi izliyordu.

“Neden buradasın?”

“Konuşman bitti mi?” Akasya genç kızın sesini duyunca ona dönüp sormuştu.

“Sende bize katılabilirdin Akasya, bunu biliyorsun.”

“Elbette ama sizin konuşacaklarınız vardır diye düşündüm.” Alya gülümseyerek arkadaşının omzuna elini atmıştı. Alya genç kızdan on santim daha uzun olduğu için rahatlıkla bu hareketi yapabiliyordu.

“Şu huyunu sevmiyorum Alya, kolunu omzuma attığında kendimi çok kısa hissediyorum.” Alya arkadaşının sitemiyle gülerken dayanamayarak tepesinden öpmüştü.

“Ne güzel işte Onur yerine koy beni,” derken gözleri muzipçe parlıyordu.

“O nasıl söz Alya, aşk olsun…”

“Olsun canım, olsun elbet… Ama uyarmadı deme, Onur fazla sabredemeyecek.” Akasya tek kaşını kaldırarak kıza bakmıştı.

“O ne demek?” Alya omzunu silkeleyerek arkasını döndüğünde Akasya arkasından sesleniyordu. “Kaçma, ne demek istediğini hemen açıklamanı istiyorum.” Alya salona geçerek kaldığı yerden dersine devam ederken hocanın neden onlara bu araştırma ödevini verdiğini anlamaya çalışıyordu. Son birkaç gündür çok huzurluydu. Kafası rahat bir şekilde dersine girip çıkıyordu.

“Ne dersin yarın arkadaşları çağırıp teras parti yapalım mı?” Akasya’nın sorusuyla Alya başını iki yana sallamıştı.

“Yarın dayım geliyor unuttun mu?” Akasya kızın sorusu ile yeni hatırlamış gibi başını sallamıştı.

“Doğru ya, Adnan hoca ne zamandır gelmediği için ben artık gelmeyecek sandım,” dedi.

“Evlilik iznini kullanıyordu, izin bitti tam gaz hocalığa devam.” Alya’nın sözlerine Akasya kıkırdarken genç kız arkadaşına bakmıştı. “Neden gülüyorsun?”

“Dayın muradına erdi ya, onu düşündüm biran.” Alya da arkadaşına katılarak gülmeye başlamıştı. Başını iki yana sallarken iç çekti. Gözünün önüne annesi ve ananesinin dayısına evlenmesi için yapmış oldukları baskılar geliyordu.

“Yıllarca ananem ve annem dayımı evlendirmek için uğraştı. Kısmet yıllar sonra geldi buldu onu. İnşallah her zaman mutlu olur.”

“Amin,” diyen Akasya çayları yenileyerek kızın yanına oturmuştu. Birkaç saatlik çalışmadan sonra yorulan ikili odalarına çekilirken Alya’nın aklında Arya’nın ağlaması vardı. Ertesi gün Cuma’ydı ve Alya hafta sonu Trabzon’a gidip gitmemeye karar vermeye çalışıyordu. Arya’nın ağlaması içine oturmuştu. Yerinden doğrularak eline telefonu alıp derin bir iç çekti. Birkaç dokunuşun ardından arama tuşuna basarak karşıdan cevap beklerken bakışları duvardaki yazıya takılmıştı.

“Her şerde bir hayır vardır. Şer olarak görünen hayr, hayr olarak görünen bazen şer olabilir.”

“Alya bir şey mi oldu?”

“Yarın Trabzon’a gitmek istiyorum,” karşıdan gelen hışırtı ile genç adamın yatağından kalktığını anlayan genç kız Cenk’in kendisine müsaade etmesini istiyordu. Ne de olsa o kocasıydı ve evden uzaklaşırken ondan izin alması gerektiğini düşünüyordu. En azından Alya bu şekilde yetiştirilmişti. Evli bir kadın olarak başına buyruk davranamazdı.

“Birine bir şey mi oldu?” Cenk’in endişeli sesiyle Alya gözlerini kapatmıştı.

“Arya beni özledi, bende onu özledim,” dediğinde Cenk’in derin bir nefes aldığını duymuştu.

“Tamam, akşama senin için bilet alırım.” Alya dilinin ucuna kadar gelen sözleri yutarken güçlükle “Bilet işini ben hallederim, sadece haberin olmasını istedim,” dedi.

“Alya, bu söylediğini duymamış olayım. Sen benim karımsın, istediğin zaman aileni görmeye gideceksin. Bunun için benden çekinmeni istemiyorum.”

“Teşekkür ederim,” diyen kız mahcuptu.

“Hem bende gelirim seninle. Hafta sonu evimize bakarız, yapmak istediğin bir şey varsa not alırız.”

“Sende mi?” Alya farkında olmadan heyecanlanmıştı.

“Neden bu kadar şaşırdın?”

“İşin olur diye gelemezsin sandım. O zaman biletleri alayım ben.”

“Bilet işine sen karışma Alya, ben hemen ayarlarım.” Cenk bir süre daha kıza uyarıda bulunurken Alya kabul etmek zorunda kalmıştı. Okuldan sonra havaalanına gidecekleri için küçük bir el çantası ayarlamıştı kendine.

Genç adam sabahın ilk ışıklarıyla gözlerini aralarken yatağında doğrularak gerinmişti. Yüzünde kocaman bir gülümseme oluşurken akşama memlekete gideceğini annesine söylemeyi aklının bir köşesine koymuştu. Üzerini değiştirerek odasından çıkarken annesi ve ablasının çoktan kahvaltı hazırlığına başladığını görünce gülümsemişti.

“Hayırlı sabahlar evimin gülleri.” Cenk annesinin ve ablasının tepesinden öperken Deniz Hanım şüpheyle oğluna bakmıştı.

“Hayırlı sabahlar evladım, sabah sabah bu neşeni neye borçluyuz?”

“Aşk olsun anne neden keyifsiz olayım, hava güzel.”

“Anne bunun dilinin altında bir bakla var benden söylemesi,” diyen Cemile’ye gülen Cenk başını sallamıştı.

“Akşama Alya ile Trabzon’a gideceğiz haberiniz olsun.”

“Hayırdır oğlum, birine bir şey olmadı değil mi? Daha yeni gelmiştik memleketten.”

“Yok anacım bir şey olmadı. Arya kardeşini özlemiş. Sanırım akşam telefonda biraz kötü oldu Alya da gitmek istedi. Biliyorsunuz kız hamile, bu aralar pek iyi de değilmiş. Geçence Aras ile konuştuk. Canı sıkkındı, Arya erken doğum yapabilirmiş.” Deniz Hanım üzgün bir şekilde oğluna bakmıştı.

“Gidin evladım, kıza moral olur. İkiz bebeklerde erken doğum sık yaşanan bir durum. Ama daha bu aylarda doktorun erken doğumdan bahsetmesi iyi olmamış. Alya kızımın aklı kalmasın kardeşinde.” Cenk başını sallarken asadaki zeytinden ağzına atmıştı.

“Gitmişken bizim eve de bakacağız. Alya belki deşik bir şeyler yapmak ister.”

“Aman oğlum amcanlarla yüz göz olma fazla, sağı solu belli olmaz onun.”

“Sen merak etme anne, bir şey olmaz.” Kapının çalınmasıyla Cemile kapıya yönelmişti. Genç kadın kapıyı açtığında Alya’yı beklerken Han’ı görünce oldukça şaşırmıştı. Genç adam bir kaç gündür görünmüyordu. Onun ailesinin yanına gittiğini bilen Cemile mera etse de soramamıştı.

“Hoş geldin,” Cemile gülümseyerek adamı karşılarken Han kadının gülümseyen güzüne hayranlıkla bakmıştı.

“Çok hoş buldum,” dediğinde Cemile utanarak bakışlarını kaçırdı.

“Kim geldi kızım?” Deniz Hanım kapıdan içeri girmeyen kızını merak ederek kapıya yönelmişti.

“Ben geldim Deniz anne, nasılsın?” Han’ın sesini duyan Cenk homurdanırken annesinin adamı hoş bir şekilde buyur etmesine gözlerini devirmişti.

“Bizde kahvaltıya oturacaktık, kaynanan seviyormuş evladım. Gel hadi…” dediğinde Han gülümseyerek Cemile’ye bakmıştı. Genç adam kadınların peşinden mutfağa girerken Cenk kaşlarını çatmış bir şekilde Han’a bakmıştı.

“Günaydın,” diyen adama Cenk başını sallayarak cevap vermişti.

“Günaydın, hayırdır sabah sabah…” dediğinde Deniz Hanım oğluna kötü kötü bakmaya başlamıştı. Han genç adamı umursamayarak Cemile’ye bakarak gülümsemişti.

“Kardeşin ilkokul çocuklarına dönmüş Cemile,” dediğinde Cenk kaşlarını çatmıştı.

“Sen ona bakma oğlum geç otur bir çay vereyim.” Deniz Hanım genç adama yer gösterirken Cemile hemen çay doldurup genç adamın önüne bırakmıştı.

“Afiyet olsun,” diyen genç kadına Han gülümseyerek bakmıştı.

“Deniz anne müsaaden olursa Cemile’yi bu gün dışarı çıkarmak istiyorum.”

“Nereye?”

“Cenk!” Annesinin uyarısı ile yerine sinen genç adam Han’ın gülmesine neden olmuştu. Karşısında ki adam küçük bir çocuk gibi ablasını paylaşmak istemiyordu.

“Buradaki ofisin yerini göreceğiz. Ayrıca Cemile kabul ederse çalışacağı yeri de görmüş olacak.”

“Abla sen ne diyorsun, çalışacak mısın?”

“Eve oturduğum yeter Cenk, kendi ayaklarımın üzerinde durmak zorundayım.”

“Buna gerek yok, ben sağ olduğum sürece başımın tacısınız.”

“Öyle de yarın bir gün evleneceksin, çocukların olacak. Her zaman senin eline bakamam.” Cenk ablasının sözleriyle kaşlarını çatmıştı.

“Birincisi ben zaten evliyim abla, ayrıca çocuğum bile olsa yeterince kazanıyorum. Bana asla yük olmazsın.” Cemile minnetle kardeşine bakarken Deniz Hanım derin bir iç çekmişti.

“Bırak oğlum ablan kendi bildiği gibi yaşasın. Bunca zaman başkalarının yönlendirmesiyle yaşadı. Nasıl istiyorsa öyle yapsın.” Cenk annesinin sözleri ile ablasına dönmüştü. onun ne kadar kötü zamanlar geçirdiğini elbette biliyordu.

“Peki sen nasıl istersen. Neyse benim küçük bir çanta hazırlamam gerek sonra da okula gideceğiz. Okuldan havaalanına geçeceğiz merak etmeyin.”

“Nereye gidiyorsun?” Han’ın sorusunu Cemile cevaplarken Cenk izin isteyerek odasına gitmişti. Yaklaşık yarım saat sonra Alya da aile ile vedalaşarak Cenk ile yola koyulurken arabada oldukça sessizlerdi.

“Akşam sekizde biletleri aldım,” diyen genç adamla Alya ona dönmüştü.

“Yetişebilecek miyiz?”

“Merak etme, yetişiriz. Arya’ya geleceğini söyledin mi?” Alya başını iki yana sallayarak cevap verdi.

“Sürpriz olacak.” Cenk anlayışla genç kıza bakarken uzanarak elini tutup dudağına götürmüştü. Onun bu hareketi ile yutkunan genç kız bakışlarını kaçırırken Cenk kızın kızaran yanaklarına kısa bir bakış atarak gülümsemişti.

“Dekanlıktan izni aldım, istediğin zaman gidebiliriz.”

“Gerçekten mi?” Alya sevinçle adama dönerken Cenk başını sallayarak kızı onayladı.

“Okul bu araştırmanın bize çok faydası olacağını söyledi. Üstelik araştırma verilerinin okulla paylaşılacağı bilgisi de dekanın fikrini olumlu yönde etkiledi. Anlayacağın bu gezi sadece bizim için bilgi amaçlı değil ayrıca okul içinde yapılmış olacak. Bu yüzden masrafları okul karşılayacak.” Alya şaşkınlıkla genç adama bakarken gözleri büyüyerek gülümsemişti.

“Bu çok iyi bir haber, o zaman hemen bizimkilere haber vereyim. İstediğim zaman onlara katılabileceğimizi söylemişlerdi. Bu durumda hafta içi gidebiliriz.”

“Hazırlıkları tamamlar tamamlamaz. Ayrıca aşı da olmamız gerek,” dediğinde Alya başta neden diye sormak istese de sonradan gidecekleri yerlerde salgın hastalık olabileceği düşüncesiyle sormamıştı.

“Döndüğümüzde hastaneye gideriz.” Okulun güvenlik kapısından içeriye giren arabayla Alya genç adama dönmüştü.

“Benim dersim yok bu saatte, senin var mı?” Cenk kızın sorusuyla arabayı durdurarak Alya’ya bakmıştı.

“Bir saat var daha, istersen çay içelim.”

“Olur, hatta Asya hocalarda müsait ise birlikte içelim.” Cenk kızı onaylarken telefonunu çıkararak Sefa’yı aramıştı. Genç adamın dersi olduğunu öğrenince bu kez Asya’yı aramıştı. Asya henüz okula gelmemişti. Sabah işi olduğu için okula geç gelecekti.

“İkisi de müsait değil, kaldık yine baş başa…” Cenk gülümserken Alya gözünü devirerek çantasını alarak arabadan aşağıya inmişti. Cenk’te onun peşinden arabadan inerek kapıları kilitleyip kızın yanına giderek Alya’nın şaşkın bakışları altında elini tutup kantine doğru yürümeye başladı.

“Cenk ne yapıyorsun?”

“Karımın elini tutuyorum, bir sorun mu var?”

“Okuldayız…”

“Ne olmuş, okulda olunca elini tutamaz mıyım? Hem ilkokul değil burası, eminim öğrenciler bizden daha çok yaşıyordur bu durumu,” Alya adamın çocuk gibi konuşması karşısında gülmeden edememişti.

“Akasya gelmedi daha, sabah ailesine uğrayacaktı.” Etrafına bakınan Alya kendilerine kaçamak bakışlar atan öğrencileri görünce derin bir iç çekmişti. Anlaşılan günün dedikodu malzemesi yine kendileri olacaktı.

“Hocam size soru sorabilir miyiz?” Alya arkalarından seslenen öğrenciye dönerken soruyu kime sorduklarını anlamak için öğrencinin yüzüne bakmıştı. Cenk’e değil de direkt kendisine baktığı için sorunun muhatabının kendisi olduğunu anlamıştı.

“Bir şey mi oldu?”

“Şu konuyu anlamakta güçlük çekiyoruz. Müsaitseniz bize kısaca anlatsanız?” Alya öğrencinin gösterdiği masaya kısa bir bakış atarken dört beş öğrencinin kendisine merakla baktığını görünce gülümsemişti. Kolunda ki ince kemerli saate kısa bir bakış atarak vaktinin olduğunu görünce Cenk’e dönmüştü.

“Çayı sonra içsek olur mu?” Cenk kızın sorusuyla gülümsemişti.

“Cenk hocamda bize katılsın, çayınızı da içmiş olursunuz.” Cenk tek kaşını kaldırarak genç kıza bakmıştı. Öğrenci mahcup bir şekilde hocalarına bakarken Alya başını sallayarak öğrencinin yanına geçmişti. İki masa birleştirilerek ortaya Alya ve Cenk oturtulmuştu. Anlatmasını istedikleri konuyu örneklendirerek anlatmaya başlayan genç kız kocasının dikkatli bakışlarının farkında olsa da dönüp ona bakmamıştı. Alya kendisini o kadar ders anlatmaya kaptırmıştı ki Cenk’in kendisini uyarmasıyla saatine baktı. Dersin başlamasına on dakika vardı.

“Arkadaşlar benim derse geçmem gerek, umarım buraya kadar olan konuyu anlamışsınızdır. Olmazsa bir öğle arası yeniden üzerinden geçeriz.”

“Teşekkür ederiz hocam,” diyen öğrencilerle gülümseyen genç kız çantasını toparlayarak Cenk’e dönmüştü.

“Dersim ikide biter, senin ki kaçta bitecek?”

“Aynı saatlerde biter, üç gibide yola çıkarız.” İkili sözleşerek ayrılırken genç kız yüksek lisans binasına doğru hızlı adımlarla yürümeye başlamıştı. Bölüm binasından içeriye girerken yanına gelen birinin bölüm başkanının kendisini çağırdığını söylemesiyle duraksamıştı.

“Emin misiniz? Bölüm başkanı beni neden çağırsın ki?” öğrenci umursamaz bir şekilde omzunu silkeleyerek yanından uzaklaşmıştı. Alya şüpheyle ardından bakarken ayakları başkanlık odasına doğru ilerlemeye başlamıştı. Bölüm sekreterinin yanına gittiğinde kendisini tanıtmıştı.

“Ben Alya Türk, bölüm başkanının beni çağırdığın söylediler.” Sekreter önündeki notlara göz atarak kıza bakmıştı.

“Evet, biraz bekle ben haber vereyim.” Alya şaşkındı. Neden çağrıldığını bilmiyordu. Birkaç dakika sonra başkanın odasına girdiğinde adamın odada yalnız olmadığını görmüştü.

“Gel Alya, bizde seni bekliyorduk.”

“Beni çağırmışsınız hocam,” derken masanın önündeki sandalyelerde oturan ve kendi dersine giren iki hocasına kısa bir bakış atıp başkana dönmüştü.

“Evet seni çağırdım. Geç otur şöyle,” diyen adamla kararsız kalsa da kendisine gösterilen yere geçip oturmuştu. Hala neden bu odada olduğunu anlamaya çalışıyordu. Adam masasında ki kağıtlara göz atarken memnun birkaç ses çıkarmıştı.

“Önümdeki kağıtların ne olduğunu biliyor musun?” Alya anlamaz bir şekilde adama bakmaya devam ederken başkan devam etmişti. “Senin sınav kağıtların,” dediğinde Alya gerilmişti. Onun soruları diğer öğrencilerin sorularından çok farklıydı. Ama elinden geldiğince iyi cevaplar verdiğine inanıyordu.

“Cevaplarımda bir sorun mu var hocam?”

“Aksine, cevapların çok iyi… Hatta o kadar iyi ki birçok hocandan daha iyi ot aldığını söyleyebilirim.”

“Anlamdım?”

“Fakültede derslere giriyormuşsun doğru mu?”

“Evet, Cenk hocanın asistanlığını yaptığım için olmadığında derslere giriyorum.”

“Duyduğuma göre de öğrencilerinin bu dönemki sınavları oldukça başarılı geçmiş.” Alya gururlu bir şekilde adama bakarak başını sallamıştı.

“Hepsi zeki çocuklar.”

 “Sende öylesin Alya, sana sorduğumuz soruları eğitimciler sınavında öğretim görevlileri hoca adaylarımıza soruyoruz.” Alya gözlerini kısarak adama bakmıştı.

“Anlamadım?”

“Anlaşılmayacak bir şey yok. Derste hocalarının dikkatini çekmişsin. Oldukça zeki ve ileri seviyede bir öğrenci olduğunu söylediler. Bizde senin için farklı bir sınav yapmayı uygun gördük. Sonuçlara bakacak olursak birçok öğretim görevlisinden çok daha iyi puan aldın.”

“Sizi anladığımı söyleyemeyeceğim hocam, daha açık konuşur musunuz?”

“Asistanlık görevin sona erdi Alya, seni aramıza sözleşmeli okutman hoca olarak görmek istiyoruz. Ayrıca yüksek lisansını bitirdiğinde kadroya geçeceksin.” Alya şaşkınlıkla adama bakmıştı. Karısında kendisine gülümseyerek bakan hocalarına bakarken şaşkınlığı daha da artmıştı.

“Hayırlı olsun Alya, senin adına sevindik. Aramıza hoş geldin.”

“Ama hocam, ben…” Alya’nın konuşması bakan tarafından yeniden kesilmişti.

“Duyduğuma göre araştırma gurubuna katılmak için yurtdışından davet aldın, bu güzel bir haber. Eminim yeni bilgilerle geri döneceksin. Geziden sonra aramızda yerin hazır.” Alya ne söyleyeceğini bilememişti. Oldukça şaşkındı hatta şok olmuştu. Yerinden kalkarak hocalarına teşekkür ederken derse geç kaldığını söyleyerek oradan ayrılmıştı. Hala inanamıyordu. Resmen sözleşmeli de olsa üniversite hocası olmuştu. Bu asistanlıktan çok farklı bir durumdu. Tüm sorumluluk kendi üzerine olacaktı. Hızlı adımlarla sınıfa giderken oldukça dalgındı. Dersliğin kapısının kapalı olduğunu görünce sıkıntıyla nefesini dışarıya vererek kapıyı tıklattı. Hocanın sesini duyduktan sonra sınıfa giren genç kız özür dileyerek derse katılıp katılamayacağını sormuştu. Hocanın onayıyla yerine otururken Akasya onun dalgınlığının nedenini merak ederek yanına yanaşmıştı.

“Neler oluyor Alya, benden önce gelmiştin sen.” Genç kız yutkunarak Akasya’ya bakarken gözlerini kapatarak az önce olanları idrak etmeye çalışmıştı.

“Çıkışta konuşuruz.” Alya’nın davranışlarını garip bulan genç kız arkasına yaslanırken dersin bitmesini Akasya merakla, Alya ise sabırsızlıkla bekliyordu.

****

Umarım bölümü beğenmişsinizdir. Yorumlarınızı bekliyorum. Sitenin senesi doldu, güncellenmesi için uğraşıyorum. Son zamanlarda sürekli bana sorun çıkardığı için başka bir siteye geçme olasılığım var. Bu yüzden takipte kalırsanız sevinirim…

53. BÖLÜM <<<<<<——->>>>>>> 55. BÖLÜM

27000cookie-checkGelincik Çiçeği 54. Bölüm