Aralık 21, 2022 Yazarı mermaridyy 15

Gelincik Çiçeği 55. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Bu gün gerçekten berbat bir gün geçirdim. Nedenini sonda ki açıklamada yazacağım. Hikaye başında moral bozmak istemiyorum. İyi okumalar!

***

Genç kız duymaz kulaklarla öylece hocanın tahtaya yazdığı örneklendirmelere bakarken yanında ki arkadaşı onun bu halinden endişe duymaya başlamıştı.

“Alya iyi misin?” Akasya genç kıza eğilerek sessizce fısıldamıştı. Alya Akasya’ya dönerek gülümsemediğinde Akasya şaşkınlıkla duraksamıştı. Alya’yı birçok kez gülerken hatta kahkaha atarken görmüştü ama ilk kez böyle bir gülümseme yüzünde peyda oluyordu. Alya’nın inci gibi dizilmiş dişleri hafif görünse de asıl Akasya’yı etkileyen gülümserken gözlerinin derinliklerinden parlayan ışıltıydı.

“Siz ne konuşuyorsunuz orada?” hocanın sorusuyla iki kızın da bakışları tahtanın önünde duran adama dönmüştü.

“Hiç bir şey hocam?” adam tatmin olmamış gibi homurdanırken “Konuşacaksanız dışarı çıkın. Dersi bölmeyin,” dediğinde Akasya üzgün bir şekilde “Özür dileriz hocam,” dedi. Alya arkadaşının üzülmesine dayanamayarak araya girmişti.

“Tahtadaki formülün yanlış olduğunu tartışıyorduk hocam.” Adam Alya’nın sözleriyle kaşlarını çatarak kıza bakmıştı.

“Anlamadım.” Alya adamın konuyu uzatacağını anlayarak derin bir nefes almıştı.

“Hocam önce diameter hesaplandıktan sonra Radius hesaplanır. İki formülü de yazmanız gerekiyordu ancak siz sadece radiusu yazdınız. Değerler verilmeden sadece radiusu almak yanlış sonuç verecektir.” Alya’nın cevabı ile adam beklenmedik bir şekilde gülümsemişti.

“Haklısın, ne yazık ki sınıfta hiçbir öğrenci bu durumu fark etmedi.” Adamın sözleri ile bakışlar Alya’ya dönerken Alya olayın uzamamasına sevinmişti. Hocanın “İkinize sınavdan ek on puan vereceğim.” Akasya hocanın sözleri ile hızla itiraz edecekken Alya kolunu tutarak onu susturmuştu.

“Benim için önemli değil hocam, arkadaşıma verebilirsiniz.” Akasya kaşlarını çatarak genç kıza bakarken Alya gülümsemekten başka bir şey yapmamıştı. Diğer öğrenciler itiraz sesleri çıkarırken hoca dersine devam edeceğini belirtir bir şekilde elindeki kalemle tahtaya vurmuştu.

“Sessizlik arkadaşlar.” Hoca dersine devam ederken Akasya gözlerini kısarak Alya’ya bakmaya devam ediyordu. Onun sayesinde havadan on puan almıştı. Ahmet arkadan ikilinin arasına başını uzatırken “Siz fenasınız, bunu konuşmadığınızı biliyorum,” dedi. Alya omzunu silkerken hocanın birkaç uyarısından sonra araştırma görevi vererek dersi bitirmişti.

“Evet Alya Hanım seni dinliyoruz.” Alya masanın üzerinde ki telefonu eline alırken Cenk’in kendisini beklediğine dair mesaj attığını görünce sevinçle yerinden kalkmıştı.

“Benim gitmem gerek arkadaşlar. Cenk bekliyor havaalanına yetişeceğiz.”

“Ne havaalanı? Biri mi geliyor?”

“Hayır biz hafta sonu için ailemin yanına gidiyoruz.” Ahmet yüzünü asarken Akasya hala bölüm başkanı ile ne konuştuğunu merak ettiği için konuşmuştu.

“Bölüm başkanıyla ne konuştun?”

“Telefonda anlatırım ama merak etmeyin. Güzel şeyler oldu.” Alya hızla sınıftan çıkarken içi içine sığmıyordu. Haberi ilk Cenk’e vermek istiyordu. Bölüm binasından çıktığında etrafına bakınarak genç adamı görmeye çalıştı. Diğer tarafta arabasının kapısına yaslanmış bir şekilde elindeki telefona uğraşıyordu. Alya gözleri parlayarak hızla genç adama doğru ilerlerken Cenk başını kaldırıp genç kıza bakmıştı. Öyle ki kızın yüzündeki gülümseme adamı kalbinin ortasından vurmuştu. Cenk biran yutkunamamış, ayaklarının titrediğini hissetmişti. Kızın kendisine daha önce yüzünde görmediği bir gülümseme ile hızla gelmesi adamı gafil avlamıştı.

“Alya?” adam o kadar zorlanmıştı ki kızın adını söylerken sesinin çıkıp çıkmadığına emin olamamıştı. Bir anda boynuna dolanan kollarla ikinci şokunu yaşıyordu. Cenk kalbinin duracağını hissederken Alya’nın geri çekilmesiyle utangaç bir şekilde bakışlarını kaçırmasın sis perdesi arasında izlemişti.

“Alya?”

“Kusura bakma birden heyecanla ne yaptığımı fark edemedim.” Alya etrafa bakınırken Cenk onun utanmasına aldırmadan kızı kollarının arasına çekerek sıkıca sarılmıştı. Alya utançla başını adamın göğsüne saklarken sitemle söyledi.

“Herkes bize bakıyor Cenk,” Cenk şuanda hiçbir şeyi düşünemiyordu. Genç kızı göğsüne hapsetmiş bir şekilde başını kızın boynuna gömerek derince kokusunu içine çekti.

“Gençler?” Alya duyduğu sesle hızla genç adamı iterek adamdan ayrılmıştı.

“Dayıcım?” Alya utançla adamın yüzüne bakamazken Cenk hala olanların etkisinden çıkamamıştı.

“Dayıcın ya, ne hayırsın yeğen çıktın. İnsan bir dayım var demez mi? Bir kez olsun aramadın hayırsız yeğen!” diyen adamla Alya imayla gülümsemişti.

“Arasam açacak mıydın?” Adnan omzunu silkerek cevap vermişti.

“Hayır!” dediğinde Alya kendini tutamayarak gülmüştü. Hızlı bir şekilde dayısına sarılırken oldukça mutluydu. Adnan yeğenine karşılık verdiğinde derin bir iç çekmişti.

“Tebrik ederim hayatım, sen bunu çoktan hak etmiştin.” Cenk adamın sözleri ile kendine gelmişti. Karısının yüzü güneş gibi parlıyor etrafındakilerin içini sıcacık ediyordu.

“Teşekkür ederim dayı, sen biliyor muydun?” Adnan başını sallayarak kızı onaylamıştı.

“İlk önce bana sormuşlardı. Her zamanki gibi dikkatleri üzerine çekmekte üzerine yok Alya.” Cenk ikiliye merakla bakarak konuşmuştu.

“Neler oluyor?” Adnan Cenk’e dönerek gözlerini kıstı.

“Ne yani sen yeğenime onu kutlamak için sarılmadın mı?” Cenk adamın tek kaşını kaldırmasına karşılık aynı şekilde karşılık vermişti.

“Neyi kutluyoruz bilmiyorum ama karıma istediğim zaman sarılabilirim sanırım.” Cenk Alya’yı dayısının kolunun altından çekerek kendi göğsüne yaslamıştı. Alya şaşkınlıkla ikiliye bakarken Cenk gülümseyerek genç kıza baktı.

“Bu mutluluğunun sebebini öğrenebilir miyim hayatım?” Alya dirseğiyle adamın karnına vurarak bakışlarını kaçırmıştı.

“Dayımın yanında nasıl konuşuyorsun?”

“Ne olmuş, o da yeni evli biri olarak bizi anlayacaktır değil mi dayıcım!” Cenk’in ses tonunda ki ima Adnan’ın kahkaha atmasına neden olmuştu.

“Bir şeyi unutuyorsun damat, sizin düğün daha olmadı. Şimdi…” diyerek Alya’yı kendine çekerek devam etmişti. “Çek o toynaklarını yeğenimin üzerinden.” Alya bıkkın bir şekilde ikiline çıkışmıştı.

“İkinizde kesin artık. Pinpon topu gibi beni çekiştirmeyi bırakın. Ayrıca dayıcım biz memlekete gitmek için uçağa yetişmeliyiz. Dolapta yemek vardı, gelince görüşürüz.” Adnan yeğenine yeniden sarılıp tebrik ederken Alya arabaya binerek Cenk’in de arabaya binmesini beklemişti. İki adam kısa bir süre konuştuktan sonra Cenk arabaya binerek yanında oturan genç kıza döndü.

“Bu sevincinin nedenini anlatmayacak mısın?”

“Bu gün bölüm başkanı yanına çağırdı beni…” dediğinde genç kızın dili damağı kurumuştu heyecandan.

“Eee…”

“Yüksek lisansı bitirene kadar okutman olarak üniversitede ders vermemi istedi.” Cenk arabayı çalıştırmak üzereyken birden duraksamıştı. Bakışları yanında ki genç kıza dönerken gözlerinden karısına duyduğu gurur taşıyordu.

“Gerçekten mi? Bunun için seni sınav yapmaları…” Cenk birden Alya’nın sınav döneminde kendisine sorulan soruların farklı olduğundan bahsettiğini hatırlamıştı.

“Çoktan olmuşum ama haberim yoktu. Bana da sürpriz oldu.” Cenk elini uzatarak kızın yanağını okşamıştı. Alya gülümseyerek genç adama bakarken Cenk derin bir iç çekti.

“Biraz daha burada durursak uçağı kaçıracağız.” Cenk kızın sözleri ile kendine gelirken arabayı çalıştırarak yola koyulmuştu.

***

Çıkış kapısından adımını attığı anda merdivenin başında durarak derin bir nefes çekmişti içine Alya… Çok olmasa da gideli özlemişti memleketini. Doğup büyüdüğü yerin özlemi her saniye artsa geleceği için bazı özlemlere dayanmak zorundaydı.

“İnelim mi artık?” Cenk karısının en son uçaktan inmek istemesini başta anlamasa da şimdi uçağın merdiveninde durmuş bir şekilde temiz havayı içine çekmesini gülümseyerek izliyordu. Alya adama başını sallayarak ağır adımlarla merdivenlerden aşağıya inmişti. El valizleri olduğu için valiz sırasına girmeyeceklerdi. Saat akşamın onuna geliyordu. Telefonunu eline alarak uçak modundan çıkarırken gülümseyerek annesini aradı. Birkaç çalıştan sonra annesinin sesi kulağına yankılanırken derin bir iç çekti.

“Selamünaleyküm anne, nasılsınız?” karşı taraftan küçük bir hışırtı duyduktan sonra kadının cevabını duymuştu.

“Çok şükür kızım, sen bu saatte aramazdın bir şey mi oldu?”

“Yok anne, sabah arayamayınca aramak istedim. Ne yapıyorsunuz?”

“Bir şey yapmıyoruz kızım, ananen köye gelmek istedi bizde birkaç günlüğüne onunla geldik. Sen ne yapıyorsun kızım, nasıl gidiyor okul.” Alya aldığı yanıtla yüzünü asmıştı. Ailesi köye çıkmıştı. Onları görmek istese bile iki saatlik yolu çekmek zorundaydı. Kızın yüzünün asıldığını gören genç adam sorarcasına bakmıştı.

“Annemler köye gitmiş,” diye kısaca sessizce cevap veren genç kızla Cenk hafif gülümsemişti. Cenk dudaklarını oynatarak “Yanlarına gideriz üzülme,” demişti. Annesinin kendisine seslenmesiyle Alya dikkatini annesine vererek konuşmuştu.

“Sizi özledim sesinizi duymak istedim anne. Okul da iyi gidiyor. Hatta çok güzel gidiyor.” Bir süre daha annesiyle konuşan genç kız havaalanından çıkarak dolmuşa binmek için yola doğru ilerlemişti. Gözleri KTÜ’nün C kapısına takılırken hafif gülümsedi. Dört yılı bu üniversitede geçmişti. Cenk taksiye el sallarken elinde ki valizleri tek elinde tutmaya çalışıyordu.

“Hadi Alya,” Cenk’in seslenmesiyle Alya taksinin onu beklediğini görmüştü. Geç saat olduğu için dolmuş bulmaları mümkün değildi.

“Abime gidelim, evin anahtarı yok bende.” diyen Alya bu saatte Arya’yı rahatsız etmek istemiyordu. Yarın tüm gün onunla vakit geçirir sonra da annesini görmek için köye çıkardı.

“Serdar’a mı yoksa Selim abiye mi?” Alya başını dışarı çevirirken “Selim abime gidelim, o geç yatıyor,” dedi. Cenk taksiciye gidecekleri yeri söylerken kızın sessizliği dikkatini çekmişti.

“Yoruldun mu?”

“Biraz ama değdi.” Araba meydanın yolundan tanjanta doğru ilerlerken kısa sürede varacakları adrese ulaşmışlardı. Cenk taksiciye beklemesini söylerken Alya kaşlarını çatarak adama bakmıştı.

“Neden taksiciye beklemesini söyledin?”

“Abine selam verip eve geçerim ben.” Alya kaşlarını daha da çatarak eğilip taksiciye konuşmuştu.

“Abi sen gidebilirsin, bizim işimiz uzun sürer,” demişti. Taksici ücretini alarak oradan ayrılırken Cenk derin bir nefes almıştı. Abisini evinin olduğu binanın açık dış kapısından içeriye girerken oldukça heyecanlıydı. Evin kapısının önüne geldiklerinde ise içeriden yeğeni Eda’nın çığlıklarını duyunca gülümsemeden edemedi. Elini uzatarak zile dokunduğunda yüzünde kocaman bir gülümsemeyle kapının açılmasını beklemişti. Kapıyı açan yeğeni gözlerini büyüterek ona bakmıştı.

“Oğlum niye sen açıyorsun kapıyı? Kaç kez söyledim sana kim o demeden kapıyı açma diye.” Kadın söylenerek kapıya geldiğinde Alya’yı görünce şaşırarak kısa bakmıştı. Şaşkınlığı kısa süren kadın sevinçle “Alya,” diye şakırken kollarını açarak kıza sarılmıştı.

“Hayırdır inşallah, bu saatte burada ne işiniz var?”

“Kim geldi canım?” Selim’in kapıya gelmesiyle Alya gülümseyerek ona bakmıştı.

“Abicim, ben geldim.” Selim tıpkı karısı gibi şaşırarak kardeşine bakmıştı.

“Alya, güzelim hoş geldin. Geçenize içeriye.” Alya ayaklarını çıkarıp kenara koyduktan sonra sıkıca abisine sarılmıştı. Selim aynı şekilde kardeşine sarılırken oldukça keyifliydi.

“Hoş geldin Cenk, hadi salona geçelim. Bizde yeni çay demlemiştik.” Selim genç adamın da elini sıkarak kardeşini kolunun altına alıp salona yönelmişti. Salonda küçük kızı kanepenin üzerine çıkıp abisinin üzerine atlamaya çalıştığını görünce endişeyle ileri atılmıştı.

“Eda ne yapıyorsun kızım?” küçük kızı havada yakalayan genç adam gülerek Alya’ya dönmüştü.

“Halacım, bana sarılmayacak mısın?” erkek yeğenini koşarak genç kıza sarılırken abisinin kucağında ki kız yeğeni kaşlarını çatarak Alya’ya bakmıştı.

“Baba halamın bebekleri nerede?” Selim kızının sorusuyla gülerken Cenk’e oturmasını söyleyerek kızına dönmüştü.

“Alya halanın bebeği yok kızım, Arya halanın bebekleri olacak.” Eda’nın kafası karışmış gibi genç kıza bakmıştı.

“Gel buraya beni ne çabuk unuttun sen?” Eda’yı kucağına alarak sevmeye başlayan Alya küçük kızın çığlıkları arasında mutlulukla gülmeye başlamıştı. iki yeğeni ile bir süre oyun oynayan Alya abisinin ayaklanarak “Bu kadar yeter, yatma zamanı,” diyerek onları odalarına götürmek istemesiyle oğlu itiraz etmişti.

“Ama baba yarın okul yok, biraz daha kalsak.”

“Olmaz oğlum, hadi kardeşini de al yataklara.” Selim taviz vermez bir tonda çocuklarını önüne katarken Alya iki yeğenini de öperek uğurlamıştı.

“Hala gidecek misin?”

“Buradayım canım, bir yere gitmeyeceğim. Sabah birlikte kahvaltı yaparız. Sonra da Arya halanı görmeye gideriz olur mu?” çocuk hızla başını sallarken Alya’nın yanağını öperek odasına koşmuştu.

“Ben onları yatırayım hemen geliyorum.” Selim salondan çıkarken Alya ve Cenk yalnız kalmıştı. Alya genç adama bakarak “Ben yengeme baksam birkaç dakika yalnız kalsan sorun olur mu?” dediğinde Cenk başını iki yana sallamıştı. Alya yerinden doğrulup kapıya döndüğünde yengesinin elinde yemek tepsisiyle salona girdiğini görmüştü.

“Yenge?”

“Yoldan geldiniz, açsınızdır. Hadi masaya geçin de bir şeyler atıştırın.” Alya kadına gülümseyerek elinde ki tepsiyi almıştı. Alya Cenk’e bakarak “Hadi Cenk masaya,” dedi. Cenk aç olmasa da kadına ayıp olmasın diye masaya geçmişti. Esma salonda çıkarak bir kaç saniye sonra elinde salata ile yanlarına gelmişti.

“Afiyet olsun,” diyerek masanın diğer başına geçerek oturmuştu.

“Hangi rüzgar attı sizi buraya, daha yeni gitmiştiniz.”

“Geziye gitmeden sizi görmek istedim. Hem dün Arya da telefonda pek iyi görünmüyordu.” Arya’nın adını duyan genç kadın yerinde dikelmişti.

“Arya’ya bir şey mi oldu? Sabah gördüm gayet iyiydi…”

“Sanırım hamilelik hormonları. Birde erken doğum riski varmış, doktor öyle söyledi.” Esma başını sallayarak genç kızı onaylamıştı.

“İkiz bebeklerde bu risk her zaman var Alya, sende biliyorsun.”

“Öyle de Arya korkmuş görünüyordu. En azından bir günde olsa yanında olmak istedim.” Cenk sessizce çorbasını yerken salona Selim girmişti. Yemek yendikten sonra keyifli bir sohbete başlayan aile Cenk’in ayaklanmasıyla ona dönmüştü.

“Saat epey geç oldu ben kalkayım artık,” dediğinde Selim kaşlarını çatarak ona bakmıştı.

“Bu saatte nereye gidiyorsun?” Cenk genç adama bakarak cevaplamıştı.

“Eve geçeceğim, yarın sabah gelirim.”

“Saçmalama Cenk, bir yere gitmiyorsun. Yerimiz var nasılsa uykun geldiyse Alya yatağını hazırlasın.” Cenk mahcup bir şekilde Selim’e bakarak konuşmuştu.

“Burada kalmam pek doğru olmaz Selim abi, ben eve geçsem iyi olur.”

“Kime göre doğru olmaz. Sen kardeşimin nikahlı kocasısın. Kim ne diyecek?” Cenk derin bir nefes alırken Alya yerinden kalkarak olaya son noktayı koymuştu.

“Ben senin yatağını hazırlayayım.”

“Gerek yok Alya, uykum gelmedi. Siz oturacaksanız size eşlik ederim.” Alya iki adama kısa bakış atarak, “O zaman ben yeni çay demleyeyim,” diyerek salondan mutfağa geçmişti. Esma da kızın peşinden giderken ki adam salonda sohbetlerine devam etti.

***

“Hala uyan, hala hadi kalk…” Alya yatağının sarsılmasıyla gözlerini korkuyla aralarken başucunda zıplayan küçük yeğenini görünce iç çekerek gülümsemişti. Uyandığını gören Eda neşeyle yeniden zıpladı.

“Hala hadi yemek yiycez…”

“Eda, beni sallamasan küçüğüm. Bak midem bulandı.” Eda elini ağzına getirerek kıkırdamıştı.

“Senin de mi bebeklerin olacak?” Alya küçük kızın sorusu ile gözlerini kocaman açmıştı. Hızla yerinden kalkarken ani kalkışıyla başı döndü.

“O nereden çıktı Eda, sakın başkasının yanında böyle konuşma.”

“Ama Arya halamın da midesi bulanıyor. Onun bebekleri olacak,” dediğinde Alya derin bir nefes vermişti.

“Eda’cım sen arabayla giderken miden bulanıyor ya, şimdi sen beni sallayınca beni de midem bulandı. Sadece bebeği olacakların midesi bulanmaz değil mi küçüğüm,” dediğinde Eda gözlerini açarak hızla yataktan zıplamıştı.

“Anne benim bebeğim olacak!” dediğinde Alya şaşkınlıkla gözlerini sonuna kadar açmıştı. Selim kızının sözleriyle şaşkınlıkla kapıdan içeriye giren kardeşine bakarken Esma başını iki yana sallayarak kızına gülümsemişti.

“O nereden çıktı kızım?”

“Benim de midem bulandı arabada giderken. Arya halamın sürekli midesi bulanıyor.  O zaman benim de mi bebeklerim olacak?” dediğinde Selim sıkıntıyla nefesini dışarıya vererek her şeyi soran meraklı kızına ne cevap vereceklerini tartmaya çalışıyordu.

“Sen daha küçüksün akıllım nasıl bebeğin olsun?”

“Ama Alya halamın da midesi bulandı!” dediğinde Alya gözlerini büyüterek kıza bakarken Selim ve Esma sorarcasına kıza dönmüştü.

“Bakmayın bana öyle, kızın yatağımın üzerinde deli gibi zıplayıp durdu. Biliyorsunuz sallantıda midem bulanır. Ayrıca teessüf ederim, küçük bir kızın lafına hemen inandınız.” Alya arkasını dönerek banyoya giderken Cenk sabah sabah çıkan kargaşanın keyfini yaşıyordu. Uzun zaman annesiyle tek başına yaşamış biri olarak bu şekilde kalabalık ailenin özlemini çekiyordu.

“Neyse masaya geçelim de sonra Arya’yı görmeye gidelim. Kızın morale ihtiyacı var.”

“Ben halama gitmek istemiyorum.” Eda kollarını bağlayarak başını dikmişti.

“Neden kızım?”

“Ecem sürekli senin kucağında oturuyor. İstemiyorum işte!” dediğinde Selim gülümseyerek kızını kucağına almıştı.

“Ama anlaşmıştık kızım, Ecem senden küçük. Sen onun ablasısın. O kısa süre beni görüyor ama seninle aynı evde yaşıyoruz.” Selim kızını dizine oturturken oğlu araya girmişti.

“Senin bu kızın kıskanç baba, Ecem ona kötü bir şey yapmadığı halde ona kızıyor.”

“Oğlum kardeşinle böyle konuşma.” Esma araya girince Cenk küçük kıza kollarını açarak “İstersen sende benim kucağımda oturursun,” dedi. Eda genç adama kısa bir bakış atarak babasına dönmüştü.

“Babam izin verirse olur,” dediğinde Cenk gülerek çocuklara bakmıştı.

“Aferin sana ufaklık. Her isteyenin seni kucağına almasına izin verme.” Cenk salona giren genç kıza içi giderek bakmıştı. Alya sabahları çok daha güzel oluyordu. Uykunun neden olduğu bir etkiyle göz bebekleri daha da büyük ve daha parlak görünen genç kız masadaki yerini alırken gülümseyerek “Herkese hayırlı sabahlar,” demişti. Abisi genç kızın başına öpücük kondururken hep birlikte kahvaltı yapmaya başlamışlardı. Yaklaşık iki saat sonra Arya’yı görmek için evden çıktıklarında Selim yolda Serdar’ı da arayıp Arya’ya geçmesini istemişti. Serdar’ın sorularını kardeş günü diyerek geçiştiren genç adam arkada oturan kız kardeşine göz kırpmıştı. Alya kucağında ki yeğeninin yanaklarını öperken oldukça keyifliydi. Kısa süren yolculuğun ardından Arya’nın evinin önünde geldiklerinde bahçe kapısının açılması için kornaya basan Selim çelik kapının ağır bir şekilde açılmasıyla arabayı bahçeye sokmuştu.

“Senin ki çıkıyor evden!” Selim Arya’yı gösterirken Alya onun evin üç basamaklı merdiveninden dikkatli bir şekilde inebilmek için arabaya bakmadan önüne bakarak yürümesini gülümseyerek izlemişti. Arabadan aşağıya inerek yeğenini yere bırakırken birkaç hızlı adımda ikizini karşısına dikildi. Arya yengesini karşısında görmeyi beklerken Alya’yı görünce kısa çaplı bir şaşkınlıktan sonra ağlayarak genç kızın boynuna sarılmıştı. Arya’nın kocaman karnı ikisinin sarılmasını zorlaştırsa da Alya gülerek ikizinin saçlarını okşamaya başladı.

“Yarım elma, neden ağlıyorsun?”

“Geldiğine inanamıyorum.” Arya burnunu çekerek geri çekilirken Alya ikizinin ıslak yanaklarını silmeye başlamıştı. Serdar sesleri duyarak evden dışarı çıktığında iki kız kardeşini sarılırken görünce gülümseyerek onlara yaklaşmıştı.

“Bakın kim gelmiş, elmanın diğer yarısı da tamamlandı.” Serdar iki kardeşine birden sarılırken Alya gülümseyerek abisinin yanağını öpmüştü.

“Nasılmış benim yakışıklı abim?”

“Duy duy Selim Bey, kimin yakışıklı olduğunu iyice duy!” diyerek abisine takılan Serdar gülerek kardeşlerine bakmıştı. Onlara her baktığında içi gidiyordu. Kendini onların hem abisi hem de babası gibi hissetmesi normal miydi?

“Seni kaile almıyorum Serdar, beni yakışıklı bulan buldu,” diyerek karısını kolunun altına çekmişti.

“Neden hala dışarıdasınız?” Aras kucağında Ecem ile dışarı çıkarken karısının mutlu bir şekilde Alya’ya sarıldığını görünce o da gülümsemişti.

“Hoş geldin Alya, ne zaman geldin?” Cenk grubun yanına gelerek önce Serdar ile sonra da Aras ile selamlaşmıştı.

“Dayı!” diyerek Selim’e gitmeye çalışan Ecem Eda’nın kaşlarının çatılmasına neden olsa da küçük kız sessiz kalmıştı.

“Dayısının fıstığı,” diyerek Aras’ın kucağından Ecem’i alan genç adam diğerlerinin peşinden eve girmişlerdi. Arya hamile kalınca ev işlerinde yardımcı olması için köyden bir kadını tutmuşlardı.

“Hesna abla çay demini aldı mı?” Arya’nın seslenmesiyle kadın mutfaktan çıkarak yanlarına gelmişti.

“Birazdan alır kızım,” diyen kadın Alya’yı görünce şaşırmıştı. Arya ikizi olduğundan bahsetse de Alya’nın resmini hiç görmediği için ikisinin benzerliğine şaşıp kalmıştı.

“Bismillah, Allah’ım neler yaratıyor.” Kadının söylemi iki kızı da güldürürken Alya kadına selam vererek “Nasılsın Hesna abla, gördüğün gibi Arya’nın kopyasıyım. Gerçi o biraz…” derken aklına gelen şeyle susmuştu. Arya’ya kilo aldığını söylerse ağlayacağına emindi. Alya’nın susmasıyla Arya araya girdi.

“Biraz neyim Alya?” dediğinde Aras hemen araya girmişti.

“Hayatım sabahtan beri çok fazla ayakta kaldın hadi salona geçip oturalım.” Arya kocasının kendisini salona götürmesiyle hafif gülümsemişti. Hep birlikte salona geçtikten sonra Aras çocukları oyun odasına götürüp güzelce oynamalarını tembih etmişti.

“Nasılsın?” Alya ikizinin yanına oturarak ayaklarını kucağına uzatmasını sağlamıştı. Arya utansa da Alya’nın ayaklarına masaj yapmaya başlamasıyla rahatladığını hissediyordu.

“Şükür, daha iyi olamazdım sanırım.”

“Aras’a söyledin mi bebeğin cinsiyetini?” Alya sessizce sorarken Arya başını iki yana sallamıştı.

“Henüz söylemedim. En azından diğerini de öğrenince söylerim diye düşündüm.”

“Bence söylemelisin. Ne kadar belli etmemeye çalışsa da o da en az senin kadar endişeli.” Aras salona geldiğinde Arya tek kaşını kaldırarak kocasına bakmıştı.

“Oğlumun babası bana su verebilir misin?” dediğinde Alya kardeşinin sözleriyle az kalsın tükürüğünde boğulacaktı. Aras karısının sözleri ile donup kalırken olayı ilk anlayan Selim kahkaha atmıştı. Esma Arya’nın yanına gidip sarılırken Serdar ve Gülşen şaşkınlıkla onlara bakmıştı.

“Arya?” Aras sonunda kendini toparlayarak hızla karısının dibine çökmüştü. Adamın şaşkınlığı ve sevinci birbirine karışırken genç kadının yüzünü avuçlarının arasına alan genç adam inanmak istercesine sormuştu.

“Erkek mi?” Arya başını sallayarak adamı onaylamıştı.

“Bir tanesi erkek ama diğeri göstermiyor bir türlü,” dediğinde salonda gülüşmeler olmuştu.

“Neden daha önce söylemedin?”

“İkisini aynı anda söylemek istemiştim. Doktor sonraki kontrolde cinsiyetini gösterebileceğini söyledi.” Adam karısının alnını öperken çiftin mutluluğu diğerlerine de sirayet ediyordu.

“Tebrik ederim kardeşim, Allah sağlıkla kucağına almayı nasip etsin.”

“Amin abi, amin…” Arya ve Aras aynı anda genç adama karşılık vermişti. Neşeli bir günün ardından Arya ve Alya odaya geçerek derin bir sohbet yapmışlardı. Serdar karısına alışverişe gideceklerine dair söz verdiği için evden ayrılmışlardı.

Akşama doğru genç kız Arya’ya sarılarak ona veda ederken gitmeden yanına geleceğine dair söz vermişti. Cenk ısrarlar üzerine Aras’ın arabasını alarak köye çıkmak için yola koyulmuşlardı. Neyse ki iki saat sonra köye ulaştıklarında akşam namazını kaçırmamıştı kız. Araba evin önüne durduğunda annesinin hızla evden çıkışını gülümseyerek izledi Alya. Kadın Arya yerine Alya’yı görünce şaşkınlıkla kızına kollarını açarken Alya hiç tereddütsüz kendisini annesinin kollarına atmıştı.

“Ah benim deli kızım, geleceğini neden söylemedin?” dediğinde Alya annesinin mis gibi kokusunu içine çekmişti. Cenk anne kıza gülümseyerek bakarken evden dışarıya çıkan Ahmet Bey karısının sarıldığı kızını görünce duraksamıştı.

“Alya kızım hayırdır?” Ahmet beyin sesini duyan Alya annesinden ayrılarak babasına sarılırken Cenk’te kendisine “Hoş geldin oğlum,” diyen Emine hanımın elini öperek “Hoş buldum anne, nasılsınız?” diye sormuştu.

“Sizi gördük daha iyi olduk, hayırdır oğlum geleceğinizden haberimiz yoktu. Kötü bir şey olmadı değil mi?”

“Alya Arya’yı özlemiş anne kötü bir şey yok. Bir de geziye gitmeden gelip bir görmek istedik.” Adam sözlerini tamamladıktan sonra yaşlı adamın da elini öperek selamlamıştı.

“Geçin içeri evladım. Biz de arabayı görünce Aras oğlum geldi sandık. Arya’ya bir şey oldu diye endişelendik.”

“Sizi korkutmak istemezdik anne, eniştem arabayı alın deyince bizde köy yolunda iyi olur diye kabul ettik.” Hep birlikte eve girdiklerinde ananesinin de elini öperek salonda ki çekyatın üzerine oturmuşlardı.

“Aç mısınız kızım, mis gibi vurma lahana yaptım.” Alya’nın gözleri annesinin sözleri ile parlamıştı.

“Acılı mı?” kadın kızının sözlerine gülmüştü.

“Acılı, hem de tam senin sevdiğin gibi.” Alya hızla yerinden kalkarak küçük taş mutfağa geçmişti. Tezgah betondan yapılmıştı. Tabakların dizildiği terekten çelik tabakları alarak sininin üzerine dizmeye başladı. Haşlamanın (Trabzon da lahana çorbasına verilen ad) yanında annesi muhakkak mısır ekmeği de yapardı. Kenarda duran davul fırının kapağını aşarak içine baktığında yanılmadığı anlamıştı. Ekmeği sıcak olduğunu gören genç kız yerinden kalkarak salona geçmişti.

“Cenk annem mısır ekmeği yaptı, istersen içine yağ koyalım, güzel olur.” Cenk kızın sorusuyla salonda ki diğer kişilere bakmıştı.

“Benim için fark etmez, anne siz nasıl yersiniz?” Cenk özellikle Emine hanıma sormuştu. Aileyi gözlemlediğine göre evde Emine hanımın istekleri ön planda tutuluyordu. Ahmet babası karısının ağzından çıkanları emir gibi kabule diyordu.

“Yağ ile güzel olur kızım, sen sofrayı hazırla sonra da çay içeriz. Sobanın üzerinde sıcak su var.” Alya mutfağa dönerek ekmeği ortadan ikiye bölmüştü. Büyük siniye tabakları dizerken ortaya da içine yağ koyduğu mısır ekmeğini koymuştu. Dolapta ananesinin yaptığı yoğurttan da sofraya koyarak içeri geçmek için mutfaktan çıkmıştı. Sini oldukça ağır olduğu için güçlükle salona geçerken Cenk genç kızı görünce hızla yerinden kalkıp kızın elinden sofrayı almıştı.

“Neden seslenmiyorsun, bu senin için ağır,” dediğinde Alya anne ve babasının yanında utanarak bakışlarını kaçırmıştı. Alya hemen köşede duran fiskos masayı alarak ananesinin oturduğu kanepenin yanına koyarak genç adamın siniyi masanın üzerine bırakmasını beklemişti. Birkaç iskemle almak için koridora çıkan genç kız iskemleleri oturmaları için sofranın etrafına koymuştu. Haşlama zaten sobanın üzerinde sıcak sıcak duruyordu. Yemekleri doldurduktan sonra yerine oturduğunda iştahla karalahana haşlamasını yemeye başlamıştı.

“Anne eline sağlık yine çok güzel oldu.”

“Evet anne, Alya haklı haşlama çok güzel olmuş.”

“Dimi, annemin eline kimse su dökemez bu yemek konusunda.” İkili konuşurken Ahmet Bey iç çekerek kızına bakmıştı.

“Ne zaman gidiyorsunuz kızım?”

“Hafta içi gitmeyi planlıyoruz baba. Okuldan izinleri aldık. Sadece bilet almak kaldı. Onu da okul halledecek.” Cenk kızın sözleriyle hızla ona dönmüştü.

“Okul mu halledecek?” Alya bu konuyu genç adama söylemediğini hatırlayınca mahcup bir şekilde genç adama bakmıştı.

“Sana söylemeyi unuttum. Bu gün bölüm başkanı araştırmanın okul içinde önemli olacağını düşünerek geziye okulu temsilen gideceğimizi söyledi. Bu araştırma onlar içinde oldukça önemliymiş. Bu yüzden de masrafları okul karşılayacak.” Cenk şaşkınlıkla genç kıza bakarken gülümseyerek Ahmet beye dönmüştü.

“Kızınız çok başarılı baba, şimdiden üniversitede hocalık yapması için teklif aldı.” Cenk’in sözleriyle Ahmet Bey kızına dönmüştü. Alya’nın yanağını okşayarak genç kıza gururla bakmıştı.

“İki kızım da çok zekidir benim. Alya’m ayrı elbet, o zekasının tamamını kullanmıyor bile. Zamanı geldiğinde eminim daha da başarılı olacaktır.”

“İnşallah,” annesi ve ananesi adamı onaylarken Ahmet Bey son bombasını da patlatmıştı.

“O zaman geziden döner dönmez düğünü yapalım,” Alya elinde kaşıkla kalakalırken bakışları ağır bir şekilde Cenk’e dönmüştü. Onun da en az kendisi kadar şaşkın olduğunu gören genç kız kaşığını aşağıya indirerek derin bir nefes almıştı. Cenk nedense genç kızın bakışlarından tedirgin olmuştu. Ağzını açacağı sırada onun tedirginliğini hisseden genç kız adamın konuşmasına fırsat vermeden babasını cevaplamıştı.

“O zaman iki ay sonra düğünü yaparız!”

****

Umarım bölümü beğenmişsinizdir. Zira ben ne yazdığımın farkında bile değilim. Zira bir haftadır endişe içinde bekliyorduk. Daha yirmi beşinde gencecik bir kardeşimiz beyin kanaması geçirerek hastaneye kaldırıldı. İşin kötü tarafı akşamına baş ağrısından hastaneye gitmesine rağmen bir şey yok diyerek evine gönderildi bu çocuk. Apar topar ameliyata alınsa da artık ellerinden bir şey gelmedi. dört gün yoğun bakımda kaldı. Uyandırmak istediklerindeyse beyin fonksiyonlarının çalışmadığı anlaşıldı. Üstelik kardeşimizin kan kanseri olduğu ve kanama sonrası tüm bedene yayıldığı söylendi. Aileye fişi çekelim önerisine rağmen aile makinayla çalışan kalbin kendi kendine durmasını bekleyeceklerini söyledi. Ve bu gün o kalpte durdu.

Gencecik bir delikanlı, bu gün ölümün yaşı olmadığını bir kez daha bize göstermiş oldu. Allah ailesine sabır versin. Sizden ricam Halil kardeşime okuyabilecek olan varsa bir Fatiha okusun. Gerçekten çok üzgünüm 🙁

54. BÖLÜM <<<<<< ——->>>>>>> 56. BÖLÜM

27180cookie-checkGelincik Çiçeği 55. Bölüm