Aralık 28, 2022 Yazarı mermaridyy 8

Gelincik Çiçeği 56. Bölüm

Herkese keyifli okumalar arkadaşlar. Umarım bölümü beğenirsiniz.

***

Genç adam ağzına götürdüğü çayı son anda yutmayı başarmıştı. Şaşkınlıkla Alya’ya bakarken Alya bakışlarını kaçırarak kendilerine memnun bir şekilde bakan anne ve babasına bakmıştı.

“Alya biraz konuşabilir miyiz?” Cenk’in isteği üzere Alya başını sallayarak ayağa kalktı. Genç kız kapıya yönelince Cenk’te ayağa kalkarak büyüklerinden izin istemişti. Alya rahat konuşabilmek için dış kapıya yönelirken duvarda asılı olan yeleği alarak sırtına geçirdi. Akşamları köy oldukça serin oluyordu. Cenk kızı takip ederken Alya evin arkasına doğru yürüme başladı. Genç kızın daha önce görmediği bir sarandere (Altı boş genellikle oturma masası bulundurulan, üstü oda şeklinde iki katlı çoğunlukla depo görevi gören bir yapı.) doğru ilerlediğini görünce adam sessizce peşine takıldı.

“Alya az önce içeride söylediğin şeyde emin misin? Sen yaz düğünü istiyordun.” Cenk ortada ki masanın kenarlarına tutturulmuş sırtı olmayan oturma yerine oturuşunu izlerken Cenk’te hemen yanına geçip oturmuştu.

“Neden bu kadar şaşırdın Cenk? Elinde sonunda düğün olacaktı.”

“Ama senin istediğin zamanda, istediğin şekilde.” Alya mahcup bir şekilde bakışlarını kaçırarak cevap vermişti.

“Birkaç gündür bende bu konuyu düşünüyorum. Küçükken Arya ile bir hayalimiz vardı.” Alya buruk bir şekilde gülümseyerek bakışlarını Cenk’e çevirmişti. Cenk kızın gözlerinde ki hüznü görünce canının yandığını hissetmişti.

“Hayalini gerçekleştirmek için elimden geleni yapacağım.” Alya başını olumlu anlamda sallayarak devam etmişti.

“Mahallede arkadaşlarımız olsun, komşular olsun bizi kolay kolay ayırt edemezdi. O zaman karar vermiştik. Evlendiğimizde ikimizin de üzerinde gelinlik olan bir fotoğrafımız olacaktı. Arya’nın düğününde bu hayalimizi gerçekleştiremedik.” Cenk o günü hatırlamıştı. Alya’nın üzerinde gelinlik vardı. O kadar güzel görünüyordu ki düğün Alya’nın kaçırılmasıyla neredeyse iptal olacaktı. Neyse ki Cenk genç kızı kaçırılırken görmüş ve gerekli kişilere haber ederek Alya’nın kurtulmasına yardım etmişti.

“O gün bu yüzden mi gelinlik giymiştin?” Alya genç adamın Arya’nın düğününden bahsettiğini anlayınca başını sallayarak cevap vermişti.

“Evet, birlikte gelinlikle fotoğraf çekilecektik.” Cenk hafif gülümseyerek genç kıza sormuştu.

“O zaman neden düğünü erkene aldın?”

“Bu yüzden beklemenin saçma olduğunu düşünüyorum artık. Çocukça bir hayaldi.” Cenk karısının dilinin söylediklerini bakışlarının desteklemediğini farkındaydı. Kararının baskı altında almasını istemiyordu. Bir şeylerin içinde yarım kalmasına izin veremezdi.

“Bunu geziden döndükten sonra yeniden konuşuruz.”

“Benim için bir sorun yok Cenk, eğer sende istersen dediğim gibi iki ay sonra düğünü yapabiliriz.” Cenk kıza o anda sıkıca sarılmak istemişti. Tedirginliğini yok etmek, her zaman yanında olacağını hissettirmek istemişti. Derin bir iç çekerek ayaklanan genç adam kızın da ayağa kalkmasına yardım etmişti.

“Ben artık geç olmadan eve gideyim.” Alya başını sallarken Cenk içeridekilere gideceğini bildirmek için kapıya yönelmişti. Alya ondan önce içeriye girerek Cenk’in gideceğini söylediğinde aile üyeleri kapıya çıkmıştı.

“Kalsaydın oğlum?” Emine Hanım damadının bu saatte onca yolu gitmesini istemiyordu.

“Rahatsız etmeyeyim anne, evden de alacaklarım vardı zaten.”

“Sabah Alya ile gidersiniz oğlum, yollar bozuk biliyorsun. Gecenin şerri çok olur.” Emine hanımın sözleriyle Alya annesine bakmıştı. Onun sözlerine sonuna kadar inandığı için annesine hak veriyordu.

“Emine haklı oğlum yarın gidersiniz. Kal bu akşam.” Cenk bakışlarını Alya’ya çevirdiğinde genç kızın gözlerinden kalmasını istediğini anlamıştı. Sıkıntılı bir şekilde kabul ederken tek duası Alya’ya laf gelmemesiydi.

“Peki baba, siz nasıl isterseniz.” O gece geç saatlere kadar sohbet eden aile odalarına çekilirken Alya Cenk için salonda yer yatağı hazırlamıştı. Soba yandığı için içerisi oldukça sıcaktı. Genç adam yorgan yerine sadece battaniye örterken Alya ağır adımlarla salonun kapısını kapatarak ananesiyle kalacağı odaya girdi. Yaşlı kadın genç kıza gülümseyerek kollarını açarken Alya hızla ananesinin kollarının arasına girmişti.

“Nasılsın güzel torunum? Damat ile aran nasıl?” Alya iç çekerek ananesinin göğsüne başını yaslamıştı.

“Çok şükür anane, Cenk ile iyi anlaşıyoruz.”

“Sadece bu kadar mı?”

“O iyi biri, bana da çok iyi davranıyor. Hani sen diyordun ya anane, dedem bir şey isteyeyim diye gözümün içine bakardı diye, Cenk’te öyle. Ondan bir şey isteyeyim diye gözümün içine bakıyor. Bazen benim düşünemediğim şeyleri önceden düşünüp yapıyor.” Hatice Hanım torununu sözlerine gülümseyerek geri çekilmişti. Genç kızın yüzünü avuçlarının arasına alarak gözlerine baktı. Alya’nın gözleri ışıl ışıldı.

“Çok şükür kızım. Kalplerinizi birbirine ısındıran Mevla’ya çok şükür… Senin için endişeleniyordum. Her şey aceleye geldi diye ama görüyorum ki endişelenecek bir şey yok. Asiye kadın haklı çıktı.”

“Asiye kadın mı?” Alya şaşkınlıkla ananesine bakmıştı. Aras eniştesinin babaannesinin hangi konuda haklı çıktığını merak ediyordu.

“Asiye kadın Cenk’i çok seviyor. Biliyorsun Alya, Seda ile evliliği boyunca karısının bir dediğini iki etmezmiş.” Alya Cenk’in eski karısının adını duyunca gerilmişti. Cenk’in artık o kadınla adının anılmasını istemiyordu ama elinden bir şey de gelmiyordu.

“Anlıyorum…” Alya’nın yüzü asılırken ananesi genç kızın çenesini tutarak yeniden kendisine bakmasını sağlamıştı.

“Hemen asma yüzünü yavrum, bu durum arada da olsa karşına çıkacak. Sen kocana sahip çıktıktan sonra, siz bir birinizi sevdikten sonra kim ne demiş, ne yapmış önemli değil. Hadi yüzün gülsün.”

“Anane, ben Cenk’in adının yanına Seda’nın adının anılmasını istemiyorum.”

“Biliyorum güzelim, ama bu yüzden Cenk’e de kızamazsın. Adamın bir geçmişi var.” Alya başını sallarken yüzü yeniden asılmıştı.

“Neyse yatalım mı artık, sabah güzel bir kahvaltı yaparız.” İkili birlikte yatağa girerken genç kız ananesine sokulmuştu. Yaşlı kadın torununu saçını okşayarak dualarla uyutmuştu.

Sabahın ilk ışıklarıyla uyanan genç kız yaşlı kadını rahatsız etmeden sessizce yataktan kalkmıştı. Üzerine kapının arkasında asılı olan hırkasını giyerek sessizce odadan çıkarken arka taraftaki balkona doğru ilerlemeye başladı. Alya köyde sabah esintisini hissetmeyi çok severdi. Evleri biraz yüksek kesimde kaldığı için balkonun manzarası oldukça göz alıcıydı. Derin bir nefes alarak temiz havayı içine çekerken balkon kapısının gıcırdayan sesiyle arkasını dönmüştü.

“Seni ben mi uyandırdım?” Alya genç adama sorarken Cenk hafif gülümseyerek başını iki yana sallamıştı.

“Ezanla uyandım. Temiz hava iyi geldi.” Alya gülümseyerek yeniden manzaraya dönerken Cenk’te yanına gelerek hemen arkasında durmuştu. Alya’nın ürperdiğini görünce ellerini omuzlarına yerleştirerek derin bir iç çekti.

“Hasta olacaksın Alya, üzerin incecik.”

“Hırkam var,” diye itiraz eden genç kız adamı gülümsetmişti.

“Bu hırkanın seni ısıtmadığını biliyorsun. Hadi içeri geçelim.” Alya havanın iyice aydınlanmaya başladığını görünce anne ve babasının birazdan uyanacağının bilincinde Cenk ile birlikte içeri girmişti. Yönünü mutfağa çevirirken Cenk’te onu takip etmişti. Sabah olduğu için evin içi biraz soğuk olsa da dayanılmayacak bir soğukluk değildi.

“Ben kahvaltıyı hazırlayacağım. Birazdan annemler kalkar.” Alya’nın sözleriyle Cenk başını sallayarak ona cevap verdi.

“Bende sobayı yakayım, içerinin soğukluğu kırılır.” Cenk dışarıya çıkarak hemen merdivenin altında bulunan odunlardan kucaklayıp salona geçmişti. Önce sobanın külünü boşalttıktan sonra hızla ince odunları içine yerleştirip tutuşturmuştu. Birkaç dakikada salonun içi sıcacık olurken sobanın üzerinde ki güğümü alarak mutfaktan su doldurup yeniden üzerine bırakmıştı. Alya patates soyarken göz ucuyla da Cenk’i takip ediyordu.

“İstediğin bir şey var mı?” Alya genç adama sorarken Cenk hafif gülümseyerek karısına baktı. Şuanın onun gözündeki kıymetini Alya tahmin bile edemezdi. Dayanamayarak genç kızın başının tepesini öperken Alya yutkunmadan edememişti. Abileri dışında kimse onu bu şekilde öpmemişti.

“Yok güzelim, kolayına ne geliyorsa onu yap.” Cenk salona geçerken yerdeki yatağını toparlayıp köşedeki tekli koltuğun üzerine bıraktı. Ortamı toparlarken salonun kapısı tıklanmış, onun seslenmesiyle de açılmıştı. Emine Hanım salona girerek “Uyandın mı evladım?” diye sorarken kapının kapalı olmasından Cenk’in hala uyuduğunu düşünmüştü. Cenk kadının salona girmesiyle gülümsedi.

“Gel anne, sobayı yaktığım için kapıyı kapatmıştım. İçerinin sıcağı kaçmasın diye…   “ diye kadına cevap verirken kadın damadına sıcak bir şekilde gülümsemişti. Mutfaktan sesler gelirken Cenk karısına bakmak için salondan çıkmıştı.

“Yardıma ihtiyacın var mı?” Alya küçük mutfağı varlığıyla dolduran adama dönmüştü. Alya’nın hazırladığı sofrayı Cenk alarak salona geçerken en son Ahmet beyinde kalktığını görünce “Hayırlı sabahlar baba,” dedi. Genç adam Ahmet beye ilk kez ‘baba’ demiyordu elbette ancak ilk kez adını söylemeden ‘baba’ demişti. Cenk dilinden dökülen hitapla içinin burulduğunu hissetmişti. Yıllar var ki ağzından ‘baba’ kelimesi çıkmamıştı. Babası öldüğünde henüz reşit bile değildi.

“Hayırlı sabahlar evladım,” diyen adam eli dolu olan damadının salona geçmesi için ona yol vermişti. Hatice Hanım sobanın yanına oturmuş üşüyen sırtını ısıtmaya çalışıyordu. Yaşı gereği çok çabuk üşüyordu. Hep birlikte sofraya geçtiklerinde kısa sohbetler eşliğinde kahvaltılarını yaptılar. Kahvaltıdan sonra Hatice Hanım oğluna dönerek “Ahmet, damda ki odunları merdivenin altına dizelim. Yakmak için alması dala kolay olur,” dedi.

“Anne burada kalmayacaksın, birkaç gün kalıp birlikte döneceğiz.”

“Oğlum biliyorsun merkezde rahat edemiyorum.”

“Sende biliyorsun burada seni bir başına bırakmak içimize sinmiyor.” Kadın damadını ikna edemeyeceğini bilse de elinden geldiğince diretiyordu. Cenk ikilinin tatlı atışmalarına karşılık gülümserken Alya’nın bakışlarını üzerinde hissetmişti. Karısına döndüğünde genç kızın oldukça dalgın olduğunu görmüştü.

“Kızım Cenk’in çayı bitti, dolduru ver hadi…” Emine Hanımım seslenmesiyle genç kız kendisine gelmişti. Soğumaması için yanan sobanın üzerine koyduğu çayı alarak biten çayları doldururken Cenk sessizce teşekkür ederek karısına gülümsemişti. Bol atışmalı bir kahvaltının ardından Alya bulaşıkları hallederken Cenk’te ananenin söylediği odunları merdivenin altına taşımaya başlamıştı.

“Kolay gelsin evladım, sen kimsin?” Cenk yoldan geçen yaşlı kadının kendisine seslenmesiyle duraksamıştı.

“Sağ ol teyze…”  diyerek kadına cevap verirken ikinci soruya cevap vermemişti. Kadın sorusuna cevap alamayınca yönünü değiştirerek eve doğru gelmeye başlamıştı. Cenk sıkıntıyla nefesini dışarıya verirken el arabasını alarak dama doğru ilerledi. Nitekim damdan evin odunları el arabasıyla taşımak daha kolay oluyordu. Ahmet Bey dışarıya çıktığında Cenk’i odunları dizerken görünce duraksamıştı.

“Evladım sen ne zahmet ediyorsun, ben yapardım.”

“Hazır buradayken taşıyayım baba, elime yapışmaz ya.” Kadın yanlarına geldiğinde Cenk’in adama ‘baba’ dediğini duyunca şaşırmıştı.

“Ahmet oğlum hayırdır delikanlı kim?”

“Buyur Ayşe teyze, hoş geldin. Cenk benim damadım, ziyarete geldiler.” Kadının şaşkınlığı daha da artmıştı.

“E senin damat bizim Asiye’nin torunu değil miydi?” diye sorarken Ahmet Bey gülmüştü.

“Bu diğer damat Ayşe teyze… Annem içeride içeri geç sen üşüme.” Kadın merakla Cenk’i incelerken kapıdan çıkan Alya ile duraksamıştı.

“Kız kızım hoş geldin. Evlenmişin duymadık.” Ayla kadının elini öperek ona gülümsemişti.

“Daha düğünü yapmadık Ayşe nene, merak etme davetiyeni göndereceğim. Gelmezsen darılırım.”

“Ah Ahmet iki kızı da verdin ha… Allah utandırmasın.”

“Amin teyzem, amin…” kadın eve girerken Cenk tedirgin bir şekilde genç kıza bakmıştı. Ahmet Bey kara lastiklerini giyerken genç adam kızın yanına yaklaşarak “Sorun olmaz değil mi?” dedi. Alya onun neden bahsettiğini anlayamayınca “Ne?” diye sordu.

“Bu kadın hakkımızda kötü konuşmaz değil mi? Sana laf gelmesini istemiyorum.” Alya adamın tedirgin konuşmasıyla gülümseyerek ona bakmıştı. Son zamanlarda ne de çok gülümser olmuştu. Hepsi karşısında ki adam sayesindeydi… Kocası sayesinde!

“Merak etme Ayşe nene dedikoducu biri değildir. İçin rahat olsun. Kaldı ki dedikodumu yapacakları bir şey yok ortada. Kocam değil misin? Babamın evine gelemez miyim?” Cenk kızın ‘Kocam değil misin?’ sözünden sonrasını duymamıştı.

“Şu odunları halledeyim de yola çıkalım. Daha bizim köye uğrayacağız. Hem akşam Arya’yı da göreceksin.” Alya başını sallayarak eve yönelirken duraksayarak “Yardım edeyim mi?” diye sordu.

“Az bir şey kaldı zaten, sen evde işin varsa onu hallet.” Genç kız eve girerken Cenk Ahmet beyi odun taşırken görünce hızla yanına gitmişti.

“Baba ben alayım, sen otur. Zaten doldu merdivenin altı.” Adam başını sallayıp kıyıda ki kütüğün üzerine oturdu. Cenk birkaç sefer daha odun aldıktan sonra işi bitmişti. İki adam karşılıklı kütüklerin üzerine otururken Ahmet Bey minnetle genç adama bakmıştı.

“Allah razı olsun evladım,”

“Hepimizden baba, bir şey yapmadım ki?”

“Odunlardan bahsetmiyorum Cenk, kızım gözündeki ışıktan bahsediyorum. Alya’nın gözlerinde ki o parlaklık var ya, işte o mutluluk için diyorum. Allah senden razı olsun.” Cenk utanırken başını hafif öne eğmişti.

“Allah sizden de razı olsun. Kızınızı bana layık gördüğünüz için.” İki adam bir süre daha sohbet ederken Alya elinde iki bardak çayla yanlarına gelmişti. Cenk çayını içtikten sonra yola çıkacaklarını söyleyince ananesi kışlık için hazırladığı turşulardan arabaya yerleştirmişti. Annesi de tarladan topladığı lahanaları onlara verirken Deniz hanıma bol bol selam söylemişti. Genç çift helallik alarak yola koyulduklarında Alya’nın içi burulmuştu.

Köyden ilçeye indiklerinde merkeze doğru yola çıkmışlardı. Cenk’in evi il merkezine yakın bir köydeydi. Aslında ilçe ve merkez arasında kalıyorlardı. Bu yüzden diğer yerlere göre daha kolay ulaşımı vardı.

“Bu tarafa hiç geçmemiştim. Yolları oldukça güzelmiş.” Cenk arabanın içinde yankılanan hafif müzikle yola odaklanmışken karısının sözlerini duyunca ona dönmüştü.

“Evet, merkeze yakın olduğumuz için ayrı bir özen gösteriyorlar. Köyde fazla kalabalık değil zaten. Daha doğrusu neredeyse hepsi akraba birbirine…”

“Bu güzel değil mi?” Cenk’in yakınarak söylediği sözlerden sonra Alya merakla sormuştu.

“Bazı durumlarda akrabalar kırk yıl yabancıdan daha çok zarar verir sana. Hani bir laf vardır duymuşsundur. Akraba akreptir diye… İşte bizimkiler bu akrep sınıfına giriyor.” Alya başını sallayarak üzgün bir şekilde yolu izlemeye başlamıştı.

“Annemin pek akrabası yoktur. Babamınkiler de fazla olsa da yakınlık göstermezler insana. Bazı kuzenlerimi tanımam bile. Zamanında memur olup başka şehirlere yerleşmişler ve sonrada gidip gelmeler azalıp tamamen kesilmiş. Bayramdan bayrama işte babamı ararlarsa o.”

“Kötü olmuş. Neyse bizim çocuklarımız bizim ailemiz gibi olmaz. Kuzenleriyle birlikte büyürler.” Alya ‘çocuklarımız’ kelimesiyle duraksamıştı. Daha önce hiç düşünmemişti. Cenk ile çocukları… Gözünün önüne gelen görüntüyle yutkunmadan edememişti. Küçük bir kız çocuğu babasının omuzlarında. Abisiyle oynayan bir erkek çocuğu… Acaba gözleri kendisi gibi mavi mi olurdu yoksa Cenk gibi ela mı? Düşüncelerinin kaydığı yönü fark edince boğazını temizleyerek heyecanını bastırmaya çalışmıştı.

“Sustun?”

“Hıh…”

“Suskunlaştın. Çocuk istemez misin yoksa?” Alya adamın sesindeki üzüntüyü iliklerine kadar hissetmişti. Büyük ihtimalle aklına Seda’nın bebeğini aldırması gelmişti. Elini uzatarak genç adamın elini tutarken derin bir nefes aldı.

“Allah nasip ederse elbette çocuklarımız olacak, sadece aklıma bir şey takıldı.” Cenk kızın sözleriyle tek kaşını kaldırarak ona bakmıştı.

“Ne takıldı?”

“Sence gözleri Mavi mi yoksa ela mı olur?” Cenk Alya’nın sorusuyla kısa bir an duraksadıktan sonra şen bir kahkaha atmıştı. Başını iki yana sallayarak karısının ciddi bir ifadeyle kendisine baktığını gözünde güçlükle kendine hakim olmuştu.

“Sağlıklı olsun da ne renk olursa olsun.”

“Öyle tabi…” Alya aklına gelen başka bir şeyle yeniden konuşmuştu. “Gözlerin renkli olması göz kusuruymuş biliyor musun?” Cenk olumlu anlamda başını sallarken cevap vermişti.

“Evet biliyordum. Gözdeki melanin miktarıyla alakalı. Fazlaysa kahverengi az ise miktara göre renkli gözlü oluyorsun. Sanırım heterokrami durumuydu.” Alya kendi bildiklerini adamın ağzından yeniden duyunca gülümsemişti. Bilgiye aç biri olarak yanında onunla tartışabilecek, ona bilgisini aktarabilecek bir kocası olduğu için mutluydu. Bir yerlerde okumuştu, karı koca arsında sen benim eşimsin muhabbetinin doğru olmadığını. ‘Eş birebir aynı demektir,’ diye. Oysa kadın ve erkek farklıdır. Evli olan adam koca, kadın ise karı olur diye. Alya bu söze sonuna kadar inanıyordu.

Cenk onun eşi değildi, kocasıydı!

Araba durduğunda genç kız etrafına bakınmaya başlamıştı. Karşısında iki katlı oldukça bakımlı bir ev duruyordu. Dışından anladığı kadarıyla oda sayısı da epey vardı. Köy evlerinin aksine betonarme bir evdi.

“Geldik,” diyen genç kız yeniden bahçesindeki oturma yerini asmanın sarmaladığı sevimli eve bakmıştı.

“Ev çok güzelmiş. Annem için biraz büyük değil mi?” dediğinde Cenk başını sallayarak buruk bir şekilde karısını cevapladı.

“Rahmetli babam kalabalık aile istiyordu. İki çocuktan başkasına ömrü yetmedi.” Alya da üzgün bir şekilde eve bakarak iç çekti. “Hadi gidip evi biraz havalandıralım.” Alya arabadan indiğinde gözü karşıda ki iki katlı tomruk eve takılmıştı. Ev çok büyük olmasa da oldukça sıcak görünüyordu. Önündeki geniş verandaysa Alya’nın hayalinin ötesindeydi. Ev eski olsa da oldukça bakımlıydı.

“Cenk şu ev çok güzel, içinde yaşayanlar ne kadar şanslı. Her zaman sevmişimdir böyle ağaç evleri.” Cenk gülümseyerek Alya’nın yanına gelmişti. Kolunu Alya’nın omzuna atarak kızın şalının üzerinden başını öptü.

“Gerçekten sevdin mi?”

“Sevmek mi bayıldım, çok güzelmiş.”

“İşte buna sevindim, ilerde orada oturacağız!” Alya şaşkınlıkla Cenk’e döndüğünde gözleri adamın gülümsemesiyle büyümüştü.

“Şaka yapıyorsun.” Cenk başını iki yana sallayarak “O ev bizim evimiz. Gerçi şuanda işgal altında ama yakında işgalden kurtulacak.” Alya duyduklarından sonra içi içine sinmemişti. Bakışları iki ev arasında gezinirken nasıl birbirinden bu kadar farklı olduklarını düşünmeden edememişti.

“Neden biri ahşap diğeri beton?”

“Bu ev babamların doğup büyüdüğü evdir.  Zamanında kura çekilmiş ve üç kardeşten birine bu ev düşmüş. Diğer iki kardeşe de ev yapması için arazi vermişler. Tabi dedem çocuklarının ev yapımına yardım etti. Babam karşıda ki evi yaptı, amcam ise köyün çıkışında ki arazide ev yapmak istedi. Bu evde diğer amcama düştü anlayacağın. Bu yüzden evi dedem amcamın üzerine yapmıştı.”

“O zaman nasıl bizim oluyor?”

“Amcamın oğlu kumar bağımlısıydı. Yıllar önce büyük borca batmış. Babam da borcu karşılığında evi satın almış ama amcamın oturmasına da izin vermişti. Yıllardır kira vermeden evde oturuyor. Yetmemiş gibi sürekli annemle uğraşıp durdular. Ablamın evlenmesine de yengem neden oldu. Köyde adını çıkarmak için elinden geleni yaptı. Başta niye yaptığını anlayamamıştım ama abisinin oğlunu damat adayı diye dayatınca maksadını da anlamış olduk.” Alya şaşkınlıkla genç adama bakarken Cenk kızın burnuna dokunarak eve doğru yönlendirmişti. Fazla vakitleri yoktu. Geçen geldiklerinde annesinin unuttuğu ziynet eşyalarını alarak yola koyulmaları gerekiyordu.

“Peki buradan çıkarlarsa nerede oturacaklar?”

“Merak etme hayatım, amcamın merkezde iki dairesi daha var. Birindeki kiracıyı çıkarıp otursun artık.” Alya içi rahatlayarak adamın kapıyı açmasını beklemişti. Karşı evin ağır işlemeli ahşap kapısı açıldığında Alya’nın bakışları oraya dönmüştü. Cenk’in yengesiyle daha genç bir kız dışarıda ki verandaya çıkıp oturmuştu. Gözlerini ikilinin üzerine dikerek kendi aralarında konuşmaya başlamışlardı.

“Yengenin yanında ki kim?” genç adam kızın sözleri ile karşı eve kısa bir bakış atıp açtığı kapıdan kenara çekilerek “Yengemin yeğeni, hadi içeri geçelim,” dedi. Alya besmele çekerek eve ilk giren kişi olmuştu. Evin tüm perdeleri kapalı olduğu için içeride loş bir hava vardı.

“Çok işin var mı?”

“Hayır annemin emanetlerini alıp çıkarız.”

“İstersen evi bir iki saat havalandıralım? Daha zamanımız var nasıl olsa.” Cenk kız bir duraksamanın ardından “Çay demleyelim mi? Şunlara karşı çardakta içeriz.” Cenk’in göz kırparak söylediği sözlerden sonra Alya gülerek başını salladı.

“Olur sen nasıl istersen.”

“O zaman ben vanayı açayım,” diyen genç adam evden dışarına çıkarken Alya da perdeleri çekerek çift kanatlı pencereleri açıp içerinin havalanmasını sağlamıştı. Yavaş bir şekilde tüm odaların pencerelerini açarken evin düzenine hayran kalmıştı. Her oda ayrı bir şekilde donatılmış her oda ayrı bir şekilde kullanıma açılmıştı. Alt katta iki oda ve odalar kadar büyük bir mutfak vardı. Tuvalet banyonun yanında arka tarafta küçük bir de balkon vardı. Merdivenleri ağır bir şekilde çıkarak üst kattaki odalarında pençelemelerini açmıştı. Dört büyük odanın dördünde de ebeveyn banyosu vardı. Alya başta bu duruma şaşırsa da sonradan üst katın sadece yatak odaları için ayrıldığını fark edince bir şey gülümsemişti. Ev gerekten büyük ve çok güzeldi. Son pencereyi de açarken Cenk’in evin arkasından dolanarak kapıya yöneldiğini görünce hızlı adımlarla odadan çıkıp merdivenlerden aşağıya inerken Cenk’in “Alya,” diye seslendiğini duymuştu.

“Yukarıdaydım,” diyerek merdivenlerden Cenk’in yanına giderek adama gülümsemişti.

“Bütün pencereleri açtın mı?”

“Evet, hadi mutfağa geçelim.” Alya az önce yerini öğrendiği mutfağa giderken Cenk’te peşinden gitmişti.

“Suyu biraz akıtalım, toprak akar şimdi.” Alya adamın dediğiyle suyu açarak başta kahverengi akan suyun temizlenmesiyle kenardaki ketıla su koyarak ısıtmaya başlamıştı. Bu şekilde çayı daha hızlı demleyebilirdi.

“Çay üst tarafta, istersen annemin mısırı var patlatabiliriz.” Ayla adamın gösterdiği yerlerdeki gerekli olan şeyleri alırken Cenk’te annesini arayarak ziynet eşyalarını nereye koyduğunu sormak istemişti. Cenk annesinin odasına girerken telefonun açılmasını bekliyordu.

“Oğlum?”

“Evdeyiz anne, emanetleri nereye koydun?” Cenk kadının yönlendirmesiyle dolaba yönelirken üstteki yüklük hurcu alarak aşağıya indirmişti. Normalde annesi unutkan bir kadın olmamasına rağmen ilk kez altınlarını geride unutmuştu.

“Buldum annecim, tam olarak içinde ne vardı?” Cenk keseyi açarken annesinin saydıklarını kontrol ediyordu.

“Yavrum, altınları Alya kızıma ver. Üzerine taksın.”

“Neden?”

“Öylesi daha güveni evladım. Üzerinde olması kesede olmasından iyidir. Bende o şekilde getiriyordum buraya.” Genç adam bileziklere ve diğer ziynetlere bakmıştı.

“Sen nasıl istersen anne…” Cenk akşama geç geleceklerini söyleyerek telefonu kapatmıştı.

“Alya, bakar mısın?” Alya genç adamın seslenmesiyle odaya girerken yatağın üzerinde ki altınları gözünce duraksamıştı.

“Bir şey mi oldu Cenk?”

“Bunlar annemin altınları, annem yolculuk boyunca takmanı istedi. Takar mısın?” Alya şaşkınlıkla kocasına bakarken Deniz hanımın neden böyle bir şey istediğini bir kadın olarak anlayabiliyordu. Belki de en güvenli yer üzerine takmak olacaktı. Keseyi düşürme olasılıkları vardı.

“Peki takarım. İnce çorap var mıdır acaba?”

“İnce çorap mı? İnce çorabı ne yapacaksın?” Alya adamın şaşkın ifadesine gülerek yatağın üzerinde ki bileziklerden birini koluna takarak elini aşağı etmiş, bileşik kolundan sıyrılıp yatağa yeniden düşmüştü.

“Bunlar benim bileğime büyük canım. Sen çay suyunu koy bende annemin çekmecelerine bakayım. Kadının çekmecelerini sen kurcalama.” Cenk anlayışla karısının alnını öperek odadan çıkmıştı. Alya çekmecelere bakarak bir çift siyah çorap bulurken rahat bir nefes almıştı. Çorabı üst çekmecedeki makasla kesip koluna geçirmişti. Sekiz bileşiği iki koluna eşit şekilde takarak çorabı üzerlerine çekip altınların görünmemesini sağlamıştı. Biraz şişkin duruyordu ama en azından kolundan düşmüyordu. Zinciri boynuna takarken klipsi açılmasın diye iple bağlamıştı. Ancak küpeler için yapacak bir şeyi yoktu. Yüzük ve küpeleri keseye yeniden koyarken son kalan iki kelepçeyi kollarına takarak sağlama almıştı. Odadan çıkarken içi rahattı. Birkaç küçük altından başka kesede bir şey kalmamıştı.

“Cenk bunları istersen cebine koy, bende dursun.” Cenk kızın elinde ki keseyi alarak içindekilere baktıktan sonra yeniden keseyi kıza uzatmıştı.

“Sende dursun.” Çayı demledim küçük tüple çardağa çıkaralım.” İkili çardağa geçerken odlukça keyifliydi. Birkaç komşusu onlara selam verirken bazıları merakla Ayla’nın kim olduğunu soruyor, Cenk’in cevabıyla ikinci durakları genç kızın boynuna doladığı uzun zincirle iki bileğinde ki altın kelepçeler oluyordu. Alya rahatsız olarak kazağını aşağı çekerken Cenk gülümseyerek başını iki yana salladı.

“Endişelenme kötülüğüne bakmıyorlar. Şu bakışları annem görse keyiften dört köşe olurdu.”

“Gösterişi sevmediğimi biliyorsun Cenk,” neyse hadi çayları içelim de yola koyulalım. Daha Alya’ya uğrayacağız.” İkili birkaç saat içinde evin tüm kontrollerini yaptıktan sonra kapıyı kilitleyerek arabaya doğru ilerlerken Cenk duraksayarak “Bizim eve bakmak ister misin?” diye sordu.

“Müsait olmayabilirler Cenk, sonra bakarız.”

“Sen bilirsin.” Arabaya binecekleri sırada yengesinin yanlarına doğru geldiğini görünce duraksamıştı.

“Hayırdır Cenk geldin bize niye uğramıyorsun?”

“Vaktimiz yok yenge, bir şey söyleyeceksen eğer…” Kadının gözleri Alya’ya gidip gelirken Alya kadından bir atak beklemiş nitekim beklediği de gelmişti.

“Bakıyorum da gelin hanımı ev görmeye getirmişsin. Annen düğün olmadan nasıl altınlarını geline taktı?” diye sorarken Alya kadının nasıl olup da kapattığı altın bilekliği gördüğünü anlamamıştı.

“Niye takmasın, senin de dediğin gibi Alya annemin gelini benim karım. Ayrıca ev görmeye getirmedim. Evi görmemiz için sizin boşaltmanızı bekliyoruz.  Acele ederseniz iyi edersiniz.” Genç adam son sözlerini de söyleyerek kadını sinir küpü bir şekilde arkasında bırakıp arabaya binmişti. Alya adamın arabaya binmesiyle hızla yanına geçerken kemerini bağlarken kadının alev alan bakışlarını görmüş içinde ‘tövbe’ çekmişti.

“Allah affetsin ama bu kadın çok fena birine benziyor. Annem yıllardır onunla nasıl baş etti?” Cenk genç kızın sözlerine gülerken ağır bir şekilde yola koyulmuşlardı. Yol boyu gördüğü tanıdıklara korna çalarak selam verirken şehir merkezine ulaştıklarında Alya Arya’yı aramış ihtiyaç olup olmadığını sormuştu. Bu gün ikiziyle güzel zaman geçirmek istiyordu. Uzun yola gideceği için onu bir süre göremeyeceği için özlem gidermek istiyordu.

“İki gün sonra yola çıkarız.” Alya genç adama dönerek iç geçirerek baktı.

“İçimden bir ses bu gezide çok şey öğreneceğiz diyor. Gitmişken balayını da aradan çıkaralım mı?” Cenk’in sorusuyla Alya şaşkınlıkla ona bakarken Cenk kızın şaşkınlığına gür bir kahkaha atmıştı.

***

Sade ve olaysız bir bölüm oldu. Artık anlamışsınızdır. Son 3 bölüme girdik. Umarım güzel bir şekilde finallendirmeyi başarırız. 🙂 Yorumlarınızı bekliyorum.

55. BÖLÜM <<<<—–>>>>> 57. BÖLÜM

27360cookie-checkGelincik Çiçeği 56. Bölüm