Aralık 30, 2022 Yazarı mermaridyy 13

Cesur 55. Bölüm

Herkese hayırlı akşamlar arkadaşlar. Şimdiden yeni yılınızın size sağlık, huzur ve ailenizle güzel günler getirmesini dilerim.

***

Hayat insanların zor zamanda ne kadar cesaretli olabileceğini gösterebildiği bir oyun parkı gibiydi genç kız için. Uzun zamandır ablasının kendi gibi davranmadığını biliyordu. Onu bir türlü konuşturamıyor, evden çıkaramıyordu. Hatta ona dokunduğunda korkarak geri kaçıyordu. Genç adam uyuyan ablasını kontrol ederek salona geçtiğinde annesini yine iki gözü iki çeşme olarak bulmuştu. Dünkü sinir krizinden sonra ablası uykuya dalmış hala uyanmamıştı. Yaşlı kadının yanına oturarak ellerine uzanmıştı.

“Ağlama anne, sakin ol biraz.”

“Nasıl ağlamayayım oğlum. Ablan daha birkaç ay öncesine kadar neşeli kıpır kıpır biriydi. Şimdi ölüden farkı yok. Dilim varmıyor ama başına kötü bir olay gelmiş olmasından korkuyorum.” Emir’in de aklına bu ihtimaller geliyordu ancak ilk sinir krizi geçirdiğinde hastaneye kaldırmıştı ablasını. Doğru olmasa da kadın doğum arkadaşından ablası baygınken onu muayene etmesini istemiş fiziksel bir saldırıya uğramadığını öğrendiğinde içi rahat etmişti. Bu durumdayken ablasının tecavüze uğramış olabileceği düşüncesi genç adamın nefesini kesiyordu.

“Merak etme anne, Çisil hoca hastanenin en iyi doktorlarından biridir. Eminim ablamın sorununu da çözecektir.” Emir annesinin yanaklarını silerken kadın dualar ediyordu. Kızı iyi olsun diye her şeyi yapardı. Genç adam kapı zilinin çalmasıyla yerinden kalkarak kapıya yönelmişti. Bu saatte kimseyi beklemediği için önce kapı gözünden kimin geldiğine bakmıştı. Tanımadığı bir adam olduğunu görünce kaşlarını çatarak yavaşça kapıyı araladı.

“Buyurun, birine mi bakmıştınız?” genç adam sorusunun cevabını beklerken yabancı adamın tedirgin bir şekilde etrafına bakarak hızla içeri girmesiyle Emir neye uğradığını şaşırmıştı.

“Ne yaptığınızı sanı…” Emir ağzının kapatılmasıyla harekete çıkacağı sırada adamın sessizce “Polis,” dediğini duymuştu. Emir kaşları iyice çatılmış bir şekilde adamın kapı gözünden dışarıyı gözlemlediğini anlayınca neler olduğuna anlam verememişti.

“Neler oluyor?”

“Anlatacağım ama önce sakin olun!” bir süre daha dışarıyı kollayan adamla Emir iyice sinirlenmeye başlamıştı. Adamı hem tanımıyor hem de evine zorla giren adama güvenemiyordu.

“Polisin benim evimde ne ili olur?” Emir’in sorusuyla genç adam derin bir nefes alarak geriye çekilip ona elini uzatmıştı.

“Merhaba ben organize suçlardan komiser Suat Günay. Asaf Günay’ın kardeşiyim aynı zamanda.”

“Asaf hocanın mı? Neden buradasınız?” Suat bir süre etrafına bakınarak evi kontrol etmişti. Salondan yaşlı bir kadının sesini duyunca daha fazla oyalanmadan cebindeki telefonu genç adama uzatarak “Ablanızın telefonu, yarın hastaneye uğrayım sizinle önemli bir konuda konuşacağım.” Emir şaşkınlıkla Suat’ın eline telefon tutuşturup evden ayrılmasını izlemişti.

“Kim geldi oğlum neden orada bekliyorsun?” Emir evin kapısını kapatırken ablasının telefonunun polisin elinde ne aradığını merak etmişti. Üstelik bu polis Asaf hocasının kardeşiydi. Aklına kötü şeyler geliyordu. Ablasının odasından çığlık sesi yükselince hızla odaya girmişti. Genç kız yatağın etrafında deli gibi bir şeyler arıyordu.

“Abla, ne oldu?”

“Telefon… Telefonum yok.” uzun zaman sonra ablasından duyduğu tek kelimeydi bu.

“Burada,” dediğinde birden genç kız elinden telefonu çekip almıştı. Emir şaşkınlıkla ablasına bakarken ablası kapalı telefonu açmaya çalışıyordu.

“Neden açılmıyor bu?”

“Abla şarjı bitmişti bende şarja koyacaktım.” Genç kız kardeşine bakmadan başını sallarken ihtiyaçları dışında yatağından ilk kez çıkmıştı. Dolabının kapılarını açarak şarj aletini ararken Emir dikkatle onu izliyordu.

“Ne arıyorsun?”

“Şarjım nerede?” Emir ablasının cevap veriyor olması karşısında çok mutlu olmuştu.

“Benim odamdaydı getiriyorum.” Emir odadan çıkarken Yonca yatağına oturarak yerinde salınmaya başlamıştı. Onun bu davranışı tamamen istem dışıydı. Emir elinde şarj aleti ile odaya girdiğinde Yonca hemen telefonunu şarja takmıştı. Genç adam odadan çıkmadan önce duraksayarak arkasını dönmeden son sözlerini söylemişti.

“Ablama ne yaptın? Benim ablam Allah’tan başka kimseden korkma, çekinmezdi. Bir sorunu varsa cesaretle üzerine giderdi. Birkaç aydır tanımadığım bir insanla yaşıyormuşum gibi hissediyorum. Berede benim cesur ablam. Nerede annesinin tek gözyaşına kıyamayan o güçlü kız. Annem kaç aydır iki gözü iki çeşme ağlıyor. Kadının tansiyonu hiç düşmüyor. Başına ne geldi bilmiyorum ama böyle davranarak üstesinden gelemezsin. Beni doktor olacağıma inandıran ablamı özledim. Lütfen bize onu geri ver.” Emir susan ablasından cevap alamayacağını bildiği için yavaş bir şekilde odadan çıkarak kapıyı kapattı. Kapı ağzında annesini görünce kadına buruk bir şekilde gülümsemişti.

“Benimle konuştu, az da olsa konuştu anne.” genç adam sessizce annesine bildirirken kadın rahat bir nefes almıştı. Bu kızı için büyük bir adımdı.

“İnşallah daha da iyi olacak ablan. Hadi sen uyu oğlum yarın hastaneye gideceksin.” Emir gece nöbeti olduğu için izinliydi. Gün boyu dinlenerek ertesi gün hastaneye gidecekti.

***

Çisil kahvaltı masasına indiğinde ailesinin oldukça sessiz olduğunu fark edince merak etmişti.

“Neden bu kadar sessizsiniz?” genç kadının sorusuyla Cesur kardeşine dönmüştü.

“Sende çok neşeli görünüyorsun?” Çisil abisinin sözlerine gözlerini devirirken onun kendisine takılmasıyla uğraşamayacağını düşünüyordu. Neşeli olmasına olanak yoktu. Özellikle dün konuşulan konudan sonra bir karar vermesi gerekiyordu. Gece boyu rüyasında Asaf’ın başka bir kadınla evlendiği kabuslarını görmüştü.  Asaf’ın yüzündeki gülümsemeyi yeniden gözünün önüne getirince farkında olmadan çıkışmıştı.

“Gebertirim onu!”

“Kimi gebertiyorsun kızım?” Ayşem Hanım kızının sözleri ile ona dönmüştü.

“Yok bir şey anne, sadece sessi düşündüm.”

“Kim olduğu belli değil mi anne, Asaf’ı düşünüyordur.”,

“Bana Asaf deme abi,” diyerek izin isteyip masadan kalkmıştı.

“Otur yerine Çisil, kahvaltını etmeden bir yere gidemezsin.” Servet beyin otoriter sesiyle Çisil yutkunmuştu. Babası bu ses tonunu sadece ciddi bir konu konuşacaksa kullanırdı. Yavaş bir şekilde kalktığı yere otururken Servet Bey masanın etrafındaki kişilere kısa bir bakış atıp söze başlamıştı.

“Öncelikle sizinle önemli bir konuda konuşacağım. Çisem’in de olmasını isterdim ancak bu şu anlıkta mümkün değil.”

“Baba neler oluyor?” Ayşem Hanım kocasının neden bahsedeceğini bildiği için sessizce onu dinliyordu.

“Hastane hakkında bir karar aldım. Üzerimde ki hisseleri çocuklarım arasında eşit böleceğim.” Cesur babasının neden bu şekilde konuştuğunu anlamamıştı.

“Neden baba, bilmediğimiz bir şey mi oldu?” Servet Bey başını iki yana sallayarak gülümsemişti.

“Emekli oldum ama hala hastanede imzalamam gereken bir sürü dosya oluyor. Artık daha sakin bir hayat istiyorum. Bana sormadan işlerin yürümesini istiyorum. Sürekli beni bulamazsınız imza için.”

“Baba buna hiç gerek olduğunu sanmıyorum. Hem annem…”

“Baban haklı Cesur, söylemiyor ama son zamanlarda pek iyi hissetmiyor. Tansiyonu da sürekli yüksek.” Cesur endişeyle babasına bakarken Servet Bey karısına gülümseyerek konuşmuştu.

“İyiyim Ayşem, yaşlandık artık. Eskisi gibi olmamı bekleme. Çok şükür bu halimize.”

“Baba neden bize söylemedin? Bu gün hastaneye geliyorsun baştan aşağı checkup yaptırıyoruz sana. Anne sana da.” Ayşem Hanım kocası için bu taramayı yapmayı uygun bulurken kendisi için gerek olmadığını savunsa da Cesur onu dinlememişti.

“Anne bizi düşünmüyor musun? Daha torun seveceksin sen.” Çisil’in duygusal bir şekilde konuşması karşısında yaşlı kadın kaşlarını çatmıştı.

“Sen evlendin de kaldı torun sevmem.”

“Benden olmasa da abim var,” dediğinde Aylin’in ani irkilişini bir kişi hariç kimse fark etmemişti. Ayşem kadının tam karşısına oturduğu için sürekli Aylin’e bakıyordu. Kadının irkilmesi ve gözünden geçen hüzün Ayşem’i de üzmüştü. Biraz araştırma sonrası onun geçirdiği kazayı öğrenmişti. Aylin ablasının hamile kalması zor olsa da imkansız değildi. Babasıyla evleneli neredeyse üç ay olacaktı.”

“Ne zamandan beri evlat ayrılı yapıyoruz Çisil. Abinin çocuğu başka seninkiler başka. Çabuk karar ver de sağlığımızda senin yuvanı görmekte nasip olsun.”

“Allah sağlık versin annem, elbet görürsün.”

“Bu gidişle zor gibi.” Gülsüm konuşmanın başladığından beri sessizce yerinde oturuyordu. Ayşem’e doğru eğilerek “Bu halan çok fena,” dediğinde Ayşem başını sallayarak onu onaylamıştı.

“Konuyu dağıtmayın. Üzerimde ki hisseleri üç çocuğum üstüne eşit şekilde dağıtacağım.”

“Sen nasıl uygun görürsen elbette ama bu kadar acele etme. İstersen vekaletle de bu işlerden kurtulabilirsin.”

“Ne kadar yaşayacağımız belli değil oğlum. Bu yüzden şimdiden bu işleri halledelim. Sadece hisseleri de değil. Diğer mülkleri de paylaştırmayı düşünüyorum.” Cesur ve Çisil bir birine bakarken artık babalarından şüphelenmeye başlamıştı.

“Babanız haklı çocuklar. Bende aynı şeyi söylüyordum. Biliyorsunuz dedenizden bana oldukça büyüklükte miras kaldı. Antep de ki araziler boş duruyor. Onları işletmesi için kiralamayı düşünüştüm ama baba ocağı olduğu için bir şey yapamadım. Dayınız satın almak istiyor ama o arazilerin değerini karşılayabileceğini sanmıyorum.” Ayşem hanımın baba tarafı Antep’in ileri gelen ailelerinden biriydi. Ayşem Hanım kaçarak evlense de babası Cesur’un doğumuyla onu affetmişti. İster kızından olsun ister oğlundan olsun erkek torun onlar için çok önemliydi.

“Araziyi ne yapmayı planlıyorsun anne? Satmayı düşünmüyorsun sanırım.”

“Yok evladım ne satması. Geçenlerde kardeşinle konuşuyordum. Erhan bizim oralarda ekin için araz arıyormuş. Dayından ona yardımcı olup olamayacağımı sormak istedi.”

“Ee sen ne dedin?”

“Bir şey demedim. Satın almayı düşünüyor ama ben satmıyorum. Belki kiralarım onlara. Sanırım yeni bir ürün yetiştirmek için birim oranın toprağı çok uygunmuş.”

“E güzel haber, eniştem senin arazileri kullanabilir.”

“Size sormadan karar vermek istemedim.” Cesur kaşlarını çatarak annesine bakmıştı.

“Bizimle ne alakası var anne, orası senin. İstediğini yapabilirsin.” Ayşem Hanım oğluna gülümseyerek bakmıştı. Her zaman çocukları kanaatkar oldukları için şükretmişti. Hiç birinin gözünü para hırsı bürümemişti.

“Öyle bile olsa orası ilerde size kalacak oğlum. Siz belki kullanmak istersiniz diye sormak istedim.”

“Anne nasıl istiyorsan öyle yap. Ne ben ne de kardeşlerim Antep’e yerleşmeyeceğimize göre bırak insanlar o topraklardan geçimini kazansın. Ben arar Erhan ile konuşurum.” Erhan ile aynı yaşta oldukları için ona adıyla hitap etmekte çekinmiyordu genç adam.

“Bu konu sonuca bağlandığına göre ben devam ediyorum.”

“Baba hisseleri anladım. Ama mülklerin sende kalsın.”

“Sen karışma Cesur, bu ev hariç diğer tüm evleri ve mülkleri torunlarım arasında ortak paylaşılacak. Sadece hastanenin arkasında ki binadakiler hakkında farklı fikirlerim var.”

“Biz ne olacağız baba, neden torunlara veriyorsun?” Çisil’i sorusuyla bakışlar ona dönmüştü. Masadakilerin hepsi onun alaycı ses tonundan ciddi olmadığını biliyordu.

“Çok istiyorsan evlen çocuk yap Çisil. Ayrıca sizin üzerinizdekiler size ömür boyu yeter. Geri kalan torunlarımın geleceği için gerekli.” Masadaki konuşma bittikten sonra en kısa sürede Çisem’in de Ankara’ya gelmesini isteyeceğini söylemişti. Cesur karısıyla birlikte evden ayrılırken Ayşem kuzeniyle hazırlanarak hastaneye doğru yola koyulmuştu.

Hastaneye geldiklerinde acilin oldukça yoğun olduğunu gören genç kız Gülsüm ile acile doğru ilerlemişti. Sağlık görevlileri oldukça hızlı hareket ediyordu. Yakınlarda bir yerde kaza olmuş ve hastalar yakın olduğu için bu hastaneye getirilmişti. Babasını bir hastaya müdahale ederken görünce ona yardım etmek için yanına gitmişti.

“Yardım edecek bir şey var mı baba?”

“Kızım bana dikiş için malzemeleri getir. Ameliyata kadar dikiş atılmalı hastaya.” Ayşem hızlı davranarak babasına istediğini verirken elinden başka bir şey gelmemesi zoruna gitmişti. Bir kez daha doktor olmak için ne yeniden okumanın ne kadar doğru bir karar olduğunu anlamıştı.

“Ayşem buraya gel.” Ayşem adının seslenmesiyle hızla sesin geldiği tarafa yönelmişti. Perdenin arkasından konuşan Serdar’ın yanına ulaştığında genç adamın hamile bir kadını sakinleştirmeye çalıştığını görünce hemen kadının yanına gitmişti.

“Sakin olun lütfen, sizin ruh haliniz bebeğinizi olumsuz etkiliyor.”

“Kocam nerede?” kadın derin nefesler arasında kocasını sormuştu. Kazaya onlarda karışmıştı. Anladığı kadarıyla dolmuş ile taksi çarpışmış ve hamile kadın da dolmuştaydı.

“Kocanızın iyi olduğuna eminim. Şuanda sadece bebeğinizi düşünün lütfen.”

“Nasıl yapayım, üzerime kapandı…” kadın ağlarken gelen sancıyla yeni bir çığlık atmıştı.

“Kaç aylık bebeğiniz?”

“Sekiz ayına girecek.” Serdar kadını konuşturan Ayşem’e minnetle bakıp işine geri dönmüştü. Şuanda tek düşündüğü kazadan bebeğin zarar görmemesiydi. En azından stresten doğum yapmasını engellemeliydi.

“Adınız ne?”

“Zeynep?”

“Bebeğiniz kız mı erkek mi?”

“Bilmem,” kadın Ayşem’in her sorusuna bilinçsizce cevap verirken Ayşem gülümseyerek ona sorular soruyordu. Sesindeki tonlama oldukça rahatlatıcıydı.

“Doktor söylemedi mi? Yoksa bebeğiniz kendini göstermedi mi?” kadın başını sağa sola sallayarak cevap vermişti.

“Biz istemedik öğrenmek. Sağlıklı olsun yeterdi.” Ayşem anlayışla kadına gülümserken gözleri kısa bir şekilde Serdar’a dönmüştü.

“Hocam?” Ayşem’in seslenmesiyle Serdar ona dönmüştü. Başını sallayan genç adam hafif gülümseyerek “Zeynep hanımı normal odaya alalım Ayşem, burada daha fazla kalmamalı. Malum stresli ortamdayız.”

“Peki hocam.” Ayşem görevlileri çağırarak kadını müsait bir odaya aldırmıştı. Kendisi de onunla birlikte giderken Gülsüm sessizce onu takip etti.

“Seni de yalnız bıraktım Gülsüm, özür dilerim.”

“Saçmalama Ayşem, bu senin görevin. Sence bebek iyi midir?”

“Serdar onu odaya aldırdıysa iyi olmalılar. Yoksa ameliyathanede olurdu.” Gülsüm rahat bir nefes bırakırken Deniz onların yanına gelip durum hakkında bilgi almıştı.

“Sen yanında kalır mısın Deniz, benim babamın yanına uğramam gerek.”

“Elbette, az önce odasına geçmişti. “ Ayşem aldığı bilgiyle yönetim katına çıkarken asansörden iner inmez karşılaştığı kişiyle duraksamıştı. Dayısı ve erkek kuzeni babasının odasının dışında oturmuş bekliyordu.

“Selda Hanım hayırdır?” dayısını gösterdiğinde onlar henüz Ayşem’i fark etmediği için rahat bir şekilde sorabilmişti.

“Bilmiyorum dünde gelmişti adam.” Ayşem başını sallarken dayısı onu görünce hemen ayağa kalkmıştı.

“Ayşem yeğenim?” adamın kendisine seslenmesiyle Ayşem iç çekerek ona doğru ilerlemişti.

“Dayı, hoş geldin hangi rüzgar attı seni buraya?” Ayşem sevmese de büyüğü olduğu için adamın elini öpmüştü.

“Babanla konuşacaklarımız vardı.” Ayşem kısaca dayısını onaylarken yan tarafta kendisine gözlerini dikmiş bir şekilde bakan kuzenine kısa bir baş selamı vererek uzaktan “Sende hoş geldin Ercan, hayırlı olsun.” Ayşem’in uzaktan selam vermesi genç adamın hoşuna gitmese de biliyordu ki ona yaklaşırsa eniştesi canına okurdu. Eskiden Ayşem’e yakınlaşmak için adım attığında Cesur eniştesinin sert tutumuyla karşılaşmıştı. Bu yüzdendir ki Ayşem’e yaklaşırken daha dikkatli oluyordu.

“Sağol, düğüne belerim.”

“Bakarız o gün gelsin bir.” Ayşem dayısına dönerek devam etmişti.

“Gülsüm’ü almaya mı geldin? Ne zaman döneceksiniz?” dediğinde dayısı başını iki yana sallayarak cevapladı.

“Yok babanla konuşacağız.” Ayşem kuzeninin bakışlarından rahatsız olarak yerinde kıpırdanırken babasının odasını kapısını tıklayarak açmıştı. İçeride birkaç bölüm başkanı vardı.

“Gel kızım.” Cesur dışarıda kimlerin beklediğini bildiğinde kapının açılmasıyla kapıya dönmüştü. Kızını gören adam onu içeri çağırırken diğer adamlarda Ayşem’e kısa bir baş selamı vermişti.

“Müsait değilsen çıkabilirim baba.”

“Senin de gelmen iyi oldu.” Cesur adamlara dönerek devam etmişti. “Bundan sonra vakıf hastalarıyla Ayşem Hanım ilgilenecek. Kendisi de burada, kimse gelen hastayı türlü bahanelerle hastaneden geri çevirmeyecek. Bunun için yakında yönetim toplantısı ve ayrı personel toplantısı yapılacak.” Adamların yüzü bariz bir şekilde asılmıştı. Memnuniyetsizliklerini gizleme gereği bile duymamışlardı.

“Toplantıda görüşmek üzere Cesur Bey,” diyen adamlar yerinden kalkarken genç adam onların çıkışını onaylamıştı. Kapıdan çıkıp giden adamların ardından Cesur kaşlarını çatmıştı.

“Sorun ne baba?”

“Bu ikisi başımızı ağrıtacak ikisine de dikkat etmeni istiyorum.”

“Şüphelendiğin bir şey mi oldu?” Çalışanlardan adamların Soner’e olan yakınlıklarını öğrenmişti. Üstelik Aylin de onları doğrulamıştı. Hastanede hala o adamın işbirlikçilerinin olması canını sıkıyordu.

“Soner’in yakın arkadaşlarıymış ikisi de. Elimde kanıt olmadan onlar hakkında bir işlem yapamam.”

“Anladım, neyse bu konuyu sonra konuşuruz. Dayımlar dışarıda.” Cesur başını sallayarak derin bir nefes almıştı.

“Ben dayınla konuşurken senin burada olmanı istemiyorum canım. Duyduğuma göre Ercan da gelmiş.”

“Evet, dışarıda o da…”

“Sen yine de onların etrafında fazla dolanma.” Ayşem babasının sözlerine gülerek odanın kapısına doğru ilerlemişti. Dışarıya çıkmadan önce babasına uzaktan öpücük atarak “Seni çok seviyorum baba,” dedi. Adam kızının sözleri ile kalbini ovalayarak kendi dilinde ‘bende’ demişti. Ayşem dışarı çıktığında dayısına babasının onu beklediğini söyleyerek asansöre yönelmişti.

“Sen kalmayacak mısın?” dayısının sorusuyla Ayşem başını iki yana salladı.

“Hastam var dayı, gitmeden muhakkak görüşürüz.” Adamın bir şey söylemesine fırsat kalmadan asansörün kapısı açılmış genç kız hızla içine girmişti.  Kapının kapanmasıyla rahat bir nefes alan Ayşem Gülsüm’ü arayarak nerede olduğunu sormuştu. Gülsüm’ün kantinde olduğunu öğrenince acilin içinden kantin geçerek kantin bölüme doğru ilerlemişti. Özel hastane olduğu için normal kantin kısmı bile lüks kafelerle yarışır düzendeydi.

“Ne içiyorsunuz?” Ayşem Deniz ve Gülsüm’ün yanına geldiğinde ikili koyu sohbete daldığı için onu konuşana kadar fark etmemişti. Genç kız iki arkadaşının iyi anlaşmasına oldukça mutlu olmuştu.

“Biz soğuk çay aldık sen ne istersin alıp geleyim?” Deniz yerinden kalkacakken Ayşem onu geri oturtmuştu. Kendisi içecek almaya giderken gözleri kantine giren ikiliye takılmıştı. Gördüklerinden memnun olmayarak kaşlarını çatarken farkında olmadan dişlerini sıkmaya başlamıştı. Serdar yanında üniversitede gördüğü Gülay denen kadınla kantine girmişti. Kadın sürekli konuşuyor, konuştukça Serdar’a daha yakın davranıyordu.

“Sakin ol, kadını bakarak öldüremezsin.” Ayşem kulağının dibinde konuşan kişiye döndüğünde kaşları daha da çatılmıştı. Ne zamandır görmediği Serkan hemen dibinde duruyordu.

“Seni ilgilendirmez.” Serkan omzunu silkerek Gülsüm’lerin masasına bakmıştı. ,

“Gülsüm ne zaman geldi?”

“Birkaç gün oluyor, neyse ben kahvemi alıp yanlarına gidiyorum. İstersen sende gel, merhaba dersin.” Serkan kızın önerisine şaşırsa da fırsatı kaçırmak istememişti. Hızlı bir şekilde makineden kahvesini alarak arkasını döndüğünde Serdar ile göz göze gelmişti. Genç adam gözleri parlayan kıza doğru yürürken Ayşem kızgın bir şekilde yanından geçip masasına doğru ilerlemişti.

“Şu yanımızdan geçen kız senin üniversiteye getirdiğin kız değil mi?” Gülay’ın sorusuyla kendisine gelen genç adam başını sallayarak onu onaylamıştı.

“Evet o…”

“Burada ne arıyor?” Serdar Ayşem’in az önceki davranışından sonra kaşlarını çatmıştı. Bu kızın bir anı diğerini tutmuyordu. Serkan’ın da onların masasına oturduğu gören genç adam iyice sinirlenmişti.

“Burada çalışıyor, kendisi ebe.” Gülay tek kaşını kaldırıp Ayşem’in olduğu masaya bakmıştı.

“Aranız kötü sanırım, neden sana selam vermedi ki?” Serdar da bunu merak ediyordu. Masadan gülüşme sesleri yükselirken Serdar dayanamayarak masaya doğru ilerlemiş ve tepelerine dikilmişti.

“Nasılsınız arkadaşlar?” Serdar kendisine dönen dörtlüye selam verirken gözlerini Ayşem’den çekmiyordu. Diğerleri Serdar’a bakarken Serdar’ın tek odak noktası Ayşem’di.

“Ayşem biraz konuşalım mı?” Ayşem ağır bir şekilde genç adama dönerken gözleri öfkeden çakmak çakmak olmuştu.

“Misafiriniz var hocam sonra konuşalım.”

“Başlarım misafirine…” Serdar ağzının içinden konuşurken onu daha yakına oturan Gülsüm’den başka anlayan olmamıştı. Genç kız kıkırdarken Ayşem bu kez kuzenine ters bir şekilde bakmıştı.

“Arkadaşımın hastanede işi var zaten, o işini halledene kadar konuşalım.”  Ayşem ikinci plana atıldığını düşünerek önüne dönmüştü.

“Benim konuşacak bir şeyim yok, sizin varsa şuanda arkadaşlarımla oturuyorum sonra konuşuruz.” Serdar kızın cevabından hoşlanmayarak dişlerini sıkmıştı.

“Gülüm senin için bir sorun olur mu?” Gülüm gülümseyerek hızla başını iki yana sallamıştı.

“Kesinlikle olmaz,” derken Serdar diğer iki adamı umursamayarak Ayşem’i kolundan tutarak ayağa kaldırmıştı.

“Ne yapıyorsun bıraksana kolumu.” Ayşem itiraz etse de Serdar önemsememişti. Arkasını döndüğünde Gülay’ı görünce onu unuttuğunu fark etmişti.

“Kusura bakma Gülay, halletmem gereken bir konu var. Seninle sonra konuşuruz.” Genç kadının cevap vermesini beklemeden Ayşem’in tüm itirazlarına rağmen onu hastanenin çıkışına doğru yönlendirmeye başlamıştı.

“Bırak beni Serdar herkes bize bakıyor.” Serdar kızı duysada umursamamıştı. Arka bahçenin sakin bölüme giderek kızın karşısına geçti.

“Seni dinliyorum Ayşem, az önceki tavrında neydi öyle?”

“Ne varmış tavrımda?”

“Beni görmezden geldin. Sebebini öğrenmek istiyorum.” Ayşem oldukça öfkeliydi. Serdar’ı o kadınla yan yana görünce sinirlenmişti. Hayatında ilk kez kıskançlığı bu kadar yakıcı hissetmişti.

“Yakındaki kadına baksaydın neden görmezden geldiğimi anlardın.” Serdar kızın sözleri karşısında duraksamıştı. serdar fark ettiği şeyle şaşkınlıkla kıza baktı.

“Ne yani Gülay yanımda olduğu için mi bana sinirlendin?”

“Şu kadının adını benim yanımda söyleme, uyuz oluyorum.” Serdar kızın sözleriyle kahkaha atmaya başlamıştı. Ayşem onun neden güldüğünü anlayamazken daha da sinirlendiğini hissediyordu.

“Ne gülüyorsun, komik bir şey mi oldu? Gülmesene…”

“Sen kıskanıyorsun.”

“Uydurma neden kıskanayım?” Ayşem anında itiraz ederken adamın haklı olduğunu biliyordu.

“Bilmem onu sen söyleyeceksin.” Serdar genç kıza saha da yaklaşırken Ayşem yutkunarak geri adım atmıştı.

“Neden bana öyle bakıyorsun?”

“Nasıl bakıyormuşum?”

“Öyle işte…” Ayşem tekrar yutkunurken bir adım geri atmıştı.

“Neden kaçıyorsun Ayşem, cevap vermek bu kadar zor mu? Kıskandığını kabul etmek bu kadar kötü mü?”

“Kıskanmadım dedim. Hem senin kıskançlığının yanında benim ki hiç kalır.”

“Ben inkar etmiyorum, seni seviyorum ve kıskanıyorum. Özellikle o uyuz Serkan sana yaklaştığında onu pataklamak istiyorum.” Ayşem adamın itirafı ile ne yapacağını bilememişti. Heyecandan eli ayağı bir birine dolanırken Serdar iyice genç kıza yaklaşarak kulağına doğru melodik sesiyle fısıldamıştı.

“Neden beni kıskandın Ayşem, hani benim bir önemim yoktu.”

Sen neden kıskanıyorsan o yüzden!” Ayşem adamın kendisini sıkıştırmasıyla dayanamamış söylemişti. Ağzından çıkanları fark ettiğinde ise her şey için çok geçti. Serdar duydukları karşısında şok olurken genç kız onun bu şaşkınlığından faydalanarak hızla yanından ayrılmıştı.

“Allah’ım ne yaptım ben? Resmen itiraf ettim… Ah Ayşem gel de işin içinden çık nasıl çıkacaksan.” Kendi kendine söylenerek yürürken dövünmeyi bırakıp omzunu silkmişti.

“Aman ne olacak öğrenirse öğrensin… Nasılsa bir gün öğrenmeyecek miydi?”

“Evet ama şimdi değil.”

“O zaman akbabalar ortamı boş bulur!” Ayşem kendi kendine konuşarak kantine ilerlediğinde arkadaşlarının aynı masada oturduğunu görünce hızla onların yanına gitmişti.

“Gülsüm hadi gidelim, alış veriş yaparız.” Gülsüm oyalanırken Ayşem dayanamayarak hızla kızın koluna yapışmıştı.

“Kalksana kızım,”

“Dur Ayşem ne bu acele?” Gülsüm çantasını bile son anda alabilmişti. Ayşem babasına alışverişe gideceğine dair mesaj atarken hızla hastanenin çıkışına doğru ilerledi.

“Yürüsene kızım…” Gülsüm’ü çekiştirmeye devam ederken genç kız güçlükle kolunu kurtarıp Ayşem’e çıkışmıştı.

“Derdin ne senin ne bu acele?”

“Sonra anlatırım ama şimdi hemen bu hastaneden uzaklaşalım.”

“Bana bak Serdar sana bir şey mi yaptı?” Gülsüm şüpheyle sorarken Ayşem’in yüzü asılmıştı.

“O değil ben yaptım.” Gülsüm kızın neden bahsettiğini merak etse de konuşmak için daha uygun bir yere gitmeyi beklemeye karar vermişti. Genç kız şaşkınlıkla Ayşem’e bakarken adımlarını ona uydurmaya çalışıyordu.

“Ne yaptın?”

“Önce buradan gidelim.” Ayşem o kadar hızlı yürüyordu ki Gülsüm ona yetişmek için oldukça çaba harcıyordu. Sonunda eve ulaştıklarında Ayşem kapıyı açan çalışana kısa bir selam vererek hızla odasına çıkmıştı.

“Hadi anlat neler oluyor?” Ayşem odasında dört dönerken elini nereye koyacağını şaşırmış durumdaydı. Sonunda Gülsüm önüne geçerek kızın durmasını sağlamıştı. Ayşem’in yüzü kıp kırmızı olmuştu.

“Yaa…” Ayşem kendine kızarak yatağına otururken Gülsüm şaşkınlıkla ona bakıyordu.

“Ne oldu?”

“Serdar’a onu sevdiğimi itiraf etmiş gibi oldum.” Elleriyle yüzünü kapatırken Gülsüm şok olmuş bir şekilde ona bakmıştı.

“Nasıl?”

“Öyle işte,” diyen Ayşem derin bir nefes vermişti.

“Af Allah’ım, ne yapacağım ben?” Gülsüm kızın yakınmalarına karşılık bir süre sonra kahkaha atarak gülmeye başlamıştı.

“Ne gülüyorsun?” Gülsüm kendini tutamazken Ayşem kaşlarını çatarak “Ben içecek alacağım, sen gülmene devam et,” diyerek hızla odadan çıkmıştı. Birkaç kapıyı geçtikten sonra kulağına gelen hıçkırık sesiyle yerinde duraksamıştı. Sesin geldiği kapıya doğru ilerlerken kaşları iyice asıldı. Odanın kapısını tıklayıp başını içeri uzattığında “Gelebilir miyim?” diye sordu. Yatağına oturmuş ağlayan Aylin hızla gözlerini silerek başını sallamıştı.

“Gelsene Ayşem,” dediğinde ağlamaktan çatallaşan sesiyle güçlükle konuşmuştu. Ayşem kaşlarını çatarak genç kadına bakmıştı.

“Aylin abla neden ağlıyorsun? Kötü bir şey mi oldu?” dediğinde genç kız kadının önüne eğilerek aşağıdan yüzüne bakıyordu. Aylin kızın samimi ifadesi karşısında yeniden hıçkırmıştı. Ayşem’in dikkatini genç kadının sürekli karnını ovalaması çekmişti. İçinden geçenlerin doğru olmasını istiyordu. Elini kadının karnında ki elinin üzerine koyarken Ayşem yutkunarak sormuştu.

“Hamile misin?” Aylin kızın sorusuyla gözlerini büyütürken Ayşem merakla gözlerine bakıyordu.

“Sen…”

“Aylin abla, unutuyorsun galiba ben ebeyim. Böyle bir şey varsa sana en çok ben yardım edebilirim.”

“Hamile olsam dert etmez misin?” Ayşem kadının sorusuyla kaşlarını çatmıştı.

“Neden dert edeyim Aylin abla. Aksine çok isterim kardeşim olmasını. Gerçekten hamile misin?” Aylin yeniden hıçkırırken başını aşağı yukarı sallamıştı.

“Testler öyle söylüyor ama henüz kese tam oluşmadı. Çok yeniymiş. Kese boşta olabilirmiş.” Ayşem sevinçle genç kadına sarılırken derin bir nefes almıştı.

“Neden olumsuz konuşuyorsun? Kardeşim sana tutunacaktır.”

“İnşallah Ayşem çok istiyorum. Doktor mucize gibi bir şey dedi. Yaşımı da göz önüne bulundurursak umudum yoktu benim.” Aylin sevinç yaşları dökerken en çok çekindiği kişiden, Ayşem’den olumlu tepki alınca içi rahatlamıştı.

“Babam biliyor mu?” Aylin hızla cevap vermişti.

“Hayır, söylemedim. Bir süre daha söylemek istemiyorum. En azından kese oluşana kadar aramızda kalabilir mi?” Ayşem anlayışla genç kadını onaylarken derin bir iç çekmişti.

“Sen nasıl istersen ama bana her şeyi anlatacaksın. Hatta kontrole gittiğinde bende yanında olacağım.” Aylin sevinçle genç kızın boynuna sarılırken yeniden ağlamaya başlamıştı. Çok korkuyordu. Danışacak kimsesi yoktu ve Ayşem’in desteği yalnız ruhuna iyi gelmişti.

“Teşekkür ederim kızım, çok teşekkür ederim.” Ayşem kadının ‘kızım’ demesiyle irkilmişti. Daha önce de bu şekilde seslenmişti ancak ilk kez bu kadar içten hissetmişti. Belki ona anne diyemeyecekti ama bir annesi olduğunu bilecekti…

****

Umarım bölümü beğenmişsinizdir. Hikayeyi daha da hareketlendireceğim haberiniz olsun. Ayrıca pazartesi günü Sevgiye Susamış Kalpler başlayacak. LÜTFEN YOUTUBE KANALIMA ABONE OLARAK BANA DESTEK OLUR MUSUNUZ? ŞİMDİDEN TEŞEKKÜR EDERİM.

54. BÖLÜM <<<<<——>>>>> 56. BÖLÜM

27460cookie-checkCesur 55. Bölüm