Ocak 2, 2023 Yazarı mermaridyy 24

Sevgiye Susamış Kalpler 1. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Yeni bir serüvene daha başlıyoruz. Umarım bu hikayemde de diğer hikayelerimde olduğu gibi beni yalnız bırakmazsanız. SSK hikayesi bir aksilik olmadığı sürece her Pazartesi günü sizlerle olacak. Hikayenin tanıtım bölümü uzun zaman önce yayınlandığı için ilk bölümün başında geçecektir. Bismilllahirrahmanirrahim diyerek başlıyoruz.

Keyifli okumalar!

****

GİRİŞ

Genç kadın arabadan inip karşısındaki üç katlı taş yapıya bakınca yutkunmadan edememişti. Hayatında gördüğü en büyük evin karşısında şaşkınlığını gizlemesine olanak yoktu. Onları arabadan indiklerinde büyük bir kalabalık grup karşılamıştı. Özellikle kendisini gördüklerinde yüzlerindeki şaşkınlık okunabiliyordu.  Elini sıkıca tutan adamın yanında etrafına şaşkınlıkla bakarken gözleri istem dışı kısılmıştı. Bir eli adamın büyük avucu tarafından sıkıca tutulurken diğer elini tutan küçük kızın neşeyle şakıması kadını kendine getirmişti.

“Babaanne biz geldik!” küçük kız kadının elini bırakıp koşarak kapıda kendilerine bakan yaşlı kadına koşarken genç kadın yanındaki adama sığınmak istercesine ona daha çok yaklaşmıştı. Adam kadının yapmaya çalıştığını anladığında ona dönerek kulağına fısıldadı.

“Dik dur ve onlara kendini ezdirmeyeceğini belli et. Bundan sonra bu konağın hanımı sen olacaksın!”

“Bana böyle bir hayatın olduğundan bahsetmedin! Beni bilmediğim bir dünyanın içine soktun!” kadının gergin ses tonu adamın dudağının yukarıya kıvrılmasına neden olmuştu.

“Günay aşiretine hoş geldin karıcım, bundan sonra bu kalabalıktan biz sorumlu olacağız! Seni korkutmalarına izin verme.” genç kadın adamın sözleriyle gözlerini büyütürken adam kucağında kıpırdanan bebeği daha sıkı tutarak, öfkeli bir şekilde kendilerine bakan yaşlı guruba bakmıştı.

“Hoş geldin demek yok mu baba? Size karımla oğlumu getirdim!” Adamın sözleri kalabalık içinde yankı bulurken birden yükselen uğultu genç adamı daha da keyiflendirmişti. Genç adamın bakışlarında ki ifade adeta ‘sizi yendim,’ alaycılığıyla doluydu.

İKİ GÜN ÖNCE…

Genç adam üzerinde ki takım elbisenin yakasını düzelterek kravatını boynuna takmaya çalışıyordu. Aynadan kendisine kaşları çatılı bir şekilde bakan kardeşine aynı şekilde bakarak karşılık verdi. Sabahtan beri onun suratsız ifadesini çekiyordu.

“Bana öyle bakacağına gel de kravatımı bağla,” genç adamın sözleriyle kardeşi başını iki yana sallamıştı. Sıkıntılı olduğunu belli etmekten geriye durmadı.

“Bu yaptığın hiç doğru değil abi, resmen bir kadının çaresizliğini kullanıyorsun.” Adam sinirle arkasını dönerek kardeşine bakmıştı.

“Saçmalama Asaf, bu evlilik ikimiz içinde kurtuluş olacak. Onu bir şeye zorlamayacağımı biliyorsun değil mi? Ben olmasam bile buradan gitmek için elinden gelen her şeyi yapacak. Ama o adamdan kurtulamayacağını da pekâlâ farkındasın. Suat’ın söylediklerini ne çabuk unuttun.” Asaf abisinin sözlerine hak verse de bu konunun üstesinden evlenerek gelmelerini uygun bulmuyordu. Abisi ikinci kez sevmediği bir kadınla evlenecekti ki bu durum çok sevdiği abla yerine koyduğu kadın içinde geçerliydi.

“Vazgeç abi!”

“Asaf, bu evlilik onun güvencesi olacak. Kimse bizim ailemize saldırmaya cesaret edemez. Günay aşireti onun arkasında olacak.”

“Yine de bunun doğru olmadığını düşünüyorum.” Genç adam abisini ikna edemeyeceğini düşünerek damat odasından çıkarken oldukça sıkıntılıydı. Çisil’in bu evlilik işini duyduğunda vereceği tepkiden korkmuyor değildi. Abisi arayıp evleneceğini söylediğinde diğer abisiyle birlikte koşarak evlenme dairesine gelmişlerdi. İkilinin kimse olmadan evlenmesi içine sinmiyordu.

“Asaf ne oldu? Abimi ikna edebildin mi?” Asaf Erkan ağabeyine bakarak başını iki yana sallamıştı.

“İkna edemedim abi, Erhan abim evlenmeye kararlı.”

“Bırak o zaman evlensinler. Belki ikisi de mutlu olur.”

“Sen bu dediğine inanıyor musun? Çisem ablanın bizim aileye ayak uydurabileceğini gerçekten düşünüyor musun? O özgür büyüdü abi, aşiret onun üzerine gidecektir.”

“Erhan buna izin vermez.”

“Umarım, amcamlar büyük şok yaşayacak.” Genç adam durumdan memnun olmasa da gözünün önüne amcalarını getirince keyiflenmeden edememişti.

“Amcamları geçtim Çisem’in ailesi ne olacak?” Asaf abisinin sözleriyle düşünceye dalmıştı. O da biliyordu bu işin sonu hiç iyi olmayacaktı. Başını iki yana sallayarak üzgün bir şekilde Erkan’a bakmıştı.

“Abi, Erhan abimin vazgeçmeye niyeti yok. Acaba Çisem ablayla mı konuşsak?”

“Onunda vazgeçeceğini sanmıyorum. Dün olanlardan sonra asla vazgeçmez.” Asaf eli kolu bağlı bir şekilde kaldığını hissediyordu.

Birkaç dakika sonra ikili için çağrı yapılırken Erhan gelin odasının kapısına gelerek kapıyı tıklatmıştı. İçeriden gelen zayıf sesle genç adam odaya girerken kucağında oğluyla kendisini karşılayan genç kadının buğulu gözlerine odaklanmıştı. Çisem’in gözlerindeki tedirginliği, arada geçen korkuyu görebiliyordu.

“Hazır mısın?” genç kadın kucağında ki oğlunun kıpırdanmasıyla ona bakmıştı. Hala bedeni korkudan titriyordu. İki gün önce olanları unutmasına olanak yoktu! Neredeyse oğlunu kaybediyordu.

“Evet,” genç kadına yaklaşan Erhan kadının karşısına durarak gözlerine bakmaya çalışmıştı.

“Emin misin kararından Çisem, biliyorum buraya kadar geldikten sonra bunu sormam çok saçma ama emin olmanı istiyorum.” Çisem adama gözlerini kısarak bakmıştı.

“Ne oldu vaz mı geçtin yoksa?”

“Asla bu evlilik senden çok benim işime yarayacak.” Çisem genç adamın derdini tam olarak anlayamamış olsa da bir şey dememişti. Onun için önemli olan yaptıkları anlaşmaydı. Erhan uzanarak bebeği almak istediğinde Çisem hemen geri çekilmişti. Bu tamamen refleksle yapılan bir eylemdi. Erhan uzattığı elini geri çekmeyerek gülümsedi.

“İstersen Cihangir’i ben tutayım,” dedi.

“Şey bende durması daha iyi, sen rahatsız olma.” Genç kadın oldukça tedirgindi. Erhan genç kadının tedirginliğini anlasa da bu olayı aşması gerekiyordu.

“Çisem,” diyerek Cihangir’i birden kadının kollarından almıştı. Çisem ileri doğru uzansa da Erhan geriye çekilerek bebeği vermemişti.

“Cihangir’i benden uzak tutamazsın Çisem, bu evlilikle Ayaz Cihangir benim çocuğum olacak.” Çisem adamın sözleri ile yutkunurken ne söyleyeceğini bilememişti.

“Erhan…”

“Endişelisin anlayabiliyorum. Hiç tanımadığın bir şehre yabancı insanların arasına gireceksin. Ama bilmeni isterim ki ben her zaman yanında olacağım.”

“Bu şekilde olmasını istemiyorum. Ailemin arkasından iş çevirmek bana göre değil. Babamı, annemi hayal kırıklığına uğratmak…” Erhan genç kadının dolu gözlerine üzüntüyle bakmıştı.

“İstersen onları hemen çağırabilirim.”

“Beni anlamayacaklardır.” Çisem başını iki yana sallayarak cevaplamıştı adamı. Erhan kolunu uzatarak Çisem’in girmesini beklemişti. Genç kadın yutkunarak adamın koluna girerken tüm bedeni titriyordu. Dizleri tutmaz bir şekilde ağır adımlarla yürürken bir yandan da Erhan’ın kucağında ki oğluna bakıyordu. Her şey oğlunun iyiliği içindi. Ankara’dan gitmek için…

Genç çift nikahın kıyılacağı salona doğru ilerlerken Asaf ve Erkan yanlarında Narin ile onları bekliyordu. Genç adam kızının neşeyle onlara doğru koşmasını yüzünde gülümsemeyle izlerken Narin Çisem’in boştaki elini tutmuştu. 

“Çisem abla babamla evlendiğine göre artık benim annem mi olacaksın?” Çisem küçük kızın sorusuyla duraksamıştı. Erhan’a bakarken genç adam onay verircesine gözlerini kapatıp açmıştı. Çisem heyecanla kendisine bakan kızın kalbini kırmamak için elinden geldiğince yumuşak ses tonuyla cevap verdi.

“İster abla dersin, ister anne sen nasıl istersen öyle seslenirsin,” dediğinde Narin sevinçle babasına bakmıştı.

“Cihangir benim kardeşim olacak değil mi baba?”

“Öyle hayatım, hadi içeri girelim.” İkili önden salona girerken arkadan iki adam yeğenini aralarına almış salona girmişti. Üzerinde ki kırık beyaz elbise genç kadının bedenine tam oturmuştu. Yeni doğum yapmasına rağmen hiç doğum kilosu yoktu. Nikah masasına oturduklarında iki kardeşi şahit olarak yanlarına otururken Asaf uzanarak abisinin kucağında ki bebeği almıştı. Çisem sürekli oğlunu takip ediyordu. Sanki gözünü ondan çekerse kaybolacakmış gibi hissediyordu. Nikah memuru sözlerine başlayacağı sırada kapıdan içeriye giren grupla Çisem gözleri dolu bir şekilde gelenlere bakmıştı.

“Baba, anne?” genç kadın yerinden kalkarken bakışları şaşkınlıkla yanında ki adama kaymıştı. Erhan omzunu silkerken Çisem masanın arkasından çıkarak ailesine doğru ilerlemeye başlamıştı. Genç kadın kürsü merdiveninden aşağıya inerken ayağı takılıp düşeceği sırada onu tutan kolların varlığıyla gözlerini kapatmıştı.

“Kızım?” Servet Bey gözleri nemli bir şekilde kızına bakarken Ayşem Hanım ağlıyordu. Kızının böyle kimsesiz gibi evlenmeye kalkışması kadını üzmüştü. Çisem ağlayan annesini görünce geri çekilerek ona bakmıştı.

“Anne?” diyerek annesine baktığında Ayşem Hanım kocasının kolları arasında ki kızını kendi kollarına çekmişti. Genç kadının başını göğsüne yaslayarak “Kızım!” diye ağlarken Çisem de ona katılmıştı.

“Özür dilerim anne, yapmak zorundaydım.”

“Tamam canım, sakin ol…” geri çekilerek kızının ıslak yanaklarını silerken annesinin yerini bu kez Çisil almıştı.

“Aşk olsun abla, elti olacağız bana söylemiyorsun,” dediğinde Çisem buruk bir şekilde gülümsemişti. Ablasına sıkıca sarılan Çisil omzunun üzerinden arkada bakışlarını kaçıran Asaf’a kızgın bakışlar atıyordu.

“Çisem, abicim bana sarılmayacak mısın?” Cesur olanları öğrendiğinde öfkeden deliye dönmüştü. Anne babası olmasa delice şeyler yapabilirdi. Çisem abisine sarılırken geriye sadece Ayşem ve Çisil kalmıştı. Ayşem halasına sıkıca sarılırken Serdar ve Aylin de onları buruk bir gülümseme ile izliyordu.

“Aşk olsun herkes burada bir biz mi fazlalıktık.” Kapıdan içeriye giren kalabalık grupla Erhan arkadaki kardeşlerine bakmıştı.

“Onlara siz mi haber verdiniz?”

“Ne yapsaydık, sonradan başımızın etini yerdiler.” Kardeşleri Suat, Gürsel, Ali, Ahmet, Azra, Naz ve Gül’ün yanında Erkan abisinin ve Ahmet’in eşleri Menekşe ve Zehra vardı. Kardeşleri birden Erhan’ın etrafını sararken Erhan’ın gözleri abisine sıkıca sarılan genç kıza takılmıştı.

“Alayım ben onu!” Menekşe kocasının kucağındaki küçük bebeği alırken Narin yengesine sevinçle şakımıştı.

“Menekşe yenge biliyor musun Cihangir artık benim kardeşim olacak. Çisem abla da annem!” dediğinde ortamda birden sessizlik oluşmuştu. Narin ona dönen bakışlardan çekinerek babasının arkasına saklanırken Servet Bey Erhan’a bakmıştı. Çisem ile evlenmek istediğini ona ilk söylediğinde kızının kabul etmesi durumunda onlara karışmayacağını söylemişti. Çisem yeni boşanmış olsa da kızının başındaki beladan kurtulmak için Ankara’dan gitmek istemesi ve kararlı olması yaşlı adamı endişelendiriyordu. Kızı gidecekti ama güvenli bir yere… Yanında eşi olacaktı. Erhan kızının elini tutarak yaşlı çiftin elini öpmüştü. Çisem ailesinin Erhan’a karşı bir şey söylememesine şaşırsa da mutlu olmuştu.

“Kızım gel yanıma!” Servet Bey Çisem’i yanına çağırarak elini tutmuştu. Kızının elini Erhan’ın avucuna bırakarak ikisini karşısına almıştı.

“Sana en kıymetlilerimden birini emanet ediyorum Erhan, ona iyi bak. Gözünden yaş akmasına izin verme. Sakın onu altın kafese kapatmaya çalışma. Serçe uçamadığı zaman kendini öldürür.”

“Endişe etme Servet baba, Çisem’in hayatında hiçbir değişiklik olmayacak. Sadece şehir değiştirmiş olacak.” Erhan kendi sözlerine inanmasa da sözlerinin gerçek olması için elinden geleni yapacaktı.

“O zaman şu nikahı kıyalım sonrada yemek yiyelim.” Çisem avucundaki baskıyla adama dönerken birlikte yeniden nikah masasına oturarak memurun sorularını yanıtlamışlardı. Sadece beş dakika sonra Çisem Günay olan genç kadın oğluna baktığında buruk bir şekilde gülümsemişti. Onu korumak için elinden geleni yapacaktı.

“Yenge ayağına bas!” Çisem Naz’ın bağırmasıyla başını iki yana sallamıştı. Ayağına değen temasla genç kadın yanında ki adama baktı.

“Ne oldu?”

“Hadi basmana izin veriyorum,” diyen adamla Çisem gözlerini büyütmüştü.

“Anlamadım?”

“Ayağıma diyorum basabilirsin. Eğer basmazsan Naz’ın ağzından kurtulamazsın.” Naz heyecanla ikiliye bakarken hala Erhan abisinin evlendiğine inanamıyordu. Üstelik ilk gördüğünden beri zarafetine hayran kaldığı Çisem ile evlenmesi Naz için büyük şok olmuştu. Çisem genç adamın ayağına basarken memurun uzattığı defteri alarak ayağa kalkmışlardı. Erhan genç kadının boynuna pırlanta bir kolye takarken diğer kardeşleri sırasıyla genç kadını takı yağmuruna tutmuştu. Her bir kardeş genç kadına ya kolye, ya künye ya da bilezik takmıştı.

“Ne gerek vardı bunlara?” Çisem şaşkınlıkla Menekşe’nin taktığı sete bakarken genç kadın Çisem’e gülümsemişti.

“Hiçbir Günay gelini takısız olamaz. Ayrıca…” diyerek elini uzatıp kocasından aldığı kutuyu açmıştı. İçinden çıkan altın kemerle Çisem ne söyleyeceğini bilememişti. Ayşem babasına yaklaşarak “Baba bende mi bu aileden biriyle evlensem,” dediğinde Cesur kızın şaka yaptığını bildiği için sadece gülümsemişti. Kızın hemen arkasında ki Serdar duyduğu sözlerle dişlerini sıkarken Ayşem arkasını dönmesiyle duraksamıştı. Genç adam o maviş gözlere gün geçtikçe daha çok vuruluyordu.

***

Ailecek çıkılan düğün yemeğinden sonra ayrılma vakti geldiğinde Cesur kardeşini kenara çekerek konuşmuştu. Servet Bey Erhan ile konuşurken Ayşem Hanım da Çisil’i sakinleştirmeye çalışıyordu. Nitekim genç kız ablasından ayrılacağı için oldukça üzgündü.

“Çisem, bir sıkıntın olduğunda beni aramayı sakın unutma.”

“Teşekkür ederim abi, yanımda olduğun için.”

“Çok acele bir karar aldın Çisem, evlenmen şart mıydı?”

“Cihangir’i korumak için her şey… Oğlumu korumak zorundayım.” Cesur kardeşini anlasa da evlenme kararına anlam vermesine olanak yoktu.

“Bunun yolu evlenmek miydi?” Çisem birkaç saat önce evlendiği adama bakarak buruk bir şekilde gülümsedi.

“Şuraya bak abi, kızına nasıl bakıyor. Aynı bakışı Ayaz’a da gösteriyor. Erhan Ayaz’ı şimdiden kendi çocuğu gibi sahiplendi.” Cesur kızın gösterdiği yere bakarken Erhan’ın gerçekten de yeğenine sevgiyle baktığını görmüştü.

“Bu soruma cevap değil güzelim. O akşam istemede olanları gördün. Onların kültürü ile bizim kültürümüz çok farklı. O ailede yapabilecek misin?” Çisem başını sallayarak adamı cevaplamıştı.

“Biz el bebek gül bebek büyümedik abi sende biliyorsun. Babam bizi her zorluğa göğüs gerebilecek şekilde yetiştirdi. Amcasının geri kafalı olması Erhan ve benim ilişkimi etkilemeyecek. O her zaman arkamda duracak. Yapamazsam bana açık bir kapı var biliyorum.”

“Her zaman,” diyen Cesur kardeşine sarılmıştı. “Yine de bana söz ver Çisem, başın sıkıştığında beni arayacaksın. Bunun için söz ver bana…”

“Elbette arayacağım abi. Siz arkamda olmazsanız ben ne yaparım?” Cesur kardeşine daha sıkı sarılarak yeğenini kucağına almıştı. Küçük bebeğin yanaklarını öperek annesine uzatırken genç kadın ailesiyle vedalaşarak Erhan’ın kapısını açtığı arabaya binmişti. Genç adam kendi ailesiyle vedalaşıp arabaya bineceği sırada Asaf abisini durdurarak kenara çekti.

“Çisem ablaya ailemizden bahsettin mi?” Erhan kardeşine şüpheyle bakarken Asaf abisinin cevabının olumsuz olduğunu anlamıştı.

“Sonra…”

“Abi onu aşiretin ortasına yem olarak atamazsın.”

“Öyle bir şey olmayacak.” Asaf sıkıntıyla nefesini dışarıya vererek cebindeki anahtarı çıkarıp abisine uzatmıştı.

“Bu benim evin anahtarı otelde falan kalmayın. Eve gidin ben iki gün Serdar ile kalacağım.”

“Yarın Urfa’ya gideceğiz.” Asaf onaylamaz bir şekilde başını iki yana salladı.

“Bu kadar erken mi?”

“Yara bandını ne kadar çabuk çekersen o kadar az acır.” Asaf arabanın arka koltuğunda kucağında oğluyla oturan genç kadına bakarak yeniden abisine dönmüştü. Onu onaylamasa da haklı olduğunu biliyordu. Artık memlekete dönmesi gereken abisi yanında karısıyla gidince amcaların ve aşiret büyüklerinin yüzlerinin aldığı şekli görmeyi çok istiyordu.

***

Genç kadın düşünceli bir şekilde geride bıraktıkları yolu izlerken göğsüne vurarak ses çıkaran oğluna bakışlarını çevirmişti. Bebek acıktığını belli edercesine göğsüne saldırıyordu.

“Acıktın mı oğlum?” Çisem oğlunun alını öperken arabayı kullanan Erhan aynadan ikiliye bakmıştı.

“Az kaldı eve, birazdan orada oluruz.”

“Eve mi? Otele gideceğimizi söylemiştin.” Çisem adama merakla sorarken Erhan kadını cevaplamıştı.

“Asaf bu akşam arkadaşında kalacakmış. Ona gidiyoruz.” Çisem bir yandan adamın kararına sevinmişti. İki çocukla otel odasında perişan olmaktansa evde olmayı tercih ederdi.

“Onun için sorun olmayacak mı?”

“Neden olsun, biz zaten Asaf ile kalıyorduk. Narin için orası daha güvenliydi.” Çisem başını sallayarak konuşmaya son vermişti. On dakika sonra araba büyük bahçeli bir evin güvenlik kapısından geçerken Çisem ister istemez kendi evlerinin ne kadar güvenliksiz olduğunu düşünmüştü. Belki Erhan’lar kadar zengin değillerdi ama hatırı sayılı bir servetleri olduğu aşikardı. Derin bir iç çekerek tek kişi için oldukça büyük olan eve kısa bir bakış atmıştı.

“Burası Asaf için biraz büyük değil mi?”

“Öyle ama kalabalık bir aileyiz. Kardeşler bir birine sık gelip gider.”

“Anlıyorum, peki Urfa’da da evler ayrı mı?” Erhan kadının sorusuyla arkaya dönerek gülümsemişti.

“Önce Cihangir’in karnını doyur sonra bu konuları konuşalım. Ama endişelenmene gerek yok, ailemle yaşasak bile bizim kalacağımız yer ayrı bir süit olacak. Sadece yemek saatlerinde bir arada olacağız.” Çisem başta neden bu şekilde olduğunu merak etse de adama hak vermişti. Oğlu aç olduğu için iyice huysuzlanmıştı. Arabadan inen yeni aile Erhan’ın açtığı kapıdan içeriye girerken sessiz olan Narin adamın dikkatini çekmişti.

“Kızım neden konuşmuyorsun?” Erhan kızının önüne çökerken Çisem’e dönerek, “Sen odalardan birine girebilirsin. Cihangir daha fazla aç kalmasın.” Çisem eve girerek önüne gelen ilk odaya girmişti. Oğlunu emzirirken bir yandan da girdiği odayı inceliyordu. Odada tek kişilik bir yatak vardı ve iki kapılı bir dolap. Dolabın hemen yanında küçük bir şifonyer yerleştirilmişti. Daha çok yatılı misafirler için hazırlanmış gibiydi. Oldukça iç açıcı duvar kağıtlarıyla döşenmişti. Bebek iştahla annesini emerken kapının tıklatılmasıyla Çisem hemen sırtını kapıya döndürmüştü.

“Müsait misin?” Erhan’ın sesini duyan genç kadın dürüst bir şekilde “Hayır,” dedi.

“Narin yanına gelmek istiyordu,” diyen adama “Onu içeri gönder,” diye kısa yanıt vermişti. Kapı açılarak içeriye küçük kızın adım sesleri dolarken Çisem başını çevirerek adamın kapıyı kapatıp dışarıda kalmasını izlemişti.

“Gel hayatım neden orada duruyorsun?”

“Çisem anne, biz babaannemlerle mi yaşayacağız?” Narin’in sorusuyla kız duraksamıştı. Küçük kızın çekindiği bir şey olduğu hareketlerinden belli oluyordu.

“İstemez misin Narin?” Narin hızla başını iki yana sallarken Çisem şaşırsa da belli etmemişti. “Neden istemiyorsun küçüğüm, babaanneyi sevmiyor musun?”

“Seviyorum,” diyen kızla genç kadın devam etmişti.

“Dedeyi seviyor musun?” Narin başını sallayarak onu da sevdiğini belli ederken kızın neden oraya gitmek istemediğini anlayamamıştı.

“O zaman neden onlarla yaşamak istemiyorsun?”

“Çünkü orada Hesna yenge var,” diyen kızla duraksamıştı. Hesna adını daha önce hiç duymadığı için bir şey söyleyememişti.

“Hesna yengen sana bir şey mi yaptı?”

“O beni sevmiyor. Sürekli kızıyor. Bezen de buralarımı acıtıyor,” diyen kız koltuk altını işaret etmişti. Çisem duyduklarından hoşlanmayarak dişlerini sıkmıştı. Küçücük bir çocuğa eziyet eden kadından şimdiden nefret etmişti.

“Sana kötü davrandığını babana söyledin mi?”

“Söylersem beni döver,” diyen kızla Çisem daha da sinirlenmişti. Şimdiden kime karşı gardını alacağını öğrense iyi olurdu.

“Peki başka kim babaanneyle yaşıyor?”

“Babaannem, dedem, büyük babaanne ve onun kızı. Büyük hala sonra Hesna yenge ve onun çocukları var.” Narin birini unutmuş gibi düşünürken Çisem o kadar kalabalık bir aileyi içine barındıran evi merak etmeye başlamıştı.

“Peki sana Hesna yengenden başka kötü davranan oldu mu?”

“Büyük hala da kötü, birde Dicle abla var.” diyen kızla Çisem dişlerini daha da sıkmıştı.

“Sen korkma meleğim, ben varken kimse sana zarar veremez.”

“Gerçekten mi?” Çisem başını sallayarak kızın saçını okşamıştı. Cihangir emmeyi bırakınca Çisem uyuyan oğlunu yatağın üzerine bırakarak etrafına yastık koyup ayaklanmıştı. Sessizce kapıyı hafif aralık bırakarak odadan çıkan ikili salona geldiklerinde Erhan’ın oturmuş televizyon izlediğini görmüştü.

“Çantalarımızı içeri aldın mı?” Çisem’in seslenmesiyle genç adam ona dönmüştü.

“Evet, üst katta merdivenin karşısında ki odaya koydum.” Çisem bir şey söylemeden Narin’in elini tutarak merdivenlere yönelirken Erhan ikiliye seslenerek “Yemek söyledim, üzerinizi değişince aşağıya inin,” dedi.

“Daha yeni yemek yedik,” diye itiraz eden kadına gözlerini devirerek cevap verdi genç adam.

“Sen o yediğine yemek mi diyorsun? Zaten çok zayıfsın. Bebek emziriyorsun Çisem, yediğine dikkat etmen gerek.”

“Ben yeterince yiyorum.”

“Bu gün gördük ne kadar yediğini,” diye adamla genç kadın kaşlarını çatmıştı.

“Neyse biz üzerimizi değişene kadar Ayaz’ı arada kontrol etmeyi unutma.” Erhan başını sallarken ikili merdivenden yukarıya çıkmıştı. Küçük kızla birlikte odaya girdiğinde boy aynasının karşısına geçip kendisine bakmaya başlamıştı. Erhan onun zayıf olduğunu söylemişti. Kilo almasını ima etmişti. Eski kocası Soner ise Çisem’e sürekli yediklerine dikkat etmesi için uyarıda bulunurdu. İki adamı karşılaştırdığını düşünen Çisem hızla başını iki yana salladı. Kendi valizini açarken küçük kızın hayranlıkla onu seyrettiğini görünce gülümseyerek kızın önüne eğildi.

“Narin, neden bana öyle bakıyorsun hayatım?”

“Çisem anne, sen çok güzelsin.” Küçük kızın kendisine içten bir şekilde  ‘anne’ demesine duygulanan genç kadın yutkunmuştu. Saçlarına değen küçük ellere kısa bir bakış atıp gözlerini Narin’e çevirdi.

“Saçların da çok güzel,” diyen küçük kızın yanağını okşayarak cevap vermişti.

“Sen daha güzelsin Narin, senin saçların çok daha güzel.”

“Ama senin saçların sarı…” dediğinde Çisem gülerek başını sallamıştı.

“Senin saçlarının rengi daha güzel.” Kızın alnına düşen tutamı geri çekerek yanaklarını usulca öpmüştü. “Ve çok tatlısın sen…” Narin kıkırdarken Çisem ayağa kalkarak kızın elini tuttu.

“Hadi bakalım senin kıyafetlerin nerede? Üzerini değiştirelim.” Narin odadaki dolaplardan birini işaret ederek konuşmuştu.

“Babam buraya koydu,” Çisem dolabı açtığında içinde sadece Narin’in değil, Erhan’ın da kıyafetleri olduğunu görünce gerilmişti. Genç adamın dolabı bir erkekten beklenmeyecek şekilde düzenliydi. Kendisi bile bu kadar düzenli tişörtleri katlayacağına güvenmiyordu.

“Hala hazırlanmadınız mı?” odanın kapısı vurulmadan açıldığında dolabın karşısında olan genç kadın irkilerek geri çekilmişti.

“Ben Narin’e kıyafet bakıyordum,” diyerek kendini açıklamaya çalışan genç kadın adama mahcup hissetmişti. İzinsiz onun dolabını karıştırıyor gibi göründüğüne emindi.

“Neden bu kadar çekindin, Çisem farkında mısın bilmiyorum ama biz evlendik. Elbette istediğin gibi dolabımı açıp kıyafetlerimi karıştırabilirsin.”

“Ben özür dilerim alışmam zaman alacak.”

“Sen böyle yaparsan biz diğer insanlara nasıl bu evliliği gerçek gibi göstereceğiz. Benim yanımda her zaman rahat olmanı istiyorum.” Çisem başını sallarken Narin kadının eteğini çekiştirerek sormuştu.

“Senin gibi giyinebilir miyim?”

“Benim gibi mi?” Narin başını sallayarak bu kez babasına döndü.

“Baba yeni aldığımız elbiseleri giyebilir miyiz?” Çisem şaşkınlıkla Erhan’a bakarken adam gülümseyerek başını sallamıştı.

“Elbette hayatım, istediğini giyebilirsin. Ama önce Çisem ablana sorman gerek o giymek ister mi diye.” Narin babasının ‘abla’ demesine aldırmayarak kadına sormuştu.

“Çisem anne, anne kız kıyafeti giyelim mi?”

“Öyle bir kıyafet mi var canım?” dediğinde Erhan dolabın sürgülü diğer kapısını açarak askıdan aldığı elbiseleri ikiliye uzatmıştı. Çisem şaşkınlıkla dolabın diğer tarafında bulunan ve yeni alındığını belli olan kıyafetlere baktı. Erhan’a döndüğünde genç adam omzunu silkerek konuşmuştu.

“Urfa’ya gideceğiz, sıcak olur oralar. Ona göre sana bir şeyler aldım.” Genç kadın beklemediği bu durum karşısında ne söyleyeceğini bilememişti. Sahi Soner ona bir şey almış mıydı? Yine eski kocasını düşündüğünü fark eden genç kadın hata olan evliliğindeki eksikleri yeni yeni fark ediyordu. Soner onu sevdiğini doğru düzgün bile söylememişti.

“Teşekkür ederim, gerek yoktu.”

“Gerek olduğundan değil, istediğimden aldım. Hadi siz üzerinizi değiştirin ben aşağıda Cihangir’in yanında olacağım.” Erhan odadan çıkarken genç kadın bir süre kapanan kapıya bakmıştı.

“Çisem anne banyo yapalım mı?” Çisem kızın isteğiyle gülümseyerek ona bakmıştı. Normalde çocukların banyo yapmak istemediğini biliyordu ama anlaşılan Narin onlardan biri değildi. Küçük kızla birlikte banyoya giren Çisem önce onu yıkadıktan sonra üzerini giydirip saçlarını kurulamıştı. Narin hevesle genç kadına bakarken Çisem onun ne istediğini anlayamadığı için sormuştu.

“Bir şey mi istiyorsun hayatım?”

“Saçımı örer misin?” Çisem kızın mahmur bakışlarına dayanamayarak başını öperken arkasını döndürerek önüne oturmasını sağlamıştı. Acıtmadan kızın saçlarını örerken kendisi de banyoya girerek kısa bir duş alıp üzerini giyerek odaya geçmişti. Narin’in hala odada beklediğini görünce gülümsedi.

“Sen neden aşağıya inmedin?”

“Seni bekledim, anne kız giyinmeyecek miyiz?” Çisem üzerinde ki pantolon ve beyaz tişörte bakarken küçük kızın üzüldüğünü anlayınca derin bir iç çekti.

“Giyinelim bakalım,” diyerek kızın üzerinde duran kıyafetin kendine göre olan elbiseyi alıp yeniden banyoya girmişti. Elinde ki buz mavi elbisenin kolları dirseklerine kadar kısaydı. V yaka elbise uzun çan eteğiyle Çisem’e oldukça rahat gelmişti. Saçlarının sarışınlığı genç kadını mavi elbisenin içinde daha güzel görünmesini sağlamıştı. Çisem saçlarının ıslaklığını havlu ile alırken odaya geçince küçük kızın hayranlıkla ona baktığını görünce gülümsedi.

“Aynı Barbie bebeğime benziyorsun Çisem anne,” diye şakıyan kızla genç kadın gülmüştü.

“Öyle mi hayatım?”

“Evet bak,” diyerek yatağın kenarında duran Barbie bebeğini eline alarak Çisem’e gösterdi. Genç kadın kendi üzerindeki kıyafetin aynısı olan bebeğe gülümseyerek bakarken başını iki yana sallamıştı. Bebek gerçekten de Çisem’e benziyordu.

“Hadi aşağıya inelim tatlım,”

“Ama sen saçını kurutmadın, hasta olursan babam çok üzülür.” Narin’in sözleri ile Çisem yeniden gülümsemişti. Şu iki günde uzun zamandır gülmediği kadar gülen Çisem, Narin’in kendisine iyi geldiğini düşünüyordu.

“Öyle mi o zaman kurutalım,” diyerek saç kurutmayı prize takan genç kadın uzun saçlarını kurutarak fırçayla dağılan saçını düzeltmişti.

“Tamam mı?”

“Örgü yapmayacak mısın?” Anlaşılan Narin her şeyiyle Çisem’le aynı görünmek istiyordu. Kızı kırmamak için dediğini yapan genç kadın saçını kalın bir örgü yaparak yeniden kıza dönmüştü. Küçük kız neşeli bir şekilde yataktan yere zıplayarak Çisem’in elini tuttu. İkili odadan çıkarak aşağıya inerken Erhan’ın biriyle konuştuğunu duyan Çisem merak etmişti. Salona girdiğinde ise genç adamın karşısında büyük bir adam varmış gibi oğluyla konuştuğunu görünce duraksamıştı.

“Anlaştık mı aslanım, sen uslu olacaksın annen de dinlenecek.” Erhan bebeği göğsüne yaslayarak sırtını sıvazlamaya başlamıştı. Narin uyanmış bebeği görünce kadının elini bırakarak hızla babasının yanına ulaşmıştı.

“Babacım Cihangir uyandı mı?” Erhan kızının yanağını okşayarak cevaplamıştı.

“Uyandı ama tekrar uykusu var.”

“Ama biz daha oynamadık,” diyen kızla Erhan başını çevirip arkaya bakmıştı. Çisem’i üzerinde kendi aldığı kıyafetle gören genç adam belli etmeden yutkunmaya çalışmıştı. Evlendiği kadın çok güzeldi. Çisem’in yüzünde duru bir güzellik, üzerine daha önce hiçbir kadında görmediği bir zarafet vardı.

“Bak baba, anne kız gibi giyindik, çok güzel oldu değil mi?”

“Çok…” diyen adamın sesinde ki tını Çisem’i utandırmıştı. Genç kadın ilk kez bir adamın karşısında utandığını hissetmişti. Erhan’ın delici bakışları kadının titremesine neden olmuştu.

“Ben Cihangiri doyurayım,” diyen kadın eğilerek oğlunu kucağına alırken hızlı adımlarla oğlunu yatırdığı odaya girmişti. Narin kadının peşinden gidecekken Erhan kızını yakalayarak kucağına aldı.

“Sen nereye fındık kurdu, hadi Çisem annene yemek hazırlayalım”, dediğinde Narin bir kapıya bir de babasına bakmıştı. Yüzüne kocaman bir gülümseme yayarak hızla başını sallamıştı.

“Olur babacım,” Erhan kızının kısa sürede Çisem’e bu kadar alışmasına şaşırsa da bunu anlayabiliyordu. Genç kadın yediden yetmişe herkesi etkisi altına alabilecek bir auraya sahipti.

***

Genç kadın sabah odasının kapısının tıklatılmasıyla gözlerini aralamıştı. Gece oğlu uyumadığı için ayakta kalan Çisem oldukça yorgundu. Kapıyı aralayıp içeriye bakan adamla yerinde doğrulmaya çalışan kadın açılan yakasını düzeltmeye çalıştı.

“Uyandırdım mı?” Çisem adama kısa bir bakış atarak yanında uyumasını beklediği oğluna göz atmış ama bebeği göremeyince hızla yerinen kalkmıştı.

“Ayaz nerede?”

“Endişelenme, Cihangir Ayaz içeride. Saat öğleye geldi acıktı. Uyandırmak istemezdim ama mama yemeyi istemedi.” Çisem adamın sözleri karşısında mahcup olmuştu. O sabaha karşı uykuya daldığında ağlayan oğlunu duymamış olmalıydı.

“Teşekkür ederim, üzerimi giyinip geliyorum,” diyen genç kadın kendi sözleriyle adamın karşısında ne durumda olduğunu hatırlayıp hemen sabahlığına uzandı. Çisem’in üzerinde siyah askılı dizlerine kadar olan saten bir gecelik vardı. Genç kadın adamın odaya girdiğinden beri gözlerini hiç aşağı indirmediğini kavramasıyla rahat bir nefes almasına neden olmuştu. Erhan odadan çıktığında hemen üzerini giyinen genç kadın banyoya geçerek işlerini halledip seslerin geldiği mutfağa yönelmişti.

“Baba yemiyor,” diye şakıyan küçük kızla gülümseyen genç kadın iç çekerek mutfağa girmişti.

“Günaydın,” diyen kadına gülümseyerek koşan Narin kollarını Çisem’in beline dolamıştı.

“Günaydın Çisem anne,” Çisem Erhan’a kısa bir bakış atarak eğilip küçük kızı kucağına alıp yanaklarını öpmüştü. Kendisinin de anlayamadığı bir sıcaklık hissediyordu Narin’e karşı. Kızın kendinde anne sevgi arama çabası Çisem’in içine oturuyordu.

“Ben Ayaz’ı emzireyim. Birazdan gelirim.” Çisem oğlunu alarak mutfaktan çıkarken odaya geçip oğlunu emzirmeye başlamıştı.

“Çok güzel bir çocuk olacaksın sen Ayaz, senin için her şeyi yapacağım. Mutlu olman için annen hep yanında olacak.” Çisem aklına gelen şeyle dişlerini sıkmıştı. Oğlunun hala bir kimliği yoktu. Bunun için Soner’in ailesiyle görüşmek bile istememişti. Boşandıkları için Soner’in oğlunu nüfusuna kayıt etmesi gerekiyordu ve Çisem oğlunun Soner’in soyadını almasını hiç istemiyordu. Oğlunun doyduğuna ikna olduktan sonra üzerini düzelterek çocuğun sırtını ovalamaya başlamıştı. Gazı çıkan bebeği omzuna yaslayarak yeniden mutfağa geçmişti.

“Kahvaltıyı yapıp çıkacağız,” diyen adama kısa bir bakış atan genç kadın gerilmişti.

“Hemen mi gideceğiz?”

“Gitmek zorundayız. Birikmiş işlerim var, biran önce şirketin başına geçmem gerek.” Çisem başını sallarken derin bir iç çekmişti.

“Ben Ayaz biraz büyüdükten sonra mesleğe geri döneceğim, bunu baştan konuşmuştuk biliyorsun.”

“Elbette, istersen Ayaz’a konaktaki bakıcı da bakabilir.”

“Gerek yok, oğluma ben bakmak istiyorum.” Erhan onaylar şekilde başını sallarken Çisem farkında olmadan yanında ki küçük kıza lokmalarını yediriyordu.

“Annemleri görmeden mi gideceğiz.”

“Görmek istiyorsan uğrarız. İster misin?” dediğinde Çisem ailesinden ayrılmanın zor olacağını düşünerek başını sağa sola sallamıştı.

“Şimdi değil, görürsem gitmek zor olur,” dedi. Erhan kadının kararına saygı duyarak sessiz kalmıştı. Kahvaltı yaptıktan sonra hazırlanıp evden çıktıklarında Çisem kapıda ki büyük araca şaşkınlıkla bakmıştı. Minibüs tarzı lüks aracın kapıları açıldığında içinin iki çocuk için hazırlandığını görünce gülümsemişti. Bebek için yatabileceği portföy beşik, ve Narin’in yatabileceği küçük bir yatak hazırlanmıştı. Ayrıca yolcular içinde olan koltuklar oldukça rahat ve lükstü. Dışarıdan belli olmasa da arabanın içi oldukça geniş ve ferahtı. Küçük bir karavanı andıran arabada bebeğini yerleştirip şoför olduğunu tahmin ettiği adamın valizleri arabaya yerleştirmesini beklerken bebeği için lazım olabilecek her şeyi yanına alarak Narin’in karşısına oturmuştu. Küçük kız arabaya alışık gibi neşeyle bir düğmeye basarak yukarıdan aşağıya inen küçük ekrana bakmıştı.

“Baba çizgi film izleyebilir miyim?”

“İzle ama fazla değil.” Sevinçle televizyonunu açarken Erhan’ın da arabaya binmesiyle şoförle olan ara bağlantının siyah filmli camı kapanmıştı. Araba hareket ettiğinde Çisem ilk kez Erhan’ın ne kadar zengin olabileceğini düşünmüştü.

Araba Ankara’dan Urfa’ya doğru yola çıkarken Erhan’ın “Dinlenmen gerek,” sözleriyle oğluna bakmıştı.

“Merak etme, Ayaz’la ben ilgilenirim.”

“Teşekkür ederim,” diyen genç kadın başını geriye yaslarken birden ayaklarının kımıldadığını fark edince hızla gözlerini açmıştı. Koltuğun hafif yatmasıyla genç kadın yatar pozisyon almıştı.

“Böyle daha rahat edersin,” diyen adama kısa bir bakış atarak yeniden gözlerini kapattı. Gözleri kısa sürede dalarken uyuduğunun farkına bile varamamıştı. Çisem hissettiği sarsıntıyla yerinde doğrulmuştu. Esneyen genç kadın dışarıya baktığında taş evlerin arasından geçtiklerini görünce şaşırdı.

“Geldik mi?” Erhan başını sallarken Çisem kolunda ki saate bakmıştı.

“Kaç saattir uyuyorum ben?” diye sorarken karşısında uyuyan küçük kızı görünce oğluna bakmıştı. Ayaz elinde biberonla boncuk boncuk etrafına bakıyordu.

“Ben özür dilerim tüm yükü sana bıraktım,” diyen kadına gülümseyerek bakan adam içinden tekrarlamıştı.

‘Asıl ben özür dilerim, hayatın eskisinden zor olacağı için…’

*****

Umarım hikayeden benim yazarken aldığım kadar keyif alırsınız. Yorumlarınızı bekliyorum.

GİRİŞ BÖLÜMÜ <<<<<<——– 2. BÖLÜM

27602cookie-checkSevgiye Susamış Kalpler 1. Bölüm