Ocak 4, 2023 Yazarı mermaridyy 13

Gelincik Çiçeği 57. Bölüm

Herkese merhaba arkadaşlar. Yeni yılın ilk bölümünü paylaşıyoruz. Umarım bu yıl hepimiz için güzel geçer. Keyifli okumalar!

***

Genç kız uçaktan indiğinde bilmediği yabancı topraklarda kendini çok garip hissetmişti. Elindeki temasla bakışları yanında duran genç adama döndü. Gerginliğini hisseden adam kıza gülümseyerek “Sakin ol,” dediğinde Alya derin bir nefes aldı.

“Elimde değil, biraz gerginim. Bazılarını birebir tanısam da bazılarını ilk kez göreceğim.” Cenk anlayışla karısına bakarken biraz ileride elinde pankartla etrafa bakınan kadını görünce Cenk başıyla onu göstermişti.

“Şuradaki kadının bizi arıyor olma olasılığı ne kadar?” Alya Cenk’in gösterdiği yere dönerken gözleri gördüğü kişiyle parlamıştı.

“Angela,” diyerek hızlı adımlarla kadına doğru ilerlerken Cenk gülümseyerek karısının arkasından gitti.

“Alia?” Angela emin olmak için genç kıza bakarken Alya adını yanlış söyleyen kıza gülümseyerek kendini tanıtmıştı. Birçok kez görüntülü konuşsalar da birebir görmekle aynı olmuyordu. Angela melez bir Asyalıydı. Babası Amerikalı annesi Japon olan kızın iki ırktan da özellik aldığını belirgin bir şekilde görmek mümkündü.

“Merhaba Angela seni canlı bir şekilde görmek çok güzel.” Genç kadın kendinden beklenmeyecek bir çeviklikle Alya’ya sarılarak gülmüştü.

“Hoş geldin, çok sevindim gelmene,” derken bakışları Alya’nın arkasında ki Cenk’e takılmıştı. Alya onun baktığı kişiyi görünce gülümseyerek “Kocam Cenk,” dediğinde Cenk Alya’nın kendini tanıştırma şekline mutlu olmuştu. Angela genç adama selam verirken Alya’nın koluna girerek şakımıştı. Oldukça neşeli bir kızdı. “Ah sizi harika bir yere götüreceğim. Önce güzelce yemek yiyelim sonra yola çıkmak için yeniden hazırlık yaparız.” Alya Cenk’in elinde ki diğer valize uzanırken Cenk genç kıza valizi vermeyerek kendisini taşıyabileceğini söylemişti. Üçlü havaalanından çıkarken kulaklarına dolan gürültüyle Alya yüzünü buruşturdu. Dünyanın neresine gidersen git bu gürültü sizi elbet buluyordu. Arabaya bindiklerinde Angela onları oldukça nezih bir restorana götürmüştü. Karşılıklı masaya geçtiklerinde Alya tedirgin olarak etrafına baktı. Mekan neredeyse tamamen doluydu ve bir çok kişi et yemeği yiyordu.

“Alya neden öyle bakıyorsun?”

“Angela biliyorsun, inancım gereği domuz eti yemek haram. Burada…” Alya konuşmaya devam edecekken Angela ellerini sallayarak sözünü kesmişti.

“Merak etme burası sizinkilerin yeri.”

“Bizimkilerin yeri?” Cenk’in farkında olmadan Türkçe konuşarak Alya’ya bakmasıyla Angela gülmüştü. Alya ile karşılıklı olarak bir birlerine kendi dillerini öğretmeye çalıştıkları için az da olsa Türkçe konuşabiliyordu.

“Evet,” dediğinde Alya gözlerini kısarak daha dikkatli etrafı incelemeye başlamıştı. Kasa bölümün üzerinde kendi bayrağını görünce yüzünde oluşan gülümseme Cenk’in dikkatini çekmişti.

“Neden gülümsüyorsun?”

“Şuraya baksana,” diyerek kasa tarafını gösteren Alya, Cenk’in dönmesiyle adamın duvarda yazan yazıyı okuması bir olmuştu.

“Türk yemekleri,” dediğinde Angela başını sallayarak onu onayladı.

“Burası birkaç yıl oldu açılalı ama oldukça müşteri topluyor. Yemekleriniz çok güzel.”

“Öyledir,” diyen Alya’nın keyfi yerindeydi. Yine de et konusunda emin olmak istemişti. Gelen garson sipariş almak isterken Alya Cenk’e dönerek “Ne eti kullandıklarını sorsana Cenk,” dediğinde garson gülümseyerek Alya’ya cevap vermişti.

“İnek eti kullanıyoruz,” Alya gencin tipine nazaran Türkçe konuşmasına şaşırmıştı.

“Türkçe biliyor musunuz?” Genç garson başını sallarken cevap vermişti.

“Kendi dilimi niye bilmeyeyim? Burası bize ait, memleketten birilerini görünce mutlu oluyoruz.”

“Çok sevindik bizden birileriyle karşılaşmış olmaya. Ne yemekleriniz var?” çocuk yemekleri sayarken Cenk ve Alya ‘kebap’ isterken Angela da onlara uymuş aynı yemeği istemişti.

Hep birlikte hoş sohbet eşliğinde yemeklerini yedikten sonra Alya diğer arkadaşlarını sormuş, Angela onları araştırma için son hazırlıkları halletmeye çalıştıklarını söylemişti. Cenk sessizce iki arkadaşın konuşmasını dinlerken arada etraftaki insanları seyrediyordu. Yemek bittikten sonra yeniden yola koyulduklarında üniversitenin onlar için ayarladığı pansiyona geçmişlerdi. Angela ve birkaç arkadaşıyla daha aynı pansiyonda kalacaklardı. İki günlük bu misafirlik araştırma bölgesine gidene kadar sürecekti. Üçlü eve geldiklerinde Cenk ve Alya etrafı inceliyordu.

“Sizin için bu odayı hazırladık.” Alya arkadaşının sözleri ile duraksamıştı. Kızın sözleriyle Cenk Alya’ya bakmıştı. Şaşkındı, ikisi de daha önce bu durumu düşünmediklerini anlayınca sıkıntıyla başını iki yana sallamıştı.

“Neden öyle bakıyorsunuz? Sen evlendim deyince bizde size en büyük odayı hazırladık. Bir sorun mu var?” Cenk cevabı Alya’nın vermesini beklemişti.

“Sorun yok Angela, biz çok yorulduk. Biraz dinlensek sorun olmaz değil mi?”

“Aşk olsun, hadi odanıza geçin.” Alya ve Cenk odaya girdiğinde duraksamıştı. Cenk odanın kapısını kapatarak arkasını döndüğünde Alya’nın kaçamak bakışlarla odada bulunan tek yatağa baktığını görünce gülümsemeden edememişti.

“Ona evlendiğimi söylediğimde çok şaşırmıştı. Kocamlar araştırmaya katılacağımı söylediğimde daha da şaşırmıştı. Aklıma bizi aynı odaya koyacakları hiç gelmemişti.” Cenk kızın sıkıntısını hissedince araya girmişti.

“Ona düğünümüzün olmadığını söyleyebiliriz.”

“Bunu anlamayacaklardır. Onların anlayış tarzıyla bizimkiler çok farklı. Onlar evlenmeseler bile aynı evi, aynı odayı paylaşmayı normal karşılıyor.” Cenk başını sallarken odaya göz atmıştı.

“Neyse ki yatak büyük, endişelenme artık. Daha önce de uyumuştuk.” Alya kaşlarını çatarak Cenk’e bakarken onunla ne zaman uyuduğunu hatırlamaya çalışmıştı. Aklına gelen şeyle tek kaşını kaldırıp kocasına baktı.

“Ben uyurken izin almadan yatağına yatırdığını unutmadım daha.”

“Ne yapsaydım, koltuğun ne kadar rahatsız olduğunu en iyi ben bilirim. Seni evin en rahat yatağına yatırdığım için sevinmelisin.” Cenk’in sesindeki tını Alya’yı güldürmüştü. Başını iki yana sallayarak odadaki sürgülü dolabı açarak içinde yedek örtü olup olmadığına bakmıştı. Olmadığını görünce yüzü asılmıştı.

“Neyse, idare edeceğiz artık. Ben abdest alayım, sonrada biraz uyuruz. Yarın yorucu olacak bizim için.” Alya dolaptaki ambalajı açılmamış havluları alarak banyoya girerken Cenk derin bir nefes alarak yatağın üzerine oturmuştu. Yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Anlaşılan bu yirmi günün her anını Alya ile olacaktı. Bu da onu oldukça mutlu ediyordu. Yarım saat sonra Alya banyodan işlerini halledip çıkınca genç kız telefonundan kıbleyi bularak kılmadığı namazını kılmaya başlamıştı. Cenk kızın huşu içinde namaz kılmasıyla içinin burulduğunu hissetmişti. Kendini Alya’ya yakıştıramıyordu. Kendisi de arada namaz kılıyordu ancak çoğunlukla dünyalık görevleri kulluk görevinin önüne geçiyordu. Yeni bir başlangıç için asla geç sayılmazdı. Banyoya girerek aynanın karşısına geçip suretini izlemeye başlamıştı. Gözleri gördüğünden pek hoşlanmışa benzemiyordu. Bakışları kapalı kapıya değdiğinde ilk kez içinden hidayete ermek için dua etmişti. Yabancı memlekette kendini bir boşlukta hissetmişti. Oysaki yanında en değerlilerinden biri vardı. Hayatının diğer yarısını geçireceği karısı hemen yanı başında olmasına rağmen ilk kez yalnız hissetmişti. Besmele çekerek abdest alırken her bir su damlasında ellerindeki kirlerin temizlendiğini hissetti. Bundan daha iyi başlangıç olamazdı. Kararından Alya’yı ne kadar mutlu edeceğini bilmeden abdestini alarak odaya döndüğünde Alya namazını bitirmiş dua ediyordu. Banyoda uzun süre oyalandığını fark etmemişti.

“Kaldırma Alya,” diyen genç adam seccade olarak kullandığı örtüyü kaldırmak üzere olan Alya’yı durdurmuştu. Alya merakla genç adama bakarken Cenk’in ıslak kollarını sildiğini görünce gözleri parlamıştı.

“Kılacak mısın?” Cenk kızın sesindeki sevinç karşısında duraksamıştı. Alya geri çekilerek yerini genç adama bırakırken Cenk sessizce namazını eda etmişti. O namaz kılarken Alya da uyumak için üzerini değiştirmişti.

“Allah kabul etsin.” Alya yatağa uzanmış bir şekilde namazını kılan Cenk’i izlerken içi huzurla dolmuştu. Cenk namazını bitirdikten sonra dayanamayarak konuştuğunda Cenk gülümseyerek karısına baktı.

“Amin.” Genç adam örtüyü toplayıp komodinin üzerine koyarken açık valizden kendi pijama takımını alarak banyoya girmişti. Birkaç dakika sonra üzerini değiştirerek odaya döndüğünde kalbi deli gibi atıyordu. Odanın perdeleri kapalı olduğu için içerisi loş bir şekilde aydınlıktı. Yatağa girdiğinde Alya’nın dönerek ona bakmasıyla Cenk başını yastığa koyarak elini de yastığın altına yerleştirip Alya’yı izlemeye başlamıştı. Alya’nın gözleri kapanırken Cenk derin bir nefes vermişti. Genç kızın iyice uykuya dalmasıyla Cenk uzanarak onu kollarının arasına çekti. Alya başını göğsüne iyice yaslarken Cenk karısının saçlarını okşayarak içinden şükretmişti. Gözleri yorgunlukla kapanırken son hissettiği şey Alya’nın kollarının bedenine dolanması olmuştu.

“Alia kalkın artık,” Alya kulağına gelen sesle gözlerini yavaşça aralamıştı. Bedeninde hissettiği ağırlıkla başını kaldırdığında Cenk’in uyuyan yüzüyle karşılaşınca derin bir iç çekti. Kolları adama ahtapot gibi sarılmıştı.

“Alia, hadi yemek hazır.” Alya arkadaşının yeniden kapıya vurmasıyla gözlerini kısa biran kapatıp yeniden açtı.

“Geliyoruz.” Alya yerinden kalkmak istediğinde Cenk’in kolları buna engel olmuştu.

“Cenk, uyan hadi.” Genç adam uyanmayınca Alya elini kaldırarak genç adamın yüzünü avuçlamıştı.

“Cenk, bizi bekliyorlar kalkmalıyız.” Cenk homurdanırken gözlerini araladı. Yüzünde hissettiği eli tutarak dudaklarına götürürken Alya heyecanla titremişti.

“Ne güzel bir uyandırma şekli,” diye mırıldanan adamla yutkunan genç kız güçlükle konuşmuştu.

“Bizi bekliyorlar kalkmalıyız.” Cenk başını hafif kaldırarak kendisine bakan kızın alnını öpmüştü.

“Kalkalım hayatım,” dediğinde kollarını gevşeterek Alya’yı serbest bıraktı. Genç kız utanarak hemen yataktan çıkarken giyeceği kıyafetleri alıp banyoya girdi. Üzerini değiştirdikten sonra hazır şallarından birini alıp hemen başına geçirmişti. Oldukça pratik ve hızlı olduğu için gelirken yanında birkaç tane hazır şal alması iyi olmuştu.

“Ne çabuk hazırlandın?” Cenk karısına şaşırmış bir şekilde bakarken Alya tek kaşını kaldırarak “Seni bekliyorum,” dedi. Cenk banyoya girerken Alya yatağı toparlayarak hava alması için odanın penceresini üstten açtı. Cenk’in yanına gelmesiyle odadan çıkan ikili diğer ev arkadaşlarının da geldiğini görünce Cenk gerilmişti. Karısını tanımadığı birileriyle aynı evde kalmasından hoşlanmamıştı.

“Hoş geldiniz.” İlk konuşan Alya’nın da tanıdığı Antonia olmuştu.

“Hoş bulduk Antonia,” diyen Alya kocasıyla genç adamı tanıştırmıştı. Cenk adamın elini sıkarken Angela genç adamın yanına gelerek beline sarılınca Alya ikiliye şaşırarak baktı.

“Sana söylemeyi unuttuk Alia, Antonia ile evlenmeye karar verdik,” dediğinde Alya hem şaşırmış hem de sevinmişti. Sonradan aklına gelen şeyle sorarcasına, “Elois?” dediğinde bakışları Antonia’ya kaymıştı. Elois onun önceki kız arkadaşıydı.

“Elois ile ayrıldık. Uzun zaman önce bitmişti zaten.” Genç kız ne düşüneceğini bilememişti. Kendisini ilgilendirmediğini düşünerek diğer iki ev arkadaşlarıyla da tanıştıktan sonra yemeğe oturmuşlardı. Cenk başta anlaşamayacağını düşünse de Antonia ve diğer iki kişi oldukça sıcakkanlı gelmişti ona. Yemekler yendikten sonra çıkacakları gezi hakkında planları anlatmaya başlamışlardı. Yeni bir bitki türü bulmuşlardı ve çiçeğinin ilaç sanayi için oldukça faydalı olduğu anlaşılmıştı. Alya gelmeden önce Eczacılık bölüm başkanı ile görüşmüş ve bitki hakkında toplayabildiği kadar bilgi toplamasını istemişti. Alya oldukça heyecanlıydı. Bu yeni keşifler onun için yeni bilgi demekti.

“Yarın öğleden sonra yola çıkacağız. Hoca yolculuğu öne çekti.”

“Neden, bir sorun mu var?”

“Gideceğimiz yerin hava şartları şuanda uygun durumda. Birkaç hafta sonra şiddetli yağışlar bekleniyor. Hava ne kadar sakinse o kadar çabuk biter işimiz.” Cenk başını sallarken kolunda ki saate bakarak Türkiye’de saatin kaç olduğunu hesaplamaya çalışmıştı.

“Annemleri arayalım mı?” Alya saatine bakarak konuşmuştu.

“Geç değil mi?”

“Geldiğimizde aramadık, merak etmişlerdir. Annem bizden haber almadan uyumaz.” Alya başını sallarken Cenk izin isteyerek odaya geçmişlerdi. İnternetten Cemile’yi arayan Cenk Alya’yı yanına oturarak telefonun açılmasını beklemişti. Ekrana beliren görüntüyle Alya gülümserken Deniz Hanım yüzünü asmıştı.

“Selamünaleyküm anne, nasılsın?” oğlunun selamını alan kadın çıkışmıştı.

“Sizi şimdiden özledim. Ne zaman geleceksiniz çocuğum?” Deniz Hanımın küskün sesi Alya’yı gülümsetmişti.

“Daha yeni geldik anne, bir süre buradayız.” Cenk’in araya girmesiyle Deniz Hanım kaşlarını çatmıştı.

“Sen istediğin kadar kal, ben kızımı özledim.” Cenk ve Alya şaşkınlıkla kadına bakarken Cemile gür bir kahkaha atmıştı.

“Anne benim ben, senin tek oğlun.” Cenk alınmış gibi yaparken Alya elini ağzına götürerek onun haline gülmüştü. Cenk kaşlarını çatarak karısına dönerken sordu.

“Neden gülüyorsun? Komik mi bu durum?” dedi.

“Bence çok komik,” diyen Alya Deniz hanıma dönerek “Anne bende sizi özledim. Ama bir süre burada kalmamız gerek. Allah başka ayrılık vermesin.”

“Amin kızım, amin. Sen bana bakma, yokluğunuz çok hissedildi birkaç güne.” Alya kadının Trabzon’dan döner dönmez yola çıkmalarına dem vurduğunu biliyordu. Planladıklarının aksine eve sadece valiz hazırlayacak kadar gidebilmişlerdi. Gelen haberle hemen yola koyulup kendilerini burada bulmuşlardı.

“Anne kapatmamız gerek, birkaç gün arayamayabiliriz. Allah’a emanet olun.”

“Neden oğlum, niye aramayacaksınız?”

“Anne arazide olacağız. Gideceğimiz yerde internet bulamayabiliriz.” Deniz Hanım anlayışla ikiliye bakarken Alya’ya kendi ailesini de aramasını söyleyerek telefonu kapatmıştı. Sırayla Alya’nın da ailesini arayan ikili onlara da iyi olduklarını söyleyerek telefonu kapatmıştı. Tekrar salona döndüklerinde herkes yerini almış film izlemeye başlamıştı. Bol aksiyonlu film hepsinin hoşuna giderken filmden sonra oyalanmadan odalarına çekilmişlerdi.

***

“Cenk şuna baksana ne kadar güzel bir bitki?” çiçek o kadar güzel görünüyordu ki ne olduğunu bilmese görüntüsüne aldanarak ona dokunabilirdi.

“Venüs flytrap,” diyerek onu onaylayan Cenk kızın yanına giderek bitkiye daha yakından bakmıştı.

“Fazla yaklaşmamalısın, tehlikeli olabilir.” Cenk başını sallarken çiçeğin üzerine konan sinekle bir anda çiçeğin kapanması genç adamın aniden geri çekilmesine neden olmuştu. Canlı yiyen çiçek etraftaki diğer farklı bitkilerden sadece bir tanesiydi.

“Şuradaki bitkilerin arasında yeni bir tür belirlendi. Henüz ne olduğunu bilmiyoruz, ama obrizya cinsinden olduğunu düşünüyoruz.” Alya arkadaşının konuşmasıyla ona dönmüştü. Bitki kendi ülkesinde yetişen bir menekşeye benziyordu.

“Sence de menekşeye benzemiyor mu?” diye soran Cenk Alya’nın aklındakileri okumuş gibi sordu.

“Bende aynısını düşündüm. Aslında bizim ormanları daha sık araştırmalıyız. Birçok yenilir bitki çöp oluyor. Onları insanlar tanıtmak lazım.” Alya devam ederken başlarında ki sorumlu hoca onlara seslenmişti. Alya daha ilk günden kendini belli etmişti. Hocanın sorduğu sorulara cevap verdiği için diğer öğrenciler ses çıkarmıyordu. Alya ilk kez sessizlikten rahatsız olmuştu.

“Siz neden konuşmuyorsunuz?” Angela arkadaşına gülümseyerek cevap verdi.

“Sen cevapları veriyorsun ya, biz susalım…” Alya kızın sözlerinde bir kınama ya da kıskançlık hissetmediği için onun neden böyle konuştuğunu anlamamıştı. Gruptaki diğer araştırmacı öğrencilere bakarken Antonia kıza yaklaşarak merakını gidermişti.

“Bakma şöyle, buradaki çoğu araştırmacı bu hocadan biraz çekinir. Yanlış cevap vermekten korkuyorlar. Siz geri döneceksiniz ama buradakiler hocanın dersine girmek zorunda.” Alya şaşkınlıkla onlara bakarken Cenk karısının şaşkınlığına gülmüştü.

“Hadi arkadaşlar, çok oyalandık. Birkaç bitki daha toplamamız gerek. Sonra da ekstraklarını çıkaracağız.” Adamın uyarısıyla birkaç öğrenci hemen atılmıştı. Alya arkadaşının doğru söylediğini o zaman anlamıştı. Akşama doğru işleri bittiğinde kurdukları çadırlara girmişlerdi. Cenk postalını çıkarınca Alya onun ayaklarını ovaladığını görmüş ve kaşlarını çatmıştı.

“Yoruldun mu?”

“Hayır ama botlar ayağımı vurdu.” Alya çantasına uzanarak küçük bir krem çıkarmıştı. Cenk’e yaklaşırken genç adam çadırda emekleyen karısına dikkatle bakmıştı.

“Ne yapıyorsun?”

“Kremi ayağına sürelim. Acısını alır.” Cenk hemen ayağını çekerken Alya ne olduğunu anlamak için Cenk’e bakmıştı.

“Neden ayağını çektin?”

“Saçmalama Alya, ayağıma sen sürmeyeceksin herhalde kremi. Önce ayaklarımı yıkamam gerek,” diyen adamla Alya gülümsemesini bastırmıştı.

“Ayakların kokmuyor Cenk,” dediğinde adamın yüzünün adlığı ifadeye genç kız kahkaha atmıştı. Sesinin fazla çıktığını düşünen Alya hemen ağzını kapatırken Cenk kızın kendisine takılmasına başını iki yana salladı.

“Öyle bile olsa sabahtan beri botların içindeler.  Birçok bakteri birikmiştir.” Cenk ayaklanarak çadırdan çıkarken kenardaki terliğini de giymeyi unutmamıştı. Kampı küçük bir dere kenarında kurmuşlardı. Bu şekilde hem su ihtiyaçları karşılanmış oluyordu hem de daha düz bir alanda bulunmuş oluyorlardı. Ayaklarını yıkadıktan sonra çadıra dönen genç adam Alya’nın hazırlamış olduğu küçük sandviçleri görünce gülümsedi.

“Bunları ne ara hazırladın?” Alya yana çekilerek adamın oturmasını istemişti. Karı koca karşılıklı oturarak karınlarını doyururken Cenk derin bir iç çekmişti.

“Ülkeye döndüğümüzde seninle kampa gidelim.” Alya lokmasını yutarken bakışlarını Cenk’e çevirmişti.

“Kamp mı?”

“Evet, çok güzel kamp yerleri biliyorum. Kendi topraklarımızda daha rahat oluruz.” Alya adama gülümserken onunla kamp yapmanın nasıl bir şey olacağını düşünmeden edememişti.

“Güzel olur aslında, daha önce bunu saymazsak kamp yapmamıştım.”

“O zaman ilk fırsatta kaçıyoruz.” Alya gülerek başını sallarken rüzgarın çıkmasıyla çadırın açık olan bölümü havalanmıştı.

“Bu akşam yağmur yağabilir,” diyen Alya derin bir iç çekmişti. Buraların yağmurunun çok fazla olduğunu biliyordu. Çadırın dereye yakın olmasının tehlikeli olabileceğini düşünerek Cenk’e baktı. Genç adamın da dışarıya baktığını görünce elinde ki yarım sandviçi önündeki yükseltiye bırakmıştı.

“Çadırı buradan taşımalıyız.” Alya adamı onaylarken Cenk sıkıntıyla kıza dönerek devam etti.

“Sandviçleri yiyelim hemen işe koyulalım. Hava iyice kararmadan işimizi hallederiz.” Alya son lokmalarını da yiyerek çadırın içini hemen toparlamaya başlamıştı. Eşyaları alarak çadırdan çıktığında diğerlerinin sakin bir şekilde çadırlarında durduğunu görünce onlara uyarıda bulunmuştu.

“Yağmur yağacak arkadaşlar. Burası tehlikeli olabilir. Çadırları başka yere taşımalıyız.”

“Yağmur görünmüyor hava durumunda.” Alya böyle durumlara alışık olduğu için hava durumlarının hemen değişebileceğini gösteren bir coğrafyada yaşıyordu.

“Biz tedbirli olalım da ister yağsın ister yağmasın. İleride yürüyüş sırasında bir oyuk görmüştük. Oldukça geniş bir alan, orada çadır kurabiliriz.”

“Biz burada iyiyiz,” diyen iki araştırmacının sözlerini umursamayarak çoktan çadırı söken Cenk’e yardım etmeye başlamıştı Alya. Angela ve Antonia da ikisine katılarak çadırlarını toplamaya başlamıştı. Dereden uzakta daha yükseklikteki bir kuytuda çadırları tekrar kurduklarında bulundukları yerin rüzgarı kesmesi durumundan memnun olmuşlardı. Nitekim birkaç saat içinde çıkan rüzgarla ağaçların dalları çatırdamaya başlamıştı. Neyse ki bulundukları yer rüzgarın önünü keserek çadırların yerinde sabit kalmasına yardımcı oluyordu.

“Sence diğerleri nasıl?” Cenk’te geride kalan birkaç kişiyi merak etmişti. Hava iyice kararmıştı ve beklenilen yağmur hafif hafif başlamıştı.

“Bir bakmakta fayda var Alya, sen çadırdan ayrılma.” Kenarda duran iki fenerden birini alarak çadırdan çıkarken Alya oldukça tedirgindi.  Cenk’in ayak seslerini duyabiliyordu. Elindeki fenerle onun ardından ışık yaparken görebildiği kadar Cenk’i görmeye çalışıyordu. Yan taraftaki çadırın da açıldığını gören genç kız feneri çadırdan çıkan kişiye tuttu.

“Alia neler oluyor?” Angela çadırdan çıkarken Alya rahat bir nefes almıştı. Rüzgar oldukça şiddetliydi. Zayıf olan bedeni rüzgarla salınırken Alya onun kendisine doğru gelmesini endişeyle izlemişti.

“Cenk dere kenarında kalanlara bakmaya gitti.”

“Antonia uyuyor, onu da uyandırmamı ister misin?” Alya başını iki yana sallarken oldukça tedirgindi. Bilmedikleri bir ormanda kalıyorlardı ve dışarısı oldukça tehlikeliydi. İki kız yan yana oturarak Cenk’in gelmesini beklerken genç adam bir süre sonra elinde tutmaya çalıştığı çadırla yanlarına doğru geliyordu. Alya hemen yerinden kalkarak Cenk’e yardıma koşarken Angela da onun peşinden gitmişti.

“Cenk neler oluyor?”

“Dere kenarında ki çadırların hepsi dağıldı. Rüzgar çok şiddetli. Hocalar güçlükle çadırları toparladı. Onlara da burada yer ayarlamalıyız.” Alya anlayışla başını sallarken getirdiği çadırı kurabilmesi için yardım etmeye çalışmıştı. Angela onlara ışık tutarken ikili el birliğiyle ilk çadırı kurmuştu.

“Sanırım iki çadır eksiğimiz var.”

“Anlamadım?”

“Çadırlardan ikisi yoktu, uçmuş olmalı.” Alya geriden gelen seslerle grubun diğer üyelerini görünce duraksamıştı. Birçoğunun gözünde korku vardı.

“Arkadaşlar çadırları birbirine yakın kurmalıyız. Bu şekilde daha az zarar görürler.” Gençler fenerlerin yardımıyla çadırları kurarken havanın soğuk olmamasını şans olarak görüyorlardı. Çadırlar kurulduktan sonra uçan çadırlar nedeniyle iki kişilik çadırlara üçer kişi paylaşmak zorunda kalmışlardı. Cenk yorgun bir şekilde Alya’nın yanına uzanırken genç kız endişeyle ona bakmıştı.

“Ayakların ne durumda?” Cenk gülümseyerek genç kızı kendine çekerken Alya derin bir nefes almıştı.

“Daha iyiyim endişelenme. Uyuyalım yoksa bu gece bitmeyecek.”

“Başında bize katılsalardı bunlar olmazdı. Şimdi küçücük çadırlarda sıkışıp kaldılar.”

“Hava sıcak, yağmur dindiğinde dışarıda uyku tulumu ile yatılabilir.” Alya adamı onaylarken gözleri çoktan kapanmıştı. Yorgunluktan ne gece çıkan fırtınayı duymuşlardı ne de diğer çadırdaki endişeli insanların korkularını hissetmişlerdi.

***

Sabahın ilk ışıklarıyla gözlerini kuş sesleriyle açan genç kız huzurla gülümsemişti. Gökyüzündeki parlak güneş çadırın içine kadar süzülüyordu. Başını koyduğu sıcak göğüs yavaş bir şekilde kalkıp inerken Alya hafif gülümsedi. Şu iki haftada bu göğüste yatmaya çok alışmıştı. Geriye döndüklerinde bir boşluğa düşeceğinin de farkındaydı. Yavaşça yerinde doğrularak çadırın fermuarını açıp dışarı çıktı. Kollarını açarak temiz havayı içine çekerken kimsenin henüz uyanmadığını görünce dereye doğru ilerlemeye başladı. Biliyordu ki birkaç dakika sonra Cenk’te yanına gelecekti. İki gün önce buraya gelmişlerdi. İlk çadır kurdukları yer onlar için oldukça zorlu olmuştu. Genç kız beline dolanan kollarla gülümserken başını geriye doğru atarak adamın omzuna yasladı.

“Günaydın karıcım, yine benden önce kalkmışsın.”

“Günaydın, çok huzurlu değil mi?” Cenk karısının şakağını öperken Alya şakağına değen sakallarla kıkırdamıştı. Sarışın olan Cenk’in kamp boyunca sakalları da uzamaya başlamıştı. Elini kaldırarak adamın yüzüne dokunurken Cenk avucunu tutarak dudaklarına götürmüştü. Sakalları kızın avucuna bakarken Alya yeniden gülmüştü.

“Elinden ve şakağından gıdıklananı ilk kez görüyorum.” Cenk kıza gülerken Alya iç çekmişti.

“Keşke sakalların hep kalsa…” dediğinde Cenk şaşırarak kızın yanına geçerek ona bakarken Alya omzunu silkmişti. “Neden bana öyle bakıyorsun?”

“Ciddi olup olmadığını anlamaya çalışıyorum.”

“Elbette ciddiyim. Sakal sana çok yakışıyor. Düzenli olduğu sürecek kesmeni istemezdim.”

“Okulda kesmek zorunda kalıyoruz biliyorsun.” Alya başını sallarken hafif gülümsedi.

“O zaman bu halinle bol bol resim çekilelim. Hatıra kalır.” Cenk eşofmanının cebinden telefonunu çıkararak kızın isteğini anında yerine getirmişti. Birkaç poz çekildikten sonra diğerlerinin de uyandığına dair sesler gelmeye başladığında çadırların bulunduğu alana doğru ilerlediler. Bir saatlik kahvaltı ve yol hazırlığını yaptıktan sonra yer değiştirmek için yola çıktıklarında Cenk ağır sırt çantasını sırtlanarak Alya’ya elini uzattı. Alya’nın elinde sadece küçük kamp tipi jeneratör vardı. Telefonları ve bilgisayarları şarj etmesi için güneş enerjisiyle çalışan çok amaçlı bir makineydi. Ağır olmadığı için taşınması da kolaydı.  

“Son bir haftamız kaldı, özledim bizim oraları.” Alya genç adamın elini sıkıca tutarken Angela’ya dönüp konuşmuştu. Genç üzgün bir şekilde arkadaşına bakarak cevap verdi.

“Çok çabuk geçti, keşke daha uzun sürseydi.”

“Bir sonraki ziyaret sizden… Türkiye’ye bekliyorum.” Alya iki arkadaşına bakarken Cenk kızın elini çekerek önüne bakması için uyarmıştı.

“Alya, taşlar kaygan, daha dikkatli olmalısın.”

“Teşekkür ederim,” diyen Alya Cenk’in elini daha bir sıkmıştı. Adamın dediği gibi taşlar oldukça kaygandı. Kullandıkları patika sık ağaçların arasında olduğu için neyin nereden çıkacağı belli olmayabilirdi. Birçok örnek toplamışlardı. Ve bu örnekleri nerelerden aldıklarına dair koordinatları kayıt etmişlerdi. Araştırmanın son ayağı olan yere ulaşabilmek için oldukça uzun bir yürüyüş yapmıştılar. Erkekler çadırları uygun yerlere kurarken kızlarda yemek için bir şeyler hazırlamaya çalışıyordu. Ellerinde ki erzaklar bitmek üzereydi. Neyse ki doğa onlara birçok yiyecek sunuyordu. Yabani meyveleri yenilebilir otlar ve göllerden tutulan balıklar.

“Ne yapıyorsunuz hayatım?” Cenk kızın yanına gelerek temizlemeye çalıştığı balıkları görünce gülümsemişti.

“Onlara bizim oranın usulü balık yapacağım.”

“Desene ziyafet çekeceğiz.” Alya adama gülerken Angela da yanlarına gelmişti. Yıkadığı meyveleri seyyar masanı üzerine bırakırken hafif gülümsemişti.

“Bu gün hava çok güzel, umarım gecede sakin olur.”

“İnşallah,” diye karşılık veren Alya diğer kızın önüne bıraktığı tavayı alarak yaktıkları ateşin üzerine bırakmıştı. Herkes üzerine düşen işi yaptığı için yemek kısa sürede hazır olmuştu. Keyifle yenilen yemekler ortamın havasını daha da ısıtırken onlardan sorumlu hocaları bile bir süre sonra onlar gibi davranmaya başlamıştı. İlkel şartlarda bulunuyorsanız kast sistemi önemini yitiriyordu.

“Bizimkilerle uzun zamandır konuşamadık. Umarım çok merak etmemişlerdir.”

“İki gün sonra şehre döneceği Alya, raporlar yazılır yazılmaz da hemen yola çıkarız.”

“Bizimki hazır sayılır. Son toplayacağımız bitkilerin bilgileri kaldı.” Cenk şaşkınlıkla genç kıza bakarken Alya omzunu silkmişti.

“Ne ara yazmaya başladın?”

“İlk günden beri, not tutmak yerine rapora başlamak daha mantıklıydı.” Cenk kızın yüzünü tutarak anlını öperken Alya utanarak bakışlarını kaçırmıştı.

“Yine de diğerlerinin raporlarına da bakmamız gerek.”

“Kopyalarını alsak yeterli… Sende kontrol edersin, eklemek istediğin bir bilgi olursa ekleriz.” Cenk genç kıza güveniyordu. Yeni bir bilgi ekleyeceğini sanmasa da Alya’nın gönlü olması için raporu kontrol edecekti.

“Raporu o zaman akşam okumaya başlayayım. Zaman kaybetmemiş oluruz.” Alya başını sallayarak önündeki balıktan bir parçayı Cenk’in ağzına uzatmıştı. Alya’nın elle yediğini gören Angela şaşırırken genç kız arkadaşına gülerek “Bizim orada balık elle yenir,” dedi. Angela kızın cevabına bir şey söyleyemezken hocalarının da Alya’yı onaylamasıyla masada gülüşmeler olmuştu.

“Doktoranı burada bizimle yapmak istemez misin?” Alya hocanın sözleri ile duraksamıştı. Bu konu gezi boyunca ilk kez açılmıştı.

“Teşekkür ederim ancak böyle bir düşüncem yok şuanda.” Adam kızı ikna etmek için elinden geleni yaparken Cenk bu durumdan rahatsız olmuştu. Alya onun rahatsızlığını anlayarak derin bir nefes bıraktı.

“Ben bu kadarcık kısa bir gezi için bile toprağımı özlerken, birkaç yıl için burada kalmama imkan yok. Ailemin ve memleketimin olmadığı bir yerde yaşamak bana zor gelir.” Alya’nın açık bir şekilde konuşması konuşmayı da kesmişti. Angela ona anlayışla bakarken Cenk karısının böyle bir fırsatı geri çevirmesine hem üzülmüş hem de mutlu olmuştu. Üzülmüştü çünkü Alya için iyi bir fırsattı, mutlu olmuştu çünkü karısı ile arasına mesafeler girmesine dayanamazdı. Karısının elini tutarak minnetle dudaklarına götürürken karısı duyacak bir yükseklikte fısıldadı.

“Seni çok seviyorum,”

***

Finale son üç bölüm kaldı arkadaşlar. Güzel bölümler olmasını umuyorum. Yorumlarınızı bekliyorum. Cevap yazamasam da hepsini okuduğumu bilmelisiniz. Çok teşekkür ederim.

56. BÖLÜM <<<<<< ——- >>>>>> 58. BÖLÜM

27630cookie-checkGelincik Çiçeği 57. Bölüm