Ocak 6, 2023 Yazarı mermaridyy 12

Cesur 56. Bölüm

Herkese keyifli akşamlar arkadaşlar. Yeni bölümü bitirir bitirmez yayınlıyorum. Umarım seversiniz. Keyifli okumalar!

***

Genç adam tedirgin bir şekilde hastanenin kapısından içeriye girerken güvenliğe kimliğini göstererek Doktor Cesur ile görüşmek istediğini bildirmişti. Güvenlik çalışanı belindeki telsizle bir sonraki güvenliğe haber vererek adamı Cesur’u odasına çıkarmasını istedi. Yönetici asansörüne bindiklerinde kolunda ki saate bakan adam oldukça tedirgindi.

“Doktor Emir beye Cesur Bey hastanede değil mi?” güvenlik genç adama dönerek başını sallamıştı.

“Erkenden geldi, bu gün öğleye kadar odasında olacaktır.” Genç adam başını sallarken asansörün kapısı açılarak dışarıya çıktılar.

“Selda Hanım Cesur Bey müsait mi?” güvenlik masanın arkasında ki kıza sorarken kız birkaç saniye genç adamı inceleyerek masadaki telefonu almıştı.

“Kim geldi diyeyim?”

“Suat Günay,” dediğinde Selda kısa biran duraksamıştı. Onun soyadını Asaf ile aynı olmasını düşündüğünü anlayabiliyordu. Kız telefonda “Suat Günay geldi Cesur Bey,” dediğinde aldığı cevapla kapatıp genç adama dönmüştü.

“İçeri girebilirsiniz.”

“Teşekkür ederim,” diyen Suat odaya girerken güvenlik görevlisi de asansöre binerek görevinin başına dönmüştü.

“Gelsene Suat, bir sorun mu var?” genç adam Cesur’un kendisini odaya davet etmesiyle içeri girerek kapıyı kapatmıştı.

“Nasılsın Cesur abi, habersiz geldim kusura bakma.”

“Sorun değil, size her zaman zaman ayırmaya çalışırım.” Suat başını sallarken sıkıntılı olduğu belli oluyordu.

“Abi önemli bir konu vardı, bu yüzden senin odanda konuşmanın daha uygun olacağını düşündüm.”

“Öyle mi? Yoksa Çisem’e bir şey mi oldu?” Cesur yerinden kalkarken aklına ilk gelen kardeşi Çisem olmuştu.

“Yok abi, yengemle alakalı değil bu konu. Hem duyduğuma göre bizimkilere kök söktürüyormuş.” Suat gülümseyerek cevap verirken Cesur’un aklı karışmıştı. Bu konuyu sonraya öteleyerek eliyle adamın oturması için ikili koltuğu göstermişti.

“Ne içersin?”

“Çay varsa alayıma abi, birde abimi ve Emir doktoru bir bahaneyle buraya çağırırsan sevinirim.”

“Emir’i mi?” Cesur Asaf’ı anlayabilirdi çünkü ağabeyiydi. Ama Emir’i neden çağırdığını anlayamamıştı. Nasılsa öğreneceğini düşünerek masasında ki telefona uzanıp sekreterini aramıştı.

“Selda, bana Doktor Emir’in son girdiği ameliyat listesi lazım. Bizzat kendisi getirdin. Bize de dört çay.” Telefonu kapattığında Cesur geriye yaslanarak “Seni dinliyorum,” dedi.

“Gelsinler hep birlikte konuşuruz.” Cesur başını sallarken on dakika sonra önce Asaf odaya girmiş sonra da Amir elinde dosyalarla kapıdan içeriye girmişti.

“Cesur Bey…” genç adam odaya girdiğinde Suat ve Asaf’ı gördüğünde duraksamıştı.

“Gelin Emir Bey, sizinle konuşacaklarımız var.”

“Siz dün bizim eve gelen polis değil misiniz?” Emir şaşkınlıkla Suat’a bakarken Asaf kaşlarını çatarak kardeşine bakmıştı.

“Akşam onlara mı gittin?”

“Bu önemli bir konuydu abi, işle alakalı. Emir Bey lütfen oturun konuşacağımız konu önemli.” Emir şaşkınlıkla onlara bakarken gözlerinin son durağı Cesur olmuştu. Cesur Suat’ın karşısını işaret edere Emir’in oturmasını istemişti. Emir tedirgin bir şekilde otururken Suat sıkıntıyla iç çekmişti.

“Neler oluyor Suat?” Asaf şüpheyle kardeşine bakarken Suat gözlerini Emir’e dikmişti.

“Babanız şehit olmuş doğru mu?” Emir genç adamın sorusuyla yutkunmuştu.

“Evet beş yıl önce neden sordunuz?” Emir bir süre duraksadıktan sonra aklına gelen şeyle dişlerini sıkmıştı. “Bu durumun ablamla ne ilgisi var?”

“Bakın, sizi buraya çağırdım çünkü daha güvenli konuşacağımız bir yer yoktu. Babanızın son baktığı dava hakkında ne biliyorsunuz?” Emir başını iki yana sallayarak cevap vermişti.

“Babam işiyle alakalı evde konuşmazdı. Dosyalarını sürekli kilitli tutardı.”

“Bakın nasıl oldu bilmiyorum ama babanızın peşinde olduğu kişiler ablanla görüşmüş.” Emir öfkeyle yerinden kalkarken Asaf ve Cesur konunun nereye varacağını sabırla bekliyordu.

“Suat şunu tane tane anlatmak yerine düzgün anlatır mısın?” Cesur dayanamayarak araya girdiğinde Suat sıkıntıyla iç çekmişti.

“Bundan yıllar önce Emir beyin babası organize suçlar şube müdürüydü. Son baktığı dosya organ mafyası dosyasıydı. O zamanlar birçok kimsesiz çocuk, kadın organları alınmış bir şekilde ormanlık arazide bulunmuştu.” Cesur dişlerini sıkarken Emir Suat’a yutkunarak bakmıştı.

“ablamın vücudunda bir iz yoktu.” Emir hemen atılırken Suat başını sallamıştı.

“Sanırım kötü bir tesadüf yaşadı Yonca Hanım.

“Neden bahsediyorsunuz daha açık olur musunuz?”

“Bakın öncelikle sakin olun ve oturun. Bu şekilde anlatamam.” Emir kalktığı yere otururken Suat devam etmişti.

“Ablanız öğretmen olduğu okulda sanırım olmaması gereken bir olaya şahit olmuş.” Emir dikkatle genç adama bakarken Suat olayı an hafif şekilde anlatmaya çalışıyordu. “Öğrencilerinden birinin zorla arabaya bindirildiğini görünce onların peşine takılmış. Nasıl oldu bilmiyorum sadece tahmin yürüterek konuşuyorum o öğrenci birkaç gün sonra ormanda bulundu.”

“Ablam onları kaçırmış mı?” Emir şaşkınlıkla odadakilere bakarken Emir’in kafası iyice karışmıştı.

“İyide ablam neden bu halde o zaman?” asıl meseleye geldiklerinde Suat yutkunarak devam etmişti.

“Yonca Hanım çocuk öldürülürken oradaydı. Canlı canlı ameliyatı izledi.”

“Siz ne dediğinizin farkında mısınız?” Suat üzgün bir şekilde genç adama bakarken başını sallamıştı.

“Adamlar onu korkutmak için, sessiz kalması için bir çocuğun ölümünü izlettiler ablanıza. Ayrıca bununla da kalmadılar, birkaç kez öldürdükleri çocuklar üzerinden tehdit mesajları atmaya başladılar. Asıl önemli olan babanın son davasında bulduğu delilleri ablandan istediler. Eğer vermezse sizinle tehdit ettiler.”

“Yine de mantıklı değil, ablam onlara pabuç bırakacak biri değil. Mutlaka polise giderdi.”

“İşte sorun burada, adamların eli her yere uzanıyor. Babanızın ölümü sıradan bir çatışma değildi. Babamız bilerek ölüme yürüdü.”

“Ne?”

“Bakın Emir Bey, her meslekte kanı bozuk çürük meyveler vardır. Maalesef bizde de var. İçeriden bilgi sızdığını düşünüyoruz. Bu olay öyle hafife alınacak bir olay değil. Savcılık hala üzerinde çalışıyor ancak gizli bir operasyonla bunu yapıyor. Babanızın dava arkadaşıyla görüştüm. Ölmeden önce içinde bir çok iş adamı da dahil suça karışanların bir listesi olduğunu söylemiş. Bulduğu liste ve deliller ortaya çıkarsa çok ses getirecek. Ortalık fena karışacak. Bu yüzden dikkatli bir şekilde davranmamız gerekiyor. Eviniz dinlenebilir, izlenebilirsiniz. Bu hastanede bile adamları olduğuna eminim.” Emir adamın sözleri ile gerilirken Suat ablasının son hailini düşününce içi acımıştı.

“Ablam ne olacak?”

“Onu buradan uzaklaştırmamız gerek. Şuanda hedef o.”

“Bunu yapamam, eğer izleniyorsak onun için tehlikeli olabilir.” Suat buruk bir şekilde genç adama bakmıştı.

“Benim bir planım var,” dediğinde Asaf adama bakmıştı. Kardeşinin gözlerinde ki parlaklık hiç hoşuna gitmemişti.

“Ne planı?”

“Ablanızı buradan göndermek için en iyi yol onu akıl hastanesine yatırmak.”

“Siz aklınızı mı kaçırdınız? Ablamı nasıl hastaneye yatırayım.”

“İki gün,” diyen Suat abisinin “Asla olmaz,” diye çıkışmasıyla ona bakmıştı.

“Abi…” Cesur Asaf’ın neden sinirlendiğini anlayamamıştı.

“Aklındakini sil at Suat, onu tahmin ettiğim yere gönderemezsin. Ne yaptığının farkında mısın?” Suat sıkıntıyla saçını geriye doğru atarken derin bir nefes vermişti.

“Anlamıyorsun, Yonca hanımı bulamayacakları tek yer orası.”

“Siz neden bahsediyorsunuz?” Cesur araya girdiğinde Emir de endişeyle Suat’a bakmıştı.

“Ablan buradaki bir klinikte iki gün kalacak, sonra onu nakil ettireceğim. Güvenli bir yere,” dediğinde Emir kaşlarını çatmıştı.

“Ablamı bir yere gönderemem, gözümün önünde olmalı.”

“Onu burada koruyamayız. Kimse dosyaların sizde olmadığına inanmaz.” Emir dişlerini sıkarken Asaf yeniden araya girmişti.

“O zaman onu koruma programına aldır. Bizimkilerin yanına göndermeni onaylamıyorum. Böyle bir tehlikeye ailemizi sokamazsın.”

“Abi bazen kim olduğunu unuttuğunu düşünüyorum. Ailemizi hafife mi alıyorsun?” Asaf sinirlenmişti. Elbette güçlü bir aile olduklarını biliyordu ancak içinde her türlü piş işin olduğu bir dava da tanık olabilecek birinin ailesinin yanında kalmasına izin veremezdi.

“Olmaz dedim.”

“Bunu sonra konuşuruz. Öncelikle şu bulunan delillerin nerede olabileceğini düşünmeliyiz. Davayı yeniden açacağız.”

“Sen mi açacaksın?” Suat başını iki yana sallamıştı.

“İsterdim ama yapamayacağımı biliyorsun. Dava benim bölümümde değil. Ama organize şubeye destek vereceğiz.”

“İlla karışacaksın yani?” Asaf’ın sorusuna Suat kaşlarını çatmıştı.

“Ne zamandan beri bu kadar acımasız oldun abi? Söz konusu olan insan hayatı. Biz engel olmazsa kim bilir kaç can daha gidecek.”

“Asaf haklı, bir şeyler yapmalıyız. Eğer organ mafyacılığı varsa onlara yardım eden doktorlarda var demektir. Bu bizi de ilgilendiriyor.” Asaf endişeliydi. Biliyordu ki bu işin sonucu hiç iyi olmayacaktı. Sevdiklerinin de canı yanacaktı.

“Ablamı buna ikna edemem.” Odanın kapısının tıklatılmasıyla Selda içeri girmişti.

“Bir şey mi oldu Selda?”

“Cesur Bey bir kadın geldi Emir beyle görüşmek istiyor.” Emir şaşırırken Selda’nın arkasından çıkan kişi genç adamın hızla yerinden kalkma sına neden olmuştu.

“Abla sen buraya nasıl geldin?” Yonca boş bakışlarla odanın içindekilere bakarken Cesur ve diğerleri de ayaklanmıştı. Suat ilk kez gördüğü kadının solgun gözlerini görünce yutkunmadan edememişti.

“Seninle konuşmamız gerek,” diyen genç kadının sesi oldukça zayıf çıkmıştı. Emir heyecanla ablasının yanına giderken aylar sonra ilk kez evden çıkmış olmasına inanamamıştı.

“Yonca Hanım, buyurun oturun lütfen,” diyerek araya Suat girmişti. Yonca genç adama kısa bir bakış atarken Emir hemen ablasının koluna girmişti.

“Abla seni polis memuru Suat Günay ile tanıştırayım. Asaf Bey burada ki doktorlardan biri, Cesur Bey de hastanenin sahibi.” Yonca başını sallayarak onları selamlarken Suat’a bakışları takılmıştı.

“Neden burada bir polis var?” Suat kızın sözleriyle öne çıkıp elini uzatmıştı.

“Suat Günay, babanızın baktığı davayla ilgileniyorum.” Yonca adamın sözleriyle gözlerini büyütmüştü.

“Kardeşim o davayla alakalı bir şey bilmiyor. Ondan uzak durun.”

“Neden korkuyorsunuz? Tehdit edildiğinizden haberimiz var Yonca Hanım, size yardım etmek istiyorum.”

“Bana yardım edemezsiniz. Buna gücünüz yetmez.”

“Neye gücümün yeteceğini inan hiç bilemezsiniz. Bizimle iş birliği yapmanızı istiyorum. Bu şekilde öğrenciniz gibi başka çocukların ölmemesi için elimizden geleni yapabiliriz.” Yonca’nın gözlerinden bir bulut geçerken ellerinin titremesiyle Emir hemen onu oturtmuştu.

“Onlar canavar, kan emici. Hiç acımadan insan öldürüyorlar.”

“Kim olduklarını biliyor musunuz?” Yonca başını iki yana sallarken Cesur hemen araya girmişti.

“Bu konuyu burada konuşmayalım. Planı Yonca hanıma anlatalım ve bitirelim. Çok fazla burada kaldınız. Eğer şüphelendiğiniz gibi hastanede iş birlikçileri varsa haberleri olur.” Suat başını sallarken yapacakları şeyi kağıda yazarak genç kadına uzatmıştı. Yonca dikkatle yazılanları okurken kaşlarını çattı.

“Ben deli değilim.”

“Ama onlar bilmiyor. Seni delirttiklerini düşünmeleri gözleri senin üzerinden çeker.”

“O hastaneye yatmayacağım.” Yonca’nın ani çıkışıyla gözleri alev almıştı. Suat hayranlıkla kadına bakarken hafif gülümsedi.

“Bunu ailen için yapmak zorundasın. Evde bu konuda hiç bahsetmediniz değil mi?” Emir başını iki yana sallarken Suat daha da keyiflenmişti.

“O zaman sorun olmayacak. Evde dinleme cihazı varsa senin sinir krizlerine de şahit olmuşlardır. Hastaneye yatarsan kimse şüphelenmeyecek. Hastanede olay çıkarmanı istiyorum. Bu şekilde yönetim seni nakil edecek.”

“Nereye?”

“Urfa’ya…” Asaf yerinden kalkarak kardeşine bakarken Suat ona kısa bir bakış atmıştı.

“Urfa da tanıdığım kimse yok.”

“Ama benim var. Öğretmen olmanda çok işime yarayacak.” Asaf derin bir nefes bırakarak kararlı olan kardeşine bakmıştı. Onun fikrini değiştiremeyeceğini biliyordu. Yonca ve Emir bir birine bakarken genç kadın yeniden konuşmuştu.

“Ailemi bırakıp gidemem. Annem kahrından ölür.”

“Annem senin iyi olmandan başka bir şey istemez.”

“Okul var,” Yonca gitmemek için bahaneler sıralarken Suat her sözünde onun önünü kesiyordu. Sonunda güçlükle planı kabul eden genç kız oldukça düşünceliydi. Gözünün önünden ölen öğrencisi bir türlü gitmiyordu. Rüyalarında morarmış bir yüzle elini yardım için genç kadına uzatıyor ama Yonca ona yardım edemiyordu. Çoğunun kapalı göz kapaklarının altında sanki kendisini suçlayıcı bakışlar gizliydi. Grup dağılırken Yonca’yı şüphe çekmemesi için Çisil’in odasına götürmüştü. Çisil odasına giren genç kadına şaşkınlıkla bakarken Emir üzgün bir şekilde genç kadına bakmıştı.

“Hocam biliyorum müsait değilsiniz ama ablam buraya kadar gelmişken size de görünmesinde fayda olduğunu düşündüm.”

Elbette, buyurun lütfen.” Yonca Çisil’e onu ilk kez görüyormuş gibi bakıyordu. Çisil onun bakışlarından bunu anladığında hafif gülümsedi.

“Tekrar hoş geldiniz, şöyle oturun lütfen. Emir Bey siz çıkabilirsiniz. Seans bitince ben size haber ederim.” Emir odadan çıkarken etrafa göz atmayı da unutmamıştı. Artık hep şüpheyle yaşayacaktı.

***

Genç kız sabahtan beri Gülsüm ile okul için alış veriş yapıyordu. Ne çok alınacak şey vardı unutmuştu. Yeniden defterler, ders kitapları alırken garip bir şekilde hissediyordu. Akşam babasının Gülsüm’ün artık onlarla kalacağını söylemesi Ayşem’in mutluluktan havalara uçmasını sağlamıştı.

“Şunu da alalım mı? Bu çantalar çok kullanışlı oluyor?” Gülsüm eline aldığı sırt çantasını genç kıza gösterirken Ayşem başını sallamıştı.

“Sevdiysen alabilirsin.

“Ayşem kendime demiyorum, sana alalım.” Ayşem hafif gülümseyerek başını iki yana salladı.

“Benim sırt çantam var, yenisine gerek yok Gülsüm. Ama sana da lazım olacaktır.” Gülsüm omzunu silkerken düşünceliydi.

“Sence baban babamı nasıl ikna etti?”

“Bilmiyorum, umursamıyorum da. Sonuç önemli ve sen kalıyorsun.” Gülsüm başını sallarken hafif gülüşmemişti. “

“Yine de merak ediyorum. Bizimkilerin nasıl insanlar olduğunu biliyorsun.”

“Canını sıkma artık, sen ne yapacağını düşün.”

“Bilmiyorum Ayşem, bir süre sonra kendime uygun bir yer bulmalıyım.”

“Saçmalama ne yeri, bizimle kalacaksın.”

“Ne kadar süre sizde kalabilirim ki? Ailenin iyi niyetini suiistimal edemem. Hem kendi düzenim olur.”

“Bunu sakın babaannemin yanında söyleme çok kırılır. Ben senin ailen değil miyim?” Gülsüm genç kıza sarılarak yanağından öpmüştü.

“Sen benim kardeşimden daha yakınsın Ayşem? Ne ablamda ne de abimde senin yakınlığını bulamadım. İnan iki kişiden birini kurtarmaz zorunda kalsam onları bırakır seni kurtarırdım.” Ayşem kızın sözlerine gülerken üzerinde hissettiği bakışların sahibini görünce yutkunmadan edememişti. Ayşem’in durgunlaşması ile Gülsüm kızın baktığı yere bakarken gördüğü kişiyle yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.

“Burada olduğumuzu nereden biliyor?” Ayşem’in sorusuyla Gülsüm omzunu silkmişti.

“Ben nereden bileyim, ona sorsana?”

“Gülsüm sen söylemedin değil mi?” Gülsüm hızla başını iki yana sallarken Ayşem derin bir iç çekti.

“Valla ben söylemedim, belki de takip etmiştir.”

“Şuanda onunla yüzleşemem, buna cesaretim yok.”

“Senin mi cesaretin yok, çok şaşkınım.” Gülsüm gerçekten şaşırmıştı. Ona göre Ayşem hayatında tanıdığı en cesaretli kişiydi.

“Konuşmamız gerekmiyor mu?” Ayşem yanına gelen genç adamın sorusuyla derin bir nefes almıştı.

“Henüz konuşmak istemiyorum.””

“Kaçıyorsun yani?” Ayşem kaşlarını çatarak genç adama bakarken Serdar onun kaş çatısına sadece gülümsemişti.

“Bir şeyden kaçtığım yok. Hem sen neden buradasın? Beni mi takip ediyorsun?”

“Akşamdan beri telefonlarıma cevap verseydin takip etmezdim.”

“Konuşmak istemediğimi anlayamadın mı?” ikili atışırken Gülsüm araya girmişti.

“Biraz sakin olur musunuz herkes size bakıyor.” Ayşem etrafa kısa bir bakış atarken Serdar oralı bile olmamıştı.

“Umurumda değil. Kim bakarsa baksın.”

“Ama benim umurumda Serdar.” Kendi aldığı kitaplardan alan birkaç öğrenci onlara bakarken Ayşem onların sınıf arkadaşı olmaması için dua etmişti. Genç kızın direneceğini düşünen Serdar Ayşem’in kolundan tutarak elindekileri Gülsüm’e uzattı.

“Bunları sen arabaya bırakır mısın? Ayrıca üst katta sinema salonu var. Biz gelene kadar istediğin filmi izle.”

“Nereye?”

“Yakınlarda olacağız, konuşmamız gerekiyor.” Gülsüm bir şey diyemeden serdar eline arabanın anahtarını tutuşturarak Ayşem’i alıp gitmişti. Ayşem ne kadar itiraz etse de Serdar onu bırakmamıştı. Sonunda genç yakınlardaki parktan içeriye sokarken Ayşem hızlı yürümekten derin bir soluk almıştı.

“Yeter artık yoruldum.” Serdar kızın kolunu bırakırken hemen karşısına geçmişti. Gözleri beklentiyle kızın gözlerine bakıyordu.

“Seni dinliyorum.”

“Söyleyecek bir şey yok, neden beni buraya kadar sürükledin?” Ayşem kollarını bağlarken Serdar ona gülümseyerek bakmıştı.

“Dün beni kıskandın.”

“Olmadı öyle bir şey.” Ayşem anında inkar ederken Serdar daha bir keyiflenmişti.

“Öyle mi? O zaman Gülay yanımdayken neden o kadar sinirlendin?”

“Anma şu kadının adını.” Ayşem kaşlarını çatarken farkında olmadan genç adama çıkışmıştı.

“Kıskanıyorsun kabul et.”

“Kabul edince ne olacak acaba?” Serdar genç kıza yaklaşarak iyice gözlerine odaklanmıştı.  O gözlerde sanki bir şeyler arıyordu ve adam aradığını bulmuş gibi gözlerini parlatmıştı. Elleriyle yüzünü kapatırken sevinçle kahkaha attı.

“Neden gülüyorsun delirdin mi?” Ayşem yutkunarak etrafına bakarken Serdar kimseyi umursamadan gülmeye devam ediyordu.

“Ben gidiyorum sen gülmene devam et.” Ayşem arkasını dönüp gidecekken Serdar hızla kızı kendine çekip sıkıca sarılmıştı. Ayşem neye uğradığını anlamazken genç adam başını genç kızın boynuna gömerek derin bir soluk aldı.

“Çok şükür fazla beklemem gerekmeyecek.”

“Serdar ne yapıyorsun bırak beni?” Serdar başını olumsuz bir şekilde sallarken Ayşem ne yapacağını şaşırmıştı.

“Olmaz, böyle iyi.”

“Kafayı mı yedin herkes bize bakıyor.” Serdar hafif gülümseyerek başını iyice kızın boynuna gömmüştü.

“Umurumda değil, kim görürse görsün. İtiraf etmeden bırakmam seni.”

“Beni bırakmazsan ağzımdan tek kelime alamazsın.” Serdar geri çekilerek kızın yüzünü kavramıştı. Ayşem şaşkınlıkla mavi gözlerini büyütürken bu kadar yakınlığın kendine iyi gelmediğini hissediyordu. Eli ayağı dolaşmış bir şekilde ne yapacağını şaşırmıştı.

“Seni babama şikayet edeceğim.”

“Bende babanı ablama şikayet ederim.” Serdar’ın ani cevabıyla Ayşem kıkırdamadan edememişti.

“Aylin abla babama kıyamaz. Ayrıca çek şu ellerini üzerimden bu kadar yakınlık hoşuma gitmedi.” Serdar tek kaşını kaldırarak kıza bakarken başını iki yana sallamıştı.

“Seni serbest bırakmamı istetiyorsan sorularıma doğru cevap vermelisin.”

“Serdar lütfen?”

“Dün sözlerinde ciddi miydin?”

“Dün ne söyledim ki?” Ayşem unutkanlığa vururken Serdar inanmadığını belirtircesine imayla gülmüştü.

“Dün duygularımın karşılıklı olduğunu söyledin.”

“Öyle bir şey söylemedim.”

“İma ettin.”

“Hayır etmedim.” Serdar kızın ika olmayacağını anladığında kıskançlığına oynamaya karar vermişti. Anlamıştı ki Ayşem sevdikleri söz konusu olunca Çisil halası gibi kıskançtı.

“O zaman Gülay ile akşam yemeğine çıksam senin için sorun olamaz.”

“Elbette olmaz,” diyen Ayşem dişlerini sıkmaya başlamıştı.

“Peki sen bilirsin, akşama yemeğe gidelim demişti. Arayayım da kabul edeyim,” dediğinde eli cebine giderken Ayşem öfkeyle burnundan solumuştu.

“Ara elbette, ara ve yemeğe çıkın.” Ayşem’in sözleriyle Serdar gözlerini kısarken Ayşem arkasını dönerek birkaç adım attıktan sonra sözlerine devam etmişti.

“O yemeğe çıktıktan sonra bir daha gözüme görünme…” Serdar hızlı bir şekilde parktan çıkan kızın arkasından keyifle gülerken neşeli bir şekilde peşine takılmıştı. Üzerine daha fazla gitmemeye karar vermişti. Ayşem’i henüz çözememişti ve davranışlarının ters tepmesini istemiyordu. İkili peş peşe Gülsüm’ü bıraktıkları alışveriş merkezine doğru ilerlerken Ayşem oldukça dalgındı. Sonunda sinema katına çıkarak etrafa bakınan Ayşem Gülsüm’ü görmeyince telefonunu çıkararak genç kıza mesaj atmıştı. Gülüm’ün seansta olduğunu öğrenen genç kız yemek bölümüne geçerek filmin bitmesini beklemeye karar vermişti. Oturduğu masada karşı sandalyesinin çekilmesiyle gözleri masaya oturan Serdar’a takılmıştı.

“Neden peşimi bırakmıyorsun?”

“Neden bırakayım, ben duygularımda ciddiyim Ayşem ve kalbini kazanmadan pes etmeyeceğim.”

“Kalbimi kazanınca ne olacak?” Ayşem o kadar yumuşak sesle konuşuyordu ki onun bu sakinliği Serdar’ı germeye yetmişti.

“Neden böyle konuşuyorsun?”

“Nasıl?”

“Ruhsuzmuşsun gibi…” Serdar derin bir nefes alarak garsonlardan birinden çay istemişti. Ayşem de tıpkı onun gibi geri yaslanarak masanın üzerine birleştirdiği ellerine bakmıştı.

“Güvenemiyorum…”

“Anlamadım?” Ayşem gözlerini ağır bir şekilde kaldırarak genç adamın yüzüne baktı. Adamın gözlerinde ki ifade genç kızın içini ısıtmıştı. Ayşem’e değerli bir hazineye bakar gibi bakıyordu.

“Sanırım güvenmekte zorlanıyorum. Seninle alakalı değil bu. Tamamen benim içimde halletmem gereken bir durum.” Serdar anlayışla genç kıza bakarken uzanarak Ayşem’in elini avuçlarının içine hapsetmişti.

“Sana öğreteceğim. Bana güvenmeyi sana öğreteceğim Ayşem.” Genç kız buruk bir şekilde gülümserken başını iki yana sallamıştı.

“Nasıl inanayım? O kadının yanında sıradan biriymişim gibi davrandın.” Serdar kıza gülümseyerek başını iki yana salladı.

“Gülay üniversitede senin hocan olabilir Ayşem ve ben benim yüzümden seninle uğraşmasını istemiyorum.” Ayşem tek kaşını kaldırarak genç adama bakmıştı.

“Sana karşı hisleri var yani?” Serdar omzunu silkerken cevap vermişti.

“Onun hislerinin bir önemi yok. Çünkü aynı anda birçok kişiye his besleyecek kadar ayran gönüllüdür. Sadece sana zorluk çıkarmasını istemiyorum.”

“Diyelim ki kabul ettim. Onun yüzünden benden hep uzak mı duracaksın?” Serdar gözleri parlayarak genç kıza bakmıştı.

“Neyi kabul ettin?” Ayşem adamın hevesine karşılık omzunu silkmişti. Serdar kızın elini daha da sıkarken kendine bakmasını sağlamıştı.

“Zamana ihtiyacın varsa beklerim. Sadece kararının olumlu olduğunu bilmem benim için yeterli olacak.” Ayşem adamın sözlerinde ki samimiyeti gözlerinden okuyabiliyordu. Yutkunan genç kız cesaretini toplayarak “O zaman bekle,” dediğinde derin bir nefes bırakıp bakışlarını kaçırmıştı. Serdar kızın cevabıyla kısa bir süre donup kalırken onu bu durumdan Gülsüm’ün sesi olmuştu.

“Ne yapıyorsunuz burada el ele diz dize?” diye neşeli bir şekilde yanlarına oturan genç kız Serdar’ın büyümüş gözlerini görünce yüzündeki gülümseme yavaş bir şekilde solarak Serdar’a yaklaşmıştı.

“Hey küçük enişte ne oldu? Neden kalp krizi geçiriyormuş gibi bakıyorsun?” Ayşem kızın sözleriyle hızla Serdar’a bakmıştı.

“Ay gitti adam,” diyerek yerinden kalkan Ayşem Serdar’ın yüzüne vurmaya başlamıştı. Serdar tepki vermezken yaptığı tek şey Ayşem’e bakmak olmuştu.

“Gülsüm su iste,” diyen Ayşem adamın gömleğinin üst iki düğmesini açmaya çalışıyordu. Elleri titrerken onun telaşıyla kendine gelen genç adam kızın titreyen ellerini tutmuştu.

“Az önce ne dedin sen?” Serdar’ın buğulu çıkan sesiyle Ayşem derin bir nefes almıştı. Onun tepki vermeyişi genç kızı gerçekten korkutmuştu. Adamın tepkisiz kalması Ayşem’i uzun süre ilk bu kadar korkutmuştu.

“Bir şey demedim.”

“Ayşem?” Serdar beklentiyle genç kıza bakarken Ayşem yerine geçerek oturmuştu.

“Daha okulum var.”

“Olsun, engel değil.”

“Derslerime odaklanmam gerek.”

“Sana yardım ederim.” Ayşem başını iki yana sallayarak hafif gülümsemişti.

“Vazgeçmeyeceksin değil mi?”

“Asla…”

“En az iki yıl söz nişan istemiyorum,” diyen Ayşem’le Serdar öne doğru eğilmişti.

“En azından yüzük taksaydık,” derken genç adam küçük çocuklar gibiydi.

“Olmaz, önce yüzük dersiniz sonra hemen evlenelim. İstemiyorum,” dediğinde Serdar yüzünü asmıştı. Genç adam bir şey söyleyeceği sırada yüzüne yediği suyla kalakalmıştı.

“Ne yapıyorsun sen?” Ayşem Gülsüm’ün elinde i suyu Serdar’ın yüzüne fırlattığını görünce dayanamayarak kahkaha atmaya başlamıştı. Bir yanda sırılsıklam olan Serdar, diğer yanda ise utançla yüzünü saklamaya çalışan Gülsüm vardı.

****

Yeni hikayeye yorum yapan herkese çok teşekkür ederim. Umarım bu hikayemde de beni yalnız bırakmazsınız. Yorumlarınızı bekliyorum. 🙂 Bir sonraki bölümde görüşmek üzere….

En güzele emanetsiniz.

55. BÖLÜM <<<<<<<——>>>>>>57. BÖLÜM

27690cookie-checkCesur 56. Bölüm