Ocak 9, 2023 Yazarı mermaridyy 20

S.S. Kalpler 2. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Öncelikle ilk bölüme göstermiş olduğunuz ilgi için çok teşekkür ederim. Daha önce sitede yorum yapmayan okuyucular bile yorum yapmış. Bu çok sevindirici bir durum oldu benim için. Çok teşekkür ederim. Umarım bu bölümü sever, beni yalnız bırakmazsınız. Keyifli okumalar!

***

Genç kadın şaşkın bakışlar altında Erhan’ın yönlendirmesiyle merdivenleri çıkarken etrafında ki kalabalığa anlam verememişti. Çift taraflı taş merdivenler kadına normal bir evde olmadığını hissettirmişti. Evin atmosferi öyle garipti ki kaleye hapsedilen külkedisi gibi hissetti kendini.

“Neler oluyor Erhan?” genç kadın sessizce sorarken Erhan kucağında ki çocuğu zıplatarak daha sıkı tutmuştu.

“Başını dik tut ve benimle gel,” dediğinde Çisem susmak zorunda kalmıştı. Erhan merdivenin başına çıktığında duraksayarak yönünü avluda onları izleyen kalabalığa dönmüştü.

“Yol yorgunu olduğumuz için dinleneceğiz. Selamlaşma işini akşama hallederiz artık.” Annesi ile göz göze gelen genç adam devam etmişti. “Ana bizim daire hazır mı?” Sevim Hanım oldukça vakur bir edayla oğluyla yeni gelinine bakmıştı.

“Hazır evladım, odanıza geçebilirsiniz.” Erhan kadının sözleri ile Çisem’in elini daha sıkı tutarak yönünü uzun balkona doğru çevirmişti. Taş konak dikdörtgen biçimindeydi. Karşılıklı iki yönlü merdivenlerle üst kata çıkılıyor, açık balkon gibi koridor birçok odaya kapı açıyordu. Hızlı adımlarla tam ortada olan kapının önüne durduklarında Erhan genç kadına kapıyı açması için işaret etmişti. Çisem neyle karşılaşacağını bilmiyordu ama beklediği kesinlikle kapının açılacağı bir koridor değildi. İçeri ilk giren Çisem birkaç adım sonra sağ tarafında yan yana olan iki kapı fark etmişti. Tahmini olarak burası tuvalet ve banyo olmalıydı. İki kapıyı geçince kocaman bir odayla karşılaşmıştı. Oda salon şeklinde döşenmişti. Salondan başka odalara açılan iki kapı daha vardı ve bunların yatak odası olacağını tahmin etmek güç değildi.

“Bizim odamız sağ taraftaki, sol taraftaki de çocuk odası.” Erhan’ın sözlerini işittiğinde Çisem gözlerini kısarak ona bakmıştı.

“Bizim?” Erhan kucağında uyumaya başlayan bebekle yatak odasına girdiğinde Çisem de onu takip etmişti. Genç kadın bilmediği çok şey olduğunu farkındaydı. Bulundukları yer ev içinde ayrı bir daire gibi hazırlanmıştı. Odanın içinde de ayrıca bir banyo mevcuttu. Hatta çocuk odasına geçiş sağlayan sürgülü bir kapıda vardı. Kare şeklindeki odanın bir duvarına yaslanmış kocaman bir yatak, pencerenin hemen altında da üç kişilik bir kanepe yerleştirilmişti. İşlemeli gömme dolap ise hayranlık uyandıracak şekilde göz alıcıydı. Bu odada her şey ben pahalıyım diye adeta bağırıyordu.

“Neler oluyor Erhan? Aşağıda ki kalabalıkta neydi öyle?”

“Bunlara alışman gerek karıcım, o kalabalık yeni liderlerini karşılamaya geldi.”

“Yeni lider derken?” Erhan Ayaz’ı hazırlanmış olan küçük beşiğe bırakırken Çisem ilk kez o beşiği fark etmişti. Hemen yatağın yanına yerleştirilen beşik bile bir genç odası kadar pahalı olmalıydı.

“Salona çıkıp konuşalım,” diyen adamla genç kadın odanın kapısını aralık bırakarak önden giden adamın peşine takılmıştı. Çisem beyaz bir oturma gurubunun bulunduğu odaya kısa bir göz gezdirirken odanın bir köşesinde çocuklar için oyun alanı oluşturulduğunu görünce gözlerini kısmıştı. Üstelik esen rüzgarla havalanan tüllerin ardından dışarıya açılan bir balkon kapısı da vardı.

“Bu kısım bize ait, içinde istediğin her şey var. İster burada vakit geçirebilir ister aşağıya inip ailemle vakit geçirebilirsin.”

“Ben sana bunu sormadım Erhan, beni nereye getirdin? Aşiret dizisinden fırlamış gibi herkes.” Kadının benzetmesine gülen genç adam başını iki yana sallamıştı.

“Diziden fırlamadılar, onlar zaten bir aşiret!” dediğinde Çisem yutkunmuştu.

“Sakın bana onların…” Çisem ellerini saçına daldırarak arkasını dönmüştü. Nasıl devam edeceğini bilemiyordu.

“Aklından ne geçiyor bilmiyorum ama hayatının eskisi gibi sürmesi için elimden geleni yapacağım.”

“Sen bunca yıl sonra onların başına geçmek için buraya geldin, beni de yanında mı sürükledin?”

“Bu ikimizin yararınaydı Çisem, sen Ayaz’ı korumak için bende kızımı korumak için evlendik.”

“Narin’in ne alakası var bizim evliliğimizle?” Çisem bir süre düşündükten sonra aklına Narin’in sözleri gelmişti. O çocuğa bu konakta iyi davranmıyorlardı. Başını iki yana sallayarak devam etmişti. “Benim bunu başaracağımı nereden biliyorsun? Size ayak uyduracağımı…” derken Erhan kadını iki omzundan tutarak kendine çekmişti. Çisem kolları iki yanda asılı kalırken Erhan kadının kulağına fısıldamıştı.

“İzleniyoruz, lütfen şimdilik sakin ol ve bana ayak uydur.” Çisem adamın sözleriyle yutkunurken burnuna gelen kokudan etkilenmemek için elinden geleni yapıyordu. İki yanda olan kolları adamın beline dolanırken Erhan istem dışı gülümsemişti.

“Bu kadar yetmez mi?”

“Birazdan aşağıya inip bizim hakkımızda bilgi verecektir.” Çisem içinden ‘ben nereye düştüm’ diye geçirirken adama ayak uydurduğu için kendine kızıyordu.

“Akşam her şeyi konuşacağız. Sadece şunu bil, bu konakta annem ve kardeşlerim dışında kimseye güvenme. Hizmetlilere bile…”

“Ama ben…”

“Çisem bu çok önemli, sakın aklından çıkarma lütfen. İlk evliliğim istemediğim halde aşiret yüzünden gerçekleşti. Onların seçtiği gelin ailemize uygun biri değildi. Ne ben onu seviyordum ne de o beni. O sadece bir ağanın oğluyla evlendiği için mutluydu. Aile kavramının anlamını bile bilmiyordu. Babamın sağlığı iyi değil Çisem, bu yüzden ailenin başına büyük olarak benim geçmem gerekiyordu.”

“Sende tekrar evlenmen için zorlamasınlar diye benimle evlendin.” Erhan başını sallarken Çisem sıkıntıyla nefesini dışarıya vurmuştu.

“Ya Ayaz’a kötü davranırlarsa?”

“Asla, duydun mu beni? Ayaz’a kimse kötü davranamaz. Üstelik o benim oğlum…” dediğinde Çisem irkilmişti.

“Bunu bu kadar kolay söyleyemezsin. Ailen kabul etmeyecektir.”

“Ailem kabul etmek zorunda, yoksa bırakıp gideceğimi iyi biliyorlar.”

“Anne baban bu işten hoşlanmayacak. Üstelik Çisil ve Asaf’ın nişanı da etkilenebilir.”

“Merak etme, onlara bizim yüzümüzden asla bir şey olmayacak. Ben kardeşimi iyi tanırım Çisem, o kardeşini seviyor. Kardeşini asla bırakmaz.”

“İnşallah,” derken Çisem’in aklında kardeşinin Asaf’a olan bakışları vardı. Kız kardeşi ilk kez bir adama tutulmuştu.

“Ağam yemek için çağırıyorlar.” Kapının tıklatılmasıyla Erhan geri çekilerek seslenmişti.

“Geliyoruz şimdi,” dediğinde yanında ki kadının gerildiğini görünce ona cesaret vermek için gülümsedi.

“Ayaz’ı tek bırakamam ben,” Çisem’in itirazıyla genç adam kadının elini tutmuştu.

“Birazdan yanına birini göndeririz. Bu yemeğe inmek zorundayız Çisem…”

“Kimseyi tanımıyorum ki. Nasıl davranacağımı bilmiyorum,” dediğinde Erhan derin bir nefes alarak kadının gözlerini içine bakmıştı.

“Annemi tanıyorsun, zamanla herkesi tanıyacaksın. Kendin gibi davran, sakın başkalarına ayak uydurmaya kalkışma. Bırak onlar sana ayak uydursun.”

“Ben…”

“İtiraz istemiyorum Çisem, sen eğitimli güçlü bir kadınsın.”

“Güçlü olsaydım seninle evlenmezdim,” diyen genç kadına adam gülümsemişti.

“Güçlü olmasaydın benimle evlenmezdin Çisem, sen güçlüsün ki hiç tanımadığın benimle evlenmeye cesaret edebildin. Şimdi oraya git ve kiminle evli olduğunu onlara belli et. Sen bu ailenin reisi ile evlisin. Yeri geldiğinde evin en büyüğü bile sana saygı duymak senden izin almak zorunda kalacak.” Çisem adamın sözleri ile kaşlarını çatarken ne demek istediğini anlamaya çalışıyordu. Erhan kadının elini tutarak özel daireden çıkarken merdiven başında onları bekleyen çalışan kıza bakarak sormuştu.

“Zeynep nerede?”

“Okuldan yeni geldi ağam, mutfakta.”

“İyi, söyle ona bizim daireye geçsin. Biz dönene kadar bebeğin yanında kalsın.”

“Peki ağam!” diyen çalışan kadın hızla merdivenlerden aşağıya inmişti.

“Zeynep kim?”

“Mutfak kahyasının kızı, diğer çalışanlara pek benzemez. Aklı başında sevgi dolu bir kızdır.” Çisem başını sallarken merdivenlerin sonuna geldiklerinde yanlarına gelen kızla duraksamışlardı.

“Ağam hoş geldin,” diye selam veren kızla Erhan gülümsemişti. Çisem kızın başını yerden kaldırmayarak konuşmasından hoşlanmamıştı.

“Başını kaldır!” Çisem farkında olmadan kıza emir buyurmuştu. Karşısında ki kız henüz lise çağlarında olmalıydı.

“Zeynep, hanımının dediğini duydun başını kaldır da konuş,” dediğinde kız başını kaldırarak ikiliye bakmıştı. Çisem kızın su yeşili gözlerine bakarak “Maşallah, ne kadar güzel gözlerin var,” dediğinde kızın utandığını fark edince ne söylediğini anlamıştı. Erhan Çisem’in sözlerine gülümserken Zeynep’e dönerek “Zeynep bizim odaya gidip bebeğe bakar mısın? Uyuyor uyanınca bana ya da hanımına haber edersin.”

“Peki ağam,” dediğinde merdivenlere yönelen kıza Çisem seslenmişti.

“Başını kaldırarak yürü Zeynep, kabahat mi işledin ki başın öne eğik?” dediğinde kızın yutkunduğunu görünce Erhan’a dönmüştü. Adam hayran bir şekilde ona bakıyordu.

“Onları başları dik yürümeyi sen öğreteceksin gelin ağam,” dediğinde Çisem’in gözleri büyümüştü.

“Sen…”

“Hadi masaya geç kalırsak bizimkiler söylenir.” İkili büyük salondan içeriye girdiğinde oldukça kalabalık bir grubun daha önce görmediği bir büyüklükteki masaya kurulduklarını görüce duraksamıştı.

“Allah aşkına bu evde kaç kişi yaşıyor?”

“Söylemezsem daha iyi ama sen hepsiyle muhatap olmak zorunda değilsin.” Çisem başını sallarken onları ilk karşılayan Erhan’ın annesi Sevim Hanım olmuştu.

“Hoş geldin kızım,” diyen kadın elini öpmesi için Çisem’e uzatırken Çisem temkinli bir şekilde kadının elini öpüp alnına koymuştu.

“Hoş bulduk anne, nasılsınız?” Sevim Hanım ilk gördüğünden beri kanı kaynadığı genç kadına sarılarak içinden şükretmişti.

“Bu günleri gördüm ya şükür evladım,” diyerek bu kez oğluna elini öpmesi için uzatmıştı.

“Anne nasılsın?”

“Daha iyi olamazdım,” dediğinde Erhan gülümseyerek kadına bakmıştı. Ailenin diğer büyükleri Sevim hanıma homurdanarak bakarken yaşlı kadın onları takmamıştı.

“Gel kızım açıkmış olmalısınız.”

“Sevim, ne bu sevgi? Bu kadını hemen nasıl gelin olarak kabul edersin?” Çisem konuşan yaşlı kadına baktığında gözlerini kısmıştı. Oldukça otoriter bir havası vardı. Başköşeye kurulmuş yaşına göre oldukça dinç bir şekilde oturuyordu.

“Bu babaannem Nimet Hanım, yanında ki da halam Netafet Hanım,” Erhan’ın tanıtmasıyla ikili onlara doğru ilerlemişti. Çisem kadının elini öpmek istediğinde yaşlı kadın hızla elini geri çekerek sert bir dille “İstemez,” dedi. Çisem kadının tavrına şaşırmamıştı. Böyle bir tepki elbette bekliyordu. Neyse ki onun için önemli olan Erhan ve ailesiydi. Yaşlı kadının onu kabul etmesi için bir neden yoktu.

“Babaanne!” Erhan’ın uyarısına karşılık kadın oralı bile olmamıştı.

“Nedir kimdir belli olmayan bir kadını karım diye karşımıza çıkarıyorsun, birde el öptürmedik diye kızıyor musun?”

“Babaanne,” diye yeniden konuşacak olan Erhan’ın elinin üzerine hissettiği elle susmuştu.

“Sorun değil Erhan, zaten büyüğüm olduğu için elini öpmek istemiştim. Babaannen olduğu için değil,” dediğinde Sevim Hanım gülümsemesini saklamak için başını çevirmişti. Yaşlı kadın Çisem’in sözlerine sinirlenirken hala da aynı annesi gibi elini vermemişti. Burun kıvırarak “Bundan daha iyisini bulamadın mı?” diye sorduğunda halasına kaşlarını çatan Erhan cevap vermişti.

“Nasıl biri mesela, sizin bulduğunuz Neriman gibi mi?” dediğinde Erhan’ı duyan aile üyeleri yerinde rahatsızca kıpırdanmaya başlamıştı.

“Neriman kim?”

“Eski karım,” Erhan hiç bekletmeden cevaplamıştı genç kadını. Çisem Erhan’ın babasının elini öpmek için uzandığında adam istemeye istemeye elini öptürmüştü. Ama gözlerinden bu evliliği onaylamadığı belli oluyordu. Çisem masa başındakilere kısa bir göz gezdirirken kendisine öldürecek gibi bakan birkaç gözle karşılaşmıştı. Onların kim olduğunu bilmiyordu ama zamanla öğreneceğine emindi.

“Kızım Evin gelsene yemeğe!” Sevim Hanım kapı ağzından geçen genç kadına seslenirken Çisem de kapıya dönmüştü. Kucağında üç yaşlarında bir çocuk olan esmer güzeli kadın baş selamı vererek cevaplamıştı.

“Araf huzursuz yenge biz mutfakta yeriz.”

“Olur mu kızım, bak Erhan abinler geldi,” dediğinde adının Evin olduğunu öğrendiği kadın hafif gülümseyerek ikiliye selam vermişti.

“Hoş geldiniz ağabey, sende hoş geldin yenge,” diyerek Çisem’e de kapıdan selam vermişti. Kapıdan içeri girmemesi Çisem’in dikkatinden kaçmazken kulağına gelen “Uğursuz, ne olacak!” sözleri Çisem’in canını sıkmıştı.

“Bizimle yemeyecek misin Evin? Lütfen bize katıl,” dediğinde genç kadının bakışları ikilinin arkasında ki kalabalığa gitmişti.

“Başka zaman inşallah,” diyen genç kadın devam edecekken Erhan araya girmişti.

“Evin, gel bacım. Yengen bizimle yemeni istiyorum. Kırmayalım ilk günden değil mi? Hem Araf’ı ver bakayım bana dayısı biraz sevsin onu.” Evin tedirgin bir şekilde salona girerken Çisem’in kulağına onaylamaz homurtular gelmeye başlamıştı. Anlaşılan bu aileyle çok işleri vardı. Çisem kocasının kucağına verilen bebeğe baktığında yutkunmadan edememişti. Bebeğin gözkapakları yoktu. Sanki bebeğin gözleri bir çukura gömmüşmüş gibiydi. Hayatında gördüğü en sevimli bebeklerden biri olsa da Allah onu özel yaratmıştı.

“Sen ne sevimli bir şeysin,” diyerek bebeğin küçük elini tutan Çisem ağlamak istiyor ancak kendini tutuyordu. Karşısında ki anneye kısa bir bakış atarken onun kadar güçlü olduğuna inanmıyordu.

“Tutmak ister misin?” Erhan’ın sorusuyla hızla bebeği adamın kucağından alarak sevmeye başlamıştı. Şuanda kimse umurunda değildi.

“Daha ne kadar sofra bekleyecek?” yaşlı kadının söylenmesiyle Çisem kucağında ki bebekle masaya geçmişti. Bu durum onaylanmasa da genç kadının aldırış ettiği yoktu. Erhan için boş bırakılan başköşeye geçmeden önce genç adam hemen sağında ki sandalyeyi çekerek karısının oturmasını beklemişti.

“Teşekkür ederim,” diyerek yerine oturan Çisem gülümseyerek kocasına bakmıştı. Masa başında homurdanmalar devam ederken hemen yanında ki kıza kısa bakış atarak “Bir yana kayabilir misiniz?” diye sorduğunda Erhan gülmemek için boğazını temizlemişti.

“Anlamadım?”

Anlaşılmayacak bir şey yok, Evin yanıma otursun. Bir yan tarafa geçerseniz farklı yemek yemezsiniz sanırım.” Çisem’in cevabıyla kız sinirlenerek konuşmak istemiş ancak Erhan araya girmişti.

“Dicle, yengeni duydun yana kay.”

“Ama Erhan abi…” diye konuşmak isteyen genç kızı bakışlarıyla susturmuştu Erhan. Dicle’nin yana kaymasıyla Evin Çisem’in yanına oturmuştu. Erhan masada oturan kalabalık aileye şöyle bir göz gezdirdikten sonra köşede babasının yanında oturan amcasına bakmıştı. Adamın yüzü oldukça öfkeliydi. Nedenini çok iyi bildiğinden içten içe keyiflendi.

“Hayırdır amca, seni görende geldiğimize sevinmediğini düşünür?” Nusret amcası kaşlarını çatarak Erhan’a bakmıştı.

“Memnun olacak bir durum mu var Erhan? Neyin nesi olduğunu bilmediğimiz bir kadını getirip karım diye tanıttın. O da yetmedi kucağında kimin olduğu belli olmayan…”

“Orada dur amca, lafını bil de konuş. Cihangir Ayaz benim oğlum. Hazır herkes masadayken birinden oğlum ya da karım hakkında kötü bir laf duyarsam sonuçları kötü olur. Kimse benim ailem hakkında dedikodu yapmayacak.”

“Torunum amcan haklı…”

“Babaanne, sen bizim aramıza girme lütfen.” Yaşlı kadın kaşlarını çatarken Çisem konuşmaları çokta umursamamıştı. Bu şekilde tepki alacağını zaten tahmin ediyordu.

“Gelin benim oğlan benim. Gelinlerimden çok memnunum Nusret abi. Rica ederim kendi gelinlerinizle ilgilenin.” Sevim hanımın taviz vermez konuşması karşısında Erhan annesine bir kez daha hayran kalmıştı. Annesi babaannesine rağmen başı dik bir şekilde gelinlerini savunuyordu.

“Gelin sen konuşma.”

“Neden anne, sen dememiş miydin gelinlerinle ilgilen diye. İşte ilgileniyorum. Bunca yıldır bana yaptıklarınızı gelinlerime yapmanıza izin vermem. Hem Çisem hem de Asaf’ın nişanlısı Çisil, ikisinin de başımın üzerinde yeri var.”

“Hanım sen karışma.” Hikmet Bey, Erhan’ın babası da araya girerken Sevim Hanım ilk kez kocasına ters bir şekilde bakmıştı.

“Ben karışmayacağımda kim karışacak Hikmet Bey? İstediniz oğlum geldi ailenin başına geçti. Tüm düzenini bozarak işlerin başına geçti. Kimi severse onunla yuvasını kurar. Elini oğullarımın üzerinden çekin Allah aşkına.” Sevim Hanım güçlükle öfkesini bastırmıştı.

“Neyse burası konuşacak yer değil. Hadi yemeğe başlayalım.” Çisem şaşkınlıkla kayınvalidesinin konuşmasını dinlerken onun desteğini aldığı için mutluydu. Hikmet beyin sözleri ile yemekler yenmeye başladığında Çisem kucağında ki bebeği öperek önündeki yemeğin suyuna batırarak bebeğin ağzına veriyordu. Evin’in gözü sürekli oğlunun üzerindeydi.

“Yenge bana ver istersen sen rahat yemeğini ye.” Evin çocuğunu almak istediğinde karşıdan konuşan kadınla sinirlenmişti.

“Uğursuzluk olur gelin hanım, anasına ver bebeği.”Evin’in gözleri duyduğuyla dolarken Çisem dişlerini sıkmıştı.

“Ne biçim konuşuyorsunuz siz? Ne uğursuzluğu, asıl uğursuzluk sizin dilinizde!” Çisem geldiğinden beri ilk kez sinirlenmişti. Kendisine laf edilmesine ses çıkarmazdı ama Allah’ın emanet ettiği bir meleğe laf etmek Çisem’i delirtmişti. Erhan karısının çıkışıyla az önce konuşan yengesine ters bir şekilde bakmıştı.

“Yenge ayıp olmuyor mu? Hakkında konuştuğun senin torunun…” Çisem kocasının sözleriyle daha da sinirlenmişti.

“Ananesi mi? Allah sizi daha fazla dertle sınar bilmiyor musunuz? Yazık… Bu yaşınıza gelmişsiniz nasıl konuşacağınızı bilmiyorsunuz.” Çisem sinirle masadan kalkarken Erhan gözlerini kapatarak beklenen çıkışı beklemişti.

“Gelin otur yerine?” babaannesi yemek masasından kalkılmasından hiç hoşlanmazdı. Nitekim çıkışıyla da belli etmişti. Çisem bakışlarını yaşlı kadına çevirirken kadının gözlerinde ki sinir karşısında hafif gülümsemişti.

“Kusura bakmayın Nedret Hanım, böyle düşünceleri olan kişilerle aynı masada olmayı kendime saygısızlık olarak görürüm. Size afiyet olsun. Nasılsa buradayım kimin ne olduğunu, kim olduğunu anlarız.” Çisem kocasına dönerek hafif gülümsedi. “Müsaade var mıdır ağam?” dediğinde aslında ondan izin almak değildi amacı, sadece kocasını diğerlerinin karşısında yüceltmek istemişti.

“Elbette Hanım ağam,” dediğinde Çisem gözlerini büyüterek adama bakmıştı. Gözlerini o kadar büyütmüştü ki genç adamın o mavi gözlere vurulduğunu fark edememişti.

“Erhan sen ne dersin?”

“Karım ne isterse onu yapabilir babaanne, hatırlatırım elini öptürmediğin birini masana oturtmazdın sen ne oldu?” Kadın sinirden masanın kenarına dayalı olan bastonunu alarak sertçe yere vurmuştu. Garip bir şekilde masa kalabalık olsa da birkaç kişi hariç kimse konuşmuyordu.

“Kendine gel Erhan, sen aileyi böyle mi yöneteceksin?”

“Ailede herkesin kendi hayatı var babaanne, ben sadece destek olmak için buradayım. Gel dediniz ailenin başına geç dediniz yaptım. Kararı siz verdiniz ben uyguladım. Bundan sonra benim kararlarıma saygı duymanızı beklerim. Ben sizin ağanız isem karım da Hanım Ağanız. Ona yapılan bana yapılmış olur.”

“Size afiyet olsun, annecim, babacım,” diyerek salondan kucağında Araf ile çıkan genç kadın arkasından söylenenleri umursamamıştı. Salondan çıkar çıkmaz derin bir nefes alan genç kadın ne kadar gergin olduğunu yeni anlıyordu. Tüm bedeni kasılmıştı.

“Zeliha, hanıma yemek hazırlayıp odaya götür.” Çisem genç adamın gür sesini duyunca merdivende duraksamıştı. Kollarında ki melek kıpırdanıp duruyordu. Araf’ın ellerini yüzünde hissedince genç kadın neredeyse ağlayacaktı. Gözleri görmeyebilirdi ancak bebek elleriyle kimin kucağında olduğunu anlamaya çalışıyor gibiydi.

“Canım, sen ne kadar tatlı bir şeysin,” diyen Çisem bebeğin yanaklarını öpmeye başlamıştı. Merdivenlerden çıktıktan sonra birkaç çalışanın bakışlarının altında dairesinin kapısını açıp içeriye girmişti. Salonda oturan genç kızı görünce duraksayan Çisem, kızın oturduğu yerden hızla kalkarak ellerini önüne bağlayıp başını aşağıya eğmesiyle kaşlarını çatmıştı.

“Adın Zeynep’ti değil mi?”

“Evet hanımım…”

“Zeynep ben sana ne söyledim? Başını dik tut, bir daha eğdiğini görmeyeceğim.”

“Ama hanımım…” genç kız tedirgin bir şekilde konuşmak isterken kadının kucağında ki Araf’ı görünce şaşırmıştı. Kızın şaşkınlığını fark eden Çisem sormadan edememişti.

“Neden Araf’ı ilk kez görüyormuş gibi bakıyorsun Zeynep?”

“Şey hanımım, Araf’ı kucağına almanıza şaşırdım. Genelde Araf’ı Evin abladan başkası tutmaz da…” dediğinde Çisem dişlerini sıkmıştı.

“Ne demek tutmaz, bu çocuğu seven yok mu bu evde?”

“Sevim hanımım arada seviyor Hanım Ağam,” Çisem odanın kapısının tıklatılmasıyla “Gel,” diye seslenmişti. İçeriye elinde üzeri yemekle dolu tepsiyle Erhan girince genç kadın şaşırdı.

“Erhan, hayırdır sen neden geldin?”

“Karımla yemek yemek için, sen çıkabilirsin Zeynep,” diyerek kızı gönderirken Çisem kucağında ki bebeği güvenli bir yere oturtarak kocasının elindeki tepsiyi koyması için sehpanın üzerini boşaltmıştı.

“Beni nereye getirdin sen?” derken Erhan elindeki tepsiyi sehpanın üzerine koyarak yere oturup sırtını kanepeye yaslamıştı. Çisem adamın rahat tavırlarına başını iki yana sallayarak karşılık verdi.

“Burası benim gerçeğim Çisem. Kocaman bir ailenin üyesiyim. Artık sende bu ailedensin.” Çisem adamın içten sözleriyle ne söyleyeceğini bilememişti. Emeklemeye çalışan Araf’ı kucağına alan genç kadın çocuğa dikkatle bakıyordu.

“Araf’ı babası nerede?”

“Öldü. Araf henüz bir yaşındaydı. Babası ölünce ailesi Evin’i geri gönderdi.” Çisem duyduklarından hoşlanmamıştı. Özel bir çocukla genç bir kadını aileden kovar gibi göndermek onun anlayabileceği bir şey değildi.

“Sizin buralarda erkek torun kıymetli olmaz mıydı, neden Araf’ı kendileri büyütmek istemedi?” Erhan karısının sorusuyla üzgün bir şekilde küçük bebeğe bakmıştı. Üç yaşında olsa da gelişemediği için daha küçük gösteriyordu.

“Eksik bir veliahttı kendilerine kusur olarak gördüler. Bu yüzden aileden dışlandı gibi…” Çisem bebeği göğsüne bastırarak mis gibi kokusunu içine çekmişti.

“Bu meleği nasıl aileden aforoz ederler. Allah sormaz mı hesabını? Üstelik yetim olduğunu bile bile nasıl böyle davranırlar.” Çisem neredeyse ağlayacak duruma gelmişti. kapının tıklatılmasıyla Erhan başını geri çevirerek “Gel,” dediğinde koridordan büyük salona giren Evin’i görünce hafif gülümsemişti.

“Gel kardeşim,” Evin mahcup bir şekilde yanlarına yaklaşırken yutkunarak konuşmuştu.

“Ben Araf’ı almaya geldim ağabey, size yeterince rahatsızlık verdik.”

“O nasıl söz Evin, duymamış olayım. Bundan sonra beni ablan olarak bil. Bu küçük adam da benim yeğenim. İhtiyacın olduğunda muhakkak bana söylemelisin.” Evin minnetle genç kadına bakarken odadan gelen ağlama sesiyle Çisem yerinden kalkacakken Erhan ondan önce davranarak ayaklanmıştı.

“Ben alırım Ayaz’ı sen otur.” Evin bebek sesi duyunca şaşırmıştı. Gözleri Erhan’ı takip ederken Çisem kadının şaşkınlığına hafif gülümseyerek “Otursana Evin, ayakta kaldın,” dedi. Evin çekingen bir şekilde otururken Erhan kucağında Ayaz ile yanlarına gelmişti.

“Annesi bu afacan acıkmış, doyur istersen.” Çisem başını sallayarak yerinden kalkarken Evin Erhan’ın kucağında ki bebeğe sevgiyle bakarak gülümsemişti.

“Maşallah, Allah sağlıkla büyütmeyi nasip etsin abi.”

“Amin kardeşim hepimizin çocuğunu,” dediğinde Çisem kollarında ki meleği Evin’e uzatmıştı.

“Ben Ayaz’ı doyurayım geliyorum. Siz oturun.” Çisem odaya geçerken Erhan Evin’in karşısına geçerek oturmuştu.

“Anlat bakalım Evin, nasıl gidiyor. Var mı canını sıkan bir durum.”

“Şükür halimize ağabey, tek sıkıntım Araf’ım. Başka bir sıkıntım yok.”

“Ne oldu, Araf’a kötü bir şey mi oldu?” Evin mahcup bir şekilde başını aşağıya eğerken gözleri dolu dolu olmuştu.

“Biliyorsun ağabey, Araf’ımın hala bir kimliği yok. Üç yaşına girdi, kocamın tarafı nüfusa kayıt ettirmedi onu.” Erhan dişlerini sıkmıştı. Zamanında Evin’in kocası bebeği nüfusuna almadığı için şimdi zorluğunu yaşıyordu. Gencecik bir kadını bir başına bıraktıkları için ailesine öfke duymaya başlamıştı.

“Amcam üzerine alacaktı ne oldu?”

“Söyledim ama zamanı gelmedi dedi. Geçen gün hasta oldu hastaneye götüremedik. Doktor eve geldi ama…”

“Anladım kardeşim.”

“Ağabey Allah rızası için şu işi bir halletsen. Sen kocamın ailesiyle konuşursan onlar belki kabul eder kimliği çıkartmayı. İlerde çocuğun okula gidecek. Şimdi bir şekilde idare etsek bile ilerde kimliksiz hiç bir şey yapamayacak.” Erhan annesinin kucağında ki bebeğe bakmıştı. Belki de şuana kadar ailede gördüğü en güzel bebekti. Kaderinin güzel olması için içinden dua ediyordu.

“Sen endişelenme Evin, ben kimlik meselesini hallederim.” Evin mutlulukla genç adama bakarken Çisem kucağında oğluyla salona dönmüştü.

“Ayaz arkadaşıyla tanışmaya geldi.” Çisem’in neşeli bir şekilde konuşması ortamın havasını değiştirmişti.

“Bak halası bu küçük adamın adı Ayaz Cihangir. Araf’ın yeni arkadaşı olacak.” Evin yerinden kalkarak Ayaz’ın yanağını okşamıştı. Ayaz’ın bakışlarıysa Araf’ın üzerindeydi. Küçücük elini uzatarak Araf’ın yüzüne dokununca Araf’ın aniden Ayaz’ın elini tutmasıyla Çisem gülümsemişti. Araf küçük bebeğin elini o kadar sıkı tutuyordu ki Ayaz’ın bundan şikayetçi olmaması genç kadını rahatlatmıştı.

“Biz gidelim de siz yemeğinizi yiyin.” Evin iki bebeğin elini ayırırken Araf huzursuzlanmaya başlamıştı.

“Narin nerede?” Çisem etrafta göremediği küçük kızı merak etmişti. Erhan kadının sorusuyla rahat bir şekilde “Konağın içinde oynuyordur,” dediğinde Çisem’in içi sıkılmıştı. Aklına küçük kızın sözleri gelince kucağında ki oğlunu Erhan’ın kucağına vererek “Ben Narin’e bir bakayım,” dedi. Erhan itiraz edemeden Çisem hızla odadan çıkmıştı. Arkasından gelen Evin’in seslenmesiyle duraksasa da kısa süren duraksama sonrası hızla merdivenlere yönelmişti.

“Çisem abla neden bu kadar endişelisin?”

“Narin’i geldiğimizden beri görmedim. Endişelenmemek elde değil.” Evin kadının samimi sözleri karşısında hafif gülümsemişti.

“O zaman konağın arka bahçesine bakmalısın. Narin orada oynamaya bayılır.” Evin’in sözlerinden sonra teşekkür ederek hızla merdivenlerden inip çalışan kadından arka bahçeye nasıl gidebileceğini öğrenerek hızla o tarafa doğru ilerlemeye başlamıştı. Konağın içinden geçen geniş koridordan arka bahçeye geçtiğinde gördükleri karşısında sinirle solumuştu.

“Hemen kızımı bırak!”

****

Çisem aileye hızlı bir giriş yaptı gibi. Bu hikaye öyle gösteriyor ki temposu hiç düşmeyecek gibi. Yorumlarınızı ve fikirlerinizi bekliyorum.

1.BÖLÜM <<<<<<——>>>>>> 3. BÖLÜM

27760cookie-checkS.S. Kalpler 2. Bölüm