Ocak 11, 2023 Yazarı mermaridyy 20

Gelincik Çiçeği 58. Bölüm

Herkese keyifli akşamlar arkadaşlar. Umarım bu bölümü beğenirsiniz. Keyifli okumalar.

***

Genç kız önünde ki mezar taşının üzerine elini gezdirirken gözünden akan tek damlaya engel olamamıştı. Gördüğü o rüyadan sonra hayatına devam etmeye çalışıyordu ama pek başarılı olduğunu düşünmüyordu. Üstelik rüyasında kendisine işaret edilen kişini yanı başında bulması ise Asya için oldukça üzücü olmuştu. Kendini suçlu hissediyordu. Sevdiği adam soğuk toprağın altında yatarken o hayatına devam ediyordu ve bu durum Asya’yı perişan ediyordu.

“Asya kızım?” genç kız arkasından gelen sesle birden titremişti. Ağır bir şekilde oturduğu yerden kalkarak arkasını döndüğünde kendisine gözü yaşlı bakan kadına ne söyleyeceğini bilememişti. Sinan’ın annesi karşısında ona ıslak gözlerle bakıyordu. Genç kızı baştan aşağıya süzerek üzgün bir şekilde başını iki yana sallamıştı.

“Melahat anne?”

“Kendine ne yaptın kızım?” kadının acı dolu bakışlarına karşılık Asya buruk bir şekilde gülümsemişti. Yaşlı kadın bakışlarını oğlunun mezarına çevirirken derin bir nefes almıştı. Başında ki türbendini düzelterek birkaç adımla oğlunun mezarına yaklaşmıştı. Yıllar olmuştu ama acısı hala tazeydi. Bir anne evladını kara toprağa koyduğunda ruhunun yarısını da oraya gömüyordu.

“Özür dilerim Melahat anne, seni görmeye gelemedim.” Genç kız mahcup bir şekilde geri çekilerek kadına yer verirken Melahat Hanım başını iki yana sallayarak kıza dönmüştü.

“Zor zamanlar geçiriyordun Asya ama bu şekilde yapmamalısın. Çok gençsin, hayatına devam etmelisin. Oğlumun huzur bulması için kendini toparlaman gerekiyor.” Genç kız kadının sözleri ile yeniden incilerini dökmüştü. Yaşlı kadın nişanlandıklarından beri Asya’yı kızı gibi bağrına basmıştı. Ne dış görünüşüne takılmış ne de oğluna kendisi için kötü bir laf söylemişti.

“Onu özlüyorum Melahat anne. Kolay değil devam etmek.”

“Yine de yapmalısın, dışarıda senin için bekleyen doğru adamı bulunca onu geri çevirmemelisin.” Asya kadının sözleri ile duraksamıştı. Ona göre bu sözler öylesine edilen sözler değildi. Kaşları çatılarak Melahat hanıma bakmıştı.

“Neden böyle konuşuyorsunuz?” kadın derin bir iç çekerek kızı cevaplamıştı.

“Annenle hala konuştuğumuzu biliyorsun değil mi Asya? Bana birinden bahsetti…” dediğinde Asya yutkunmuştu. Genç kız ne söyleyeceğin bilememişti. Kadının bahsettiği konu bu mezar başında konuşulacak bir konu değildi.

“Melahat anne lütfen, burada olmaz.”

“Neden olmasın? Sinan’ım da duyar belki sevdiği kadının hayatına devam ettiğini. Oğlum sen mutlu olunca mutlu olurdu Asya, bırak artık ölüyle yaşamayı.” Asya bakışlarını kaçırırken bir şey söyleyememişti. Kadının bakışları arkada bir yere takıldığında hüzünle gülümsedi.

“O mu?” Asya kadının ne dediğini başta anlayamamıştı. Bakışları kadının baktığı yere dönünce yutkunmadan edememişti.

“Şey…”

“Anladım kızım, hadi duamızı edelimde çıkalım buradan?” Asya kendini mahcup hissediyordu. Sefa’ın orada ne aradığını merak ederken bu işin altından da annesinin çıkacağına emindi. İkili ellerini açıp dualarını ederken yaşlı kadın güçlükle oturduğu yerden kalkarak Asya’nın yardımıyla mezarlığın çıkışına doğru ilerlemişti. Sefa genç kızın yanında ki kadını tanımasa da onun kim olduğunu hemen anlamıştı. Arabanın önünde başını hafif eğerek ikilinin yaklaşmasını beklerken kadının öne doğru atılmasıyla genç adam hızlı davranarak düşmesine engel olmuştu.

“Dikkat edin,” diye nazikçe konuşan genç adam Asya’ya bakmadan kadının doğrulmasına yardımcı olmuştu.

“Yaşlılık işte evladım, artık eskisi gibi yürüyemiyoruz.”

“Senin burada ne işin var Sefa?” Asya genç adama sorarken kesinlikle yargılamak ya da kırmak için sormamıştı. Gerçek bir merak vardı ses tonunda.

“Annen burada olduğunu söyleyince gelmek istedim. Yanlış bir zamanda geldim sanırım. Rahatsız etmek istemezdim.”

“Yok evladım ne rahatsızlığı. Seni gördüğüme çok sevindim,” diyen kadın Sefa’yı şaşırtmıştı. Genç adam Asya’ya niyetini belli etse de ondan kesin bir kabulleniş alamamıştı.

“Başınız sağ olsun teyzecim. Allah sizlere sabır versin,” diyen adam kadının kırışık elini yüzünde hissetmişti. Anne şefkatiyle adamın yüzünü avuçlarken yanağından aşağıya bir damla yaş akmıştı.

“Kızıma iyi bak emi, onun yeniden acı çekmesine izin verme.” Sefa şaşkınlıkla kadına bakarken Asya’nın da kendisi kadar şaşırdığını görünce hafif gülümsemişti.

“Allah izin verirse Melahat teyze? Siz de bir oğlunuzun olduğunu unutmayın. Her zaman yanınızda olacağız.” Kadın genç kıza dönerek hafif gülümsemişti.

“Hadi kızım siz gidin?”

“Seni de bırakalım Melahat anne, tek başına burada kalma.”

“Yolunuzdan geri kalmayın evladım, ben şuradan bir taksi çevirim.” Yaşlı kadının sözleri ile Sefa araya girmişti.

“Olur mu öyle şey Melahat teyze, hadi arabaya geç. Bizim önemli bir işimiz yoktu.” Asya genç adamı onaylarken itirazlar eşliğinde kadını arabanın ön koltuğuna oturtmuştu. Asya genç adamın açtığı arka kapıdan arabaya binerken oldukça sessizdi. Sefa direksiyona geçerken aynadan arkada oturan kıza kısa bir bakış atmıştı.

“Kahvaltı yaptın mı?” Asya kendisine gelen soruya cevap vermeyerek sessizliğini korurken annesinin çoktan Sefa’ya kahvaltı yapmadığını söylediğini tahmin edebiliyordu. Sefa onun cevap vermeyeceğini anladığında yanında ki kadına dönerek hafif gülümsedi.

“Ne dersin Melahat teyze, hep birlikte güzel bir kahvaltı yapalım mı?” kadına göz kırparken yaşlı kadın adamın ne yapmaya çalıştığını anlamıştı.

“Olur evladım, zaten kızımda bir deri bir kemik kalmış. Kendine hiç bakmıyor.” Asya kendi hakkında konuşan ikiliye kısa bir bakış atarak sessizliğini korumuştu. Araba hareket ettiğinde genç adam ve yaşlı kadın sanki yıllardır tanışıyorlarmış gibi koyu bir sohbete dalmıştı. Asya ise ikilinin konuşmasını belli etmeden dinliyordu. Bir yanı üzülürken diğer yanı Sefa ile Melahat annesinin anlaşmasına seviniyordu.

***

“Hayatım kardeşin bu gün mü dönecekti?” Han Cemile ile telefonda konuşurken Cemile hala genç adamın kendisine kurduğu sevgi sözcüklerine alışamamıştı. Odasında yatağının üzerine oturmuş sırtını başlığa dayayarak telefonla konuşuyordu. Annesi Akasya’nın ailesinin evine gitmişti. Bu gün kadınlar toplanmış Akasya’nın yengesine ziyarete gitmeye karar vermişti.

“Akşama geleceklerini söylemişlerdi. İnşallah bir aksilik olmadan dönerler. Çok özledim ikisini de.”

“O zaman yarın hep birlikte kahvaltı yapalım.”

“İsterdim ama anneme sormadan bir şey söyleyemem.”

“Sor o zaman?” genç adam heyecanla konuşurken Cemile gülümsemişti.

“Annem evde değil.”

“Evde yalnız mısın?” Cemile adamın sorusuyla duraksamıştı. Adamın sesinde tedirginlik akıyordu.

“Evet, neden sordun?”

“Hemen geliyorum Cemile, ben gelmeden kapıyı kimseye açma olur mu?” Cemile genç adamın sözleriyle ne söyleyeceğini bilememişti. Han’ın neden bu kadar tedirgin olduğunu da bilmiyordu.

“Sorun mu var Han? Neden böyle konuşuyorsun?” Han telefonu kapatmadan önce, ”Oraya gelince söyleyeceğim. Sen benim dediğimi yap sadece,” dediğinde Cemile yutkunarak telefonu kapatmıştı. Genç adamı bu şekilde tedirgin edebilecek tek şey vardı.

İsmail!

Eski kocasının hala hapiste olduğunu biliyordu. Başka ne olabilirdi de Han bu kadar endişeli davranmıştı. Telefonundan annesini arayarak cevap vermesini bekledi.

“Anne ne zaman geleceksin?” Deniz Hanım kızının sorusuyla kısa bir duraksamadan sonra ona cevap vermişti.

“Bir şey mi oldu kızım, kardeşin mi aradı?”

“Yok anne aramadılar. Han buraya geliyor sen ne zaman dönersin onu merak ettim.”

“Birazdan çıkarım kızım, siz oturun.” Cemile annesinin de tedirgin olduğunu hissederek derin bir nefes almıştı.

“Sen rahatına bak anne, beni düşünme. Gerekirse biz dışarıya çıkarız.” Evde genç adamla yalnız kalması onun için doğru olmayacaktı. Bu yüzden erkenden hazırlanmaya başlamıştı. Yaklaşık yarım saat sonra evin zili çaldığında genç kadın Han’ın geldiğini düşünerek kapıyı açtığında karşısında daha önce hiç görmediği bir kadını bulunca duraksamıştı.

“Buyurun birine mi baktınız?”

“Cemile sen misin?” Cemile kadının sert konuşması karşısında dikkatle kadına bakmıştı.

“Kimin sorduğuna bağlı, kim soruyor?” Cemile temkinli şekilde kadına yaklaşırken evin önünde duran arabadan hızla inen adamı görünce hafif gülümsemişti. ,

“Anne burada ne işin var?” Cemile genç adamın karşısında ki kadına ‘anne’ diye hitap etmesiyle şaşırmıştı.

“Anne mi?” kadın oğluna öfkeyle bakarken bakışları yeniden Cemile’ye dönmüştü.

“Oğlumu sen mi baştan çıkardın?”

“Anlamadım?” Cemile şaşkınlıkla orta yaşlı kadına bakarken duraksamıştı.

“Anne nasıl konuşuyorsun?”

“Sen karışma Han, bu kadın yüzünden ailemize sırt çevirdin sen.”

“Ben kimseye sırt çevirmedim anne, siz benim kararlarıma saygı duymadınız.”

“Kararım dediğin dul bir kadını karın yapmak mı?” Han dişlerini sıkarak annesine bakarken saygısızlık etmemek için kendisini zor tutuyordu. Cemile kadının çıkışıyla gözleri dolu dolu olmuştu. Han genç kadının ağlamak üzere olduğunu görünce dayanamayarak kadının yanına giderek onu göğsüne çekmişti.

“Ağlama güzelim, ben halledeceğim.” Yaşlı kadın oğlunun davranışı ile iyice çileden çıkmıştı.

“Böyle mi kandırdı seni, timsah gözyaşları dökerek.” Cemile geri çekilmek isterken Han onu bırakmamıştı.

“Kimsenin beni kandırdığı yok anne, aksine onu ikna etmek için ben uğraşıyorum. Bu yaptığınla da benim mutluluğuma engel oluyorsun. Eğer Cemile benden vazgeçerse bir daha size yüzümü göstermem.” Kadın oğlunun kesin sözleri karşısında duraksamıştı. Han bir şeyi söylüyorsa muhakkak yapardı. Yaşlı kadının gözleri dolarken Cemile dayanamayarak adamdan geri çekilmişti.

“Han, lütfen anneni alıp gider misin? Benim düşünmeye ihtiyacım var.” Genç kadın biraz daha orada durursa ağlayacağını biliyordu. Kalbi parçalanmıştı. Kadının gözündeki nefreti unutmasına imkan yoktu.

“Cemile lütfen…” Cemile başını iki yana sallayarak buruk bir şekilde gülümsemişti.

“Sonra konuşuruz.” Genç adamın tüm itirazlarına rağmen kapıyı kapatarak eve girmişti. Han kapıya vursa da Cemile açmamıştı. Genç adam annesine dönerken gözlerinden ki yıkılmışlık kadını gafil avlamıştı.

“Mutlu musun anne? Sayende pamuk ipliğine bağlı olan mutluluğum gitti.” Yaşlı kadın bir şey söyleyecekken Han hızla arabasına binerek oradan ayrılmak istediğinde annesini getiren arabadaki kadını görünce öfkesi daha da artmıştı. Araba hızla oradan uzaklaşırken Cemile arabanın sesini duyunca tülün arkasından giden adama bakmıştı. Yaşlı kadın hala kapısında dikiliyordu. Gözleri kadının sallantıda olan bedenini tararken endişelenerek hızla kapıya koşup açmıştı.

“İyi misiniz?” diye sorarken kadının gözleri kararmaya başlamıştı. Cemile güçlükle kadını evin içine alırken dış kapıyı kapatarak salona doğru ilerlemişti. Kadını salonda ki koltuğa oturturken ona hemen bir bardak su vermişti. Kadın sessizce kendisine verileni kabul ederken Cemile ne yapacağını bilmiyordu.

“Bir hastalığınız var mı?” kadın Cemile’ye bakarken genç kadın ne söyleyeceğini bilememişti. Dış kapının açılış sesini duyunca Cemile hızla kapıdan içeri giren annesine bakmıştı.

“Kızım Han oğlum gelmedi mi?” Deniz Hanım sorarken Cemile üzgün bir şekilde annesine bakmıştı.

“Geldi gitti anne.”

“Bir şey mi oldu?” Cemile salona giren annesinin susması ile arkasından elindeki tansiyon aletiyle salona girmişti. Genç kız oturan kadının tansiyonunu ölçerken yüksek oluğunu fark edince annesinin tansiyon ilaçlarından birini kadının eline vermişti.

“Misafirimiz mi vardı kızım?” Deniz Hanım dikkatle orta yaşlı kadına bakarken oldukça sıcak bir şekilde gülümsemişti.

“Han’ın annesi anne, kendisi beni ziyarete gelmiş.” Deniz Hanım sessizce oturan kadına daha bir dikkatle bakarken başını sallamıştı.

“Hoş geldiniz. Geleceğinizi bilseydik hazırlık yapardık.”

“Hazırlığa gerek yok, fazla kalmayacağım.” Kadının çıkışıyla Deniz Hanım gülümsemişti. Onun bakışlarından neden orada olduğunu anlayabiliyordu. Bir zamanlar aynı bakışları kendi kayınvalidesinde de görmüştü.

“O kadar yol geldiniz, bir çayımızı içmeden gitmeyin bari. Anladığım kadarıyla Han oğlum fazla kalamadı.” Kadın Deniz hanımın kendi oğluna ‘oğlum’ diye hitap etmesini gözlerini kısarak dinlemişti.

“Başka çocuğunuz var mı?” kadının sorusuyla Deniz Hanım gülümsemişti.

“Bir oğlum var, şuanda yurtdışında. Bu gün gelecek Allah nasip ederse.” Kadının gözleri Cemile’ye kaydığında genç kız yerinde kıpırdanmıştı.

“Ben size bir ayran getireyim.” Cemile kadının itiraz etmesine fırsat bırakmadan hızla salondan çıkmıştı.

“Kızınızın oğlumla olan münasebetini onaylamıyorum.” Deniz Hanım kadının ani çıkışıyla gülümsemişti. Civcivini korumak için kabaran anne tavuklara benziyordu. Anlayışla kadına bakarken yerinde dikelerek oturuşunu daha özgüvenli bir hale getirmişti.

“Kızımı tanıyor musunuz?” kadın gelen soruyla kaşlarını çatmıştı.

“Tanımama gerek yok. Benim için dul olması kafi…”

“Anlıyorum. Han oğluma üzüldüm doğrusu.” Kadın Deniz hanımın sözleriyle kaşlarını çatmıştı.

“Siz kim oluyorsunuz da benim oğluma üzülüyorsunuz?”

“Anne, lütfen bu konuyu kapatalım. Reyhan teyze misafirimiz.” Cemile salona girdiğinde son konuşmaları duymuştu. Han daha önce annesinden kendisine bahsettiği için onun ne kadar sabit fikirli olduğunu biliyordu.

“Neden kapatayım kızım. Ben sizi başkaları hor görsün diye büyütmedim. Çok şükür ne senden ne de kardeşinden bir saygısızlık görmedim.” Reyhan hanıma dönerek sözlerine devam etmişti. “Reyhan Hanım, ben çocuklarımı babasız en iyi şekilde büyütmeye çalıştım. Oğlum okudu ama kızımı okutamadım. Şimdi dışarıdan okumaya çalışıyor. Oğlun kızımı sevdiğini söyledi. Allah var Han oğlum iyi biri. İstedim ki kızım yuva kursun mutlu olsun. Ancak hor görüleceği bir ailede kızımın yeri yok. Yıllardır kocası tarafında esir gibi yaşadı benim kızım. Bundan sonra ne kadar sevse de mutlu olamayacağı bir yere gitmesine izin vermem.”

“Anne lütfen…”

“Sen karışma Cemile, bunca sene sustum. Aynı şeyleri yaşamana izin vermem. Söyle Han oğluma misafir olarak başımın üzerine yeri var ancak bu evliliğe artık benimde rızam yoktur.” Deniz Hanımın sert sözleri ile Cemile yutkunurken Reyhan Hanım şaşkınlıkla Deniz hanıma bakmıştı.

“Anne…”

“Son kararım Cemile, üsteleme. Reyhan Hanım çayını içtikten sonra taksi çağıralım.”

“Gerek yok, benim arabam var dışarıda.”

“Şu içinde evi gözetleyen kadının olduğu araba mı?” Reyhan Hanım yerinde kıpırdanırken Deniz Hanım alayla gülümsemişti.

“Anlaşılan sizin aklınızda bir gelin adamı vardı. Tabi arabadaki Han’ın kardeşi değilse. Size bir tavsiye, evladınızı mutsuz olacağı bir evliliğe zorlamayın. Umarım Han oğlum kalbi gibi güzel insanlarla karşılaşır.” Cemile annesinin her bir sözünde daha da umutsuzluğa düşüyordu.

“Anne Cenk’ler gelecek.”

“Gelsinler akşam konuşuruz ailecek. Eminim kardeşinde Han ile birlikte olmana izin vermeyecektir.” Cemile’nin yanağından aşağıya bir damla akarken orta yaşlı kadın gözlerini kaçırarak yerinden kalkmıştı.

“Anlaştığımıza göre benim daha fazla kalmama gerek yok.” kadın dış kapıya yönelirken Cemile kadını geçirmek için peşinden gitmişti.

“Rehan Hanım, hakkınızı helal edin. Üzdük sizi, emin olun oğlunuzu yanıma yaklaştırmayacağım.” Cemile kadının şaşkın bakışları arasında kapıyı kapatırken kapının arkasına yaslanarak sessizce ağlamaya başlamıştı.

“Anne?” Deniz Hanım kızına sarılırken geri çekilerek ıslak yanaklarını silmişti.

“Korkma hayatım, her şey hallolacak. Biraz zaman ver.”

“Anne Han bu durumu kabullenmeyecektir.” Deniz Hanım kızına hak verse de Han’ın annesinin rızasını alabileceğine inanıyordu.

“Hadi kızım sen bunları düşünme. Han sizin için doğru olanı yapacaktır.” Cemile annesine bir şey söylemezken elinden üzülmekten başka bir şey gelmemişti. Deniz Hanım kızına akşam için hazırlanmasını söyleyerek Alya’nın ve Cenk’in en sevdiği yemekleri yapmaya başlamışlardı.  

***

“Her şey hazır mı Alya, bir şey unutmadık değil mi?” Cenk bavulları kontrol ederken aldıkları hediyelerle ek bir bavul daha doldurmuşlardı.

“Hazır merak etme, bilgisayarı çantaya koydun değil mi?” Cenk başını sallarken kaldıkları odayı son bir kez kontrol ederek valizleri kapının önüne koymuşlardı. Angela ve Antonia onları havaalanına bırakacaktı. Hep birlikte kaldıkları evden çıkarken Angela genç kızın beline sarılarak yürümeye başlamıştı.

“Tekrar bekliyorum Alya, bu olmadı. Bir sonraki gelişinde bol bol gezeriz.” Alya kocasına kısa bir bakış atarken Cenk’in gülümsemesi ile “İnşallah,” demişti. Cenk ve Antonia valizleri arabanın bagajına yerleştirirken iki kız arkaya geçerek sohbet etmeye başlamıştı. İki adam da yol boyunca sohbet ederken havaalanına geldiklerinde valizleri vererek uçak saatine kadar kafede bir şeyler içmeye gitmişlerdi.

“Sizi de bekleriz Angela, gelin güzel ülkemizi gezeriz.”

“Elbette geleceğiz Alya, bu da söz mü? Hem belki balayına geliriz değil mi Antonia?” genç kız sevgilisine sorarken Antonia kızı onaylayarak başını sallamıştı.

“Şu projeler bitsin ilk sizi ziyarete geleceğiz.” Cenk kolunda ki saate bakarak Alya’ya dönmüştü.

“Alya kalkmamız gerek, uçak saati geldi.” Alya üzgün bir şekilde yerinden kalkarken arkadaşına sıkıca sarılmıştı. Onlarla vedalaşmak Alya için kolay olmamıştı. Uzayan araştırmayla neredeyse bir aydır birliktelerdi ve birbirlerine oldukça alışmışlardı.

“Beni aramayı unutma Angela, mutlaka görüşelim. Ayrıca yeni araştırmalardan beni de haberdar edin.”

“Elbette ederiz. Seninle meslekten konuşmak oldukça eğlenceli.” İkili sarılarak ayrılırken güvenlik kapısından geçerek son kez arkadaşına el sallamıştı. İkili el ele uçağa bindiklerinde uzun sürecek olan uçuşun daha rahat geçmesi için kulaklıklarını takmış, birbirine yaslanarak gözlerini kapatmışlardı.

Uçağın sallanmasıyla gözlerini aralayan Cenk hemen yanındaki genç kıza bakmıştı. Yaklaşık on üç on dört saatlik bir uçuş gerçekleştireceklerdi. Buna göre Türkiye saatiyle gece beşte İstanbul’da olmaları gerekiyordu. Kolunda ki saatine bakan genç adam uçağın iniş saatine daha iki saat olduğunu anlayınca uçağın yeniden sallanmasıyla etrafına bakınmıştı. Alya elini sıkıca tutmuş başı omzunda uyuyordu. Hostes yanından geçerken sessizce kadından su istedi.

“Cenk neler oluyor?” Alya başını kaldırıp uykulu gözlerle genç adama bakarken genç adam hafif gülümsemeyle karısını izliyordu.

“Yok bir şey Alya, türbülansa girdik. Kısa sürdü ama sen uyu.” Hostesin getirdiği suyu alan Cenk genç kıza bakarak “Su ister misin Alya?” diye sordu. Alya genç adamın suyundan birkaç yudum alırken geriye kalan suyu Cenk içmişti. Alya adamın kendi içtiği suyu bitirmesiyle hafif gülümsemişti. Kocası onun yediği kaşıktan yiyor, içtiği bardaktan içiyordu. Bu durum Alya’yı mutlu ederken Cenk’in bazen bunu bilinçsizce yaptığını düşünüyordu.

“Kaç saat daha var?”

“İki saatten az kaldı Alya, hadi uyu sen ben seni uyandırırım.” Genç kız başını iki yana sallayarak önündeki ekrandan film açarak kulaklığın birini genç adama vermişti.

“Yeterince uyudum, film izleyelim.” Cenk kulaklığı takarken aradaki kolu kaldırarak karısını kendisine çekmişti. Genç kız adamın göğsüne sığınırken çoktan filmi unutmuştu.

 “Bizimkileri çok özledim.”

“Hafta sonu yanlarına gideriz. Biliyorsun okuldaki işlemleri halletmemiz gerek.”

“Haklısın, birkaç gün daha dayanabilirim.”

“Annem şimdi bir sürü yemek yapmıştır.” Cenk’in sözlerine Alya gülmüştü. O da genç adam gibi emindi Deniz annesinin hazırlık yaptığına. Yolculuk boyunca sohbete den genç çift iniş anonsunu duyunca kemerlerini takıp İstanbul semalarına bakmaya başlamıştı. Hava henüz aydınlanmadığı için ışıl ışıl olan şehir çok güzel görünüyordu. İniş yapıldıktan sonra valizleri için bagaj bölüme geçtiler. Giderken otoparka bıraktıkları arabalarına doğru ilerleyen ikili arabayı görünce derin bir nefes aldı.

“Hadi evimize gidelim.” Yol boyu aydınlanan havayla sonunda eve geldiklerinde pencerenin kenarında bekleyen Deniz hanımı gören Alya kocaman gülümseyerek elindeki valizi bırakıp kapıya doğru koşmuştu. Kadın kapıyı açar açmaz sevinçle boynuna sarılan genç kız Cenk’in kahkaha atmasına neden olmuştu.

“Sizin gibi gelin kaynana görmedim, bu ne özlem.”

“Sen karışma.” Alya geri çekilerek kadının elini öperken Cenk valizleri kapıya kadar taşıyarak annesinin elini öpmüştü.

“Nasılsın anne?”

“Çok şükür sağ salim geldiniz ya daha ne isterim.” Annesinin sözleri ile genç adam kadına sarılmıştı. Valizleri eve aldıktan sonra Cemile ile de sarılıp hasret gideren ikili Deniz hanımın hazırladığı masaya geçmişlerdi. Hoş sohbet eşliğinde güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra Alya evine çıkarken Cenk ile öğleden sonra üniversiteye gitmek için birkaç saat iyi bir dinlenmek istemişti.

Alya’nın valizini evine çıkarıp aşağıya inen genç adam evdekilerin suskunluğundan işkillenerek ablasına baktı.

“Bir sorun mu var abla?” Cenk’in sorusuyla genç kadın gerilirken Deniz Hanım oğluna cevap vermişti.

“Önemli bir şey yok evladım, hadi sende dinlen biraz.”

“Anne beni geçiştirme lütfen, belli yüzünüzden bir şey olmuş. Ne oldu?” Cemile’nin gözleri dolarken Cenk dişlerini sıkmaya başlamıştı. Ne olmuşsa belli ki ablasıyla alakalı bir olay olmuştu.

“Sonra konuşuruz evladım acelesi yok. Yoldan geldin dinlen biraz.”

“Anne Allah aşkına siz böyle yaparken dinlenebileceğimi mi düşünüyorsun? Beni bekletmeyin de söyleyin.” Cemile derin bir nefes alarak üzgün bir şekilde kardeşine baktı.

“Dün Han’ın annesi geldi.”

“Ee ne var bunda?” Cenk Han’ın ailesinin ablasıyla arasında olan ilişkiden hoşlanmadığını biliyordu. Bu konuda kararı tamamen ablasına bıraktığı için karışmak istememişti.

“Kadın ablanla oğlunun evlenmesini istemiyor.”

“Bunu zaten biliyoruz anne, yeni bir şey değil ki.” Cemile’nin gözleri dolmuştu.

“Annem kadına oğluyla evlenmeyeceğimi söyledi.” Cenk tek kaşını kaldırarak annesine bakmıştı. Annesinin neden böyle bir şey dediğini anlayamamıştı. Han’ı ne kadar sevdiğini biliyordu ve kendisi karşı çıkmasına rağmen annesi ikisini desteklemişti.

“Hayırdır anne, ben istemiyorum dediğimde bana karşı çıkmıştın. Ne oldu da fikrin değişti?” Deniz Hanım omzunu silkerken cevap vermişti.

“Fikrimi değiştirmedim Cenk, hala ablanla Han’ın mutlu olacağını düşünüyorum. Ama Han annesini ikna etmek zorunda… Yoksa ikisinin evlenmesine izin vermem.”

“O kadın hayatta ikna olmaz. Görmedin mi anne, dul olduğum için beni oğluna layık görmüyor.”

“Halt etmiş o, ne varmış evlenip boşandıysan? Kimseyi zorla nikah masasına oturtmuyorsun. Hem sen görmedin ama kadın seni beğendi. Oğluna düşkün belli…”

“Anne ne alakası var. Kadın bana üstten bakıp durdu.” Cenk iki kadının konuşmasını daha fazla dinlemek istemediği için yerinden kalkarak “Ben odama gidiyorum, siz dedikodunuza devam edin,” dediğinde Deniz Hanım oğluna ters bir şekilde bakmıştı. Cenk odasına gidip üzerini değiştirerek yatağına uzandığında gözlerine bir türlü uyku girmemişti. Soluna baktığında Alya’yı görememek genç adamın içini sıkmıştı. Ona alışmıştı… Karısının kollarının arasında uyumasına alışmıştı ve şuanda bedeninin hissettiği yoksunluk hissinden hoşlanmamıştı. Yatağında dönüp dururken bir türlü gözüne uyu girmemişti. Sonunda uyuyamayacağını anladığında telefonu eline alarak karısına mesaj çekti.

“Yanımda yoksun uyuyamıyorum…”

Alya üzerini değiştirerek yatağına uzandığında oldukça yorgundu. Bir süre gözlerini kapatıp uyuyamaya çalışsa da başarılı olamamıştı. İnatla gözlerini kapalı tutarken içinden ihlas, felak, nas sürelerini okumaya başlamıştı. Yine de uyumayı başaramayınca yerinden doğrularak sırtını yatağının başlığına dayadı. Sıkıntıyla iç çekerken yüzü asılmıştı. Telefona gelen mesajın ekrana gelen görüntüsünü okuyunca içi buruk bir mutlulukla dolmuştu. Kendisi gibi Cenk’in de uyuyamaması kızı mutlu etmişti. İçi sıkılırken mesajı açmadan telefonu kenara bırakmıştı. Şuanda ona cevap yazamazdı. Nedense Cenk’in onunda uyuyamadığını öğrenmesini istemiyordu. Uyuyamayacağını anladığında yatağından kalkarak salona geçmiş ve bilgisayarından raporun son halini yeniden kontrol etmişti. Arkadaşlarının raporları ve kendi raporlarını inceleyerek eksik bilgileri tamamlamış ve okulun gerekli birimlerine ulaştırmak üzere hazır etmişti. Raporu hem flaş diske hem de cd ye kopyalarken okulda çıktı almak için çantasına atmıştı. Öğleye doğru hazırlanarak aşağıya indiğinde Cenk’in kapıya çıkmasıyla okula doğru yola koyuldular.

“Dinlenebildin mi?” Alya emniyet kemerini takarak genç adama dönmüştü.

“Evet sen?”

“Uyuyamadım Alya, yanımda uyumana alışmışım.” Alya adamın itirafı ile utanarak bakışlarını kaçırmıştı. Yüzünün kızardığına emindi. Başını diğer tarafa çevirirken Cenk kızın elini tutarak kendine bakmasını sağlamıştı.

“Okul tatile girer girmez düğünü yapsak ya…” Alya gözlerine masum bir şekilde bakan genç adama neredeyse gülecekti. Başını sallayarak adamı onaylarken Cenk şaşkınlıkla kıza baktı.

“Gerçekten mi? Kabul ediyor musun?” Alya yine başını sallarken Cenk kıza sarılarak sevincini belli etmişti.

“Cenk annemler bizi izliyor, hala evin önündeyiz.” Genç adam geri çekilerek yola koyulurken Alya huzurla yol boyunca gözlerini dinlendirmişti.

Bölüm binasından içeriye girdiklerinde onları gören öğrenciler sevinçle ikiliyi karşılamıştı. Alya öğrencilerin şakacı sözlerine gülerken Cenk kızın elinden tutarak araya girmişti.

“Arkadaşlar biraz işimiz var, derste görüşürüz olmaz mı? Hadi siz dersinize gidin.”

“Hocam bundan sonra dersimize siz gireceksiniz değil mi?”

“Öyle görünüyor arkadaşlar. Şimdi müsaade ederseniz toplantımız var.” Alya ve Cenk başkanlık ofisine doğru ilerlerken Alya duraksayarak adama bakmıştı.

“Raporun çıktısını alalım öyle geçelim içeri.” Cenk başını sallayarak kızın çantasından çıkardığı diski alarak fotokopi odasına geçmişti. Kısa sürede raporu üç kopya olarak çıkarıp dosyalayan Alya Cenk ile birlikte başkanın odasına geçmişti. İçeride birçok hoca vardı ve bazıları eczacılık bölümünden geliyordu. İkili dosyaları gerekli kişilere vererek kıza bir özet geçtikten sonra sunum için birkaç gün sonraya anlaşılmıştı. Alya’nın telefonun çalmasıyla genç kız telefonu sessize almak için eline aldığında ekrandaki ismi görünce yüreğinin sıkıştığını hissetmişti. Karnına saplanan ağrıyla iki büklüm olurken Cenk hızla yerinden kalkarak karısının önüne çöktü.

“Alya ne oldu?” genç kızın gözleri dolu dolu olurken güçlükle konuşmuştu.

“Bir şey oldu Cenk, Arya’ya bir şey oldu,” dediğinde genç kız olduğu yerde bayılmıştı. Cenk korkuyla ne yapacağını şaşırırken odadaki diğer hocalar şaşkınlık ve endişeyle genç kıza bakmıştı.

****

Hikayeden sıkıldınız sanırım arkadaşlar. Her geçen gün bölüm yorumları azalıyor. Son iki bölüm kaldığını belirtmek isterim. Umarım bu iki bölümde de beni yalnız bırakmazsınız. En güzele emanetsiniz.

57. BÖLÜM <<<<<<<<<<———–>>>>>>>>>> 59. BÖLÜM

27790cookie-checkGelincik Çiçeği 58. Bölüm