Ocak 16, 2023 Yazarı mermaridyy 23

S.S. Kalpler 3. Bölüm

Merhaba arkadaşlar. Umarım hikayeden keyif alıyorsunuzdur. Yeni bölümle karşınızdayım. Şimdiden Keyilfi okumalar!

***

Çisem hızlı bir şekilde arka bahçeye girdiğinde tanımadığı bir kadının Narin’in kolunu tuttuğunu görünce adeta nevri dönmüştü. Aklından saniyesinde Narin’in anlattığı olaylar gelmişti.

“Hanım ağam?” kadın titreyerek geri çekilirken Çisem gözleri alev alarak kadına bakmıştı. Narin koşarak Çisem’in beline sarılırken genç kadın kızın başını okşayıp sakinleşmeye çalıştı. Şuanda en son isteyeceği şey Narin’i korkutmaktı.

“Ne yaptığını sanıyorsun sen?”

“Hanımım valla kötü bir niyetim yoktu. Narin’i büyük Hanım istedi onun yanına götürmeye çalışıyordum.” Çisem şüpheyle kadına bakarken Narin araya girerek “Büyük babaanneye gitmek istemiyorum Çisem anne,” dedi ağlamaklı bir şekilde.

“Duydun çocuk gelmek istemiyor, neden zorluyorsun?”

“Ben ne yapabilirim hanımım, çocuğu götürmezsem büyük hanım beni sorumlu tutar.”

“Bundan sonra böyle bir durumda bana haber ver, gerekirse ben götürürüm kızımı. Bir daha Narin’in canını yakacak davranışlarda bulunma.” Kadın başını eğerek onaylarken Çisem eğilerek kızı kucağına almıştı.

“İyi misin hayatım?” Narin gülümseyerek genç kadına başını sallarken az önceki olaydan dolayı hala gözleri ıslaktı.

“Beni bırakmayacaksın değil mi?” Çisem gözlerini arkasında ki kadına çevirerek sormuştu.

“O da nereden çıktı, seni neden bırakayım?”

“Dediler ki sen çok fazla burada kalmayacakmışsın. Dayanamaz kaçarmışsın…” Narin’in sözlerine karşılık Çisem derin bir nefes almıştı. Anlaşılan daha bir gece bile kalmadan onun hakkında hüküm vermeye başlamışlardı. Ama bilmedikleri şey Çisem kolay kolay pes eden biri asla olmamıştı. Mesleği boyunca en çetrefilli davaların bile içinden alnının akıyla çıkmış biri olarak bu aileyi de yola getirmeyi bilirdi.

“Sen onlara bakma hayatım, bir yere gitmiyorum. Hem gidersem de sende benimle gelirsin.”

“Söz mü? Beni bırakmayacaksın değil mi?” Çisem kızın yanaklarını öperek gülmesine neden olmuştu.

“Söz canım, seni de Ayaz’ı da asla bırakmayacağım.” Narin’in rahatlamasıyla Çisem üzülmüştü. Küçücük bedeninde ne korkular taşıyordu bu çocuk. Konağın ara koridorundan girerek büyük avluya geçerken peşinden gelen kadına “Büyükhanım nerede?” dedi. Kadın endişeli bir şekilde cevap verirken Çisem kucağında Narin ile söylenilen yere doğru ilerlemeye başlamıştı.

“Çisem anne ben istemiyorum.”

“Korkma hayatım ben yanında olacağım. Kimse sana kötü davranmayacak. Hem büyük babaanne seni özlemiştir.” Narin omzunu silkerken söylenilen salonun ağır çift kanatlı kapısından içeriye girmişti. Salon oldukça genişti ve üç köşesine sedirler şeklinde şark köşesi yerleştirilmişti. Oldukça aydınlık olan salonda en az on kişi vardı.

“Gel kızım, neden kapıda duruyorsun?” Sevim Hanım gelinini içeriye davet ederken büyük hala ile babaanne homurdanmıştı.

“Narin’i istemişsiniz anne, onu getirdim.”

“Senden istememiştik.” Yaşlı kadının çıkışmasıyla Çisem ona aldırmayarak gülümsemişti.

“Kızımı benim getirmemde ne gibi bir sakınca var?” Çisem’in sorusuyla homurtular yükselirken Narin kollarını genç kadının boynuna dolayarak inmek istememişti.

“Torunum gelsene yanıma,” diyen yaşlı kadının sesi oldukça ürkünçtü. Çisem bile kadının ses tonundan gerilmişti.

“Narin hayatım babaanne çağırıyor, hadi ona selam ver.” Narin başını genç kadının boynuna gömerek denileni yapmamıştı. Çisem kendisi yaşlı kadına doğru ilerleyerek kucağında kızıyla kadının boş olan yanına oturunca herkes şaşkınlıkla ona baktı. Neden kendisine bu şekilde baktıklarını anlamasa da umursamamıştı.

“Sana oturabileceğini söylemedim.”

“İzin istediğimi sanmıyorum Nedret Hanım. Görüyorsunuz ki kucağım dolu ve uzun süre ayakta kalamam.” Kadın sinirlenirken kapıda beliren Erhan kucağında ağlayan Cihangir ile kadınlara selam vermişti.

“Çisem, Ayaz’a bir baksan susturamadım.” Çisem yerinden kalkarak kocasına doğru ilerlerken kadınların varlığını unutmuştu.

“Niye ağladı ki şimdi, normalde usludur.” Erhan karısının kucağında ki kızını görünce ‘ne oluyor?’ der gibi başını sallamıştı. Kızı başını kadının boynuna gömmüş çıkarmıyordu.

“Narin, babacım neden bana bakmıyorsun?” Narin babasının sesiyle başını kaldırırken Erhan kızının ıslak gözleriyle yutkunmuştu.

“Baba, Cihangir neden ağlıyor?”

“Çünkü Araf’ı annesi götürdü.” Çisem kocasının cevabıyla hafif gülüşmemişti. Anlaşılan küçüğü Araf’ı sevmişti.

“Ama Araf onu yer,” diyen kızla salonda buz gibi bir hava esmişti. Erhan şaşkınlıkla kızına bakarken Sevim Hanım elini ağzına götürerek üzüntüyle torununa bakmıştı.

“Bunu sana kim söyledi?” Erhan’ın sert çıkan sesiyle bakışları salonda ki ailenin kadınlarına çevrilmişti. Büyükler onların kızları ve gelinleri hepsi bir birine bakarken Çisem üzgün bir şekilde küçük kızı yere bırakarak göz teması kurmaya çalışmıştı.

“Hayatım, Araf bir bebek seni nasıl yesin. Hem o çok güzel bir bebek. Allah onu özel olarak yaratmış. Sana kim söyledi bunu?” Narin’in durgunluğu Çisem’i daha da germişti. Erhan araya girerek kızına eğildi.

“Söyle kızım, korkma kimse sana bir şey yapamaz. Baban burada hadi söyle kim sesi korkuttu?”

“Dicle abla dedi,” dediğinde Erhan’ın öfkeli bakışları salonda Dicle’yi aramıştı. Yengesi Hesna hemen ayağa kalkarken Erhan’ın bakışları ona dönmüştü.

“Küçücük çocuğun dediğine mi inanacaksınız?” kadın sesini yükseltince Çisem arya girmişti.

“Kim bu Dicle?” Erhan Çisem’in öne çıkmasıyla kolunu tutmuştu. Genç kadının çıkışması Narin’in gözlerinin dolmasına neden olmuştu.

“Çisem sakin ol biraz?” Erhan kendi öfkesini unutmuş Çisem’in sakin olması için ona telkinlerde bulunuyordu.

“Ne sakin olacağım Erhan, görmüyor musun? Kızımı Allah’ın verdiği bir melekle korkutmaya çalışıyor. Kim bu kalbi şeytanlaşmış kişi?” Çisem’in ani çıkışıyla Hesna öne çıkmıştı.

“Sen kimin kızına şeytan diyorsun? Haddini bil gelin yeni geldin geri bas almayayım ayağımın altına.” Çisem şaşkınlıkla kadına bakmıştı.

“Haddimi mi bileyim? Sen kendine annemi diyorsun birde? Hiç mi Allah’tan korkmuyorsun. Bir kızın diğer kızının çocuğuna zülüm ederken. Üstelik bu çocuk bir yetim… Allah sorar hesabını.”

“Sen karışma, benim kızım nasıl davranacağını bilir.” Çisem kadına iyice yaklaşarak dişlerinin arasından konuşmuştu. Kanı alev almış etrafındakileri yakacak kadar kaynamıştı. Henüz bu gün gördüğü kişilerin yaptıkları kanına dokunmuştu. Üstelik onları tanımaya başlamamıştı bile.

“Söyle o kızına bir daha Narin’in, Araf’ın ya da oğlumun yanına yaklaşmasın. Yoksa Allah yarattı demem mahvederim. Sokağa çıkacak yüzü kalmaz.” Çisem kadının çemkirmesine aldırmadan arkasını dönüp Narin’i kucağına alırken bu kez evin en büyüğüne Nedret hanıma dönmüştü.

“Siz insanlara saygı öğretmeye çalışacağınıza yaşını başını almış kızınıza merhameti öğretin. Nitekim hiç nasiplenmemiş merhametten.” Çisem Erhan’ın şaşkın bakışları arasında kızını alıp salondan çıkıp gitmişti. Ardında yüksek bir uğultu bırakırken Sevim Hanım iç çekerek gelinin arkasından gururlanmıştı. Anlaşılan konağın hanımı kendi yapamadığını yapacak, aileyi dize getirecekti.

“Oğlum hadi sen git karının yanına.”

“Gelin gördün mü gelininin saygısızlığını? İpini sıkı tut…” Hesna Hanım araya girerken Sevim Hanım gülümseyerek ona bakmıştı.

“Sözlerinde haksız bir yan var mıydı? Benim gelinimin ipi seni ilgilendirmez. Oğlum almış karısı yapmış. Benim de başım üstüne…” Sevim Hanım keyifle oradan çıkarken arkadan Hesna’nın kayınvalidesine dert yanmasını duymuştu.

“Oğlum bir bekle hele…” Sevim Hanım Erhan’ı merdiven başına yakaladığında genç adam merakla annesine bakmıştı.

“Bir şey mi oldu anne?”

“Bak oğlum bu gün ilk gününüz ve kadın kadınların gözüne çok battı. Söyle biraz geri dursun, üzülmesini istemem.” Erhan annesine katılsa da Çisem ‘in geri durmayacağının farkındaydı.

“Ben söylesem de Çisem geri durur mu bilmem anne. Çocuklar onun hassas noktası. Ayrıca sende duydun, Dicle kızımı korkutuyor. Bu olurken biz neredeydik anne? Siz neden bunu fark etmediniz?”

“Ne bileyim oğlum o kadar ileri gideceğini bilmiyordum.”

“Nerede o şimdi?”,

“Teyzesine göndermişlerdi, gelir bir iki güne.” Erhan kızın evde olmamasına sevinmişti. Hissettiği öfkeyle yanlış bir şeyler yapabileceğini biliyordu. Biraz sakinleştiğinde elbet onunda cezası verecekti. Kızına bu korkuları yaşatan kimse kolay kolay kurtulamayacaktı.

“Neyse hadi sen odana git de karını sakinleştir.” Erhan başını sallarken kucağında ki bebek Sevim hanıma gülümsemeye başlamıştı.

“Maşallah ne kadar büyüdü paşamız. Allah bahtını güzel yapsın.”

“Anne seninle konuşmak istediğim bir konu vardı. Babamla konuşamam sadece senin düşüncen önemli benim için.” Sevim Hanım merakla oğluna bakarken Erhan sonra konuşacağını söyleyerek odasına gitmişti.  Dairesinin kapısından içeriye girdiğinde içeriden ses duymayı beklemiş ama sessizlikle karşılaşmıştı. Salona girdiğinde Çisem kanepede oturmuş, kucağına yatan Narin’in saçlarını okşuyordu.

“Sakinleştin mi?” Çisem kocasının sorusuyla başını kaldırıp ona bakmıştı.

“Aklım almıyor Erhan, bu kadın nasıl biri ki küçücük çocuğu korkutmaktan geri durmuyor?”

“Sen merak etme yaptıklarının hesabını soracağım.”

“Bundan sonra Narin’i evden kimseye emanet edemem. Oğluma kimsenin yaklaşmasını da istemiyorum.” Erhan genç kadının isteğini anlayabiliyordu.

“Onu odada hapsedemeyiz.” Erhan karısının karşısına otururken Çisem’in gözleri onun kucağında ki oğluna takılmıştı.

“Onu korumak için buraya geldim ama buradakilerin de Soner’in ailesinden bir farkı yokmuş.” Çisem’in dalgınca konuşması Erhan’ın içini acıtmıştı.

“Bana güvenmiyor musun?” Çisem adamın gözlerine bakarken buruk bir şekilde gülümsedi.

“Sana güvenmesem burada olmazdım. Sadece korkuyorum…”

“Korkma diyemem sana Çisem, sadece dikkatli olmanı istiyorum. Buralarda güç çok önemlidir. Güç sahibi olmak için yapamayacakları şey yoktur. Kadınların hükmü yokmuş gibi görünse de asıl gücü onlar elinde tutar. Bunu çoğu kişi bilir ama kimse itiraf edemez. Özellikle evli kadınlar kocalarını ellerinde oynatabiliyor. Tabi birazcık aklı varsa.” Erhan son sözleriyle genç kadını gülümsetmişti.

“Ne yani şimdi seni parmağımda mı oynatmam gerekiyor?”

“Senin buna ihtiyacın yok Çisem. Farkında değilsin ancak konumunla buradaki en güçlü kadın sensin.” Çisem şaşkınlıkla genç adama bakarken onun ciddi olup olmadığını anlamaya çalışıyordu.

“Şaka ediyorsun?”

“Aksine çok ciddiyim. Şuanda senin olduğun yeri almak için elinden gelen her şeyi yapacak kadınlar var. Elindeki gücü iyi kullanmaya çalış Çisem. Burada ki kızların umudu sen olacaksın.” Çisem yutkunarak kendisine ciddi bir şekilde bakan adama bakmıştı. Onun sözleri karşısında gerilirken ne yapacağını düşünmeden edememişti.

“Ne yapmam gerekiyor?”

“Zamanla kendin anlayacaksın. Sadece konakta takılıp kalma. Çık dolaş, insanların derdini dinle. Ama sakın tek başına olma, her zaman yanında birkaç adam olsun.” Çisem düşüncelere dalarken kucağında uyuyan kız kıpırdanınca usulca yerinden kalkarak Narin’i kucağına alıp odasına götürmüştü. Üzerine ince bir pike örttükten sonra odasının kapısını kapatarak salona döndüğünde Erhan’ın Cihangir’i oyun parkına koyduğunu görmüştü. Daha önce fark etmediği birçok çocuk oyuncağını yeni gören Çisem derin bir iç çekti.

“Bu kadar masrafa ne gerek vardı?”

“Çoğu zaten vardı. Annem geleceğimizi duyunca kendince almak istemiş”

“Annen evleneceğimizi biliyor muydu?” Erhan kadının şaşkın ifadesine gülmüştü.

“Sence? Annem çocuklarının aldığı her kararı bilir. Gerekirse arkalarında durur. Yanlış bir kararda ise annemden daha muhalefet birini bulamazsın. Kesinlikle göründüğünden daha kararlı bir yapısı vardır.”

“Sevim anne iyi bir kadın, nasıl oldu da babanla evlendi? Buralı değil gibi?” Çisem ağzından çıkanları fark edince mahcupça genç adama baktı. Erhan kadının sözlerine gülerken başını iki yana sallamıştı.

“Değil zaten, annem göçmen benim. Babam sevince almış işte.” Çisem tek kaşını kaldırırken Erhan daha fazla konu üzerine durmak istemediği için hemen araya girmişti.

“Aslında yapacak çok işim var. Malum şirketi toparlamam gerekiyor. Bir kaç gün eve geç gelebilirim idare edebilir misin?”

“Sen beni düşünme, eğer avukata ihtiyaç olursa yardım edebilirim.” 

“Aklımda bulunsun karıcım, hadi sen dinlen. Ben Zeynep’i Cihangir’e bakması için gönderirim.”

“Gerek yok oğlumla birlikte uyuruz biz.” Erhan bir şey demezken Çisem’in aklına abisinin düğünü gelmişti.

“Ne oldu?”

“İki hafta sonra abimin düğünü var gideceğiz değil mi?”

“Elbette gideceğiz. Sorman bile hata. Ne de olsa tek kayınbiraderim.” Erhan gülerken Çisem adamın ne çok güldüğünü düşünmeye başlamıştı.

“Neyse biz dinlenelim.” Oyun parkında ki oğlunu alarak yatak odasına geçen genç kadın bebeğin altını temizleyip yatağına yatırmıştı. Kendisi de oğlunun yanına uzanarak bebeğini emzirerek uyutmuştu. Yorgundu, hem de çok yorgun ancak asıl yorgunluğu daha ilk günden yaşadıkları yüzündendi.

“Allah’ım sen bana yardım et.”

***

Genç adam odadan çıktıktan sonra bir süre koridor balkondan aşağıda ki koşuşturmayı izlemişti. Anlaşılan yarın ki toplantı için şimdiden hazırlıklar başlamıştı. İçi rahattı, kimseye hesap verecek durumu yoktu. Evlen demişlerdi evlenmişti. Bakışları az önce çıktığı kapıya yönelirken gülümsemeden edemedi. Karısı odlukça dişli çıkmıştı. Onun bu kadar dik duruşlu olacağını düşünmemişti.

“Erhan ağam, Hikmet ağamlar seni bekliyor.” Anlaşılan babası ve amcası yine iş başındaydı. Derin bir nefes alarak nerede olduklarını bildiği adamların yanına doğru ilerlemişti. Genelde evin adamları konağın sonunda ki büyük salonda toplanırdı. Kapısı aralık olan salona girdiğinde selam vererek kendisi için ayrılan başköşeye doğru ilerlemişti.

“Geldiğinden beri konuşamadık yeğenim, nasılsın?” Amcasının sorusuyla ona bakmıştı.

“Çok şükür amca, sağlık sıhhat yerinde, başka ne isterim ki.” adam yerinden kımıldanırken bu kez babası araya girmişti.

“Bu evlilik mevzusu nereden çıktı Erhan, neden benim haberim yok?”

“Sevdim aldım baba, bunu senden öğrendim.”

“Bu kadar kısa sürede o kadını sevdiğine inanmamı mı istiyorsun?”

“Neden? Sende annemi ilk gördüğünde sevmemiş miydin?” Hikmet Bey yerinde rahatsızca kımıldanırken bu kez Nusret araya girmişti.

“Bizden olmayan bir kadını aldın başımıza getirdin. Ağalar bundan hiç hoşlanmayacak.”

“Ağaların neden hoşlanıp hoşlanmayacağı beni ilgilendirmez. Onların istediği kadınla da evlenmiştim. Ne oldu, aşireti rezil etti.”

“O bir hataydı, eşin olacak kız hazırdı. Onlara sormadan evlenmen hiç iyi olmadı.” Amcasının sözleriyle dişlerini sıkmıştı genç adam.

“Evliliğim hakkında kimseye söz hakkı vermedim. Karıma yapılacak saygısızlığı bana yapılmış sayarım. Biliyorsun amca, bana yapılan saygısızlığı nasıl cezalandıracağıma en yakın şahit sen olmuştun. Ayaklarını denk alsınlar.”

“Oğlum amcanla düzgün konuş.”

“Hak edene hak ettiği cevapları veriyorum. Ayrıca konak neden bu kadar kalabalık? Olmaması gerekenleri de konağa toplamışsınız.”

“O nasıl söz evladım, hepsi ailemiz.”

“Hepsi vaktiyle evlenip gittiler baba, neden geri döndüler. Evleri mi yok, ne bu?” Erhan daha önce konakta yaşamayan halalarını ve eniştelerini görünce sinirlenmişti. Babaannesinin başının altından çıktığına emin olduğu bu durum tamamen kendi ve karısına yapılan bir plandan ibaret olmalıydı. O yaşlı kadın kendi istediği olmadığı sürece herkesi düşman olarak görürdü.

“Sakın bunu babaannenin yanında söyleme…” Hikmet Beyin sözleriyle genç adam düşüncelerinde haklı çıktığını anlamıştı.

“Madem babaannem konağı evli çocuklarıyla doldurmayı istiyor o zaman ben karımı alıp diğer konağa geçerim. Ne oldukları belli olmayan adamların arasında karımı barındırmam.” Salonda ki konuşma boyunca sessizce dinleyen diğerleri hızla yerinden kalkmıştı. Bunlardan ikisi halalarının kocalarıydı. Oğulları da konuşmadan hoşlanmadıklarını belli etmek için babalarına destek olmaya çalışmıştı.

“Erhan ağa sözlerin ağır olmadı mı?” Erhan konuşan genç adama bakarak hafif gülüşmemişti. Büyük halasının oğluydu ve evli bir adamdı.

“Ağır olan ne? Yanlış mı konuştum. Sizin eviniz barkınız yok mu? Bildiğim kadarıyla babam size oldukça cömert davranıştı. Sen evli değil misin? Karının yanında kırk yıl yabancı kuzenlerin varken rahat edebilecek misin?” Erhan’ın açık sözlülüğü karşısında adam bir şey söyleyememişti. Bakışlarını kaçırması onunda bu konuya katıldığını belli ediyordu.

“Ben zaten çok kalmayacağım.” Erhan tek kaşını kaldırırken eniştesi olacak adam oğluna ters bir şekilde bakmıştı.

“Oğlum sen ne dersin?”

“Erhan haklı baba, hepimizin burada ne işi var. Ananem istedi diye tüm düzeni bozup buraya geldik. Başımı nereye çevirsem tanımadığım adamlarla karşılaşıyorum. Birkaç gün sonra karımı oğlumu alıp eve dönerim ben.” Nusret bu konuşmadan hoşlanmayarak araya girmişti.

“Oğlum sakin ol. Koskoca konak size mi dar geldi. Herkese yetecek kadar yer var burada?”

“O yüzden mi kızını hizmetlilerin kaldığı kata yerleştirdin?” Erhan amcasına öfkeyle bakarken Evin’in alt odalardan birinden çıktığını görünce çalışanlardan birine sorup orada kaldığını öğrenmişti.

“Evin’i bu konuya karıştırma.”

“Neden? Elin oğluna sahip çıkmaya çalışacağına kızına sahip çık önce amca. Madem benim başa geçmemi istediniz bu düzensizlik giderilecek önce. Enişte, birkaç gün kalın ve evinize dönün. Babaannenim neler planladığını az çok tahmin edecek kadar onu iyi tanıyorum. Boş yere kızlarınızın adını çıkarmayın. Çünkü ne ben başka bir kadın alacağım ne de kardeşlerime kızlarınızla evlenmelerine izin veririm. Bu kadar işgüzarlık yeter. İsteseniz de istemeseniz de düzen değişecek. Beğenmeyen yol orada gidebilir.” Erhan babasının tüm söylemlerini geride bırakarak salondan çıkıp gitmişti.

“Abi ne der bu oğlun?” Nusret Hikmet beye çıkışırken Hikmet Bey sıkıntıyla nefesini dışarı vermişti.

“Üzerine çok gidersek daha da inat eder. Biraz rahat bırakalım.”

“Rahat mı bırakalım, yarın ağalar toplanacak.”

“İyi ya bırakalım ağalar onunla konuşsun.” Hikmet Bey yerinden kalkıp giderken yeğenleri onun ardından şaşkınlıkla bakmıştı. Yaşlı adamın omuzları yorgunlukla çökmüştü. Yıllardır ailenin başında adaletli bir şekilde aşireti yönetiyordu. Bazen hiç istemediği kararları vermek zorunda kalmış ve o kararlar vicdan yükü olarak omuzlarına binmişti.

Oğlunun peşinden giderken onun konaktan ayrıldığını görünce yaşlı adam üzülmüştü. Artık kimseyle uğraşacak gücü yoktu. Yaşlı kalbi buna izin vermiyordu.

“Kızım, annemler nerede?” yanından başını öne eğerek geçen çalışan kıza sorarken kız yutkunarak çekinikçe cevap vermişti.

“Büyük salonda ağam,” diye. Hikmet Bey büyük salona doğru ilerlerken onu gören çalışanlar hemen başlarını eğip işlerine devam ediyordu. Salonun kapısından içeriye girerken annesi ve büyük ablasının konuşmasına kulak misafiri olmuştu.

“Anne bu Erhan başımıza iş açacak demedi deme. Kim olduğu belli olmayan kadını getirdi karım diye başımıza dikti.”

“Fazla dert etme kızım, yakında ağlayarak çekip gider. Buralara alışamaz nasılsa.”

“Anne siz ne konuşuyorsunuz?” Hikmet Bey annesinin sözlerinden hoşlanmamıştı. Eğer karısına kötü davranırlarsa oğlunu kimse bu konakta tutamazdı. Bu gün o gözlerde bunu açık bir şekilde görmüştü.

“Gel oğul gel de torunumun yaptığını gör.”

“Ana gelinle uğraşmayasın, Erhan bu kez temelli gider bir daha konağa döndüremeyiz.”

“Nereye gidiyor, öyle bir şey yapamaz. O kızda bizim ailemize uygun değil.”

 “Ana sen beni öldürmek mi istiyorsun?” Hikmet beyin sesi bıkkınlıkla çıkmıştı. Bunca yıl büyüğümdür deyip annesi ne dediyse yerine getirmeye çalışmıştı. Eski topraktır vardır bir bildiği diye diye yaptıklarıyla çocuklarının evden uzaklaşmasına neden olmuştu.

“O nasıl söz oğlum, ağzından yel alsın.”

“O zaman bırak da oğlum yuvasında huzurlu olsun. Siz böyle yaptıkça ne Erhan ne de diğer çocuklarımı konağa döndüremezsiniz.”

“Orası ayrı bir konu Hikmet, oğulların artık eve dönmeli. Kaç yıl oldu aileden gittiler. Ailenin işleri yetmezmiş gibi bir de üç kuruşa memurluk yapıyorlar.” Kadın kızgın bir şekilde oğluna bakarken Hikmet Bey başını iki yana sallamıştı. Arkasını dönüp salondan çıkacakken aklına gelen şeyle duraksayıp onlara bakmadan konuşmuştu.

“Fazla yerleşmeseniz iyi olur abla, Erhan konakta kalmanızı istemiyor. Birkaç gün sonra evlerinize dönmenizi istedi.” Adamın sözleriyle Nedret Hanım bastonunu yere vururken sinirle bağırmıştı.

“Senin ağzından çıkanı kulağın duyar mı Hikmet, ne demek halalarını konaktan göndermek.” yaşlı adam bir şey söylemeden oradan ayrılırken dinlenmek için odasına çekilmişti. Diğer aile üyeleri gibi onun odası da daire şeklindeydi ancak Erhan’a ayrılan daire gibi içinde oda bulunmuyordu.

“Ne oldu Hikmet?” Sevim Hanım omuzları çökmüş bir şekilde odaya giren kocasına bakarken endişelenmişti. Daha birkaç ay önce kalp krizi geçirdiği için adama bir şey olacak korkusundan yerinde duramıyordu.

“Yok bir şey Sevim, anam işte. Kadına laf dinletemiyorum. Takmış kafayı benim çocuklarıma.”

“Anan başından beri beni istemedi Hikmet sende biliyorsun. Ona göre benimle evlenerek kanını kirlettin. Şimdide çocuklarımı akrabalarıyla evlendirerek kirlenen kanını temizlemek istiyormuş. Ahtım olsun Hikmet, kızlarımdan birini bile bu aileye yem etmem. Oğullarıma da kardaşlarının kızlarını almam.” Sevim hanımın kesin sözleri adamı daha da sıkıntıya sokmuştu. Bir yandan annesi diğer yandan karısı… Çıkmaz sokağa girmişti bir türlü çıkamıyordu.

“Nasıl biliyorsanız öyle yapın ben karışmam.” Adam üzerini değiştirerek yatağına uzanırken Sevim Hanım da odasından çıkarak yeni gelinin yanına gitmeye karar vermişti. İlk günden üzerine çok gitmişlerdi. Diğer iki gelinine nasıl kol kanat gerdiyse Çisem’i de öyle sahiplenecekti.

“Hanımım akşama ne yemeği yapacağız?” mutfak çalışanlarından biri yaşlı kadına sorarken çalışanın yorgunluğu Sevim hanımın gözünden kaçmamıştı.

“Neden bu kadar yorgunsunuz? Geç mi yattınız?”

“İşler çoktu hanımım, anca gece yarısı bitirebildik.” Sevim Hanım eve yerleşen görümceleri ve aileleri yüzünden çoğalan ev halkının çalışanların üzerine daha fazla iş yükü olduğunu bilecek kadar konakta yaşamıştı. Her kafadan bir istek çalışanlara sıralanırken asıl işlerini yapamıyorlardı. Bunun için birkaç gün yetmişti çalışanların gücünü tüketmeye.

“Neyse bundan sonra mutfakta daha hafif yemekler yapın. Büyükler hariç gençlerin emirlerini yerine getirmeyin. Kim ne istiyorsa bırakın o hazırlayıp alsın. Yemek saatlerinde diğer kızlardan yardım isteyin. Bir sıkıntı olursa da bana haber verin.”

“Peki hanımım.” Sevim Hanım Çisem’in dairesinin kapısını tıklatarak içeri girerken salonda ki sessizlik dikkatini çekmişti. Erhan’ın konaktan ayrıldığını biliyordu bu yüzden uygunsuz bir olayla karşılaşmayacağını düşünüyordu.

“Çisem kızım?” hafif seslenirken sesini çok fazla yükseltmemişti. Çocukların sesi çıkmadığına göre uyuyor olmalılardı. Yatak odasının aralık kapısından içeriye bakarken uzun zaman sonra kadının gördüğü en sıcak görüntü karşılamıştı onu. Çisem bir tarafında oğlu diğer tarafında Narin ile uyuyordu. Sessizce oradan çıkacağı sırada Çisem’in kısık sesini duymuştu.

“Sevim anne?” kadın Çisem’in uykulu yarı açıkgözleriyle karşılaşınca hafif gülümsemişti.

“Uyuyun kızım ben öylesine bakmıştım.” Çisem usulca yataktan sıyrılırken iki çocuğun üzerini örterek sessizce odadan çıkıp kapıyı kapamıştı.

“Bir şey mi oldu anne?” Çisem kadına o kadar kolay anne demişti ki kendisi bile bu duruma şaşırıyordu. Sevim Hanım evlerine ilk geldiğinde de ona sıcakkanlı davranmıştı.

“Yok kızım Erhan konaktan ayrılınca sana bakmak istedim. Yorgunsun dinlen sen.”

“Dinlendim anne, zaten yol boyunca da uyumuşum.” İkili salona geçip oturduğunda Çisem hafif gülümsemişti.

“Kahve içer misin anne, hemen alıp geleyim.”

“Sen Ahmet etme kızım ben kızlara söylerim yaparlar.”

“Yok anne mutfağın yerini de öğrenmiş olurum.” Çisem odadan çıkarken Sevim Hanım da daireyi gözden geçirmeye başlamıştı. Oğlu ilk haber verdiğinden acele ile odayı donatmıştı eksik bir şey olmasını istemiyordu.

Çisem daireden çıkınca aşağıda olduğunu tahmin ettiği mutfağa inmek için merdivenlere yönelirken oldukça seri hareket ediyordu. Çalışanların girip çıktığı kapıya yönelirken gözü sürekli etraftaki insanlara kayıyordu. Bazıları açıkça onu izlerken bazıları da başını hemen aşağıya eğiyordu. Kapıdan içeriye girdiğinde içerde birkaç kadının yemek yaptığını görmüştü.

“Hasibe abla hanımıma söyleyelim de mutfağa birkaç kişi daha alsınlar. Bu kadar kalabalığa biz yetişemiyoruz.”

“Sus kız duyacaklar şimdi. Hem Sevim hanımım bir çözüm bulacaktır.”

“Öyle de o zamana kadar yorgunluktan ölmezsek tabi…” kadın arkasını döndüğünde Çisem’i görünce endişeyle başını hemen aşağıya eğmişti.

“Hanım ağam?” kadının hitabıyla Çisem duraksamıştı.

“kolay geldin hanımlar, ben kahve yapacaktım.” Çisem’in sözleriyle mutfaktaki birkaç kişi bir birine bakmıştı.

“Siz içeri geçin ağam biz hemen yapıp getiririz.” Çisem kendinden yaşça büyük olan kadının sözlerine gülümseyerek başını iki yana sallamıştı.

“Siz işinize bakın, ben hallederim. Malzemenin nerede olduğunu söylemeniz yeterli.”

“Ama Hanım ağam…” Çisem ocağın başına geçerken duvara asılı olan cezveyi eline almıştı. Hemen üst dolaplara bakınırken önüne koyulan kahve kavanozuyla başını çevirip çalışan kıza bakmıştı.

“Teşekkür ederim, siz işinize dönebilirsiniz.” Kadınlar şaşkınlıkla ona bakarken Çisem Sevim Hanım ve kendisine az şekerli kahve yapmaya başlamıştı.

“Kızlar benim bitki çayım ne oldu?” mutfağa giren kızgın sesle Çisem kaşlarını çatmıştı. Mutfak sorumlusu olduğu belli olan kadın hemen öne çıkarak çay isteyen kıza cevap vermişti.

“Kızlar hemen yapıp getirecek Selvi Hanım.”

“Kaç saattir bekliyorum bu ne savsaklık. Hanımınız sizi böyle mi yetiştirdi?” kızın yaşlı kadına çıkışması Çisem’in hoşuna gitmemişti.

“Çok istiyorsan kendin yap, elin ayağın tutuyor nasılsa.” Kız sesin geldiği yöne dönerken sertçe konuşmuştu. ,

“Haddini bil sen kim oluyorsun da…” Çisem’i gören kız susmak zorunda kalmıştı. Genç kadın imayla kaşını kaldırarak kıza bakarken hafif gülümsedi.

“Asıl sen kimsin? Onlara bu kadar kaba davranamazsın.”

“Sen yeni geldin, konakta işlerin nasıl yürüdüğünü elbette bilemezsin. Bunlara yüz verirsen hiçbir işlerini doğru yapmazlar.”

“Orası beni ilgilendirir sanırım. Ne de olsa konaktan sorumlu kişi artık benim.” Kız iki yanda duran ellerini yumruk yaparken Çisem çalışan kızlardan birine dönerek “Kim bu kadın?” diye sordu. Çalışan kız şaşkınlıkla Çisem’e bakarken yutkunarak Çisem’i cevaplamıştı.

“Büyük halanızın kızı hanımım.”

“Dış kapının mandalı yani?” dediğinde kız öfkeyle Çisem’e çıkışmıştı.

“Sözlerine dikkat et!” diye bağıran kıza aldırmayan Çisem diğer çalışanlara dönerek konuşmasına devam etmişti.

“Anladığım akdarıyla iş yükünüz bizim gelmemizle epey artmış durumda. Bundan sonra genç olan aile üyelerine hizmet etmeyeceksiniz. Kendileri ne istiyorsa yapıp alsınlar. Özellikle mutfak bölümünde çalışanlara bunu söylüyorum. Çay mı istediler, bırakın kendileri alsın, kahve mi yapın dediler, bırakın kendileri yapıp alsınlar. Birinizin yaşlılar hariç gençlere bu tarz hizmet ettiğini görmeyeceğim. Şimdi akşam yemeğine odaklanın.” Çisem hazırladığı kahveyi fincanlara dökerken öfkeden deliye dönen kıza ters bir bakış atarak kahveleri alıp kapıya yönelmişti.

“Bu yaptığın yanına kalmayacak Hanım ağa…” kızın arkasından çemkirmesi Çisem’i sadece gülümsetmişti. Telefonu çalmaya başladığında ise arayan kişiye keyifli bir şekilde cevap vermişti.

“Sultanım!”

***

Hikaye hakkında yorumlarınızı esirgemezseniz sevinirim. Hafta sonu Final sınavım var. Şimdiden tüm AOF okuyanlara başarılar dilerim. Pazartesi bölüm gelir mi bilmiyorum ancak gelmesi için elimden geleni yapacağım. Hikaye hızlı bir giriş yaptı ve galiba tempolu bir şekilde de devam edecek. Herkese keyifli haftalar…

2. BÖLÜM <<<<<<<<————>>>>>>>>> 4. BÖLÜM

27900cookie-checkS.S. Kalpler 3. Bölüm